Haçlar, ABD'deki Katolik hastanelerinden kaldırılıyor

Sağlık ve sosyal hizmetler, ABD'deki tüm sektörler arasında ölümcül olmayan işyeri yaralanmalarında en yüksek orana sahip

Illinois ve Wisconsin'de Katolik Kilisesi tarafından işletilen bir grup hastane, personele yönelik saldırıları önlemek amacıyla haçları kaldıracaklarını açıkladı (AP)
Illinois ve Wisconsin'de Katolik Kilisesi tarafından işletilen bir grup hastane, personele yönelik saldırıları önlemek amacıyla haçları kaldıracaklarını açıkladı (AP)
TT

Haçlar, ABD'deki Katolik hastanelerinden kaldırılıyor

Illinois ve Wisconsin'de Katolik Kilisesi tarafından işletilen bir grup hastane, personele yönelik saldırıları önlemek amacıyla haçları kaldıracaklarını açıkladı (AP)
Illinois ve Wisconsin'de Katolik Kilisesi tarafından işletilen bir grup hastane, personele yönelik saldırıları önlemek amacıyla haçları kaldıracaklarını açıkladı (AP)

Illinois ve Wisconsin'de Katolik Kilisesi tarafından işletilen bir grup hastane, personele yönelik saldırıları önlemek amacıyla haçları kaldıracaklarını açıkladı.

Hastane Rahibeleri Sağlık Hizmeti (Hospital Sisters Health System), hastaların personele saldırmak için kullanmalarını önlemek amacıyla hastanelerindeki ahşap ve metal haçların kaldırılacağını açıkladı.

Kuruluş, kararın "değişen sağlık hizmetleri ortamı ve sağlık çalışanlarının işyerinde şiddete maruz kalmalarındaki genel artışa" istinaden alındığını söyledi.

Hastane Rahibeleri, bu kararı tetikleyen belirli bir olay olmadığını ancak gelecekte "daha güvenli olan haçların" kullanılacağını belirtti. Daha fazla ayrıntı verilmedi.

Kuruluş, haçların kaldırılmasının son çare olduğunu, sağlık sisteminin tüm çalışanların "Agresif Davranışların Yönetimi" konusunda eğitim aldığını ve doğrudan hastalarla çalışanların gerilimi azaltma yöntemlerini öğrendiğini vurguladı.

Sağlık ve sosyal hizmetler, ABD'deki tüm sektörler arasında ölümcül olmayan işyeri yaralanmasında en yüksek orana sahip ve 100 binden fazla vakayla hem imalat hem de inşaat sektörlerini geride bırakıyor.

İşgücü İstatistikleri Bürosu'nun 2018 verilerine göre, pandemi sırasında şiddet olaylarının yoğunlaşmasıyla birlikte sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının işyerinde yaralanma olasılığı diğer sektör çalışanlarından 5 kat daha fazla.

Press Ganey verilerine göre, 2022'nin ikinci çeyreğinde 5 bin 200'den fazla hemşire personeli saldırıya uğramış ve bu da her bir saatte iki hemşirenin saldırıya uğradığı anlamına geliyor.

Sağlık Çalışanları İçin Şiddete Karşı Güvenlik Yasası (Safety from Violence for Healthcare Employees Act) iki partinin de desteğiyle eylülde Senato'da sunuldu. Senatörler Joe Manchin ve Marco Rubio tarafından sunulan tasarı, hastane çalışanlarına bilerek saldırmayı federal bir suç haline getirecek.

Senatör Manchin o dönemde yaptığı açıklamada, "Ülkemizin sağlık çalışanları, artan şiddet, tehdit ve yıldırma karşısında bile yorulmak bilmeden ülkenin dört bir yanındaki toplulukların sağlık ve refahıyla ilgileniyor" dedi.

Bu yasa hastane personeli için daha güvenli bir çalışma ortamı yaratacak, şiddet içeren davranışları caydıracak ve saldırganların gereken şekilde sorumlu tutulmasını sağlayacak.

Amerikan Hastaneler Birliği (AHA) yasayı destekleyerek sağlık çalışanlarının korunmasında "ileriye doğru atılmış önemli bir adım" diye nitelendirdi.

AHA Başkanı ve CEO'su Rick Pollack, "Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetteki keskin artış açıkça belgelenmişti ancak onları korumak için herhangi bir federal yasa mevcut değil" dedi.

Bu iki partinin desteklediği yasanın yürürlüğe girmesi, işgücümüzün korunmasında önemli bir adım olacak. AHA, Senatör Manchin ve Rubio'yu bu konudaki önderliklerini takdir ediyor.

Bununla birlikte, yaklaşık 40 eyalet sağlık çalışanlarına yönelik şiddete verilen cezaları arttıran yasaları kabul etmiş olsa da, benzer federal mevzuat kabul edilmemişti. Geçen yıl Senatör Tammy Baldwin, işyerleri için şiddeti önleme tedbirleri oluşturmakla görevlendirilen İş Güvenliği ve Sağlığı İdaresi'ne (OSHA) sağlık ve sosyal hizmet işyerleri için "Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları İçin İşyeri Şiddetini Önleme Yasası"'nı (Workplace Violence Prevention for Health Care and Social Service Workers Act) sunmuştu.

Yasa tasarısı nisanda yeniden sunulmadan önce ilerleme kaydedememişti ancak o zamandan beri de tekrar durdu.

Kasımda Hawaii'deki eski bir psikiyatri hastanesindeki bir hasta hakkında, bir hemşirenin bıçaklanarak öldürülmesi üzerine cinayet soruşturması başlatılmıştı.

Şarku'l Avsat



Japonya'da rekor seviyede nüfus düşüşü kaydedildi

(AFP)
(AFP)
TT

Japonya'da rekor seviyede nüfus düşüşü kaydedildi

(AFP)
(AFP)

Alisha Rahaman Sarkar 

Dün açıklanan nüfus sayımı verilerine göre Japonya'nın nüfusu 5 yıllık süre zarfında rekor bir düşüşle yüzde 2,5 azaldı.

Krizi çözmek için hükümet bir dizi önlem alsa da bu keskin düşüş, Japonya'nın hızla yaşlanan toplumunun karşı karşıya kaldığı demografik zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi.

Japonya'nın 5 yılda bir yayımlanan nüfus sayımı verileri, ülkenin nüfusunun 2025'te 123 milyona düştüğünü ortaya koydu. Bu rakam, 2020'de yayımlanan önceki verilere kıyasla 3 milyondan fazla azalma anlamına geliyor.

Üst üste üç ankettir ülkenin toplam nüfusunun azaldığı görülüyor.

Yeni veriler, sayımın başladığı 1920'den bu yana en büyük nüfus düşüşünü gösterdi. Hükümet bu düşüşü ülkenin yaşlanan demografisine ve doğal azalmaya, yani ülkede ölüm sayısının doğumları aşmasına bağlıyor.

Daha önce Dünya Bankası, Japonya'yı Monako'dan sonra dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ikinci ülkesi olarak tanımlamıştı.

Ayrıca dünyanın en düşük doğum oranlarından birine sahip olan Japonya, bu tür kayıtların tutmaya başlandığı 1950'lerden beri en düşük çocuk nüfusunu 2025'te kaydetti. Mayısın önceki haftalarında açıklanan verilere göre, çocukların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 10,8'le kayıtlardaki en düşük seviyeye geriledi.

Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara gazetecilere yaptığı açıklamada, "Nüfus düşüşünün daha da ilerlediği bir kez daha teyit edildi" dedi. Kihara, azalan nüfusun getirdiği zorlukları aşmak amacıyla "çeşitli önlemleri kapsamlı bir şekilde teşvik edeceği" sözünü verdi.

Kyodo News'a göre Kihara, "Tokyo'daki aşırı yoğunlaşmayı düzeltmek" için halkın ve işletmelerin bölgesel alanlara yayılmasının teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

Nüfus sayımı, Tokyo'daki nüfusun yüzde 1,4, Okinawa'daki nüfusun ise yüzde 0,1 arttığını ortaya koyarken, geri kalan 45 prefektörlükte düşüş yaşandı.

Sayımda, yabancı uyruklu sakinlerin sayısının 2020'de kaydedilen yaklaşık 2,75 milyonluk önceki rekoru aşarak yaklaşık 3,21 milyona yükseldiği tespit edildi. Göçün, Japonya'nın azalan nüfusunun olası çözümü olabileceği öne sürülse de geçen yıl ülke, yabancıların ülkeye girişine karşı daha sert bir tutum sergileyeceğine söz veren Sanae Takaiçi'yi lider olarak seçmişti.

Çocuk yetiştiren hanelere mali desteğin artırılması gibi adımlar bugüne kadar işe yaramasa da hükümet, 2030'a kadarki dönemi "bu eğilimi tersine çevirmek için son fırsat" olarak belirledi.

Independent Türkçe, independent.co.uk/asia


The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
TT

The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)

The Pitt'in yıldızı Sepideh Moafi, rol arkadaşı Noah Wyle'yle arasında husumet olduğu yönündeki spekülasyonları yalanladı.

HBO Max'in Emmy ödüllü tıp dramasının ikinci sezonunda diziye katılan 40 yaşındaki Moafi, hastanenin uzman doktoru Dr. Michael "Robby" Robinavitch'in (Wyle) uzun süreli izni süresince onun yerine geçici olarak atanan Dr. Baran Al-Hashimi'yi canlandırıyor.

İki doktor, hasta tedavisi ve çalışma tarzları konusunda sürekli çatışırken bu durum, Dr. Robby'nin acil servisini Dr. Al-Hashimi'ye devretmekte tereddüte kapılmasına yol açıyor. İkinci sezonun finalinde Dr. Al-Hashimi'nin nöbet bozukluğuyla mücadele ettiğini açıklaması, Dr. Robby'yi ona bir ültimatom vermeye zorluyor: Ya hastalığını hastane yönetim kuruluna açıklayacak ya da Dr. Robby onu ihbar edecek.

Karakterlerin gergin ilişkisi, oyuncular arasında da bir anlaşmazlık olduğu yönünde hararetli hayran söylentilerine yol açtı. Hatta Moafi'nin karakterinin gidişatının, Wyle'yle ekran dışında yaşadığı söylenen rekabetin cezası olduğu yönünde asılsız bir teori bile dolaşıyor.

Variety'ye verdiği yeni röportajda Moafi, husumet söylentilerine noktayı koyarak şöyle dedi:

Kesinlikle hayır. Bende öyle bir güç yok. Biz gerçekten harika iş arkadaşlarıyız. Noah ve benim her zaman harika bir iş ilişkimiz oldu, bu yüzden 15. bölümdeki daha karanlık, daha muzır sahneleri çekmek güvenli geldi; özellikle de sahne hazırlıkları arasında geyik yapıp gülüp eğlendiğimiz için.

The L Word: Generation Q oyuncusu "Yani aramızda kişisel bir husumet ya da rekabet olduğu iddiası tamamen yanlış" diyerek sözlerini yineledi. 

En azından benim bildiğim kadarıyla. Noah'ya sorabilirsiniz ama ben bu konuda bir şey bilmiyorum.

Moafi ayrıca bu yaz çekimlerine başlanması ve Ocak 2027'de prömiyer yapması beklenen üçüncü sezonda geri döneceğini doğruladı. Ancak dizide "ne dereceye kadar" yer alacağına halihazırda emin değil.

Oyuncu "Geri döneceğimden eminim yani galiba?" dedi gülerek.

Hikayede neler yaşanacağı, kaç bölüm olacağı gibi konularda benim için hiçbir şey net değil ama geri döneceğim.

dbrgftb
Noah Wyle, The Pitt'teki Dr. Robby rolünde sergilediği başrol performansıyla oyunculuk dalındaki ilk Emmy ödülünü kazandı (HBO)

Hayranların en sevdiği karakterlerden kıdemli asistan doktor Samira Mohan'in (Supriya Ganesh) diziye veda edeceği geçen ay duyurulmuştu. Mohan'in ayrılışı pek çok hayranın kalbini kırsa da ikinci sezonun büyük bir bölümünü geleceğini sorgulayarak ve farklı uzmanlık alanlarındaki diğer asistanlık programlarına başvurarak geçirdiği için bu durum muhtemelen pek sürpriz olmadı.

2025'te başlayan The Pitt, o zamandan beri televizyonda en çok izlenen dizilerden biri haline geldi. Her bölümün, Pittsburgh'deki bir acil servisin 15 saatlik vardiyasının bir saatini kapsadığı benzersiz formatı izleyicileri ve eleştirmenleri kendine bağlarken, gerçekçiliği ve Amerikan toplumunun yaşadığı en büyük sorunlardan bazılarını ele alan hikayeleriyle geniş çapta övgü topluyor.

2025 Emmy Ödülleri'ni silip süpüren dizi, En İyi Drama Dizisi ve Wyle'nin eve götürdüğü Drama Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu ödülleri de dahil 5 dalda galip gelmişti.

Independent Türkçe


Fırtına estiren korku filminin yönetmenine 10 milyon dolarlık teklif

Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
TT

Fırtına estiren korku filminin yönetmenine 10 milyon dolarlık teklif

Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)

Saplantı'nın (Obsession) yönetmeni Curry Barker, Hollywood'da öyle bir yankı uyandırdı ki bir stüdyonun, henüz ortada bir proje olmamasına rağmen Baker'ın sonraki filmi için 10 milyon dolar teklif etmeye kalktığı bildiriliyor.

Bu hafta sonu gişesinde Saplantı, açılış hafta sonuna kıyasla ikinci hafta sonunda yaklaşık yüzde 30 daha yüksek bir hasılat elde ederek son derece nadir bir başarıya imza attı.

Barker'ın ilk filmi, gösterime girdiğinde 17,2 milyon dolar, geçtiğimiz hafta sonu ise 22 milyon dolar hasılat elde etti.

Ancak The Hollywood Reporter'a göre Barker'ın Saplantı'nın gösterime girmesinden önce Universal Pictures/Focus Features'la imzaladığı anlaşma, yapım şirketi Blumhouse-Atomic Monster'a yönetmenin bir sonraki filmi için öncelik hakkı tanıdığından, Barker'ın bir sonraki filmine yapılan 10 milyon dolarlık teklif beklemek zorunda kalacak. 

Çok konuşulan korku filmi Saplantı, uzun soluklu "ne dilediğine dikkat et" temasına yeni bir yorum getiriyor.

Barker'ın filminin ana karakteri Bear (Michael Johnston), sahibine bir dileğini yerine getirmeyi vaat eden lanetli bir "Tek Dilek Söğüdü" satın alıyor ve bunu, uzun süredir hoşlandığı iş arkadaşı Nikki'yi (Inde Navarrette), "kendisini dünyadaki her şeyden daha çok sevmeye" zorlamak için kullanıyor. Nikki'nin adama korkutucu derecede saplantılı hale gelmesi ve ölümcül sonuçlar doğmasıyla Bear dilediği şeyden pişman olmaya başlıyor.

Yönetmen, senaryonun Simpsonlar'ın (The Simpsons) dizisinin bir bölümünden esinlendiğini açıklamıştı. Bu bölümde Lisa Simpson, babası Homer'ın bir esnafın uyarısını önemsemeyip lanetli bir maymun pençesi satın almasıyla ilgili bir kabus görüyor.

The Independent'tan eleştirmen Clarisse Loughrey, filme 4 yıldız verdiği incelemesinde şöyle yazıyor: 

Saplantı, mizah unsurlarını kullanmaktan çekinmeyen, incelikle işlenmiş bir yapım. Ölüm kalım meselesi olsa bile müşteri hizmetleri komik derecede beceriksiz. Ancak hem senarist hem de yönetmen olan Barker, Bear'le Nikki arasındaki dinamiklerin gerçek hayattaki toksik ilişkileri yansıtmaya başlamasıyla da ilgilenirken, asıl önemli noktalarda asla çok pervasız davranmıyor… Ancak Saplantı, nihayetinde bu ibretlik hikayeden iki canavar yaratmadaki ısrarıyla zafer kazanıyor. Güneşe biraz fazla yakın olmayı arzulayan aşık Bear'e, bu büyük dileğinde rızanın bulunmadığı defalarca hatırlatılıyor (bazen kelimenin tam anlamıyla, şoke edici bir şekilde) ve yine de tepkileri, herhangi bir sonuçla karşılaşmayacağına kanaat getirdiği zaman bu rızayı ihlal etmeye ne kadar hazır olduğunu ele veriyor. Öyleyse kozmik cezalandırma çağında ele alınması gereken doğru konu kesinlikle bu. Saplantı, bu adamı er ya da geç hesap vermeye zorluyor.

Independent Türkçe