Beyin çiplerinin hikayesi: İnsanlarda denenmek üzere onay alan Neuralink'in yolculuğu

"Avantajları kadar riskleri de tartışma konusu"

Şirket 158 milyon dolar finansman aldı ve 90 çalışanı var (Reuters)
Şirket 158 milyon dolar finansman aldı ve 90 çalışanı var (Reuters)
TT

Beyin çiplerinin hikayesi: İnsanlarda denenmek üzere onay alan Neuralink'in yolculuğu

Şirket 158 milyon dolar finansman aldı ve 90 çalışanı var (Reuters)
Şirket 158 milyon dolar finansman aldı ve 90 çalışanı var (Reuters)

Çağla Üren

SpaceX, Tesla ve Twitter'ın sahibi Elon Musk’ın beyin çipi girişimi Neuralink, ilk insan deneyleri için hasta alımına başlamak üzere bağımsız bir inceleme kurulundan onay aldığını duyurdu.

Bunun ardından şirket, beyin implantlarının felçlilerde test edilmesi için hastalar aramaya başladı.

İmplant, omurilik yaralanmaları nedeniyle felç geçiren hastalarda test edilecek. Yaklaşık 6 yıl sürecek çalışkömanın nerede yapılacağı ve kaç katılımcıyı içereceğini açıklanmadı.

Firma, mayısta beyin çipi projesinin insanlar üzerinde denenmesine başlanması için ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nden (FDA) de onay alındığını açıklamıştı.

Girişimin temel amacı, beyne yerleştirilecek mikroçipler üreterek felç ve körlük gibi nörolojik nedenleri olabilecek rahatsızlıkları tedavi etmek ve engellilerin hayat kalitesini artırmak.

Öte yandan Neuralink, esasen aynı amaç doğrultusunda çalışan onlarca şirketten sadece biri. Medyada beyin çipi diye anılan bu teknolojiye "beyin-bilgisayar arayüzü" (BBA) adı veriliyor.

Beyin-bilgisayar arayüzü nedir, nasıl çalışır?

Araştırmacılar ve şirketler insan beynini harici cihazlara bağlamak için yaratıcı çözümler geliştirdikçe BAA alanında da sıradışı ilerlemeler kaydediliyor. Kısacası bu teknoloji alanı, insan beynini bilgisayara bağlamak için geliştirilen tüm yöntemleri kapsıyor.

Teknolojiye ilişkin araştırmalar 1970'lerde Kaliforniya Üniversitesi Beyin Araştırma Enstitüsü'nden nörolog Dr. Jacques J. Vidal'ın gözetiminde başladı. Araştırmacıların hayvan modellerinden ilerlemek için gereken temel teknolojik altyapıyı oluşturması 20 yıldan fazla zaman aldı. 1990'ların ortalarına gelindiğindeyse ilk BBA prototipleri insan kafatasına yerleştirilmeye başlamıştı.

İnsanların daha iyi iletişim kurması ve bilişsel yeteneklerinin artırılması amacıyla çalışan araştırmacılar, yıllar içinde hem invaziv hem de invaziv olmayan BBA teknikleri geliştirildi.

Cerrahi operasyonla beyne müdahale edilerek yerleştirilen çipler invaziv diye nitelenirken, ameliyat gerektirmeyen teknolojilere de invaziv olmayan yöntemler deniyor.

Neuralink, invaziv bir teknoloji

İnvaziv çiplerin daha yüksek çözünürlüklü sinir sinyallerini yakalama olanağı sunduğu düşünülüyor. Bu yaklaşım, beyin ve harici cihazlar arasında daha doğrudan bir iletişime olanak tanıyabilir.

Neuralink, invaziv çipler alanında önde gelen şirketlerden. Diğer bir deyişle Musk'ın firması, çipleri cerrahların beyin ameliyatlarıyla implante etmesini öngörüyor.

Bu alanda öne çıkan diğer şirketler arasında Blackrock Microsystems ve Synchron gibi girişimler var.

Öte yandan, invaziv çiplerin avantajları kadar riskleri de tartışma konusu.

Zira bu operasyonlar, enfeksiyon riskini ve vücudun implantı reddetmesi gibi ihtimalleri gündeme getiriyor. Çiplerin uzun vadede çalışır durumda kalabilmesini sağlamak da bir diğer zorluk.

Teknolojinin ticari amaçlarla hayata geçirilmeden önce tüm bu zorlukların ele alınması şart.

İnvaziv olmayan BBA

İnvaziv olmayan beyin-bilgisayar arayüzleri ise beyinle doğrudan temas gerektirmiyor. Bu teknoloji, sinir sinyallerini tespit etmek için harici sensörler kullanıyor.

Örneğin, elektroensefalografi (EEG) ve fonksiyonel yakın kızılötesi spektroskopi (fNIRS) gibi halihazırda tıpta kullanılan tekniklere dayanarak çalışmalarını yürüten üniversiteler ve şirketler var.

Bu şirketlerin başında Emotiv, Neurable ve Kernel geliyor.

İnvaziv olmayan BBA'lar, daha düşük risk barındırıyor. Aynı zamanda maliyetleri de daha az.

Ancak bunlar, insanların kafalarına takılan ve genellikle şapkayı andıran giyilebilir cihazlar aracılığıyla beyin sinyallerini dışarıdan yakalamaya çalışıyor. Bu da iletişimi, diğerine kıyasla daha dolaylı bir hale getiriyor ve sinyal çözünürlüğünün düşmesi riskini taşıyor.

Felçli bir hastayı yürütmüş, bir diğerine içecek içirmişti

BBA teknolojileri, beynin seçilen bölümlerindeki nöronlardan gelen sinyalleri okumak ve bunların kodunu çözmek üzere tasarlandı.

Bu cihazlar, kodu çözülen sinyalleri bir bilgisayara aktarıyor. Beynin çalışma biçimine dair bilgiler doğrultusunda oluşturulan algoritmalar da bu sinyalleri yorumluyor. Nihayetinde beyinden gelen komutlar, hastaların ellerini kullanmadan yazı yazabilmesini, tekerlekli sandalyelerini hareket ettirebilmesini ve hatta robotik teknolojileri aracılığıyla kol ya da bacaklarını kullanabilmesini sağlıyor.

İlk olarak invaziv olmayan yöntemlerle adını duyuran BBA teknolojisi, 2008'de geçirdiği trafik kazası nedeniyle felç kalan 27 yaşındaki Adam Fritz'in yeniden yürüyebilmesiyle büyük yankı uyandırmıştı.

2015'te bu yapılan deneyde Fritz, saatler boyunca düşünceleriyle bilgisayar ekranındaki bir avatara yürüme komutu verme pratiği yapmıştı. Sonunda "düşünce gücüyle" yürümeyi öğrenen genç adam, vücuduna sarılan halatlar ve kablolar sayesinde kendi bacaklarını hareket ettirerek yürümeyi başarmıştı.

Bunun hemen öncesinde, 2012'de yapılan bir diğer çalışmada da felçli bir kadın, kendisine bağlanan bir robotik kolu hareket ettirerek kendi kendine içeceğini içebilmişti.

İnvaziv olmayan cihazların mümkün kıldığı bu iki erken gelişme, BBA'ların önünü açan önemli uğraklardan olmuştu.

Daha karmaşık hareketler mümkün mü?

Öte yandan, tekil nöronların aktivitesini kaydedebilen invaziv BBA'ların (yani implantların) kullanımıyla sinyal doğruluğu arttıkça daha karmaşık eylemler de mümkün kılınabilir.

Massachusetts Genel Hastanesi Nöroloji Bölümü'nde ve Brown Üniversitesi'nde görev alan Dr. Leigh Hochberg, Engadget'a yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Esneklikten faydalanmak istiyoruz. Tıpkı sağlıklı bir kişinin ellerini kullanarak kalemle yazı yazabilmesi ve sonra yine ellerini bilgisayar faresini kontrol etmek için kullanabilmesi, sonra da uzanıp bir fincan kahve alabilmesi gibi. Beyinden kayıt alınmasının nedenlerinden biri, birden fazla kullanışlı cihaz üzerinde esnek kontrole olanak tanıyan sinyalleri kullanmak.

Daha güvenli implantasyon mümkün mü?

Neuralink'in en büyük rakiplerinden Avustralya merkezli Synchron'un beyin implantı teknolojisi, invaziv ve invaziv olmayan çiplerin hemen hemen ortasında yer aldığını, dolayısıyla daha güvenli olduğunu iddia ediyor.

Firmanın geliştirdiği Stentrode adlı beyin çipi küçük, tüp benzeri bir cihaz. Boyundaki bir kan damarına açılan bir kesiden içeri sokulan cihaz, beyne doğru ilerleyerek elektrik sinyallerini kaydedebildiği bir konuma yerleşiyor.

Vücudunu kullanamayan hasta tweet atmıştı

Aralık 2021'de ALS hastası Philip O'Keefe, bu çip sayesinde sadece beynini kullanarak birkaç tweet atmıştı.

62 yaşındaki O'Keefe, 23 Aralık'ta attığı tweet'lerde şöyle yazmıştı:

Selam dünya! Kısa tweet. Büyük ilerleme. Tuşa basmaya veya sese gerek yok. Bu tweet'i sadece düşünerek oluşturdum. İnsanların, düşünceleriyle tweet atmasının yolunu açmayı umuyorum.

Philip O'Keefe, ALS yüzünden pek çok motor fonksiyonunu kaybetti (Twitter/@tomoxl)
Philip O'Keefe, ALS yüzünden pek çok motor fonksiyonunu kaybetti (Twitter/@tomoxl)

Bu araçlar nispeten yakın zamana kadar beyin ve bilgisayar arasında kablolu bağlantılar gerektiriyordu. Son teknolojilerin ışığında bu kablolar ortadan kalktı.

Neuralink çipleri de kablosuz çalışıyor.

Neuralink'in ameliyatı nasıl olacak, çip nasıl şarj edilecek?

Musk'ın aktarımına göre, çiplerin kafatasına yerleştirilmesi için genel anesteziye ihtiyaç duyulmayacak.

Tüm operasyonun bir saatten az sürede dikiş makinesini andıran robotlarla yapılacağını söyleyen milyarder, "Elektrotların beyne yerleşmesinden sonra insanların sadece küçük bir yarası olacak. Eğer iyi yapılırsa kanama da olmayacak" demişti.

Söz konusu operasyonlarda robotik bir cihaz, kafatasından küçük bir parça çıkarıyor. Sonra iplik benzeri elektrotları beynin belirli bölgelerine bağlıyor ve deliği dikiyor. Dışarıdan görülebilen tek şey, kesikten kalan yara izi oluyor.

Elektrotlar, beyne implante edilirken böyle görünecek (Neuralink)
Elektrotlar, beyne implante edilirken böyle görünecek (Neuralink)

Musk, bu cerrahi prosedürü "kafatasının bir parçasını akıllı saatle değiştirmeye" benzetiyor.

Ayrıca çipin küçük pilinin indüksiyon yoluyla kablosuz şarj edileceği belirtiliyor.

Domuz Gertrude ve Pong oynayan maymun

Tam adı Neuralink Corporation olan şirket, Musk ve 8 nörolog tarafından, "implante edilebilir beyin-makine arayüzleri geliştirme amacıyla" 2016'da San Francisco'da kurulmuştu.

2019'da Neuralink araştırma laboratuvarında yapılan bir gösteride şirket, laboratuvar faresine bağlı bir sistemin 1500 elektrottan bilgi okuduğunu göstermişti. Bu, insanlara yerleştirilmiş mevcut sistemlerden 15 kat daha iyi bir performansa işaret ediyordu. Böylece gözler, firmanın çip teknolojisine çevrilmişti.

Musk, Neuralink çipini ilk kez 2020'deki sunumda Gertrude adlı bir domuz üzerinde yapılan gösteriyle tüm kamuoyuna tanıtmıştı.

Söz konusu gösteride Gertrude'un implant tarafından algılanan beyin sinyalleri gerçek zamanlı olarak görselleştirilmişti. Milyarder, sunumda şöyle konuşmuştu:

Bu, ekranda Neuralink'in vuruşları görülüyor. Domuzların beynine yerleştirilen 1024 elektrottan gelen vuruşların her birini görebiliyorsunuz. Gertrude burnunu yere dokundurduğunda nöronlar ateşlenecek ve homurtuları çıkaran da bu olacak.

Gösteriye katılan başka bir domuza daha önce implant takılmış ve sonra çıkarımıştı. Domuzun "sağlıklı bir yaşam" sürdüğü söylenmişti.

Ertesi yıl Musk, beyin çipinin takıldığı bir makak maymununun tek başına "düşünce gücüyle" bilgisayar oyunu oynadığı bir gösteri daha yapmıştı.

Musk'ın deneylerinde 1500 hayvanın öldürüldüğü iddia edilmişti

Öte yandan firma kısa süre önce ABD hayvan refahı düzenlemelerini ihlal etmekle suçlanmıştı.

Bazı şirket çalışanları, beyne çip yerleştirme projesinin deneylerinde 1500 hayvanın öldürüldüğünü iddia etmişti. Ancak kaynaklar, şirketin deneylerde öldürülen hayvan sayısına ilişkin kesin kayıtlar tutmaması nedeniyle bu rakamı kaba bir tahmin olarak nitelendirmişti.

Ölen hayvanların arasında Pong oynayan makak maymunu da vardı.

Bunun ardından şirket hakkında bir federal savcının talebi üzerine ABD Tarım Bakanlığı Genel Müfettişi tarafından potansiyel hayvan refahı ihlalleri gerekçesiyle soruşturma açılmıştı.

"Ölmeye yakın maymunlara beyin çipi taktık"

Neuralink ise geçen yıl beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisinin testleri sırasında 8 hayvana ötenazi uyguladığını kabul etse de maymunlara "aşırı acı" çektirdikleri yönündeki suçlamalarını reddetmişti.

Musk son olarak birkaç gün önce, Twitter hesabından, "Neuralink implantı sonucunda hiçbir maymun ölmedi" diye yazdı.

Öncelikle ilk implantlarımızda, sağlıklı maymunlara yönelik riski en aza indirmek için ölümcül hasta (zaten ölmeye yakın) maymunları seçtik.

Süper insanlar mı yaratacak: Kung fu biliyorum!

Neuralink çiplerinin kullanımı, en azından yakın gelecekte, omurilik yaralanmalarından mustarip felçli kişilerin, Alzheimer, Parkinson veya ALS gibi zayıflatıcı nörolojik bozukluklar yaşayan hastaların fonksiyonları geri kazanmasını sağlamakla sınırlı tutulacak.

Yine de BBA'ların kullanım alanı bedensel zorlukları olan hastaların durumunu iyileştirmekten ibaret kalmak zorunda değil. 

Aynı zamanda sıradan insanın bilişsel performansını artırmak ve hafızayı güçlendirmek için kullanılma olasılığı da var. Bu da diğer tüm yenilikçi teknolojiler gibi bir dizi etik tartışmasını beraberinde getiriyor.

Teknolojinin akıllarda yarattığı belli başlı soru işaretleri şöyle özetlenebilir:

Bu teknolojiye kim erişebilecek? Kafalarımızda bilgisayarların olması mevcut toplumsal eşitsizliği daha da kötüleştirecek mi? Bu makineleri hackerlardan nasıl koruyabiliriz? Bunun gibi yepyeni bir biyoteknoloji ürününe halk güvenecek mi?

Matrix serisinin son filmi 2022'de gösterime girmişti (Warner Bros.)
Matrix serisinin son filmi 2022'de gösterime girmişti (Warner Bros.)

Biyoetik alanında çalışan uzmanlar bu soruları yanıtlamak için çaba sarf ederken, özellikle Musk'ın Neuralink'le ilgili açıklamaları da tartışmaları alevlendiriyor.

2020'de yaptığı bir sunumda milyarder, Neuralink sayesinde insanların hatıralarını kaydedip yeniden izleyebileceğini, birbiriyle konuşmadan iletişim kurabileceğini ve hatta beyinlerindeki çiplerden müzik dinleyebileceğini öne sürmüştü.

Milyarder bir adım ileri giderek, projenin aslında insan ırkına "insanüstü biliş" kazandırmayı amaçladığını da söylemişti. Ona göre insan-bilgisayar birleşmesi, yapay zekanın insan ırkını yok etmesinin de önüne geçebilir.

Milyarderin bu açıklamaları, beyin çiplerinin 1999 yapımı The Matrix'teki teknolojilere benzetilmesine de yol açıyor.

Birçok sosyal medya kullanıcısı, tıpkı filmde Neo'nun yaptığı gibi, beyin çipleriyle bir anda Kung fu öğrenerek masadan kalkabileceğini hayal ediyor.

"Musk, insanlara sahte hayalleri satıyor"

Ancak bu tür iddialar, nöroloji araştırmacılarının Musk'ı sert biçimde eleştirmesiyle sonuçlanıyor.

Duke Üniversitesi Nicolelis Laboratuvarı Baş Araştırmacısı Dr. Miguel Nicolelis, Inverse'e verdiği bir röportajda şunları söylüyor:

Bu adam hiçbir zaman işe yaramayacak şeyleri satmada usta.

Bilim insanına göre bu beyin implantları, insanların duyguları veya derin bilişsel bilgileri bir bilgisayar dosyası gibi beyinlerine indirmesini sağlamayacak.

"Fransızca dilbilgisini bir beyin-makine arayüzüne yükleyerek asla insanların Fransızca öğrenmesini sağlayamazsınız" diyen Nicolelis, şöyle ekliyor:

Bir bilimkurgu filmi için iyi bir fikir. Ama Elon Musk'un çıkıp aynı şeyi söylemesi sahtecilik, tamamen sahtecilik.

Independent Türkçe



Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası
TT

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Marco Mossad

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, akıllı telefonu olan herkesin elinde ‘İsrail’in bir parçasını’ tuttuğunu söylediğinde, bu ifade ilk bakışta İsrail teknoloji sektörünün başarılarını abartmaya çalışan tanıdık bir siyasi söylemin parçası gibi göründü. Ancak bu abartının ardında telefonun kendisinden daha büyük bir gerçek yatıyor. İsrail, geçtiğimiz on yıllar içinde şirketlerini, mühendislerini ve teknolojilerini küresel teknoloji endüstrisinin derin katmanlarına sokmayı başardı. Öyle ki buradaki varlığı bazen tüketici için görünmez olsa da ürünün içinde etki yaratır hale geldi.

Mesele tek bir telefonla ilgili değil ve iPhone’un İsrail ürünü haline geldiği anlamına gelmiyor. Modern bir akıllı telefon, özünde karmaşık bir uluslararası ağın ürünüdür. Tasarımı ABD'de yapılabilir, bazı çipleri Tayvan'da üretilir, ekranı Güney Kore'den, sensörleri Japonya'dan gelir ve Çin'de veya Hindistan'da monte edilir. Yazılım, mühendislik ve fikri mülkiyet ise onlarca ülke ve şirket arasında paylaştırılır. Dolayısıyla artık daha önemli olan “Cihaz nerede üretildi? Daha doğrusu cihazın onsuz çalışamayacağı bileşenleri kim tasarladı ve bunun arkasındaki bilgi, patent ve deneyime kim sahip?” sorusu ortaya çıkar.

Bu açıdan bakıldığında İsrail deneyimi ön plana çıkıyor. İsrail teknolojik gücünü Çin gibi büyük ölçekli üretime veya Tayvan gibi yarı iletken imalatına dayandırmadı. Aksine çip tasarımı, ağlar, siber güvenlik, iletişim, bilgisayarlı görü, yapay zeka (AI) ve sensörler gibi sınırlı ancak yüksek değerli alanlara odaklandı. Tüketici çoğu zaman bu varlığı doğrudan görmez. Bazı bileşenlerinin geliştirilmesinde İsrailli bir şirketin veya ekibin yer aldığını bilmeden bir iPhone’u, Amazon hizmetlerini veya Nvidia teknolojilerini kullanabilir. Modern teknolojik nüfuzun doğası da tam olarak burada, üzerinde adınız görünmeden ürünün bir parçası olmakta yatıyor.

Gizli varlık

iPhone 17e model telefon, bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Apple, iPhone 17e modeli geçtiğimiz mart ayında tanıtıldığında, tedarikçilere olan bağımlılığını azaltmak için şirket içinde geliştirdiği A19 işlemci ve C1X modem ile çalıştığını belirtmiş, ancak geliştirme sürecine katılan mühendislik ekipleri hakkında detaylı bilgi vermemişti.

Daha sonra İsrail basınında yer alan haberler, telefonda kullanılan modemi Apple’ın İsrail'deki silikon ekipleriyle ilişkilendirdi. Şirketin on yılı aşkın süredir orada gösterdiği varlık göz önüne alındığında bu bağlantı şaşırtıcı görünmüyor. Çünkü Apple, flaş bellek ve üç boyutlu algılamadan bilgisayarlı fotoğrafçılık ve yüz tanımaya kadar uzanan alanlarda 2012 yılında Anobit’i, 2013 yılında PrimeSense’i, 2015 yılında LinX Imaging’i ve 2017 yılında RealFace’i satın aldı.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde bu anlaşmalar sadece birbirinden bağımsız satın alımlar olarak görünmüyor. Aksine yıllarca şirketin ürünlerine entegre edilebilecek mühendislik ekipleri, patentler ve uzmanlık bilgilerinin bünyeye katılması yoluyla Apple marka cihazların merkezinde yer alan teknolojilerde birikimli bir uzmanlık inşa etme sürecini yansıtıyor.

Aralarında Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta’nın da bulunduğu yüzlerce çok uluslu şirket, İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı.

İsrail modelinin özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bir Amerikan şirketi İsrailli bir start-up’ı satın aldığında marka ortadan kaybolabilir, ama mühendisler, patentler ve uzmanlık satın alan şirkete geçerek küresel ürünlerin bir parçası haline gelir. Şirket bazen ortadan kaybolur, ancak geliştirdiği bilgi sistemin içinde kalır.

Dolayısıyla İsrail teknoloji sektörünün başarısı, yalnızca bağımsız devlere dönüşen şirketlerin sayısıyla değil, aynı zamanda küresel satın alımları çeken uzmanlaşmış şirketler üretebilme kapasitesiyle de ölçülüyor. Her anlaşmadan sonra bazı kurucular ve çalışanlar, deneyimlerini ve sermayelerini yeni şirketlere yatırarak başka bir inovasyon döngüsü başlatırlar.

Bu döngü, yüksek araştırma ve geliştirme harcamalarıyla besleniyor. Bu durum, düşük değerli üretimden ziyade büyük ölçüde bilgi, mühendislik ve fikri mülkiyete dayanan bir ekonomiyi yansıtıyor.

Entegre ekosistem

Ancak harcamalar tek başına bu olguyu açıklamak için yeterli değil. İsrail'i öne çıkaransa üniversiteleri, araştırmacıları, risk sermayesini, girişimleri, küresel şirketlere bağlı araştırma merkezlerini ve askeri kurumlarla bağlantılı teknolojik uzmanlığı bir araya getiren entegre bir ekosistemin olması. Bu unsurlar birbirini besliyor ve böylece önceki başarılar yeni yatırımlar ile yetenekler için bir cazibe unsuru haline geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta da dahil olmak üzere yüzlerce çok uluslu şirket İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı. Bunlar yalnızca satış ofisleri değil, bazıları yarı iletkenler, yapay zeka, iletişim, bulut bilişim ve siber güvenlik gibi hassas alanlarda faaliyet gösteriyor.

dsfvgth
Tower Semiconductor adlı İsrailli bir analog entegre devre geliştirme şirketinin ofislerinde yarı iletken silikon çip taşıyan bir çalışan (Reuters)

Bu şirketlerin varlığı, unsurlarını birbirinden ayırmanın zor olduğu bir döngü yaratıyor. Küresel şirketler mühendislik yetenekleri buldukları için buraya geliyor ve onların varlığı da daha fazla mühendisin eğitilmesini sağlarken sermaye çekiyor ve yeni şirketlerin kurulması için fırsatlar yaratıyor. Intel, Apple veya Nvidia gibi bir şirkette yıllarca çalışan bir mühendis, küresel ölçekte proje ve ürün yönetimi konusunda deneyim kazanıyor ve daha sonra bu bilgiyi yeni bir girişime taşıyabiliyor.

İsrail'in siber güvenlik, iletişim ve veri analizi konusundaki yoğun uzmanlığını askeri kurumlara değinmeden anlamak da oldukça güç. Daha sonra özel sektöre geçen çok sayıda şirket kurucusu ve mühendisin görev yaptığı Birim 8200, bunun en ünlü örneği. Bu durum, İsrailli teknoloji şirketlerinin istihbaratın bir uzantısı olduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade bazı çalışanların ağlar, iletişim, veri analizi ve karmaşık teknik sorunlarla ilgilenme konusunda erken dönemde deneyim kazandıktan sonra sivil pazara girdiğini gösteriyor.

İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi.

Birçok ülkede genç bir mühendis meslek hayatına bir şirkette başlar ve büyük ölçekli sistemlerle çalışabilmesi için yıllar geçmesi gerekir. İsrail'de ise bazı mühendisler, karmaşık sistemler konusunda halihazırda deneyim kazanmış bir şekilde askerlik hizmetinden ayrılabilir. Bu durum, erken teknik sermaye olarak tanımlanabilecek bir yapı oluşturuyor ve ardından bu insan sermayesi, yatırımcılar ve küresel şirketlerle buluşur.

Bu modelin gücü Mellanox örneğinde açıkça görülüyor. Nvidia, İsrail merkezli şirketi 2020 yılında yaklaşık yedi milyar dolara satın aldı. Mellanox, ağ teknolojileri ve sunucular arası yüksek hızlı bağlantı konusunda uzmanlaşmıştı ve bu teknoloji, yapay zeka talebindeki patlamayla birlikte daha da önemli hale geldi.

Dev yapay zeka modellerinin eğitilmesi, tek bir işlemcinin gücüne değil, binlerce işlemcinin çalıştırılmasına ve bunların yüksek verimlilikle birbirine bağlanmasına dayanır. Bu noktada ağlar, yardımcı bir unsur olmaktan çıkıp performansta temel bir bileşen haline dönüşür. Dolayısıyla Mellanox'un geliştirdiği teknoloji, artık yalnızca bağımsız bir ürün olmaktan çıkarak Nvidia'nın yapay zeka veri merkezlerinde dayandığı altyapının bir parçası haline geldi.

Bilgisayarlı görü

Bu durumun stratejik değeri, Nvidia şirketinin İsrail merkezli bir şirketi satın almasında değil, İsrail içinde gelişen bir mühendislik uzmanlığının dünyanın en önemli yapay zeka altyapısı şirketlerinden birine entegre olmasında yatıyor. Nihai markada görünmeyen ancak ürünün içinde varlığını sürdüren nüfuz türü işte budur.

Aynı model, Amazon tarafından satın alınan ve uzmanlığı şirketin bulut bilişime özel çipler geliştirme çabalarının bir parçası haline gelen Annapurna Labs için de geçerli. Ayrıca Intel ekosistemine dahil olan ve bilgisayarlı görü ile sürücü asistanı teknolojilerinde önemli bir oyuncu haline gelen Mobileye için de durum böyledir.

Her vakada neredeyse tek bir mantık işliyor. Uzmanlaşmış bir şirket İsrail sistemi içinde büyüyor, hızla kopyalanması zor bir bilgi birikimi geliştiriyor ve ardından satın alma yoluyla daha büyük bir küresel şirkete dahil oluyor. Nihai ürün bir bulut hizmeti, otomobil, veri merkezi veya telefon olabilir, ancak bunun arkasında yatan bilgi katmanı İsrail sisteminden çıkmıştır.

Bu eğilim en açık şekilde siber güvenlik alanında görülüyor. İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi. Veri koruması, dijital kimlik ve bulut altyapısının artan önemiyle beraber siber güvenlik şirketleri, uzmanlaşmış hizmet sağlayıcıları olmaktan çıkıp küresel ekonominin dijital altyapısının temel parçalarına dönüştü.

Esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor.

Bu sektördeki İsrailli şirketlere yönelik milyarlarca dolarlık satın alımlar, küresel şirketlerin sadece müşteri tabanı satın almadığını, aynı zamanda mühendislik ekiplerini, teknolojileri ve yeni nesil ürünler geliştirme kapasitesini de satın aldığını gösteriyor. Dijital ekonomide bulut altyapısını koruyan bir şirket, onu inşa eden şirket kadar önemli olabilir.

İşte bu noktada hikaye ekonomiden siyasete evriliyor. ABD-İsrail ilişkileri genellikle askeri yardımlar, istihbarat iş birliği ve Ortadoğu siyaseti üzerinden okunsa da bu katmanın altında zamanla daha da derinleşen ekonomik ve teknolojik bir ağ yatıyor.

Amerikan şirketleri İsrail'de çalışan binlerce mühendise bel bağladığında, İsrailli şirketler Apple, Amazon, Nvidia, Google ve Intel gibi sistemlerin birer parçası haline geldiğinde ve Amerikan sermayesi sürekli olarak İsrailli girişimlere doğru aktığında, bu ilişki geleneksel bir siyasi ittifaktan çok daha fazlası haline geliyor. Teknoloji ekonomilerini birbirine daha fazla kenetleyen bir çıkarlar, çalışanlar, fikri mülkiyet ve yatırımlar ağı ortaya çıkıyor.

dfrgt
Kudüs'te sürüş asistanı yazılımlarında uzmanlaşmış İsrail merkezli Mobileye şirketinin ofislerindeki bir tabela (Reuters)

Bu durum, Amerikan teknoloji şirketlerinin otomatik olarak İsrail hükümetinin politikalarını benimsediği veya İsrail'in sırf kendi topraklarında araştırma merkezleri bulunduğu için bu şirketlerin kararlarını etkileyebileceği anlamına gelme de özellikle çipler, yapay zeka ve siber güvenlik gibi hassas sektörlerde iki sistem arasındaki ayrımın çok daha maliyetli ve karmaşık hale geldiği anlamına geliyor.

Teknoloji ve ulusal güvenlik arasında

İsrail için bu iç içe geçmişlik net bir stratejik değer taşıyor. Kendini dünyanın en güçlü şirketlerinin kullandığı teknolojinin bir parçası haline getirmeyi başaran bir devlet, caydırıcılık ve nüfuz kavramlarına yeni bir katman ekliyor. ABD ile ilişki artık sadece uçaklar, askeri yardımlar ve istihbarat iş birliğinden ibaret değil, aynı zamanda çipler, ağlar, veri merkezleri, bulut güvenliği ve yapay zeka anlamına da geliyor.

Sivil ve askeri teknoloji arasındaki mesafenin her zamankinden daha aza inmesiyle bunun önemi daha da artıyor. Yapay zeka hem ticari hem de askeri olarak kullanılıyor. Sensör sistemleri aynı anda hem otomobillere hem de insansız hava araçlarına (İHA) hizmet edebiliyor. Bilgisayarlı görü teknolojileri sanayide, gözetlemede veya hedef belirlemede kullanılabiliyor. Siber güvenlik ise aynı anda hem bankalara hem de ordulara hizmet ediyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’nın 7 Ekim 2023'ten sonra İHA’larla mücadele, sensörler ve yapay zeka teknolojileri de dahil olmak üzere savaş ihtiyaçlarıyla bağlantılı çözümler geliştirmek için start-up şirketlerinden destek almasıyla bu iç içe geçme durumu daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bazı şirketler askeri ihtiyaçlara yanıt olarak hızla prototip geliştirmeden üretime geçti.

Bu esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor. Savaş zamanında sivil inovasyon ağı, seferber edilebilecek teknolojik bir rezerve dönüşüyor.

Ancak teknoloji ile ulusal güvenlik arasındaki bu ilişki, aynı zamanda özellikle gözetleme ve casusluk alanında en hassas soruları da gündeme getiriyor. NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus yazılımı, İsrail'i ticari sızma araçları konusundaki küresel tartışmaların merkezine yerleştirdi ve özel şirketlerin büyük istihbarat değerine sahip teknolojiler geliştirebileceğini gösterdi.

En önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığı değil, nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Bununla birlikte, bu meseleyi İsrail'in sivil teknoloji tedarik zincirlerindeki varlığıyla birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir çip veya modem geliştirme projesinde İsrailli bir mühendisin bulunması, ürünün içinde bir casusluk aracı olduğu anlamına gelmediği gibi Apple veya Nvidia'nın İsrailli bir şirketi satın alması bir arka kapı olduğuna dair kanıt oluşturmaz. Bu tür iddialar bağımsız teknik kanıtlara ihtiyaç duyar.

Ancak Pegasus, daha önemli olan başka bir noktayı, yani yazılım, iletişim, yarı iletkenler ve siber güvenliğin neden sadece ticari endüstriler değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meseleleri haline geldiğini açıklıyor. Veri akışını kontrol eden, ağları koruyan veya bilgileri analiz eden teknolojiye sahip olanlar, aynı anda ekonomik, siyasi ve istihbarat alanında olabilecek bir güç aracına da sahip olur.

İşte burada akıllı telefona geri dönebiliriz. Kullanıcının gördüğü şey ekran, kamera ve tasarımdır. Ancak modemi, gücü yöneten çipleri, görüntüleri işleyen algoritmaları, güvenlik katmanlarını veya iletişim protokollerini görmez. Yine de ürünün gerçek değerini çoğu zaman belirleyen şey, bu gizli parçalardır.

Aynı durum yapay zeka için de geçerli. Kullanıcı sohbet modelini görür, ancak veri merkezlerini, çipleri, binlerce işlemciyi birbirine bağlayan ağları veya bulut altyapısını koruyan güvenlik sistemlerini görmez. Ülkeler ve şirketler arasındaki gerçek rekabet giderek artan bir oranda bu görünmez katmanlar etrafında dönüyor.

İsrail parçası

İsrail'in başardığı nokta da tam olarak bu. iPhone ile rekabet edecek bir telefon üretmesine, bulut bilişimde Amazon ile rekabet edecek bir şirket kurmasına veya yeni bir Nvidia inşa etmesine gerek kalmadı. Bunun yerine, bizzat bu şirketlerin bünyesine girebilecek teknolojiler üretmeye odaklandı.

Buradan hareketle Netanyahu'nun açıklaması daha derin bir anlam kazanıyor. Zira ‘her akıllı telefonun İsrail’in bir parçası olduğu’ söylemi kelimesi kelimesine anlaşıldığında propaganda amaçlı bir genelleme olarak kalır. Ancak kastedilenin, İsrail bilgi birikimi ve mühendisliğinin çok çeşitli küresel teknoloji ürünleri ve platformlarında yer edinmiş olmasıysa, bu fikrin gerçekçi bir temeli olduğuna işaret ediyor.

Bu modelin gücü ürünün üzerine ‘made in İsrael’ (İsrail'de üretilmiştir) ibaresini yerleştirmekten değil, belki de tam tersinden, yani İsrail teknolojisinin, kullanıcı kökenini bilmeden küresel bir ürünün içinde çalışmasından kaynaklanıyor.

Yirminci yüzyılda Alman arabası, Japon cihazı, Amerikan uçağı gibi endüstriyel güç kendini fabrikalarda ve markalarda kendini gösteriyordu. Bilgi ekonomisinde ise çok daha küçük bir ülke değer zinciri içinde kritik bir noktaya; örneğin bir çipe, bir ağa, bir algoritmaya, bir güvenlik sistemine veya yeri zor doldurulacak bir mühendislik ekibine sahip olarak nüfuz inşa edebilir.

Bu yüzden en önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığından ziyade nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Cevap bütüncül bir sistemde yatıyor. Araştırma ve geliştirmeye yapılan yüksek harcamalar, üniversiteler ve bilim merkezleri, erken teknik uzmanlık, girişim şirketleri, risk sermayesi, küresel satın alımlar ve büyük Amerikan şirketlerinin araştırma merkezleri. Bu unsurlar bir araya gelerek teknolojiyi başarılı bir ekonomik sektör olmaktan çıkarıp bir nüfuz aracına dönüştürdü.

Bu bağlamda, belki de İsrail'in en büyük teknolojik başarıları kendi adını taşıyan ürünler değil, bu adı hiçbir şekilde taşımayan ürünlerdir.


iPhone 18 bu yıl çıkmayacak mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

iPhone 18 bu yıl çıkmayacak mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Çeşitli haberlere göre bu yıl yeni iPhone 18 çıkmayabilir.

Apple'ın eylüldeki klasik tanıtım etkinliğini 2026'da da düzenleyeceği yönünde güçlü bir beklenti var. Ancak söylentilere göre bu etkinlikte şirket, üst düzey Pro modellerinin güncellemeleri ve daha da pahalı olan Ultra versiyonuna odaklanacak.

Bu durumda telefonun temel modelinin güncellenmiş versiyonu (yani standart iPhone 18) gelecek yıl ilkbahardan önce piyasaya çıkmayabilir.

Apple'ın, cihazlarını piyasaya sürme takvimini değiştireceği söylentileri uzun süredir dolaşıyor. Ancak Tayvan merkezli Economic Daily News'ta yayımlanan yeni bir haber, bu spesifik takvime yeni bir inandırıcılık kazandırdı.

Haberde, Apple tedarikçisi ve Tayvanlı elektronik üreticisi Pegatron'un bilanço toplantısına atıf yapılıyor. Yöneticilerin, iPhone 18 Pro serisinin sonbaharda güncelleneceğini ancak temel modelin gelecek yılın ilk çeyreğine kadar piyasaya çıkmayacağını söylediği bildiriliyor.

Aynı dönemde iPhone Air'ın güncellenmiş bir versiyonu da yeni iPhone 18e'yle birlikte piyasaya çıkacak. Apple'ın bu yıl martta 17e'yi (daha yavaş bir işlemci ve daha basit bir kamera sistemi gibi kısıtlamalarıyla telefonun daha ucuz bir versiyonu) çıkarması, telefonlar için yeni ve kademeli bir piyasaya sürme stratejisinin önizlemesi olarak değerlendirilmişti.

Apple'ın, eylüldeki lansman etkinliğinde bu daha ucuz modeller yerine iPhone 18 Pro ve iPhone'un ilk "Ultra" versiyonunu tanıtacağı düşünülüyor. Ultra'nın, Apple'ın ilk katlanabilir cihazı olacağı geniş çapta söylenirken, daha önce üretilen herhangi bir iPhone'dan çok daha pahalı olabilir.

Apple'ın, temel modellerin piyasaya sürülmesini yılın ilerleyen aylarına ertelemek için iPhone lansman takvimini değiştirdiği söylentileri uzun süredir dolaşıyordu. Ancak son aylarda sektörü etkisi altına alan çip kıtlığı nedeniyle bu plan daha da faydalı hale gelmiş olabilir.

Şirket, en son kazanç açıklamasında mevcut telefon serisine yönelik talebi karşılamak için yeterli miktarda çip satın almakta zorlandığını belirtmişti. Yapay zeka sektörünün aynı çiplere yönelik talebi nedeniyle çip fiyatlarında görülen artış sonucu şirket, iPad'ler ve Mac'ler gibi cihazlarının fiyatını önceki aylarda artırmıştı.

Independent Türkçe


Rusya, Starlink'e rakip olacak projeyi hızlandırıyor

Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)
Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)
TT

Rusya, Starlink'e rakip olacak projeyi hızlandırıyor

Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)
Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)

Ukraynalı yetkililere göre Rusya, SpaceX'in Starlink ağına rakip olacak bir uydu internet sisteminin kurulumunu hızlandırıyor.

Yerdeki insanlara yüksek hızlı geniş bant internet sağlayan Rassvet ağı halihazırda 16 uyduyla faaliyet gösteriyor ancak gelecek yıl itibarıyla yaklaşık 300 uyduya ulaşması bekleniyor.

Starlink, Rusya'da yasaklı olsa da Ukrayna'da yaygın kullanılıyor ve drone operasyonlarıyla savaş alanı iletişiminde Kiev'e büyük avantaj sağlıyor.

SpaceX patronu Elon Musk, Kiev'in Starlink hizmetini Rusya içine drone saldırıları için kullanma çabalarını, bunun çatışmanın tırmanmasına yol açabileceği gerekçesiyle engellemişti.

Rus güçleri, Ukrayna'da resmi olmayan kanallardan temin edilen Starlink terminallerini kullanıyordu. Ancak Kiev, bu yıl SpaceX'i bu terminalleri devre dışı bırakmaya ikna etmeyi başardı. Bu gelişme, savaş alanındaki ivmenin Ukrayna lehine dönmesini sağlayan faktörlerden biri oldu.

Ukrayna medya kuruluşu RBC-Ukrayna'ya verdiği bir röportajda, Ukrayna GUR askeri istihbarat servisinin başkan yardımcısı Tümgeneral Vadym Skibitskyi, Rusya'nın Rassvet ağını daha önce düşünüldüğünden çok daha hızlı kurduğunu söyledi.

Tümgeneral Skibitskyi, "Başlangıçta planlanandan çok daha hızlı bir şekilde fırlatmaya başladılar bile" dedi.

2027'de 292 uydudan oluşan bir uydu takımı oluşturmak ve 2035'e kadar 924 uyduya genişletmek için daha fazla uydu fırlatmaya devam edecekler. Rusya tam bir uydu takımı kurduğunda, sistem Starlink gibi çalışacak. Buna karşı nasıl önlem alınacağına dair görüşmeler şimdiden başladı.

Rus havacılık ve uzay şirketi Bureau 1440 tarafından geliştirilen sistem, Ukrayna istihbaratına göre, halihazırda yalnızca uydulardan biri Ukrayna toprakları üzerinden geçtiğinde aralıklı olarak çalışabiliyor.

SpaceX'in Starlink ağı, alçak Dünya yörüngesinde 10 binden fazla faal uyduya sahip ve mevcut boyutunun 4 katına çıkarılması planlanıyor.

Diğer ticari uzay internet girişimleri arasında Eutelsat'ın OneWeb'i ve Amazon Leo yer alıyor; her ikisi de halihazırda birkaç yüz uydu fırlattı.

Ajanslardan da yararlanılmıştır

Independent Türkçe