Ara seçimlerin arifesinde, Ilhan Omar ABD vatandaşlığından çıkarılması için yürütülen bir kampanyayla karşı karşıya

Vatandaşlığa kabul ve mali beyan belgelerinde sahtecilik yaptığı iddia ediliyor. Göçmenlik yetkilileri Washington'daki evine baskın düzenleyerek kişisel eşyalarına el koydu

Minnesota'dan Demokrat Temsilci Ilhan Omar, parti ön seçimlerindeki zaferinin ardından destekçilerine hitap ediyor, Minneapolis, ABD, 13 Ağustos 2024 (Reuters)
Minnesota'dan Demokrat Temsilci Ilhan Omar, parti ön seçimlerindeki zaferinin ardından destekçilerine hitap ediyor, Minneapolis, ABD, 13 Ağustos 2024 (Reuters)
TT

Ara seçimlerin arifesinde, Ilhan Omar ABD vatandaşlığından çıkarılması için yürütülen bir kampanyayla karşı karşıya

Minnesota'dan Demokrat Temsilci Ilhan Omar, parti ön seçimlerindeki zaferinin ardından destekçilerine hitap ediyor, Minneapolis, ABD, 13 Ağustos 2024 (Reuters)
Minnesota'dan Demokrat Temsilci Ilhan Omar, parti ön seçimlerindeki zaferinin ardından destekçilerine hitap ediyor, Minneapolis, ABD, 13 Ağustos 2024 (Reuters)

Tarık Raşid yazdı...

ABD ara seçimlerine (3 Kasım) sadece birkaç gün kaldı ve bu seçimlerle birlikte, Demokrat Kongre Üyesi Ilhan Omar'ı hedef alan federal soruşturmalar hızlanıyor ve genişliyor. Ilhan Omar, Cumhuriyetçi yönetim tarafından ABD vatandaşlığından çıkarılması veya en azından Minnesota'dan seçilme şansını etkilemesi amacıyla yürütülen sert bir kampanyayla karşı karşıya bulunuyor.

Soruşturmalar, Omar ve babasının Somali'deki silahlı çatışmadan kaçarak ABD'ye mülteci olarak girdikten sonra vatandaşlık almalarını sağlayan resmî belgelerde sahtecilik yapıp yapmadıkları üzerine odaklanıyor.

Omar hakkında daha önce bir kongre soruşturmasıyla aklandığı, sahte mali bildirimde bulunmakla suçlandığı bir başka soruşturma da yürütülüyor.

Omar, ailesine sığınma hakkı verildikten sonra 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri'ne giriş yaptı. Beş yıl sonra, 2000 yılında ABD vatandaşı oldu.

Soruşturmayı yürüten makamlar, Omar'ın ABD ordusunda asker olan babası Nur Omar tarafından sunulan vatandaşlık başvurusunda doğum tarihini değiştirdiğini iddia ediyor. Buna göre babası, o sırada kızının 17 yaşında olduğunu iddia etmiş ve bu sayede Ilhan babası aracılığıyla vatandaşlık hakkı kazanmış. Ancak yetkililer, Ilhan'ın o sırada 18 yaşında olduğunu ve bu nedenle babası aracılığıyla otomatik olarak vatandaşlık kazanma hakkına sahip olmadığını, bağımsız olarak vatandaşlık başvurusunda bulunması gerektiğini savunuyor.

Yetkililer, Demokrat Parti’nin Minnesota’dan Temsilciler Meclisi üyesinin Washington’daki ikametgahına baskın düzenlemek için mahkeme izni aldı ve aralarında telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, pasaport ve evraklarla dolu kutuların da bulunduğu yaklaşık 17 malzemeye el koydu.

Omar, baskından sonra verdiği ilk röportajda, özellikle sağcı aşırılıkçılardan ve Cumhuriyetçilerden aldığı sayısız ölüm tehdidi ve taciz ile ara sıra kendisini ziyaret eden çocukları için duyduğu korku nedeniyle, yerinin bilinmesinin ardından ABD başkentindeki konutunu boşaltmaya karar verdiğini açıkladı.

Bu kampanya, ABD Adalet Bakanlığı'nın geleneksel olarak seçimden önceki 60 gün içinde herhangi bir adaya karşı yasal işlem başlatmaktan kaçınma geleneğinin ihlalini temsil ediyor. Ancak, yerleşik normlardan sapmak, partisi yaklaşan seçimlerde hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Başkan Trump yönetiminin neredeyse belirleyici bir özelliği haline geldi.

Cumhuriyetçi milletvekilleri, Trump ve aile üyelerinin servetine ilişkin soruşturma çağrılarına sert bir şekilde karşı çıkarken, şimdi sert tepki göstererek Ilhan Omar'ın mal varlığındaki ani artışın kaynağının soruşturulmasını talep ettiler

İddiaların doğrulanması halinde, Ilhan Omar ABD vatandaşlığından çıkarılabilir ve sınır dışı edilebilir. Omar, beşinci kez üst üste seçilmeyi hedeflediği ve kazanacağı tahmin edilen Minnesota’dan yeniden seçilmek için yarışırken, bir yandan da bu kampanyayla yüzleşiyor. Cumhuriyetçiler, Senato’da Demokrat Tina Smith'in emekli olmasıyla boşalan Minnesota koltuğuna göz dikmiş durumda. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da Minnesota koltuğunu  ellerinde tutsalar da Minnesota seçmenleri arasında Demokratlar tarafından yürütülen bazı sosyal hizmet programlarıyla ilgili skandallar nedeniyle artan hoşnutsuzluk, Cumhuriyetçilerin bu koltuğu ele geçirme umutlarını yeniden canlandırdı.

Anketler, Cumhuriyetçi aday Michelle Tafoya ile Demokrat aday Peggy Flanagan arasında başa baş bir yarış olduğunu ve Flanagan'ın üç ila dört puanlık küçük bir farkla önde olduğunu gösteriyor.

Cumhuriyetçiler, Ilhan Omar'ı hedef alan kampanyalarıyla, Cumhuriyetçi adayın eyaletin başarısız yönetiminin bir parçası olarak göstermeye çalıştığı Demokrat Senato adayının da seçilme şansını etkileyebileceklerine inanıyorlar. Ancak Flanagan, Tafoya’yı hedef alırken hem Başkan Trump hem de Cumhuriyetçi milliyetçilerle olan bağlarını vurgulamaya odaklanıyor; bu konular, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük Somali topluluğuna ev sahipliği yapan Minnesota'daki seçmenler arasında derin yankı uyandırıyor. Omar'a karşı yürütülen bu kampanya, özellikle Başkan Trump'ın hem ulusal düzeyde hem de Minnesota'da popülerliğinin oldukça düşük bir seviyeye, yüzde 37'ye kadar gerilemiş olduğu göz önüne alındığında, eyaletteki seçmenler arasında ters tepebilir.

Demokrat Parti’nin Minnesota Temsilcisi Ilhan Omar, başkent Washington'daki ABD Kongre Binası'nda meçhul bir göndericiden aldığını söylediği Müslüman karşıtı sesli mesajın kaydını oynatıyor, 30 Kasım 2021 (Reuters)
Demokrat Parti’nin Minnesota Temsilcisi Ilhan Omar, başkent Washington'daki ABD Kongre Binası'nda meçhul bir göndericiden aldığını söylediği Müslüman karşıtı sesli mesajın kaydını oynatıyor, 30 Kasım 2021 (Reuters)

ABD Nüfus Sayım Bürosu'nun resmi verilerine göre Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 260 bin Somali kökenli Amerikalıdan 84 bini Minnesota'da yaşıyor ve bunların büyük çoğunluğu ABD vatandaşı olup, yüzde 58'i ABD topraklarında doğmuştur.

Omar, Başkan Trump'ı 2019'dan beri politikalarına ve açıklamalarına yönelik açık sözlü eleştirileri nedeniyle kendisinden siyasi intikam almaya çalışmakla suçluyor.

Omar ayrıca, 2009 yılında ABD vatandaşlığı almasına yardımcı olmak için kardeşi Ahmed Nur Said Elmi ile evlendiği iddialarıyla da karşı karşıya. Ilhan bu iddiayı saçma ve kötü niyetli olarak nitelendirdi. 2017'de boşandığı Elmi'nin kardeşi olduğuna dair hiçbir kanıt yok.

Omar, sözcüsü aracılığıyla iddiayı şiddetle reddetti ve bunu kendisine karşı temelsiz ve iğrenç bir komplo teorisinin parçası ve “Trump başkanlığının başarısızlıklarından ve Cumhuriyetçilerin Kongre'deki iki yıllık başarısızlığından dikkatleri başka yöne çekmek ve onu karalamak için umutsuz bir girişim” olarak nitelendirdi.

Ancak New York Times gazetesi, eski iki soruşturmacının, Başkan Barack Obama yönetimi sırasında 2016 yılında yapılan bir soruşturmanın bu iddiayı destekleyecek bazı kanıtlara ulaştığını, ancak olayın üzerinden beş yıldan fazla zaman geçtiği için bunların görmezden gelindiğini söylediklerini aktardı. Bu suçlama, sivil bir suç teşkil edebilir ama sınır dışı edilmeyi gerektirmiyor.

Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat parti üyelerinden oluşan Kongre Yürütme Ofisi, Omar'ı son mali yılda ani servet artışı şüphesinden akladı. Ona karşı bütün iddiaları ezici bir çoğunlukla düşürdü. Omar, muhasebecisinin ilk beyanındaki bir hataya ilave olarak, mali bildirimlerinde servetinin, varlıklarını bir girişim sermayecisi olan milyoner kocası ile birleştirdikten sonra arttığını açıkladı.

Cumhuriyetçi milletvekilleri, Demokratların Trump ve aile üyelerinin servetindeki artışın soruşturulması çağrılarına sert bir şekilde karşı çıkarken, şimdi sert tepki göstererek Omar'ın mal varlığındaki ani artışın kaynağının soruşturulmasını talep ettiler. Trump ayrıca Omar'ı Minnesota'nın sosyal hizmet sisteminden yasadışı yollarla kazanç sağlamakla da suçladı; Omar bu suçlamayı şiddetle reddetti. Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO), Omar'ı yasadışı zenginleşme veya servetini yasadışı bir şekilde büyütme iddialarından akladı. Omar, Başkan Trump ve bazı Cumhuriyetçileri kendisini siyasi olarak hedef almakla suçladı.

Omar'ın evine yapılan baskından altı gün sonra eski Başkan Barack Obama'nın Trump yönetiminin eylemlerini dehşet verici olarak nitelendirdiği ılımlı bir açıklaması dışında, Demokrat liderlik büyük ölçüde sessiz kaldı

Omar, Trump ve yönetiminin siyasi rakiplerine karşı bir silaha dönüştürdüğünü söylediği Adalet Bakanlığı aracılığıyla kullandığı yıldırma taktiklerine meydan okuduğunu açıkladı. Bu girişimlerin kendisini ne korkutacağını ne de susturacağını vurguladı. Omar, Trump'ın on yıldır kendisini asılsız yalanlar ve amansız karalama kampanyalarıyla hedef aldığını ve bunun da bu dizinin son bölümü olduğunu sözlerine ekledi.

Yetkililer, Omar'ın akrabaları da dahil olmak üzere davayla ilgili bir düzineden fazla celpname çıkardı. Sağcı medya kuruluşları, federal müfettişlerin devam eden soruşturmanın devamı olarak Omar'dan analiz için DNA örnekleri aldığına işaret etti.

Trump, Somali kökenli Amerikalıları hedef almaya devam ederek onları “kaos ve suç ülkesinden gelip Amerikalılara nasıl yönetileceğini öğretmeye çalışan” suçlular, katiller ve teröristler olarak nitelendirdi.

Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) tarafından gerçekleştirilen baskınlarla bir ilgisi olmadığını söyledi ve “O korkunç bir insan, ama bununla hiçbir ilgim yok. Bu Adalet Bakanlığı'nın meselesi” dedi.

ABD Anayasası, Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan herhangi birinin vatandaşlığının elinden alınmasını yasaklamaktadır. Ancak, vatandaşlık için gerekli belgelerde sahtecilik yapılması, suç faaliyetlerinin gizlenmesi veya ABD'de yasaklanmış terörist veya diğer örgütlerle iş birliği gibi çeşitli durumlarda, vatandaşlığa sonradan hak kazananların vatandaşlığının iptaline izin vermektedir.

Amerikan tarihinde bir Kongre üyesinin vatandaşlığının iptal edilmesinin bir emsali yok. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Omar'ın vatandaşlığı şu anda tehlikede olsa bile, bunun için uzun yasal süreçler gerekiyor; bu da ara seçimlerin sonuna kadar sınır dışı edilmesinin olası olmadığı anlamına geliyor.

ABD Yüksek Mahkemesi, 1967'de tarihi bir karar alarak, vatandaşlığın Anayasa'nın 14. Değişikliği ile güvence altına alınan, vatandaşlığın hileli yollarla elde edilmesi veya ülkeye yasadışı giriş gibi belirli durumlar dışında hükümet tarafından iptal edilemez doğal bir hak olduğuna hükmetmiştir.

Ayrıca, bir Kongre üyesinin vatandaşlığının iptal edilmesi, güçler ayrılığı ve Kongre'nin bunu yapma yetkisiyle ilgili önemli yasal ve anayasal zorluklarla da karşılaşacaktır.

Ne var ki Omar'ın evine yapılan baskından altı gün sonra eski Başkan Barack Obama'nın Trump yönetiminin eylemlerini dehşet verici olarak nitelendirdiği ılımlı bir açıklaması dışında, Demokrat liderlik büyük ölçüde sessiz kaldı. Obama, “Federal hükümet, sadece başkanı eleştirmeye cesaret ettiği için yasalara uyan seçilmiş bir temsilciyi hedef aldı” dedi.

Ilhan Omar, 2016 yılında Minnesota’dan Temsilciler Meclisi'ne seçilen ilk Somali kökenli Müslüman kadın oldu ve 20 yıldır yaşadığı B60 Bölgesi'ni temsil ediyor. 2018'de ise ABD Kongresi'ne seçilen ilk Afrikalı mülteci oldu

Obama, Demokratların iktidara gelmeleri halinde aynı şeyi yapabilecekleri konusunda uyardı. Parti liderliğinin geri kalanı ise dikkat çekici bir şekilde sessiz kaldı. Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve eski başkan adayı Hillary Clinton sessiz kaldı. Omar'ı savunan en güçlü seslerin ilerici kesimden gelmesi ise gayet doğaldı. Bunların başında da Senatör Bernie Sanders, New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez, Michigan Temsilcisi Rashida Tlaib ve New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani geliyordu.

Minnesota valiliğine aday olan Senatör Amy Klobuchar, Omar'a karşı yürütülen kampanyanın zamanlamasını sorgulayan ancak masumiyetine dair güven ifade etmeyen zayıf bir açıklama yayınladı. Bazı yorumcular, parti liderlerine Omar'a desteklerini ifade etmek ve bu sağcı, Müslüman karşıtı uygulamalara son verilmesini talep etmek için basın toplantıları ve mitingler düzenlemeleri çağrısında bulundu.

 Demokrat Temsilci Ilhan Omar'ın destekçileri, ABD'nin başkenti Washington’daki evine federal yetkililerin baskın düzenlemesinin ardından toplandı, 12 Ekim 2026 (Reuters)
Demokrat Temsilci Ilhan Omar'ın destekçileri, ABD'nin başkenti Washington’daki evine federal yetkililerin baskın düzenlemesinin ardından toplandı, 12 Ekim 2026 (Reuters)

Omar'ın Filistin davasına verdiği destek, İsrail'e yönelik sürekli eleştirileri ve askeri yardımın sona erdirilmesi çağrıları, göçmenlik ve pasaport idaresinin yerini göçmen toplulukları korumak için güvenlik güçlerinin almasını savunması, kapsamlı bir sağlık sisteminin kurulmasına verdiği destek, ayrıca ilerici grubun aktif bir üyesi olması ve Kongre'deki sadece iki Müslüman kadından biri olması, onu parti liderlerinin siyasi bir yük ve İsrail yanlısı lobilerin desteğini kaybetme nedeni  olarak gördüğü bir sorun çıkarıcı haline getirdi.

Daha sonra, bilhassa soruşturma makamlarının kendisini veya ailesinin herhangi bir üyesini kanunu çiğnemekle suçlayacak kanıtlar bulabileceği ve bunun Demokratları zor durumda bırakabileceği korkusuyla, partinin eski muhafızlarının gözünde Omar, iktidarı yeniden kazanma umutlarının önünde bir engele dönüştü.

Ilhan Omar, 2016 yılında Minnesota’dan Temsilciler Meclisi'ne seçilen ilk Somali kökenli Amerikalı Müslüman oldu ve 20 yıldır yaşadığı B60 Bölgesi'ni temsil ediyor. 2018'de ise ABD Kongresi'ne seçilen ilk Afrikalı mülteci, Minnesota'yı temsil eden ilk siyahi kadın ve Temsilciler Meclisi'ne seçilen ikinci Müslüman kadın oldu. İsrail yanlısı lobi grupları tarafından harcanan ciddi miktardaki fonlara rağmen, Omar Kongre üyeliği için girdiği dört seçimi de kazandı ve yeniden kazanacağı tahminleri arasında beşinci dönem için de adaylığını koydu.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.