Beşiktaş'ta ikinci Rıza Çalımbay dönemi: Tekrar buraya gelmek büyük bir mutluluk

"Başakşehir maçında sırf taraftar için oynamamız gerekiyor. Gerçekten çok üzüldüler. Taraftara galibiyet lazım"

Rıza Çalımbay (AA)
Rıza Çalımbay (AA)
TT

Beşiktaş'ta ikinci Rıza Çalımbay dönemi: Tekrar buraya gelmek büyük bir mutluluk

Rıza Çalımbay (AA)
Rıza Çalımbay (AA)

BJK Nevzat Demir Tesisleri'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Rıza Çalımbay, göreve getirilme süreciyle ilgili bilgi verdi.

Beşiktaş'a dönmekle yaşadığı mutluluğu anlatan Çalımbay, "Çağırdılar geldim. 'Durumumuz iyi değil.' dediler, 'Tamam' dedim. 'Yapabilir miyiz hocam?' dediler, 'Yaparım' dedim. Benim açımdan tekrar buraya gelmek büyük bir mutluluk. Her zaman söylediğim gibi Beşiktaşlıyım. Futbol hayatım buradan başladı, burada bitti. Şu anda geldiğim dönem ilk başladığım zamana benziyor. Yıldırım Demirören o zaman 'Beşiktaş'la çalışır mısın?' diye çağırdı. Çaykur Rizespor'da bıraktı ve böyle sıkıntılı, kaos olan bir durumda buraya geldim. İyi bir şekilde bitirdik. İlk başladığımızda ligin ikinci yarısını lider bitirdik. Takımın durumu pek iç açıcı değil. Amacımız bunu çok iyi şekilde analiz edip, nerede, ne kriz var onları bulmamız gerekiyor." diye konuştu.

Siyah-beyazlı kulübe minnet borcu olduğunu ifade eden Çalımbay, "Biz de sezon başı takımı alalım, tanıyalım, transferleri yapalım isteriz ama yapacak bir şey yok. Şu anda çağırıp ihtiyaçları olduğunu söylediler. Çağırdıkları zaman 'yok' demem. Beşiktaş Kulübüne minnet borçluyum. Benim futbol hayatım burada geçti. Ne kazandıysak Beşiktaş sayesinde oldu. O bize verdi, şimdi bizim ona vermemiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Beşiktaş'ta bir kriz olduğunu söyleyen tecrübeli teknik adam, "Bugün hafif bir antrenmana sonra da maça çıkacağız. Bu büyük bir dezavantaj benim için. Oyuncularımızla, 'Ne olursa olsun bunu halledecek olan bizleriz.' diye konuştuk. Sahaya bambaşka bir şekilde çıkacaklar. Bu krizi en iyi şekilde atlatacağımıza inanıyorum." dedi.

"Öncelikle taraftarı kazanmamız gerekiyor"

Zor bir başlangıç yapacaklarını söyleyen Çalımbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bizim için zor bir başlangıç. Sıkıntılı bir durum. Taşın altına elimizi koyacağız. Başkana da söyledim, beni buraya çağırıp görev verildikten sonra benim yok demem mümkün değil. Süre 2 maç olur, başka bir şey olur... Ne olursa olsun çağrıldığım an seve seve yaparım. Buraya geldiğim için mutluyum, işimin zor olduğunu biliyorum. Benden önce gelen arkadaşlardan daha zor durumdayım. Keşke daha önce gelebilseydim, daha farklı şeyler olacağına inanıyordum. Zamanı çok iyi şekilde değerlendireceğiz ve bu işi atlatacağımıza inanıyorum. Bizim için en önemli şey taraftar. Taraftar üzgün, kırgın, sinirli. İstediği sonuçlar elde edilemiyor, istediği oyun olmuyor. Çok üzgünler. Öncelikle taraftarı kazanmamız gerekiyor. Taraftara '12. adam' derler bana göre 1. adam. Onların desteği olmazsa bu kaostan çıkmamız mümkün değil. Destek verirlerse onlarla beraber bu işi çok iyi şekilde başarabiliriz. Ters bir şey olursa o zaman sıkıntı yaşarız. Taraftara inanıyorum. Taraftarı kazanmamız gerekiyor. Başakşehir maçında sırf taraftar için oynamamız gerekiyor. Gerçekten çok üzüldüler. Taraftara galibiyet lazım. Bunun için hep beraber herkes her şeyini ortaya koyması gerekiyor. Sakatımız var, sıkıntılarımız var ama hepsi Beşiktaş'ın oyuncusu.

" Ne gerekiyorsa yapacağız, sıkıntıları neyse onu çözeceğiz"

Beşiktaşlı futbolcuların çok iyi isimler olduğunu ancak kapasitelerinin altında kaldıklarını kaydeden Çalımbay şunları ifade etti:

Bu oyuncuların, bu takımın oynadığı oyun bu değil. Oyuncuların da kapasiteleri bu değil. Mutlaka bir sıkıntı var. Onu aşmak için zaman gerekiyor ama maalesef zaman yok. Benim için en önemlisi Başakşehir maçını geçmek. Bu maçı geçtikten sonra milli ara var, sonra Antalya'ya kampa gideceğiz. Ondan sonra da bambaşka şekilde döneceğiz. Ne gerekiyorsa yapacağız, sıkıntıları neyse onu çözeceğiz. Futbolda başarıyı, başarısızlığı gördüm. Çok krizli takımlara gittim. Sonuncu olan takımı aldım. Hepsinde önce krizi çözüyorduk. Burada zaman az. 1,5 gün bile yok. Onu iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.

Takımla ilgili çalışmalara başladığını belirten Çalımbay, "Sabahtan beri önümde dosya, takımı yazıp çiziyorum. Sakat oyuncumuz çok. Gerekirse altyapıdan arkadaşlarımızı da çıkarabiliriz. Oyuncuları yüzeysel olarak seyrediyoruz ama net olarak tanımıyoruz, içlerine girmek gerekiyor. Bu 1 haftamızı alır. Bu sürede takımı tamamen tanırız. Semih, Arda gibi arkadaşları tanıyacağız. Alınan oyuncuların hepsi iyi, kariyerleri mükemmel. Bana göre hazır değillerdi. İstediklerini tam yapamadılar ve kendilerini gösteremediler" diye konuştu. 

Siyah-beyazlı kulübün 3 Aralık'taki olağanüstü kongresinde başkanlığa aday olan isimlerin kendisini aradığını söyleyen Rıza Çalımbay, "Beşiktaş'ta kongre de olsa antrenör de gitse kalanlarla bu takım şampiyonluğa oynamak zorunda. Beni aradılar adaylar. Hepsi de çok değerli, Beşiktaş'a büyük faydası olan insanlar. Görev zamanını düşünmüyorum. Tek düşündüğüm şey Başakşehir maçı. Bana biraz zaman verildiğinde iyi şeyler yapacağıma inanıyorum. Bu takımın oyunu bu değil. Bu takım geçen sene 15 maç namağlup gitmiş bir takım. Aynısını yapabilirler. Hırslı, arzulu girerlerse buradan alnımızın akıyla çıkarız." değerlendirmesinde bulundu.

 

"Ne kadar zaman verilirse elimden geleni yaparım"

Beşiktaş'taki ilk görev süreci ile bugün arasında tecrübe farkı olduğunu kaydeden tecrübeli çalıştırıcı, "İnsanlar ne kadar çalışırsa, ne kadar takım çalıştırırsa o kadar tecrübeli olur. O zaman da taşın altına elimi koydum. Türkiye'den, Avrupa'dan elenmiş ligde alt sıralarda bir Beşiktaş'ı aldım. O sene bir tek Galatasaray'a yenildik. Takımı Avrupa kupalarına götürdük. O Rıza'yla bu Rıza arasında tecrübe farkı var. O zaman transfer şansımız da olmadı. O zaman da çok güzel şeyler yaptım. Bu sene bir anda geldim. Bir çalışma zamanı olsaydı her şey başka olurdu. Ne kadar zaman verilirse elimden geleni yaparım. Ben Beşiktaşlıyım. Altyapısından yetişmiş birisiyim." diye konuştu.

Beşiktaş'a daha önce gelse işlerinin daha kolay olabileceğini söyleyen Çalımbay, "Benimle keşke daha önce görüşselerdi. O zaman daha farklı olabilirdi. Zaman kaybı olmazdı. Sivasspor'da Konferans Ligi'nde gruptan çıktık, güzel işler yaptık. Bu gruptan da çıkabilirdik. Hep 'keşke' diyoruz ama giden gitti. Önümüze bakmamız gerekiyor. Başka çaremiz yok. Transfer yapma şansımız yok şu anda. Arkadaşlarımızla çok iyi bir şekilde kaynaşıp iyi şekilde başlamamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Kaos ortamlarını iyi bildiğini söyleyen Çalımbay, "Karşımdaki oyuncunun ne duymak istediğini çok iyi biliyorum. Biz de öyle şeyler yaşadık. Bir anda modunuz düşüyor. Daha zayıf takımlara puan kaybedebiliyorsunuz. Lider oyuncuların ortaya çıkıp takımı koruması gerekiyor. Teknik direktör, liderlik vasfı olmazsa krizi çözme imkanı sıfırdır. Dün futbolcuları karşımda gördüğümde hepsinde bir kırgınlık, mental yorgunluk, karamsarlık vardı. Ben de kendilerine birkaç şey söyledim. 'Bundan sonra başka türlü yapacağız.' dedim. Bunları düzelteceğiz, düzeltmek için de zaman lazım. Bu kadroyla çok şey yapılır. Arkadaşlar kendilerinde olanı versinler yeter. Ekstra bir şey istemiyoruz. Çok iyi şeyler yapacaklarına inanıyorum. Birbirleriyle iç içe olamamışlar, onu düzeltiriz. Oyuncuların da istemesi gerekiyor bunu. Kafayı sahaya vermeleri lazım. İlk işimiz Başakşehir maçını çok iyi şekilde bitirmemiz lazım." şeklinde konuştu.

"Beşiktaş'ın en büyük ihtiyacı galibiyet serisi"

Beşiktaş'ın galibiyet serisine ihtiyacı olduğunu söyleyen Çalımbay, "Beşiktaş'ın en büyük ihtiyacı galibiyet serisi. Bu şimdi de olabilir, sonra da olabilir. Seri yaparsak yukarıdakileri yakalayabiliriz. Beşiktaş'ın hedefi bitmez, Türkiye Kupası var, lig var. 3-4 galibiyetle çok iyi yerlere gelebilirsiniz. Karamsar olursanız daha da aşağı düşebilirsiniz. Futbolcularıma ve ekibime güveniyorum. Ligde neyin ne olacağı belli olmaz. En az 15 maç namağlup gitti geçen sezon Beşiktaş. Bunu yapmamak için bir neden yok. Devre arası çok kısa olacak. O zaman da eksik yerlerine 1-2 oyuncu alırsan yukarıdakileri yakalayabilirsiniz, Avrupa'ya gidebilirsiniz. Kim giderse gitsin, Beşiktaş her zaman yukarı oynamalı." dedi.

Milli takım arasındaki Antalya kampına altyapıdan başka oyuncular da götüreceğini söyleyen Çalımbay, oyuncularla henüz bireysel toplantı yapmadıkların söyledi.

Tecrübeli teknik adam, Burak Yılmaz'ın göreve erken başladığını söyleyerek, şunları kaydetti:

Burak Yılmaz benim sevdiğim bir insan. Beraber Eskişehir'de çalıştık. Trabzon'da da beraberdik. Futbolculuğu mükemmeldi. Trabzon'a da çok sıkıntılı dönemde gitmişti. O zaman da olağanüstü oynadı, çok büyük faydası oldu. Yüz yüze ve telefonla görüşmedik. Burak erken başladı antrenörlüğe. Çok hırslı birisi. Antrenörlükte belli bir yere gelmeniz gerekiyor. 'İyi futbolcuyum.' diye hemen antrenör olamayız. Ekibimiz olması gerekiyor. Bizlerin kesinlikle tecrübe kazanmamız gerekiyor. Eğer futbolu bitirdiniz, eğer bir yerde staj gibi bir şey görürseniz büyük avantaj sağlar. Ben 2 yıl Ümit Milli Takım'da çalıştım. Sonra Mustafa Denizli ile A takımda çalıştık. Sonra İngiltere'ye gittim. 3-4 takımla antrenmana çıktım. Oradan geldim ve Serdar Bilgili beni aradı, 'Daum'u alıyoruz, seni yardımcı istiyor.' dedi. 6 ay çalıştım ve Göztepe'de tek başıma başladım. Burak da iyi antrenör olabilir. Belli evreleri geçmesi gerekiyor.

Çalımbay, yurt içi ve dışında sürekli oyuncu izlediklerini ve transfer döneminde listelerindeki oyunculardan takviye yapabileceklerini söyledi.



Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)
TT

Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)

Kaderin ilginç cilvesi, Arjantinli sihirbaz Lionel Messi ile İspanya'nın genç yıldızı Lamine Yamal'ı, sinema senaryolarını bile geride bırakacak bir hikâyede bir araya getirdi.

Yaklaşık 19 yıl önce sessiz bir insani yardım etkinliğinde başlayan bu öykü, bugün ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak 2026 FIFA Dünya Kupası finalinde futbolun zirvesine taşındı. Bir zamanlar mavi plastik bir küvette yıkanan bebek Yamal ile kariyerini unutulmaz bir finalle taçlandırmak isteyen yaşayan efsane Messi, bu kez dünya şampiyonluğu için karşı karşıya geliyor.

Kura tesadüfü ve Camp Nou soyunma odasında başlayan hikâye

2007 sonbaharında Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Katalan spor gazetesi Diario Sport ile birlikte bir yardım takvimi hazırlamak amacıyla özel bir proje başlattı. Proje kapsamında Katalonya'da yaşayan aileler arasında çekiliş düzenlenerek Barcelona futbolcularıyla fotoğraf çekimi yapılacak aileler belirlendi.

cdt5yh5yj
Messi, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından düzenlenen bir etkinlikte bebek Yamal'ı kucağında taşırken (AP)

Şans, Mataró'nun Roca Fonda semtinde yaşayan, Faslı bir baba ile Ekvator Gineli bir annenin henüz beş aylık olan bebekleri Lamine Yamal'ın ailesine güldü.

Camp Nou Stadı'nın deplasman takımı soyunma odasında, o dönem henüz 20 yaşında olan ve Altın Top ödülü bulunmayan Lionel Messi, İspanyol fotoğrafçı Joan Monfort'un yönlendirmesiyle bebeği kucağına aldı ve annesi Sheila Ebana'ya mavi plastik küvette Yamal'ı yıkarken yardımcı oldu.

cdfvgthyju
Messi, Yamal ve annesi (AP)

Yıllarca arşivlerde unutulan bu fotoğraf, Yamal'ın babasının sosyal medyada "İki efsanenin başlangıcı" notuyla paylaşmasının ardından yeniden gündeme geldi.

Messi'nin Katalonya'dan dünya futbolunun zirvesine uzanan yolculuğu

Yamal futbolun ilk adımlarını atarken Messi, Barcelona formasıyla dünya futboluna damga vuruyordu.

Arjantinli yıldız, Barcelona kariyerinde 778 maça çıkıp 672 gol attı ve kulüple 35 kupa kazandı. Bu başarılar arasında 10 La Liga ve 4 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu da yer aldı.

fghyju
Lionel Messi (AFP)

Barcelona'dan ayrıldıktan sonra Paris Saint-Germain formasıyla 75 maçta 32 gol kaydeden Messi, iki Fransa Ligi şampiyonluğu yaşadı. Daha sonra Inter Miami'ye transfer olan yıldız futbolcu, Leagues Cup zaferi yaşarken ABD futbolunda da çok sayıda rekora imza attı.

Milli takım kariyerinde ise Arjantin'i üst üste iki kez Copa America şampiyonluğuna taşıyan Messi, 2022 Katar Dünya Kupası'nı da kazanarak ülkesini dünya şampiyonu yaptı. Milli formayla 100'ün üzerinde gole ulaşan Messi, sekiz Altın Top ödülüyle futbol tarihinin en başarılı oyuncuları arasında yer aldı.

Yamal'ın rekorlarla dolu yükselişi

Hikâyenin diğer tarafında ise Messi'nin yetiştiği La Masia Akademisi'ne giren Lamine Yamal, yıllar önce kendisini kucağına alan futbolcunun izinden yürümeye başladı.

v7k78ıl
Arjantin'i İngiltere karşısında zafere ve finale taşıyan Messi, takım arkadaşlarının omuzlarında (AP)

Nisan 2023'te 15 yıl 290 günlükken La Liga'da forma giyerek Barcelona tarihinin ligde oynayan en genç futbolcusu oldu.

Kısa sürede takımın vazgeçilmez isimlerinden biri haline gelen Yamal, 15'in üzerinde gol atıp çok sayıda gol pası verdi. Barcelona yönetimi de genç yıldızı, 1 milyar dolarlık serbest kalma maddesi içeren uzun vadeli bir sözleşmeyle kulübe bağladı.

fbgnhmu
Lamine Yamal, İspanya Milli Takımı formasıyla (Reuters)

Milli takımda da kısa sürede yükselen Yamal, henüz 16 yaşındayken İspanya'yı EURO 2024 şampiyonluğuna taşıdı ve turnuvanın "En İyi Genç Oyuncu" ödülünü kazandı.

Messi ve Yamal'ı buluşturan dikkat çekici tesadüfler

İki yıldız arasındaki bağ yalnızca yıllar önce çekilen fotoğrafla sınırlı değil.

Her iki futbolcu da La Masia altyapısından yetişti ve Dünya Kupası kariyerlerine 19 numaralı formayla başladı.

sd78kl
Lamine Yamal (AFP)

Dikkat çeken bir başka benzerlik ise ilk Dünya Kupası gollerini 18 yaşında atmaları oldu. Messi 2006 Dünya Kupası'nda ilk golünü 18 yaşında kaydederken, Yamal da 2026 Dünya Kupası'ndaki ilk golünü aynı yaşta attı.

vfghyju
Kosova'nın batısındaki Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun, 2026 Dünya Kupası finalinde karşı karşıya gelmeleri öncesinde Messi ile Yamal'ı tahıl ve tohumlarla tasvir ettiği mozaik çalışma (AFP)

Üstelik Yamal, golünü zayıf ayağı olan sağ ayağıyla ve Messi'nin 20 yıl önce golünü attığı köşeye göndererek kaydetti. Bu benzerlik, iki futbolcu arasındaki kader ortaklığını daha da dikkat çekici hale getirdi.

Dünya Kupası finalinde nesillerin düellosu

Dünya futbolunun gözü şimdi ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak Dünya Kupası finaline çevrilmiş durumda.

xcvfbg
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun fırçasından çıkan, 2026 Dünya Kupası finalindeki kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal portresi (AFP)

Arjantin ile İspanya'yı karşı karşıya getirecek mücadele, daha önce oynanamayan Finalissima'nın adeta gecikmiş buluşması niteliğini taşıyor.

fvgthy
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun tahıl ve tohumlardan oluşturduğu, 2026 Dünya Kupası finalinde yaşanacak kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal mozaiği (AFP)

39 yaşındaki Lionel Messi, kariyerini ikinci Dünya Kupası şampiyonluğuyla taçlandırmayı hedeflerken; 19 yaşındaki Lamine Yamal ise İspanya'yı ikinci dünya şampiyonluğuna taşımak için sahaya çıkacak.

Bir zamanlar plastik bir küvette yıkanan bebek, bugün dünya futbolunun tahtı için çocukluk kahramanıyla aynı sahada mücadele edecek. Bu final, yalnızca bir şampiyonluk mücadelesi değil, aynı zamanda futbolun iki kuşağını buluşturan sıra dışı bir hikâyenin de son perdesi olacak.


Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
TT

Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor

Baha İyali

New Jersey'deki MetLife Stadı'nda maçın 79. dakikasında Erling Haaland, ceza sahasına gönderilen ortayı kafa vuruşuyla ağlara gönderdi. Ardından ceza sahası dışından yaptığı sert vuruşla Brezilya'nın umutlarını tamamen bitirdi. Neymar'ın uzatma dakikalarında penaltıdan bulduğu gol sonucu değiştirmeye yetmedi ve Sambacılar, 1990'dan bu yana ilk kez Dünya Kupası'na son 16 turunda veda etti.

Brezilya'nın elenişini izlerken aklıma, birkaç hafta önce Fransa-Senegal maçını anlatan Yemenli spiker Hasan el-İdris'in söylediği şu cümle geldi: "Futbol, sekizinci sanattır." Sonucun ağırlığı kadar bu cümle de zihnimde yankılanıp durdu.

İnsan sevdiği şeyi yüceltmek, ona duyduğu tutkuyu meşrulaştırmak için onu sanat mertebesine yükseltmeyi sever. Ancak "sekizinci sanat" ifadesi, üzerinde daha derin düşünmeye değer

İtalyan kuramcı Ricciotto Canudo, sinemayı mekân ve zaman sanatlarını tek bir yapıda buluşturduğu için "yedinci sanat" olarak tanımlamıştı. Futbola da bu açıdan bakıldığında bu unvan yakıştırılabilir. Çünkü futbol; beden, zaman ve dramın canlı bir bileşimidir; müzenin ve tiyatronun alışıldık sınırlarını aşan bir anlatıdır. Fotoğraf, televizyon ve başka birçok alan yıllarca "sekizinci sanat" unvanına aday gösterildi. Ancak bu koltuk, diğer sanatların birbirinden ayırdığı unsurları yeniden bir araya getirebilecek bir sanatı bekliyordu.

Klasik estetik ise bu değerlendirmeye itiraz eder. Immanuel Kant'ın güzellik anlayışı iki temel koşula dayanır: İlki, çıkar gözetmeyen saf bir estetik hazdır. İkincisi ise güzelliğin kendi dışında bir amaca hizmet etmeksizin var olmasıdır. Bir çiçek, yalnızca kendisi olduğu için güzeldir.

Oysa futbol sahasında yaşananlar, bu iki ilke ile çim sahalarda olup bitenler arasındaki uçurumu her maçta biraz daha derinleştirir.

Tribünlerin İntikamı

Pierre Bourdieu, "meşru kültür" dediğimiz olgunun, aslında kültürel iktidarı elinde bulunduran sınıflar tarafından üretildiğini söyler. Egemen sınıf kendi beğenisini evrensel ölçü haline getirirken, halkın zevkini sıradan ya da bayağı olarak damgalar. Yedi güzel sanat da bu anlayışla kurulmuş seçkin bir salona benzer. O salona girmek için bilet, eğitimli bir bakış ve eser karşısında uzun süre sessiz kalabilecek bir sabır gerekir. Oysa Futbol, milyonlarca insanın hiçbir eleştirmenin aracılığına ihtiyaç duymadan sahip olabildiği bir alandır. Onun dili gürültülüdür. Tezahüratlar, bayrak gibi sallanan formalar ve zamanla sözlü şiire dönüşen maç anlatımları bu dilin temelini oluşturur. Hatta öyle ki, futbol anlatıcılığı kendi başına ayrı bir sanat biçimine dönüşmüştür. Bu nedenle futbolu sanat olarak nitelendiren kişinin bir sanat eleştirmeni değil de bir spor spikeri olması şaşırtıcı değildir. Aynı çağrıyı tribündeki herhangi bir taraftarın yapması da öyle.

Stadyumun kutsallığı, bilet alabilenlere ve yüksek sanat zevkine sahip olanlara mahsus değildir; aksine kültürel salonların titizlikle kapattığı kapıları herkese açar.

Salonun güzelliği tek bir eğitimli gözün sessizliğiyle tadılırken, futbolun güzelliği ancak topluluk içinde tamamlanır. Yalnız izlenen bir gol, aslında yarım bir goldür. Kalabalık, güzelliğin tamamlanması için bir şart ve onun en temel direklerinden biridir. Müze sessizlikle ibadet eder, stadyum ise gürültüyle; ikisinin de kendi kutsallığı vardır. Ancak yalnızca stadyum, kültürel seçkinliğin dışında bırakılan insanlara kapısını sonuna kadar açar.

Erling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyorErling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyor

Bu dil kahvehanelerde, kaldırımlarda ve sabaha kadar süren futbol sohbetlerinde kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir maçı izlemek için sabahın köründe buluşurlar; özetine bakıp geçmek yerine, o anın doğumuna şahitlik etmeyi tercih ederler. Topluluk, Muhammed Salah’a "Firavun", Lionel Messi’ye "Kral" unvanını verir; kendi efsanesini akademilerin onayını beklemeden kendi zevkiyle kurar. Ticari sistem, futbolu bilet ve özel yayın haklarıyla bir meta haline getirmeye çalışsa da insanlar hep bir ağızdan bağırdıkları anda oyunu geri kazanırlar; forma sokakta bayrağa, kahvehaneler ise iki yabancı arasındaki geçici kardeşliğe dönüşür.

Sonuçtan önce gelen bir aidiyet duygusu; yalnızca en büyük sahnede yer alabilmiş olmanın doğurduğu sevinç... Öyle ki, Dünya Kupası'na katılabilmek bile kuşaktan kuşağa anlatılan bir zafere dönüşür.

Zayıfların dramı

Turnuvanın 48 takıma çıkarılması, sadece soğuk bir idari karar değil, daha fazla halkın bu büyük hikâyeye ortak olması için davetiyeydi. Çünkü her yeni katılımla birlikte milyonlarca insan kendini bu büyük anlatının ortağı olarak buluyor, turnuvanın sözlüğüne yeni bir yerel dil, yeni bir ses ekleniyordu. Bu yaz, zayıfların dramı bütün dünya haritasına yayıldı: Norveç tarihte ilk kez çeyrek finale yükseldi; İsviçre 1954’ten beri süren özlemine penaltılarla son verdi; Mısır ilk kez eleme turlarına kaldı. Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) Arjantin’e ter döktürdü. Asya da turnuvanın başlangıcından itibaren dengeleri altüst etti. Güney Kore’nin Çekya’yı devirdi; Avustralya Türkiye’yi eledi; Katar, İsviçre karşısında aldığı beraberlikle tarihinde ilk puanını aldı. Afrika'dan katılan on takımın dokuzu ise son 32 takım arasına kalmayı başardı.

Masa, her misafire hikâyede bir yer vaat eder ve kupayı sona kadar direnene bırakır. Erken elenenler bile evlerine sevgiyle uğurlanır: Yeşil Burun Adaları, elenmesine rağmen kahramanlarını bir fatih gibi karşıladı; Son Heung-min’in halkından özür dilemesi, birçok zaferden daha derin izler bıraktı. Bu küçük takımlar, ticari mantığın satın alamayacağı bir hikâye anlatıyor: Sonuçtan önce gelen aidiyet duygusu ve en büyük sahnede var olmaktan doğan bir sevinç. Oyunun gerçek tadının eleştirmenlerden önce seyirci tarafından yaratıldığını doğrulamak için büyük masaya gelen isimler bunlar.

Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.

Turnuvanın en çarpıcı sahnesi ise üç ev sahibi ülkenin son 16 turunda veda etmesiydi: ABD Belçika’ya, Kanada Fas’a, Meksika ise İngiltere’ye yenildi. 48 takımlı, 16 statla bu devasa organizasyona rağmen, üç ev sahibi ülke ilk sekiz takım arasına giremedi. Sermayenin finanse ettiği stadyum arka kapıdan çıkarken, resmi sahnesi olmayan sanat ayakta kaldı. Çünkü futbol, kendine özgü güzel inadıyla yukarıdan yönetilmeyi reddeder; etrafını saran siyaset ve gösteriş ne kadar büyük olursa olsun, dev makinelerin finali önceden yazmasına izin vermez. Burada gizli bir şiirsel adalet var: Organizatör kendi oyununu evcilleştiremiyor ve oyun, kendisini kuranların masasından daha büyük olduğunu ilan ediyor. Tribünlerin hükmü, salonun hükmüne üstün geliyor.

Güzel kaybeden, bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü onda, en güzelini ortaya koyup yine de kaybeden kendi yansımamızı görürüz.

Faydaya mahkûm güzellik

Futbolda güzellik, "fayda" ile birleşerek sanatın en eski dogmalarını yerle bir eder. Théophile Gautier ve "Sanat Sanat İçindir" savunucuları faydayı çirkinlik, amaçsızlığı ise asalet sayarken; çim sahalardaki bir çalım, savunmacıyı geçtiği için; bir pas, ağlarla buluştuğu için görkem kazanır.

Müzede sergilenen tablo, hiçbir fayda sağlamasa da asaletini korur. Ancak sahada, sonucu değiştiremeyen güzellik -taşı ağlatacak kadar etkileyici olsa bile- elenir ve karşımıza çıplak bir hayal kırıklığı olarak çıkar. Bu durum, eski Makyavelci anlayışı doğrular: Amaç, vasıtayı meşru kılar.

Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.

Tribünler, sonuç getirmeyen çalımı ıslıklanması gereken boş bir şov olarak görürken, salonlar bunu saf bir lüks olarak yüceltir. Müzedeki bir tablo, hiçbir faydası olmasa da asaletiyle korunurken; stadyumda gol atamayan bir sanat, taşları bile ağlatsa elenir. Başarıyı getirmeyen güzellik, Machiavelli'nin o kadim kaidesini doğrular: "Amaç, aracı meşru kılar." Tribünler, Mısır’ın en güzel futbolu oynadığına inansa da kupa, son düdüğe kadar dayananındır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre güzel kaybeden bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü kaybedende biz en güzelini yapıp yenildiğimizde kendimizi buluruz.

Bu tabloda gizli bir şiirsel adalet sezilir: En büyük organizatör, kendi oyununu kontrol etmeyi başaramaz ve futbolun, onu kuranların hazırladığı sofradan çok daha büyük olduğunu ilan eder. Sonunda tribünlerin kararı, seçkin salonların kararının önüne geçer.

Keskin bıçaktaki büyü

Zirveye çıkan oyuncular, güzelliği silaha dönüştürürler. Messi, tüm becerisini tek bir amaca hizmet ettirir; son dakikalarda gol atar veya attırır. Salah, Avustralya karşısında "Panenka" vuruşunu seçtiğinde, bunun sadece bir estetik değil, takımına güven aşılamak için yapılmış hesaplı bir soğukkanlılık olduğunu gösterdi. En cömert görünen anlar, aslında hesabın en soğuk yapıldığı anlardır. Haaland ise "sonuç güzelliği" ile karşımıza çıkar; tüy kadar hafif bir estetik değil, keskin bıçak kadar kesin bir vuruş. Büyük oyuncular, fırça ile bıçağı tek elde birleştirirler; hem çizerler hem de keserler.

Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.

Maç izlemek de zamanla, bir tablonun karşısında durmaya eşdeğer estetik bir deneyime dönüşür. Bir kez yaşanan, sonra akıp giden ama ona tanıklık edenlerin bedenine kazınan bir andır bu. Golden önce tribünlerden yükselen ortak nefes, golden sonra duyulan derin iç çekiş… Geçici bir güzellik, gelip geçmesi sayesinde camın ardında sonsuza dek sergilenen eserlerden bile daha derin iz bırakır.

Dünya Kupası ise müzesini duvarlardan önce insanların yüreğinde kurar. Her dört yılda bir kapılarını açan canlı bir sergi gibi, kolektif hafızaya parlayan, ardından sönen ama unutulmayan yeni bir tablo ekler. Böylece gelecek kuşaklar, bu anları rakamlardan ve istatistiklerden önce hikâyeler olarak miras alır.

Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.

Liste dışı vedalaşma

Cristiano Ronaldo'nun, Portekiz'in İspanya'ya elenmesinin ardından son Dünya Kupası'na gözyaşlarıyla veda etmesi, bütün sınıflandırmaların anlatmakta yetersiz kaldığı gerçeği tek başına özetler. Ronaldo, çalımla geçilemeyen tek rakibi olan zamana yenildi. O gözyaşlarında ne ticari bir ürünün üretebileceği ne de bir yönetmenin yeniden kurgulayabileceği sahici bir duygu saklıydı. Futbol yalnızca bir kez, zamanın akışı içinde oynanır. Kupalar da yıldızlar da sonunda saatin hükmüne boyun eğer. Bu yüzden her final, bir kuşağın vedası ve bayrağı yeni kuşağa devretmesidir. Oyunun asıl sırrı da burada yatar: Futbol, perdesini yalnızca bir kez açan zamanın ve faniliğin sahnesidir. Son perdenin nasıl biteceğini kimse önceden bilemez. Bu belirsizlik, dünyanın dört bir yanındaki milyonları aynı ekranın önünde buluşturur; çünkü herkes, bir daha asla aynı şekilde yaşanmayacak o ana tanıklık etmek ister.

Bu ortak hafızada, büyük bir devletin bayrağı ile küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşır. Çünkü insanlar bir anın kıymetini, onu yaşayanın büyüklüğüne göre değil, taşıdığı güzelliğe göre hatırlar ve değerlendirir.

Bütün bunlardan sonra kimin kaçıncı olduğu sorusu anlamını yitiriyor. Turnuvanın tozu dumanı dağıldığında puan tabloları ve kupayı kaldıran takımın adı zamanla silikleşiyor; hafızada kalan ise güzelliğin başarıyla buluştuğu anlar oluyor. Bu kolektif bellekte büyük bir ülkenin bayrağıyla küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşıyor; çünkü insanlar bir anı, onu yaşayanın büyüklüğüyle değil, taşıdığı güzellikle ölçüyor.

Devlerin tökezlediği o çimlerin üzerinde futbol, kendisinden sonra gelenlere herhangi bir cevaptan daha güzel bir soru bırakıyor: Herkesin aynı anda birlikte ürettiği ama hiçbir rafa sığmayan ve hiçbir sınıflandırmaya hapsolmayan bir sanat olabilir mi?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir." 


Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Eski İngiltere kaptanı Wayne Rooney, Dünya Kupası yarı finalinde Arjantin'e karşı alınan yenilginin sorumluluğunu tamamen Thomas Tuchel'e yükledi ve İngiltere'nin Arjantin karşısında "dağıldığını" söyledi.

İngiltere, Atlanta'da Anthony Gordon'ın golüyle öne geçtikten sonra Tuchel yaptığı bir dizi savunma ağırlıklı oyuncu değişikliğiyle oyunun inisiyatifini ve kontrolünü Arjantin'e bıraktı.

Arjantin ise bu fırsatı iyi değerlendirdi. Lionel Messi'nin maçın son bölümünde hazırladığı iki gol pozisyonuyla yarı finali lehine çeviren Arjantin, 2-1 kazanarak pazar günü oynanacak finalde İspanya'nın rakibi oldu.

Tuchel, son 16 turunda Meksika karşısında İngiltere 10 kişi kaldığında takımı savunmaya çekerek maçı yönetme biçimi nedeniyle övgü almıştı. Ancak Ezri Konsa, Dan Burn ve Nico O'Reilly'den oluşan savunma ağırlıklı üçlüyü oyuna alması sert eleştirilere neden oldu.

Rooney, İngiltere'nin çöküşünün buradan başladığını ve teknik direktörün cevaplaması gereken sorular olduğunu belirtti.

BBC'de konuşan hayal kırıklığına uğramış Rooney, "Dağıldık" dedi.

Her şey teknik direktörden ve aldığı kararlardan başladı. Çok pasif bir oyun sergiledik. Dünya şampiyonu bu takıma karşı bunu yapıp da cezasız kurtulamazsınız. Bu en büyük sınavdı ve biz başarısız olduk. 1-0 öndeyken yaptığımız değişiklikleri görünce, Arjantin gol atarsa maç uzatmalara gitmeyecek diye düşündüm.

İngiltere, sahada uzun süre altı savunmacıyla oynadıktan sonra eşitlik golünü ararken Tuchel, Ivan Toney ve Marcus Rashford'u ancak son dakikalarda oyuna sürdü.

Rooney "Eğer o sahada hücum oyuncusuysanız ve 1-0 öne geçerseniz ve teknik direktörün yaptığı değişiklikleri görürseniz, inancınızı kaybedersiniz, bu şekilde oynamaya ancak bir yere kadar devam edebilirsiniz" diye açıkladı.

Sonra düşünmeye başlıyorsunuz, 'Ah hayır, bu kadar uzun süre geriye yaslanacaksak bunu nasıl atlatacağız?' Bu tamamen panik, hem de gerçek bir panik. Öne geçtikten sonra topun kontrolünü rakibe bırakamaz, ikinci golü bulma fırsatından da vazgeçemezsiniz. Çünkü yapmanız gereken tam olarak budur. Eğer bu kalitedeki oyuncuların ceza sahası çevresinde topa sahip olmasına izin verirseniz, er ya da geç gol atacaklardır.

Independent Türkçe