ABD’nin siber uzaydaki yeni stratejisi

İnternet kontrol etme mücadelesi

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD’nin siber uzaydaki yeni stratejisi

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Marco Mossad

İnterneti kontrol etme mücadelesi, artık sadece altyapı veya ağ yönetimi ile ilgili teknik bir mesele olmakla kalmayıp, modern dünyada jeopolitik rekabetin en önemli alanlarından biri haline geldi. Güç dengesinin orduların büyüklüğü veya ekonomik etkiyle ölçüldüğü bir çağda, bilgi akışının kontrolü ve siber uzayın şekillendirilmesi, uçak gemileri veya finansal yaptırımlar kadar etkili bir stratejik silaha dönüştü. Günümüzde bilgi, internet ağlarında dolaşan içeriklerden ibaret değil, kamuoyunu şekillendiren ve uluslararası siyasetin dengesini etkileyen bir güç unsuru oldu.

ABD, teknolojinin dış politika aracı olarak kullanımında açık bir değişimi yansıtan bir adımla ‘Freedom.gov’ adlı yeni bir dijital platformu başlatmaya hazırlanıyor. Resmî açıklamaya göre söz konusu platform, kullanıcıların engelleme ve sansür sistemlerini atlatmalarını sağlayan teknik araçlar aracılığıyla, Çin ve İran gibi bilgi akışına sıkı kısıtlamalar uygulayan ülkelerde bile, dünyanın dört bir yanındaki kullanıcıların daha açık bir internete erişebilmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Ancak, bu proje değişen küresel siyasi manzaradan ayrı olarak değerlendirilemez. Bu tür platformlar, büyük güçler arasında ‘ifade özgürlüğünü’ ve sınırlarını tanımlama hakkının ve küresel dijital düzeni şekillendirme gücünün kime ait olduğu konusunda tartışmaların tırmandığı bir dönemde tanıtılmaya başladı. Washington bilgi açıklığını siyasi değerlerinin bir uzantısı olarak görürken, diğer ülkeler dijital alanın kontrolünü ulusal egemenliklerinin ve iç güvenliklerinin bir parçası olarak görüyor. Böylece internet, açık bir küresel alandan, 21. yüzyılın güç mücadelelerini yansıtan siyasi ve stratejik bir rekabet arenasına dönüştü.

Yeni dijital platform

ABD Dışişleri Bakanlığı, ‘Freedom.gov’ adlı yeni bir dijital platformun çalışmalarının tamamlandığını duyurdu. Bu hizmetin, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar için bir uygulama aracılığıyla sunulması planlanıyor ve hizmet, kullanıcıların ülkelerindeki hükümet sansürüne maruz kalmadan internete erişebilmelerini amaçlıyor. Platform henüz operasyonel aşamaya geçmemiş olsa da internet sitesi şu anda erişime açık ve ana sayfada lansmanının yakında olacağına dair bir ön mesaj yer alıyor. Bu mesaj, projenin teknik geliştirme aşamasından beklenen lansman aşamasına geçtiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD basınından aktardığı haberlere göre platform, iOS ve Android sistemlerinde tek bir tıklama ile başlatılabilen basit bir uygulama aracılığıyla kullanılabilecek. ABD’li yetkililer ayrıca, uygulamanın açık kaynaklı olacağını ve uzmanların ve geliştiricilerin mekanizmasını incelemesine ve kaynak kodunu kontrol etmesine izin vereceğini belirttiler. Washington, bu hamlenin şeffaflığı teşvik etmek ve yeni platforma güven oluşturmak amacıyla yapıldığını belirtiyor.

Bu girişimle ilgili tartışmalar, Washington’ın ‘stratejik düşmanlar’ olarak sınıflandırdığı ülkelerle sınırlı kalmayıp, Avrupa'ya da uzanıyor.

Yetkililer ayrıca, bu hizmetin internet adresleri, tarama etkinlikleri veya kimliklerini ortaya çıkarabilecek herhangi bir bilgi dahil olmak üzere kullanıcı verilerini kaydetmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Bu yaklaşım, özellikle internet kullanımına sıkı kısıtlamalar getiren veya vatandaşlarının dijital etkinliklerini izleyen ülkelerde yaşayan kullanıcılar için yüksek düzeyde gizlilik ve koruma sağlamayı amaçlıyor.

fefe
Yeni internet sitesinin ekran görüntüsü (Freedom.Gov)

Teknik detayların tamamı henüz açıklanmamış olsa da platformun, kullanıcıların bağlantılarını başka ülkelerdeki sunucular üzerinden yeniden yönlendirerek internet kısıtlamalarını aşmalarına olanak tanıyan sanal özel ağ (VPN) hizmetlerine benzer bir mekanizma kullanacağına dair bazı tahminler yürütülüyor.

Bu girişimle ilgili tartışmalar, Washington’ın ‘stratejik düşmanlar’ olarak sınıflandırdığı ülkelerle sınırlı kalmayıp, Avrupa'ya da uzanıyor. Son yıllarda, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık, Avrupa Dijital Hizmetler Yasası ve Birleşik Krallık Çevrimiçi Güvenlik Yasası (UK Online Safety Bill) dahil olmak üzere dijital içeriği düzenlemek için yeni yasalar kabul ettiler. ABD, bu yasaların bazılarının ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açabileceğini düşünürken, Avrupa hükümetleri ise bunların yasa dışı içerik ve nefret söylemiyle mücadele etmek ve daha güvenli bir dijital ortam sağlamak için gerekli önlemler olduğunu savunuyor.

Bu proje, ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ‘dijital özgürlük’ ile ilgilenen özel bir ofis tarafından yürütülüyor. Bu ofis, ABD'nin uluslararası medya ve dijital stratejisini belirlemekten sorumlu olan Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler Müsteşarı Sarah Rogers tarafından yönetiliyor. Platform, Washington’ın dünya çapında internet özgürlüğünü desteklemeyi amaçladığını söylediği daha geniş çaplı çabaların bir parçası olarak geliştiriliyor.

Ancak, bu platformun başarısı, bazı teknik ve siyasi zorlukların aşılmasına, etkinliği ise büyük ölçüde ilgili hükümetlerin sansür veya engelleme girişimlerine karşı koyma becerisine bağlı. Bazı ülkeler, dijital sansürü atlatan araçları tespit edip kapatabilen, hatta bazen kullanıcılarını takip edip cezalandırabilen gelişmiş teknik sistemlere zaten sahip. Bu çerçevede böyle bir platformun başlatılması, dijital alanın kontrolü için yoğunlaşan uluslararası rekabete işaret ediyor.

İnternet artık sadece bir iletişim veya bilgi alışverişi aracı değil, siyasi ve stratejik çatışmaların merkezi bir arenası ve devletlerin etki alanlarını genişletmek, bilgi güvenliğini korumak ve küresel dijital düzene ilişkin kendi vizyonlarını savunmak için kullandıkları bir etki aracı haline geldi. Rogers, platformun ifade özgürlüğünü ve bilginin serbest dolaşımını teşvik etmeyi amaçlayan uzun süredir devam eden ABD politikasının bir uzantısı olduğunu vurgularken projenin, esasen ‘açık internet’ kavramına ilişkin Amerikan vizyonunu yansıtıyor olsa da küresel nitelikte olduğunu belirtti.

ABD ulusal güvenliği için stratejik bir araç

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Freedom.gov'un tanıtılması, ABD'nin stratejik güç araçlarının bir parçası olarak teknolojiyi kullanma biçiminde dikkate değer bir değişimi ortaya koyuyor. Teknoloji artık yalnızca umut vaat eden bir ekonomik sektör veya endüstriyel mükemmellik alanı olarak değerlendirilmiyor, doğrudan ulusal güvenlik denklemine entegre ediliyor.

Proje, bu açıdan bakıldığında dijital alanı siyasi etki alanı olarak kullanma yönündeki daha geniş çaplı bir girişimin parçası olarak anlaşılabilir. Bu alanda, bilgi akışını yönetmek ve küresel yapısını etkilemek, çağdaş uluslararası sistemde bir güç unsuru haline geliyor.

Bu girişim, Donald Trump yönetiminin ikinci dönemindeki genel yöneliminden ayrı olarak değerlendirilemez. Trump yönetimi, siber uzayın kontrolünü stratejik önceliklerinden biri haline getirmiş ve bunu uluslararası nüfuz mücadelesinin temel bir boyutu olarak görülüyor. ABD yönetimi, veri ve bilginin sınır ötesi hareketini, ABD'nin onlarca yıl boyunca inşa edilmesine katkıda bulunduğu küresel sistemin temel taşı olarak görmektedir ve bu akışa getirilecek her türlü geniş kapsamlı kısıtlamanın dijital ortamdaki güç dengesini yeniden şekillendirebileceğine inanıyor.

Bu proje, dijital alanla ilgili düzenlemeyi yapan yeni Avrupa mevzuatı konusunda ABD yönetiminin tutumuyla kesişiyor. Bu mevzuatın en önemlisi, Washington'ın hükümetlere internette dolaşan içerik üzerinde geniş yetkiler tanıdığına inandığı Dijital Hizmetler Yasası’dır.

Bu eğilim, geçtiğimiz şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatlarına, özellikle Avrupa'da sözde ‘dijital egemenlik’ girişimlerine karşı çıkmaları çağrısında bulunan yönergeler yayınlamasıyla açıkça ortaya çıktı. Bu girişimler, veri akışına daha fazla kontrol getirmeyi ve yabancı teknoloji şirketlerinin faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlıyor. Ancak Washington, bu politikaları yalnızca iç düzenleme önlemleri olarak değil, Amerikan bakış açısına göre ABD'nin küresel etkisinin temel direklerinden biri olan açık internet modelini zayıflatabilecek bir adım olarak görülüyor. Bu çerçevede Freedom.gov platformunun geliştirilmesi, bu vizyonun pratik bir uzantısı olarak görülebilir ve kullanıcılara bazı ülkelerin bilgiye erişime getirdiği kısıtlamaları aşmalarını sağlayacak teknik bir araç sunuyor.

dfrgthy
Washington DC'deki bakanlık binasının dışındaki ABD Dışişleri Bakanlığı tabelası (Reuters)

Aynı eğilim, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ABD dış politika önceliklerini stratejik konular olarak teknolojik zorlukların ele alınmasına yöneltme rolünü de yansıtıyor. Bu bağlamda, bakanlık bazı programlarını yeniden düzenleyerek demokrasi ve insan haklarıyla ilgili geleneksel girişimlere ayrılan kaynakları azaltırken, ‘dijital özgürlük’ konularına ve internet kısıtlamalarına karşı mücadeleye uzanıyor. Bu da yönetimin uluslararası politikada teknolojinin rolüne ilişkin anlayışında daha derin bir değişime işaret ediyor. Teknoloji, yalnızca değerleri yaymak veya siyasi söylemi desteklemek için bir araç olmaktan öte, dış politika hedeflerine ulaşmak ve ABD'nin küresel dijital düzende konumunu güçlendirmek için doğrudan kullanılan stratejik bir araç haline geldi.

Farklı bir Çin modeli

Bu durum, dijital egemenlik ve hükümet kontrolüne dayalı, ‘Büyük Güvenlik Duvarı’ olarak bilinen farklı bir internet modeli geliştiren Çin ile stratejik rekabet bağlamında da değerlendirilmeli. Washington, son stratejik belgelerinde bu modelin sadece teknik bir zorluk değil, aynı zamanda uzun vadede ABD'nin nüfuzuna tehdit eden jeopolitik bir zorluk olduğunu savundu. Bu bakımdan Freedom.gov, Washington'ın desteklediği açık internet modelini teşvik ederken, rakip modellerin yayılmasını önleyen alternatif bir dijital altyapı kurma çabasının bir parçası olarak anlaşılabilir.

Proje, ABD yönetiminin, Avrupa’nın dijital alanı düzenleyen yeni mevzuatına ilişkin tutumuyla da örtüşüyor. Washington, bu mevzuatın başında gelen Dijital Hizmetler Yasası'nın hükümetlere internette dolaşan içerik üzerinde geniş yetkiler verdiğini düşünüyor. ABD'ye göre bu tür bir mevzuat, ABD tarafından tanımlanan ifade özgürlüğü sınırlarını daraltabilir. ABD yönetimi, bu politikaları sadece eleştirmekle kalmadı, ABD teknoloji şirketlerine belirli içerikleri kaldırmaları veya kısıtlamaları için baskı uyguladıkları iddia edilen bazı yabancı yetkililere kısıtlamalar getirilmesi de dahil olmak üzere birtakım pratik adımlar attı. Bu da Washington’ın siyasi itirazdan, küresel dijital düzenle ilgili kendi vizyonunu savunmak için siyasi, hukuki ve teknik araçların kullanımına geçtiğini gösteriyor.

Freedom.gov projesi, ABD’nin şu anda dış politikasında kullandığı araçların doğasında önemli bir gelişmeyi temsil ediyor. Uluslararası nüfuz, artık yalnızca askeri ittifaklara veya ekonomik güce bağlı değil, aynı zamanda diğer ülkelerdeki kullanıcıları doğrudan hedefleyen dijital platformlar oluşturma yeteneğini de içeriyor. Bu eğilim, ABD’li karar alma çevrelerinde, 21. yüzyılda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklar veya coğrafi alan üzerindeki kontrol ile değil, aynı zamanda bilgi hareketini etkileme ve siber uzayda bilgi akışını yönlendirme yeteneği ile de belirleneceği yönündeki artan farkındalığa işaret ediyor.

Freedom.gov, sansür sorununa sadece teknik bir yanıt vermekle kalmayıp, küresel düzeyde belirli bir internet modeli oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik yaklaşımı da yansıtıyor.

Bu açıdan bakıldığında, Freedom.gov yeni bir teknik uygulama veya elektronik hizmet olarak değerlendirilmekten ziyade ABD’nin küresel dijital sistemdeki konumunu korumak için izlediği daha geniş bir stratejinin parçası olarak anlaşılmalı. Bazı geleneksel etki araçlarının etkinliğinin azalması ve uluslararası varlıklarını güçlendirmek için teknolojiyi kullanan rakip güçlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, Washington stratejik bir araç olarak giderek daha fazla dijital altyapıya yöneliyor gibi görünüyor. Bu değişimlerin ortasında, bilgi akışını kontrol etmek, enerji veya ticaret akışlarını kontrol etmek kadar önemli hale gelirken bu durum, dijital alanın merkezinde şekillenen uluslararası rekabetin yeni bir aşamanın sinyalini veriyor.

Freedom.gov'un tanıtılması, ifade özgürlüğünün sınırları ve dijital alanı düzenlemede devletin rolü konusunda Başkan Donald Trump'ın yönetimi ile bazı Batılı müttefikler, özellikle İngiltere arasında tırmanan anlaşmazlıktan ayrı düşünülemez. Londra, platformların zararlı veya tehlikeli olduğu düşünülen içeriği kaldırmasını gerektiren Çevrimiçi Güvenlik Yasası ile teknoloji şirketlerine daha geniş yükümlülükler getirmeye yönelirken, Washington, kapsamlı düzenleyici müdahalelerin bilgi akışını kısıtlamaya yönelik bir araç haline gelebileceği görüşünden hareketle, hükümet kısıtlamalarının azaltılmasına dayalı farklı bir tutum benimsedi.

Starlink’ten Freedom.gov'a

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz şubat ayında Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada bu yaklaşımı açıkça dile getirdi ve Batı demokrasilerinin karşı karşıya olduğu zorlukların dış tehditlerle sınırlı olmadığını, bazı hükümetlerin ifade özgürlüğüne olan bağlılıklarından geri adım atmalarını da içerdiğini belirtti. JD Vance, açık interneti savunmanın artık sadece bir iç mesele olmadığını, dijital düzenin şekli konusunda uluslararası rekabetin bir parçası haline geldiğini belirterek, Washington’ın artık bilginin serbest akışını stratejik bir boyut olarak gördüğünü işaret etti.

Freedom.gov, özellikle İran gibi ülkelerde internet erişimindeki kısıtlamaları aşmada Starlink’in oynadığı rolle karşılaştırıldığında, bu vizyonun pratik bir uzantısı olarak anlaşılabilir. Starlink, ABD’ye yerel yetkililerin kontrolü dışındaki iletişim kanallarını açma yeteneği vermişse, Freedom.gov da bu kanallardan geçen akışları etkileme yeteneği veriyor. Tüm bunların yanında Washington’ın sınırları ötesindeki bilgi ortamını etkileme yeteneğini artıran entegre bir dijital altyapı oluşturuyor.

Bu da dış politikada teknoloji kullanımının doğasında meydana gelen daha derin bir değişimi yansıtıyor. Artık iletişim araçlarına sahip olmak veya yeni platformlar geliştirmekle sınırlı kalmayıp, devletlerin koyduğu teknik veya hukuki engelleri aşabilen sistemler kurmaya kadar uzanıyor. Bu bağlamda, iletişim ağlarına erişimi kontrol etmek ve bu ağlar üzerinden bilgi akışını etkilemek, devletlerin dijital alanda etkilerini artırmak için kullandıkları aynı madalyonun iki yüzü haline geldi.

Bu anlamda Freedom.gov, sansür sorununa sadece teknik bir yanıt vermekle kalmayıp, küresel düzeyde belirli bir internet modeli oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik yaklaşımı da yansıtıyor. Özellikle bilgi alanını kontrol etmeye büyük ölçüde bağımlı olan ülkelerle uluslararası gerilimin artmasıyla birlikte, dijital alanın uluslararası rekabetin en önemli arenalarından biri haline geldiği bir dünyada, bilgiye erişimi kontrol etmek ve bilgi akışını etkilemek güç dengelerinin bir parçası haline geldiğinden, bu tür araçlar daha da önem kazanıyor.



Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
TT

Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Dünya yörüngesinde parçalanan ölü bir uydu, diğer uzay araçlarını tehdit edebilecek tehlikeli bir enkaz bulutu yarattı.

Uzay izleme şirketi LeoLabs, Sovyet dönemine ait Meteor 2-7'nin enkazını Batı Avustralya'daki radar istasyonunun üzerinden geçerken tespit etti.

45 yıl önce fırlatılan meteoroloji uydusu, onlarca yıldır faaliyet göstermiyordu ve artık aynı yörüngedeki diğer uydular için risk teşkil ediyor.

LeoLabs, X'te yaptığı paylaşımda, "Bu, son 6 ayda tanık olduğumuz bir dizi olayın en sonuncusu" dedi.

Bu olayların hepsi birlikte uzay güvenliği ve emniyeti açısından endişe verici bir eğilime işaret ediyor ve sürekli takipte kalmanın ne kadar kritik bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Orbital Radar'a göre ortalama yüksekliği 856 km olan Meteor, alçak Dünya yörüngesinin üst kesimlerinde yer alıyor.

Bu yükseklikteki cisimler, diğer uydularla çarpışmadıkları sürece yüzlerce hatta binlerce yıl burada kalabilir.

Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) astronotlar, 2024'te patlayan bir Rus uydusundan kaynaklanan enkazın yarattığı çarpışma riski nedeniyle kendilerini korumaya almak zorunda kalmıştı.

RESURS-P1 uydusu, hizmet dışı kalmasından iki yıl sonra yaklaşık 355 km irtifada 180'den fazla büyük enkaz parçasına ayrılmıştı.

Bu parçalar, felaket niteliğinde bir çarpışmaya yol açmadan nihayetinde Dünya atmosferinde yanmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri Uzay Gözetleme Ağı'nın tahminlerine göre, alçak Dünya yörüngesinde 10 santimetreden büyük onbinlerce uzay çöpü ve 1-10 cm arasında 200 bine varan cisim var.

Gökbilimciler, büyük uzay enkazı parçaları arasındaki çarpışmanın Kessler etkisi diye adlandırılan bir duruma yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, çarpışmanın ardından ortaya çıkan enkazın bir dizi yeni çarpışmaya sebep olmasını ifade ediyor.

Böyle bir olay nihayetinde aktif uyduları ortadan kaldırabilir ve roketlerle aşılması imkansız bir uzay enkazı tabakası oluşturarak insanları fiilen Dünya'ya hapsedebilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/space


Google'ın yeni yapay zeka aracı: 240 bin yıllık ses içeriği tespit edildi

11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
TT

Google'ın yeni yapay zeka aracı: 240 bin yıllık ses içeriği tespit edildi

11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)

Google bir görsel, metin, video veya ses dosyasının yapay zekayla oluşturulup oluşturulmadığını kontrol etmek üzere tasarlanmış yeni yapay zeka tespit aracını tanıttı.

SynthID Detector, yapay zekayla üretilmiş medya içeriklerine yerleştirilen ve insanlar tarafından fark edilemeyen filigranlardan yararlanıyor. Google, halihazırda 180 milyardan fazla görsel ve videonun yanı sıra toplam süresi 240 bin yıla ulaşan ses içeriğine filigran eklediğini belirtiyor.

Bu tespit teknolojisi, 54 yaşındaki bir adamın yapay zeka destekli dijital yayın dolandırıcılığı suçundan bu hafta ABD'de 18 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından piyasaya sürüldü.

Kuzey Karolina'dan Michael Smith, Apple Music ve Spotify gibi platformlarda 7 yıl boyunca fark edilmeden bu dolandırıcılığı sürdürmüş ve yapay zekayla üretilmiş yüzbinlerce şarkı aracılığıyla bu platformlardan milyonlarca dolar kazanmıştı.

SynthID Detector'ın erken bir sürümü, medya profesyonellerinin doğrulama aracı olarak kullanması amacıyla geçen yıl piyasaya sürülmüştü. Son çıkan sürüm ise herkesin kullanımına açık.

Google DeepMind'ın bilim ve stratejik girişimlerden sorumlu başkan yardımcısı Pushmeet Kohlo blog yazısında, "Yapay zeka araçları giderek daha iyi ve kullanımı daha kolay hale geldikçe çevrimiçi ortamda karşılaştığımız içeriklerin bağlamını açıkça görebilmek, neye güveneceğimiz konusunda bilinçli kararlar vermemize yardımcı olur" diye yazdı.

Bu araç, Arama, Gemini uygulaması ve Chrome'daki yerleşik doğrulama özelliklerimize ekleniyor ve bunlar halihazırda günde 1 milyondan fazla isteği işliyor.

Filigranlar, bir görselin veya videonun kullanıcılara nasıl göründüğünü değiştirmiyor ve içeriğin kalitesini etkilemiyor. Ayrıca filtre uygulandıktan veya görüntü kırpıldıktan sonra bile işlevini koruyacak şekilde tasarlandı.

Tespit aracı halihazırda sadece Google, OpenAI, Nvidia, Kakao ve Apple platformları kullanılarak oluşturulan içeriklerde çalışıyor.

OpenAI'ın, ChatGPT metin çıktılarına görünmez bir filigran eklediğini duyurmasından sadece birkaç gün sonra SynthID Detector piyasaya sürüldü.

Kelime seçimini incelikle değiştiren textGrain sistemi, metnin insan kullanıcılara normal görünmesini sağlarken, gizli kalıpları bilen otomatik sistemler tarafından tespit edilebilmesini mümkün kılıyor.

Anthropic de sohbet botu Claude için benzer bir teknolojiyi duyurdu ancak her iki şirket de yapay zekayla üretilen metinler insanlar tarafından düzenlendiğinde veya bu metinlere insan eliyle eklemeler yapıldığında filigranların etkisinin azaldığını belirtti.

Bu araçlar, Avrupa Birliği'nin Yapay Zeka Yasası nedeniyle geliştirildi. Yasa, üretken yapay zeka sistemlerinin ürettiği içeriklerin otomatik sistemler tarafından tanımlanabilir olmasını şart koşuyor.

Google'ın son tespit aracına, şirketin yapay zeka birimi DeepMind üzerinden erişilebilir.

Independent Türkçe


Samanyolu'ndaki benzersiz cismin "karmaşık yapısı" gözler önüne serildi

1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
TT

Samanyolu'ndaki benzersiz cismin "karmaşık yapısı" gözler önüne serildi

1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])

Bilim insanları, galaksimizdeki benzersiz bir gökcisminin "karmaşık yapısını" gözalıcı detaylarıyla görüntüledi.

Samanyolu'nda türünün bilinen tek süpernova kalıntısı Pa 30, bir yıldızın yaklaşık 850 yıl önce gözlemlenen ölümcül patlamasından geriye kalanlardan oluşuyor. Gökbilimciler son teknoloji teleskopları kullanarak bu cismi ince detaylarıyla görüntüledi.

Görüntü, patlamanın karmaşık yapısını ortaya koyuyor: Adeta havai fişek gösterisi gibi, şeritler evrene doğru uzanıyor. Bu şeritlerin her biri, Güneş Sistemi'ni defalarca içine alabilecek kadar geniş.

Ortasında ise patlayan yıldızın hayatta kalan parçaları olan "zombi yıldız" yer alıyor ve sıradışı bir şekilde gösterinin tam merkezinde duruyor. Yıldızın patlaması 1181'de gözlemlenmiş ve dönemin Japon, Çin ve Arap kaynaklarında ayrı ayrı kaydedilmişti. Kalıntısıysa ilk kez 2013'te bir yurttaş bilim insanı tarafından tespit edilmişti.

Ancak yeni araştırmada gökbilimciler, Gemini North teleskobuyla patlamanın kalıntısını ayrıntılı biçimde görüntülemeyi başardı. Bu sayede ilk bakışta havai fişeğe benzeyen şeritlerin aslında tıpkı ipe dizilmiş inciler gibi uzun düğüm zincirleri olduğu görüldü.

Patlama, Dünya'dan yaklaşık 7 bin 500 ışık yılı uzaklıkta yer alıyor. Bu, Samanyolu'nda türünün bilinen tek örneği ve diğer galaksilerde benzer örnekler saptansa da nispeten yakın olması sayesinde patlamanın çekirdeğindeki kalıntıları görebiliyoruz.

Bu kalıntılar, süpernovanın "Tip Iax" olması nedeniyle bırakıldı. Bu tür süpernovalarda patlama, yıldızın kendisini tamamen yok etmiyor. Araştırmacılar, bunun iki beyaz cücenin çarpışmasından kaynaklandığını düşünüyor. Beyaz cüceler, yıldızların ölürken kendi üzerlerine çökmesiyle oluşan, Dünya büyüklüğündeki yoğun gökcisimleridir.

Avusturya Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden, çalışmanın yürütücülerinden Ilaria Caiazzo, "Pa 30'un Dünya'ya yakınlığı sayesinde bu kadar ayrıntıyı görebiliyoruz" diyor. 

Bu yakınlık, Pa 30'u araştırmalar açısından eşsiz bir değere sahip kılıyor.

Pa 30, türünün bilinen tek örneği olsa da galaksimizde yalnız olmayabilir. Bilim insanları, keşfedilmeyi bekleyen başka örnekler de olabileceğini söylüyor.

Warwick Üniversitesi'nden çalışmanın ortak lideri Tim Cunningham "Yıldız patlamalarına ilişkin güvenilir tarihsel kayıtlar yalnızca bin yıl kadar eskiye uzanıyor. Bilindiği kadarıyla, galaksimizde karanlıkta gizlenmiş başka benzer kalıntılar olabileceği" diyor.

Bugün, teleskobun icadından yüzyıllar önce bu olayı üç ayrı tarihsel kayıtta belgeleyen gökbilimcilerin gözlemlediğini bildiğimiz ilginç bir cismi inceleyebildiğimiz için şanslıyız.

Çalışma, The Astrophysical Journal'da yayımlanan "Detection of knots in the supernova type Iax remnant Pa 30" (Pa 30 adlı Iax tipi süpernova kalıntısında düğümlerin tespiti) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe