Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

İsrail teknolojisi, Apple’dan Amazon ve Google'a kadar ABD altyapısının bir parçası haline geldi

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası
TT

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Küresel teknolojide gizli bir iz: Telefonunuzdaki İsrail parçası

Marco Mossad

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, akıllı telefonu olan herkesin elinde ‘İsrail’in bir parçasını’ tuttuğunu söylediğinde, bu ifade ilk bakışta İsrail teknoloji sektörünün başarılarını abartmaya çalışan tanıdık bir siyasi söylemin parçası gibi göründü. Ancak bu abartının ardında telefonun kendisinden daha büyük bir gerçek yatıyor. İsrail, geçtiğimiz on yıllar içinde şirketlerini, mühendislerini ve teknolojilerini küresel teknoloji endüstrisinin derin katmanlarına sokmayı başardı. Öyle ki buradaki varlığı bazen tüketici için görünmez olsa da ürünün içinde etki yaratır hale geldi.

Mesele tek bir telefonla ilgili değil ve iPhone’un İsrail ürünü haline geldiği anlamına gelmiyor. Modern bir akıllı telefon, özünde karmaşık bir uluslararası ağın ürünüdür. Tasarımı ABD'de yapılabilir, bazı çipleri Tayvan'da üretilir, ekranı Güney Kore'den, sensörleri Japonya'dan gelir ve Çin'de veya Hindistan'da monte edilir. Yazılım, mühendislik ve fikri mülkiyet ise onlarca ülke ve şirket arasında paylaştırılır. Dolayısıyla artık daha önemli olan “Cihaz nerede üretildi? Daha doğrusu cihazın onsuz çalışamayacağı bileşenleri kim tasarladı ve bunun arkasındaki bilgi, patent ve deneyime kim sahip?” sorusu ortaya çıkar.

Bu açıdan bakıldığında İsrail deneyimi ön plana çıkıyor. İsrail teknolojik gücünü Çin gibi büyük ölçekli üretime veya Tayvan gibi yarı iletken imalatına dayandırmadı. Aksine çip tasarımı, ağlar, siber güvenlik, iletişim, bilgisayarlı görü, yapay zeka (AI) ve sensörler gibi sınırlı ancak yüksek değerli alanlara odaklandı. Tüketici çoğu zaman bu varlığı doğrudan görmez. Bazı bileşenlerinin geliştirilmesinde İsrailli bir şirketin veya ekibin yer aldığını bilmeden bir iPhone’u, Amazon hizmetlerini veya Nvidia teknolojilerini kullanabilir. Modern teknolojik nüfuzun doğası da tam olarak burada, üzerinde adınız görünmeden ürünün bir parçası olmakta yatıyor.

Gizli varlık

iPhone 17e model telefon, bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Apple, iPhone 17e modeli geçtiğimiz mart ayında tanıtıldığında, tedarikçilere olan bağımlılığını azaltmak için şirket içinde geliştirdiği A19 işlemci ve C1X modem ile çalıştığını belirtmiş, ancak geliştirme sürecine katılan mühendislik ekipleri hakkında detaylı bilgi vermemişti.

Daha sonra İsrail basınında yer alan haberler, telefonda kullanılan modemi Apple’ın İsrail'deki silikon ekipleriyle ilişkilendirdi. Şirketin on yılı aşkın süredir orada gösterdiği varlık göz önüne alındığında bu bağlantı şaşırtıcı görünmüyor. Çünkü Apple, flaş bellek ve üç boyutlu algılamadan bilgisayarlı fotoğrafçılık ve yüz tanımaya kadar uzanan alanlarda 2012 yılında Anobit’i, 2013 yılında PrimeSense’i, 2015 yılında LinX Imaging’i ve 2017 yılında RealFace’i satın aldı.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde bu anlaşmalar sadece birbirinden bağımsız satın alımlar olarak görünmüyor. Aksine yıllarca şirketin ürünlerine entegre edilebilecek mühendislik ekipleri, patentler ve uzmanlık bilgilerinin bünyeye katılması yoluyla Apple marka cihazların merkezinde yer alan teknolojilerde birikimli bir uzmanlık inşa etme sürecini yansıtıyor.

Aralarında Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta’nın da bulunduğu yüzlerce çok uluslu şirket, İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı.

İsrail modelinin özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bir Amerikan şirketi İsrailli bir start-up’ı satın aldığında marka ortadan kaybolabilir, ama mühendisler, patentler ve uzmanlık satın alan şirkete geçerek küresel ürünlerin bir parçası haline gelir. Şirket bazen ortadan kaybolur, ancak geliştirdiği bilgi sistemin içinde kalır.

Dolayısıyla İsrail teknoloji sektörünün başarısı, yalnızca bağımsız devlere dönüşen şirketlerin sayısıyla değil, aynı zamanda küresel satın alımları çeken uzmanlaşmış şirketler üretebilme kapasitesiyle de ölçülüyor. Her anlaşmadan sonra bazı kurucular ve çalışanlar, deneyimlerini ve sermayelerini yeni şirketlere yatırarak başka bir inovasyon döngüsü başlatırlar.

Bu döngü, yüksek araştırma ve geliştirme harcamalarıyla besleniyor. Bu durum, düşük değerli üretimden ziyade büyük ölçüde bilgi, mühendislik ve fikri mülkiyete dayanan bir ekonomiyi yansıtıyor.

Entegre ekosistem

Ancak harcamalar tek başına bu olguyu açıklamak için yeterli değil. İsrail'i öne çıkaransa üniversiteleri, araştırmacıları, risk sermayesini, girişimleri, küresel şirketlere bağlı araştırma merkezlerini ve askeri kurumlarla bağlantılı teknolojik uzmanlığı bir araya getiren entegre bir ekosistemin olması. Bu unsurlar birbirini besliyor ve böylece önceki başarılar yeni yatırımlar ile yetenekler için bir cazibe unsuru haline geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Apple, Intel, Microsoft, Nvidia, Amazon, Google ve Meta da dahil olmak üzere yüzlerce çok uluslu şirket İsrail'de araştırma ve geliştirme faaliyetleri başlattı. Bunlar yalnızca satış ofisleri değil, bazıları yarı iletkenler, yapay zeka, iletişim, bulut bilişim ve siber güvenlik gibi hassas alanlarda faaliyet gösteriyor.

dsfvgth
Tower Semiconductor adlı İsrailli bir analog entegre devre geliştirme şirketinin ofislerinde yarı iletken silikon çip taşıyan bir çalışan (Reuters)

Bu şirketlerin varlığı, unsurlarını birbirinden ayırmanın zor olduğu bir döngü yaratıyor. Küresel şirketler mühendislik yetenekleri buldukları için buraya geliyor ve onların varlığı da daha fazla mühendisin eğitilmesini sağlarken sermaye çekiyor ve yeni şirketlerin kurulması için fırsatlar yaratıyor. Intel, Apple veya Nvidia gibi bir şirkette yıllarca çalışan bir mühendis, küresel ölçekte proje ve ürün yönetimi konusunda deneyim kazanıyor ve daha sonra bu bilgiyi yeni bir girişime taşıyabiliyor.

İsrail'in siber güvenlik, iletişim ve veri analizi konusundaki yoğun uzmanlığını askeri kurumlara değinmeden anlamak da oldukça güç. Daha sonra özel sektöre geçen çok sayıda şirket kurucusu ve mühendisin görev yaptığı Birim 8200, bunun en ünlü örneği. Bu durum, İsrailli teknoloji şirketlerinin istihbaratın bir uzantısı olduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade bazı çalışanların ağlar, iletişim, veri analizi ve karmaşık teknik sorunlarla ilgilenme konusunda erken dönemde deneyim kazandıktan sonra sivil pazara girdiğini gösteriyor.

İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi.

Birçok ülkede genç bir mühendis meslek hayatına bir şirkette başlar ve büyük ölçekli sistemlerle çalışabilmesi için yıllar geçmesi gerekir. İsrail'de ise bazı mühendisler, karmaşık sistemler konusunda halihazırda deneyim kazanmış bir şekilde askerlik hizmetinden ayrılabilir. Bu durum, erken teknik sermaye olarak tanımlanabilecek bir yapı oluşturuyor ve ardından bu insan sermayesi, yatırımcılar ve küresel şirketlerle buluşur.

Bu modelin gücü Mellanox örneğinde açıkça görülüyor. Nvidia, İsrail merkezli şirketi 2020 yılında yaklaşık yedi milyar dolara satın aldı. Mellanox, ağ teknolojileri ve sunucular arası yüksek hızlı bağlantı konusunda uzmanlaşmıştı ve bu teknoloji, yapay zeka talebindeki patlamayla birlikte daha da önemli hale geldi.

Dev yapay zeka modellerinin eğitilmesi, tek bir işlemcinin gücüne değil, binlerce işlemcinin çalıştırılmasına ve bunların yüksek verimlilikle birbirine bağlanmasına dayanır. Bu noktada ağlar, yardımcı bir unsur olmaktan çıkıp performansta temel bir bileşen haline dönüşür. Dolayısıyla Mellanox'un geliştirdiği teknoloji, artık yalnızca bağımsız bir ürün olmaktan çıkarak Nvidia'nın yapay zeka veri merkezlerinde dayandığı altyapının bir parçası haline geldi.

Bilgisayarlı görü

Bu durumun stratejik değeri, Nvidia şirketinin İsrail merkezli bir şirketi satın almasında değil, İsrail içinde gelişen bir mühendislik uzmanlığının dünyanın en önemli yapay zeka altyapısı şirketlerinden birine entegre olmasında yatıyor. Nihai markada görünmeyen ancak ürünün içinde varlığını sürdüren nüfuz türü işte budur.

Aynı model, Amazon tarafından satın alınan ve uzmanlığı şirketin bulut bilişime özel çipler geliştirme çabalarının bir parçası haline gelen Annapurna Labs için de geçerli. Ayrıca Intel ekosistemine dahil olan ve bilgisayarlı görü ile sürücü asistanı teknolojilerinde önemli bir oyuncu haline gelen Mobileye için de durum böyledir.

Her vakada neredeyse tek bir mantık işliyor. Uzmanlaşmış bir şirket İsrail sistemi içinde büyüyor, hızla kopyalanması zor bir bilgi birikimi geliştiriyor ve ardından satın alma yoluyla daha büyük bir küresel şirkete dahil oluyor. Nihai ürün bir bulut hizmeti, otomobil, veri merkezi veya telefon olabilir, ancak bunun arkasında yatan bilgi katmanı İsrail sisteminden çıkmıştır.

Bu eğilim en açık şekilde siber güvenlik alanında görülüyor. İsrail, özellikle bulut bilişime yönelik küresel geçişle birlikte bu alanda şirketlerin kurulduğu en önemli merkezlerden biri haline geldi. Veri koruması, dijital kimlik ve bulut altyapısının artan önemiyle beraber siber güvenlik şirketleri, uzmanlaşmış hizmet sağlayıcıları olmaktan çıkıp küresel ekonominin dijital altyapısının temel parçalarına dönüştü.

Esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor.

Bu sektördeki İsrailli şirketlere yönelik milyarlarca dolarlık satın alımlar, küresel şirketlerin sadece müşteri tabanı satın almadığını, aynı zamanda mühendislik ekiplerini, teknolojileri ve yeni nesil ürünler geliştirme kapasitesini de satın aldığını gösteriyor. Dijital ekonomide bulut altyapısını koruyan bir şirket, onu inşa eden şirket kadar önemli olabilir.

İşte bu noktada hikaye ekonomiden siyasete evriliyor. ABD-İsrail ilişkileri genellikle askeri yardımlar, istihbarat iş birliği ve Ortadoğu siyaseti üzerinden okunsa da bu katmanın altında zamanla daha da derinleşen ekonomik ve teknolojik bir ağ yatıyor.

Amerikan şirketleri İsrail'de çalışan binlerce mühendise bel bağladığında, İsrailli şirketler Apple, Amazon, Nvidia, Google ve Intel gibi sistemlerin birer parçası haline geldiğinde ve Amerikan sermayesi sürekli olarak İsrailli girişimlere doğru aktığında, bu ilişki geleneksel bir siyasi ittifaktan çok daha fazlası haline geliyor. Teknoloji ekonomilerini birbirine daha fazla kenetleyen bir çıkarlar, çalışanlar, fikri mülkiyet ve yatırımlar ağı ortaya çıkıyor.

dfrgt
Kudüs'te sürüş asistanı yazılımlarında uzmanlaşmış İsrail merkezli Mobileye şirketinin ofislerindeki bir tabela (Reuters)

Bu durum, Amerikan teknoloji şirketlerinin otomatik olarak İsrail hükümetinin politikalarını benimsediği veya İsrail'in sırf kendi topraklarında araştırma merkezleri bulunduğu için bu şirketlerin kararlarını etkileyebileceği anlamına gelme de özellikle çipler, yapay zeka ve siber güvenlik gibi hassas sektörlerde iki sistem arasındaki ayrımın çok daha maliyetli ve karmaşık hale geldiği anlamına geliyor.

Teknoloji ve ulusal güvenlik arasında

İsrail için bu iç içe geçmişlik net bir stratejik değer taşıyor. Kendini dünyanın en güçlü şirketlerinin kullandığı teknolojinin bir parçası haline getirmeyi başaran bir devlet, caydırıcılık ve nüfuz kavramlarına yeni bir katman ekliyor. ABD ile ilişki artık sadece uçaklar, askeri yardımlar ve istihbarat iş birliğinden ibaret değil, aynı zamanda çipler, ağlar, veri merkezleri, bulut güvenliği ve yapay zeka anlamına da geliyor.

Sivil ve askeri teknoloji arasındaki mesafenin her zamankinden daha aza inmesiyle bunun önemi daha da artıyor. Yapay zeka hem ticari hem de askeri olarak kullanılıyor. Sensör sistemleri aynı anda hem otomobillere hem de insansız hava araçlarına (İHA) hizmet edebiliyor. Bilgisayarlı görü teknolojileri sanayide, gözetlemede veya hedef belirlemede kullanılabiliyor. Siber güvenlik ise aynı anda hem bankalara hem de ordulara hizmet ediyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’nın 7 Ekim 2023'ten sonra İHA’larla mücadele, sensörler ve yapay zeka teknolojileri de dahil olmak üzere savaş ihtiyaçlarıyla bağlantılı çözümler geliştirmek için start-up şirketlerinden destek almasıyla bu iç içe geçme durumu daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bazı şirketler askeri ihtiyaçlara yanıt olarak hızla prototip geliştirmeden üretime geçti.

Bu esneklik, İsrail sistemine tek başına geleneksel savunma sanayilerinin sağlayamadığı bir avantaj sunuyor. Çünkü büyük askeri tedarik programları yıllar sürerken, yeni girişimler hızla deneme ve değişiklik yapabiliyor. Savaş zamanında sivil inovasyon ağı, seferber edilebilecek teknolojik bir rezerve dönüşüyor.

Ancak teknoloji ile ulusal güvenlik arasındaki bu ilişki, aynı zamanda özellikle gözetleme ve casusluk alanında en hassas soruları da gündeme getiriyor. NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus yazılımı, İsrail'i ticari sızma araçları konusundaki küresel tartışmaların merkezine yerleştirdi ve özel şirketlerin büyük istihbarat değerine sahip teknolojiler geliştirebileceğini gösterdi.

En önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığı değil, nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Bununla birlikte, bu meseleyi İsrail'in sivil teknoloji tedarik zincirlerindeki varlığıyla birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir çip veya modem geliştirme projesinde İsrailli bir mühendisin bulunması, ürünün içinde bir casusluk aracı olduğu anlamına gelmediği gibi Apple veya Nvidia'nın İsrailli bir şirketi satın alması bir arka kapı olduğuna dair kanıt oluşturmaz. Bu tür iddialar bağımsız teknik kanıtlara ihtiyaç duyar.

Ancak Pegasus, daha önemli olan başka bir noktayı, yani yazılım, iletişim, yarı iletkenler ve siber güvenliğin neden sadece ticari endüstriler değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meseleleri haline geldiğini açıklıyor. Veri akışını kontrol eden, ağları koruyan veya bilgileri analiz eden teknolojiye sahip olanlar, aynı anda ekonomik, siyasi ve istihbarat alanında olabilecek bir güç aracına da sahip olur.

İşte burada akıllı telefona geri dönebiliriz. Kullanıcının gördüğü şey ekran, kamera ve tasarımdır. Ancak modemi, gücü yöneten çipleri, görüntüleri işleyen algoritmaları, güvenlik katmanlarını veya iletişim protokollerini görmez. Yine de ürünün gerçek değerini çoğu zaman belirleyen şey, bu gizli parçalardır.

Aynı durum yapay zeka için de geçerli. Kullanıcı sohbet modelini görür, ancak veri merkezlerini, çipleri, binlerce işlemciyi birbirine bağlayan ağları veya bulut altyapısını koruyan güvenlik sistemlerini görmez. Ülkeler ve şirketler arasındaki gerçek rekabet giderek artan bir oranda bu görünmez katmanlar etrafında dönüyor.

İsrail parçası

İsrail'in başardığı nokta da tam olarak bu. iPhone ile rekabet edecek bir telefon üretmesine, bulut bilişimde Amazon ile rekabet edecek bir şirket kurmasına veya yeni bir Nvidia inşa etmesine gerek kalmadı. Bunun yerine, bizzat bu şirketlerin bünyesine girebilecek teknolojiler üretmeye odaklandı.

Buradan hareketle Netanyahu'nun açıklaması daha derin bir anlam kazanıyor. Zira ‘her akıllı telefonun İsrail’in bir parçası olduğu’ söylemi kelimesi kelimesine anlaşıldığında propaganda amaçlı bir genelleme olarak kalır. Ancak kastedilenin, İsrail bilgi birikimi ve mühendisliğinin çok çeşitli küresel teknoloji ürünleri ve platformlarında yer edinmiş olmasıysa, bu fikrin gerçekçi bir temeli olduğuna işaret ediyor.

Bu modelin gücü ürünün üzerine ‘made in İsrael’ (İsrail'de üretilmiştir) ibaresini yerleştirmekten değil, belki de tam tersinden, yani İsrail teknolojisinin, kullanıcı kökenini bilmeden küresel bir ürünün içinde çalışmasından kaynaklanıyor.

Yirminci yüzyılda Alman arabası, Japon cihazı, Amerikan uçağı gibi endüstriyel güç kendini fabrikalarda ve markalarda kendini gösteriyordu. Bilgi ekonomisinde ise çok daha küçük bir ülke değer zinciri içinde kritik bir noktaya; örneğin bir çipe, bir ağa, bir algoritmaya, bir güvenlik sistemine veya yeri zor doldurulacak bir mühendislik ekibine sahip olarak nüfuz inşa edebilir.

Bu yüzden en önemli soru, belirli bir telefonun içinde bir İsrail parçası olup olmadığından ziyade nispeten küçük bir ülkenin, dünyanın en büyük şirketlerinin dayandığı çok sayıda teknolojide kendini nasıl var edebildiğidir.

Cevap bütüncül bir sistemde yatıyor. Araştırma ve geliştirmeye yapılan yüksek harcamalar, üniversiteler ve bilim merkezleri, erken teknik uzmanlık, girişim şirketleri, risk sermayesi, küresel satın alımlar ve büyük Amerikan şirketlerinin araştırma merkezleri. Bu unsurlar bir araya gelerek teknolojiyi başarılı bir ekonomik sektör olmaktan çıkarıp bir nüfuz aracına dönüştürdü.

Bu bağlamda, belki de İsrail'in en büyük teknolojik başarıları kendi adını taşıyan ürünler değil, bu adı hiçbir şekilde taşımayan ürünlerdir.



Dans pistlerinden savaş alanlarına... Çin, robotları savaşa hazırlıyor

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
TT

Dans pistlerinden savaş alanlarına... Çin, robotları savaşa hazırlıyor

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)

Çin’de geçen ay düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında robotlar zıpladı, dans etti, boks yaptı; hatta bazı çevik robotlar 100 metre mesafede rekortmen atlet Usain Bolt’tan daha hızlı koştu. Seyirciler, makinelerin gelişen yeteneklerini ve internette mizah konusu olmaya aday düşüşlerini hayranlıkla izledi.

Etkinliğin sona ermesinden iki gün sonra Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun resmî gazetesi, gösteriden kendi sonuçlarını çıkararak araştırmacılara, bu ileri teknolojilerin laboratuvarlardan askeri eğitim sahalarına aktarılmasını hızlandırma ve insansı robotları ‘savaşçı’ olarak kullanma çağrısında bulundu.

Reuters’ın 100’den fazla Çin askeri ihale ilanını, akademik çalışmayı, patenti, resmi yayını, hükümet kaydını ve savunma şirketlerine ait belgeyi inceleyerek yaptığı araştırmaya göre, Çin savunma kurumları insansı robotların askeri amaçlarla kullanımına yönelik araştırmaları hızlandırıyor ve bu robotları nihayetinde savaş alanlarında konuşlandırmayı planlıyor.

cv
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda 100 metre koşu yarışına katılan robotlar (AP)

Daha önce kamuoyuna yansımayan kayıtlar, askeri kurumların insansı robotları savaş alanı gereksinimlerine göre test ettiğini, bu robotları ve eğitimleri için gerekli teknolojileri tedarik etmeye çalıştığını, ayrıca birliklerle omuz omuza nasıl görev yapabileceklerini incelediğini ortaya koyuyor. Robotların algılama, manevra kabiliyeti ve eğitim verilerine odaklanan bu çalışmalar, 2025 ve 2026 yıllarında hız kazandı.

Bank of America Global Research verilerine göre Çinli üreticiler, 2025 yılında küresel insansı robot sevkiyatının yaklaşık yüzde 95’ini gerçekleştirdi. Bu ticari hakimiyet, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bir yandan kendi özel askeri uygulamalarını geliştirirken diğer yandan hızla büyüyen bir sektöre erişim imkânı sağlıyor.

Çin’in savunma robotik alanındaki araştırmaları, askeri teknolojilerin küresel ölçekte ne denli hızlı geliştiğini gözler önüne seriyor. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşında, seyrüsefer ve hedefleme için yapay zekâ kullanan yarı otonom insansız hava araçları keşif ve saldırı operasyonlarında devrim yaratırken, robotlar da mühimmat taşıma ile yaralı ve kayıpların tahliyesinde aktif rol oynuyor.

vf
19 Ağustos’ta Güney Kore-ABD ortak tatbikatına katılan askeri robotlar (Reuters)

Reuters, Çin ordusunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en kanlı çatışmadan ders çıkarma çabalarını daha önce belgelemişti. Bu gelişmeler, tüm dünyada otonom sistemlere yönelik askeri ilgiyi artırıyor.

California Üniversitesi Los Angeles Kampüsü (UCLA) Makine ve Havacılık Mühendisliği Profesörü Dennis Hong konuya ilişkin değerlendirmesinde, “İnsanların gitmesini istemediğimiz yerlere gitmek, robot geliştirmenin en ikna edici nedenlerinden biri. Bir robotu kaybetmek bir insanın hayatını kurtarmak anlamına geliyorsa, o robot feda edilebilir bir unsura dönüşür” ifadelerini kullandı.

Çin Savunma Bakanlığı ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun önde gelen araştırma kurumu olan Ulusal Savunma Teknolojileri Üniversitesi, insansı robotların askeri uygulamalarına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

gbhy
 Şangay’daki AgiBot genel merkezinde insansı bir robotla etkileşim kuran ziyaretçiler (Reuters)

Reuters, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bağlı operasyonel bir birlikte silahlı bir insansı robotun konuşlandırıldığına dair herhangi bir kanıta ulaşamadı. Yüksek miktarda enerji tüketen bu robotlar, kontrol edilebilir gösteri ortamlarının dışında henüz güvenilirlik sağlamaktan uzak bir tablo çiziyor.

Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Mühendisliği Öğretim Üyesi Aaron Johnson ise savaş alanlarının çok sayıda değişken içerdiğini belirterek, bu ortamların robotların kabiliyetlerini öngörülemeyen şekillerde zorladığını ifade etti.

Yerleşim bölgelerine yönelik saldırı gücü

Çin’in, meskûn mahal savaşlarında insansı robotları kullanmaya yönelik şimdiden bir vizyonu bulunuyor.

Kurgulanan bir senaryoya göre altı insansı robot, robot köpek veya insansız araçtan oluşan insansız savaş grubu, iki hücum timi arasında paylaştırılacak. Robotlar, düşman kontrolündeki bir binayı kat kat ve oda oda temizlemek için kara birlikleriyle omuz omuza görev yapacak.

sdfevrg
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’ndaki bir yarışma sırasında düşen bir robotu, iki görevli sedyeye yerleştiriyor. (AFP)

Söz konusu senaryo, Şian kentindeki Ulusal Savunma Teknolojileri Üniversitesi Test Merkezi’nden araştırmacıların Ağustos 2025’te yayımladığı bir makalede yer aldı. Çalışma, beş ila on yıl içinde kullanıma sunulabileceği öngörülen ekipmanları kullanan bir meskûn mahal taarruz gücünü modelledi. Ancak araştırmada robotların angajman kurallarına, taşıyacakları silahlara veya sivillerin bulunduğu durumlarla nasıl başa çıkacaklarına dair detaylara yer verilmedi.

Aralık ayında ise Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Cephesi Komutanlığı, insansı ve dört bacaklı robotlar da dahil olmak üzere askeri robotların varsayımsal bir gelecekteki çatışmada Tayvan’ın savunmasını yarma sahnelerini içeren, yapay zekâ ile üretilmiş görseller yayımladı.

sdfr
Çin’de insansı robotlarla birlikte dans gösterisi yapan dansçılar (Reuters)

Çin, robotların savaş alanlarında kullanım yollarını araştıran tek ülke değil. ABD ordusu da geçen yıl nihayetinde askerlerle birlikte görev yapabilecek ‘askeri nitelikli insansı robot kabiliyetleri’ geliştirmek amacıyla bir yarışma başlattı.

Ordu, bu robotların olası rollerinin keşif, güvenlik, engel kaldırma, tehlikeli maddelerle müdahale ile meskûn mahallerdeki taarruz ve savunma görevlerini kapsadığını belirtti.

Buna karşın ABD robotik sektörü, ister iki ister dört bacaklı olsun, bu makinelerin geliştirilmesinde Çin’in bir hayli gerisinde kalıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı haberde, insansı ve dört bacaklı robotların dünyadaki önde gelen üreticilerinden Çinli Unitree firmasının, en çok satan robot köpek tasarımlarında ABD ordusu tarafından finanse edilen yeniliklerden yararlandığı bildirilmişti.

cvfgrth
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Uluslararası Robot Fuarı’nda sergilenen Çinli Unitree şirketine ait robotlar (AFP)

ABD ordusu ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçındı.

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü Analisti Malcolm Davis, insansı robotların mevcut koşullarda savaş alanı için pratik sistemler olmadığını belirterek, “Ancak beş ila on yıl içinde durumun bu yönde değişmesi son derece muhtemel” değerlendirmesinde bulundu.

Robotik sistemler şimdilik uzaktan kumanda edilse dahi, otonom çalışmak üzere tasarlanan makinelerin beraberinde getirdiği etik ikilemlerin zamanla ele alınması gerekecek. Nitekim savaş hukuku, askeri unsurların savaşanlar ile siviller arasında ayrım yapmasını, ayrıca yaralılara veya teslim olan askerlere saldırmaktan kaçınmasını zorunlu kılıyor.


Kore çipleri Suudi Arabistan’a yöneliyor: Üretimden bilişime

Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
TT

Kore çipleri Suudi Arabistan’a yöneliyor: Üretimden bilişime

Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)

Yapay zekâ yarışında rekabet artık yalnızca en gelişmiş modeli geliştirmekle sınırlı değil. Çipler, veri merkezleri ve enerji kapasitesi bu yarışın yeni belirleyicileri haline gelirken Suudi Arabistan, sahip olduğu enerji kaynakları ve hızla büyüyen dijital altyapısıyla küresel yapay zekâ ve yarı iletken şirketlerinin dikkatini çekiyor.

Bilgi işlem çiplerine yönelik talebin artmasıyla birlikte yarı iletken sektörü enerji, veri merkezleri ve dijital altyapıyla kesişiyor. Böylece teknolojik gücün yeni haritası, yalnızca çip üreten ülkelerin değil, bu çiplerin ihtiyaç duyduğu bilgi işlem kapasitesini barındırabilecek ülkelerin de önem kazandığı yeni bir döneme işaret ediyor.

Bu yarışta Suudi Arabistan, enerji imkânları, veri merkezlerindeki hızlı genişleme ve egemen yapay zekâ ekosistemi kurma hedefi sayesinde Asyalı çip ve yapay zekâ şirketleri için giderek daha önemli bir merkez haline geliyor. Güney Kore ise çipler, yapay zekâ ve bunlara bağlı altyapı alanlarındaki kamu harcamalarını artırarak değer zincirinin merkezindeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Koreli yapay zekâ çipi şirketi Rebellions’ın Riyad’ı bölgesel merkezi olarak seçmesi, çipleri üretenlerle onları çalıştıracak kapasiteye sahip ülkeler arasındaki bu yeni kesişimi somutlaştırıyor.

Şirketin Üst Yöneticisi (CEO) Sunghyun Park, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ı şirket için cazip bir merkez haline getiren üç temel unsur bulunduğunu söyledi. Bunların yüksek enerji kapasitesi, yapay zekâ altyapısının geliştirilmesine yönelik kararlılık ve egemen yapay zekâ alanındaki büyük hedefler olduğunu belirtti.

Park, bu faktörlerin bir araya gelmesinin Riyad’ı Rebellions’ın yapay zekâ çipleri alanındaki faaliyetlerini geliştirmesi için uygun bir merkez haline getirdiğini ifade etti.

Koreli şirketin bu adımı, Suudi Arabistan’ın veri merkezleri ve yapay zekâ projelerine yönelik yatırımların artmasıyla birlikte yükselen bilgi işlem talebini karşılayacak kapasitesini genişletmeye çalıştığı bir dönemde atıldı.

2027’de 596,92 milyar dolar bütçe

Güney Kore bu hafta, 2027 yılı için tarihinin en büyük hükümet bütçesini önerdi. Toplam 821 trilyon won (596,92 milyar dolar) tutarındaki bütçe, mevcut yıla göre yüzde 12,8 artış öngörüyor ve ülke tarihindeki en yüksek yıllık artışa işaret ediyor.

Bütçedeki harcamaların önemli bir bölümünün yapay zekâ, yarı iletkenler ve bunlarla bağlantılı altyapıya yönlendirilmesi planlanıyor.

Seul yönetimi, ekonomisinin en önemli itici güçlerinden biri olan yarı iletken sektöründeki konumunu korumak için kamu harcamalarını artırmaya hazırlanıyor. Bu adım, yapay zekâ uygulamalarında kullanılan çiplere yönelik küresel talebin hızla yükseldiği bir dönemde atılıyor.

Bütçe tasarısında, yeni nesil yarı iletken altyapısını desteklemek amacıyla su sistemleri, elektrik şebekeleri ve lojistik hizmetlerini kapsayan sanayi altyapısı için 21,3 trilyon won ayrılması öngörülüyor. Ayrıca çip sektörüne yönelik özel bütçeye 2,6 trilyon won tahsis edilmesi planlanıyor.

Güney Kore, yapay zekâ sistemlerinde kullanılan yüksek bant genişlikli bellek çiplerine (HBM) yönelik küresel talepteki artıştan da yararlanıyor. Bu talep, Samsung Electronics ve SK Hynix’in güçlü kârlar açıklamasında önemli rol oynuyor.

Egemen yapay zekâ Riyad ile Seul’ü birbirine bağlıyor

Park’a göre yapay zekânın egemenlik boyutu, ülkelerin hangi teknolojileri kullanacağına ilişkin kararlarında giderek daha önemli bir unsur haline geliyor. Özellikle bazı veri ve uygulamaların hassas sektörlerle bağlantılı olması, yerel olarak yönetilen yapay zekâ teknolojilerine duyulan ihtiyacı artırıyor.

Park, bu ihtiyacın diğer unsurların yanı sıra ulusal güvenlikle de bağlantılı olduğunu belirtti. Nükleer enerji programları veya silah sistemleri gibi hassas bilgilerin, devletlerin yapay zekânın nasıl kullanılacağını kontrol edebilmesini, sınırlarını belirleyebilmesini ve sistemleri tamamen ülke içinde çalıştırabilmesini gerektirdiğini söyledi.

cdvfgbhnj
Koreli yapay zekâ çipi şirketi Rebellions»ın Üst Yöneticisi (CEO) Sunghyun Park (Şarku’l Avsat) 

Bu durum, yapay zekâ pazarındaki temel eğilimlerden birini de yansıtıyor. Hükümetler ve şirketler artık yalnızca gelişmiş modellere erişmeye değil, verilerin nerede depolandığına, modellerin nerede çalıştırıldığına ve bu sistemlerin dayandığı altyapının kimin mülkiyetinde olduğuna da odaklanıyor.

Aramco ve Humain çip tedarik zincirinde

Rebellions’ın Suudi Arabistan’la halihazırda yatırım ilişkisi bulunuyor. Park, Aramco’nun yaklaşık iki yıl önce şirkete yatırım yaptığını, Rebellions’ın ise yapay zekâ altyapı teknolojilerine ilişkin tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi konusunda Humain ile görüşmelerini sürdürdüğünü söyledi.

Park, Humain’in Suudi Arabistan’da ve küresel ölçekte yapay zekâ alanında faaliyet gösteren en önemli kuruluşlardan biri haline geldiğini belirterek, şirketle iş birliğinin bölgedeki yapay zekâ sektörü üzerinde olumlu bir etki yaratabileceğini ifade etti.

Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın veri merkezleri başta olmak üzere dijital altyapısını genişlettiği bir dönemde yaşanıyor. Bu durum, çip ve bilgi işlem alanında faaliyet gösteren şirketler için yalnızca bileşen satışıyla sınırlı olmayan, doğrudan yapay zekâ ekosisteminin kurulmasına katılmayı mümkün kılan potansiyel bir bölgesel pazar oluşturuyor.

Rekabet çip hızından işletme maliyetine kayıyor

Rebellions, yapay zekâ çipi pazarındaki rekabetin yalnızca bir çipin saniyede daha fazla sayıda token işleme kapasitesiyle belirlenmeyeceği görüşünde.

Park, şirketin daha düşük ekonomik maliyetle daha yüksek yapay zekâ performansı sağlayan teknolojiler geliştirmeye odaklandığını söyledi. Müşteriler açısından önemli ölçütün yalnızca saniyede işlenebilen token sayısı olmadığını belirten Park, asıl önemli göstergelerden birinin token başına maliyet olduğunu ifade etti.

Şirketin modeli, kaynaklarını eğitim ve çıkarım süreçleri arasında eşit biçimde dağıtmak yerine büyük ölçüde çıkarım (inference) operasyonlarına odaklanıyor.

Park, çıkarım işlemlerinin giderek standartlaşan bir hizmete dönüştüğünü belirterek, şirketlerin ve kullanıcıların arka planda hangi teknolojinin kullanıldığından bağımsız olarak uygun maliyetle iyi sonuçlar elde etmeye daha fazla önem vereceğini söyledi.

Enerji, yapay zekâ denkleminin bir parçası haline geliyor

Veri merkezlerinin enerji tüketiminin artmasıyla birlikte elektrik maliyeti ve çiplerin enerji verimliliği, yapay zekâ kullanımının genişletilmesindeki ekonomik hesabın önemli unsurları haline geliyor.

Riyad ile Seul’ün hesapları da bu noktada farklı açılardan kesişiyor. Güney Kore, değer zincirindeki konumunu korumak amacıyla çiplere, elektrik şebekelerine ve gerekli sanayi altyapısına yatırım yaparken Suudi Arabistan, yaklaşan bilgi işlem dalgasını karşılamak için enerji, altyapı ve veri merkezleri sağlamaya çalışıyor.

Böylece yapay zekâ yarışındaki rekabet yalnızca modeller ve yazılımlar etrafında şekillenmiyor. Yarış aynı zamanda çipleri kimin ürettiği, veri merkezlerine kimin sahip olduğu, enerjiyi kimin sağlayabildiği ve tüm bunları en düşük maliyetle kimin sunabildiği soruları etrafında yeniden tanımlanıyor.


Yapay zeka öncüsü, beyin çipinin burundan çekilmesini isteyen şirkete katıldı

Subsense, beyin-bilgisayar arayüzü (BBA) oluşturmak için burun yoluyla kişinin beynine giren nanopartiküller tasarladı (Subsense)
Subsense, beyin-bilgisayar arayüzü (BBA) oluşturmak için burun yoluyla kişinin beynine giren nanopartiküller tasarladı (Subsense)
TT

Yapay zeka öncüsü, beyin çipinin burundan çekilmesini isteyen şirkete katıldı

Subsense, beyin-bilgisayar arayüzü (BBA) oluşturmak için burun yoluyla kişinin beynine giren nanopartiküller tasarladı (Subsense)
Subsense, beyin-bilgisayar arayüzü (BBA) oluşturmak için burun yoluyla kişinin beynine giren nanopartiküller tasarladı (Subsense)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Yapay zeka öncüsü Ray Kurzweil, solunum yoluyla alınan nanopartiküller aracılığıyla insanların beyinlerini bilgisayarlara bağlamayı hedefleyen bir nöroteknoloji girişimine katıldı.

Silikon Vadisi merkezli Subsense, Elon Musk'ın Neuralink'ine alternatif bir beyin-bilgisayar arayüzü (BBA) geliştirmeye çalışıyor. Şirket, beyne elektrot yerleştirmek için invaziv cerrahiye başvurmak yerine burun spreyi kullanmayı planlıyor.

Bu teknoloji, kokuyla ilgili bilgileri ileten olfaktör sinir aracılığıyla burun yolundan beyne elektrik yüklü nanopartiküller göndererek çalışıyor.

Partiküller beyne girdikten sonra nöronların yakınına yerleşiyor ve harici bir başlığın ürettiği manyetik alanlara tepki verebiliyor. Bu sayede cerrahi müdahaleye gerek kalmadan sinirsel aktivite okunup uyarılabiliyor.

Kurzweil, "Yapay zeka, nanoteknoloji ve sinirbilimin bir araya gelmesinin, insanların teknolojiyle etkileşim biçimini kökten değiştirebileceğine yıllardır inanıyorum" diyor.

Subsense, bu alanları son derece çarpıcı bir şekilde bir araya getiren bir yaklaşım izliyor. Bu yaklaşım, beyin-bilgisayar arayüzlerini günümüzün cerrahi kısıtlamalarının ötesine taşıyarak zamanla çok daha geniş kullanım alanlarına yöneltme potansiyeline sahip.

2012'den beri Google'da baş yapay zeka araştırmacısı olarak görev yapan Kurzweil, en çok 2005 tarihli teknolojik tekillik teorisiyle tanınıyor. Bu teoride, 2029'a gelindiğinde yapay zekanın insan zekasına ulaşacağını ve ardından 2045'te insanların makinelerle birleşerek kontrol edilemez bir zeka patlamasını tetikleyeceğini öne sürüyor.

Subsense'in kurucu ortağı ve CEO'su Tetiana Aleksandrova, "Ray'in kariyeri boyunca üzerinde düşündüğü bazı fikirler hâlâ geleceğe ait" diyor.

Bizim görevimiz, o geleceğin hangi kısımlarını bugün inşa etmeye başlayabileceğimizi titizlikle ve adım adım belirlemek.

Subsense, yenilikçi teknolojisini geliştirmek için şimdiden 27 milyon dolarlık fon topladı ve fareler üzerinde deneyler yürüttü.

Girişimin insan testlerine başlamasına hâlâ yıllar var ancak ilk uygulamalar Parkinson hastalığı ve ALS gibi nörolojik rahatsızlıklara odaklanmayı hedefliyor.

Son duyuru, BBA'lara duyulan ilginin giderek arttığı bir dönemde geldi; Çinli yetkililer, bu teknolojinin geliştirilmesi amacıyla kısa süre önce geniş çaplı bir girişim başlatmıştı.

Önceki aylarda BBA cihazlarının ticari kullanımını onaylayan ilk ülke olan Çin'de tıbbi kullanım amaçlı birçok ürün halihazırda satışta.

Musk'ın Neuralink şirketiyse beyin çipinin, kullanıcıların sadece düşünceleriyle robotik uzuvları ve bilgisayarları kontrol etmesini sağlaması gibi çeşitli kullanım alanlarını çoktan başarıyla sergiledi.

Gelecekteki denemelere katılma umuduyla 10 binden fazla kişi şirketin hasta kayıt sistemine başvurdu.

Independent Türkçe, independent.co.uk/tech