Twitter kullanıcılara para dağıtmaya başladı: Yeni özelliğe dair bilinenler

Musk, platformu devraldığından beri kullanıcılara para kazandırmayı vaat ediyordu (Kolaj: Independent Türkçe)
Musk, platformu devraldığından beri kullanıcılara para kazandırmayı vaat ediyordu (Kolaj: Independent Türkçe)
TT

Twitter kullanıcılara para dağıtmaya başladı: Yeni özelliğe dair bilinenler

Musk, platformu devraldığından beri kullanıcılara para kazandırmayı vaat ediyordu (Kolaj: Independent Türkçe)
Musk, platformu devraldığından beri kullanıcılara para kazandırmayı vaat ediyordu (Kolaj: Independent Türkçe)

Elon Musk'ın kısa süre önce adını değiştirerek X yaptığı Twitter, bazı premium kullanıcılarına bu hafta reklam geliri olarak binlerce dolar ödedi.

Hesabında 100 dolardan binlerce dolara kadar değişen miktarda para gören kullanıcılar şaşkınlıklarını dile getirdi.

Öte yandan Musk, platformun dünya genelindeki içerik üreticileriyle reklam geliri paylaşacağını uzun süredir dile getiriyordu.

Platform bu uygulamayı temmuz ortasında resmen başlattıklarını duyurmuştu.

Twitter'ı satın aldıktan sonra platformda pek çok değişiklik yapan milyarder, yine birkaç gün önce yaptığı açıklamada, mecradaki paylaşımı ya da beğenisi yüzünden işyerinde haksızlığa uğrayan kişiler adına dava açacaklarını söylemişti. Musk, bu kişilerin hukuki harcamalarını da karşılayacaklarını bildirmişti.

Reklam geliri paylaşma uygulaması da bunun hemen ardından başladı.

Şartlar neler?

Platformdan para kazanmak isteyen kullanıcıların öncelikle şartlara uygun olup olmadıklarını öğrenmesi gerekiyor.

Platformun ayarlar bölümünden para kazanma seçeneğine tıklayan kullanıcıların karşısına abonelikler ve reklam geliri paylaşımı olmak üzere iki seçenek çıkıyor.

Platform abonelik sistemini daha nisan ayında başlatmıştı. Bu sistemde kullanıcılar, belirli kişilere abone olabiliyor ve kendilerine özel içeriklere erişebiliyor. Bu sayede abone olunan kullanıcı da para kazanabiliyor.

Öte yandan son özellik reklam geliri paylaşımı seçeneğiyle ilgili. Bu bölüme tıklayan kullanıcılar doğrudan Twitter'dan reklam payı almak için gereken şartları karşılayıp karşılamadığını görebiliyor.

Bahsi geçen şartlarsa şu şekilde:

- Twitter Blue kullanıcısı olmak

- Son 3 ay içinde paylaşılan gönderilerin toplamda en az 15 milyon görüntüleme alması

- En az 500 takipçiye sahip olmak

Musk, 5 Ağustos'ta, bir kullanıcının reklam geliri paylaşımına hak kazanabilmesi için öncelikle Blue abonesi olması gerektiğini duyurmuştu:

Blue abonesi değilseniz reklam parası X'te kalır. Bu program herkese açık.

Bu arada Twitter'ın Reklam Geliri Paylaşımı sayfasında yer alan bir notta, "Gelir paylaşımı için kaydolan kişi sayısı beklentilerimizi aştı" ifadeleri yer alıyor.

Bu da çok sayıda kullanıcının Twitter'dan para kazanmak istediğini gösteriyor.

Twitter Blue, internet sitesinden kaydolanlar için aylık 8, yıllık 84 dolar. Ücretli hizmete iOS veya Android uygulaması üzerinden kaydolmak isteyen kişilerse ayda 11, yılda 114,99 dolar ödüyor. 

Kullanıcılar aldıkları paraları paylaşıyor

Kullanıcıların Twitter'dan gelen paraları platformda paylaşması da kısa süre içinde bir akıma dönüştü.

Çoğu kullanıcı, hesaplarına yatan paraların ekran görüntülerini paylaşarak Musk'a teşekkür mesajları yazdı. Ekran görüntülerinde paranın, kullanıcıların yaşadığı ülkenin para birimiyle yatırıldığı görüldü.

Örneğin Twitter'da Gabbar adını kullanan Hintli girişimci Abhishek Asthana, platformdan 209 bin 282 rupi (yaklaşık 2 bin 500 dolar) kazandığını yazdı.

Benzer paylaşımlar yapan kullanıcılar arasında Twitter'dan kazandıkları parayı YouTube'un ödediği miktarlarla karşılaştıranlar da oldu. Zira YouTube, genellikle kullanıcılara en çok para kazandıran platform olarak anılıyor.

Bir kullanıcı, "Twitter, son 104 günde gönderilerim 21 milyon 400 bin  görüntüleme aldığı için için bana 120 dolar ödedi. YouTube da aynı süre içinde 6 milyon 159 bin görüntüleme için 241 dolar ödemişti" dedi

Platformdaki etkileşim hırsı şiddetlenebilir

Resmi X hesabından paylaşılan bir gönderide, "X'in bir içerik üreticisi olarak geçiminizi sağlamanız için internetteki en iyi platform olmasını istiyoruz. Bu, platformdaki çabalarınızı ödüllendirmek için ilk adımımız" ifadeleri yer alıyor.

Şirketin üründen sorumlu başkan yardımcısı Keith Coleman da, "Yeni nesil gazeteciler Twitter'da geçimlerini sağlayabilmeli. Yıllar sonra bunun mümkün olduğunu görmek harika" açıklamasında bulundu.

Öte yandan şirketin yeni adımıyla ilgili endişeler de var. Bunun başında kullanıcıların etkileşim almak için yanlış haberler yayması veya daha saldırgan dil kullanması ihtimali geliyor.

Bazı kullanıcılar da para kazanmak isteyenlerin müstehcen içerikler paylaşmaya başlayabileceği görüşünde. Bazıları da kullanıcıların daha fazla görüntülenmek için kendilerini bilerek linç ettirmeye çalışacağından endişeli.

Öte yandan şirketin konuyla ilgili açıklamasında bu tür durumların önüne geçmek için "hassasiyet ayarları" adlı bir özelliği test etmeye başladıkları ifade ediliyor.

Reklam veren şirketlerle ilişkisini daha da bozabilir

Twitter son dönemde büyük markaları platforma reklam vermeyi sürdürmeleri için ikna etmeye de çalışıyor.

New York Times'ın haberleştirdiği şirket içi bir belgede, reklamverenlerin nisanın ilk haftasında Twitter harcamalarını önceki yıla kıyasla yüzde 59 azalttığı görülmüştü.

Habere göre bunun nedeni, büyük şirketlerin, reklamlarının tartışmalı ve saldırgan içeriklerin yanında görülmesini istememesiydi. Şirketlerin bu durumda markanın itibarına zarar geleceğini düşündüğü ifade edilmişti.

Twitter kullanıcılarının para kazanma özelliğiyle birlikte daha agresif ve keskin gönderiler paylaşmaya başlaması, Twitter'ı daha da kutuplaşmış bir hale getirebilir. Bu da reklamverenlerin platforma dönme olasılığını daha da azaltabilir.

Örneğin, sosyal medya danışmanı Matt Navarra, "Platformu daha huzurlu, daha güvenli ve sevimli bir yer haline getirme açısından bu son gelişmenin ne kadar iyi olduğu tartışma konusu" ifadelerini kullanıyor.

Öte yandan Musk'ın kullanıcıları platformda tutma çabası başarılı olursa bu yeni özellik, reklamverenlerle ilişkilerin yeniden düzelmesini de sağlayabilir.

Twitter'ın bir süredir, kaybettiği reklamverenleri yeniden kazanmak istediği biliniyor. Bazı yorumcular, yeni özellik sayesinde platformun daha çok içerik üreticisini platforma çekerek, reklamverenler için daha cazip bir yer haline de gelebileceği görüşünde.

Musk neden insanlara para dağıtıyor?

Bazı yorumcular, Musk'ın bu hamleyle Blue abonelerinin sayısını artırmak istediği görüşünde. Zira milyarder, mavi tik özelliğinin ücretli olacağını ilk duyurduğunda ciddi bir tepkiyle karşılaşmıştı. Aralarında Stephen King gibi ünlü isimlerin de yer aldığı kullanıcılar, Blue abonesi olmayacaklarını açıklayınca Musk da önce 21 dolar olarak belirlediği aylık ücreti 8 dolara kadar indirmek zorunda kalmıştı.

Bazı uzmanlarsa Twitter'ın giderek artan bir rekabetle karşı karşıya olduğu için bu hamleye ihtiyaç duyduğu görüşünde. Kısa süre önce Musk, kullanıcıların bir günde görüntüleyebileceği tweet sayısına kısıtlama getirmiş, bu da kitlesel göçü hızlandırmıştı.

Kısıtlamaların ardından Mastodon'un kullanıcı sayısı 13 milyonu geçerken Bluesky da trafik artışından dolayı yeni kayıtları durdurmak zorunda kalmış, Zuckerberg'in alternatif platformu Threads de uygulama mağazalarında yerini alır almaz yoğun bir abone akışıyla karşılaşmıştı. 

Navarra, "Büyük şirketlerle rekabet ediyor. İçerik üreticileri platformda tutmak istiyor" dedi.

Threads uygulamasının piyasaya sürüldükten sonraki ilk hafta içinde 100 milyon kullanıcıya ulaşarak rekor kırması da Musk'ı endişelendirmiş olabilir.

Vox'a konuşan Navarra, "Twitter'ın böyle bir program oluşturmaktan başka seçeneği yok" ifadelerini kullandı.

Twitter'la ilgili nihai hedefi: Her şeyin uygulaması

Yeni uygulamanın bir diğer nedeni de Musk'ın platformu bir süper uygulamaya çevirme çabası olabilir. Platformun adının X diye değiştirilmesinin ardında da bunun yattığı düşünülüyor.

Teknoloji milyarderi, kullanıcılara mesajlaşma, gönderi paylaşımı, ödeme ve alışveriş gibi bir dizi hizmet sunan Çinli WeChat uygulamasından ilham alarak platformu dönüştürmeye çalıştığını söylüyor.

Bu tür uygulamalarda kullanıcılar yemek söyleyebiliyor, taksi çağırabiliyor, araç kiralayabiliyor, arkadaşlarına ve ailelerine para da gönderebiliyor.

WeChat, aylık 1 milyardan fazla kullanıcıyla ilk ve en popüler süper uygulama unvanına sahip. 237 milyon kullanıcılı Twitter'ın "en az bir milyar kişiye" ulaşmasını istediğini belirten milyarder, "Çin'de WeChat'te yaşıyorlar. Ve bence bunu yaratmak için gerçek bir fırsatımız var" ifadelerini kullanmıştı.

Bu da milyarderin, aslında kullanıcıların Twitter'da hem para kazanmasını hem de harcama yapmasını ve kendi deyimiyle "orada yaşamasını" istediğini düşündürüyor.

Yararlanılan kaynaklar: Livemint, Business Today, CNBC, Vox, Gulf News, NBC News



Canavar'ı izleyip daha iyisini arayanlara 5 suç dizisi

Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)
Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)
TT

Canavar'ı izleyip daha iyisini arayanlara 5 suç dizisi

Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)
Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)

Ryan Murphy'nin her sezon başka bir gerçek suç hikayesini anlattığı Canavar (Monster), 2022'den beri izlenme listelerinde üst sıralarda. Ödül yarışlarında da adı sık geçiyor. Gelgelelim Jeffrey Dahmer'ı anlatan ilk sezonun ardından aynı etkiyi yarattığını söylemek zor.

4. sezonda sıra, 1892'de ABD'de babasıyla üvey annesini baltayla öldürmekle suçlanan Lizzie Borden'da. Ancak Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'ni (Monster: The Lizzie Borden Story) beğeneni bulmak, izleyeni bulmaktan biraz daha zor görünüyor. Eleştirmenlerden de seyircilerden de pek yüz bulamayan sezon, buna rağmen izlenme listelerinin zirvesine çıktı. Belli ki Borden ailesinin evinde yaşananları merak etmekle bunların ekrandaki tasvirini beğenmek ayrı meseleler.

Biz de bu ayrımdan yola çıkıp benzer hikayeleri daha iyi anlatan dizileri düşünmeye başladık. Ne de olsa insan bazen gördüklerinden memnun kalmasa da onun aklına düşürdüğü soruları başka bir yerde kurcalamak istiyor. Birine neden inanıyoruz, bir aile neleri saklayabilir, karşımızdaki kendinden emin konuşuyor diye anlattıklarına güvenilir mi?

The Serpent, Ruh Avcısı (The Alienist), Under the Banner of Heaven, Love & Death ve Alias Grace'i seçerken biraz da bu soruların peşinden gittik. Canavar'da aradığınızı bulamadıysanız, bu 5'lide sizi daha çok içine çeken bir hikaye çıkabilir.

The Serpent (2021)

Tatilde tanıştığınız hoşsohbet bir yabancıya ne kadar güvenirsiniz? Hele bir de işiniz düştüğünde yardımınıza koşuyorsa... The Serpent, 1970'lerin Bangkok'unda gezginleri ağına düşüren Charles Sobhraj'ı anlatırken insanın aklından bu soruyu çıkarmıyor.

Tahar Rahim'in canlandırdığı Sobhraj, kurbanlarını uyuşturup soyuyor, çaldığı kimliklerle ülkeden ülkeye geçiyor. Jenna Coleman'ın canlandırdığı Marie-Andrée Leclerc ise yanından ayrılmıyor. Onu izlerken insan, birine bağlı kalmak uğruna neleri görmezden gelebileceğini düşünüyor.

ghyju
The Serpent'ta Fransız dolandırıcı ve katil Charles Sobhraj, kız arkadaşı Marie-Andrée Leclerc'le birlikte mücevher taciri gibi davranarak genç turistleri hedef alıyor (Netflix)

Derken Billy Howle'un canlandırdığı Hollandalı diplomat Herman Knippenberg kayıp turistlerin peşine düşüyor ve hikayeye iyice tutuluyoruz. Knippenberg dosyayı kapatıp önüne bakamıyor, biz de bir sonraki adımını görmeden bırakamıyoruz.

Canavar gibi gerçek bir suçun içindeki insanları irdeleyen The Serpent, Borden ailesinin kapalı dünyasından çıkıp bizi ülkeden ülkeye dolaştırıyor. O sırada Sobhraj bir yerde izini kaybettirip başka bir yerde kendine yeniden güven duyulmasını sağlıyor.

Dönemin kıyafetleri, müzikleri, güneşli manzaraları derken arada tatil planı yapacak gibi oluyorsunuz. Sonra Sobhraj yeniden söze giriyor, hevesiniz kaçıyor.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix

Ruh Avcısı (2018-2020)

Ruh Avcısı'nın 1896 New York'unda gece yürüyüşüne çıkmak mı? Biz olsak bir daha düşünürdük.

Tarihçi ve yazar Caleb Carr'ın romanından uyarlanan dizide polis komiseri Theodore Roosevelt, şehri sarsan cinayetleri çözmek için gizlice bir ekip kuruyor. İşin merkezinde Daniel Brühl'ün canlandırdığı suç psikoloğu Laszlo Kreizler var. Ona gazete çizeri John Moore, sekreter Sara Howard ve dedektif Isaacson kardeşler eşlik ediyor. Aynı cinayetlerin peşindeler ama herkes başka bir ayrıntıya takılıyor.

gthyju
48 yaşındaki Daniel Brühl (en sağda), Eğitmenler (Die fetten Jahre sind vorbei), Zafere Hücum (Rush) ve Elveda Lenin!'le (Good Bye, Lenin!) de tanınıyor (TNT)

Katilin izini sürmek zaten yeterince zorken bir de kendi kirli çamaşırları ortaya dökülmesin diye ekibin önüne taş koyanlar var. Şehrin sokaklarında dolaştıkça kimin ne sakladığı, en az aradığımız kişinin kimliği kadar merak uyandırıyor.

Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi gibi cinayetin ardındaki insanları anlamaya çalışan Ruh Avcısı, bizi aile evinden çıkarıp soruşturmanın içine sokuyor. Suçlu profili çıkarmanın henüz yeni geliştiği bir dönemde, katilin nasıl düşündüğünü ekiple birlikte çözmeye çalışıyoruz.

Kostümlere, loş odalara, eski New York'un karanlık sokaklarına dalıp gitmek mümkün elbette. Yalnız, siz yine de manzarayı seyrederken arkanızı kollamayı unutmayın.

IMDb: 7,1
Nereden izlenir: BeIN Türkiye

Under the Banner of Heaven (2022)

Bir cinayeti araştırırken yıllardır inandığınız şeylerden de şüphe etmeye başlarsanız ne yaparsınız? Amerikalı yazar ve dağcı Jon Krakauer'ın aynı adlı kitabından uyarlanan Under the Banner of Heaven'da, Brenda Lafferty ve bebeğinin öldürülmesini araştıran Mormon dedektif Jeb Pyre'ın başına gelen tam da bu.

İki kez Oscar'a aday gösterilen, 2010'ların Örümcek-Adam'ı Andrew Garfield'ın incelikle canlandırdığı Pyre, soruşturma ilerledikçe yalnızca başkalarının sakladıklarını değil, kendi doğrularının ne kadar sağlam olduğunu da kurcalamak zorunda kalıyor. 

rgthyju
43 yaşındaki Andrew Garfield, Under the Banner of Heaven'da 1984'te Utah'ta işlenen vahşi bir cinayeti araştıran dindar bir dedektif rolünde (FX)

Aile sırları, dini fanatizm ve erkek egemenliği birbirine dolandıkça, ilk bakışta güven veren evlerin kapısını çalmak bile insanı tedirgin etmeye yetiyor. 

Canavar'ın Lizzie Borden hikayesinde olduğu gibi burada da aile bağları ve baskı var ama bu kez olanlara dedektifin yanından bakıyoruz. Bize göre dizi, bu bağların insanı nasıl sıkıştırdığını anlatırken çok daha sahici bir yere ulaşıyor.

Katilin kim olduğunu öğrenmek elbette önemli ama burada insanın aklına takılan başka bir şey var: Bunca kötülüğün içinde herkes kendini nasıl bu kadar haklı görebiliyor?

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Disney+

Love & Death (2023)

Kilise korosunda yan yana şarkı söyleyen iki arkadaş, birbirinden ayrılmayan kızları, işleri yolunda giden eşleri...

Love & Death'in aile fotoğrafında herkes yerli yerinde, uzaktan bakınca imrenmek bile mümkün. Ama Candy Montgomery'nin hayatından duyduğu memnuniyetsizlik, arkadaşı Betty Gore'un eşi Allan'la ilişkiye başlamasıyla bambaşka bir yola sapıyor. 

Betty baltayla öldürülüp Candy cinayetle suçlandığında, o samimi komşu sohbetlerini düşünmeden edemiyorsunuz: Bu insanlar birbirini gerçekten ne kadar tanıyordu?

sdfrgthyju
1980'de Teksas'taki küçük bir kasabada geçen Love & Death, Candy Montgomery'nin kiliseden arkadaşı Allan Gore'la yaşadığı yasak aşkı ve bu ilişkinin ardındakileri konu alıyor (Netflix)

David E. Kelley imzalı gerçek suç dizisinde Elizabeth Olsen, Candy'nin neşeli ve girişken halinin altındaki huzursuzluğu öyle iyi taşıyor ki sıradan bir sohbeti izlerken bile söylenenlerden çok yutulan kelimelere kulak kabartıyorsunuz. 

Canavar'ın Lizzie Borden hikayesi gibi Love & Death de evin içindeki sırları kurcalıyor. Ama burada kasvetli odaların yerini kilise buluşmaları, yardımsever komşular, nezaket gösterileri ve banliyö hayatının boğucu rahatlığı alıyor. Malum, perdelerin temiz, sofranın hazır olması o evde her şeyin yolunda gittiği anlamına gelmiyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

Alias Grace (2017)

Grace Marks'ı dinlerken insan kendi kendine itiraz etmeye başlıyor: Az önce bu kadının masum olduğuna karar vermemiş miydik? 

Margaret Atwood'un gerçek olaylardan esinlenen romanından uyarlanan Alias Grace, 1843'te Kanada'da işlenen iki cinayetten hüküm giymiş İrlandalı hizmetçi Grace Marks'ı anlatıyor. Grace cinayetleri hatırlamadığını söylüyor, onunla görüşmeye başlayan Dr. Simon Jordan da yıllar sonra bu hafızanın kapısını çalıyor.

Amerikan Sapığı'nın (American Psycho) yönetmeni Mary Harron, bu kez bizi Grace'in karşısına oturtuyor. Onu dinleyip kararımızı vereceğiz sanıyoruz. Sonra Grace'i canlandıran Sarah Gadon bir yerde duraksıyor, bakışı değişiyor, sakin anlatımına belli belirsiz bir öfke karışıyor ve az önce vardığımız sonuçtan emin olamıyoruz. Peki Grace'i gerçekten dinliyor muyuz, yoksa kafamızdaki kadına uyup uymadığına mı bakıyoruz?

dfrty6u7
39 yaşındaki Sarah Gadon, 19. yüzyıl Kanadası'nda gerçek bir cinayet davasına odaklanan Alias Grace'in başrolünde (Netflix) 

Canavar'ın Lizzie Borden hikayesiyle akrabalık da burada: Cinayetle suçlanan bir kadını yalnızca anlattıklarıyla değil, nasıl konuştuğuyla, nasıl davrandığıyla da yargılıyoruz. Alias Grace bu meseleyi usul usul ilerleyen sohbetlerle açıyor, gerilmek için birinin sesini yükseltmesi gerekmiyor. Doktorun soruları hazır, bizim de öyle. Ama cevapları duyunca ne yapacağımızdan o kadar emin değiliz.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix


Uzmanlar uyardı: Aromalı elektronik sigaralar sanılandan daha zararlı

New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)
New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)
TT

Uzmanlar uyardı: Aromalı elektronik sigaralar sanılandan daha zararlı

New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)
New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)

Çarşamba günü yayımlanan bir araştırmaya göre milyonlarca Amerikalının kullandığı elektronik sigaralarda sıklıkla bulunan aroma verici katkı maddeleri, nikotin içermese bile eklem sağlığına zarar verebiliyor.

New Jersey'deki Seton Hall Üniversitesi'nden araştırmacılar, tarçın ve mentol aromalarının bilhassa zararlı olduğunu ve ATDC5 kıkırdak hücrelerinin ölümüne yol açtığını söylüyor.

Kimyasal aromaların da hücrelerin sağlıklı doku oluşturma ve bunları sürdürme yeteneğini bozduğu, hücrelerde iltihaplanmaya yol açtığı ve vücutta doku yıkımıyla şişmeye neden olan değişiklikleri tetiklediği gözlemlendi.

Üniversiteden Doçent Jessica Cottrell yaptığı açıklamada, "Bulgularımız, e-sigaralara aroma veren katkı maddelerinin hiç de zararsız olmadığını gösteriyor" diyor.

Nikotin içermese bile bu kimyasal maddelerin metabolizmayı, gen ifadesini ve iltihaplanma yolaklarını değiştirmesi, e-sigara kullanımının daha geniş anlamda kas-iskelet sistemi ve doku sağlığını nasıl etkilediğinin acilen incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

Cottrell ve ortak yazarları, tarçın aromalarının ana bileşeni sinnamaldehitin akciğer ve solunum hücrelerinin ölümüne yol açtığının başka araştırmalarda gösterildiğini belirtiyor.

Rutgers Üniversitesi ve Hawai'i Üniversitesi araştırmacılarının yayımladığı diğer çalışmalar da e-sigaralardaki mentolün diğer olumsuz etkilerini ortaya koymuştu.

Araştırmacılar, ABD'deki popülaritesine göre tütün, çilek-kivi ve aromasız katkı maddeleri dahil 5 aroma seçmişti.

Martta yayımlanan son federal verilere göre 2024'te Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık yüzde 7'si e-sigara kullandığını bildirmişti. Ayrıca 2025 tarihli Gallup anketinde katılımcıların yüzde 8'i, önceki hafta içinde elektronik sigara kullandığını söylemişti.

E-sigaralar güvenli kabul edilmese de genellikle uzmanlar, herhangi bir maddeyi yakmadığı için bunların tütün ürünlerine kıyasla daha az riskli olduğunu belirtiyor. Amerikan Kanser Derneği'ne göre tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 20'si tütün içmekten kaynaklanıyor.

Yine de e-sigaralar, bağımlılık yaratan kimyasal bir uyarıcı olan nikotin içeriyor.

Amerikan Kalp Derneği, bataryayla çalışan bu cihazların ağır metaller, uçucu organik bileşikler ve kansere yol açan kimyasallar içerdiği uyarısında da bulunuyor.

Dernek, "E-sigaralarda kullanılan sıvı, kullanım amacından bağımsız şekilde bile tehlike yaratabilir. Çocuklar ve yetişkinler, bu sıvıyı yutarak, soluyarak ya da cilt veya göz yoluyla emerek zehirleniyor" diye yazıyor.

Independent Türkçe


Robert Pattinson, lüks arabasının başına nasıl bela olduğunu anlattı

Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)
Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)
TT

Robert Pattinson, lüks arabasının başına nasıl bela olduğunu anlattı

Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)
Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)

Robert Pattinson, şöhrete yükselişi sırasında ters tepen büyük bir alışverişi anlattı.

Britanyalı oyuncu, yakın zamanda GQ'ya verdiği röportajda saat ve purolar gibi lüks ürünlere düşkünlüğünden bahsetti ancak ikonik vampir serisi Alacakaranlık'ta (Twilight) çalıştığı dönemde arabalara yönelik tutkusunu abarttığını açıkladı.

Dergiye konuşan 40 yaşındaki Pattinson, "Alacakaranlık'ta oynarken bir Shelby Mustang aldım, çocukluğumdan beri hep bu arabadan istemiştim" ifadelerini kullandı. Aktör, "Sanırım bir GT350'ydi ya da belki de 60 Saniye'deki (Gone in 60 Seconds) gibi bir Fastback'ti" diyerek 2000 yapımı aksiyon filmine gönderme yaptı.

Arabayla kamusal alanda bazı utandırıcı anlar yaşadığını sözlerine ekleyen oyuncu, "her zaman devasa turist kafilelerinin önünde ya da benzer durumlarda bozulan aracı köşeyi dönene dek itmek zorunda kaldığını" anlattı. 

Pattinson, "Ben de 'Yeter artık. Bıktım bundan. Sadece düzgün çalışan bir şeye ihtiyacım var' dedim" diye konuştu.

Odyssey'nin (The Odyssey) kadrosundaki aktör, arabalar, viski ve puro zevki hakkında şunları söyledi: 

Düşüncesi hoşuma gidiyor ama her zaman ne yaptığımı tam olarak bilmediğimi hissediyorum.

Alacakaranlık'ın 5 filminde de vampir Edward Cullen'ı canlandıran Pattinson, serideki sevgilisi Bella Swan'a hayat veren Kristen Stewart'la başrolleri paylaşmıştı. Seri, 2012'de vizyona giren Şafak Vakti Bölüm 2'yle (Breaking Dawn: Part Two) sona ermişti.

2017 tarihli bir Barnett-Jackson çevrimiçi araba müzayedesi ilanı, Pattinson'ın 224 adet üretilen 1968 model Shelby GT350 Hertz modeline daha önce sahip olduğunu doğruluyor. İlana göre araba 2011'de tamamen restore edildikten sonra yaklaşık 645 km yol kat etmişti.

2012'de Jimmy Kimmel Live'a konuk olan Pattinson, eski arabalara duyduğu ilgiden bahsetmiş ve pazarlık yaparak 2 bin 500 dolara satın aldığı 2001 model Chevrolet Silverado da dahil internetten "birkaç" adet ikinci el araç aldığını itiraf etmişti.

Önceki haftalarda yayımlanan GQ yazısının başka bir bölümünde Pattinson, The Batman'in uzun süredir beklenen (halihazırda Birleşik Krallık'ta çekimleri süren) devam filminin yanı sıra To Catch a Predator'ın sunucusu Chris Hansen'ı canlandırdığı, A24'ün merak uyandıran dram filmi Primetime gibi yaklaşan projelerinden bahsetti.

25 Eylül'de vizyona giren (Türkiye'de 23 Ekim) Primetime'da Pattinson, uzun süredir ekranlarda olan televizyon kişiliğini canlandırıyor. Film, cinsel tacizcileri suçüstü yakalamaya odaklanan NBC Dateline programının kökenini karanlık bir bakış açısıyla ele alıyor. Lance Oppenheim'ın yönettiği filmin kadrosunda Unbelievable'dan Merritt Wever, Skyler Gisondo ve ilk kez oyunculuk yapan şarkıcı Phoebe Bridgers da yer alıyor.

Independent Türkçe