Gece uyanmalarını önlemek için uyku öncesi yapılması gereken 4 adım

Uyku zamanı sürelerine bağlı kalmak, uykunun kesilmeden devam etmesi olasılığını artırır

Gece uyanmalarını önlemek için uyku öncesi yapılması gereken 4 adım
TT

Gece uyanmalarını önlemek için uyku öncesi yapılması gereken 4 adım

Gece uyanmalarını önlemek için uyku öncesi yapılması gereken 4 adım

Bazılarımız, bazı geceler sabahın iki veya üçünde tamamen uyanmamız nedeniyle çektiği sıkıntıyı çok iyi hatırlar. O anlarda tekrar uyumamız imkansız gibi görünür.

O sırada aklımıza gelen, uykuya tekrar dalmanın tadını çıkarmak değil; biraz endişe ve panik ile yaklaşan zor günle ilgili düşüncelerdir. Kişi tekrar uyuyamazsa, işe veya okula gitmek için tazelenmiş olarak uyanamamaktan endişelenir.

Uykusuzluk biçimleri

Cleveland Clinic’te davranışsal bir uyku bozukluğu uzmanı olan Dr. Michelle Drerup, “Yaşadığınız şey buysa, bu bir tür uykusuzluk (Insomnia) türüdür” diyor. Tıbbi olarak sabahın erken saatlerinde tekrar uyuyamama durumu ‘Uykunun devamlılığını sağlayamama nedeniyle uykusuzluk’ (Sleep-Maintenance Insomnia) olarak tanımlanır.

Uykusuzluk -genel olarak- yaygın bir sağlık durumdur ancak dikkat edilmesi gerekir. Tedavi edici ve davranışsal çözümler bulunulması ihmal edilmemelidir ve uzun süreli ya da tekrarlayan periyodik olarak devam ediyorsa kişinin sağlığı üzerinde uzun vadeli ve derin etkileri olabilir.

Uykunun devamlılığını sağlayamama nedeniyle uykusuzluk, uykusuzluğun bir şeklidir. Uykuya Dalmakta Zorlanma (Difficulty Falling Asleep), Sık Uyanma (Frequent Awakenings) ve Sabahları Spontane Erken Uyanma (Spontaneous Early Morning Awakenings) gibi başka biçimleri de vardır.

Bir kişi ‘Uykunun devamlılığını sağlayamama nedeniyle uykusuzluk’ çekiyorsa, banyo yapma ihtiyacı, eklem ağrıları, uyku apnesi, mide ekşimesi veya diğer nedenler gibi onu uykusundan uyandırması olası nedenleri araştırmak iyi bir fikir olabilir.

Gece uyanma

Mayo Clinic’ten Dr. Erica J. Olson, organik bir neden veya patolojik bir durum olmadığında gece uyanma sorunuyla başa çıkmanın temeli hakkında “Uyanırsanız ve 20 dakika kadar sonra tekrar uyuyamazsanız, yataktan kalkın. Başka bir odaya gidin ve uykunuz gelene kadar bir şeyler okuyun veya sessiz aktiviteler yapın” diyor.

Bazen gecenin bir yarısı uyanmanın kaçınılmaz olduğu doğrudur. Ancak kişi proaktif bir şekilde, bu sorunun oluşmasını önleyecek ve uykuya dönmesini kolaylaştıracak bir strateji geliştirerek kendine yardımcı olabilir. Böylece tavana bakarak veya yatakta dönüp durarak geçirdiği süreyi azaltır.

Mayo Clinic’ten Dr. Erica J. Olson, “Gecenin ortasında uyanmaya uykusuzluk denir ve bu yaygın bir sorundur. Uykunun ortasında uyanmak genellikle stresli dönemlerde ortaya çıkar. Reçetesiz satılan uyku yardımcıları, bu sorun için nadiren önemli veya sürekli bir yardım sağlar” diyor. Olson ayrıca “Bazı durumlarda uykusuzluk uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu veya kronik ağrı gibi tıbbi bir durum veya depresyon gibi bir ruh sağlığı bozukluğu neden olur. Uykusuzluğunuz hakkında daha iyi hissetmek için bu altta yatan koşulları tedavi etmek gerekebilir. Uyku probleminiz devam ederse, doktorunuza başvurun. Doktorunuz ilaç yazabilir ve uykusuzluğunuzun nedenine bağlı olarak uyku düzeninizi normalleştirmek için başka stratejiler denemenizi önerebilir” ifadelerine de yer verdi.

Uykuyu sürdürme adımları

Birçok tıbbi kaynağı gözden geçirerek, işte gece uykusunun istikrarı ve sürekliliği için kişiden kişiye değişen etkileri olan 4 adım:

1. Yatma Zamanı Rutini: Temel nokta, bir yetişkinin tutarlı bir yatma zamanı rutini sürdürdüğünde daha iyi ve daha kolay uykuya dalmasıdır. Bir kişi her gece uyumadan önce aynı şeyleri yaparsa, vücudu dinlenmeye hazırlanacak ve zihnini uykuya hazırlayacaktır. ‘Uykunun devamlılığını sağlayamama nedeniyle uykusuzluğun’ önlenmesi için proaktif bir adım olarak, insanın iki şeye ihtiyacı vardır. Biri gündüz uykusunu ayarlamak, diğeri gece uykusunu programlamaktır.

Öğleden sonra yapılan uzun şekerlemeler gibi gündüz saatlerinde uzun süre uyumak, gece uykuya dalmayı zorlaştıran bir davranıştır. Bu nedenle kişi gündüz saatlerinde şekerleme yaparak, zihin ve beden faaliyetini yenilemek istiyorsa bunu yarım saati geçmeyecek bir süre ile sınırlamalı ve gündüzün geç saatlerinde yapmaktan kaçınmalıdır.

Diğer husus, yani gece uykusu için, gece uykusunun saat sayısının, yani yaklaşık 8 saatin belirlenmesini içeren bir program belirlemektir. Bu, uykuya dalma zamanını ve -ayrıca- uykudan uyanmayı geciktirmeden yapılmalı, yani gece uykusu ve sabah uyanma için sabit bir zaman belirlenmelidir. Hafta içi gece uyku düzeni ile hafta sonu veya tatillerdeki uyku düzeni elinden geldiğince sabit tutulmalıdır.

Uyku döngüsünün zamanlaması ile bu günlük rutine bağlılık, geceleri yeterli saat uyku ve sabahları aktif uyanma ile beyindeki biyolojik saat tepkisinin şansını artırır. Zira vücut o günlük rutini tanıyacak ve buna alışacak ve böylece vücuttaki organ ve organlar insanın uykusunu kolaylaştıracaktır. Ancak Olson’ın dediğine göre, “Yalnızca uykunuz geldiğinde yatağa gitmeyin. Yatmadan önce uykunuz gelmiyorsa, sizi sakinleştirmeye yardımcı olacak rahatlatıcı bir şeyler yapın” dedi.

2. Yatma zamanı rutini: Sakin ve rahatlatıcı bir yatma zamanı rutini oluşturmak çok önemlidir. Gün batımından önceki saatlerden başlayarak kahve, çay ve enerji içecekleri gibi kafein yönünden zengin içeceklerin tüketimini azaltmakta fayda var. Zira kafeinin beyindeki uyarıcı etkisinin vücutta azalması saatler alır. Aynısı nikotin tüketimi için de geçerlidir.

Ayrıca açken yatağa gitmeyin çünkü aç hissetmek uykuya dalmayı engelleyen en güçlü uyaranlardan biridir. Özellikle yatmadan iki saat önce yağlı ve ağır olmayan bir akşam yemeği yemeye özen gösterin. Uykuyu kolaylaştıran yararlı besinler ise yumurta, süt, muz ve fındıkta bulunanlar gibi protein içeren besinlerdir.

Akşam sporunun kimileri için faydalı olabileceği doğrudur. Bazı kişilerde akşam saatlerinden başka zaman bulamayabilir. Ancak Mayo Clinic’ten Olson “Unutmayın ki yatmadan hemen önce egzersiz yapmak uykuyu bozabilir” diyor. Egzersizin yatmadan 6 saat kadar önce olması gerektiğini belirten uzman, uykudan önce kısa bir süre için orta yoğunlukta ve hızlı bir yürüyüş yapmanın birçok kişinin uykuya dalmayı kolaylaştırmasına yardımcı olabileceğine dikkat çekiyor.

Bu, yatma zamanı rutininin adımlarının yatmadan saatler önce başladığı anlamına gelir. Yatma vaktinin gelmesiyle birlikte, kişi kendini uykuya dalmak için basit ve olağan faaliyetlerde bulunmak üzere ayarlar. Örneğin, bazı insanlar bir bardak ılık papatya çayı içmeyi, ılık bir banyo yapmayı veya yumuşak bir müzik dinlemeyi tercih edebilir. Yatmadan önce dizüstü bilgisayar, akıllı telefon, e-kitap gibi ekranlı elektronik cihazları uzun süre kullanmamaya özen gösterilmelidir. Basit bir yoga veya benzeri herhangi bir fiziksel davranış yoluyla kas gerginliğini azaltmak ve gergin kasların gevşemesine yardımcı olmak için vücudu ve kaslarını kademeli olarak gevşetmeyi de içerebilir. Ya da belki bir hikayenin veya kitabın bir bölümünü okumaya devam edebilirsiniz.

Uyku ortamı

3. Yatak odası ortamı: Yatak odası ortamını rahatlatıcı hale getirmek önemlidir. Bunun ilk adımı, uykuyu bozan şeyleri ortadan kaldırarak, içindeki ‘uyku hijyenini’ korumaktır.

Buna bir örnek olarak, normal uykuyu kolaylaştırmak için vücudun salgıladığı doğal ilaç olan melatonin hormonunun beyin salgılamasının bozulmaması için gün batımından sonra içerideki ışığı loş tutmaktır. Beynin uyku hormonunu üretmesini harekete geçiren şey loş ışıktır.

Akustik gürültünün azaltılması da önemli bir husustur. Sıcaklığı rahat ve sıkıntılı olmayan seviyelerde yani ne çok soğuk ne de çok sıcak tutmak gerekir. Tam olarak, orta derecede sağlıklı soğuk, yaklaşık 24 santigrat derece, vücuda, özellikle de vücut kaslarına dinlenme fırsatı verir. Yatak odasındaki aşırı soğuğun kasların ve eklemlerin gevşemesini engellediği bilinmektedir. Bu durum, vücut ısısını 37 santigrat derece seviyesinde tutmak için vücudu enerji üretimi üzerinde çalışmaya iter.

Uyku yatağının şiltesi de yastıkları da rahat olmalıdır. Gerçeklerden biri, yetişkin bir insanın hayatının neredeyse üçte birini uykuda geçirmesidir. Bu yüzden kendisini rahat ettiren ve rahatlatan bir yatak alarak bu ayrıntıyı gözden kaçırmaması gerekir.  

Ayrıca yatak odasını, içinde yemek yemek, televizyon izlemek veya bilgisayar kullanmak gibi başka herhangi bir faaliyet olmaksızın sadece uyumaya ve duygusal karşılaşmalara ayırmak gerekmektedir.

Bazı kişiler saati yatak odasında gözden uzak bir yere yerleştirmekten fayda görebilir. Çünkü saate bakmak sinirsel psikolojik baskıya neden olabilir ve gece uyanıldığında tekrar uykuya dalmayı zorlaştırabilir. Tüm bunlar, vücudun bu odanın uyumak için olduğunu anlamasına yardımcı olacaktır.

4. Duygusal olarak rahatsız edici ve dikkat dağıtıcı konuşmaları durdurun: Pek çok tıbbi kaynağa göre, yatmadan önce herhangi bir duygusal rahatsızlıktan, psikolojik sıkıntıdan veya başkalarıyla, özellikle aile üyeleriyle aile içi anlaşmazlık olduğunda derinlemesine konuşmalardan kaçınılmalıdır.

Bu tıbbi kaynaklar, fiziksel ve zihinsel rahatlama sağlamanın, zihni meşgul eden herhangi bir şeyle ilgili kaygıyı kontrol etmeye çalışmanın faydasına dikkat çekiyor. Eğer bir insan uyumadan önceki anlarda böyle bir şey hatırlarsa, onu yazmalı ve düşünmek için yarına bırakmalıdır.

‘Uykunun devamlılığını sağlayamama nedeniyle uykusuzluk’ uykusuzluğun bir çeşididir. Ayrıca Uykuya Dalmakta Zorlanma (Difficulty Falling Asleep), Sık Uyanma (Frequent Awakenings) ve Sabahları Spontane Erken Uyanma (Spontaneous Early Morning Awakenings) gibi çeşitler bulunuyor.”

Mayo Clinic’ten tıbbi araştırmacılar şunları söylüyor:

Günlük hayatın stresiyle nasıl başa çıktığınız, uykuda kalma beceriniz açısından çok önemli bir rol oynayabilir. Canınızı yakan her şey stres değildir. Stres sinirlilik veya endişeye dönüşür ve ardından uykunuz bölünebilir. Dağınık zihniniz sizi geceleri uyutmuyorsa, yatmadan önce stres yönetimi tekniklerini deneyin. Aromaterapiyi, derin nefes almayı, gazete sayfalarını karıştırmayı veya meditasyon yapmayı deneyin. Yatakta yatıp uyuyamamanın stresini yaşıyorsan, yataktan kalk ve rahatlamanı sağlayacak bir şeyler yapın. Bu, sıkıcı bir kitap okumak, bir rahatlama tekniği uygulamak veya nefesinize odaklanmak olabilir. Tekrar uykunuz gelmeye başladığında yatağına dönün.

*İç Hastalıkları Doktoru



Bilim insanları sivrisinekleri kullanarak yarasaları aşılıyor

Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
TT

Bilim insanları sivrisinekleri kullanarak yarasaları aşılıyor

Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)

Çinli bilim insanları, yarasalara kuduz hastalığına karşı bağışıklık kazandırmak için aşı taşıyan sivrisinekler geliştirdi. Bu yeni strateji, hayvanlardan insanlara bulaşma potansiyeli taşıyan virüslerin yayılmasını önlemeye katkı sunabilir.

Kuduz ve Nipah virüsleri gibi viral patojenlerin taşıyıcısı olarak bilinen yarasalar, bu nedenle virüslerin yarasalardan insanlara "sıçradığı" olayların başlıca sorumlularından biri haline geliyor.

Yarasaların aşılanması sıçramayı önleme yolu sunabilir ancak yaban hayatındaki hayvanları aşılamak için etkili bir strateji halihazırda yok.

Vuhan Viroloji Enstitüsü'nden bilim insanları, yarasalarda kuduz ve Nipah bağışıklığı oluşturmak için aşı taşıyan sivrisinekler ve tuzlu su tuzakları kullanmaya başladı.

Araştırmacılara göre bu "ekolojik aşılama" yaklaşımı, hayvanları yakalayıp fiziksel olarak işlemden geçirmeyi gerektirmediğinden daha güvenli ve etkili.

Deneyler, aşı taşıyan sivrisinekleri yiyen veya onlar tarafından ısırılan yarasaların, her iki virüsün antijenlerine karşı güçlü bağışıklık tepkileri geliştirdiğini ortaya koydu.

Bilim insanları çarşamba günü hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada şöyle yazıyor: 

Doğal koşulların simüle edildiği ortamda aşı taşıyan sivrisineklerle birlikte yaşamanın yarasalarda güçlü bağışıklık tepkileri uyandırması, laboratuvar ortamının ötesinde uygulanabilirliği destekliyor.

Kavram kanıtı çalışması, aşı içeriğiyle virüslere karşı bağışıklık sağlayan tuzlu suyu yarasaların çabucak içtiğini de gösterdi.

Bilim insanları çalışmada yarasaları aşı taşıyan sivrisineklerle kapalı alanlara yerleştirdi ve böylece sivrisinekler yarasaları ısırırken yarasalar da sivrisineklerle beslendi.

Aşılar, hem böcekleri hem de memelileri enfekte edebildiği için sivrisinekler aracılığıyla taşınmaya uygun olan veziküler stomatit virüsü (VSV) kullanılarak tasarlandı.

Araştırmacılar, VSV'yi kuduz virüsü veya Nipah virüsünden proteinler üretecek şekilde değiştirdi.

Daha sonra, Aedes aegypti sivrisineklerini virüs içeren kanla besleyerek aşı virüsüyle enfekte ettiler.

VSV aşısının sivrisinekler arasında yayılmasını önlemek için sivrisinekler X ışınlarıyla kısırlaştırıldı.

Araştırmacılar, özel sivrisineklerle temas eden yarasaların Nipah ve kuduz virüslerine karşı güçlü bir savunma geliştirmeye başladığını saptadı.

Çalışmaya göre aşı taşıyan sivrisineklere maruz kalan 6 yarasadan 4'ü, kuduz ve Nipah virüsüne karşı tespit edilebilir seviyede antikor geliştirdi.

Bilim insanları, yarasaların mineralleri aradığı ve doğal bir şekilde bu içeceğe yöneldiği bilindiğinden, aşı içeren tuzlu su tuzaklarının etkinliğini de test etti.

Araştırmacılar, bu tekniğin de benzer şekilde güçlü bağışıklık tepkileri ürettiğini buldu.

Bu tür tuzaklar, yabani yarasa popülasyonlarının bulunduğu mağaralara yerleştirilebilir.

Araştırmacılar, birden fazla yoldan aktarılan aşının yarasadan yarasaya bulaşmadığını çünkü bunun öngörülemeyen yan etkilere yol açabileceğini vurguluyor.

Bilim insanları, "Bulaşıcı aşılar, minimum girdiyle geniş bir popülasyonu kapsama potansiyeli sunsa da doğası gereği evrimsel ve ekolojik riskleri artırıyor" diye yazıyor.

Buna karşılık bizim stratejimiz 'sınırlı yayılma' yaklaşımıyla biyogüvenliği kasten önceliklendiriyor.

Ancak araştırmacılar bu tür yaban hayatı aşılarının uygulanmasının, aşı bulaşıcılığıyla biyogüvenlik arasında bir denge kurmayı gerektirdiğini belirtiyor.

Tasarlanmış virüslerin yaban hayatı popülasyonlarına bulaşmasının, ekosistemleri istenmeyen şekillerde etkileyebileceği uyarısında bulunuyorlar.

Ekolojik aşılar minimum girdiyle geniş bir popülasyonu etkileme potansiyeli sunarken, aşının tehlikeli hale gelme olasılığı gibi riskler yaratabileceğini söylüyorlar.

Araştırmacılar, "Stratejimiz, 'sınırlı yayılma' yaklaşımıyla biyogüvenliği kasten önceliklendiriyor" diye yazıyor.

Aşı maruziyeti, yarasa popülasyonları arasında yayılmak yerine, doğrudan hedeflenen konakçılarla sınırlı kalıyor.

Tasarlanmış virüsler içeren her türlü teknolojinin dikkatli bir denetim ve biyogüvenlik değerlendirmesi gerektirdiğine dair uyarıyorlar.

Independent Türkçe


Gökbilimciler ilk kez bir magnetarın doğumuna tanık oldu

Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
TT

Gökbilimciler ilk kez bir magnetarın doğumuna tanık oldu

Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)

Bilim insanları ilk kez bir magnetarın doğumuna tanıklık etti. Yeni çalışma aynı zamanda 16 yıllık bir teoriyi de doğruluyor.

Yaşam döngüsünün sonuna gelen yıldızların çekirdeği kendi içine çökerken dış katmanları süpernova olarak patlıyor. 

Büyük kütleli yıldızlar süpernovanın ardından geriye kara delik veya son derece yoğun ve hızlı dönen bir nötron yıldızı bırakabiliyor. Yaşamı süresince güçlü bir manyetik alana sahip yıldızlar ise özel bir tür nötron yıldızı olan magnetara dönüşüyor. 

Olağanüstü hızlı dönen magnetarlar, Dünya'nınkinden trilyonlarca kat daha güçlü bir manyetik alana sahip.

Gökbilimciler Aralık 2024'te, Güneş'in 25 katı kütleye sahip bir yıldızın geçirdiği süpernova patlamasını 200 gün boyunca takip etti. 

Dünya'dan yaklaşık 1 milyar ışık yılı uzaktaki SN 2024afav isimli süpernova, "süper parlak" sınıfına giriyordu. Bu tür patlamalar, normal süpernovalardan yaklaşık 10 kat daha parlak oluyor.

Kaliforniya Üniversitesi Berkeley kampüsünden astrofizikçi Dan Kasen, 16 yıl önce süper parlak süpernovalara magnetarların yol açtığını öne sürmüştü. Ancak bu teori o zamana kadar doğrulanamamıştı.

Üniversitenin Santa Barbara kampüsünden araştırmacılar ise Albert Einstein'ın genel görelilik teorisine başvurarak bu hipoteze kanıt sundu. 

Normalde bir süpernovadan yayılan ışık, en yüksek parlaklığa ulaştıktan sonra yavaş yavaş sönmeye başlar. Ancak SN 2024afav'dan gelen ışık, bu zirvenin ardından sönmek yerine titreşir gibi davranarak bir dizi küçük parlama üretti.

Araştırmacılar bunun, yıldızın bazı kalıntılarının uzaya kaçmak yerine magnetara geri düşmesi ve girdap şeklinde bir gaz diski oluşturmasından kaynaklandığını düşünüyor.

Bulguları hakemli dergi Nature'da dün (11 Mart) yayımlanan çalışmaya göre diskteki bu enkaz alanı asimetrik; yani hem diskin hem de magnetarın dönüş eksenlerinin hizası bozulmuş durumda.

Bilim insanları SN 2024afav'ın ışımasındaki salınımlara bu eğikliğin yol açtığını söylüyor. 

Görelilik teorisine göre, dönen devasa bir cisim uzay-zaman dokusunu bükerek buna yol açabilir.

Bu nedenle araştırmacılar, Kasen'ın öne sürdüğü gibi diskin içinde bir magnetarın döndüğü ve ona enerji aktardığı sonucuna vardı.

Magnetar, yüklü parçacıkları hızlandırarak süpernovanın enkazıyla çarpışıyor ve bu nedenle süpernova son derece parlak oluyordu.

Makalenin yazarlarından Joseph Farah "Süpernova mekanizmasını açıklamak için genel görelilik ilk kez kullanıldı" diyor.

Öte yandan süper parlak süpernovaların tek açıklaması magnetar olmayabilir. Patlayan yıldızın şok dalgasının yakındaki maddelere çarparak parlaklıklarını artırması da muhtemel.

Ancak magnetarlar bu süpernovaların küçük bir kısmından sorumlu olsa bile yeni çalışma hem astronomi hem de genel görelilik açısından önem taşıyor.

Farah, "Bu, parçası olma ayrıcalığını yaşadığım en heyecan verici şey" diyerek ekliyor: 

Bu, çocukken hayalini kurduğum bilim.

Independent Türkçe, Popular Science, Times, Nature


215 milyon yıllık sürüngen, timsah evrimi teorilerini sarsıyor

Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
TT

215 milyon yıllık sürüngen, timsah evrimi teorilerini sarsıyor

Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)

Bilim insanları, hayatına dört ayak üzerinde başladıktan sonra iki ayak üzerinde yürüyen, eski dönemlerde yaşamış "tuhaf" bir timsah keşfetti.

Sonselasuchus cedrus adı verilen bu hayvan, yaklaşık 201 ila 225 milyon yıl önce, Geç Triyas Dönemi'nde yeryüzünde dolaşıyordu.

O dönemin bazı dinozor türleriyle yüzeysel benzerlikler taşıyan ancak günümüz timsahlarının doğrudan akrabaları olan shuvosauridae grubuna ait bu türün keşfi, timsahların evrimine ilişkin önceki anlayışa meydan okuyor.

Washington Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Burke Doğa Tarihi ve Kültürü Müzesi'nden araştırmacılar, bulguları Journal of Vertebrate Paleontology'de yayımlanan çalışmada fosilleşmiş uzuv kemiklerinin sıradışı oranlarının, timsahın büyüdükçe yürüme şeklinin değiştiğini gösterdiğini öne sürüyor.

Başyazar Elliott Armour Smith, "Sonselasuchus'un yavruyken ön ve arka uzuvlarının daha orantılı olduğunu ve yetişkinlikte arka bacaklarının uzayıp sağlamlaştığını düşünüyoruz" diyor.

Esasen bu canlıların hayatlarına dört ayak üzerinde başladığını... Sonra büyüdükçe iki ayak üzerinde yürümeye geçtiğini düşünüyoruz. Bu bilhassa tuhaf bir durum.

Yaklaşık 64 santimetre boyunda olduğu tahmin edilen sürüngen, dişsiz bir gaga, büyük göz çukurları ve içi boş kemiklere sahipti. Bu özellikler, genellikle "devekuşu dinozorlar" denen ornithomimidae dinozorlara çarpıcı benzerlik gösteriyor.

Ancak Armour Smith bu özelliklerin birbirinden bağımsız şekilde evrimleştiğini belirtiyor.

Bu benzerlik muhtemelen timsah ve kuş soylarındaki arkozorların aynı ekosistemlerde evrimleşmesi ve benzer ekolojik rollere yönelmesi nedeniyle ortaya çıktı.

Sonselasuchus gibi shuvosauridlerdeki iki ayak üzerinde yürüme, dişsiz gaga, içi boş kemikler ve büyük göz çukurları gibi özelliklerin timsah soyunda da görüldüğünü ekliyor.

Sonselasuchus cedrus fosilleri Arizona'daki Petrified Forest Ulusal Parkı'nda, Armour Smith'in iş arkadaşı Profesör Christian Sidor'un da aralarında yer aldığı bir ekip tarafından ilk olarak 2014'te bulunmuştu.

10 yıllık kazı ve hazırlık çalışmalarında 3 binden fazla kemik keşfedilen bu bölge, olağanüstü bir fosil zenginliğine sahip.

frttr
Sonselasuchus cedrus'un radius kemikleri (Elliott Armour Smith/Christian A. Sidor)

Türün adı "cedrus", bu sürüngenin yaşadığı düşünülen ormanlık ortamlardan hareketle, Geç Triyas Dönemi'ndeki ormanlarda bulunan sedir (cedrus) ağaçlarına gönderme yapıyor.

Cins adı "Sonselasuchus" ise keşfin yapıldığı jeolojik tabaka olan Üst Triyas Chinle Formasyonu'nun Sonsela Üyesi'ne atıf yapıyor.

Profesör Sidor için bu süregelen keşifler, ABD Ulusal Park Servisi'yle 10 yılı aşkın süredir ortaklaşa yürütülen özverili araştırmaların sonucu.

Bilim insanı "2014'de Petrified Forest'ta saha çalışmasına başladığımızdan bu yana Sonselasuchus kemik yatağından 3 binden fazla fosil topladık ve hiç bitecekmiş gibi görünmüyor" diyor.

Kemik yatağında balık, amfibi, dinozor ve diğer sürüngenlerin fosilleri de keşfedilirken, Washington Üniversitesi'nden 30'dan fazla öğrenci ve gönüllü "yeni ve ilginç fosillerin" sürekli ortaya çıkmasına katkı sağlıyor.

Independent Türkçe