ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in perşembe günü kamuoyuna duyurulan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup, ABD dış politikasının tarihsel ve geleneksel bir örüntüsünün devamı olabilir. Bu örüntü, kaçınılmaz görünen saldırılardan kaçınmak için son bir fırsat sunmak ile müzakere koşullarını kesin şartlar üzerinden yeniden şekillendirmek arasında gidip geliyor.
ABD’nin yürüttüğü savaşların tarihi, Washington yönetiminin dünyanın farklı bölgelerindeki rakipleriyle karşı karşıya gelmeden veya çatışmayı genişletmeden önce ‘son dakika’ mesajları gönderdiğini gösteriyor.
Washington’ın herhangi bir gerilimi azaltma adımının ön koşulu olarak İran’ın nükleer silah edinmesinin ‘kesinlikle’ engellenmesini şart koştuğu, buna karşılık Tahran’ın yıpranmış ekonomisini yeniden inşa etmesine yardımcı olmak amacıyla yaptırımların hafifletilmesini teklif ettiği Vance’in mesajına görece yakın dönemde verilmiş tarihsel örnekler de bulunuyor.
Şarku’l Avsat’ın Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Tahran, söz konusu mesajı aldığını doğrularken ‘yedi şarta’ bağlı kalacağını duyurdu ve önceden herhangi bir taviz vermeyi reddetti. Bu durum, mesajı ya son diplomatik fırsat ya da yakın bir askerî çatışmanın habercisi haline getiriyor.

James Baker ve Tarık Aziz
İran’ın şu ana kadar kamuoyuna açıkladığı ret tutumu, ABD Başkanı George H. W. Bush’un, Çöl Fırtınası Harekâtı’nın başlamasından kısa süre önce dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e gönderdiği mektubun koşullarıyla büyük benzerlik taşıyor.
9 Ocak 1991’de, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi için tanıdığı sürenin dolmasına bir hafta kala, ABD Dışişleri Bakanı James Baker, son uzlaşma fırsatını değerlendirmek amacıyla Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile tarihe geçen bir görüşme gerçekleştirdi.
ABD diplomatik arşivleri, Baker’ın, Bush tarafından imzalanan ve doğrudan Saddam Hüseyin’e hitaben kaleme alınan bir mektubu Aziz’e teslim ettiğini ortaya koydu. Daha sonra yayımlanan mektupta şu ifadeler yer alıyordu: “Savaşın eşiğindeyiz... BM Güvenlik Konseyi kararına uymamanız ve Kuveyt’ten koşulsuz olarak çekilmemeniz halinde Irak kapsamlı bir yıkım ve sayısız felaketle karşı karşıya kalacak. Askerî hesaplarınız sizi bu sonuçlardan kurtaramayacak.”
Savaşın ardından aktarılan bilgilere göre Tarık Aziz, mektubun tercümesini okuduktan sonra belgeyi masanın üzerine bırakmış, teslim almayı ve Bağdat’a iletmeyi reddetmişti. Aziz, Baker’a mektubun dilinin, devletler arasındaki ilişkilere yakışmayan aşağılayıcı ve üstenci bir tehdit içerdiğini söylemişti.
Görüşme başarısızlıkla sonuçlandı ve birkaç gün sonra Çöl Fırtınası Harekâtı başladı.

Washington’dan Taliban’a uyarı
2000 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından, ABD’nin misilleme ve intikam arzusunun etkisiyle Washington, alışılagelmiş müzakere kanallarına başvurmak yerine kesin ifadeler içeren bir mektup kaleme alarak bunu Pakistan’ın resmî kanalları aracılığıyla Taliban’a iletti. Mesaj, kamuoyuna açıklanan bir ‘son ültimatom’ niteliği taşıyordu.
20 Eylül 2001’de Başkan George W. Bush, ABD’nin taleplerini Kongre önünde açıklayarak şu ifadeleri kullandı: “Topraklarınızda saklanan El Kaide örgütünün bütün liderlerini ABD makamlarına teslim edin. Terörist eğitim kamplarının tamamını derhal ve kalıcı olarak kapatın... Bu talepler müzakereye veya tartışmaya açık değildir. Taliban harekete geçmeli ve bunu derhal yapmalı; aksi takdirde teröristlerle aynı akıbeti paylaşacaktır.”
Birkaç gün içinde Taliban lideri Molla Ömer, ültimatomu reddettiğini açıkladı. Ömer, Usame bin Ladin teslim edilmeden önce ABD yönetiminin onun saldırılara karıştığına dair kanıt sunmasını istedi. Washington ise bu tutumu tanınan sürenin resmen reddedilmesi olarak değerlendirdi ve 7 Ekim 2001’de Afganistan’a yönelik hava saldırılarını başlattı.

Japonya ve Potsdam Deklarasyonu
İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında, ABD Başkanı Harry Truman, Japonya’ya İsviçre kanalları aracılığıyla iletilen ve Potsdam Deklarasyonu başlığını taşıyan bir mesaj yayımladı. O dönemde bu bildiri, ‘Japonya’nın karadan işgalini önlemeye yönelik son ültimatom’ olarak nitelendirildi.
Mesaj, Truman’ın yanı sıra İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Çan Kay Şek tarafından kaleme alındı. Toplantıda hazır bulunmayan Çan Kay Şek ise imzasını telsiz aracılığıyla gönderdiği bir telgrafla iletti.
Bildirinin son bölümünde şu ifadeler yer alıyordu: “Japonya hükümetini, bütün Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini ilan etmeye çağırıyoruz... Japonya için diğer seçenek ise hızlı ve mutlak yıkımdır.”
Diğer örneklerde olduğu gibi, dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki de bir basın toplantısı düzenleyerek hükümetinin cevabını açıkladı. Suzuki, Japon siyasi terminolojisinde ‘küçümseyerek tamamen görmezden gelmek’ anlamına gelen ‘Mokusatsu’ kelimesini kullandı. Bu tutumun ardından Truman, Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması emrini verdi.