Demokratların seçim başarısının ardından Trump, İran konusunda “kötü seçeneklerle” karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Beyaz Saray balo salonunun inşaat alanında basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Beyaz Saray balo salonunun inşaat alanında basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor (AP)
TT

Demokratların seçim başarısının ardından Trump, İran konusunda “kötü seçeneklerle” karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Beyaz Saray balo salonunun inşaat alanında basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Beyaz Saray balo salonunun inşaat alanında basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la savaşın Cumhuriyetçilere ABD ara seçimlerinde ağır bir bedel ödettiğini kabul etti. Şimdi Trump, kayıplarını durdurup bir anlaşmaya varmaya mı çalışacağı, yoksa gerilimi artırarak yeniden bombardımana ve İran'la çatışmaya mı döneceği konusunda karar vermek zorunda.

Demokratlar, ABD ara seçimlerinde Kongre'nin kontrolünü ele geçirerek Cumhuriyetçilere ağır bir yenilgi yaşattı. Bu sonuç, Trump'ın başkanlık döneminin son iki yılında karşılaşacağı engelleri artıracak.

Seçmenlerin Cumhuriyetçi Parti'ye ait çok sayıda muhafazakâr kalede partilerine sırt çevirmesinin ardından Demokratlar, Senato ve Temsilciler Meclisi'nde kontrolü sağlamayı başardı. Bu siyasi değişim, Cumhuriyetçilerin onlarca yıldır hâkim olduğu ve Demokratların rengi olan maviye dönen Teksas'a kadar uzandı.

Trump, haftalar boyunca seçimlerin ardından İran savaşını bir şekilde sona erdireceğini söyledi. Bu konuda eski danışmanlarından biri Axios'a yaptığı açıklamada, “Ara seçimleri kaybetmek başka bir şey, ancak Trump iki kez kaybeden biri gibi görünmek istemiyor” dedi.

Bu durum, Trump'ın en yakın yardımcılarını bile atacağı bir sonraki adım konusunda belirsizlik içinde bıraktı.

Peki, bu neden önemli? Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre Trump'ın önündeki bütün seçenekler çeşitli sorunlar barındırıyor.

Birinci seçenek: Askerî saldırılar

İran'a yönelik askerî saldırıları yeniden başlatmak. Ancak savaşa geri dönmek son derece tepki çekecek bir adım olacak. Böyle bir karar, akaryakıt fiyatlarının yüksek kalmasına yol açarken, askerî açıdan daha iyi sonuçlar elde edilmesini de garanti etmiyor.

İkinci seçenek: Müzakere

İran'la müzakere masasına oturmak. Ancak İranlı yetkililerin taviz vermeyi reddetmesi veya ABD yönetiminin seçim yenilgisi sonrasında zayıfladığını düşünerek taleplerini artırması hâlinde Trump'ın anlaşmaya varması son derece zor olacak.

Üçüncü seçenek: İran yönetimini “boğmak”

Trump'ın yardımcılarının kullandığı ifadeyle İran yönetimini “boğmak”. Bu seçenek, mevcut durumun sürdürülmesini, yani deniz ablukasının ve İran ekonomisini içeriden aşındırmayı amaçlayan ağır ekonomik yaptırımların devam etmesini öngörüyor. Aynı zamanda Tahran'ın anlaşmaya ne kadar hazır olduğunun test edilmesini hedefleniyor. Ancak bu stratejinin sonuç vermeye başladığına ilişkin ilk işaretlerin ortaya çıkması aylar sürebilir.

Dikkat çekici bir gelişme

Başkan Yardımcısı JD Vance'in dün sabah yaptığı açıklamada, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde aldığı ağır yenilginin doğrudan sorumlusu olarak savaşı göstermesi, Trump'ın hesaplarına yeni bir siyasi boyut ekledi.

Vance, X platformundaki paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Kaybetmemizin nedeni savaş. Başkan da dün gece bunu doğruladı. Bunun bedelinin ödenmeye değer olduğunu ve Senato'nun önümüzdeki altı yıl boyunca kaybedilmesinin kabul edilebilir bir bedel olduğunu düşünüyorsanız, bunu savunabilirsiniz. Ancak herkes neden kaybettiğimizi biliyor. Gelecekte izleyeceğimiz yola ilişkin dürüst bir tartışma bu noktadan başlamalı.”

Vance ayrıca ABD'nin İsrail'le ilişkisinin Cumhuriyetçiler açısından önemli bir siyasi yük oluşturduğuna da dikkat çekti.

Trump ise dün gazetecilere yaptığı açıklamada, savaşın akaryakıt fiyatlarını yükseltmesi nedeniyle Vance'in değerlendirmesinin “büyük ölçüde doğru” olduğunu söyledi. Ancak gerektiğinde aynı kararı yeniden vereceğini belirterek, “Başka seçeneğimiz yoktu. İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez” ifadelerini kullandı.

Savaşı ne zaman sona erdireceği sorusuna ise Trump, “Ne zaman istersem. Ancak bunun doğru şekilde yapılması gerekiyor. Çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez” cevabını verdi.

Son aylarda perde arkasında yaşananlar

Son aylarda Vance, Trump'ın yakın çevresinde İran'la savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunan kanada öncülük etti.

Kaynaklar, Vance'in özel görüşmelerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu İran konusunda “her konuda yanılmakla” suçladığını aktardı.

Kaynaklara göre Vance, savaşın kamuoyunda geniş ölçüde desteklenmediği ve Cumhuriyetçilere seçim kaybettirebileceği uyarısında bulundu.

Trump'ın çevresindeki üst düzey yetkililerin çoğu Vance'in görüşünü paylaşmasına rağmen başkan, savaşı yeniden başlatma eğilimindeydi. Hatta bir aşamada, Netanyahu'nun da kendisine baskı yaptığı ara seçimlerden önce İran'a saldırı düzenlemeyi değerlendirdi.

Trump saldırıyı ertelemeye karar verdi. Ancak üst düzey danışmanlarının tavsiyesine rağmen, geçen hafta yapılan İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya desteğini açıkladı.

Şimdi ne oluyor?

ABD'li yetkililer, Amerikan ordusunun İran'da geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlıklarını tamamlamak üzere olduğunu ve bölgeye ilave askerî takviyeler gönderildiğini belirtiyor.

Aynı zamanda arabulucular, bölgesel kaynakların belirttiğine göre çatışmalara yeniden dönülmesini önlemeyi ve önümüzdeki günlerde doğrudan görüşmelerin yeniden başlamasını amaçlayan bir anlaşma taslağı için hem ABD'nin hem de İran'ın desteğini sağlamaya çalışıyor.

Bir kaynağın Axios'a verdiği bilgiye göre arabulucular, seçimlerden önce Beyaz Saray yetkililerine Trump'ın seçimleri kaybetmesi durumunda nasıl hareket edeceğini sordu. Ancak başkanın danışmanları kesin bir cevap vermedi.

ABD'li bir yetkili, “Herkese önce seçim sonuçlarının bizim açımızdan nasıl şekilleneceğini beklediğimizi söyledik” dedi.

Ne savaş ne anlaşma

İranlı yetkililer, Trump'ın seçim yenilgisini kendi zaferlerinin göstergesi olarak değerlendirerek memnuniyetle karşıladı.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, X platformunda yaptığı paylaşımda, “İran halkı Trump'ı savaş alanında ve Hürmüz Boğazı'nda stratejik, Washington'da ise siyasi yenilgiye uğrattı. Aynı zamanda Amerikalılar, onun savaşının maliyetini üstlenmek zorunda kaldı” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk çabalarına katılan diplomatlar, Trump'ın danışmanları ve Ortadoğu uzmanları, İran'ın zafer söyleminin ABD Başkanı'nı yeniden savaş seçeneğine yöneltebileceği görüşünde.

Uluslararası Kriz Grubu'nun İran Programı Direktörü Ali Vaez, Axios'a yaptığı açıklamada şu değerlendirmede bulundu:

“Tahran, Trump'ın siyasi zayıflığını askerî zayıflık olarak değerlendirerek büyük bir hata yapabilir ve kendi konumunu olduğundan güçlü görebilir. Oysa en akıllıca adım, Washington hâlâ istekliyken bir anlaşmaya varmaktır.”

Buna karşılık Trump, “ne savaş ne anlaşma” şeklindeki mevcut durumu sürdürmeyi de tercih edebilir.

CIA Direktörü John Ratcliffe, Hazine Bakanı Scott Bessent ve diğer danışmanlar, İran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla deniz ablukasının ve ekonomik baskı kampanyasının daha uzun süre devam ettirilmesi için Trump'a telkinde bulunuyor.

Sonuç olarak: Trump'ın İran konusunda “görevi tamamlamasını” sağlayacak kolay ve doğrudan bir seçenek bulunmuyor.



Trump, partisinin seçim yenilgisini değerlendirdi: İran’a karşı savaş buna değerdi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
TT

Trump, partisinin seçim yenilgisini değerlendirdi: İran’a karşı savaş buna değerdi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğramasının ardından dün yaptığı ilk açıklamada, İran savaşının partisinin seçim kaybından sorumlu tutulmasının “büyük ölçüde doğru” olduğunu söyledi. Ancak Tahran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemeyeceğini vurgulayan Trump, “Buna değdi” dedi.

Gazetecilere konuşan Trump, adının da oy pusulasında yer alması hâlinde Cumhuriyetçilerin kazanacağını savundu. Partisinin, kendisine yönelik desteği adaylarına yansıtamadığını öne sürdü.

Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance’in dün sosyal medyada yaptığı ve seçimlerdeki büyük kayıplara ilişkin değerlendirmesinde, “Kaybetmemizin nedeni savaş” ifadesini kullanmasına da itiraz etmediğini belirtti.

Trump, “Söz konusu savaş olduğunda, hiçbir şeyi farklı yapmazdım” diye konuştu.

Cumhuriyetçilerin kendisinin aday olduğu bir seçimde kazanacağını düşündüğünü yineleyen Trump, “Ancak bu sevgiyi bir türlü adaylarımıza aktaramadılar. Mitinglerde büyük bir sevgi vardı, inanılmazdı. Fakat bu sevgiyi adaylara yansıtmayı başaramadık” ifadelerini kullandı.

Hakkında olası bir azil sürecinin başlatılması ihtimaline ilişkin soruya ise Trump, “Bence böyle bir adım atarlarsa Demokrat Parti’yi yıkıma uğratırlar” cevabını verdi. Trump, görevden azledilmesini gerektirecek “hiçbir neden” bulunmadığını savundu.

Beyaz Saray’da yeni balo salonu

Trump, açıklamalarına Beyaz Saray’da inşası devam eden yeni balo salonu projesinden söz ederek başladı.

Beyaz Saray’daki inşaat alanına gazetecileri davet eden Trump, yaklaşık 20 dakika boyunca projeyi anlattı ancak konuşmasının başında Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisine değinmedi.

Trump, “Burası yalnızca dünyanın en büyük balo salonlarından biri olmakla kalmayacak, bence dünyanın en güzeli olacak” dedi.

rgtyhju
Demokratların Kongre’de kontrolü ele geçirmesinin ardından Trump, Washington’daki Beyaz Saray’ın Doğu Kanadı’nda inşa edilen balo salonu hakkında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AFP)

Başkanın programında başlangıçta kamuoyuna açık herhangi bir etkinlik yer almıyordu. Ancak Trump son anda gazetecileri inşaat alanına davet etti. Kısa süreliğine soruları da cevaplayan Trump, “Oy pusulasında ben olsaydım kazanırdım” iddiasını yineledi.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde aldığı yenilgi, Kongre’deki kontrolün Demokratlara geçmesine yol açtı. Demokratlar, daha önce Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen eyaletlerde Senato seçimlerinde de bir dizi başarı elde etti.

Seçim sonuçları, on milyonlarca seçmenin Donald Trump’ın politikalarına yönelik tepkisini ortaya koydu.

İki yıl önce Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesini sağlayan muhafazakâr seçmenler, bu kez güçlü biçimde Demokratlara yöneldi. Bu değişimde, kamuoyunda destek görmeyen İran savaşına yönelik hoşnutsuzluk, artan yaşam maliyetleri karşısındaki endişeler ve Trump yönetiminin ülkeyi yönetme biçimine duyulan tepkinin etkili olduğu belirtildi.

Kansas eyaletinde, yaklaşık bir asırdır ilk kez Demokrat bir aday senatör seçildi.

Trump’ın 2024 seçimlerinde yaklaşık 18 puan farkla kazandığı ve 1932’den bu yana Demokrat bir senatör çıkarmayan Güney Carolina’da da Demokratlar, Trump’ın Senato üyeliği için desteklediği adayı mağlup etti.

Teksas’ta ise Demokratlar, eyalet genelindeki seçim yarışlarında 30 yılı aşkın süredir elde edemedikleri bir zaferi salı günü kazanmayı başardı.


Trump, geleceğine ilişkin soru işaretlerinin artmasının ardından Hegseth’e desteğini yineledi

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)
TT

Trump, geleceğine ilişkin soru işaretlerinin artmasının ardından Hegseth’e desteğini yineledi

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Savunma Bakanı Pete Hegseth’e desteğini açıkladı. Bu açıklama, seçmenlerin İran savaşına yönelik tepkisini ortaya koyan ara seçimlerde Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu kazanmasının bir gün ardından geldi.

Trump, savaşın en güçlü destekçilerinden biri olarak nitelendirdiği Hegseth’i görevden almayı düşünüp düşünmediği yönündeki soruya, “Hayır, bence son derece iyi bir iş çıkarıyor” cevabını verdi.

rfgtyhuj
Trump ve Hegseth, 14 Mayıs’ta Pekin’de düzenlenen resmî karşılama töreninde (Reuters)

Trump’ın bu açıklaması, eski ABD Başkanı George W. Bush’un tutumuyla tezat teşkil etti. Bush, 2006 yılındaki ara seçimlerin ardından, seçmenlerin Irak savaşına yönelik hoşnutsuzluğunun Demokratların Kongre’de çoğunluğu kazanmasına katkıda bulunmasının ertesi sabahı Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’i görevden almıştı.

Ancak kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarını değerlendirmeyi sürdürdüğü süreçte Trump’ın Hegseth’i görevden alma ihtimalinin hâlâ bulunduğunu belirtti.

Trump’ın danışmanlarından biri, savaş nedeniyle Hegseth’in “görevini kaybetmenin eşiğinde olabileceğini” söyledi. Danışman, “Bunun sorumluluğu birilerine yüklenecek. Bu kişinin Trump olmayacağı ise açık” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı daha önce de Hegseth’i kamuoyunda destek görmeyen İran savaşının başlıca savunucularından biri olarak nitelendirmişti. Trump, 23 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Pete, sanırım sesini ilk yükselten ve ‘Hadi yapalım’ diyen sendin. Çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin veremeyiz” demişti.

Başkan Yardımcısı JD Vance ise dün İran savaşının sonuçlarını açıkça sorgulayarak, savaşın Cumhuriyetçilere Kongre’deki çoğunluğu kaybettirdiğini söyledi.

Savunma Bakanlığı, Hegseth’in Trump’ın görev süresinin sona ereceği 20 Ocak 2029’a kadar Pentagon’un yönetiminde kalmaya “yüzde 100 bağlı” olduğunu bildirdi.

Görevden azil ve hesap verme olasılığı

Hegseth, ABD siyasetinde uzun süredir tartışmalı bir figür olarak öne çıkıyor. Kendi partisi Cumhuriyetçi Parti içinde de kendisine karşı ciddi bir muhalefet bulunuyor.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie, bu yılın başlarında Hegseth hakkında azil sürecinin başlatılmasını öngören bir önerge sunmuştu. Massie, bakanı Kongre’nin onayı olmaksızın İran’a yönelik askerî operasyonlar yürütmek için makamını kötüye kullanmakla suçlamıştı.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis de salı gecesi CBS News’e yaptığı açıklamada, Hegseth’in hesap vermesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Tillis, bakanın milletvekilleriyle yaşadığı gergin ilişkinin, Trump yönetiminin Kongre’den 1,5 trilyon dolarlık savunma harcaması paketini geçirme çabalarını sekteye uğrattığını söyledi.

Ara seçim sonuçları netleşirken konuşan Tillis, “Bence seçimlerin ardından, mevcut Kongre döneminin sona ermesine yalnızca 60 gün kalmışken bir şeyleri hayata geçirmek istiyorsa, ihtiyaçları Kongre’ye sunmak için doğru kişinin o olup olmadığını değerlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Demokratlar, Hegseth ve Pentagon yönetimindeki uygulamaları hakkında soruşturma başlatma sözü verdi. Yardımcılarına göre bu soruşturmalar, İran savaşının yönetiminden Hegseth’in Genelkurmay Başkanı da dâhil olmak üzere üst düzey askerî yetkililerin görevden alınmasındaki rolüne kadar pek çok konuyu kapsayabilir.

Hegseth’in Ukrayna politikasına ilişkin tutumu ve ABD ordusunun Latin Amerika sularında uyuşturucu kaçakçılığına karıştığından şüphelenilen teknelere yönelik saldırıları da incelemeye alınabilir. Bazı Demokratlar, söz konusu saldırıların savaş suçu teşkil edebileceğini savunuyor.


Arap sesinin karşılaştığı zorluklar: Eisenkot cesaret edebilecek mi?

Netanyahu’yu devirme’ başlıklı programlarını yürüten Eisenkot ve arkadaşlarının tek seçeneği Arap milletvekilleriyle ittifak kurmak (AFP)
Netanyahu’yu devirme’ başlıklı programlarını yürüten Eisenkot ve arkadaşlarının tek seçeneği Arap milletvekilleriyle ittifak kurmak (AFP)
TT

Arap sesinin karşılaştığı zorluklar: Eisenkot cesaret edebilecek mi?

Netanyahu’yu devirme’ başlıklı programlarını yürüten Eisenkot ve arkadaşlarının tek seçeneği Arap milletvekilleriyle ittifak kurmak (AFP)
Netanyahu’yu devirme’ başlıklı programlarını yürüten Eisenkot ve arkadaşlarının tek seçeneği Arap milletvekilleriyle ittifak kurmak (AFP)

Refik Huri

İsrail’de hiçbir şey, bölgedeki sabitelerden ve değişkenlerden bağımsız değildir. Ne parlamento seçimlerinin sonuçları, ne Arap-İsrail çatışmasında barış sürecinin tıkanması, ne Güney Lübnan ve Suriye’nin güneyini işgal etmek için askeri üstünlüğün kullanılması, ki buna İran’la savaş ve elbette ABD ile olan organik ilişki de dahildir.

Tablo son derece karmaşık. Binyamin Netanyahu, sanki kendisi İsrail’in kaderiymiş ve İsrail de Arapların ve dünyanın kaderiymiş gibi hareket ediyor. Çoğunluğu kaybetse bile yoldan çekilmeyi reddediyor; siyasetin kendi etrafında dönmesinde, kendisiyle ve kendisine karşı yapılmasında ve oyunun kendi elinde kalmasında ısrar ediyor. Bu inatla tarihin akışına karşı koyarak sonunda aşılmaz bir çift duvara çarptı: Birincisi, Arap sesinin gücünü marjinalize etmeye ve herhangi bir siyasi rolün dışında bırakmaya devam etme duvarı; ikincisi ise Gazze Şeridi, Batı Şeria ve diasporadaki Filistinlilerin ‘iki devletli çözüm’ denklemi çerçevesinde bir Filistin devleti kurma hakkını inkâr etme duvarı.

İsrail devletinin kurucu babalarının çoğu; savaşlar, hatalar veya baskılar sonucunda istifa etmişlerdi: Ben-Gurion, Menachem Begin, Golda Meir, Yitzhak Rabin, Yitzhak Shamir ve Ariel Şaron. Netanyahu’ya gelince; o, rüşvet ve görevi kötüye kullanma davalarında herhangi bir yargı kararıyla hapse girme ve siyasi hayatını bitirme korkusuyla istifaya karşı çıkıyor. Bunu da ‘tarihi bir görevi tamamlama’ idaresiyle örtbas ediyor. Nitekim bunu Gazze, Lübnan ve İran savaşları sırasında, “Ben tarihi ve manevi bir görevdeyim; Büyük İsrail vizyonuna duygusal olarak bağlıyım, Yahudi halkı adına nesiller boyu sürecek bir görevdeyim” diyerek tekrarlamıştı.

Aluf Benn’in yazdığı gibi, Netanyahu 1990 yılında ‘Batı liberalizmini kopyalayan yumuşak ve zayıf’ olarak gördüğü ‘elitin değiştirilmesi’ sloganını yükseltmişti. Şaron’un uğruna çalıştığı Likud blokunu hileyle ele geçirdiği 1996 yılında başbakanlığa gelmesinden bu yana siyasi oyunun merkezinde yer alıyor. Kaybettiği her seferde sanki merkez kişisel bir mirasmış gibi daha güçlü döndü; kazandığı her seferde ise hükümete kendisinden bile daha aşırı isimlerle geldi.

Ancak bundan böyle Arap meydan okumasından kaçınmak zor. Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un da belirttiği gibi, İsrail ‘anayasal ve toplumsal bir çöküşün eşiğinde’. Herzog, parti liderlerini hükümeti kuracak adayın belirlenmesi konusunda istişare etmek üzere yanına çağırırken, her liderin görüşmeye ‘aklıyla gelmesini’ temenni etmişti. Bu çağrı, seçimlere dikey olarak bölünmüş bir şekilde yansıdı. Sağda, hükümeti kurmak için 61 sandalyeyi garanti etmeye gücü yetmeyen iki kamp var: Ne Netanyahu ne de eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot. ‘Zaruretler yasak olan şeyleri mübah kılar’ ilkesinden hareketle gerçeği kabul etme cesaretini gerektiren tek seçenek hariç, tüm senaryolar Netanyahu’ya hizmet ediyor.

Çünkü hükümet kurma konusundaki becerisizlik, Netanyahu’yu geçici hükümetin başbakanı olarak tutuyor ve aylar sonra yeniden seçime gitmek ona ek bir güç kazandırıyor.

Muhalefet kampındaki etkili güçlerden birini cezbetmekteki başarı ise Netanyahu’yu kalıcı olarak ‘İsrail’in Kralı’ konumuna getiriyor. Her şeye rağmen seçim sonuçlarının net dökümü şu: Seçmenler değişim için ve Netanyahu’dan kurtulmak için oy kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre seçim sloganı ‘Netanyahu’yu devirmek’ olan Eisenkot ve arkadaşlarının önündeki tek seçenek, 19 Arap milletvekiliyle ittifak kurmak. Zira demografinin çoktan aştığı bir demokratik bozukluğun sürdürülmesi artık makul değil: Araplara oy verme hakkı tanınması, ancak seçilen milletvekillerinin normal bir siyasi rolden mahrum bırakılması ve hükümetin kurulmasının mutlaka Siyonist bir çoğunlukla sınırlı olmasında ısrar edilmesi... Bu durum geçmişteki sol ve merkez hükümetler döneminde böyle olduğu gibi, bugünkü sağ hükümetler döneminde de böyle.

Kendini demokratik olarak adlandıran, ancak pratikte Apartheid sistemi gibi çalışan bir düzende, Arap demografik ve siyasi gerçeğini inkâr etmenin hiçbir faydası yok. Nitekim son resmi nüfus sayımına göre İsrail’in bugünkü nüfusu 9,9 milyon; bunların 7,2 milyonu (yüzde 73,2) Yahudi, 2,8 milyonu (yüzde 21,1) ise Arap.

Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Ulusal Güvenlik Enstitüsü’nün raporuna göre, ‘Filistinlilerle anlaşmaya varılamaması, tek devletli çözüm ve İsrail’in demokratik bir Yahudi devleti olarak sonu anlamına gelmekte.’

Nisan 1973’te İsrail Başbakanı Golda Meir, Foreign Affairs dergisinde şu makaleyi yazmıştı: “Biz, bizimle Araplar arasındaki anlaşmazlıkların ve farklılıkların çözümleri olduğuna inanıyoruz. Filistin’de, anayasası kendi sorumluluklarında olan iki devlet, yani bir Yahudi ve bir Arap devleti için yer var.” Bugün ise her iki kamp da, tek devlet içindeki Arap nüfusun Yahudi nüfustan daha fazla olacağını bilmelerine rağmen iki devletli çözümü reddediyor. Aşırılıkçılık ne kadar şiddetlenirse İsrail’deki çıkmaz o kadar derinleşiyor. Arap sesine doğal siyasi rolünü vermekten başka kaçış yolu yok. Tıpkı iki devletli çözümden kaçmak için Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni tek bir devlet olarak İsrail’e ilhak etmenin, tek devlet içinde demografik ve demokratik bir değişimin reçetesi olmaktan başka bir anlamı olmadığı gibi... Bu, ‘değişim’ kampındaki Eisenkot ve arkadaşları için hayati bir meydan okuma.