ABD ara seçimleri neden önemli?

Kansas eyaletinin Wichita kentindeki 18. Yargı Bölgesi Mahkemesi binasının dışında, oy pusulalarının atılması için hazırlanmış bir sandık (AFP)
Kansas eyaletinin Wichita kentindeki 18. Yargı Bölgesi Mahkemesi binasının dışında, oy pusulalarının atılması için hazırlanmış bir sandık (AFP)
TT

ABD ara seçimleri neden önemli?

Kansas eyaletinin Wichita kentindeki 18. Yargı Bölgesi Mahkemesi binasının dışında, oy pusulalarının atılması için hazırlanmış bir sandık (AFP)
Kansas eyaletinin Wichita kentindeki 18. Yargı Bölgesi Mahkemesi binasının dışında, oy pusulalarının atılması için hazırlanmış bir sandık (AFP)

Yaklaşık 100 milyon Amerikalı seçmenin yarınki Kongre ara seçimlerinde oy kullanması bekleniyor. Bu seçmenlerin yaklaşık yarısı erken oy verme sürecinde sandığa gitti. Göstergeler, Demokrat Partili seçmenlerin katılımının yüksek olduğuna işaret ederken Cumhuriyetçi Parti destekçileri arasında heyecan eksikliğinden şikâyet ediliyor.

Kongre ara seçimleri esas olarak Kongre üyelerinin belirlenmesiyle ilgili. Genel başkanlık seçimleri dört yılda bir yapılırken ara seçimler bu sürenin ortasında, yani iki yılın ardından gerçekleştiriliyor. ‘Genel’ ifadesi, seçimlerin tüm eyalet ve bölgelerde aynı anda düzenlenmesini ifade ediyor. Yılın başlarında adayları belirlemek amacıyla ön seçimler yapılırken genel ara seçimler, dört yılda bir düzenlenen başkanlık seçimlerinde olduğu gibi kasım ayının ikinci salı günü gerçekleştiriliyor.

zxsc
ABD Başkanı Donald Trump, Mississippi eyaletinde düzenlenen ara seçim kampanyası kapsamında düzenlenen bir mitingde destekçilerine hitap ediyor. (Reuters)

Kongre, yönetim sisteminin yasama organını temsil ediyor ve 435 üyeli Temsilciler Meclisi ile 100 üyeli Senato’dan oluşuyor. Kongre, başkan ve başkan yardımcısının başında bulunduğu yürütme organı üzerinde denetim ve denge mekanizması işlevi görüyor. Bu nedenle Kongre’nin yapısındaki herhangi bir değişiklik, güç dengelerinde köklü bir dönüşüme yol açabilir ve iktidardaki yönetimin performansını önemli ölçüde etkileyebilir.

Ara seçimler neden önemli?

Ara seçimler, seçmenlere hem Temsilciler Meclisi’ni hem de Senato’yu hangi partinin kontrol edeceğine karar verme fırsatı sunuyor.

Başkanlık döneminin ortasında yapılan bu seçimler, seçmenlerin mevcut yönetimin ülkeyi yönetme biçimine yönelik desteklerini veya memnuniyetsizliklerini ifade etmelerine olanak tanıyor.

Ara seçimler, ülkenin iki büyük partisi olan Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında bir mücadele niteliği taşıyor. Söz konusu seçimler, risklerin büyüklüğü nedeniyle başkanlık yarışı kadar çekişmeli geçebiliyor. Zira seçimi kazanan parti, yasaları çıkarma, savaş ilan etme ve daha pek çok yetkiye sahip olan yasama organını kontrol etme imkânı elde ediyor.

Başkanın mensubu olduğu parti, ara seçimlerde hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlamayı hedefliyor. Bu durum, başkanın yasama gündeminin Kongre’den geçirilmesinin önünü açıyor.

Ara seçim rakamlarına hızlı bir bakış

Temsilciler Meclisi: 435 üyeden oluşur. Eyaletler, nüfuslarına göre temsil edilir. Üyelerin görev süresi iki yıldır ve tüm koltuklar iki yılda bir seçimlere açılır.

Senato: 100 üyeden oluşur. Her eyalet iki senatörle temsil edilir. Senatörlerin görev süresi altı yıldır ve seçimler kademeli olarak yapılır. Her iki yılda bir koltukların üçte biri (33 veya 34 koltuk) için seçim düzenlenir.

Bu seçimdeki adaylar kimler?

Senato’daki 100 sandalyeden 35’i için altı yıllık görev süresini kapsayan seçimler yapılacak. Cumhuriyetçiler hâlihazırda Senato’da çok az bir farkla çoğunluğu elinde bulunduruyor. Ülke genelinde Senato için 35 seçim yarışının yapılacak olması, meclisteki güç dengelerinin değişmesi ihtimalini gündeme getiriyor.

Her eyaletin Senato’da iki üyesi bulunuyor. Görev süreleri farklı dönemlere yayıldığı için aynı eyaleti temsil eden iki senatör aynı yıl seçimlere girmiyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı ise seçime açılacak. Meclis üyelerinin görev süresi iki yıl. Her eyalete tahsis edilen temsilci sayısı, eyaletin nüfusuna göre belirleniyor.

Paylaştırma süreci

‘Paylaştırma’ (Apportionment) olarak bilinen süreç aracılığıyla eyaletlerin haritaları seçim bölgelerine ayrılıyor ve her bölgeye Temsilciler Meclisi’nde bir sandalye tahsis ediliyor. Bu yıl Kongre seçim bölgelerinin her biri yaklaşık 761 bin kişiyi temsil ediyor.

Genel seçimlerde oy pusulasında başka yarışlar da yer alıyor. ABD’deki 50 eyaletten 36’sında ve 3 bölgede valilik seçimleri yapılacak. ‘Eyalet valisi’ makamı, ABD eyaletlerinin yarısından fazlasında en üst düzey yürütme makamı olarak kabul ediliyor.

Eyalet valisinin yetkileri

Eyalet valileri, yeni politika ve programlar oluşturma veya mevcut olanları değiştirme konusunda geniş yetkilere sahip. Bu yetkiler arasında yürütme emirleri yayımlamak, yürütme bütçelerini hazırlamak, yasama teklifleri sunmak ve yasaları veto etmek de bulunuyor. Valiler ayrıca, genellikle devlet daireleri ve kurumlarının başındaki yöneticileri atama yetkisine sahip olmanın yanı sıra eyalet mahkemelerine hâkim atayabiliyor.

sxa
 ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimler öncesinde düzenlediği seçim mitingine katılanlar (Reuters)

Valilik seçimlerinin yapılacağı eyaletlerde seçmenler, valinin gözetimi altında görev yapan eyalet düzeyindeki diğer yetkilileri de belirlemek üzere oy kullanacak. Bu makamlar arasında eyalet sekreteri (Secretary of State), başsavcı (Attorney General) ve vali yardımcısı (Lieutenant Governor) gibi görevler bulunuyor. Ayrıca eyalet ve ilçe düzeyindeki hâkimlerin belirlenmesi için de oy kullanılacak.



Trump: İran'a saldırmak için acelem yok, ekonomisini felç ediyoruz

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)
TT

Trump: İran'a saldırmak için acelem yok, ekonomisini felç ediyoruz

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran'a yönelik savaşı yeniden başlatmak için acele etmediğini söyledi. ABD'nin İran ekonomisini felç ettiğini belirten Trump, Tahran'ın savaşın başlamasından bu yana hiç olmadığı kadar anlaşma yapmak istediğini ifade etti. Ancak İran yönetiminde kararları kimin aldığı konusunda şüpheleri bulunduğunu dile getirdi.

Trump, İsrail'in Kanal 12 televizyonuna ve Axios haber sitesine yaptığı açıklamada, "Acele etmiyorum. Onların ekonomisini felç ediyoruz" dedi.

İran yönetiminin beklediği ölçüde bir aciliyet duygusu içinde olmadığını belirten Trump, buna rağmen Tahran'ın savaşın başlangıcından bu yana hiç olmadığı kadar anlaşma istediğini söyledi. İranlıların paralarının ve yakıtlarının kalmadığını kaydeden Trump, halkın mevcut durumdan bıktığını ifade etti.

Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelere ilişkin konuşan Trump, "Onlarla görüşüyoruz. Süreç iyi ilerliyor. Sorun, kararları kimin aldığından emin olmamamız. Bizi yeniden oyalamaya çalışmalarını istemiyoruz" diye konuştu.

Trump'ın açıklamaları, Başkan Yardımcısı JD Vance'in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye bir mesaj göndermesinin ardından geldi.

Üç seçenek

Trump, danışmanlarından gelen farklı yönlerdeki baskılarla karşı karşıya. Danışmanlarının bir bölümü, yeni bir saldırının farklı bir sonuç getirmeyeceği gerekçesiyle Trump'ın anlaşmaya yönelmesi gerektiğini düşünüyor. Kanal 12'ye göre Körfez ülkelerinin liderlerinin çoğu da bu görüşü destekliyor.

Diğer bazı danışmanlar ise Trump'ın "görevi tamamlamak" için savaşı yeniden başlatması gerektiğini savunuyor. Habere göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bu seçeneği destekliyor ve Trump'a bu yönde baskı yapıyor.

Üçüncü bir danışman grubu ise abluka ve yaptırımların sürdürülmesini, İran yönetiminin ekonomik açıdan "boğulmasını" öneriyor.

Trump ile Netanyahu arasında İran konusunda doğrudan ve sert bir telefon görüşmesi yapıldığı bildirildi.

Kanal 12, pazar günü İsrailli ve Amerikalı iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Trump ile Netanyahu arasında "doğrudan ve sert" bir telefon görüşmesi gerçekleştirildiğini bildirmişti.

Görüşmenin ayrıntılarına vakıf kaynaklara göre Trump, bu aşamada müzakerelere sonuçlanması için fırsat tanımak ve İsrail'in sürece müdahale etmesini önlemek istiyor. Kaynaklar, müzakerelerin başarısız olması durumunda bu tutumun köklü biçimde değişebileceğini ve Netanyahu'nun müzakerelerin gidişatından endişe duyduğunu aktardı.

Axios ise Amerikalı ve İsrailli iki yetkiliye dayandırdığı haberinde, Netanyahu'nun cumartesi günü gerçekleşen telefon görüşmesinde Trump'ı ABD'deki ara seçimlerin salı günü tamamlanmasının hemen ardından İran'a saldırmaya çağırdığını yazdı.

İsrailli kaynak görüşmeyi "zor", Amerikalı kaynak ise "doğrudan" olarak nitelendirdi. Beyaz Saray ve Netanyahu'nun ofisi konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Trump ise pazar günü Netanyahu ile "çok iyi bir görüşme" yaptığını söylemekle yetindi.

"Ezici bir darbe"

Trump, cumartesi akşamı gazetecilere yaptığı açıklamada, İran'ın askeri kapasitesinin büyük bölümünü imha ettikleri için Washington'ın saldırıları yeniden başlatmakta acele etmediğini söylemişti.

İranlıların güvenilir olmadığını belirten Trump, "Bir anlaşma yapıyorlar, sonra anlaşmadan geri dönüyorlar. Ben anlaşma yapmak istiyorum. Bakalım anlaşma yapacaklar mı?" ifadelerini kullanmıştı.

Trump, "Hâlâ ilgilenmemiz gereken bir veya iki nokta var ancak bunu 10 dakika içinde halledebiliriz" diye konuşmuş ve Natanz yakınlarındaki "Kuh-i Aks" bölgesine işaret etmişti.

dfghyj
Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havaalanında düzenlenen seçim mitinginde yaptığı konuşmanın ardından kürsüden ayrılırken (AP)

Trump, pazar günü Iowa eyaletinde düzenlenen bir seçim mitinginde ise AFP'ye yaptığı açıklamada, "İran'la işimi henüz bitirmemiş olmamın tek nedeni nazik davranmak istemem. Yapabilirsem bütün bu hayatları kurtarmaya çalışmak istiyorum. Ancak bir noktada onlara ezici bir darbe indirmek zorunda kalacağız" dedi.

Trump daha önce de ABD'nin seçimlerden önce İran'a yeni saldırılar düzenlemeyeceğini defalarca açıklamıştı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Trump'ın saldırıları yeniden başlatma konusunda henüz karar vermediğini belirtmişti. Rubio, Trump'ın çatışmayı diplomatik yollarla sona erdirmeyi tercih ettiğini ancak Washington'ın askeri seçeneği de masada tuttuğunu söylemişti.

Tahran hazırlık yapıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazartesi günü Tahran'da yaptığı açıklamada, ülkesinin diplomasi veya askeri çatışma olmak üzere "her iki senaryoya da" hazır olduğunu ve bu hazırlığın önceki dönemlere kıyasla çok daha kapsamlı olduğunu söyledi.

Katar ve Pakistanlı arabulucular üzerinden yürütülen temasların "son derece yoğun" olduğunu belirten Arakçi, "Her şey ABD tarafına bağlı" dedi.

Reuters'a konuşan konu hakkında bilgi sahibi bir yetkili, İranlı müzakerecilerin pazar günü Doha'dan ayrıldığını ve üzerinde görüş bildirilmesi amacıyla bir anlaşma taslağının taraflar arasında dolaşıma sokulduğunu aktardı. Yetkili, takip toplantısı yapılmasının da ihtimaller arasında bulunduğunu belirtti.

İranlı müzakerecilerin Doha'dan ayrılmasının müzakerelerde yaşanan sorunlardan kaynaklanmadığını da kaydetti.

cddsvfth
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, 26 Ekim'de Tahran'da Suudi Savunma Bakanı, Pakistan Genelkurmay Başkanı ve Türkiye İstihbarat Başkanı ile yapılan toplantıda (İran Cumhurbaşkanlığı – AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için ABD'nin deniz ablukasını kaldırmasını ve Tahran'ın taleplerini yerine getirmesini şart koştu.

İran'ın yedi aşamadan oluşan önerisinin temasların temelini oluşturmaya devam ettiğini belirten Bekayi, Tahran'ın bu öneriyi "iki gün içinde" uygulamaya hazır olduğunu söyledi.

Bekayi, Reuters'a göre, İran'ın talepleri karşılanmadan nükleer müzakerelere dönülmesinin mümkün olmadığını da ifade etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkenin dini liderinin hükümete müzakereler konusunda "yetkiler" verdiğini açıkladı. Ancak bu yetkilerin kapsamına ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif de pazartesi günü yaptığı açıklamada, arabulucular üzerinden iletilen ABD mesajlarının Washington'ın İran'ın "zaferini" kabul ettiğini gösterdiğini söyledi.

Resmi IRNA haber ajansının aktardığına göre Arif, "Son iki savaşta düşmanımız hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı" dedi.

Arif, "ABD bugün de kendi hedefleri ve iç kamuoyuna ilişkin kaygıları doğrultusunda farklı manevralar yapıyor. Ancak arabulucular aracılığıyla İran'a iletilen mesajlar, zaferimizin kabul edildiğini gösteriyor" ifadelerini kullandı.


Husilerin finans kaynaklarını kurutmak için baskısını artıran Yemen hükümeti Babülmendep'te ilerliyor

Husilerin finans kaynaklarını kurutmak için baskısını artıran Yemen hükümeti Babülmendep'te ilerliyor
TT

Husilerin finans kaynaklarını kurutmak için baskısını artıran Yemen hükümeti Babülmendep'te ilerliyor

Husilerin finans kaynaklarını kurutmak için baskısını artıran Yemen hükümeti Babülmendep'te ilerliyor

Yemen hükümeti, İngiltere ile yürütülen koordinasyonu siyasi ve diplomatik destek düzeyinden, Husilere karşı daha etkili adımlara taşımayı hedefliyor. Bu kapsamda Husilerin terör örgütü olarak tanımlanması, finansman ve silah kaynaklarının kurutulması, askeri kapasitelerini geliştirmek için kullandıkları teknoloji ve bileşenler üzerindeki denetimin sıkılaştırılması gündeme geldi. Bu girişimler, ay sonunda Yemen'e ekonomik ve insani destek sağlamak amacıyla düzenlenmesi beklenen uluslararası konferansa yönelik hazırlıklarla eş zamanlı yürütülüyor.

Söz konusu başlıklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin İngiltere'nin Orta Doğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı Stephen Doughty ile gerçekleştirdiği görüşmede ele alındı. Görüşmede Yemen'deki gelişmeler, Husilerin bölgesel güvenlik ve uluslararası deniz ulaşımına yönelik tehditleri ve ay sonunda düzenlenmesi planlanan uluslararası Yemen'e destek konferansına ilişkin hazırlıklar değerlendirildi.

El-Alimi, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğinin Husilerin tehdit kaynakları ortadan kaldırılmadan sağlanamayacağını belirtti. Yemen devletinin kendi topraklarını ve karasularını koruma kapasitesinin desteklenmesi çağrısında bulunan el-Alimi, siyasi ve hukuki tutumların, Husilere askeri kapasite sağlayan finansman, silah tedariki ve kaçakçılık ağlarını hedef alan somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Sahada ise Babülmendep cephesinde Husilere karşı çatışmalar yeniden şiddetlendi. Lahic vilayetinin çeşitli cephelerinde de şiddetli çatışmalar yaşanırken, Güney Devleri Kuvvetleri'nin el-Mudâribe ve Ras el-Ara ilçelerinde ilerleme kaydettiği bildirildi. Hükümet güçleri ise son günlerde Husilerin kontrolüne geçen bölgeleri geri almak amacıyla Lahic'in kuzeyindeki el-Mukâtıra ilçesine askeri takviye gönderdi. Taiz kentinin çevresindeki cephelerde ise hükümet güçlerinin mevzilerini koruduğu belirtildi.

Babülmendep cephesinde sabah saatlerinden itibaren yeniden başlayan çatışmalara Güney Devleri Kuvvetleri de katıldı. Saha kaynaklarına göre operasyonlarda bazı mevziler geri alınırken, çatışma bölgelerinde ilerleme sağlandı. Çatışmalarda Husiler saflarında ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.


Tek bayrak altında dökülen kan: Afrika'da DEAŞ ve el-Kaide arasındaki ideolojik çatışma kızışıyor

Batı Afrika Birlik ve Cihad Hareketi (MUJAO) savaşçıları, Mali'nin kuzeydoğusunda Gao'daki İslami polis karakolunun avlusunda (AFP)
Batı Afrika Birlik ve Cihad Hareketi (MUJAO) savaşçıları, Mali'nin kuzeydoğusunda Gao'daki İslami polis karakolunun avlusunda (AFP)
TT

Tek bayrak altında dökülen kan: Afrika'da DEAŞ ve el-Kaide arasındaki ideolojik çatışma kızışıyor

Batı Afrika Birlik ve Cihad Hareketi (MUJAO) savaşçıları, Mali'nin kuzeydoğusunda Gao'daki İslami polis karakolunun avlusunda (AFP)
Batı Afrika Birlik ve Cihad Hareketi (MUJAO) savaşçıları, Mali'nin kuzeydoğusunda Gao'daki İslami polis karakolunun avlusunda (AFP)

Mahir Fergali

DEAŞ ve el-Kaide arasındaki güç mücadelesi, örgütsel ve kişisel çıkarların çatışması, biat dayatma rekabeti, cihatçı projenin temsilini tekeline alma ve tedarik yollarının, adam devşirme alanlarının ve mali kaynaklarının kontrolü, yüzlerce can alan kanlı, sistematik ve ideolojik savaşlara dönüştü. Bu durum bilhassa Afrika'nın Sahel bölgesinde, özellikle de Mali, Burkina Faso ve Nijer'de belirginleşti. Ardından Afrika Boynuzu da iki taraf arasında şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Daha yakın bir zamanda, 10 Ekim 2026'da yayınlanan yerel haberler, 9 Ekim'de Mali'nin Burkina Faso sınırına yakın Tessit bölgesinde meydana gelen çatışmalardan bahsetti. DEAŞ, komutanlar da dahil olmak üzere 400 el-Nusra savaşçısını öldürdüğünü, 300 motosikleti imha ettiğini ve bir araç, 460'tan fazla makineli tüfek, 13 roketatar ve 104 motosiklet ele geçirdiğini iddia etti. Bunun aksine, el-Nusra'nın DEAŞ’ın beş komutanı da dahil olmak üzere 200'den fazla savaşçısını öldürdüğünü iddia eden bir karşı anlatı da mevcut.

Önce savaş, sonra ideoloji

Afrika'daki çatışma, ideolojik ayrılıkların hayatta kalma, genişleme ve silahlı örgütler içindeki güç dağılımı hesaplarıyla iç içe geçtiği birçok biçim aldı. Her iki tarafın ideolojik ayırt edici özellikleri forumlarda, sosyal medyada ve haber ajanslarında defalarca sunuldu. İki taraf arasındaki farklılıklar ve karşılıklı tekfir suçlamaları yayınlandı.

İster merkezi ister kollarına bağlı olsun DEAŞ’a bağlı medya kuruluşları, neredeyse her hafta örgüte biat etmemiş olanları kafir, pasaport alanları veya kimlik kartı taşıyanları kafir ve genel olarak bütün devlet çalışanlarını hiçbir koşul belirtmeksizin mürted ilan ediyorlar. Ayrıca intihar bombacısından şefaat isteyenleri tekfir ediyor ve şefaat istenen bombacıyı da tağut olarak nitelendiriyorlar. Dahası hem yaşayan hem de ölmüş birçok Müslüman alim, DEAŞ’a biat etmedikleri gerekçesiyle dinden çıkmış sayılıyor.

Başlangıçta, hepsi İslam hukukunun (şeriatın) uygulanmadığı ve bunun insan yapımı yasalarla değiştirilmesinin iman yerine küfrü seçmek anlamına geldiği kuralından yola çıktılar. Bu yargıyı, “diyar” olarak adlandırdıkları bu ülkelerin liderlerine uyguladılar. DEAŞ hareketi burada da diğerlerinden farklılık gösteriyor. Kimileri yöneticileri ve yardımcılarını tekfir ederken, bazıları da bunu hükümete bağlı tüm kurumları, hatta tüm nüfusu kapsayacak şekilde genişletiyor. Bilgisizlik veya yanlış yorumlama nedeniyle halkı mazur görenlerle görmeyenler, ayrıca yöneticinin yardımcılarını kafir olarak tanımlayanlarla, sadece yöneticiyi kafir sayanlar arasındaki ayrım da burada ortaya çıkıyor. Bu ayrım, Şiiler gibi bütün mezhepleri tekfir edenlerle, sadece liderlerini tekfir edenleri, keza mürtedin tövbesini kabul edenlerle etmeyenleri de kapsıyor.

acdfvghy
Tuareg isyancıları ve Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) tarafından Mali'deki bazı bölgeleri hedef alan koordineli saldırıların ertesi günü, Mali'nin başkenti Bamako'da, Afrika Kulesi anıtının yakınındaki binaların üzerinde duman yükseliyor, 26 Nisan 2026 (AFP)

Son tweetlere ve haftalık” el-Naba” bülteninin sayfalarına bakıldığında, hem el-Kaide'nin hem de DEAŞ’ın, “cihat” meyvesini koruma bahanesiyle uzak bir şehri ele geçirip İslami bir emirlik ilan etme fikriyle meşgul olduğu görülüyor. Ayrıca “cihat”ın evrenselliği kisvesi altında ayrım gözetmeksizin bombalı saldırı eylemleri gerçekleştiriyorlar ve insanları kalkan olarak kullanmayı ve intihar eylemlerini düzenleyen kuralları hiçe sayıyorlar. Ancak en önemli nokta, sadece el-Kaide’ye mensup olmanın ve isimlerine ve figürlerine körü körüne bağlılığın hiçbir koruma sağlamaması ve hatta Seyfül Adl gibi liderleri veya el-Şebab, el-Nusra Cephesi ve diğer örgütlerin liderlerini sadece örgüte karşı savaştıkları için tekfir edecek kadar ileri gidiyorlar.

Amansız bir tekfir savaşı

İki taraf arasındaki ideolojik ayrışma, 2014 yılında el-Furkan Medya Kurumu’nun sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani'nin fikri metot çerçevelerini özetleyen bir sesli mesaj yayınlamasıyla başladı. Bunu, bir tarafta Ebu Bekir el-Kahtani ve Ebu Müslim el-Mısri, diğer tarafta ise Ahrar-uş Şam hareketinin eski lideri Ebu Yazan el-Şami arasındaki ünlü tartışma izledi. Tartışma, insanların sadakat ve inkâr temelinde nasıl yargılandığını, bilgisizlik ve yanlış yorumlamanın bir mazeret olup olmadığı meselesini, örgütlerine mensup olmayan herkesi nasıl mürted olarak etiketlediklerini ortaya koydu. Bu noktada şu konular açıkça gündeme getirilmeye başlandı; küfür ve şirk konularında bilmeme mazereti, bilgisizliği mazur gösteren (birini tekfir etmekte tereddüt eden) kişinin tekfir edilmesi, müşrikleri tekfir etmekte tereddüt eden kişi hakkındaki hüküm, geçici küfür topraklarında ikamet edenler hakkındaki hükümler ve insanlardan (yaşayan veya ölü) şefaat dilemenin kendisinin şirk mi olduğu, yoksa şirke götüren bir bidat mi olduğu meselesi.

Suriye devriminin patlak vermesinden DEAŞ'ın 2014'te bölgesel halifeliğini deklare etmesine kadar geçen dönemde, bu tartışmalı konular çok az gündeme getirildi. Bunların en önemlisi elbette bilgisizliği mazur gösteren kişinin tekfir edilmesi meselesi, tekfirin tüm sufiler ve Şiiler için genelleştirilmesi ve asıl meselenin iman değil, küfür olduğu görüşüydü. İki düşünce ekolü vardı: Biri, Ebu Hamza el-Muhacir tarafından temsil ediliyor ve ilk el-Kaide liderlerinin bir uzantısıdır. Diğeri ise Ebu Musab el-Zerkavi tarafından temsil ediliyor. El-Hattab, el-Tunisi, Hüseyin Rıza Lari, Ebu Ahmed el-Dağıstani, Ebu Müslim el-Mısri, Ebu el-Havra el-Cezairi, Ebu Halid el-Şarki ve diğerleri her ayrıntısıyla Ebu Musab el-Zerkavi'nin ekolünü takip ettiler. Hatta selefleri tarafından gündeme getirilen meselelerde o kadar aşırıya kaçtılar ki; el-Zevahiri'yi, Taliban'a biat ettiği için keza Ebu Atiye el-Libi'yi ve Suriye'deki tüm savaşçı örgütleri mürted saydılar. Daha sonra, ardıllık (teselsül) ve çıkarımlara dayalı tekfir ilkesini uygulayarak, Ebu Bekir el-Bağdadi ve sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani'yi mürted ilan ettiler.

Savaşlar ve katliamlar, Bağdadi'nin Ebu Ahmed el-Kuveyti'nin yanı sıra Ebu Müslim el-Mısri ve Ebu Ömer el-Hattab'ın öldürülmesini emretmesiyle başladı. Hattab, el-Kevaşif el-Celiyye ala anna el-uzr bi-elcehl akidat el-Eş'ariyye ve'l-Cehmiyye , Es-Semr el-dani fi er-redd ala el-Haduşi ve el-Kettani, Mezheb İbni Teymiyye fi't-tekfir, Bay'at el-Amsar li-el-İmam el-Muhtar kitaplarının yazarıydı.

Bin Ladin ve Süleyman Ebu Gays’a ilave olarak aralarında Ebu Ubeyde el-Benşiri ve Ebu Hafs’ın olduğu Mısırlıların kurucularından olduğu göz önüne alındığında, el-Kaide'nin ideolojisini başlangıçta tam olarak isim belirtmeden genel olarak yöneticiyi ve destekçilerini tekfir etmekle sınırladığını belirtmek gerekiyor. Bu durum, Seyyid İmam'ın ortaya çıkması ve bu sınırların ötesine geçen teoriler ortaya atmasıyla değişti. Daha sonra, DEAŞ’a bağlı Selefi cihatçılar aynı argümanları benimsediler; bunların en önemlisi, belirli şartlar var olmadıkça ve engeller ortadan kalkmadıkça belirli bir kişiyi tekfir etmenin caiz olmadığıdır. Ayrıca, küfür diyarında yaşayanların asıl olarak mümin oldukları, Müslüman olmayanlara tabi oldukları için tekfir edilmeleri hükmünün askıya alınması gerektiği ve mürtedlik hükümlerinin doğrusal bir şekilde uygulanmaması gerektiği görüşünü savunmaktadırlar.

DEAŞ, savaşını ideoloji çerçevesinde yürütmekte ısrar ederken, el-Kaide daha pragmatik bir yol, yerel toplulukları yatıştırmak ve iç cepheler ve ittifaklar kurma politikası izledi

2016 yılından itibaren yaşanan iç gelişmeler, örgütü yöneten ve en yüksek otoritesi sayılan 15 üyeli Delegasyon Komitesi üzerinde, Mısırlı “Şaker Na’am Allah” (Hilmi Haşim veya Şakir Na'imullah) olarak bilinen Hilmi Haşim'e sadık fraksiyonun hakimiyetine neden oldu. Bu fraksiyon, temel dini bilgiler konusunda bilgisizliğin mazeret olmadığını ve Şiilerin genel olarak mürted olduğunu düşünüyor. Ayrıca demokrasiyi küfür olarak görüyorlar, ancak demokrasiyi uygulayanları genel olarak kafir olarak görmüyorlar. Bununla birlikte, yöneticinin yardımcılarını ve temel dini bilgileri bilmeyenleri kafir olarak görüyorlar.

Delegasyon Komitesi, bu fikirleri yaymaya ve örgütün medya emiri Ebu Muhammed el-Furkan'ın başkanlığında Sistematik Gözetim ve Değerlendirme Komitesi adını verdikleri bir komite kurmaya karar verdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre garip bir şekilde bu komite tıpkı ilk Hariciler gibi, örgüt üyelerinin inançlarını test ediyordu ve örgüte göre tövbe etmeyenlerin öldürülmesi ile ilgili bir kitaba göre 3 bin kişi öldürüldü.

vf
Azavad Kurtuluş Cephesi üyeleri, Cephe’nin Mali'nin kuzeyindeki Kidal şehrini kontrol altına aldığını duyurmasından iki gün sonra askeri bir geçit töreninde, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Bu dönemde, mürted topraklarında yargılananlar hakkındaki hükümle ilgili ideolojik bir sorun ortaya çıktı. Bu sorun büyük bir ayrılığa yol açtı ve el-Bin’ali ile el-Kahtani arasında bu meseleyi müzakere etmek için yapılan görüşme sorunu çözmedi. Bu noktada, Komite, Hacı Faysal (Ebu Muhammed el-Furkan) tarafından Maşrık'taki (Levant) şeriat dosyasının izlenmesinden sonra bir açıklama yayınladı.

“Tağutların mahkemelerine başvurmanın ve ölülerden şefaat dilemenin caizliği” de dahil olmak üzere bazı konularda belirli sonuçlara ulaşmak için din alimleri arasında çok sayıda toplantı yapıldı. Açıklama, kamplardaki Şeriat Dairesi Başkanı Ebu Zeyd el-Iraki, Şeriat Mahkemeleri Merkez Dairesi Başkanı ve şu anda Musul kadısı olan Ebu Bekir el-Kahtani, Araştırma Dairesi Başkanı Ebu Humam el-Asari, Şikayetler Mahkemesi Başkanı Ebu Müslim el-Mısri, Askeri Mahkeme Şeriat Dairesi Başkanı Ebu Velid el-Sinavi, Güvenlik hâkimi ve Rakka kadısı Evs el-Cezarevi, Davet ve Mescitler Başkanı Ebu Hasan el-Cezarevi’nin katılımıyla yayınlandı.

Bu isimler, tekfirin dinin görünür bir temel ilkesi olduğu ve müşrikleri (kendilerini Müslüman olarak tanımlayanları) tekfir etmekte tereddüt eden herkesin de kafir olduğu sonucuna vardılar. Bu, fiilen diğer örgütleri tekfir etmekte tereddüt eden herkesi de tekfir etmek anlamına geliyor.

Afrika'da ve özellikle de Sahel ve Batı Afrika'da ise bu sistematik düşünsel algıların ve teorilerin örgüte mensup olanları yaşadıkları toplumdan ayırmayı garanti etmesi için eski meseleler yeniden gündeme getirildi. Bu da örgütün bütünlüğünü ve el-Kaide ile çatışmaya hazırlık olarak savaş doktrininin oluşturulmasını sağladı.

DEAŞ savaşını ideoloji çerçevesinde yürütmekte ısrar ederken, el-Kaide daha pragmatik bir yol, yerel toplulukları yatıştırma ve iç cepheler ve ittifaklar kurma politikasını izledi. Bu fikirler hâlâ çok sayıda lider tarafından benimseniyor. Bu durum, el-Kaide'nin küreselleşmiş kanadı olan ve Seyful Adl ile örgütün alimleri ​​Ebu Katada ve Ebu Muhammed el-Makdisi gibi isimlerin önderliğindeki kesimle, “küresel el-Kaide şemsiyesi” ile “yerel şemsiye” konusunda derin bir çatışmaya yol açtı.

2019 yılına kadar iki örgüt Afrika Sahel'inde nispeten birlikte yaşadılar, ancak 2020'den 2026'ya kadar aralarında silahlı çatışmalar çıktı ve Mali, Burkina Faso ve Nijer arasındaki sınır bölgesinde kaynaklar, finansman, kaçakçılık yolları, geleneksel altın madenciliği bölgeleri, yerel halka ve ticaret konvoylarına mali koruma için dayatılan “vergiler” ve fidye talepleri konusunda kapsamlı ve uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüştü. Tüm bunlar tekfirci ideoloji ile kamufle edildi.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."