Game Of Thrones'daki Daenerys detayı tüm Targaryenleri değiştirdihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/4507001-game-thronesdaki-daenerys-detay%C4%B1-t%C3%BCm-targaryenleri-de%C4%9Fi%C5%9Ftirdi
Game Of Thrones'daki Daenerys detayı tüm Targaryenleri değiştirdi
8 sezon boyunca devam eden Game of Thrones, tam 59 Emmy kazanmıştı (HB0)
Emilia Clarke'ın canlandırdığı Daenerys Targaryen, Game of Thrones'un başından itibaren George R. R. Martin'in Westeros hikayesinin kritik bir parçası olarak sunuldu.
Başlangıçta itaatkâr bir prenses olarak görülse de Daenerys, ailesinin karmaşık geçmişini ve kendi kişisel kayıplarını iktidara yükselmek için motivasyon olarak kullandı.
Deliliğe yenik düştü
Game of Thrones'un 8. sezonunun sonunda Daenerys, Demir Taht'ı ele geçirdi ancak aynı zamanda Yedi Krallık için zorlu bir tehdit olduğunu da kanıtladı.
Daenerys, yeni bir Targaryen hanedanının başlangıcı ve "Deli Kral" II. Aerys Targaryen'den bu yana ailenin ilk hükümdarı olmak yerine, deliliğe yenik düştü ve sonunda Jon Snow tarafından öldürüldü.
Dizinin değiştirdiği "dev" ayrıntı
Dany'nin yolculuğunun romanlarda nasıl sonuçlanacağı belli değil. Game of Thrones'un kaynak materyalde bazı değişiklikler yaptığı, özellikle de dizinin olay örgüsünün kitapların önüne geçtiğiyse bir gerçek.
Britanyalı oyuncu Clarke, Daenerys rolündeki performansıyla 4 kez Emmy ödülüne aday gösterilmişti (HBO)
Britanyalı oyuncu Clarke, Daenerys rolündeki performansıyla 4 kez Emmy ödülüne aday gösterilmişti (HBO)
Bununla birlikte en başından beri, özellikle karakter görünümleri karşılaştırıldığında, kitap ve dizi arasında keskin farklılıklar vardı. Daenerys'in Game of Thrones'daki görünümü sık sık kitapla karşılaştırılsa da, dizinin değiştirdiği büyük bir ayrıntı var ki bunu aşmak zor.
Daenerys ve Targaryen soy ağacının üyeleri platin beyazı saçlarıyla biliniyor ancak aileyle bağlantılı başka bir özellik daha var: Mor gözler.
Mor gözler neden dizide yok?
Buz ve Ateşin Şarkısı'nda (A Song of Ice and Fire) Targaryenler mor göz renkleriyle ün salmıştı ancak bu ayrıntı ne HBO'nun Game of Thrones'unda ne de Targaryen Hanedanı'nın yoğun olarak yer aldığı House of the Dragon'da kullanıldı.
Targaryenlerin mor gözlerinin dizide değiştirilmesi yaratıcı bir karara bağlı değil, mantıksal bir karardı.
Game of Thrones'un yaratıcıları David Benioff ve D.B. Weiss, 1. sezon DVD yorumlarında görülebilen açıklamlarında, mor kontakt lenslerin dikkat dağıtıcı olduğunu söylerken, CGI teknolojisinin sunduğu seçeneklerin de çok karmaşık olduğunu ekliyor.
Emilia Clarke ve Dany'nin ekrandaki kardeşi Viserys Targaryen'i canlandıran Harry Lloyd'un da aile karakteristiğini yakalamak için mor lensleri denediği ancak çok rahatsız edici oldukları için vazgeçtikleri yönünde söylentiler de vardı.
Bu nedenle HBO'nun izlenme rekorları kıran dizisi, Clarke'ın yeşil gözlerini tercih etti ve House of the Dragon da mor ayrıntıyı göz ardı ederek aynı yolu izledi.
Göz rengi değişikliği bazılarına küçük bir detay görünse de bu ayrıntı aslında Targaryenler için önemli bir değişiklikti.
Buz ve Ateşin Şarkısı serisi, Targaryenlerin genellikle çivit mavisi ve menekşe de dahil olmak üzere morun çeşitli tonlarında gözlere sahip olduğunu ortaya koymuştu.
Bu özellik Westeros'ta bir güç işareti olarak görülüyor çünkü Targaryen Hanedanı'nın kadim Valyria atalarına dayanıyor. Targaryenlerde görülen mor gözler ve platin sarısı saçlar aslında Valyria kanına bağlıydı ve Yedi Krallık'ın geri kalanına Targaryenlerin büyük bir güç olduğunu hatırlatıyordu.
Game of Thrones, mor göz rengini kesmiş olsa da Daenerys'in Targaryen statüsü hiçbir zaman sorgulanmadı.
Eleştirmenlere göre House of the Dragon'ın Targaryen Hanedanı'na ve onların Westeros tarihindeki karmaşık rolüne odaklanması, kraliyet hanesinin iyisiyle kötüsüyle gerçekten türünün tek örneği olduğu gerçeğini pekiştirmeye devam ediyor.
Quentin Tarantino, Brad Pitt'e "Senin kariyerini bitiririm" diye çıkışmış
Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
Çekimlerinin üzerinden 8 yıl geçse de Bir Zamanlar... Hollywood'da (Once Upon a Time... in Hollywood) gündem olmayı sürdürüyor.
Filmin oyuncularından Bruce Dern, Quentin Tarantino ve Brad Pitt'le yaşadığı anıyı, kendisini konu alan Dernsie belgeselinin prömiyeri için gittiği Cannes Film Festivali'nde gazetecilere açıkladı.
Doğaçlama yeteneğiyle bilinen tecrübeli aktör, Bir Zamanlar... Hollywood'da setinde de bu kabiliyetini kullandığını aktardı. Görme engelli George Spahn'ı canlandıran oyuncu çekimler sırasında yaşadığı ilginç olayı şöyle aktardı:
Bir Zamanlar... Hollywood'da'da Brad Pitt beni uyandırıyor. Yataktayım, uyanıyorum, biraz sersemim falan. 'Ne olduğunu pek anlamıyorum' dedim. Ona doğru baktım. Kameranın durmasını istedi. Quentin'in yüzündeki ifade… Bir deli ciddiyetine sahipti. 'Brad sen ne yaptın?' dedi. O da 'Kamerayı durdurdum' diye yanıtladı. Bunun üzerine 'Bir daha asla kamerayı durdurayım deme, aksi takdirde kariyerini bitiririm. Bu benim alanım. Eylemi sonlandırma' dedi.
Sonrasında sahnenin tamamlandığını anlatan 89 yaşındaki aktör, "Brad yalnızca 'Söylediği şey senaryoda yoktu' diyebildi" ifadesiyle anısını bitirdi.
Tarantino'nun yazıp yönettiği ve başrollerinde Leonardo DiCaprio, Brad Pitt ve Margot Robbie'nin yer aldığı Bir Zamanlar… Hollywood'da, 2020 Oscar Ödülleri’nde 10 dalda aday gösterilmişti.
Film En İyi Yardımcı Aktör dalında Pitt'e, En İyi Yapım Tasarımı dalındaysa Barbara Ling ve Nancy Haigh'e Akademi Ödülü kazandırmıştı.
Devam projesi The Adventures of Cliff Booth'u yönetmekten vazgeçip son filmi olması beklenen The Movie Critic'i rafa kaldıran Quentin Tarantino, rotasını tiyatroya kırdı.
62 yaşındaki sinemacı, kaleme aldığı oyunla yönetmen koltuğuna geri dönmeye hazırlanıyor.
Öte yandan senaryosunu Tarantino'nun yazdığı, yönetmen koltuğundaysa David Fincher'ın oturduğu Brad Pitt'li The Adventures of Cliff Booth, bu yılın sonlarında Netflix kütüphanesindeki yerini alacak.
Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety
Oscarlı yıldız: Gerçekten kötüyüm deyip başrolü bırakmak istedimhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5276258-oscarl%C4%B1-y%C4%B1ld%C4%B1z-ger%C3%A7ekten-k%C3%B6t%C3%BCy%C3%BCm-deyip-ba%C5%9Frol%C3%BC-b%C4%B1rakmak-istedim
Oscarlı yıldız: Gerçekten kötüyüm deyip başrolü bırakmak istedim
Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
Son günlerde Şeytan Marka Giyer 2'deki (The Devil Wears Prada 2) rolüyle de konuşulan Anne Hathaway, 17 Nisan'da vizyona giren Mother Mary'nin çekimleri sırasında çok zorlandığını açıkladı.
43 yaşındaki aktris; Jack Antonoff, Charli XCX ve FKA twigs'in film için bestelediği şarkıları söyleyip onlarla birlikte dans ettiği görüntüleri izleyince "Gerçekten kötü… Gelip bunu seyretmelerini insanlardan isteyebilir miyim, bilmiyorum" diye düşündüğünü anlattı.
Oscarlı yıldız, eşi Adam Shulman'a projeden ayrılmak istediğini söylediğini Elle'e verdiği röportajda bildirdi.
Sonrasında "Kovulursam değil, ayrılırsam utanacak bir durum oluşur" düşüncesine vardığını sözlerine ekledi.
Film için aylarca dans dersi alan aktris, çekimler bittikten sonra bir yıl boyunca sesini de geliştirmiş.
Post prodüksiyon aşamasında Antonoff'la birlikte stüdyoya döndüğünü belirten Amerikalı, "Başını sallayıp 'Çalışmışsın' dedi" ifadesini kullandı.
Tüm bu çabaya rağmen film, küresel gişe hasılatında 3 milyon dolar barajını bile geçemedi.
Yeşil Şövalye (The Green Knight) ve Bir Hayalet Hikayesi'yle (A Ghost Story) tanınan David Lowery'nin yazıp yönettiği Mother Mary, turnesini varoluşsal bir kriz nedeniyle yarıda bırakan pop yıldızı Mary'nin hikayesini anlatıyor.
Hathaway'in canlandırdığı Mary, yıllar önce imajını şekillendiren eski arkadaşı ve moda tasarımcısı Sam'le (Michaela Coel) yeniden bir araya geliyor.
Kadroda ayrıca Hunter Schafer, Atheena Frizzell, Kaia Gerber, Jessica Brown Findlay, Alba Baptista ve Sian Clifford gibi isimler var.
Temmuzda yayımlanan Vogue röportajında Anne Hathaway, canlandırdığı karakterle ilgili şunları söylemişti:
Senaryoyu okur okumaz fark ettiğim şey, Mary'nin 'oynanacak' bir karakter olmadığıydı. Eğer rolü alırsam, David'in şekillendirebileceği bir malzeme haline gelmem gerekecekti... Acemi olmayı kabul etmeliydim. Bunun beraberinde getirdiği tevazu, her gün sete gelip kötü olacağını bilmek ve bunun normal olduğuna inanmak. 'Kötü' değilsin; sadece acemisin ve öğreniyorsun. Bu zihniyete ulaşmak için bazı şeyleri geride bırakmam gerekti. Dönüştürücü süreçlerin zorluğu gibi, bu da zordu ama bir o kadar da değerliydi.
Independent Türkçe, Deadline, TheWrap
Gözden kaçan ama kahkahası bol 6 komedi dizisihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5276248-g%C3%B6zden-ka%C3%A7an-ama-kahkahas%C4%B1-bol-6-komedi-dizisi
Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
Ekran karşısında şöyle içten bir kahkaha atıp günün yorgunluğunu üzerimizden atmayı hepimiz hak ediyoruz. Ancak popüler kültürün bitmek bilmeyen "en iyiler" listeleri bazen gerçek keşiflerin önünü kapatabiliyor. Ana akımın ışıltılı dünyasında kendine yer bulamasa da zekasıyla parlayan, kıymetini bilenlerin gönlünde taht kuran diziler aslında hemen yanı başımızda keşfedilmeyi bekliyor. Çok fazla konuşulmasa da seyircisiyle özel bir bağ kuran bu diziler, çoğu zaman en unutulmaz izleme deneyimini sunuyor. Nitekim iyi komedi sadece güldürmekle ilgili değil, bazen insanın sıkışmışlığını, yalnızlığını ve yönsüzlüğünü en dürüst haliyle gösterebilmekle de ilgili.
Spaced'in kendine has absürtlüğü, Crashing'in anlattığı kaotik Londra hayatı, Black Books'un huysuzluğu başlı başına bir mizah biçimine dönüştürmesi, My Name Is Earl'ün karma düzeltme telaşı, klişelere düşmekten sıyrılan Mo'nun göçmenlik bürokrasisiyle dokunaklı dansı ve Lovesick'in modern ilişkilere dair o naif gerçekçiliği... Bahsettiğimiz bu diziler, listemizin gizli kalmış yıldızları.
Klişelere sıkışmış sitcom dünyasından uzaklaşıp, hafızalara kazınabilecek bu özel dizileri gün yüzüne çıkarıyoruz. Eğer "Bu diziyi neden daha önce izlemedim?" diyeceğiniz bir keşif yolculuğuna hazırsanız, arkanıza yaslanın ve listemize göz atın. Belki de yeni favoriniz tam da burada saklıdır.
Spaced (1999–2001)
Edgar Wright imzasını daha ilk dakikalarından hissettiren Spaced, sıradan bir ev arkadaşlığı hikayesini enerjisi hiç düşmeyen yaratıcı bir komediye dönüştürüyor. Simon Pegg ve Jessica Hynes'in canlandırdığı Tim ve Daisy, sevgili gibi davranarak aynı eve taşınan, 20'lerindeki işsiz güçsüz iki karakter olsa da dizi asıl enerjisini onların etrafında kurulan kaotik dünyadan alıyor. Video oyunlarından paintball savaşlarına, absürt hayal sekanslarından gündelik hayatın küçük krizlerine kadar her bölümde temposu sürekli değişen çılgın bir ritim hissediliyor.
İki BAFTA adaylığı bulunan Spaced'deki bazı temalar ve zombi sahneleri, daha sonra Zombilerin Şafağı'na ilham verdi (Channel 4)
Cornetto Üçlemesi'ne giden yolu açan ve Nick Frost gibi isimleri öne çıkaran bu İngiliz klasiği, Wright'ın hızlı kurgusu ve görsel mizah anlayışıyla klasik sitcom formülünden sıyrılıp neredeyse deneysel bir komediye dönüşüyor. Buna rağmen karakterler hiçbir zaman seyirciden kopmuyor. "Neden olmasın?" duygusuyla hareket ederek sıradışı kamera açılarını zekice yazılmış diyaloglarla harmanlarken, izleyicide derin bir bağ ve sempati uyandırmayı da başarıyor. Özellikle Frost ve Michael Smiley gibi yan karakterlerin kattığı enerji, dizinin en önemli unsurlarından biri.
Bugün hâlâ yeterince keşfedilmemiş olsa da Spaced, modern İngiliz komedisinin en yaratıcı ve etkili işlerinden biri olarak anılmayı rahatlıkla hak ediyor.
IMDb: 8,5
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor
Black Books (2000–2004)
Hak ettiği değeri göremeyen komedi dizileri listemize, insansevmezlikle sıcaklığı aynı potada eriten, tam da battaniye altına girip çayınızı yudumlarken izlemelik Black Books'la devam ediyoruz.
Kitaplarla dolu dağınık bir dükkanın içinde geçen Black Books, ilk bakışta küçük ölçekli bir sitcom gibi görünse de Britanya komedisinin en kendine özgü işlerinden biri.
Zombilerin Şafağı'ndan (Shaun of the Dead) da hatırlayacağınız Dylan Moran'ın canlandırdığı kitabevi sahibi Bernard Black, insanlardan nefret ediyormuş gibi davranan ama bütün huysuzluğunun altında garip bir samimiyet taşıyan unutulmaz bir karakter.
İki BAFTA ödüllü Dylan Moran (en sağda), canlandırdığı huysuz Bernard karakterini yaratırken Dublin'de karşılaştığı gerçek bir sahaftan ilham almış (Channel 4)
Bernard huysuzluğu, bitmek bilmeyen alaycılığı ve zekice iğnelemeleriyle televizyon tarihinin en nevi şahsına münhasır komedi karakterlerinden biri. Onun bu amansız karamsarlığı, yanı başındaki dükkanı işleten sabırlı dostu Fran ve işe yeni giren iyimser yardımcısı Manny'nin eğlenceli dinamikleriyle harika bir durum komedisi dengesine kavuşuyor.
Londra'nın sıradan gündelik hayatını fon olarak kullanırken bir anda absürtleşebilen hikayeleri sayesinde Black Books, klasik sitcom düzenini sürekli bozan bir ritim yakalıyor. Martin Freeman ve Olivia Colman gibi isimlerin konuk oyunculukları da dizinin Britanya komedi dünyasıyla kurduğu güçlü bağı hissettiriyor.
Eğer hem içinizi ısıtacak hem de kara mizahıyla sizi güldürecek saklı bir hazine arıyorsanız, bu darmadağınık kitabevinin kapısını kesinlikle aralamalısınız zira Black Books hâlâ keşfedilmeyi bekliyor.
IMDb: 8,4
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor
Lovesick (2014–2018)
İlk bakışta yalnızca sıradışı fikriyle dikkat çeken Lovesick, aslında modern ilişkileri şaşırtıcı derecede samimi ve gerçekçi anlatan en özel romantik komedilerden biri.
Dizi, klamidya teşhisi alan müzmin romantik Dylan'ın durumu eski partnerlerine haber vermek zorunda kalmasını merkezine alırken, her bölümde eski ilişkilerin nasıl başlayıp nasıl sona erdiğini geri dönüşlerle anlatıyor. Bu yapı izleyicide hem eğlenceli hem nostaljik yer yer de buruk bir tat bırakıyor. Bu yapı sayesinde Lovesick, sadece romantik bir hikaye değil; aynı zamanda 20'li yaşların kafa karışıklığını, bağlanma korkusunu ve yalnızlık hissini çok doğal biçimde yakalıyor.
Johnny Flynn (solda), Antonia Thomas (sağda) ve Daniel Ings'i (ortada) başrollerde buluşturan Lovesick, 2014'te Channel 4'da ilk yayımlandığında Scrotal Recall adıyla çıkış yapmıştı (Channel 4 / Netflix)
Johnny Flynn'in sakin ama kırılgan performansı, Antonia Thomas ve Daniel Ings'in enerjisiyle birleşince karakterler kısa sürede yakın arkadaşlarınız gibi gelmeye başlıyor.
Mizahı çoğu zaman ince ve gündelik detaylardan beslenen dizi, romantik komedilerde sık görülen yapay dramatik tuzaklara düşmeden duygusal olmayı başarıyor. Lovesick son yılların en zarif, en içten ve hak ettiği değeri görememiş komedilerinden biri.
IMDb: 8
Nereden izlenir: Netflix
Mo (2022–2025)
Sizi Netflix'in nasıl konumlandıracağını tam olarak çözemediği ancak türler arasında rahatça dolaşan saklı cevher Mo'yla tanıştırmak isteriz. Filistinli komedyen Mo Amer ve Ramy'nin yaratıcısı Ramy Youssef'un imzasını taşıyan dizi, Houston'da bir mülteci ailesinin Amerika'daki sıkışmışlık hissini anlatıyor. Mo, göçmenlik hikayelerini klişelere sığınmadan anlatabilen nadir dizilerden biri ve bunu yaparken mizah duygusunu hiç yitirmiyor.
44 yaşındaki komedyen Mo Amer, 2009'da nihayet ABD vatandaşlığı almadan önce, Teksas'ta mülteci olarak 20 yıl boyunca yasal bir belirsizlik içinde yaşadı (Netflix)
Göçmenlik bürokrasisi, ailevi sorumluluklar ve travmalar arasında mekik dokuyan yapım, "Amerikalılık" fikrini köksüzlük, yerel sokak mizahı ve politik eleştirilerle harmanlayan tam bir çelişkiler komedisi. Diziyi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bir yandan gerçekçi bir göçmenlik hikayesini anlatırken diğer yandan sürreal dokunuşlarla hikayeyi neredeyse mitolojik bir boyuta taşıyabilmesi. Mo Amer'in hem zeki hem de karizmatik performansı, izleyiciyi sistemin kırık dökük parçaları arasında hayatta kalmaya çalışan bu adamın dünyasına anında ortak etmeyi başarıyor.
Derdini anlatırken vaaz vermeyen, temposu yüksek ve derinliğiyle sizi yakalayan bir komedi arıyorsanız, Mo'nun Houston sokaklarındaki hayatta kalma çabasına mutlaka göz atmalısınız.
IMDb: 7,9
Nereden izlenir: Netflix
My Name Is Earl (2005–2009)
Karma fikrini merkezine alan My Name Is Earl, ilk bakışta absürt ve fazlasıyla "küçük ölçekli" görünen hikayesini zamanla televizyonun en sıcak ve samimi komedilerinden birine dönüştürdü.
Dizi, küçük çaplı bir suçlunun piyangoyu kazandığı gün geçirdiği kazanın ardından hayatını tamamen değiştirme kararı almasıyla başlıyor.
Jason Lee'nin Earl Hickey rolündeki ikonik performansına Jaime Pressly, Ethan Suplee ve Eddie Steeples gibi güçlü bir yardımcı oyuncu kadrosunun eşlik etmesi, dizinin o kendine has neşeli ve samimi havasını perçinliyor. Earl, hayatı boyunca kırdığı insanlardan tek tek özür dilemeye çalışırken dizi de her bölümde hem eğlenceli hem şaşırtıcı derecede duygusal bir hikaye anlatıyor.
Earl'ü canlandıran 56 yaşındaki Jason Lee (solda), Şöhrete Bir Adım (Almost Famous) ve Vanilla Sky gibi filmlerdeki rolleriyle de tanınıyor (NBC)
"Redneck" mizahına yaslanmasına rağmen karakterleri hiçbir zaman küçümsememesi, dizinin bugün hâlâ sevgiyle hatırlanmasının en büyük nedenlerinden biri. Komedi unsurunu ahlaki derslerle şaşırtıcı bir dengeyle birleştiren dizi, zaman zaman saçma sapan ama her daim pozitif mesajlar veren bölümleriyle izleyiciye bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor.
Yaratıcı geri dönüş sahneleri ve her karakterin derinliğiyle televizyon tarihinin en iyi niyetli kara mizah örneklerinden biri olmasına rağmen ne yazık ki ekranlara apar topar veda etmesi dizinin en büyük talihsizliği olmuştu.
Cevapsız kalan hikayesi can sıksa da My Name Is Earl, hak ettiği değeri görememiş en içten, yaratıcı ve içimizi ısıtan komedilerden biri olarak hafızamızda.
IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Disney+
Crashing (2016)
Yolumuza Phoebe Waller-Bridge'in efsanevi Fleabag öncesinde kaleme alıp başrolünde yer aldığı gizli cevheri Crashing'le devam ediyoruz. Yalnızca 6 bölümden oluşan bu mini dizi, Londra'nın fahiş kiralarından kaçmak için terk edilmiş eski bir hastanede birlikte yaşayan genç yetişkinlerin kaotik hayatlarına, karmaşık ilişkilerine ve yönsüzlük hissine odaklanıyor.
Waller-Bridge'in canlandırdığı eksantrik Lulu karakterinin gelişiyle dengeleri bozulan bu toplulukta, günümüz yıldızlarından Jonathan Bailey ve Damien Molony gibi isimlerin canlandırdığı, kusurlarla dolu ama aralarındaki kimya su götürmez olan bir arkadaş grubu bizi karşılıyor.
Whitechapel'daki eski Royal London Hastanesi'nde çekilen Crashing'in senaryosu, Phoebe Waller-Bridge'in kaleme aldığı iki ayrı kısa oyundan türedi (Channel 4 / Netflix)
Fleabag kadar deneysel ya da karanlık olmasa da Crashing, yetişkinliğe geçiş sürecindeki kaybolmuşluk hissini sıcak, komik ve samimi bir dille anlatan, göz ardı edilmiş komedilerden biri.
Karakterlerin büyük yüzleşmelerin eşiğine gelip söylenmemiş kelimelerin ardına saklandığı anlar, yetişkinliğin getirdiği kaybolmuşluk ve kimlik arayışı hissiyle nefis bir şekilde birleşiyor.
Çabucak biten, temposu yüksek ve modern ilişkilerin karmaşasını samimi bir dille anlatan bir komedi arıyorsanız, Waller-Bridge'in ukulele eşliğinde söylediği uydurma şarkılara hazırlıklı olun ve bu hastanenin kapısını mutlaka aralayın.
IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة