Zelenskiy’den Trump’a "teslimiyet" suçlaması: Yeni bir Yalta endişesi

Trump, yaptırımları hafifleterek Putin’i anlaşmaya ikna etmeyi hedefliyor; Zelenskiy ise “teslimiyet barışı”ndan endişe ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, 22 Eylül 2026’da New York’ta düzenlenen 80. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjındaki görüşmesinden, (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, 22 Eylül 2026’da New York’ta düzenlenen 80. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjındaki görüşmesinden, (Reuters)
TT

Zelenskiy’den Trump’a "teslimiyet" suçlaması: Yeni bir Yalta endişesi

ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, 22 Eylül 2026’da New York’ta düzenlenen 80. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjındaki görüşmesinden, (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, 22 Eylül 2026’da New York’ta düzenlenen 80. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjındaki görüşmesinden, (Reuters)

ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin ABD Başkanı Donald Trump’ı ülkesini Rusya karşısında teslim olmaya zorlamakla suçlamasının ardından yeni bir gerilim dönemine girdi. Öte yandan Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i bir araya getirecek olası zirveye ilişkin haberlerle gündeme geldi. Ukrayna’nın katılımının öngörülmediği belirtilen bu girişim, Moskova üzerindeki ekonomik kısıtlamaların hafifletilmesi ve savaşın geleceğine ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi.

Washington’un Moskova’ya yönelik ekonomik teşvikleri, Kiev’den Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istemesi, Ukrayna’nın savunma malzemeleri tedarikinde yaşadığı sıkıntılar ve istihbarat paylaşımına ilişkin şikâyetler, ABD’nin dengeli bir müzakere yoluyla mı çözüm aradığı, yoksa Ukrayna üzerindeki baskıyı artırarak savaşı hızla sona erdirmeyi mi hedeflediği sorularını gündeme getiriyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Bloomberg’e verdiği röportajda, “Ukrayna’yı teslim olmaya ikna etmek için bazı adımlar atıldığını düşünüyorum” dedi. Washington’un savaşı ülkesinin çıkarları pahasına hızla sona erdirmeye çalıştığına inanmak istemediğini belirten Zelensky, “Ancak görünen tablo bu” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, gazeteci Piers Morgan’a verdiği dikkat çekici bir başka röportajda ise Trump tarafından “ihanete uğramış” hissettiğini söyledi.

Bu açıklamalar, iki liderin bir hafta boyunca karşılıklı sert eleştiriler yönelttiği bir dönemde, Ukrayna yönetiminin ABD’nin niyetlerine ilişkin kamuoyu önündeki kuşkularının daha önce görülmemiş ölçüde arttığını ortaya koydu. Zelenskiy, Trump’ı otoriter liderlere yakın olmakla suçlarken, ABD Başkanı da Ukraynalıları ülkelerinin liderini seçim yoluyla değiştirmeye çağırdı.

Moskova’ya teşviklerden Kiev’e baskıya

Son gerilim, Trump’ın 9 Ekim’de ABD’nin Rusya’dan dizel yakıt satın alacağını açıklamasıyla başladı. Trump, bu adımın 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarını düşürmeye yardımcı olacağını belirtti.

Karar Ukrayna’nın tepkisine yol açtı. Rus petrol ürünlerinin daha büyük miktarlarda yeniden piyasalara girmesinin Moskova’ya ek gelir sağlayabileceği, bunun da Rusya’nın savaş finansmanını sınırlandırmayı amaçlayan Batı yaptırımlarının etkisini azaltabileceği değerlendiriliyor.

Anlaşmazlık ekonomik konularla sınırlı kalmadı. Trump, Kiev’den Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını da istedi. Ukrayna, Rus ekonomisi üzerinde baskı kurmak ve Moskova’nın askerî operasyonlarını finanse etme kapasitesini zayıflatmak amacıyla bu saldırılardan yararlanıyor.

Ukrayna açısından bakıldığında, Rusya’ya ekonomik teşvikler sunulurken Kiev’den bu baskı aracından vazgeçmesinin istenmesi, taraflar arasındaki baskı dengesini Moskova lehine değiştirebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ağustos 2025’te Alaska eyaletinin Anchorage kentinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ağustos 2025’te Alaska eyaletinin Anchorage kentinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar akşamı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Rusya’ya yakınlaşmasının gerekçesini şöyle açıkladı:

“Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek için müzakereler yürütüyorum. Rusya’nın müzakere masasından aptalca bir şekilde uzaklaşmasına yol açacak hiçbir adım atmak istemiyorum.”

Trump ayrıca Zelenskiy’nin savaşı sona erdirmek istemediğini, hatta belki de hiçbir zaman istememiş olduğunu öne sürdü.

Bu açıklamalar, iki tarafın barış kavramına farklı yaklaştığını gösteriyor. Beyaz Saray, müzakereler yoluyla çatışmaların sona erdirilmesine öncelik verirken Kiev, herhangi bir anlaşmanın Rusya’ya ileride savaşı yeniden başlatmasına imkân verecek toprak veya güvenlik kazanımları sağlamaması gerektiğini savunuyor.

Bu durum ABD yönetimi açısından bir ikilem yaratıyor. Ekonomik teşvikler Moskova’yı müzakereye yöneltebilir; ancak bu teşviklerin saldırıların durdurulması veya uygulanabilir güvenlik garantilerinin kabul edilmesi gibi somut Rus tavizlerine bağlanmaması, yaptırımların etkisini zayıflatabilir.

Üçlü zirve ve “yeni Yalta” endişesi

Trump, Putin ve Şi Cinping arasında olası bir zirveye ilişkin haberler, ABD-Ukrayna anlaşmazlığına daha hassas bir boyut kazandırdı.

Şarku’l Avsat'ın Wall Street Journal’da dün yer alan haberden aktardığına göre Putin, 9 Ekim’de Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde, kasım ayında Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında üçlü bir toplantı yapılmasını önerdi. 18-19 Kasım tarihlerinde düzenlenmesi planlanan zirvede Ukrayna savaşının Moskova’nın koşullarına uygun biçimde sona erdirilmesinin ele alınması öngörülüyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, önerinin gayriresmî olarak görüşüldüğünü doğruladı. Ancak toplantının gerçekleştirilmesi veya gündemi konusunda henüz anlaşmaya varılmadığını belirtti. Gazeteye konuşan bir ABD'li yetkiliye göre Trump da toplantıya katılmayı henüz kabul etmedi. Dolayısıyla söz konusu zirve, kesinleşmiş bir diplomatik düzenleme değil, Rusya tarafından ortaya atılmış öneri niteliği taşıyor.

Buna rağmen, önerilen formatta Ukrayna’nın yer almaması, büyük güçlerin başka ülkelerin geleceğini kendi aralarında belirlediği anlaşmalara ilişkin kaygıları yeniden gündeme getirdi.

Bu kaygılar, 1945’te ABD Başkanı Franklin Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin’in bir araya geldiği Yalta Konferansı’nı hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın düzeninin şekillendirildiği toplantıda Almanya’nın, Polonya’nın ve Nazi işgalinden kurtarılan ülkelerin geleceği ele alınmıştı.

Wall Street Journal’a göre Kiev’in temel endişesi, böyle bir toplantının yapılmasından çok, müzakerelerin Ukrayna’nın kabul edebileceği bir anlaşma arayışından çıkarak ABD, Rusya ve Çin arasında olası bir uzlaşmanın sınırlarını belirleme sürecine dönüşmesi. Böyle bir durumda Zelenskiy üzerinde, ortaya çıkacak sonuçları kabul etmesi için baskı kurulabileceği değerlendiriliyor.

Putin açısından ise zirve, henüz bir anlaşmaya varılmadan diplomatik kazanım sağlayabilir. Rusya’nın dünyanın en büyük iki ekonomik gücüyle doğrudan müzakere eden bir aktör olarak konumunu pekiştirmesi mümkün olabilir. Çin de Moskova’yı önemli tavizler vermeye zorlamaya hazır olduğu anlamına gelmeksizin, uluslararası arabulucu rolünü güçlendirebilir.

Patriot füzeleri ve istihbarat paylaşımı krizi

19 Ekim 2026’da Ukrayna’nın Dnipro kenti yakınlarında, Rus hava saldırısında yıkılan bir evin bulunduğu alanda duran bir kadın (Reuters).
19 Ekim 2026’da Ukrayna’nın Dnipro kenti yakınlarında, Rus hava saldırısında yıkılan bir evin bulunduğu alanda duran bir kadın (Reuters).

Diplomatik gelişmeler, Ukrayna’nın kendisini savunma kapasitesini ilgilendiren daha hassas bir anlaşmazlıkla eş zamanlı olarak gelişti.

New York Times’ın haberine göre Ukraynalı yetkililer, Ukrayna kuvvetlerinin kullandığı güvenli uydu iletişim ağına getirilen kısıtlamalardan ve Rusya’nın balistik füze saldırılarına ilişkin ABD istihbaratı tarafından sağlanan erken uyarılardaki kesintilerden şikâyet etti.

Zelenskiy, Kiev’in pazar akşamı düzenlenen füze saldırısından önce ortaklarından erken uyarı almadığını söyledi. Ukrayna Hava Kuvvetleri Sözcüsü Yuriy İhnat da saldırıların ilk dalgasından önce uyarı yapılmadığını doğrularken, pazartesi sabaha karşı gerçekleşen sonraki dalgadan önce uyarıların ulaştığını belirtti.

ABD’li yetkililer ise Rus balistik füzelerine ilişkin istihbarat paylaşımının durdurulduğu iddiasını reddetti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bazı uyarıların ulaşmamasını erken uyarı sistemindeki bir yazılım sorunuyla ilişkilendirdi ve son saldırıda yaşananları açıklayamadığını söyledi.

Bu nedenle kesintilerin Kiev üzerinde baskı kurmak amacıyla ABD tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirildiğini kanıtlayan kamuya açık yeterli veri bulunmuyor.

Sorun, Ukrayna’nın Rus balistik füzelerini önlemek için kullandığı Patriot hava savunma sistemlerine ait önleyici füze eksikliğiyle daha da ağırlaşıyor. Zelenskiy, özellikle Ortadoğu’daki savaş nedeniyle küresel talebin arttığı bir dönemde Washington’un bazı füzelerin teslimatını geciktirdiğini söyledi.

Ukrayna makamlarının açıkladığı verilere göre Rusya, Kiev ve çevresini hedef alan bir saldırıda 16 balistik füze ve yaklaşık 270 insansız hava aracı (İHA) kullandı. Ukrayna Hava Kuvvetleri, 240’tan fazla İHA’nın düşürüldüğünü bildirdi.

Saldırı, ABD’nin savaşı sona erdirme çağrıları ile Ukrayna’nın sahada karşı karşıya olduğu askerî koşullar arasındaki uçurumu ortaya koyuyor. Hava savunma kapasitesindeki herhangi bir azalma, Ukrayna yönetimi üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.

Rusya ve İran: Putin için yeni bir diplomatik koz mu?

Ukrayna krizine paralel olarak Moskova, ABD ile İran arasındaki gerilim konusunda da diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Tahran’ı ziyaret ederek İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Lavrov, temasların bölgedeki geniş çaplı bir savaşın yeniden başlamasını önlemeyi amaçladığını belirtti.

Şarku’l Avsat'ın Washington Post’tan aktardığına göre bu girişimler, Putin’e ABD yönetiminin öncelikli gündemindeki iki krizin çözümüne katkı sağlayabilecek bir aktör olarak Rusya’yı öne çıkarma fırsatı sunuyor: Ukrayna savaşı ve İran’la yaşanan gerilim.

Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksaması da Trump açısından enerji iş birliğini daha önemli hâle getiriyor. ABD Başkanı, ara seçimler öncesinde ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunuyor.

Bununla birlikte, Washington’un Rusya üzerindeki baskıyı azaltması karşılığında Moskova’nın İran konusunda arabuluculuk rolü üstlenmesini öngören bir takas anlaşmasının varlığını doğrulayan kesin kanıt bulunmuyor. Ancak iki diplomatik sürecin eş zamanlı ilerlemesi, Kremlin’in Washington yönetimiyle iletişim kanallarını genişletmesine ve diplomatik manevra alanını artırmasına imkân tanıyabilir.

Kongre ve Avrupa’da kaygılar artıyor

Trump’ın politikası, özellikle Kongre’de endişelere yol açıyor. ABD Başkanı, eylülde kabul edilen bir yasada öngörülen yaptırımların uygulanmasını askıya almak için başkanlık yetkilerini kullandı.

16 Ekim’de yayımlanan başkanlık kararnamesi, ABD’nin ulusal çıkarlarıyla bağlantılı muafiyetlere izin veren bir hükme dayanıyordu. Bu adım, söz konusu yetkilerin Moskova üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan yasama iradesiyle ne ölçüde örtüştüğü konusunda tartışma başlattı.

ABD ve Avrupa’daki siyasi çevreler, yaptırımların hafifletilmesinin Rusya’ya askerî operasyonlarını sürdürdüğü bir dönemde ekonomik rahatlama sağlayabileceğinden endişe ediyor.

Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat bazı Kongre üyeleri, doğrulanabilir Rus taahhütleri alınmadan yaptırımların kaldırılması veya hafifletilmesi nedeniyle Trump yönetimini sert biçimde eleştirdi. Bu adımların Putin’in mevcut politikalarını değiştirme motivasyonunu azaltabileceğini savundular.

Beyaz Saray ise ekonomik kazanımların Moskova açısından müzakereleri daha cazip hâle getireceği hesabını yapıyor.

Avrupa’daki kaygılar da Ukrayna’nın dışarıda bırakılabileceği üçlü zirve ihtimaliyle artıyor. Çünkü topraklar veya güvenlik garantileri konusunda varılabilecek herhangi bir anlaşma yalnızca Kiev’in geleceğini değil, Avrupa kıtasının güvenliğini de doğrudan etkileyecek.

Trump bir uzlaşmayı kabul ettirebilir mi?

Analistlere göre yaşanan gelişmeler, ABD’nin Ukrayna savaşına yönelik baskı politikasında önemli bir değişime işaret ediyor. Trump yönetimi, Rusya’yı yaptırımlar ve diplomatik izolasyon yoluyla savaşı durdurmaya zorlamaya odaklanmak yerine, Moskova’ya ekonomik teşvikler sunarken, Kiev’den askerî ve diplomatik tutumunu değiştirmesini daha güçlü biçimde talep ediyor.

Bu yaklaşım, Putin’i açık koşullara dayalı bir ateşkesi kabul etmeye yöneltirse diplomatik bir fırsat yaratabilir. Ancak belirleyici olan, ABD yönetiminin ekonomik teşvikleri somut Rus tavizlerine dönüştürebilmesi, Ukrayna’ya uygulanabilir güvenlik garantileri sunabilmesi ve Avrupa ülkelerini olası bir uzlaşmanın birkaç yıl sonra yeni bir savaşa yol açmayacağına ikna edebilmesi olacak.

Buna karşılık Moskova, yaptırımların hafifletilmesini ve Washington ile Kiev arasındaki anlaşmazlığı Batı’nın baskı kapasitesinin zayıfladığına dair bir işaret olarak yorumlarsa, bu yaklaşım yeni riskler doğurabilir.

Trump’ın önünde iki temel engel bulunuyor. İlk olarak Moskova, başlıca taleplerinden vazgeçmeye hazır olduğunu henüz açık biçimde göstermiş değil. İkinci olarak ise Kiev’in kabul etmediği bir uzlaşmanın uygulanması ve uzun vadede sürdürülmesi zor olabilir. Bu durum, söz konusu anlaşma Washington veya Pekin tarafından desteklense bile geçerliliğini koruyor.



Fransa’nın yaşadığı son yılların en şiddetli olayları hakkında neler biliyoruz?

Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
TT

Fransa’nın yaşadığı son yılların en şiddetli olayları hakkında neler biliyoruz?

Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)

Fransa, son yılların en şiddetli toplumsal olaylarına sahne oluyor. Göstericilerle polis arasında çatışmalar yaşanırken araçlar ateşe verildi, kamu binaları basıldı. Ülkenin bir kentindeki tarihi belediye binasında çıkan yangın büyük hasara yol açarken, şiddet ve yağma olayları ülke genelindeki protestolar sırasında büyük kentlere yayıldı.

Yetkililer, hafta sonu boyunca yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını açıklarken, binlerce şirket ve mağazanın tahrip edildiğini veya yağmalandığını bildirdi. Yaşam maliyetindeki artışı ve okullardaki kötü koşulları protesto etmek amacıyla yüz binlerce kişinin katıldığı barışçıl gösteriler ise şiddet olaylarının gölgesinde kaldı.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda biber gazından göz gözü görmediği anlarda göstericiler kaçışırken görüntülendi. (DPA)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda biber gazından göz gözü görmediği anlarda göstericiler kaçışırken görüntülendi. (DPA)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaşananları “kontrolden çıkmış şiddet” olarak nitelendirerek, olayların aşırı sol grupların “isyancı unsurları” ile onlara katılan çok sayıda suçlu tarafından gerçekleştirildiğini savundu.

Ülkede yeni protestoların düzenlenmesi bekleniyor. Ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin örgütleri, perşembe ve cumartesi günleri yeni gösteriler yapılması çağrısında bulundu. Ulusal Lise Öğrencileri Koordinasyon Grubu, gençleri “sokaklara çıkmaya” çağırırken, okulların kapatılması ve gösterilerin sürdürülmesi yönündeki girişimlere destek verdi.

Öte yandan, 2018 yılında sosyal adaletsizliğe karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketini yeniden canlandırmayı amaçlayan bir grup aktivist, gelecek cumartesi ülke genelinde “Macron gitmeli” sloganıyla gösteriler düzenleyeceklerini duyurdu.

Fransız yetkililer, yağma ve şiddet olaylarının ardından güvenlik önlemlerini artırırken, dün Paris, Lille ve Nice’in de aralarında bulunduğu bazı kentlerin belirli bölgelerinde sokağa çıkma yasağı uyguladı.

Şiddet olayları geçmişteki protestoları hatırlatıyor

Fransa'da yaşananlar, son on yılda ülkeyi sarsan kitlesel olayları yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre polis faaliyetleri üzerine uzmanlaşan ve Grenoble Siyasal Bilimler Enstitüsü'nde araştırmalar yürüten Sébastian Roch ajansa yaptığı açıklamada, mevcut olaylarda meydana gelen hasarın Sarı Yelekliler protestolarının en yoğun dönemindeki zararla karşılaştırılabileceğini belirtti.

Başlangıçta akaryakıt vergilerindeki artışa karşı çıkan Sarı Yelekliler hareketi, daha sonra Macron hükümetine karşı düzenli protestolar gerçekleştirmişti. Gösterilerin bir bölümü şiddet olaylarına dönüşmüş; araçlar yakılmış, mağazalar yağmalanmış ve Paris'teki Zafer Takı çatışmalar sırasında tahrip edilmişti.

Roch, yıkım ve maddi hasar açısından mevcut olayların, büyük olasılıkla Aralık 2018'in ilk iki hafta sonundaki olaylara yaklaştığını ifade etti.

Paris’te hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ulusal gösteri gününde yaşanan çatışmaların ertesi günü, vatandaşlar McDonald's şubesinin hasar gören pencerelerinin önünde beklerken, (Reuters)
Paris’te hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ulusal gösteri gününde yaşanan çatışmaların ertesi günü, vatandaşlar McDonald's şubesinin hasar gören pencerelerinin önünde beklerken, (Reuters)

Haziran 2023'te Paris yakınlarında 17 yaşındaki bir gencin polis tarafından öldürülmesi de ülke genelinde günlerce süren olaylara yol açmıştı. Göstericiler mağazaları yağmalamış, kamu binalarını ateşe vermiş, binlerce kişi gözaltına alınmış ve yüzlerce kişi yaralanmıştı. Fransa'da 2005 yılında yaşanan ve üç hafta süren ayaklanmaların ardından hükümet olağanüstü hâl ilan etmişti.

Yaralanmalar son 40 yılın en yüksek seviyesinde

Polis faaliyetlerini ve şiddet olaylarını 30 yılı aşkın süredir inceleyen Roch'a göre mevcut olayları önceki protestolardan ayıran en önemli unsur, polisin kullandığı silahlar nedeniyle meydana gelen ağır yaralanmalar.

Paris’te, Cumhuriyet Meydanı yakınlarında hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolardaki çatışmalar sırasında, maskeli bir gösterici yanan bir aracın yanından geçerken görüntülendi. (Reuters)
Paris’te, Cumhuriyet Meydanı yakınlarında hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolardaki çatışmalar sırasında, maskeli bir gösterici yanan bir aracın yanından geçerken görüntülendi. (Reuters)

Roch, son 40 yılda benzerine rastlanmayan bir yaralanma tablosuyla karşı karşıya olduklarını belirterek, üç haftalık protestolar boyunca aralarında reşit olmayanların da bulunduğu 6 kişinin ellerini veya gözlerini kaybetmelerine yol açan ağır yaralanmalar yaşadığını söyledi.

Polis, son gösteriler sırasında göz yaşartıcı gazın yanı sıra ölümcül olmayan mühimmat ve kalabalıkları dağıtmak için kullanılan diğer silahlara başvurması nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı.

Roch, üniversite veri tabanlarına atıfta bulunarak, İspanya'nın bu alanda Fransa'nın oldukça gerisinde ikinci sırada yer aldığını belirtti ve Avrupa'da polis müdahaleleri nedeniyle protestocular arasında bu ölçüde ağır yaralanma ve kalıcı sakatlığa yol açan başka bir ülke bulunmadığını savundu.

Yetkililer şiddetten aşırı sol grupları sorumlu tutuyor

Fransız yetkililer, şiddet olaylarının bir bölümünden aşırı sol grupları, diğer bölümünden ise olayları fırsata çevirerek mağazaları yağmalayan suç örgütlerini sorumlu tuttu. Başbakan Sebastien Lecornu, yaşananları “benzeri görülmemiş ölçüde organize edilmiş olaylar” olarak nitelendirdi.

Lecornu, Paris genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanmasını uygun bulmadığını belirtirken, olağanüstü hâl ilan edilmesi ihtimalini de dışlamadı. Başbakan, mevcut aşamada belirli bölgelerde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanmasının daha uygun olduğunu söyledi.

Lecornu bugün yaptığı açıklamada, Paris'in ve diğer kentlerin bazı bölgelerinde uygulanan sokağa çıkma yasaklarının gece boyunca sükûnetin korunmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Ancak Roch, aşırı sol hareketin sayıca sınırlı ve örgütsel açıdan zayıf olduğunu, bu nedenle yaşanan şiddetin tamamının yalnızca bu gruplarla açıklanamayacağını belirtti. Fransız istihbarat birimlerinin söz konusu hareketin mensuplarının sayısını yaklaşık 3 bin olarak değerlendirdiğini söyleyen Roch, farklı gruplara ayrılan bu kişilerin resmî örgütlenme yapılarından yoksun olduğunu kaydetti.

Roch'a göre şiddete başvuran aşırı sol aktivistler ile yağmacılar farklı hedeflere yöneliyor. Aktivistler genellikle bankalar ve McDonald's restoranları gibi kapitalizmi ve küresel ekonomiyi simgeleyen yerleri hedef alırken yağmacılar, siyasi mesaj vermekten ziyade mal elde etmek amacıyla spor giyim ve elektronik mağazalarına yöneliyor.

Roch, yağmacıların amacının sembolik bir mesaj vermek değil, mülk edinmek olduğunu vurguladı.

Macron'dan “tavizsiz ve kararlı” müdahale sözü

Cumhurbaşkanı Macron, şiddet olaylarına karışanlara karşı hükümetin “tavizsiz ve kararlı” bir tutum izleyeceğini açıkladı.

Macron, bölgelerde devleti temsil eden valilerin şirketleri ve kamu binalarını korumak için gerekli bütün önlemleri alacağını, ihtiyaç duyulması hâlinde belirli toplantı ve gösterilerin yasaklanabileceğini ifade etti.

Fransa Cumhurbaşkanı ayrıca istihbarat toplama ve planlama süreçlerinde yaşanmış olabilecek eksikliklerin araştırılması talimatını verdi. Bu eksikliklerin, yetkililerin şiddet olaylarının çıkma ihtimalini olduğundan düşük değerlendirmesine yol açmış olabileceği belirtiliyor.

Protestocuların bina lobisini tahrip etmesi sonucu hasar gören Marianne heykeli, Marsilya Belediye Binası’nın içinde yerde yatarken görüntülendi. (Reuters)
Protestocuların bina lobisini tahrip etmesi sonucu hasar gören Marianne heykeli, Marsilya Belediye Binası’nın içinde yerde yatarken görüntülendi. (Reuters)

Yetkililerin açıklamasına göre cumartesi günü ülke genelinde yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alındı. Bunların 855'i Paris bölgesinde, 101'i Marsilya'da ve 199'u Lyon'da yakalandı.

Paris'te gözaltına alınanlardan 557'si polis nezaretine alındı. Paris Savcılığına göre bu kişilerin yüzde 78'i yetişkindi.

Limoges kentinde ise 19. yüzyıldan kalma belediye binası çıkan yangında neredeyse tamamen tahrip oldu.

Fransa'daki protestolar sırasında kundaklanarak büyük ölçüde tahrip edilen Limoges Belediye Binası söndürme çalışmaları kapsamında tazyikli suyla yıkanırken, çevredekiler yaşananları izliyor. (Reuters)
Fransa'daki protestolar sırasında kundaklanarak büyük ölçüde tahrip edilen Limoges Belediye Binası söndürme çalışmaları kapsamında tazyikli suyla yıkanırken, çevredekiler yaşananları izliyor. (Reuters)

Savcılık, açılan ceza soruşturmalarının büyük bölümünün mala zarar verme, şiddet eylemleri gerçekleştirmek amacıyla oluşturulan toplantılara katılma ve polise saldırı suçlarıyla ilgili olduğunu bildirdi.


İsrail sağında Trump’ın Netanyahu’ya desteği sevinçle karşılandı, muhalefette ise şok etkisi yarattı

Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
TT

İsrail sağında Trump’ın Netanyahu’ya desteği sevinçle karşılandı, muhalefette ise şok etkisi yarattı

Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 

İsrail sağı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimlerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Netanyahu ve Cumhuriyetçi Partideki destekçileri, Trump’ın desteğini alabilmek için yoğun çaba harcadı. İsrail’in Kanal 13 ve Kanal 12 televizyonlarına göre, bu sonuca ulaşılana kadar Beyaz Saray’daki yetkililer arasında ciddi bir görüş ayrılığı yaşandı.

Siyasi yelpazenin diğer tarafında ise muhalefetteki “Değişim Kampı”, ABD’nin seçimlere müdahale etmemesi için uzun süredir çağrıda bulunuyordu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu çabaların başını özellikle eski Başbakan Yair Lapid çekti. Lapid, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden çok sayıda ABD’li yetkiliyle görüşerek, kurulacak bir “Değişim” hükümetinin Trump yönetimine daha yakın olacağını ve başkanın barış planının uygulanmasında daha fazla iş birliği yapacağını taahhüt etti.

Trump’ın açıklaması muhalefet liderlerini şaşkına çevirdi. Yair Lapid’e yakın bir yetkili, pazar sabahı Trump’ın yakın çevresinden isimlerle görüştüğünü ve bu kişilerin kendisine ABD Başkanı’nın daha önce yanlarında İsrail seçimlerine müdahale etmeyeceğini söylediğini ifade etti.


Moskova’dan Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın yeniden başlamasının önlenmesi çağrısı

Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
TT

Moskova’dan Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın yeniden başlamasının önlenmesi çağrısı

Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve savaşın tekrar başlamasının önlenmesi çağrısında bulundu. Lavrov, Tahran’da İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmelerin ardından, savaş öncesi koşullara dönüşün “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden tesis edilmesini ve saldırganlığın tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesini” kapsadığını söyledi. Lavrov ayrıca, Moskova’nın krize bir çıkış yolu bulmak için görüşmelere hazır olduğunu belirtti.

Arakçi ise Körfez’deki “güvensizlikten” Washington’u sorumlu tutarak, “yabancı güçlerin katılımı olmaksızın” bölgesel güvenliğin sağlanması çağrısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran Devrim Muhafızları Ordusu, Washington’un “sınırlı da olsa” bir saldırı düzenlemesi hâlinde “ciddi bir enerji krizi” yaşanacağı uyarısında bulunurken, henüz kullanılmamış silahlara başvurabilecekleri tehdidinde bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ABD’nin düzenlediği saldırıların, İran’ın geniş bölgelerini “gerektiğinde gelecekteki saldırılara açık hâle getirdiğini” ifade etti.