İran'da nükleer doktrinin gözden geçirilmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilme tartışmaları giderek genişliyor. Tahran, yeni bir savaşın çıkması ihtimaline karşı nükleer politikasını değiştirme seçeneğini yeniden gündemine alırken, bazı siyasi çevreler açıkça nükleer silah edinilmesini savunuyor. Buna karşılık, böyle bir adımın askeri ve diplomatik maliyetlerine dikkat çeken sesler de yükseliyor.
İran'daki gösterilerde bir dönem sıkça dile getirilen "Nükleer enerji hakkımızdır" sloganının yerini bugün "Antlaşmadan çekilmek hakkımızdır" sloganı almaya başladı.
Aşırı muhafazakâr milletvekili Malik Şeriati, pazar günü parlamentoda yaptığı konuşmada bu değişime dikkat çekerek, "Daha önce 'Nükleer enerji hakkımızdır' sloganını atan aynı insanlar, bugün 'Antlaşmadan çekilmek hakkımızdır' sloganını atıyor" dedi. Ancak söz konusu değişim artık yalnızca sokaklardaki gösterilerle sınırlı değil.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada Tahran'ın nükleer doktrinini değiştirme yönünde henüz "yeni bir karar" almadığını, ancak İran'a yeniden savaş dayatılması halinde bu konunun tartışmaya açık olduğunu söyledi.
Rızai'nin sekreterliğini yürüttüğü konsey, özellikle nükleer dosya başta olmak üzere stratejik kararların alınmasında görev yapıyor. Bu kararlar İran dini liderinin onayından geçiyor.
Nükleer doktrinin gözden geçirilmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilme konusu artık marjinal çevrelerde veya kıyamet savaşlarına hazırlık çağrısı yapan gruplar arasında tartışılmıyor. Konu, Tahran'daki cuma hutbelerinde, parlamentoda ve dini liderin ofisine bağlı gazetelerin de aralarında bulunduğu yarı resmi medya organlarında yeniden gündeme taşındı.

Bazı çevreler doktrinin gözden geçirilmesinin ötesine geçerek açıkça nükleer bomba edinilmesini talep ederken, diğerleri bunun askeri ve diplomatik maliyetleri konusunda uyarıda bulunuyor.
Gözlemcilere göre nükleer doktrinin gözden geçirilmesi, nükleer silahların yayılmasına ilişkin siyasi literatürde genel olarak nükleer programın kitle imha silahı edinme hedefi doğrultusunda değiştirilmesi anlamına geliyor.
Bu konudaki nihai karar ise mart ayında göreve gelen ve henüz kamuoyu önüne çıkmayan yeni dini lider Mücteba Hamaney'in elinde bulunuyor. Hamaney, şimdiye kadar nükleer meseleye ilişkin açık bir tutum ortaya koymadı.
"Bu durumu neden sürdürmek istiyorsunuz?"
General Rızai, devlet televizyonuna verdiği röportajda, "Hükümette, yönetim kademesinde henüz yeni bir karar alınmadı. Ancak şu anda bu konu tartışılıyor: Savaş yeniden başlarsa önceki doktrini korumak mı istiyoruz, yoksa istemiyor muyuz?" ifadelerini kullandı.
Rızai, tartışmayı kamuoyundan gelen baskının bir sonucu olarak sundu. Nükleer doktrinin değiştirilmesi yönünde halktan talepler bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:
"İnsanlar, düşmanın gelip bütün nükleer tesislerimizi vurduğunu görüyor. Peki, neden vurdu? Biz Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) bütün denetimlerine izin verdik. Tüm tesislerimizde kameraları vardı. İnsanlar bunu gördüğünde doğal olarak bize şu soruyu soruyor: Bu durumu neden sürdürmek istiyorsunuz?"
Nükleer dosyada müzakere ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Rızai, İran'a yeniden savaş dayatılması halinde ülkenin NPT üyeliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.
Rızai, "Antlaşmanın üyesiyiz ve 22 hakkımız var. Nükleer müzakere yapılacaksa haklarımızı talep edeceğiz" dedi.
Rızai, UAEA Başkanı Rafael Grossi'yi de hedef aldı. Grossi'yi "paralı asker ve Siyonist rejimin hizmetkârı" olarak nitelendiren Rızai, İran'ın bütün sorunlarının onun görev döneminde başladığını ileri sürdü.
İran Dışişleri Bakanlığı da pazartesi günü tartışmaya dahil oldu. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında nükleer doktrinin değiştirilmesi meselesinin "gerçek ve ciddi bir konu" olduğunu, yalnızca ülke içindeki tartışmalarla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi.
Eski dini lider Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesine değinen Bekayi, "Karşı taraf, nükleer silahların üretilmesini ve kullanılmasını yasaklayan fetvanın sahibini öldürdü" dedi.
İran'ın nükleer programının barışçıl niteliğini kanıtlamaya çalıştığını belirten Bekayi, diğer tarafların ise sürekli bahaneler ürettiğini savundu.
Bekayi, tartışmanın sorumluluğunu ABD ve İsrail'e yükleyerek, "Bu tartışmanın ortaya çıkmasının ve hem toplumumuzda hem de uluslararası düzeyde gündeme gelmesinin tek sorumlusu ABD ve İsrail'dir. İran İslam Cumhuriyeti, geçmişte nükleer dosyada her zaman barışçıl hedefler izledi ve bunu defalarca kanıtladı" ifadelerini kullandı.
Rızai, ağustos ayında göreve gelmesinden bu yana nükleer doktrinin değiştirilmesi meselesini ikinci kez gündeme getiriyor.

Göreve atanmasından birkaç gün sonra devlet televizyonuna verdiği röportajda uluslararası değerlere ve NPT'ye bağlı kalmanın anlamını sorgulayan Rızai, "Öyleyse neden nükleer bomba edinmeye çalışmıyoruz?" diye sormuştu.
Rızai o dönemde, "Trump'ın aptallığı dünyayı nükleer bomba edinmeye doğru itti" demişti. İran'ın NPT üyesi olmasına ve denetimleri kabul etmesine rağmen saldırıya uğradığını belirterek, "Demek ki NPT etkili değil, UAEA üyeliği de" ifadelerini kullanmıştı.
Liderlik Uzmanlar Meclisi Başkanlık Divanı üyesi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhsin Araki de İran'ın antlaşmadaki üyeliğinin yeniden değerlendirilmesi çağrılarına katıldı.
Araki, bu talebin ülke genelindeki gösterilerde ve toplumsal toplantılarda öne çıkarılması gereken önemli taleplerden biri olduğunu söyledi.
İran'ın antlaşmaya üyeliği nedeniyle çok sayıda zarar ve saldırıya maruz kaldığını ancak buna karşılık uygun bir fayda elde edemediğini savunan Araki, yaşanan deneyimler ışığında antlaşmada kalma kararının gözden geçirilmesini istedi.
Tahran'ın geçici cuma imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi de konuyu art arda iki cuma hutbesinde gündeme getirdi.
Ekberi, geçen cuma Tahran Üniversitesi'nde verdiği hutbede, "Nükleer doktrinimizi neden yeniden gözden geçirmiyoruz? Bu talep aceleci veya duygusal bir tepki değil, ulusal olgunluğun ve bilincin sonucudur" dedi.
Düşmanların İran halkının bütün kırmızı çizgilerini aştığını, dini lideri öldürdüğünü ve taahhütlerine uymadığını savunan Ekberi, konuyu gündeme getirdiği için bazı kesimlerin öfkelendiğini söyledi.
Ekberi ayrıca, kaynağını belirtmediği önceki kamuoyu araştırmalarına atıfta bulunarak İranlıların yüzde 70'inden fazlasının nükleer doktrinin gözden geçirilmesini desteklediğini ileri sürdü.

Uzmanlara ve seçkin isimlere konuya ilişkin öneriler hazırlama çağrısı yapan Ekberi, ilgili kurumların çalışmalarını tamamlayarak bunları yeni dini lidere sunmasını istedi.
Ekberi, "Sonuçta devrim lideri hangi kararı verirse ona uyacağız. Ancak toplumda oluşan bu talebin de dikkate alınması gerekiyor" diye konuştu.
Cuma namazı hutbelerinin dini liderin ofisinin eğilimlerini yansıttığına dikkat çeken gözlemciler, konunun Tahran cuma hutbesinde gündeme getirilmesinin tartışmayı daha görünür ve açık hale getirdiğini belirtiyor.
Bu tartışma, eski dini lider Ali Hamaney'in mirasıyla da çelişiyor. Hamaney, yaklaşık 20 yıl önce yaptığı bir konuşmada nükleer silah üretmenin, depolamanın ve kullanmanın "haram" olduğunu söylemişti. Tahran yönetimi bu tutumu Birleşmiş Milletler'e bir fetva olarak sunmuştu.
İranlı yetkililer, savaş öncesinde Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin de aralarında bulunduğu çeşitli isimler aracılığıyla ülkenin nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu dile getirmiş, ancak eski dini liderin tutumuna dayanarak böyle bir niyetlerinin bulunmadığını savunmuştu.
Yeni dini liderin yardımcısı Muhammed Muhbir ise pazar günü X hesabından yaptığı açıklamada, İran'ın savunma doktrininin hızla değiştiğini belirtti.
Muhbir, "Tehdidin coğrafyası artık karşılığın verileceği coğrafyayı belirlemiyor" ifadesini kullandı. Caydırıcılık anlayışının yeniden tanımlanmasının bölgesel çerçevenin ötesine geçtiğini belirten Muhbir, tehdidin kaynağının, kapsamının ve gerçekleştiği yerin artık İran'ın caydırıcılık hesaplarını sınırlamadığını söyledi.
Muhbir, açıklamasında nükleer doktrine doğrudan değinmedi.
Parlamentodan baskı
Nükleer doktrin tartışması pazar günü çevrim içi olarak gerçekleştirilen parlamento oturumuna da taşındı.
Parlamento Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, İran halkının nükleer dosya konusunda müzakere yapılmasını istemediğini söyledi. Nikzad, ABD'nin İran'a yönelik düşmanlığını "medeniyetler arası bir çatışma" olarak nitelendirdi.
Anayasa'nın 90'ıncı Maddesi Komisyonu Başkanı Milletvekili Nasrullah Pejmanfer ise NPT'den çekilme konusunun ciddi biçimde gündeme alınması çağrısında bulundu.
Pejmanfer, antlaşmada kalmanın İran'a hiçbir fayda sağlamadığını, aksine düşman olarak nitelendirdiği çevrelerin ülkeye sızması için yollar açtığını savundu.
"Grossi ve antlaşma heyeti ülkemize her geldiğinde çok büyük kayıplar ve zararlar yaşadık" diyen Pejmanfer, şöyle devam etti:
"Umarım bu karar bir sonuca ulaşır. Herkes liderliğin kararına göre hareket edecek. Antlaşmadan çekilerek ülkemizin bu baskılar karşısında asla geri adım atmayacağını onlara göstermeliyiz."
Aşırı muhafazakâr milletvekili Mahmud Nebuyan da X hesabından yaptığı açıklamada, düşmanın tehditleri karşısında nükleer doktrinin değiştirilmesinin İranlılar arasında "neredeyse genel bir talebe" dönüştüğünü yazdı.
Milletvekili Malik Şeriati de aynı oturumda antlaşmadan çekilmenin halkın talebi olduğunu belirterek, "Ülkenin farklı bölgelerindeki insanlar milletvekillerinden İran'ın bu antlaşmadan çekilmesini istiyor" dedi.
Milletvekili İbrahim Rızai ise X hesabından yaptığı paylaşımda, dini liderin "doktrin ve taktik alanlarında yerli savunmanın derinleştirilmesi" yönündeki talimatının kalıcı caydırıcılık hedefinin açık bir göstergesi olduğunu savundu.
Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi, eski Devrim Muhafızları komutanlarından ve nükleer doktrinin değiştirilmesini destekleyen isimlerden İsmail Kevseri de ILNA haber ajansına verdiği röportajda, olası değişikliğin dini liderin kararına bağlı olduğunu söyledi.

İranlıların nükleer silahın yeniden gündeme alınmasını talep ettiğini belirten Kevseri, kararın yalnızca kişisel istek ve görüşlere göre alınamayacağını, sistemin genel politikaları doğrultusunda şekilleneceğini ifade etti.
Kevseri, "Silahlı kuvvetlerin başkomutanı bu konuda ilk ve son sözü söyleyecek kişidir" dedi.
Dini liderin son mesajında askeri istihbarat yapısının güçlendirilmesi ve doktrinin geliştirilmesi üzerinde durduğunu aktaran Kevseri, nükleer doktrinin değiştirilmesi ve antlaşmadan çekilmenin ayrı bir mesele olduğunu, kararın dini lidere ait bulunduğunu söyledi.
Konunun bütün eksiklikleri, avantajları ve farklı boyutlarıyla incelenmesi gerektiğini belirten Kevseri, "Bir aşamada karar alınırsa bütün gücümüzle arkasında durmalıyız" diye konuştu.
Kevseri, İran'ın Amerikalılara güvenmediğini ve yedi maddelik planın uygulanmasından önce herhangi bir müzakerenin yapılmayacağını da sözlerine ekledi.
Belirsizlik mi, tehdit mi?
Şarku’l Avsat’ın İran gazetelerindan aktardığı değerlendirmelere göre nükleer doktrin tartışmasında farklı tutumlar sergileniyor.
Dini liderin ofisine bağlı kurumun yayın organı olan Aghah gazetesi, "Nükleer bomba edinme talebinin toplumun geniş kesimleri arasında ciddi bir talebe dönüştüğünü" yazdı.
Gazete, son iki savaşa ilişkin değerlendirmesinde İran'ın düşmanın son seçeneğe başvurarak ülkeye atom bombası atmaması için bazı saldırıları bilerek gerçekleştirmediğini ileri sürdü.
Nükleer silaha sahip olmanın İran'ı gerilimin en üst seviyesine taşıyacağını belirten gazete, bunun ülkeye "mutlak caydırıcılık" sağlayacağını savundu.
Dini liderin ofisine bağlı bir diğer yayın organı Keyhan gazetesi ise cumartesi günü nükleer alandaki şeffaflığın sona erdirilmesi ve NPT'den çekilme çağrısında bulundu.
Gazete, "İranlı yetkililerin nükleer silah üretmeyeceklerine ilişkin kesin ve açık inkâr açıklamaları yapmalarına artık gerek yok. Çift anlamlı açıklamalar, belirsiz tutumlar ve hatta sessizlik en iyi yanıt olacaktır" diye yazdı.
Gazete, Washington'a yönelik şu ifadeleri kullandı:
"Amerikalılar İran'ın nükleer silah edinme ihtimalinden korkuyorsa biraz korkmalarında sakınca yok."
Keyhan, başyazısında nükleer müzakerelerin tamamen sona erdirilmesini de istedi. ABD'nin "suç niteliğindeki saldırganlığının" ardından İran'ın nükleer programı konusunda yalnızca şu anda değil, hiçbir zaman müzakere yapmayacağını savundu.
Karşıt görüşteki çevrelerden ise farklı açıklamalar geldi.
İran Cumhurbaşkanı'nın ekibine yakınlığıyla bilinen Khabar Online sitesi, muhafazakâr aktivist Hüseyin Nakavi Hüseyni'nin değerlendirmelerine yer verdi.
Hüseyni, karar alma yetkisine sahip hiçbir kurumun nükleer stratejinin değiştirilmesi konusunda henüz görüş bildirmediğini belirtti. Konunun gösterilerde ve parlamentoda gündeme getirilmesinin İran'a yalnızca maliyet yükleyeceğini savundu.
Dini liderin eski liderin fetvasına ilişkin görüş bildirmesi, yeni bir fetva yayımlaması veya Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin karar alması halinde durumun değişeceğini söyleyen Hüseyni, bu durumda bütün kurumların söz konusu karara uymak zorunda kalacağını ifade etti.
Askeri gücün sergilenmesinin ülkenin genel politikaları çerçevesinde kalması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Hadi Alami Feriman ise İran'ın "karşı karşıya gelme ve sıfır saati" aşamasında olduğunu belirterek, mevcut koşullarda nükleer doktrinin değiştirilmesinin veya nükleer silah üretimine yönelmenin etkili bir caydırıcılık sağlayacağı görüşüne katılmadığını söyledi.
Haft Sobh gazetesi ise iki eski büyükelçinin birbirine zıt görüşlerini yayımladı.
Eski İran büyükelçisi Muhammed Hasan Kadiri Ebiyane, nükleer silah edinmenin "zorunlu" olduğunu savunarak dini liderden bu silahın üretilmesine izin vermesini istedi.
Ebiyane, nükleer silahın yalnızca düşmanın önce nükleer silah kullanması halinde devreye sokulması gerektiğini belirtti. ABD ve İsrail'in İran'a karşı atom bombası kullanma ihtimaline işaret ettiğini öne süren Ebiyane, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesine veya ülke dışına çıkarılmasına da karşı çıktı.
İran'ın eski Fransa Büyükelçisi Ebulkasım Delfi ise nükleer silah edinme çağrılarını bir tuzak olarak değerlendirdi.
Delfi, Washington'ın Tahran'ı nükleer silah edinmek istediğini açıklamaya zorlamaya çalıştığını ve böylece saldırılarını meşrulaştırmak istediğini savundu.
"Bu tuzağa düşmemeliyiz" diyen Delfi, söz konusu çağrıların arkasında aşırı muhafazakâr bir azınlığın bulunduğunu belirtti.
Rusya ve Çin'in İran'ın nükleer silah üretmesini desteklemediğini söyleyen Delfi, savaş ve barış arasında süregelen belirsiz durumun temelinde nükleer meselenin bulunduğunu ifade etti. Delfi'ye göre bu sorunun çözülmesi, diğer sorunların çözümü için de gerekli.
UAEA'nın bildikleri ve bilmedikleri
Nükleer doktrin tartışmaları, uluslararası denetçilerin İran'ın nükleer programına ilişkin tam bir tabloya sahip olmadığı bir dönemde yaşanıyor.
UAEA, geçen yıl ABD'nin düzenlediği saldırıların ardından İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut durumunu doğrulayamadı.
UAEA Başkanı Rafael Grossi, geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, "Ajans, Haziran 2025'ten bu yana 2025 ve 2026 yıllarında düzenlenen askeri saldırılarda hasar gören tesislerin hiçbirinde onarım veya yeniden inşa faaliyeti tespit etmedi" dedi.
Grossi, İran'a hasar görenler de dahil olmak üzere bütün tesislerde denetçilere erişim izni vermesi çağrısında bulundu.

UAEA'nın verilerine göre İran, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyuma sahip. Bu oran, nükleer silah üretimi için gerekli olan yüzde 90 zenginleştirme seviyesine teknik açıdan kısa bir mesafe bırakıyor.
Tahran nükleer programının barışçıl olduğunu savunmayı sürdürse de söz konusu stok, nükleer silah edinilmesini isteyenlerin başlıca argümanları arasında yer alıyor.
Kadiri Ebiyane, Batılı ülkelerin zenginleştirme oranının yüzde 60'tan yüzde 90'a çıkarılmasının kolay bir işlem olduğunu bildiğini belirterek, İran'ın nükleer başlık taşıyabilecek kapasitede füzelere sahip olduğunu savundu.
Ebiyane, İran'ın böyle bir karar alması halinde "kararın verilmesiyle silahın kullanılması arasındaki sürenin çok kısa olacağını" ileri sürdü.
Delfi ise çözümün tam ters yönde atılacak adımlarla mümkün olabileceğini düşünüyor.
Delfi, "İran'ın nükleer silah üretmeye çalışmadığı konusunda dünyayı ikna edecek bir çözüm bulabilirsek diğer sorunların da çözülmesini umut edebiliriz. Aksi halde diğer sorunlar varlığını sürdürmeye devam edecek" değerlendirmesinde bulundu.




