Korku üstadı Stephen King yeni vampir filmini övmeye doyamadıhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/4483031-korku-%C3%BCstad%C4%B1-stephen-king-yeni-vampir-filmini-%C3%B6vmeye-doyamad%C4%B1
Korku üstadı Stephen King yeni vampir filmini övmeye doyamadı
50 yaşındaki Norveçli yönetmen André Øvredal'ın yönettiği film, Türkiye'de 25 Ağustos'ta gösterime girecek (Universal)
Nicolas Cage, 2023'te Drakula'yı canlandıran tek aktör değil. 2016'da Otopsi (The Autopsy of Jane Doe) için yönetmen koltuğuna oturan André Øvredal, bu yılın iddialı yapımlarından biri olan yeni Drakula filmini çekti.
Daha gösterime girmeden filmi izleyen korku ustası Stephen King de sosyal medyada görüşlerini paylaştı.
Bram Stoker'ın ölümsüz eseri Drakula, Bela Lugosi'nin başrolünü oynadığı ikonik filmden, Nicolas Cage'in kan emiciyi canlandırdığı kara komedi Renfield'a kadar pek çok kez sinemaseverlere sunuldu.
Bu uyarlamalardan sonuncusu Drakula: Son Yolculuk (The Last Voyage of the Demeter), önceki versiyonlardan biraz daha farklı bir yaklaşım benimsedi.
ABD'de bugün gösterime giren film, Stoker'ın romanında yer alan ve Drakula'nın, Transilvanya'dan Londra'ya giden bir geminin mürettebatına musallat olduğu, ilginç ama genellikle göz ardı edilen bir bölüme odaklanıyor.
Yeni Drakula hikayesi vizyona girmeden hemen önce King, sosyal medyadan filme destek verdi. 75 yaşındaki yazar, 7 milyonu aşkın takipçisine filmi övdü.
İzleyicileri heyecan ve gerilim dozu yüksek bir filmin beklediğini ima eden King, Drakula: Son Yolculuk'u geçmişteki ikonik vampir filmleriyle karşılaştırdı.
King, Twitter'da yaptığı paylaşımda filme şüpheyle yaklaştığını itiraf etti ancak kendisine iyi zaman geçirttiğini de sözlerine ekledi.
Bana 60'lı ve 70'li yılların en iyi Hammer filmlerini hatırlattı.
Britanya merkezli stüdyo Hammer, Drakula ve Frankenstein gibi korku klasiklerini çeken Universal'ın tacını 1950'lerde elinden almayı başarmıştı. 1934'te kurulan Hammer'ın çektiği her film başarılı olmasa da stüdyo Drakula, Frankenstein ve Kurt Adam gibi korku dünyasının ikonik yaratıkları için en iyi uyarlamalardan bazılarını üretmişti.
Drakula filmleri geleneksel olarak Stoker'ın mektup tarzındaki romanının Transilvanya ve Londra'da geçen bölümlerine odaklanıyor. ancak Drakula: Son Yolculuk, "Kaptanın Seyir Defteri" başlıklı bölüme dikkat çekiyor.
Aksiyonu dar bir alana sıkıştırarak Drakula ve geminin dehşete düşmüş mürettebatını karşı karşıya getiren film, alışılmış vampir filmlerinden çok Ridley Scott'ın Yaratık'ına (Alien) benzeyen bir hayatta kalma mücadelesini ortaya koyuyor.
Filmin başrollerinde Corey Hawkins, Aisling Franciosi ve Liam Cunningham rol alırken, Drakula'yı Javier Botet canlandırıyor.
Demans riskini en az yüzde 50 artırabilecek ağız sağlığı sorunu tespit edildihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5319696-demans-riskini-en-az-y%C3%BCzde-50-art%C4%B1rabilecek-a%C4%9F%C4%B1z-sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-sorunu-tespit-edildi
Demans riskini en az yüzde 50 artırabilecek ağız sağlığı sorunu tespit edildi
Meksika'nın Los Algodones kasabasındaki Rubio Dental Group muayenehanelerinde bir diş hekimi, Amerikalı bir hastanın dişini tedavi ediyor (AFP)
Japonya'da yaklaşık 1400 kişinin katıldığı 10 yıllık bir araştırmanın sonuçlarına göre şiddetli diş eti kanaması ve diş eti çekilmesi, yaşlılarda demans riskinin yüzde 50'nin üzerinde artmasıyla bağlantılı.
Demans yükü dünya çapında hızla artarken vaka sayısı 1990'dan 2016'ya kadar yaklaşık 20 milyondan 44 milyona yükseldi. Dünyanın birçok bölgesinde nüfusun yaşlanması nedeniyle 2050'ye gelindiğinde bu sayının 152 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.
Giderek artan sayıda çalışma, demans gibi nörolojik hastalıklarla ağız sağlığı arasındaki gizli bağlantılara işaret etse de bu bağlantıların nasıl kurulduğu gizemini korumayı sürdürüyor.
Demansın birçok alt türü arasında en yaygın olanlar Alzheimer hastalığı (AH) ve vasküler demans (VaD).
Yeni çalışmada araştırmacılar, Japonya'daki genel yaşlı nüfusta diş sağlığıyla demansın ve alt türlerinin başlangıcı arasındaki bağlantıyı 10 yıl boyunca inceledi.
Bilim insanları, demans hastası olmayan 60 yaşın üzerindeki 1396 katılımcının beyin sağlığını değerlendirerek durumlarını 10 yıl boyunca takip etti.
Araştırmacılar, yıllar içinde 267 katılımcının demans geliştirdiğini ve bunlardan 194'üne Alzheimer hastalığı teşhisi konduğunu saptadı.
Araştırmacılar, Alzheimer teşhisi alan kişilerin çoğunda diş eti kanaması görüldüğünü söylüyor.
Bilim insanları, en çok diş eti kanaması görülen katılımcıların sonraki 10 yıl içinde demans geliştirme ihtimalinin yüzde 54 daha yüksek olduğunu buldu.
Çalışmaya göre bu kişilerin özellikle Alzheimer hastalığına yakalanma olasılığı da yüzde 61 daha yüksekti.
Araştırmacılar, diş eti çekilmesinin en şiddetli olduğu katılımcıların demans riskinin yüzde 59 daha yüksek olduğunu tespit etti.
Ekip, The Journal of Clinical Periodontology'de şöyle yazıyor:
Bu bulgular, demans riskini azaltmak için periodontitisin önlenmesinin halk sağlığı açısından potansiyel önemini vurguluyor.
Çalışma sadece gözleme dayandığı için kötü diş eti sağlığının demansa neden olduğunu kanıtlamıyor.
Bilim insanlarına göre bulgular, diş sağlığının kötü olmasının demansın gelişiminde potansiyel bir rol oynadığına işaret ediyor.
Araştırmacılar, "Periodontal sağlığı iyileştirmeye ve korumaya yönelik periodontal bakım, demans riskini azaltmaya yardımcı olabilir" diye yazıyor.
Ayrıca hem diş eti hastalığının hem de demans gibi nörolojik rahatsızlıkların ortak bir temel nedenden kaynaklanması da muhtemel.
Katılımcılar, New York'taki Lincoln Center'da demans hastaları ve bakım verenleri için özel olarak tasarlanan, türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
Bilim insanları, vücudun genelindeki kronik iltihaplanmanın hem demansı hem de kötü ağız sağlığını tetikleyebileceğinden şüpheleniyor.
Japon araştırmacılar, "Kalıcı sistemik iltihaplanma, kan-beyin bariyerini bozup inflamasyon mediatörlerlerinin beyin dokusuna nüfuz ederek nöroinflamasyona ve nöron hasarına yol açabilir" diyor.
Dişlerin seyrek fırçalanması sonucu diş eti altında plak ve bakteri yükünün birikmesi, bunun olası bir açıklaması olabilir. Bu da sistemik iltihaplanmaya katkıda bulunarak demans riskini artırabilir.
Araştırmacılar, Japonya'daki tek bir belediyenin sakinlerini kapsayan çalışmanın sınırlı olduğunu belirtiyor.
"Bu nedenle bulgularımızın genelleştirilebilirliği sınırlı" diyen araştırmacılar, sonuçların daha çeşitli katılımcıların yer aldığı geniş çaplı bir çalışmada doğrulanması gerektiğini ekliyor.
Ekip, "Bu bulguları doğrulamak için daha fazla sayıda vasküler demans hastasıyla başka çalışmalar yapılmasına ihtiyaç var" diye yazıyor.
Independent Türkçe
Eski ulusal güvenlik danışmanı: Yapay zekanın geleceği Trump'a bağlıhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5319695-eski-ulusal-g%C3%BCvenlik-dan%C4%B1%C5%9Fman%C4%B1-yapay-zekan%C4%B1n-gelece%C4%9Fi-trumpa-ba%C4%9Fl%C4%B1
Eski ulusal güvenlik danışmanı: Yapay zekanın geleceği Trump'a bağlı
Fotoğraf: AFP
Eski bir ulusal güvenlik danışmanı, yapay zekaya yönelik uygun bir küresel düzenleme umudunun ABD tarafından alınacak kararlara bağlı olacağı konusunda ciddi bir uyarıda bulundu.
Birleşik Krallık (BK), yapay zekanın güvenliği konusunda "çığır açıcı" çalışmalar yürütüyor. Ancak 2023'te yapay zeka güvenliği üzerine düzenlenen ilk küresel zirvenin organizasyonunda yer alan Jonathan Black, atılacak adımların dünyanın diğer bölgelerindeki gelişmelere bağlı olacağını belirtti.
Bletchley Park zirvesi Elon Musk gibi sektör liderleriyle OpenAI ve Anthropic CEO'larını, Avrupa, ABD ve Çin'den devlet liderleriyle bir araya getirmişti.
Katılımcılar arasında Rishi Sunak, Kamala Harris ve Çin Bilim ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Wu Zhaohui yer alıyordu. Zirvenin sonunda 28 ülke, yapay zekanın risklerini ve sorumluluklarını kolektif bir şekilde yönetmek amacıyla küresel işbirliği çağrısında bulunan Bletchley Deklarasyonu'nu imzalamıştı.
Siyasette üç yıl uzun bir süre, yapay zeka dünyasında ise çok daha uzun. Bletchley Park'tan bu yana bu kolektif yaklaşım nasıl bir seyir izledi? Black, zirvenin "çığır açıcı" nitelikte olmasına rağmen yapay zekanın geleceğinin büyük ölçüde ABD ve Çin'in elinde olduğunu ifade ediyor.
Black, In The Room adlı podcast yayınında "BK'nin yapay zeka hakkında gurur duyacağı çok şey var. Gelişmelerin hep bir adım önünde olduk. BK bünyesindeki enstitü, bu modellerin güvenli olup olmadığını denetleme konusunda küresel çapta en çok tanınan kurum haline geldi" dedi.
Ancak işin büyük bir kısmı, Çinlilerle Amerikalıların kendi aralarında varacakları uzlaşmaya bağlı olacak.
Sam Altman ve Elon Musk'ın güvenlik endişeleri nedeniyle yapay zeka geliştirmeyi "yavaşlatma" çağrılarının ardından, geçen hafta yapay zekanın insanlık için potansiyel bir varoluşsal risk oluşturabileceğine dair korkular iyice tırmandı.
Donald Trump, Truth Social üzerinden sert bir tepki göstererek bu endişeleri, yalnızca Çin'in işine yarayacak şekilde yapay zekaya ve veri merkezlerine karşı kurgulanmış "hastalıklı bir komplo" diye niteledi.
Her türlü yapay zeka denetimi önerisine şiddetle karşı çıkan Trump, ihtiyaç duyulan tek güvenlik önleminin "GÜÇLÜ VE AKILLI (Yüksek IQ'lu!) BİR BAŞKAN" olduğunu savundu.
YAPAY ZEKADA KİM KAZANIRSA, O KAZANIR!
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun tehdit, çatışma ve kötü niyetli rekabet söylemlerini reddederek, "Tüm taraflar yapay zekayı açık, kapsayıcı, herkese fayda sağlayan ve iyiliğe odaklı bir şekilde geliştirmek için birlikte çalışmalı" dedi.
Black, sektörde süper güç olarak gördüğü bu iki ülke arasındaki uyarılara, endişelere ve çelişkili ifadelere rağmen iyimserliğini koruyor.
O gerçek varoluşsal riskler büyük önem taşıyor; hani şu 'Acaba botlar bizi öldürecek mi?' denen yüzde 0,1'lik ihtimal... Bu tür şeylerin gerçekleşmesi ne Amerika'nın ne de Çin'in çıkarına Ancak ABD yönetimi bu sürece dair birtakım kurallar getiremediği sürece, [düzenleme] konusunu pratikte hayata geçirmek epey zor olacak.
Black, "Endişelenmeliyiz" diyor.
Ama aynı zamanda bu teknolojinin faydalarından nasıl yararlanacağımız hakkında da kafa yormalıyız.
Independent Türkçe
Yıldızların vokal koçu Cooper Philip: Tarkan'la çalışmak harika olurduhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5319694-y%C4%B1ld%C4%B1zlar%C4%B1n-vokal-ko%C3%A7u-cooper-philip-tarkanla-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmak-harika-olurdu
Bir günlüğüne başka bir sese sahip olabilse Maria Callas'ı seçeceğini söyleyen Cooper Philip, kendi vokal gelişiminin ilk ve en büyük ilham kaynaklarından birinin de Mariah Carey olduğunu anlatıyor (Cooper Philip)
Yıldızların vokal koçu Cooper Philip: Tarkan'la çalışmak harika olurdu
Bir günlüğüne başka bir sese sahip olabilse Maria Callas'ı seçeceğini söyleyen Cooper Philip, kendi vokal gelişiminin ilk ve en büyük ilham kaynaklarından birinin de Mariah Carey olduğunu anlatıyor (Cooper Philip)
Çocukken deodorant şişesi ya da saç fırçasını hayali bir mikrofon niyetine elinize alıp aynanın karşısında şarkı söyleyenlerden misiniz? Hatta bununla kalmayıp belki yıllar sonra gerçekten sahneye bile çıktınız...
Ben hikayenin ilk kısmını büyük bir hevesle yaşadım ancak ikinci bölüm için gereken ses bana pek uğramadı. Hayatım boyunca güzel şarkı söyleyebilmeyi istedim, hatta ortaokulda korodaydım. Size bir de sır vereyim: Altoymuşum... Bana kalırsa sesim en iyimser ifadeyle kargadan halliceydi, hâlâ da öyle.
Haliyle ses tellerim, bu hayalle arama her defasında epey net bir mesafe koydu. Yine de iyi bir ses duyduğumda hayatı durdurup onu dinlemekten, bir şarkıcının tek bir notayla insanın içini nasıl titretebildiğine şaşmaktan hiç vazgeçmedim.
Dolayısıyla dünyaca ünlü şarkıcılarla çalışan, insan sesini yalnızca teknik değil, bedensel ve duygusal bir bütün olarak ele alan Cooper Philip'le röportaj yapmak benim için özellikle mühimdi. Karşımda yalnızca sesleri geliştiren biri değil, insanlara kendi seslerine güvenmeyi öğreten bir isim vardı. Belki şarkı söylemeyi öğrenemedim ama bu kez bir sesi gerçekten güçlü ve özgün kılan şeyin ne olduğunu işin ustasına sorma fırsatı buldum. Sesimi 5 dakikada Mariah Carey'ninkine dönüştürecek sihirli bir formül beklemiyordum elbette. Ama belki hep merak ettiğim sorunun yanıtını alabilirdim: Bazı insanlar yalnızca doğru notalara basarken bazıları neden daha ilk sözcükte kalbimize dokunuyor?
Cooper Philip'in bu soruya vereceği yanıtı konuşmamızın daha başında az çok tahmin etmek mümkün: Kusursuzluk sandığımız kadar önemli değil. Hatta bazen bir sesi unutulmaz kılan tam da o küçük pürüzler, beklenmedik kırılmalar ve söylenen notanın arkasında gerçek bir insanın bulunduğunu hissettiren kusurlar.
Los Angeles'ta yaşayan, Grammy Ödülleri'nde oy hakkı bulunan ve dünyaca ünlü yıldızlara vokal koçluğu yapan Philip, yaklaşık 20 yıldır insan sesinin peşinde. Bugüne kadar 40'tan fazla ülkede eğitim verdi; şarkıcılara mentorluk yaptı, kendi müziğini üretti ve Biophonics adını verdiği vokal metodunu geliştirdi. Şimdiyse yolu ilk kez İstanbul'a düşüyor.
Philip, Vokal Akademi'nin kurucusu Başak Doğan'ın konuğu olarak 26 Eylül'de düzenlenecek Riffs & Runs atölyesinde Türkiye'deki şarkıcılar, müzisyenler ve vokal koçlarıyla buluşacak. Tamamen İngilizce yapılacak 5 saatlik atölyede nefes, ses özgürlüğü, tiz notalar ve dayanıklılık üzerine çalışılacak. Fakat onu asıl heyecanlandıran yalnızca bildiklerini paylaşmak değil. Türkiye'nin müzikal kültürünü yakından tanımaya en az katılımcılar kadar hevesli görünüyor.
"Türkiye çok zengin bir müzikal kimliğe sahip" diyor Philip:
İstanbul da kültürlerin, geleneklerin ve modern seslerin buluşması için kusursuz bir yer gibi geliyor. 40'tan fazla ülkede ders verdim ama gittiğim her yeni ülke bana da bir şeyler öğretiyor.
İstanbul'daki katılımcılar hakkında önceden kesin yargılara varmak istemiyor. "Onlarla hiçbir varsayımda bulunmadan tanışmak istiyorum" diyor. Yine de bugüne kadar çalıştığı Türk şarkıcılardan edindiği güçlü bir izlenim var:
Türk şarkıcılarda muazzam bir duygusal cömertlik ve tüm kalbiyle şarkı söyleme isteği hissediyorum. Benim görevim bu yoğunluğu azaltmak değil, ona daha fazla teknik özgürlük, kontrol ve dayanıklılık kazandırmak.
Türkiye'den hangi sesleri sevdiğini sorduğumda yanıt vermek için pek düşünmesi gerekmiyor:
Vokal gücü, berraklığı ve sahnedeki varlığı nedeniyle aklıma hemen Sertab Erener geliyor.
Cem Adrian'ın farklı ses renkleri ve bölgeleri arasında dolaşma biçiminiyse "büyüleyici" buluyor.
Tarkan yanıtı da elbette şaşırtmıyor:
O, vokal kimliğini, müzikal içgüdüsünü, karizmasını ve kültürel özgünlüğünü bir araya getirme konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahip. Bunları birlikte taşıyabilen sıradışı bir sanatçı.
Philip'in bir şarkıcıda aradığı temel özellik teknik kusursuzluk değil, kendine ait bir ses. "Beni en çok etkileyen şey, hangi parçayı söylediğini daha anlamadan bir şarkıcıyı ilk birkaç saniyede tanıyabilmek" diyor.
John Legend için hazırlanan sürpriz doğum günü şarkısında koroda yer alan Cooper Philip, parçanın düzenlemesine de katkıda bulundu (Cooper Philip)
Tam da bu nedenle, Türk bir sanatçıyla stüdyoya girme fırsatı bulsa Tarkan'ı seçeceğini söylüyor. "Tarkan'la çalışmak büyüleyici olurdu çünkü hem güçlü bir kültürel kimliği var hem de uluslararası pop dilini çok iyi anlıyor" diyor.
Hayalindeki şarkı da şimdiden zihninde hazır gibi:
Türk müziğine özgü melodik unsurları çağdaş R&B ve soul prodüksiyonuyla buluşturan, sinematik ve duyusal bir eser yaratmak isterdim. Şarkının kıtalarında daha ölçülü ilerleyen, nakaratta duygusal olarak açılan ve müzik kültürlerimizin gerçekten buluşabileceği doğaçlama bir finalle sona eren bir yapı hayal ediyorum.
Philip'i Türk müziğinde en çok büyüleyen şeylerden biri, geleneksel süslemelerle çağdaş pop vokallerinin buluşması. Ona göre bu süslemeler melodiyi güzelleştiren küçük gösteriler değil; duyguyu, dili ve kültürel belleği taşıyan unsurlar.
"Notaları kopyalamakla bir müzik dilini anlamak arasında büyük bir fark var" diyor. Türk müziğindeki ince tonlamaları, vokal dönüşleri ve kendine özgü duygusal zamanlamayı öğrencileriyle birlikte incelemek istiyor. Geleneksel melodik hareketlerin modern prodüksiyonun içinde kimliğini kaybetmeden nasıl yaşayabileceği, onun için başlı başına heyecan verici bir çalışma alanı.
Şöhretin özgüven sorunlarını ortadan kaldırmadığını söyleyen Philip, başarılı şarkıcıların zamanla "Yeterince iyi miyim?" yerine "Beklentileri hâlâ karşılayabiliyor muyum?" sorusuyla yüzleştiğini belirtiyor (Cooper Philip)
Vokal Akademi'deki buluşma, katılımcıların oturup Philip'i dinleyeceği klasik bir seminer olmayacak. Bedenin, nefesin ve sinir sisteminin ses üzerindeki etkisi uygulamalı çalışmalarla ele alınacak. Philip ayrıca sesin sahnede, stüdyoda ve provada neden farklı davranabildiğini, bir anda güven vermemeye başladığındaysa ne yapılabileceğini anlatacak.
Atölyede profesyonel şarkıcılarla sesini henüz keşfetmeye başlayan kişiler aynı odada bulunacak. Philip bunu bir sorun olarak görmüyor çünkü herkesi aynı sese ulaştırmaya çalışmıyor.
"Başlangıç seviyesindeki bir öğrenciyle profesyonel bir şarkıcının deneyimleri farklı olabilir ama ikisinin de bir bedeni, sinir sistemi, nefes alışkanlıkları ve iç engelleri var" diyor:
Kimse sınandığını veya başkalarıyla karşılaştırıldığını hissetmemeli. Biz sesi yargılamak için değil, araştırmak için oradayız.
Türkiye'deki dinleyicilerin güçlü ve yüksek seslere duyduğu ilgiden hareketle o mühim soruyu da kendisine yöneltiyorum: Güçlü şarkı söylemekle bağırmak arasındaki çizgi nerede?
Philip'e göre gerçek vokal gücü yalnızca ses yüksekliğinden ibaret değil. Rezonans, niyet, nefes koordinasyonu ve özgürlüğün yanı sıra aynı sesi bedene zarar vermeden tekrar çıkarabilmek gerekiyor. Şarkıcı etki yaratmak için koordinasyon yerine basıncı artırdığında çene, dil, boyun ve gırtlak bütün yükü üstleniyor. Bağırma da tam olarak burada başlıyor.
"En güçlü ses çoğu zaman gereksiz çabayı ortadan kaldırdığınızda ortaya çıkar" diyen Philip, teknikle anlık etki arasındaki ayrımı tek cümlede anlatıyor:
Bir notayı yalnızca bir kez çıkarabiliyorsanız bu bir efekttir. Onu düzenli biçimde çıkarabiliyor, müzikal olarak şekillendirebiliyor ve ertesi gün hâlâ şarkı söyleyebiliyorsanız bu tekniktir.
Bu yaklaşımın ardında kendi gençliğinden taşıdığı bir deneyim var. Philip 17 yaşındayken astımla mücadele ediyor, bazı günler sesi ona tamamen itaat ederken bazı günler kendisini yarı yolda bırakıyordu. Bugün aynı belirsizliği yaşayan bir öğrenci karşısına çıktığında önce vokal koçu değil, o genç kız konuşuyor.
Sosyal medyayı genç şarkıcılar için "ayna değil, pencere" diye tanımlayan Philip, algoritmaların sanatçıları aynı tınıları ve vokal pasajları taklit etmeye yöneltebildiği uyarısında bulunuyor (Cooper Philip)
"Enstrümanınız bedeninizin içindeyken sesinizdeki istikrarsızlık kişisel bir başarısızlık gibi gelebiliyor" Bu yüzden öğrencilerine yalnızca "Nefes desteğini artır" veya "Rahatla" gibi genel talimatlar vermiyor. Önce kendilerini anlaşılmış ve güvende hissetmelerini, ardından sorunun nefes, duruş, yorgunluk, kasların telafi çabası veya duygusal gerilimle bağlantısını birlikte araştırmayı tercih ediyor:
Hiçbir öğrencinin, sesindeki tutarsızlığın yeteneksiz olduğu anlamına geldiğini düşünmesini istemem. Bu genellikle ona henüz doğru haritanın verilmediği anlamına gelir.
Doğru haritayı ararken şarkıcının kişiliğini kaybetmemesi de önemli. Çünkü teknik gelişim bazen bir sesi özgün kılan bütün pürüzleri istemeden silip süpürebiliyor. Philip'in amacı herkesi aynı biçimde "güzel" söyleyen şarkıcılara dönüştürmek değil.
"Bir öğretmen doğru sesi üretmeye o kadar odaklanabilir ki sanatçıyı tanınır kılan bütün özellikleri ortadan kaldırabilir" diyor. Nefesli bir tını kullanmak, sesin kırılmasına izin vermek, sözcükleri alışılmadık biçimde telaffuz etmek veya vokale biraz pürüz katmak bilinçli tercihlerse bunların sanatın parçası olduğunu düşünüyor. Ancak şarkıcının başka seçeneği yoksa ve o ses acıya ya da yorgunluğa yol açıyorsa yeni yollar geliştirmek gerekiyor:
Teknik kişiliğin yerini almamalı, onu genişletmeli.
Yapay zekanın artık neredeyse kusursuz insan sesleri üretebildiğini hatırlattığımda da aynı noktaya dönüyoruz. Philip'e göre duygusal inandırıcılık kusurlarda, zamanlamada, niyette, hafızada ve risk alma cesaretinde yaşıyor. Bir insan şarkı söylerken yalnızca doğru frekansları üretmiyor; tereddüt ediyor, nefes alıyor, kırılıyor, toparlanıyor ve bazen sırf kusurlu olduğu için belirli bir sesi seçiyor.
"Yapay zeka duygunun dışarıdan görülen pek çok işaretini taklit edebilir ve giderek daha inandırıcı hale gelecektir" diyor:
Ama insan performansı yalnızca kulağa nasıl geldiği için değerli değildir. Bir insan bir şey yaşayıp bunu paylaşmaya karar verdiği için o performans değerlidir.
Sonra söyleşinin başından beri aradığım yanıtı, belki de benim gibi kargadan hallice sesini kabullenmiş olanlara bile iyi gelecek o sade cümleyle veriyor:
Kusursuz bir nota beni etkileyebilir. Sahici bir nota ise beni değiştirebilir.
Cooper Philip, İstanbul'a yalnızca kendi yöntemini öğretmek için gelmediğinin altını çiziyor. Türkiye'deki sesleri dinlemek, müzik kültürünü keşfetmek ve buradan ilham alarak ayrılmak istiyor. Vokal Akademi'deki ilk buluşmanın uzun süreli bir ilişkinin başlangıcı olmasını umuyor:
İstanbul'un müzisyenleri, şarkıcıları, eğitmenleri ve müzikseverleriyle tanışacağım için inanılmaz heyecanlıyım. Biophonics aracılığıyla öğrendiklerimi paylaşmaya geliyorum ama aynı zamanda dinlemek, keşfetmek ve bu güzel ülkenin seslerinden ilham almak istiyorum. Eylülde görüşürüz.
Cooper Philip'le sohbetimiz bittikten sonra kendimi bir süredir dilime takılan şarkıyı mırıldanırken buldum. Sesim hâlâ Mariah Carey'ninkine yaklaşmış değildi. Belki güzel söyleyemiyorum ama belli ki şarkı söyleme isteği insanın sesinden daha dirençli bir şey. Cooper'ın dediği gibi, yorumum kusursuz değildi belki fakat o anda bütünüyle gerçekti. Bana aitti ve bu yüzden değerliydi. Yine de deodorant şişesini mikrofona çevirmedim. Ama açıkçası buna pek de uzak değildim.
Independent Türkçe
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة