Yapay zekâ savaşın ve barışın kurallarını yeniden yazıyor

Askeri alandaki yapay zekâ yarışı savaşın ve barışın kurallarını değiştirebilir ve uluslararası yönetişimi bir seçenek değil zorunluluk haline getirebilir

Al Majalla
Al Majalla
TT

Yapay zekâ savaşın ve barışın kurallarını yeniden yazıyor

Al Majalla
Al Majalla

Muhammed Mansur

Yapay zekâ (AI) çağında barış, artık yalnızca ateşkes anlaşmalarının imzalanmasına, sınırların gözetimine veya füze ve nükleer başlıkların yayılmasının sınırlandırılmasına bağlı değil. Ülkeler algoritmaları keşif, hedef belirleme, hava savunması ve askeri karar alma sistemlerine dahil etmek için yarışırken, geleneksel güvenlik düzenlemelerinin tek başına başa çıkamayacağı yeni bir risk katmanı ortaya çıkıyor.

NATO tarafından gerçekleştirilen Ribemus 22 Tatbikatı sırasında, Hollanda amfibi savaş taşıma gemisi HNLMS Rotterdam’ın çıkarma platformu iskelesinde uzaktan kumandalı Aircover İHA’sı kullanan bir asker (AFP)
NATO tarafından gerçekleştirilen Ribemus 22 Tatbikatı sırasında, Hollanda amfibi savaş taşıma gemisi HNLMS Rotterdam’ın çıkarma platformu iskelesinde uzaktan kumandalı Aircover İHA’sı kullanan bir asker (AFP)

Uydu görüntülerini analiz edebilen, iletişimleri kişilerin hareketleriyle ilişkilendirebilen, olası bir hedefi sınıflandırıp ardından saniyeler içinde bir saldırı önerebilen bir algoritma, yalnızca savaşma biçimini değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda savaştan kaçınma, tırmanışı kontrol altına alma ve işler ters gittiğinde sorumluluğu belirleme fırsatlarını da değiştiriyor.

Böylece mesele, ‘katil robotların’ geleceğinin ötesine geçerek, uluslararası düzeyde yapay zekâ yönetişiminin, küresel barışı korumak için giderek daha fazla önem kazanan bir şart haline gelmesiyle sonuçlanıyor.

Makinenin hızı ve siyasetin kapasitesi

2026 Küresel Barış Endeksi raporu, savaş alanlarının yaşadığı dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Kayıtlara geçen insansız hava aracı (İHA) saldırılarının sayısı, 2018 yılında 364'ten 2025 yılında 42 binin üzerine yükseldi. Bu oran, yedi yıl içinde yaklaşık 115 kat artışa denk geliyor.

Bu rakamlar, tüm İHA’ların otonom şekilde çalıştığı veya yapay zekanın her saldırının hedeflerini seçtiği anlamına gelmiyor. Rusya-Ukrayna savaşı da bu artışın büyük bölümünü oluşturuyor. Ancak rakamlar, göz ardı edilmesi zor bir eğilimi ortaya koyuyor. Sensörler ucuzladı, saldırı platformları çoğaldı, askeri veriler yoğunlaştı ve hedefin tespiti ile vurulması arasındaki süre kısaldı.

Rapora göre hedefin tespiti ile saldırının gerçekleştirilmesi arasındaki süre, bazı sistemlerde yaklaşık bir tam günden sadece beş saniyeye indi.

Geleneksel olarak barış kavramı, silahların sınırlandırılması, saldırganlığın önlenmesi, çatışmaların çözülmesi ve devletler arasında güvenin inşası ile ilişkilendiriliyordu. Ancak yapay zeka bu unsurlara, savaş ve barış kararlarını etkileyen sistemlerin yönetim şekli boyutunu da ekliyor.

Bu hız, ordulara büyük bir askeri avantaj sağlayabilir, ancak aynı zamanda ciddi bir siyasi sorun da yaratıyor. Diplomasi, bilgileri doğrulamak, rakibin niyetlerini anlamak, iletişim kanallarını açmak ve aceleci tepkileri önlemek için zamana ihtiyaç duyar. Algoritma ise genellikle yanıt hızını iyileştirmek için tasarlanır, tereddüt veya müzakere için ek bir fırsat sunmak için değil.

Rakip iki tarafın uyarı ve hedef belirleme sistemleri, makinenin hızıyla çalışmaya başladığında, tırmanış liderlerin kavrayabileceğinden daha hızlı gerçekleşebilir. Bir algoritma, bir askeri hareketi veya radar sinyalini bir saldırı hazırlığı olarak yorumlayıp önleyici bir saldırı önerebilirken, diğer tarafın sistemi de benzer bir sonuca ulaşabilir.

Bu anda tehlike, bilimkurgu filmlerinde olduğu gibi makinelerin dünyaya hakim olması değil, insanların algoritmaların tasarladığı bir ortam içinde, sadece saniyeler içinde onay veya red vermelerine izin veren bir hızla kaderi belirleyen kararlar almasıdır.

Savaş yönetiminden barışın inşasına

Geleneksel olarak barış kavramı, silahların sınırlandırılması, saldırganlığın önlenmesi, çatışmaların çözülmesi ve devletler arasında güvenin inşası ile ilişkilendiriliyordu. Ancak yapay zeka bu unsurlara, savaş ve barış kararlarını etkileyen sistemlerin yönetim şekli boyutunu da ekliyor.

Artık yapay zekanın askeri kullanımı, ateş açmakla sınırlı kalmıyor; uydu görüntülerinin analizini, güçlerin hareketlerinin öngörülmesini, siber saldırıların tespitini, hedef listelerinin sıralanmasını, tehditlerin değerlendirilmesini ve liderlere önerilerin sunulmasını da kapsıyor.

İnsan resmi olarak ‘karar döngüsü içinde’ kalmaya devam edebilir, ancak varlığı gerçek bir denetim uyguladığı anlamına gelmiyor. Eğer sistem zaten sınıflandırılmış bir hedef sunuyor, tehlike derecesini belirliyor, uygun silahı seçiyor, ardından operatöre onay için sadece birkaç saniye tanıyorsa, insan kararı, makinenin yönlendirdiği bir sürecin şekli bir adımına dönüşür.

Sorun, ‘otomasyon önyargısı’ olarak bilinen olgu nedeniyle daha da büyüyor. Zira insanlar, özellikle zaman baskısı, yorgunluk ve korku altında bilgisayarın önerisine güvenme eğiliminde. Operatör, sistemin önerisi diğer göstergelerle çeliştiğinde bile, sistemin kendisinden daha isabetli olduğunu varsayabiliyor.

Askeri alanda yapay zekanın yönetişimi, yalnızca silah sayımına dayanamaz. Sisteme devredilen işlevlere, çalıştığı bağlama ve almasına izin verilen kararlara da dayanması gerekir.

Bu nedenle insan denetimi, yalnızca son düğmeye basan bir kişinin varlığıyla ölçülemez. Gerçek denetim, insanın önerinin dayanağını anlamasını, bağımsız bilgiye sahip olmasını, sistemin sınırlarını bilmesini ve saldırıya itiraz etme veya iptal etme konusunda gerçekçi bir fırsata sahip olmasını gerektirir.

Bu şartlar olmadan insan, karar alan bir kişi olmaktan çıkıp, algoritmanın aldığı bir seçime hukuki bir kılıf sağlayan biri haline gelebilir.

Silahın davranışını öngörmek

Geleneksel silahlanma denetim sistemleri, tank sayısı, füze menzili, kimyasal madde miktarları ve nükleer stokların büyüklüğü gibi görülüp sayılabilen unsurlara dayanıyordu.

Ancak yapay zeka çok daha zorlu; hızla kopyalanabilen, değiştirilebilen ve aktarılabilen bir yazılım niteliğinde. Aynı model, sivil ve askeri uygulamalarda da kullanılabiliyor. Mahsul görüntülerini analiz etmek için kullanılan bir algoritma, savaş alanı görüntülerini analiz etmek için de çalışabilir ya da nesneleri tanıma aracı, hedef seçim sisteminin bir parçasına dönüşebilir.

Bu nedenle askeri yapay zekanın yönetişimi, yalnızca silah sayımına dayanamaz; sisteme devredilen işlevlere, çalıştığı bağlama ve almasına izin verilen kararlara dayanması gerekir.

Çatışma sonrası siyasi uzlaşmalar, ihlalleri soruşturma, sorumluları tespit etme ve emri verenler veya uygulayanları hesap vermeye zorlama kapasitesine dayanıyor. Ancak yapay zeka bu görevi daha da karmaşık hale getirebilir.

Algoritma yargılanamaz, hapsedilemez veya kurbanlara tazminat ödemesi talep edilemez; devletler, liderler ve operatörler kuvvet kullanımından hukuki olarak sorumlu kalmaya devam ediyor. Ancak sorumluluk, modeli tasarlayan bir şirketten, verileri sağlayan başka bir şirkete, onu askeri bir platforma entegre eden bir müteahhide, ayarlarını düzenleyen bir orduya, çalışma bölgesini belirleyen bir komutana ve saldırıyı onaylayan bir operatöre kadar çok sayıda taraf arasında dağılabilir. Hatalı bir saldırı gerçekleştiğinde, her taraf belirleyici kararı kendisinin almadığını söyleyebilir.

Bu karmaşıklıklar, sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor, ancak bunu kanıtlamayı daha da zorlaştırabilir. Sistemin aldığı verileri, kullanılan model sürümünü, sunulan güven derecesini, ortaya çıkan uyarıları ve verilen insani emirleri gösteren dijital kayıtlar olmadan, soruşturma, kapalı bir sistem içinde saniyenin küsuratında gerçekleşen bir kararı yeniden inşa etme girişimine dönüşebilir. Bu da yalnızca kurbanlara zarar vermeyen bir ‘sorumluluk boşluğu’ yaratırken barış fırsatlarını da zayıflatıyor. Çünkü bireylerinin nasıl öldürüldüğünü ve kimin sorumlu olduğunu bilmeyen toplumların uzlaşmayı kabul etmesi veya adalete güvenmesi zorlaşıyor.

Alman savunma girişim şirketi Helsing'in standında sergilenen HX-2 AI Strike Dronu. Şirket, askeri ekipmanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapay zeka ve yazılım geliştirme üzerinde çalışıyor (AFP)
Alman savunma girişim şirketi Helsing'in standında sergilenen HX-2 AI Strike Dronu. Şirket, askeri ekipmanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapay zeka ve yazılım geliştirme üzerinde çalışıyor (AFP)

Uluslararası insancıl hukuk ister tüfek ister füze ister yapay zekaya dayanan bir sistem olsun, tüm silahlara uygulanıyor. Ordular, siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapmak, aşırı zararlardan kaçınmak ve sivilleri korumak için mümkün olan önlemleri almakla yükümlü olmaya devam ediyor.

Ancak sorun ilkelerin yokluğunda değil, kararlar hızlandıkça ve sistemler karmaşıklaştıkça bunların uygulanmasının zorlaşmasında yatıyor. Hukuk, komutanın hedefi doğrulaması gerektiğini söylüyor, ancak kendisine kaç saniye tanınması gerektiğini, hangi türde verilerin sunulması gerektiğini, modelin çalışma biçimini ne kadar anlaması gerektiğini veya sistemin kullanımını kabul edilemez hale getiren belirsizlik düzeyini her zaman belirlemiyor.

Askeri üstünlük teknolojisi, rakipleri onu edinmeye çalışmaya itiyor. Ancak yapay zeka, ordulara hedefleri daha az maliyetle ve daha kısa sürede tespit edip saldırma konusunda daha büyük bir kapasite vaat ettiği için silahlanma yarışını hızlandırabilir.

Bu yüzden Uluslararası Kızılhaç Komitesi, hukukun uygulanabilirliği ile yeterliliği arasında ayrım yapıyor. Mevcut kurallar, rastgele saldırıları önlemekte ve sivilleri koruyor. Ancak tek başına otonom silahlar ve askeri algoritmalar için gerekli tüm operasyonel sınırları sağlamıyor.

Komite, etkileri yeterince öngörülemeyen sistemlerin yasaklanmasını, insanları otonom şekilde hedef almak için tasarlanan veya kullanılan silahların yasaklanmasını çağırıyor. Bunun yanı sıra hedeflerin türü, coğrafi alan, çalışma süresi ve insanın müdahale ve devre dışı bırakma kapasitesini kapsayan diğer sistemlere sıkı kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

Bunun anlamı, barışın eski hukukun değerini yitirmesi nedeniyle yeni bir hukuka ihtiyaç duymadığı, aksine teknolojinin hukuki ilkeleri içeriğinden boşaltmasını engelleyecek ayrıntılı kurallara ihtiyaç duyduğudur.

Silahlanma yarışını önlemenin bir parçası

Askeri üstünlük teknolojisi, rakipleri onu edinmeye çalışmaya itiyor; ancak yapay zeka, ordulara hedefleri daha az maliyetle ve daha kısa sürede tespit edip saldırma konusunda daha büyük bir kapasite vaat ettiği için silahlanma yarışını hızlandırabilir. Bu yüzden devletler tanıdık bir ikilemle karşı karşıya kalıyor: askeri otonominin risklerinden korksalar bile, bunu geliştirmemenin, geliştirmekten daha tehlikeli olduğunu düşünebilirler. Çünkü rakipler bunu daha önce elde edebilir.

Askeri alandaki yarış, testleri tamamlanmamış sistemlerin konuşlandırılmasına, güvenlik standartlarının düşürülmesine, kusur ve kazaların gizlenmesine yol açabilir. Burada uluslararası yönetişimin önemi ortaya çıkıyor. Sadece yasa dışı kullanımı önlemek için değil, aynı zamanda kısıtlamalara uymanın stratejik maliyetini azaltan ortak kırmızı çizgiler aracılığıyla rekabet baskısını hafifletmek için de.

Ancak müzakereler teknolojiden daha yavaş ilerliyor. Çoğu devlet, uluslararası hukukun uygulanması ve sorumluluğun insanda kalması konusunda anlaşsa da ‘insan denetimi’ kavramı ve gerekli kuralların bağlayıcı mı yoksa gönüllü mü olduğu konusunda anlaşmazlık devam ediyor. Bu gecikme, kısıtlamaların, sistemler yayıldıktan ve ordu doktrinleri ile tedarik zincirlerine entegre olduktan sonra gelmesine yol açma tehdidi taşıyor. Bu da bunların denetlenmesini daha da zorlaştırıyor.

Kimyasal ve biyolojik silahların yasaklanması ile mayınlar ve misket bombalarının kısıtlanmasına ilişkin anlaşmalardan yararlanılabilir; bunlar uluslararası standartlar oluşturma ve ihlal edenler için hukuki ve siyasi bir damga yaratma kapasitesini kanıtladı. Ancak yapay zeka farklı. Yasaklanabilecek bir madde veya sayılabilecek bir stok değil, çift kullanımlı bir teknoloji ve genellikle sivil şirketler ile üniversiteler içinde geliştiriliyor. Bu nedenle uygulanabilir herhangi bir anlaşmanın, teknolojinin kendisinden ziyade belirli işlevleri yasaklamaya odaklanması bekleniyor.

Bu, sistemlerin fiili insani hüküm olmadan insanları seçip saldırmasını engellemeyi, öngörülemez sistemleri yasaklamayı, yapay zekayı nükleer silah fırlatma kararlarından uzak tutmayı kapsayabilir; bunun yanı sıra zaman ve coğrafi sınırlamalar, devre dışı bırakma araçları, dijital kayıtlar, konuşlandırmadan önce testler ve hukuki incelemeler dayatılması da bunlara eklenebilir.

“Algoritmalar, fiyat artışı, yerinden edilme, kışkırtıcı söylem ve yerel şiddet göstergelerini analiz edebilir, gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden önce erken uyarı sağlayabilir, arabuluculuk çabalarını destekleyebilir, ihlalleri belgeleyebilir, çatışmanın etkilerini analiz edebilir ve yardımları yönlendirebilir.

Artık savaşın geleceğini sadece hükümetler ve ordular çizmiyor. Teknoloji şirketleri de askeri uygulamaların dayandığı modelleri, çipleri, bulut altyapısını ve görü sistemlerini geliştirerek, uluslararası güvenlikte doğrudan bir rol üstleniyor. Kullanım biçimine dair olası bilgisizlikleri, riskleri değerlendirme, doğruluk sınırlarını ortaya koyma, veriyi koruma, kusurları bildirme ve hukuka aykırı kullanımları önleme sorumluluğundan kendilerini muaf kılmıyor. Bu yüzden sözleşmeler, ihracat denetimleri, güvenlik standartları ve bağımsız denetim yoluyla hesap verebilirlik sistemine dahil edilmeleri gerekiyor.

Zira dijital barış, bir modeli eğiten mühendisin, bir izleme aracı satan şirketin veya bir ürünün bir hedef belirleme sistemine dahil edilmesine izin veren bir yönetim kurulunun kararından etkilenebilir.

Hız her zaman tehlikeli değildir

Yönetişim, teknolojinin kapsamlı bir şekilde reddedilmesine dönüşmemeli. Zira yapay zeka sivilleri korumaya, yıkım görüntülerini analiz etmeye, mayınları tespit etmeye, füzeleri engellemeye, daha az zararlı bir silah seçmeye veya hedef yakınında sivil tespit edildikten sonra bir saldırıyı iptal etmeye yardımcı olabilir. Bir füze ile bir kent arasında yalnızca birkaç saniye bulunduğunda otomatik sistem gerekli olabilir.

Ancak temel fark, kontrol edilebilir bir ortamda belirli bir görevi otomatikleştirmek ile bir sistemin bir insanın hedef alınmayı hak edip etmediğini belirlemesine yetki devretmek arasında yer alıyor. Açık bir kapsam dahilinde uçan bir cismi engelleyen sistem, bir kişinin telefonuna, hareketlerine veya ilişkilerine dayanarak savaşçı olduğu sonucuna varan bir algoritmadan farklı.

Fransa'nın batısındaki Guer kentindeki Saint-Cyr Coëtquidan Askeri Akademisi'nde bir keşif İHA’sı, 2 Temmuz 2026 (AFP)
Fransa'nın batısındaki Guer kentindeki Saint-Cyr Coëtquidan Askeri Akademisi'nde bir keşif İHA’sı, 2 Temmuz 2026 (AFP)

Savaşta yapay zekanın kullanım alanları hızla genişlerken, çatışmaların önlenmesi ve barış inşası alanındaki uygulamaları sınırlı ve dağınık kalmaya devam etmesi, paradoks oluşturuyor.

Algoritmalar, fiyat artışı, yerinden edilme, kışkırtıcı söylem ve yerel şiddet göstergelerini analiz edebilir, gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden önce erken uyarı sağlayabilir, arabuluculuk çabalarını destekleyebilir, ihlalleri belgeleyebilir, çatışmanın etkilerini analiz edebilir ve yardımları yönlendirebilir.

Ancak öngörü araçları da kendi payına gözetim ve baskı araçlarına, ya da tüm toplulukları tehlike kaynağı olarak sınıflandıran sistemlere dönüşebilir. Dolayısıyla ‘barış zekası’ da yönetişime ihtiyaç duyuyor. Bir çatışmayı öngörmek, devlete bir ihtimale dayanarak insanları tutuklama hakkı vermez. Nefret söyleminin analizi, tüm toplumun gözetlenmesini meşrulaştırmaz.

Devletlerin ayrıca soruşturulabilir dijital kayıtlar tutması, her operasyondan sorumlu bir insan komutan belirlemesi, ciddi kaza ve hataları bildirmesi, şirket ve müteahhitlerin sorumluluğuna ilişkin net kurallar oluşturması gerekiyor.

Algoritma bir örüntü tespit edebilir, ancak çatışmanın tarihini, adaletsizlik duygularını veya kimliğin karmaşıklığını tek başına anlayamaz; güven inşa edemez veya bir uzlaşma için müzakere yapamaz.

Yönetişim, her yazılım satırını gözden geçiren küresel bir kurum oluşturmak veya devletlerin teknolojiyi kullanmasını engellemek anlamına gelmiyor. Ancak yapay zekanın kalıcı bir istikrarsızlık faktörüne dönüşmesini engelleyecek bir dizi kural oluşturmak anlamına geliyor.

Mümkün olan asgari düzey, insanları hedef alma konusunda nihai kararı otonom sistemlere devretmeyi yasaklamayı, nükleer silah fırlatma kararında yapay zeka kullanımını önlemeyi, etkilerini öngöremeyen veya çalışma kapsamını belirleyemeyen sistemleri yasaklamayı kapsıyor.

Ayrıca konuşlandırmadan önce hukuki ve teknik incelemelerin dayatılmasını, gerçeğe benzer koşullarda bağımsız testleri, operatörlerin sistemin sınırlarını anlaması için eğitilmesini ve saldırıyı iptal etmek için etkili araçların sağlanmasını da kapsıyor.

Devletlerin ayrıca soruşturulabilir dijital kayıtlar tutması, her operasyondan sorumlu bir insan komutan belirlemesi, ciddi kaza ve hataları bildirmesi, şirket ve müteahhitlerin sorumluluğuna ilişkin net kurallar oluşturması gerekiyor.

Uluslararası düzeyde ise, ciddi kazalara ilişkin bilgi paylaşımı için kanallar oluşturulabilir, silahlı gruplara yayılmasının önüne geçilebilir, en yüksek risk taşıyan sistemlerin ihracatı düzenlenebilir, nükleer güçler arasındaki krizlerde uyarılara otomatik bağımlılığı engelleyecek düzenlemeler oluşturulabilir.

Bu tedbirler savaşı ortadan kaldırmayacak, ancak algoritmaların denetim veya hesap verebilirlik olmadan tırmanışa iten bir güce dönüşmesini engelleyebilir.



Yeni keşif, Antik Roma dindarlığının "en mahrem alanına" ışık tuttu

Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
TT

Yeni keşif, Antik Roma dindarlığının "en mahrem alanına" ışık tuttu

Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Arkeologlar, İtalya'nın Tivoli kentindeki İmparator Hadrianus'un Villası'nda, Roma'nın şimşek tanrısını onurlandıran oymalar taşıyan mermer bir levhayı gün yüzüne çıkardı.

Keşif, Antik Roma ritüellerine daha fazla ışık tutuyor.

Levha, villanın amfitiyatrosunun yakınındaki bir alanda, ilk gömüldüğü yerde bulundu.

Üzerinde, Antik Roma'nın gece şimşekleri tanrısı Summano anlamına gelen "FVLGVR SVBMANIVM" yazısı yer alıyordu.

Kazı direktörü Fabio Giorgio Cavallero, "FVLGVR SVBMANIVM yazıtının orijinal konumunda korunmuş halde bulunması, olağanüstü öneme sahip bir bulgu" diyor.

Bu keşif, Villa Adriana'nın bu bölümünün tarihi ve mekanların yeniden düzenlenmesinde fulgur conditum ritüelinin rolüne dair yeni perspektifler sunuyor.

Dr. Cavallero, levhanın "anıtsal alanın tamamının" dönüşümüne yol açan süreci aydınlatabileceğini de ekliyor.

Araştırmacılar, levhanın gömülmesinin, yıldırım düşen yerin Roma ritüelleriyle kutsallaştırılmasıyla bağlantılı olduğundan şüpheleniyor.

Roma döneminde yıldırımın çarptığı yerler dini kabul edilir ve ilahi müdahaleyle kutsanmış sayılırdı.

Yıldırım çarpan nesneler, ritüeller kapsamında toplanarak yer altına gömülürdü.

İtalya Kültür Bakanı Alessandro Giuli, "Bu keşif, Roma dindarlığının olağanüstü çağrışım gücüne nadir bir kanıt sunuyor: Yıldırımın bıraktığı iz ve etkilenen yerin ilahi alana ait olduğunun kabul edildiği ritüel" diyor.

Arkeolojinin bize maddi izler, düşünceler, ritüeller ve ilahi olanla kurulan ilişkinin biçimleri aracılığıyla geçmişi geri getirme yeteneği sözkonusu. İtalyan mirasının en olağanüstü yerlerinden biri hakkındaki bilgimizi genişleten bu keşif için Urbino Üniversitesi arkeologlarıyla Villa Adriana ve Villa d'Este Enstitüsü'ne teşekkür ederim.

Mermer levhadaki yazıtta yıldırımın gece düştüğü de özellikle belirtiliyor.

Görsel kaldırıldı.
Mermer levha, Romalıların gece şimşekleri tanrısına atıfta bulunuyor (İtalya Kültür Bakanlığı)

Antik Roma kaynakları, Jüpiter'e atfedilen gündüz şimşekleriyle gökyüzü ve gece şimşeği tanrısı Summano'ya dayandırılan gece yıldırımlarını rutin bir şekilde ayrı tutuyordu.

Yazıtın özenli ayrıntıları ve gömülmesi, yıldırım çarpmasının ilahi bir varlığın insan alanına girişini simgelediğine, burayı sıradan durumundan çıkararak dini bir mekan haline getirdiğine işaret ediyor.

İtalya Kültür Bakanlığı'na bağlı Villa Adriana'nın müdürü Alberto Samonà, "Bu keşif, dikkati büyük mimari eserlerden Roma dindarlığının en mahrem alanına kaydırıyor" diyor.

Dr. Samonà şu ifadeleri kullanıyor: 

Yıldırım çarpan bir yerin kutsanmasının maddi izini bulmak, o dönemin titiz ritüel prosedürlerine dokunmamızı sağlıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Fillerin dürtü kontrolü bilim insanlarını şaşırttı

Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)
Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)
TT

Fillerin dürtü kontrolü bilim insanlarını şaşırttı

Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)
Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Araştırmacılar, sorunları daha etkili bir şekilde çözmek için dürtülerini bastırabilen Asya fillerinin, bu yeteneğe sahip az sayıdaki hayvan türünden biri olduğunu söylüyor.

Daha etkili bir davranışı tercih edebilmek için bir dürtüye direnmek, yani engelleyici kontrol olarak bilinen süreç, insanların karar verme mekanizmasının temel unsurlarından biri.

Bu yetenek, bazı kuş ve memeli türlerinde de gözlemleniyor.

Tayland'daki Ulusal Fil Enstitüsü’nde yapılan bir deney, Asya fillerinin engelleyici kontrol özelliğine sahip olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, bulguları hakemli dergi PLOS One'da yayımlanan yeni çalışmada, "Filler, dürtüsel bir davranışı bastırmaları gereken bir durumla karşılaştığında genellikle bu dürtüyü bastırmayı başardı" ifadelerini kullanıyor.

Bu yetenek, sosyal etkileşimler veya fillerin problem çözme gibi bilişsel süreçlerinin diğer yönleri için önem taşıyabilir.

Görsel kaldırıldı.
Filler, yiyeceği elde etmenin etkili yollarını bulmak için dürtülerine direniyor (Sangpa Dittakul)

Çalışma kapsamında 16 fil, tek bir açıklıktan yiyecek almak için hortumlarını bir kutunun etrafından uzatmayı öğrendi.

Daha sonra hayvanlara, ön tarafındaki küçük delikler sayesinde içindeki yiyeceği görüp koklayabildikleri şeffaf bir kutu sunuldu. Araştırmacılar, hayvanların başlangıçta öğrendikleri gibi yiyeceğe doğrudan uzanma arzusuna tutarlı biçimde direndiğini ve bunun yerine kutunun yan tarafındaki açıklığı kullandığını tespit etti.

Kutu döndürüldüğünde filler ilk başta açıklığın önceki konumuna uzanma dürtüsüne kapılsa da kısa süre içinde bu davranışlarını değiştirerek yeni ve etkili bir yaklaşım buldu.

Araştırmacılar, daha yaşlı bireylerde davranış değişikliğinin daha yavaş gerçekleştiğini ve bunun muhtemelen yaşa bağlı bilişsel gerilemeden kaynaklandığını belirtiyor.

Bilim insanları, "Çalışma, bu türde engelleyici kontrolün varlığına dair ilk kanıtlardan bazılarını sunuyor" diye yazarak bunu doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu ekliyor.

Deney, fillerin dürtüsel ancak etkisiz eylemlere direnip dolaylı fakat etkili davranışları tercih etme yeteneğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, bu yeteneğin fillerin problem çözme ve sosyalleşme becerilerinin kritik bir parçası olabileceğini ve insan-fil çatışmalarını önlemeye yönelik etkili stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar şu ifadeleri kullanıyor:

Engelleyici kontrolü inceleyen kontrollü deneylerde fillerin farklı türdeki engellerle nasıl etkileşim kurduğunu ve bunların etrafından dolaşmayı nasıl öğrendiğini anlamak, yaban hayatındaki insan yapımı engellerden nasıl kaçındıklarını veya atlattıklarını anlamamıza yardımcı olabilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Teknoloji patronu, yapay zekanın yakında kansere çare bulacağını söyledi

Paris'teki Fransız biyofarmasötik şirketi Cellectis'in laboratuvarındaki laboratuvar teknisyenleri, kanser tedavileri için CAR-T hücreleri ve RNA üretmek üzere 23 Eylül 2021'de bir makinede çalışıyor (Thomas Coex/AFP)
Paris'teki Fransız biyofarmasötik şirketi Cellectis'in laboratuvarındaki laboratuvar teknisyenleri, kanser tedavileri için CAR-T hücreleri ve RNA üretmek üzere 23 Eylül 2021'de bir makinede çalışıyor (Thomas Coex/AFP)
TT

Teknoloji patronu, yapay zekanın yakında kansere çare bulacağını söyledi

Paris'teki Fransız biyofarmasötik şirketi Cellectis'in laboratuvarındaki laboratuvar teknisyenleri, kanser tedavileri için CAR-T hücreleri ve RNA üretmek üzere 23 Eylül 2021'de bir makinede çalışıyor (Thomas Coex/AFP)
Paris'teki Fransız biyofarmasötik şirketi Cellectis'in laboratuvarındaki laboratuvar teknisyenleri, kanser tedavileri için CAR-T hücreleri ve RNA üretmek üzere 23 Eylül 2021'de bir makinede çalışıyor (Thomas Coex/AFP)

Birleşik Krallık'ın (BK) en büyük teknoloji şirketinin CEO'su, yapay zeka alanındaki gelişmeler sayesinde önümüzdeki birkaç on yılda kansere çare bulunacağını söyledi.

Dünyanın önde gelen çip tasarımcılarından Arm Holdings'in başındaki Rene Haas, yapay zekanın kanserden etkilenen DNA belirteçlerini modelleme sorununu çözebileceğini ve bu sorunun halen insanlara ve mevcut yapay zeka sistemlerine "fazla karmaşık" geldiğini söyledi.

Merkezi Cambridge'de bulunan Arm, dünya çapında milyarlarca akıllı telefon, akıllı saat ve diğer cihazda kullanılan yarı iletken mimarisinin yanı sıra veri merkezlerinde kullanılan yapay zeka çiplerinin giderek artan bir kısmını da tasarlıyor.

Küresel yapay zeka patlamasından en çok fayda sağlayanlardan biri haline gelen şirket, 400 milyar doların üzerinde piyasa değeriyle bu yıl BK tarihinin en değerli firması olmuştu.

BBC'ye konuşan Haas, "Yapay zeka... Sizin, benim ve diğer insanların bugünkü imkanlarla yaşamları boyunca bulamayacağı bir kanser tedavisini bulacak. Yaşam süremiz içinde yapay zekanın kanseri tedavi etmeye yardımcı olacağına inanıyorum" dedi.

Bir hücreyi modellemek, bir insanı modellemek, bir DNA belirtecinin kanserden nasıl etkilendiğini modellemek; bunlar sadece günümüz insanları için değil, yapay zekayı çalıştıran bilgisayarlar için de çok karmaşık sorunlar. Ancak zamanla bilgisayarlara daha fazla model yüklendikçe ve bu sistemler geliştikçe, sözkonusu sorunların aşılması mümkün olacak.

Sağlık sektöründe yapay zeka alanında son dönemde kaydedilen ilerlemeler, bu teknolojinin tıbbi araştırmaları hızlandırma potansiyeline yönelik iyimserliği güçlendiriyor.

Google DeepMind, proteinlerin, DNA'nın, RNA'nın ve ilaç moleküllerinin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini tahmin edebilen yapay zeka modeli AlphaFold 3'ü 2024'te tanıtmıştı.

Biyolojide uzun süredir devam eden bu zorluğun aşılması, hastalar için hayat değiştirici tedavilere yönelik ilaçların keşfedilip geliştirilmesi yolunda önemli bir dönüm noktası olarak görülmüştü.

DeepMind'dan doğan Isomorphic Labs, yapay zeka sistemleriyle tasarlanan ilaçların ilk insan klinik denemeleri için bu yıl hazırlıklara başlamıştı.

AstraZeneca, Eli Lilly ve Sanofi gibi diğer ilaç şirketleri de yeni kanser tedavilerini saptamak amacıyla yapay zekayı kullanmak üzere milyarlarca dolarlık ortaklıklar kurdu.

Haas, halihazırda tedarik zinciri sorunları yaşanan yapay zeka çiplerine erişimin bu potansiyeli gerçekleştirmenin önündeki en önemli zorluklardan biri olacağını söyledi.

Haas, "Kesinlikle tedarik kısıtlamalarıyla karşı karşıya olduğumuz bir ortamdayız" dedi.

Independent Türkçe