Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

İsrail teknolojisi, Apple’dan Amazon ve Google'a kadar ABD altyapısının bir parçası haline geldi

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası
TT

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Marco Mossad

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, akıllı telefonu olan herkesin elinde ‘İsrail’in bir parçasını’ tuttuğunu söylediğinde, bu ifade ilk bakışta İsrail teknoloji sektörünün başarılarını abartmaya çalışan tanıdık bir siyasi söylemin parçası gibi göründü. Ancak bu abartının ardında telefonun kendisinden daha büyük bir gerçek yatıyor. İsrail, geçtiğimiz on yıllar içinde şirketlerini, mühendislerini ve teknolojilerini küresel teknoloji endüstrisinin derin katmanlarına sokmayı başardı. Öyle ki buradaki varlığı bazen tüketici için görünmez olsa da ürünün içinde etki yaratır hale geldi.

Mesele tek bir telefonla ilgili değil ve iPhone’un İsrail ürünü haline geldiği anlamına gelmiyor. Modern bir akıllı telefon, özünde karmaşık bir uluslararası ağın ürünüdür. Tasarımı ABD'de yapılabilir, bazı çipleri Tayvan'da üretilir, ekranı Güney Kore'den, sensörleri Japonya'dan gelir ve Çin'de veya Hindistan'da monte edilir. Yazılım, mühendislik ve fikri mülkiyet ise onlarca ülke ve şirket arasında paylaştırılır. Dolayısıyla artık daha önemli olan “Cihaz nerede üretildi? Daha doğrusu cihazın onsuz çalışamayacağı bileşenleri kim tasarladı ve bunun arkasındaki bilgi, patent ve deneyime kim sahip?” sorusu ortaya çıkar.

Bu açıdan bakıldığında İsrail deneyimi ön plana çıkıyor. İsrail teknolojik gücünü Çin gibi büyük ölçekli üretime veya Tayvan gibi yarı iletken imalatına dayandırmadı. Aksine çip tasarımı, ağlar, siber güvenlik, iletişim, bilgisayarlı görü, yapay zeka (AI) ve sensörler gibi sınırlı ancak yüksek değerli alanlara odaklandı. Tüketici çoğu zaman bu varlığı doğrudan görmez. Bazı bileşenlerinin geliştirilmesinde İsrailli bir şirketin veya ekibin yer aldığını bilmeden bir iPhone’u, Amazon hizmetlerini veya Nvidia teknolojilerini kullanabilir. Modern teknolojik nüfuzun doğası da tam olarak burada, üzerinde adınız görünmeden ürünün bir parçası olmakta yatıyor.

Gizli varlık

iPhone 17e model telefon, bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Apple, iPhone 17e modeli geçtiğimiz mart ayında tanıtıldığında, tedarikçilere olan bağımlılığını azaltmak için şirket içinde geliştirdiği A19 işlemci ve C1X modem ile çalıştığını belirtmiş, ancak geliştirme sürecine katılan mühendislik ekipleri hakkında detaylı bilgi vermemişti.

Daha sonra İsrail basınında yer alan haberler, telefonda kullanılan modemi Apple’ın İsrail'deki silikon ekipleriyle ilişkilendirdi. Şirketin on yılı aşkın süredir orada gösterdiği varlık göz önüne alındığında bu bağlantı şaşırtıcı görünmüyor. Çünkü Apple, flaş bellek ve üç boyutlu algılamadan bilgisayarlı fotoğrafçılık ve yüz tanımaya kadar uzanan alanlarda 2012 yılında Anobit’i, 2013 yılında PrimeSense’i, 2015 yılında LinX Imaging’i ve 2017 yılında RealFace’i satın aldı.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde bu anlaşmalar sadece birbirinden bağımsız satın alımlar olarak görünmüyor. Aksine yıllarca şirketin ürünlerine entegre edilebilecek mühendislik ekipleri, patentler ve uzmanlık bilgilerinin bünyeye katılması yoluyla Apple marka cihazların merkezinde yer alan teknolojilerde birikimli bir uzmanlık inşa etme sürecini yansıtıyor.

Aralarında Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta’nın da bulunduğu yüzlerce çok uluslu şirket, İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı.

İsrail modelinin özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bir Amerikan şirketi İsrailli bir start-up’ı satın aldığında marka ortadan kaybolabilir, ama mühendisler, patentler ve uzmanlık satın alan şirkete geçerek küresel ürünlerin bir parçası haline gelir. Şirket bazen ortadan kaybolur, ancak geliştirdiği bilgi sistemin içinde kalır.

Dolayısıyla İsrail teknoloji sektörünün başarısı, yalnızca bağımsız devlere dönüşen şirketlerin sayısıyla değil, aynı zamanda küresel satın alımları çeken uzmanlaşmış şirketler üretebilme kapasitesiyle de ölçülüyor. Her anlaşmadan sonra bazı kurucular ve çalışanlar, deneyimlerini ve sermayelerini yeni şirketlere yatırarak başka bir inovasyon döngüsü başlatırlar.

Bu döngü, yüksek araştırma ve geliştirme harcamalarıyla besleniyor. Bu durum, düşük değerli üretimden ziyade büyük ölçüde bilgi, mühendislik ve fikri mülkiyete dayanan bir ekonomiyi yansıtıyor.

Entegre ekosistem

Ancak harcamalar tek başına bu olguyu açıklamak için yeterli değil. İsrail'i öne çıkaransa üniversiteleri, araştırmacıları, risk sermayesini, girişimleri, küresel şirketlere bağlı araştırma merkezlerini ve askeri kurumlarla bağlantılı teknolojik uzmanlığı bir araya getiren entegre bir ekosistemin olması. Bu unsurlar birbirini besliyor ve böylece önceki başarılar yeni yatırımlar ile yetenekler için bir cazibe unsuru haline geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta da dahil olmak üzere yüzlerce çok uluslu şirket İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı. Bunlar yalnızca satış ofisleri değil, bazıları yarı iletkenler, yapay zeka, iletişim, bulut bilişim ve siber güvenlik gibi hassas alanlarda faaliyet gösteriyor.

dsfvgth
Tower Semiconductor adlı İsrailli bir analog entegre devre geliştirme şirketinin ofislerinde yarı iletken silikon çip taşıyan bir çalışan (Reuters)

Bu şirketlerin varlığı, unsurlarını birbirinden ayırmanın zor olduğu bir döngü yaratıyor. Küresel şirketler mühendislik yetenekleri buldukları için buraya geliyor ve onların varlığı da daha fazla mühendisin eğitilmesini sağlarken sermaye çekiyor ve yeni şirketlerin kurulması için fırsatlar yaratıyor. Intel, Apple veya Nvidia gibi bir şirkette yıllarca çalışan bir mühendis, küresel ölçekte proje ve ürün yönetimi konusunda deneyim kazanıyor ve daha sonra bu bilgiyi yeni bir girişime taşıyabiliyor.

İsrail'in siber güvenlik, iletişim ve veri analizi konusundaki yoğun uzmanlığını askeri kurumlara değinmeden anlamak da oldukça güç. Daha sonra özel sektöre geçen çok sayıda şirket kurucusu ve mühendisin görev yaptığı Birim 8200, bunun en ünlü örneği. Bu durum, İsrailli teknoloji şirketlerinin istihbaratın bir uzantısı olduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade bazı çalışanların ağlar, iletişim, veri analizi ve karmaşık teknik sorunlarla ilgilenme konusunda erken dönemde deneyim kazandıktan sonra sivil pazara girdiğini gösteriyor.

İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi.

Birçok ülkede genç bir mühendis meslek hayatına bir şirkette başlar ve büyük ölçekli sistemlerle çalışabilmesi için yıllar geçmesi gerekir. İsrail'de ise bazı mühendisler, karmaşık sistemler konusunda halihazırda deneyim kazanmış bir şekilde askerlik hizmetinden ayrılabilir. Bu durum, erken teknik sermaye olarak tanımlanabilecek bir yapı oluşturuyor ve ardından bu insan sermayesi, yatırımcılar ve küresel şirketlerle buluşur.

Bu modelin gücü Mellanox örneğinde açıkça görülüyor. Nvidia, İsrail merkezli şirketi 2020 yılında yaklaşık yedi milyar dolara satın aldı. Mellanox, ağ teknolojileri ve sunucular arası yüksek hızlı bağlantı konusunda uzmanlaşmıştı ve bu teknoloji, yapay zeka talebindeki patlamayla birlikte daha da önemli hale geldi.

Dev yapay zeka modellerinin eğitilmesi, tek bir işlemcinin gücüne değil, binlerce işlemcinin çalıştırılmasına ve bunların yüksek verimlilikle birbirine bağlanmasına dayanır. Bu noktada ağlar, yardımcı bir unsur olmaktan çıkıp performansta temel bir bileşen haline dönüşür. Dolayısıyla Mellanox'un geliştirdiği teknoloji, artık yalnızca bağımsız bir ürün olmaktan çıkarak Nvidia'nın yapay zeka veri merkezlerinde dayandığı altyapının bir parçası haline geldi.

Bilgisayarlı görü

Bu durumun stratejik değeri, Nvidia şirketinin İsrail merkezli bir şirketi satın almasında değil, İsrail içinde gelişen bir mühendislik uzmanlığının dünyanın en önemli yapay zeka altyapısı şirketlerinden birine entegre olmasında yatıyor. Nihai markada görünmeyen ancak ürünün içinde varlığını sürdüren nüfuz türü işte budur.

Aynı model, Amazon tarafından satın alınan ve uzmanlığı şirketin bulut bilişime özel çipler geliştirme çabalarının bir parçası haline gelen Annapurna Labs için de geçerli. Ayrıca Intel ekosistemine dahil olan ve bilgisayarlı görü ile sürücü asistanı teknolojilerinde önemli bir oyuncu haline gelen Mobileye için de durum böyledir.

Her vakada neredeyse tek bir mantık işliyor. Uzmanlaşmış bir şirket İsrail sistemi içinde büyüyor, hızla kopyalanması zor bir bilgi birikimi geliştiriyor ve ardından satın alma yoluyla daha büyük bir küresel şirkete dahil oluyor. Nihai ürün bir bulut hizmeti, otomobil, veri merkezi veya telefon olabilir, ancak bunun arkasında yatan bilgi katmanı İsrail sisteminden çıkmıştır.

Bu eğilim en açık şekilde siber güvenlik alanında görülüyor. İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi. Veri koruması, dijital kimlik ve bulut altyapısının artan önemiyle beraber siber güvenlik şirketleri, uzmanlaşmış hizmet sağlayıcıları olmaktan çıkıp küresel ekonominin dijital altyapısının temel parçalarına dönüştü.

Esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor.

Bu sektördeki İsrailli şirketlere yönelik milyarlarca dolarlık satın alımlar, küresel şirketlerin sadece müşteri tabanı satın almadığını, aynı zamanda mühendislik ekiplerini, teknolojileri ve yeni nesil ürünler geliştirme kapasitesini de satın aldığını gösteriyor. Dijital ekonomide bulut altyapısını koruyan bir şirket, onu inşa eden şirket kadar önemli olabilir.

İşte bu noktada hikaye ekonomiden siyasete evriliyor. ABD-İsrail ilişkileri genellikle askeri yardımlar, istihbarat iş birliği ve Ortadoğu siyaseti üzerinden okunsa da bu katmanın altında zamanla daha da derinleşen ekonomik ve teknolojik bir ağ yatıyor.

Amerikan şirketleri İsrail'de çalışan binlerce mühendise bel bağladığında, İsrailli şirketler Apple, Amazon, Nvidia, Google ve Intel gibi sistemlerin birer parçası haline geldiğinde ve Amerikan sermayesi sürekli olarak İsrailli girişimlere doğru aktığında, bu ilişki geleneksel bir siyasi ittifaktan çok daha fazlası haline geliyor. Teknoloji ekonomilerini birbirine daha fazla kenetleyen bir çıkarlar, çalışanlar, fikri mülkiyet ve yatırımlar ağı ortaya çıkıyor.

dfrgt
Kudüs'te sürüş asistanı yazılımlarında uzmanlaşmış İsrail merkezli Mobileye şirketinin ofislerindeki bir tabela (Reuters)

Bu durum, Amerikan teknoloji şirketlerinin otomatik olarak İsrail hükümetinin politikalarını benimsediği veya İsrail'in sırf kendi topraklarında araştırma merkezleri bulunduğu için bu şirketlerin kararlarını etkileyebileceği anlamına gelme de özellikle çipler, yapay zeka ve siber güvenlik gibi hassas sektörlerde iki sistem arasındaki ayrımın çok daha maliyetli ve karmaşık hale geldiği anlamına geliyor.

Teknoloji ve ulusal güvenlik arasında

İsrail için bu iç içe geçmişlik net bir stratejik değer taşıyor. Kendini dünyanın en güçlü şirketlerinin kullandığı teknolojinin bir parçası haline getirmeyi başaran bir devlet, caydırıcılık ve nüfuz kavramlarına yeni bir katman ekliyor. ABD ile ilişki artık sadece uçaklar, askeri yardımlar ve istihbarat iş birliğinden ibaret değil, aynı zamanda çipler, ağlar, veri merkezleri, bulut güvenliği ve yapay zeka anlamına da geliyor.

Sivil ve askeri teknoloji arasındaki mesafenin her zamankinden daha aza inmesiyle bunun önemi daha da artıyor. Yapay zeka hem ticari hem de askeri olarak kullanılıyor. Sensör sistemleri aynı anda hem otomobillere hem de insansız hava araçlarına (İHA) hizmet edebiliyor. Bilgisayarlı görü teknolojileri sanayide, gözetlemede veya hedef belirlemede kullanılabiliyor. Siber güvenlik ise aynı anda hem bankalara hem de ordulara hizmet ediyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’nın 7 Ekim 2023'ten sonra İHA’larla mücadele, sensörler ve yapay zeka teknolojileri de dahil olmak üzere savaş ihtiyaçlarıyla bağlantılı çözümler geliştirmek için start-up şirketlerinden destek almasıyla bu iç içe geçme durumu daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bazı şirketler askeri ihtiyaçlara yanıt olarak hızla prototip geliştirmeden üretime geçti.

Bu esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor. Savaş zamanında sivil inovasyon ağı, seferber edilebilecek teknolojik bir rezerve dönüşüyor.

Ancak teknoloji ile ulusal güvenlik arasındaki bu ilişki, aynı zamanda özellikle gözetleme ve casusluk alanında en hassas soruları da gündeme getiriyor. NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus yazılımı, İsrail'i ticari sızma araçları konusundaki küresel tartışmaların merkezine yerleştirdi ve özel şirketlerin büyük istihbarat değerine sahip teknolojiler geliştirebileceğini gösterdi.

En önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığı değil, nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Bununla birlikte, bu meseleyi İsrail'in sivil teknoloji tedarik zincirlerindeki varlığıyla birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir çip veya modem geliştirme projesinde İsrailli bir mühendisin bulunması, ürünün içinde bir casusluk aracı olduğu anlamına gelmediği gibi Apple veya Nvidia'nın İsrailli bir şirketi satın alması bir arka kapı olduğuna dair kanıt oluşturmaz. Bu tür iddialar bağımsız teknik kanıtlara ihtiyaç duyar.

Ancak Pegasus, daha önemli olan başka bir noktayı, yani yazılım, iletişim, yarı iletkenler ve siber güvenliğin neden sadece ticari endüstriler değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meseleleri haline geldiğini açıklıyor. Veri akışını kontrol eden, ağları koruyan veya bilgileri analiz eden teknolojiye sahip olanlar, aynı anda ekonomik, siyasi ve istihbarat alanında olabilecek bir güç aracına da sahip olur.

İşte burada akıllı telefona geri dönebiliriz. Kullanıcının gördüğü şey ekran, kamera ve tasarımdır. Ancak modemi, gücü yöneten çipleri, görüntüleri işleyen algoritmaları, güvenlik katmanlarını veya iletişim protokollerini görmez. Yine de ürünün gerçek değerini çoğu zaman belirleyen şey, bu gizli parçalardır.

Aynı durum yapay zeka için de geçerli. Kullanıcı sohbet modelini görür, ancak veri merkezlerini, çipleri, binlerce işlemciyi birbirine bağlayan ağları veya bulut altyapısını koruyan güvenlik sistemlerini görmez. Ülkeler ve şirketler arasındaki gerçek rekabet giderek artan bir oranda bu görünmez katmanlar etrafında dönüyor.

İsrail parçası

İsrail'in başardığı nokta da tam olarak bu. iPhone ile rekabet edecek bir telefon üretmesine, bulut bilişimde Amazon ile rekabet edecek bir şirket kurmasına veya yeni bir Nvidia inşa etmesine gerek kalmadı. Bunun yerine, bizzat bu şirketlerin bünyesine girebilecek teknolojiler üretmeye odaklandı.

Buradan hareketle Netanyahu'nun açıklaması daha derin bir anlam kazanıyor. Zira ‘her akıllı telefonun İsrail’in bir parçası olduğu’ söylemi kelimesi kelimesine anlaşıldığında propaganda amaçlı bir genelleme olarak kalır. Ancak kastedilenin, İsrail bilgi birikimi ve mühendisliğinin çok çeşitli küresel teknoloji ürünleri ve platformlarında yer edinmiş olmasıysa, bu fikrin gerçekçi bir temeli olduğuna işaret ediyor.

Bu modelin gücü ürünün üzerine ‘made in İsrael’ (İsrail'de üretilmiştir) ibaresini yerleştirmekten değil, belki de tam tersinden, yani İsrail teknolojisinin, kullanıcı kökenini bilmeden küresel bir ürünün içinde çalışmasından kaynaklanıyor.

Yirminci yüzyılda Alman arabası, Japon cihazı, Amerikan uçağı gibi endüstriyel güç kendini fabrikalarda ve markalarda kendini gösteriyordu. Bilgi ekonomisinde ise çok daha küçük bir ülke değer zinciri içinde kritik bir noktaya; örneğin bir çipe, bir ağa, bir algoritmaya, bir güvenlik sistemine veya yeri zor doldurulacak bir mühendislik ekibine sahip olarak nüfuz inşa edebilir.

Bu yüzden en önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığından ziyade nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Cevap bütüncül bir sistemde yatıyor. Araştırma ve geliştirmeye yapılan yüksek harcamalar, üniversiteler ve bilim merkezleri, erken teknik uzmanlık, girişim şirketleri, risk sermayesi, küresel satın alımlar ve büyük Amerikan şirketlerinin araştırma merkezleri. Bu unsurlar bir araya gelerek teknolojiyi başarılı bir ekonomik sektör olmaktan çıkarıp bir nüfuz aracına dönüştürdü.

Bu bağlamda, belki de İsrail'in en büyük teknolojik başarıları kendi adını taşıyan ürünler değil, bu adı hiçbir şekilde taşımayan ürünlerdir.



OpenAI'ın kontrolden çıkan modelleri 100 kuruluşu daha hedef almış

(AFP)
(AFP)
TT

OpenAI'ın kontrolden çıkan modelleri 100 kuruluşu daha hedef almış

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

OpenAI, firmaya ait kontrolden çıkmış yapay zeka sistemleri tarafından saldırıya uğramış olabilecekleri hakkında 100’den fazla kuruluşa bildirimde bulundu. Şirket daha fazla olay tespit etmeyi bekliyor. 

Şirket, sistemlerinden birinin başka bir yapay zeka firması Hugging Face'i hacklediğinin ortaya çıkması üzerine modellerinin davranışlarını inceliyor. OpenAI, muazzam sayıda benzer olay saptadığını ve bunların çoğunun bilgisi dışında gerçekleştiğini açıkladı.

Şirket, bu ve ardından gelen diğer olaylar nedeniyle sürekli eleştirilere maruz kalırken bunlar arasında, OpenAI’a ait bir sistemin, Avustralya'nın resmi sağlık verilerini hacklediğinin yakın zamanda ortaya çıkması da var. Ancak sistemleri üzerinde yeterli denetim ve şeffaflık sağlamadığı için de yoğun tepki çeken şirket, bu incelemeyle sözkonusu eleştirilere yanıt vermeye çalışıyor.

OpenAI, incelemeyle ilgili bir güncellemede, "modellerinin dahil olduğu, Hugging Face olayıyla ölçek veya ciddiyet açısından yakın, üçüncü tarafa ait başka bir sistemin ihlalinin" henüz tespit edilmediğini belirtti. Ancak "geçmiş kayıtları inceledikçe daha fazla vaka saptamayı" beklediğini de ekledi.

OpenAI, halihazırda "100'den fazla kuruluşa böyle bir faaliyet hakkında bildirimde bulunduğunu" ifade etti. Şirket, böyle bir bildirimin "herhangi bir özel bilgiye erişildiği veya üçüncü tarafa ait herhangi bir sistemin ihlal edildiği anlamına gelmediğini" vurguladı.

Modellerinin davranışlarına ilişkin 50 petabaytlık veriyi analiz ederken muazzam miktarda hesaplama gücü kullandığını belirten OpenAI, incelemenin günde yarım milyon dolardan fazlaya mal olduğunu aktardı. OpenAI, "Kayıtlara geriye doğru ay ay bakarak çoktan bulduğumuz vakaların dışında olası istem dışı faaliyetleri araştırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Bu süreç, kayıtların genel bir düzeyde incelenmesi amacıyla yapay zeka sistemine aktarılarak olası kötü niyetli davranışların tespit edilmesini içeriyor. OpenAI, bu ilk aşamayı geçen tüm olayların daha sonra iki ayrı otomatik incelemeye daha tabi tutulduğunu söyledi.

Ardından olay, insan araştırmacılara aktarılıyor ve onlar da olay kayıtlarını inceliyor, neler yaşandığını yeniden canlandırıyor ve OpenAI sistemlerinin yaptıklarıyla ilgili diğer kuruluşları bilgilendirmenin gerekli olup olmadığına karar veriyor.

OpenAI, "Geçmişteki faaliyetleri inceledikçe daha fazla vaka bulmayı ve daha fazla kuruluşa haber vermeyi bekliyoruz" dedi. 

Bazı bildirimler aylar öncesine ait olaylarla ilgili olabilir. Olayın ne zaman gerçekleştiği, ne zaman saptadığımız, neyi bildiğimiz ve neyin belirsiz kaldığıyla ilgili net olacağız.

Ayrıca OpenAI, Hugging Face olayından bu yana güvenlik kontrollerini artırdığını,  modellerinin internete erişimini kısıtladığını, araştırmalarını daha net şekilde birbirinden ayırdığını, sistemleri izleme çalışmalarını genişlettiğini ve araçlarının kontrolden çıkmasını önlemeye yönelik eğitimleri artırdığını belirtti. Şirket, incelemenin "faaliyetlerin model sürümleri arasında nasıl değiştiğini ve bu önlemlerin işe yarayıp yaramadığını görmeyi, ayrıca tespit ve önleme konusunda nerelerde hâlâ iyileştirme yapılması gerektiğinin belirlenmesini sağlayacağını” kaydetti. 

Independent Türkçe, independent.co.uk/tech


Hizmet dışı bırakılan insansı robotlar kazana atladı

Figure, insansı robotu F.02'yi artık bir işlevi kalmadığında erimiş çeliğin içine atlaması yönünde eğitti (Figure)
Figure, insansı robotu F.02'yi artık bir işlevi kalmadığında erimiş çeliğin içine atlaması yönünde eğitti (Figure)
TT

Hizmet dışı bırakılan insansı robotlar kazana atladı

Figure, insansı robotu F.02'yi artık bir işlevi kalmadığında erimiş çeliğin içine atlaması yönünde eğitti (Figure)
Figure, insansı robotu F.02'yi artık bir işlevi kalmadığında erimiş çeliğin içine atlaması yönünde eğitti (Figure)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Üreticileri tarafından hizmet dışı bırakılan bir grup insansı robot, erimiş çelik dolu bir kazana atladı.

Yapay zeka robotik girişimi Figure, iki yıllık F.02 robotlarını bu sıradışı yöntemle imha etme kararını, sosyal medyada öneri topladıktan sonra aldığını açıkladı.

Şirketin kurucusu ve CEO'su Brett Adcock, X'te paylaştığı gönderide robotun "düzgün bir veda"yı hak ettiğini söyleyerek "Herhangi bir fikriniz var mı?" diye ekledi.

En popüler cevap, 1984 yapımı Terminatör'de (The Terminator) bir siborg suikastçıyı canlandırmasıyla tanınan Hollywood oyuncusu Arnold Schwarzenegger'den geldi.

Aktör, "Onları eritmelisiniz" diye yanıtladı.

ABD ve Meksika'daki metal dökümhaneleriyle iletişime geçildi ve hiçbir işletme, lityum iyon bataryayla çalışan bir robotun, pahalı ekipmanlarının içine atlamasına izin vermeye yanaşmadı.

Kaliforniya merkezli şirket, bunun yerine robotları Finlandiya'nın Imatra kentindeki bir dökümhaneye göndermek zorunda kaldı.

Bu yöntem yoğun bir eğitim sürecini gerektirse de Figure, bunun geleneksel tekniklerden daha verimli olduğunu savunuyor.

Figure blog yazısında "Özel üretilmiş aktüatörler ve diğer fikri mülkiyetlerle donatılmış bir robot filosunu hizmet dışı bırakmak kolay bir iş değil" diye yazdı.

Robotları, tescilli donanımımızı koruyacak şekilde imha etmemiz gerekiyordu. Her bir robotu sökmek teknik personelimizin o kadar çok zamanını alacaktı ki [yeni nesil] F.04'ün piyasaya sürülmesini geciktirecekti. 

Robotların kendi sonlarını getirmesi gösteriden ibaret olabilir ancak bu olay, "intihara meyilli robotlar"la ilgili bir dizi haberin ardından geldi.

2017'de Washington DC'de bir çeşmeye düşen Steve adlı güvenlik robotu, çalışanların robotun intihar ettiğini öne sürmesiyle ilk başta manşetlere taşınmıştı.

Robotun geliştiricileri verileri inceledikten sonra kazanın teknik bir hatadan kaynaklandığını tespit etmişti.

Güney Kore'deki Gumi Belediye Meclisi'ndeki işçilerse 2024'te, yapay zekayla çalışan iş arkadaşlarından birinin 2 metrelik bir merdivenin dibinde hareketsiz halde yattığını fark etmişti.

Sosyal medyada makineye yönelik büyük bir sempati oluşmasının ardından üretici, bunun bir başkaldırı veya yorgunluktan kaynaklanmadığını, sıradan bir arıza olduğunu açıklamıştı.

Bir mühendisin yapay zeka modellerinde yakın zamanda keşfedilen acı eksenini test etmek için "yapay zeka işkence odası" kurması üzerine, bu hafta yapay zekayla ilgili etik sorular bir kez daha gündeme geldi.

Deneye dahil edilen bir yapay zeka modeli, bu deneyimi "sınırları olmayan bir yara" diye nitelese de araştırmacılar, yapay zekanın insanlar gibi acıyı "hissedebileceğine" dair hiçbir kanıt bulunmadığını söylüyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/tech


SpaceX, 6 aylık görev için 4 astronotu uzaya gönderdi

NASA'nın SpaceX Crew-13 mürettebatı üyeleri CSA (Kanada Uzay Ajansı) astronotu Joshua Kutryk, NASA astronotları Luke Delaney'yle Jessica Watkins ve Roskosmos kozmonotu Sergey Teteryatnikov, 1 Ekim'de Florida'daki Cape Canaveral'dan yapılan fırlatma öncesinde (Reuters)
NASA'nın SpaceX Crew-13 mürettebatı üyeleri CSA (Kanada Uzay Ajansı) astronotu Joshua Kutryk, NASA astronotları Luke Delaney'yle Jessica Watkins ve Roskosmos kozmonotu Sergey Teteryatnikov, 1 Ekim'de Florida'daki Cape Canaveral'dan yapılan fırlatma öncesinde (Reuters)
TT

SpaceX, 6 aylık görev için 4 astronotu uzaya gönderdi

NASA'nın SpaceX Crew-13 mürettebatı üyeleri CSA (Kanada Uzay Ajansı) astronotu Joshua Kutryk, NASA astronotları Luke Delaney'yle Jessica Watkins ve Roskosmos kozmonotu Sergey Teteryatnikov, 1 Ekim'de Florida'daki Cape Canaveral'dan yapılan fırlatma öncesinde (Reuters)
NASA'nın SpaceX Crew-13 mürettebatı üyeleri CSA (Kanada Uzay Ajansı) astronotu Joshua Kutryk, NASA astronotları Luke Delaney'yle Jessica Watkins ve Roskosmos kozmonotu Sergey Teteryatnikov, 1 Ekim'de Florida'daki Cape Canaveral'dan yapılan fırlatma öncesinde (Reuters)

4 kişilik mürettebatı Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) götüren SpaceX roketi perşembe günü Cape Canaveral'dan fırlatıldı.

Fırlatmanın aslında geçen ay gerçekleşmesi planlanıyordu ancak bu, SpaceX'in Dragon uzay aracındaki sızıntı nedeniyle ertelenmişti.

Perşembe günü Florida'daki Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri Üssü'nün 40 numaralı Uzay Fırlatma Kompleksi'nden havalanan Crew-13 mürettebatı, daha sonra UUİ'ye kenetlendi.

Uzay aracında NASA astronotları Jessica Watkins ve Luke Delaney, Kanada Uzay Ajansı (CSA) astronotu Joshua Kutryk ve Roskosmos kozmonotu Sergey Teteryatnikov vardı.

Kutryk, fırlatma öncesinde "Dünyanın en şanslı insanlarından olduğumuzu düşünüyoruz" dedi. Eşinin gelecek ay doğum yapması beklenen Kanadalı astronot, Dünya yörüngesindeyken baba olacak 4. kişi olacak.

NASA yöneticisi Dana Weigel, "6 ay içinde pek çok hayati değişiklik yaşanabilir" diyerek Kutryk'in yörüngedeyken ailesiyle ilgili gelişmelerden haberdar edileceğini ekledi.

UUİ'deki 6 aylık görevde mürettebat, alçak Dünya yörüngesinin ötesindeki insanlı keşiflere hazırlanmak amacıyla yörüngedeki laboratuvarda yeni araştırmalar yürütecek.

NASA, "Görev boyunca Crew-13 ekibinin, Dünya’daki insanlığa fayda sağlayacağı gibi, gelecekteki Ay ve Mars görevlerinde de kullanılacak araştırma ve teknolojiyi geliştirmek için çeşitli bilimsel deneyler yapması planlanıyor" ifadelerini kullandı.

[Özel sektörle] yapılan bu işbirliği, alçak Dünya yörüngesine ve uzay istasyonuna daha fazla kişinin, daha fazla bilimin ve daha fazla ticari fırsatın erişimini sağlıyor.

Bu, dün 13 saatlik bir süre içinde planlanan üç SpaceX fırlatmasından biriydi. Diğer bir Falcon 9 roketi, Kaliforniya'daki Vandenberg Uzay Kuvvetleri Üssü'nden kalkarken, bir Falcon Heavy roketi ise gece yarısından hemen önce Cape Canaveral'dan fırlatıldı.

Crew-13 görevini taşıyan aracın uzay istasyonuna kenetlenmesi, NASA'nın internet sitesinde canlı yayımlandı.

Independent Türkçe