ABD’nin siber uzaydaki yeni stratejisi

İnternet kontrol etme mücadelesi

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD’nin siber uzaydaki yeni stratejisi

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Marco Mossad

İnterneti kontrol etme mücadelesi, artık sadece altyapı veya ağ yönetimi ile ilgili teknik bir mesele olmakla kalmayıp, modern dünyada jeopolitik rekabetin en önemli alanlarından biri haline geldi. Güç dengesinin orduların büyüklüğü veya ekonomik etkiyle ölçüldüğü bir çağda, bilgi akışının kontrolü ve siber uzayın şekillendirilmesi, uçak gemileri veya finansal yaptırımlar kadar etkili bir stratejik silaha dönüştü. Günümüzde bilgi, internet ağlarında dolaşan içeriklerden ibaret değil, kamuoyunu şekillendiren ve uluslararası siyasetin dengesini etkileyen bir güç unsuru oldu.

ABD, teknolojinin dış politika aracı olarak kullanımında açık bir değişimi yansıtan bir adımla ‘Freedom.gov’ adlı yeni bir dijital platformu başlatmaya hazırlanıyor. Resmî açıklamaya göre söz konusu platform, kullanıcıların engelleme ve sansür sistemlerini atlatmalarını sağlayan teknik araçlar aracılığıyla, Çin ve İran gibi bilgi akışına sıkı kısıtlamalar uygulayan ülkelerde bile, dünyanın dört bir yanındaki kullanıcıların daha açık bir internete erişebilmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Ancak, bu proje değişen küresel siyasi manzaradan ayrı olarak değerlendirilemez. Bu tür platformlar, büyük güçler arasında ‘ifade özgürlüğünü’ ve sınırlarını tanımlama hakkının ve küresel dijital düzeni şekillendirme gücünün kime ait olduğu konusunda tartışmaların tırmandığı bir dönemde tanıtılmaya başladı. Washington bilgi açıklığını siyasi değerlerinin bir uzantısı olarak görürken, diğer ülkeler dijital alanın kontrolünü ulusal egemenliklerinin ve iç güvenliklerinin bir parçası olarak görüyor. Böylece internet, açık bir küresel alandan, 21. yüzyılın güç mücadelelerini yansıtan siyasi ve stratejik bir rekabet arenasına dönüştü.

Yeni dijital platform

ABD Dışişleri Bakanlığı, ‘Freedom.gov’ adlı yeni bir dijital platformun çalışmalarının tamamlandığını duyurdu. Bu hizmetin, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar için bir uygulama aracılığıyla sunulması planlanıyor ve hizmet, kullanıcıların ülkelerindeki hükümet sansürüne maruz kalmadan internete erişebilmelerini amaçlıyor. Platform henüz operasyonel aşamaya geçmemiş olsa da internet sitesi şu anda erişime açık ve ana sayfada lansmanının yakında olacağına dair bir ön mesaj yer alıyor. Bu mesaj, projenin teknik geliştirme aşamasından beklenen lansman aşamasına geçtiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD basınından aktardığı haberlere göre platform, iOS ve Android sistemlerinde tek bir tıklama ile başlatılabilen basit bir uygulama aracılığıyla kullanılabilecek. ABD’li yetkililer ayrıca, uygulamanın açık kaynaklı olacağını ve uzmanların ve geliştiricilerin mekanizmasını incelemesine ve kaynak kodunu kontrol etmesine izin vereceğini belirttiler. Washington, bu hamlenin şeffaflığı teşvik etmek ve yeni platforma güven oluşturmak amacıyla yapıldığını belirtiyor.

Bu girişimle ilgili tartışmalar, Washington’ın ‘stratejik düşmanlar’ olarak sınıflandırdığı ülkelerle sınırlı kalmayıp, Avrupa'ya da uzanıyor.

Yetkililer ayrıca, bu hizmetin internet adresleri, tarama etkinlikleri veya kimliklerini ortaya çıkarabilecek herhangi bir bilgi dahil olmak üzere kullanıcı verilerini kaydetmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Bu yaklaşım, özellikle internet kullanımına sıkı kısıtlamalar getiren veya vatandaşlarının dijital etkinliklerini izleyen ülkelerde yaşayan kullanıcılar için yüksek düzeyde gizlilik ve koruma sağlamayı amaçlıyor.

fefe
Yeni internet sitesinin ekran görüntüsü (Freedom.Gov)

Teknik detayların tamamı henüz açıklanmamış olsa da platformun, kullanıcıların bağlantılarını başka ülkelerdeki sunucular üzerinden yeniden yönlendirerek internet kısıtlamalarını aşmalarına olanak tanıyan sanal özel ağ (VPN) hizmetlerine benzer bir mekanizma kullanacağına dair bazı tahminler yürütülüyor.

Bu girişimle ilgili tartışmalar, Washington’ın ‘stratejik düşmanlar’ olarak sınıflandırdığı ülkelerle sınırlı kalmayıp, Avrupa'ya da uzanıyor. Son yıllarda, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık, Avrupa Dijital Hizmetler Yasası ve Birleşik Krallık Çevrimiçi Güvenlik Yasası (UK Online Safety Bill) dahil olmak üzere dijital içeriği düzenlemek için yeni yasalar kabul ettiler. ABD, bu yasaların bazılarının ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açabileceğini düşünürken, Avrupa hükümetleri ise bunların yasa dışı içerik ve nefret söylemiyle mücadele etmek ve daha güvenli bir dijital ortam sağlamak için gerekli önlemler olduğunu savunuyor.

Bu proje, ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ‘dijital özgürlük’ ile ilgilenen özel bir ofis tarafından yürütülüyor. Bu ofis, ABD'nin uluslararası medya ve dijital stratejisini belirlemekten sorumlu olan Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler Müsteşarı Sarah Rogers tarafından yönetiliyor. Platform, Washington’ın dünya çapında internet özgürlüğünü desteklemeyi amaçladığını söylediği daha geniş çaplı çabaların bir parçası olarak geliştiriliyor.

Ancak, bu platformun başarısı, bazı teknik ve siyasi zorlukların aşılmasına, etkinliği ise büyük ölçüde ilgili hükümetlerin sansür veya engelleme girişimlerine karşı koyma becerisine bağlı. Bazı ülkeler, dijital sansürü atlatan araçları tespit edip kapatabilen, hatta bazen kullanıcılarını takip edip cezalandırabilen gelişmiş teknik sistemlere zaten sahip. Bu çerçevede böyle bir platformun başlatılması, dijital alanın kontrolü için yoğunlaşan uluslararası rekabete işaret ediyor.

İnternet artık sadece bir iletişim veya bilgi alışverişi aracı değil, siyasi ve stratejik çatışmaların merkezi bir arenası ve devletlerin etki alanlarını genişletmek, bilgi güvenliğini korumak ve küresel dijital düzene ilişkin kendi vizyonlarını savunmak için kullandıkları bir etki aracı haline geldi. Rogers, platformun ifade özgürlüğünü ve bilginin serbest dolaşımını teşvik etmeyi amaçlayan uzun süredir devam eden ABD politikasının bir uzantısı olduğunu vurgularken projenin, esasen ‘açık internet’ kavramına ilişkin Amerikan vizyonunu yansıtıyor olsa da küresel nitelikte olduğunu belirtti.

ABD ulusal güvenliği için stratejik bir araç

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Freedom.gov'un tanıtılması, ABD'nin stratejik güç araçlarının bir parçası olarak teknolojiyi kullanma biçiminde dikkate değer bir değişimi ortaya koyuyor. Teknoloji artık yalnızca umut vaat eden bir ekonomik sektör veya endüstriyel mükemmellik alanı olarak değerlendirilmiyor, doğrudan ulusal güvenlik denklemine entegre ediliyor.

Proje, bu açıdan bakıldığında dijital alanı siyasi etki alanı olarak kullanma yönündeki daha geniş çaplı bir girişimin parçası olarak anlaşılabilir. Bu alanda, bilgi akışını yönetmek ve küresel yapısını etkilemek, çağdaş uluslararası sistemde bir güç unsuru haline geliyor.

Bu girişim, Donald Trump yönetiminin ikinci dönemindeki genel yöneliminden ayrı olarak değerlendirilemez. Trump yönetimi, siber uzayın kontrolünü stratejik önceliklerinden biri haline getirmiş ve bunu uluslararası nüfuz mücadelesinin temel bir boyutu olarak görülüyor. ABD yönetimi, veri ve bilginin sınır ötesi hareketini, ABD'nin onlarca yıl boyunca inşa edilmesine katkıda bulunduğu küresel sistemin temel taşı olarak görmektedir ve bu akışa getirilecek her türlü geniş kapsamlı kısıtlamanın dijital ortamdaki güç dengesini yeniden şekillendirebileceğine inanıyor.

Bu proje, dijital alanla ilgili düzenlemeyi yapan yeni Avrupa mevzuatı konusunda ABD yönetiminin tutumuyla kesişiyor. Bu mevzuatın en önemlisi, Washington'ın hükümetlere internette dolaşan içerik üzerinde geniş yetkiler tanıdığına inandığı Dijital Hizmetler Yasası’dır.

Bu eğilim, geçtiğimiz şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatlarına, özellikle Avrupa'da sözde ‘dijital egemenlik’ girişimlerine karşı çıkmaları çağrısında bulunan yönergeler yayınlamasıyla açıkça ortaya çıktı. Bu girişimler, veri akışına daha fazla kontrol getirmeyi ve yabancı teknoloji şirketlerinin faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlıyor. Ancak Washington, bu politikaları yalnızca iç düzenleme önlemleri olarak değil, Amerikan bakış açısına göre ABD'nin küresel etkisinin temel direklerinden biri olan açık internet modelini zayıflatabilecek bir adım olarak görülüyor. Bu çerçevede Freedom.gov platformunun geliştirilmesi, bu vizyonun pratik bir uzantısı olarak görülebilir ve kullanıcılara bazı ülkelerin bilgiye erişime getirdiği kısıtlamaları aşmalarını sağlayacak teknik bir araç sunuyor.

dfrgthy
Washington DC'deki bakanlık binasının dışındaki ABD Dışişleri Bakanlığı tabelası (Reuters)

Aynı eğilim, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ABD dış politika önceliklerini stratejik konular olarak teknolojik zorlukların ele alınmasına yöneltme rolünü de yansıtıyor. Bu bağlamda, bakanlık bazı programlarını yeniden düzenleyerek demokrasi ve insan haklarıyla ilgili geleneksel girişimlere ayrılan kaynakları azaltırken, ‘dijital özgürlük’ konularına ve internet kısıtlamalarına karşı mücadeleye uzanıyor. Bu da yönetimin uluslararası politikada teknolojinin rolüne ilişkin anlayışında daha derin bir değişime işaret ediyor. Teknoloji, yalnızca değerleri yaymak veya siyasi söylemi desteklemek için bir araç olmaktan öte, dış politika hedeflerine ulaşmak ve ABD'nin küresel dijital düzende konumunu güçlendirmek için doğrudan kullanılan stratejik bir araç haline geldi.

Farklı bir Çin modeli

Bu durum, dijital egemenlik ve hükümet kontrolüne dayalı, ‘Büyük Güvenlik Duvarı’ olarak bilinen farklı bir internet modeli geliştiren Çin ile stratejik rekabet bağlamında da değerlendirilmeli. Washington, son stratejik belgelerinde bu modelin sadece teknik bir zorluk değil, aynı zamanda uzun vadede ABD'nin nüfuzuna tehdit eden jeopolitik bir zorluk olduğunu savundu. Bu bakımdan Freedom.gov, Washington'ın desteklediği açık internet modelini teşvik ederken, rakip modellerin yayılmasını önleyen alternatif bir dijital altyapı kurma çabasının bir parçası olarak anlaşılabilir.

Proje, ABD yönetiminin, Avrupa’nın dijital alanı düzenleyen yeni mevzuatına ilişkin tutumuyla da örtüşüyor. Washington, bu mevzuatın başında gelen Dijital Hizmetler Yasası'nın hükümetlere internette dolaşan içerik üzerinde geniş yetkiler verdiğini düşünüyor. ABD'ye göre bu tür bir mevzuat, ABD tarafından tanımlanan ifade özgürlüğü sınırlarını daraltabilir. ABD yönetimi, bu politikaları sadece eleştirmekle kalmadı, ABD teknoloji şirketlerine belirli içerikleri kaldırmaları veya kısıtlamaları için baskı uyguladıkları iddia edilen bazı yabancı yetkililere kısıtlamalar getirilmesi de dahil olmak üzere birtakım pratik adımlar attı. Bu da Washington’ın siyasi itirazdan, küresel dijital düzenle ilgili kendi vizyonunu savunmak için siyasi, hukuki ve teknik araçların kullanımına geçtiğini gösteriyor.

Freedom.gov projesi, ABD’nin şu anda dış politikasında kullandığı araçların doğasında önemli bir gelişmeyi temsil ediyor. Uluslararası nüfuz, artık yalnızca askeri ittifaklara veya ekonomik güce bağlı değil, aynı zamanda diğer ülkelerdeki kullanıcıları doğrudan hedefleyen dijital platformlar oluşturma yeteneğini de içeriyor. Bu eğilim, ABD’li karar alma çevrelerinde, 21. yüzyılda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklar veya coğrafi alan üzerindeki kontrol ile değil, aynı zamanda bilgi hareketini etkileme ve siber uzayda bilgi akışını yönlendirme yeteneği ile de belirleneceği yönündeki artan farkındalığa işaret ediyor.

Freedom.gov, sansür sorununa sadece teknik bir yanıt vermekle kalmayıp, küresel düzeyde belirli bir internet modeli oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik yaklaşımı da yansıtıyor.

Bu açıdan bakıldığında, Freedom.gov yeni bir teknik uygulama veya elektronik hizmet olarak değerlendirilmekten ziyade ABD’nin küresel dijital sistemdeki konumunu korumak için izlediği daha geniş bir stratejinin parçası olarak anlaşılmalı. Bazı geleneksel etki araçlarının etkinliğinin azalması ve uluslararası varlıklarını güçlendirmek için teknolojiyi kullanan rakip güçlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, Washington stratejik bir araç olarak giderek daha fazla dijital altyapıya yöneliyor gibi görünüyor. Bu değişimlerin ortasında, bilgi akışını kontrol etmek, enerji veya ticaret akışlarını kontrol etmek kadar önemli hale gelirken bu durum, dijital alanın merkezinde şekillenen uluslararası rekabetin yeni bir aşamanın sinyalini veriyor.

Freedom.gov'un tanıtılması, ifade özgürlüğünün sınırları ve dijital alanı düzenlemede devletin rolü konusunda Başkan Donald Trump'ın yönetimi ile bazı Batılı müttefikler, özellikle İngiltere arasında tırmanan anlaşmazlıktan ayrı düşünülemez. Londra, platformların zararlı veya tehlikeli olduğu düşünülen içeriği kaldırmasını gerektiren Çevrimiçi Güvenlik Yasası ile teknoloji şirketlerine daha geniş yükümlülükler getirmeye yönelirken, Washington, kapsamlı düzenleyici müdahalelerin bilgi akışını kısıtlamaya yönelik bir araç haline gelebileceği görüşünden hareketle, hükümet kısıtlamalarının azaltılmasına dayalı farklı bir tutum benimsedi.

Starlink’ten Freedom.gov'a

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz şubat ayında Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada bu yaklaşımı açıkça dile getirdi ve Batı demokrasilerinin karşı karşıya olduğu zorlukların dış tehditlerle sınırlı olmadığını, bazı hükümetlerin ifade özgürlüğüne olan bağlılıklarından geri adım atmalarını da içerdiğini belirtti. JD Vance, açık interneti savunmanın artık sadece bir iç mesele olmadığını, dijital düzenin şekli konusunda uluslararası rekabetin bir parçası haline geldiğini belirterek, Washington’ın artık bilginin serbest akışını stratejik bir boyut olarak gördüğünü işaret etti.

Freedom.gov, özellikle İran gibi ülkelerde internet erişimindeki kısıtlamaları aşmada Starlink’in oynadığı rolle karşılaştırıldığında, bu vizyonun pratik bir uzantısı olarak anlaşılabilir. Starlink, ABD’ye yerel yetkililerin kontrolü dışındaki iletişim kanallarını açma yeteneği vermişse, Freedom.gov da bu kanallardan geçen akışları etkileme yeteneği veriyor. Tüm bunların yanında Washington’ın sınırları ötesindeki bilgi ortamını etkileme yeteneğini artıran entegre bir dijital altyapı oluşturuyor.

Bu da dış politikada teknoloji kullanımının doğasında meydana gelen daha derin bir değişimi yansıtıyor. Artık iletişim araçlarına sahip olmak veya yeni platformlar geliştirmekle sınırlı kalmayıp, devletlerin koyduğu teknik veya hukuki engelleri aşabilen sistemler kurmaya kadar uzanıyor. Bu bağlamda, iletişim ağlarına erişimi kontrol etmek ve bu ağlar üzerinden bilgi akışını etkilemek, devletlerin dijital alanda etkilerini artırmak için kullandıkları aynı madalyonun iki yüzü haline geldi.

Bu anlamda Freedom.gov, sansür sorununa sadece teknik bir yanıt vermekle kalmayıp, küresel düzeyde belirli bir internet modeli oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik yaklaşımı da yansıtıyor. Özellikle bilgi alanını kontrol etmeye büyük ölçüde bağımlı olan ülkelerle uluslararası gerilimin artmasıyla birlikte, dijital alanın uluslararası rekabetin en önemli arenalarından biri haline geldiği bir dünyada, bilgiye erişimi kontrol etmek ve bilgi akışını etkilemek güç dengelerinin bir parçası haline geldiğinden, bu tür araçlar daha da önem kazanıyor.



Google, ABD’deki kullanıcılar için Ontario Gölü’nün adını ‘Amerika Gölü’ olarak değiştirdi

Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)
Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)
TT

Google, ABD’deki kullanıcılar için Ontario Gölü’nün adını ‘Amerika Gölü’ olarak değiştirdi

Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)
Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)

Google, ABD’deki kullanıcıları için Ontario Gölü’nü "Amerika Gölü" (Lake America) olarak yeniden adlandırmak üzere Haritalar uygulamasını güncellediğini açıkladı. Küresel teknoloji devinin bildirdiğine göre bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın kısa süre önce gölün adını değiştiren kararnamesini yansıtıyor.

Google Haritalar’daki bu güncelleme, Trump’ın iki ülke arasında her birinin diğerinin mallarına milyarlarca dolarlık ilave gümrük vergisi uygulamasına yol açan büyüyen ticaret savaşının ortasında çıkardığı kararnameden birkaç gün sonra geldi. Bu durum, Google’ın 2025 yılında Trump’ın Meksika Körfezi’nin adını Amerika Körfezi olarak değiştirme kararı aldığında yaptığı uygulamayı hatırlattı.

Google, cumartesi günü blog sayfasında yayınladığı yazıda, bu kararın ABD Coğrafi Adlar Bilgi Sistemi (GNIS) tarafından belirlenen isimleri kullanma yönündeki yerleşik uygulamalarına dayandığını belirtti.

Google yaptığı kısa açıklamada, "ABD’deki Haritalar kullanıcıları 'Amerika Gölü' adını görecek, Kanada’daki kullanıcılar 'Ontario Gölü' adını görmeye devam edecek, ABD ve Kanada dışındaki kullanıcılar ise her iki ismi de görecek" dedi. Şirket ayrıca, "Bu güncellemeler, ülkeden ülkeye farklılık gösteren adlara sahip su kütlelerine ilişkin uzun süredir devam eden politikalarımızın devamıdır ve şu anda uygulanmaya başlanmıştır" ifadelerini kullandı.

Trump’ın perşembe günü gölün adını değiştirme kararı hem Kanada’da hem de ABD’de alay ve ilgisizlikle karşılandı. Cumartesi günü Ontario Başbakanı Doug Ford, Trump’ın kararnamesine Kanada sahilinde dev reklam panosu büyüklüğündeki şu mesajla yanıt verdi: "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek."

Beyaz Saray, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin ofisi ve Ford’un ofisi, Google’ın kararı hakkında dün henüz bir yorumda bulunmadı.


Bir kez daha koşu rekoru kıran robot bariyere çarparak alev aldı

Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)
Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)
TT

Bir kez daha koşu rekoru kıran robot bariyere çarparak alev aldı

Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)
Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)

Çin'de düzenlenen ve "robot olimpiyatları" diye adlandırılan yarışmada çarşamba günü bir insansı robot, 100 metre sprintte yeni bir rekor kırdıktan sonra kaotik bir bitişle bariyere çarptı.

Yeni rekor, Pekin'de 5 gün boyunca düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları'nın kapanışında kırıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen etkinlikte 2 binden fazla robot, koşu, boks ve futbol gibi Olimpiyatlardan esinlenen spor dallarında yarıştı.

Kazanan makine, 100 metrelik sprint koşusunu 8,64 saniyede tamamlayarak sadece bir gün önce kırılan rekoru geride bıraktı.

Bu sonuçtan önce salı günü 8,86 saniyelik, yarışmanın dört gün öncesindeyse 9,39 saniyelik dereceler kaydedilmişti.

Robot, 2009'da koşuyu 9,58 saniyede tamamlayarak 100 metre sprintte en hızlı insan olan Usain Bolt'u da geçti.

Bitiş çizgisini geçerken, şampiyon da dahil birkaç sprint makinesi yastıklı bariyere çarptı. Düşen bazı ünitelerden kıvılcımlar çıkarken ekipler yangın söndürücülerle olay yerine koştu ve nihayetinde neredeyse tüm yarışmacılar sedyelerle götürüldü.

Çin'in "Robot Olimpiyatları"

Atletizm yarışmalarının yanı sıra çoğu Çin'den 666 takımın makineleri ev işleri, konaklama hizmetleri ve acil durum müdahalesi gibi pratik yetenekler açısından da değerlendirildi.

100 metredeki üç rekoru da Tiangong Ultra modeli kırdı. Makine, 2023'te Pekin'de kurulan ve X-Humanoid diye de bilinen Pekin İnsansı Robot İnovasyon Merkezi tarafından tasarlandı.

SDVFRB
100 metre final yarışının sonunda bir insansı robotun bariyere çarpmasının ardından görevliler yangını söndürüyor (AP/Achmad Ibrahim)

Oyunları izleyen seyirciler Reuters'a, robotların geçen yılki ilk oyunlardakilere kıyasla daha yetenekli göründüğünü söyledi.

34 yaşındaki Niu, "Geçen yılki robotlar biraz tutuk ve koordinasyonsuz görünüyordu" dedi. 

Bu yıl çok daha iyiler. Sanki yeni doğmuş sağlıklı bebekler gibi büyüyorlar.

Bir başka seyirci olan 29 yaşındaki Yang ise, robotların akıllı telefonlar kadar yaygınlaştığını hayal edebildiğini söyledi.

"Belki evde bir tane, iş yerinde bir tane olacak" diyerek ev işleri ve yaşlı bakımı gibi kullanım alanlarına işaret etti.

SDVDFE
Bir insansı robot, pitch-pot yarışmasının bacaklı robotlar grubu finalinde yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)

Geliştiriciler açısından bu oyunlar, fiziksel dünyada algılama ve hareket etme yeteneğine sahip makineleri yapay zeka yazılımıyla birleştiren bedenlenmiş yapay zeka teknolojisi için halka açık bir test ortamı sundu.

Galbot'un kurucusu ve baş teknoloji sorumlusu He Wang, yarışmanın takımların teknolojilerini geliştirmesine katkı sağlarken bedenlenmiş yapay zeka sistemlerinin otonom olarak neler yapabildiğini de göstereceğini söyledi.

Wang, "Sektörün gelişimine muazzam bir ivme kazandıracak" diyor.

Çin, dünyadaki insansı robotların çoğunu üretirken kısa süre önce ABD, bu ülkeden gelen robotlara yönelik denetimlerini artırdı.

ABD Federal İletişim Kurulu ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek Çin'den yeni üretilmiş insansı robotların ithalatını yasakladığını geçen ay duyurmuştu.

Kısa süre önce Pentagon da Çin'in önde gelen insansı robot üreticilerinden Unitree'yi, Çin ordusuyla bağlantısı olduğu düşünülen şirketler listesine eklemiş ancak Pekin bu suçlamalara sert tepki göstermişti.

Independent Türkçe


NASA teleskobu hiç görülmemiş bir tutulmayı yakaladı

Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)
Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)
TT

NASA teleskobu hiç görülmemiş bir tutulmayı yakaladı

Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)
Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)

Gökbilimciler, daha önce hiç gözlemlenmemiş bir tutulma düzenine sahip 4 yıldızlı bir sistem tespit etti.

NASA'nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu (TESS), Güneş Sistemi dışındaki gökcisimlerini bulmaya çalışırken tutulmalardan yardım alıyor.

Bir gezegen, TESS'in görüş hattından yörüngesinde döndüğü yıldızın önünden geçtiğinde yıldızın parlaklığı kısa süreliğine azalıyor. Gezegen de bu düzenli düşüşler sayesinde tespit ediliyor. Geçiş yöntemi denen bu teknik, ikili yıldız sistemlerini tespit etmek için de kullanılıyor. 

Macaristan'daki Baja Astronomi Gözlemevi'nden Tamás Borkovits liderliğindeki araştırmacılar ise TESS'le inceledikleri TIC 433545934 isimli yıldız sisteminde ilginç bir manzarayla karşılaştı.

Dörtlü bir yıldız sistemi olan TIC 433545934, 2+2 diye tanımlanan bir yapıya sahip. Başka bir deyişle sistem, kendi içinde birbirine yakın yörüngelerde dolanan iki ayrı yıldız çiftinden oluşuyor. Bu iki çift de ortak kütle merkezlerinin çevresinde çok daha geniş bir yörüngede hareket ediyor.

Her çiftteki yıldızlar birbirlerinin çevresinde dolanırken Dünya'dan bakıldığında düzenli olarak birbirlerinin önünden geçiyor. Bu geçişler de tutulma olarak gözlemleniyor.

Sistemi sıradışı kılan özellik, B çiftindeki yıldızların A çiftini oluşturan iki yıldızın da önünden geçerek tutulma yaratması. 4 yıldızın uzun bir hizalanma sırasında yaydıkları ışıkta üç ayrı azalma yaşandığının gözlemlenmesiyle bu bulguya ulaşıldı. 

Ancak A çiftinin, B çifti yıldızlarında tutulmaya yol açmadığı gözlemlendi. Bilim insanları bu durumun, çiftler arasındaki yörüngenin dairesel değil eliptik olmasından kaynaklandığını söylüyor. 

Bulguları ön baskı sunucusu arXiv'de bildirilen ve hakemli dergi Astronomy & Astrophysics'te yayımlanmak üzere kabul edilen çalışmaya göre TIC 433545934, iki yıldız çifti arasında tutulma yaşandığı gözlemlenen ilk sistem. 

Gökbilimciler yıldızların yörünge hızını ve kütlesini de hesaplamayı başardı. A çiftindeki yıldızlar Güneş'in sırasıyla 2,2 ve 2,4 katı kütleye sahip. İki yıldız, birbirlerinin çevresindeki bir turu iki günde tamamlıyor.

B çiftindeki yıldızlardan biri, A çiftindekilere yakın bir kütleye sahipken diğerinin kütlesi Güneş'in 1,3 katı. Daha hızlı dönen bu ikili ise yörünge dönüşlerini 1,4 günde tamamlıyor. 

Çiftler arasındaki yörünge de 224,5 gün sürüyor. 

Ekip, sistemin 580 milyon yaşında olduğunu ancak kütlelerinden dolayı, yıldızların ömürlerinin bir sonraki aşamasına geçmeye hazırlandığını söylüyor.

Araştırmacılar yaklaşık 152 milyon yıl içinde sistemdeki üç büyük yıldızın Roche loblarını doldurup taşmaya başlayacağını tahmin ediyor. Roche lobu, ikili sistemlerdeki yıldızların kütleçekim etkisiyle kendisine bağladığı maddelerin sınırını ifade ediyor. Bir yıldız Roche lobunun ötesine taşarsa, diğer yıldıza madde aktarmaya başlayabiliyor.

Bilim insanları TIC 433545934'teki yıldızlar bu sürece girdiğinde sistemin büyük ölçüde değişeceğini söylüyor. 

Independent Türkçe, IFLScience, Phys.org, SpaceEyeNews, arXiv