Orhan Pamuk, Uzak Dağlar ve Hatıralar

Hayal dünyam çizimler ve kelimeler arasında gidip geliyor

Milano'da "Book City Festivali"
Milano'da "Book City Festivali"
TT

Orhan Pamuk, Uzak Dağlar ve Hatıralar

Milano'da "Book City Festivali"
Milano'da "Book City Festivali"

Yusuf Vakkas

Milano’da 12.si düzenlenen BookCity Milano (Kitap Şehri Festivali) başladı. Festival, yazarlar ve okuyucuların bir araya gelerek bu yılki teması olan ‘Rüya Zamanı’nı tartıştığı geniş kapsamlı bir etkinlik. Davetli sayısı oldukça fazla, önceki yıllarda olduğu gibi kent genelinde 300 noktada yaklaşık 3 bin 100 davetli halkla buluşacak. Milano Belediyesi ve ‘BookCity’ Derneği tarafından, Corriere della Sera Vakfı, Feltrinelli Yayınevi ve İtalyan Yayıncılar Birliği ile işbirliği içinde düzenlenen bu önemli kültürel etkinlik, edebiyat, bilim ve sanatta rüyaların dünyalarını ele alıyor. Ayrıca, son yıllarda insanlığın şahit olduğu vahşeti her türlü hayal gücünü aşan savaşlar, pandemi ve iklim değişikliği gibi gerçek kabuslara da değiniyor. En azından edebiyat açısından insanlığın geleceği yeniden düşünülmeye çalışılıyor. Bunu başarmak için, organizatör komite bu toplantıları halka açık ve özel kütüphaneler, müzeler, tiyatrolar, hapishaneler, hastaneler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve üniversiteler arasında dağıttı.

Bu yılki davetli ünlüler arasında, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk da yer aldı. Pamuk, 15 Kasım Çarşamba günü Dal Verme Tiyatrosu'ndaki açılış gecesine katıldı ve Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala tarafından şehir mührü hediye edildi. Bu, Milano'da ve ardından bazı önemli İtalyan şehirlerinde tur kapsamındaki yeni kitabı Uzak Dağlar ve Hatıralar’ın tanıtımı için de bir fırsat oldu. Pamuk, bu kitapta, çoğunlukla çizimler ve yazılardan oluşan kişisel not defterlerinden bazı sayfaları ortaya koyuyor. Yazar tarafından binlerce sayfa arasından seçilen bölümler, evren ve Pamuk'un edebi eserleri arasında bir yolculuğa dönüşüyor. Günlük olayları, günlük yaşamda gördüklerini ve yaşadıklarını, kendisiyle ve henüz zihninde şekillenmemiş karakterleriyle sürekli diyalogunu kaydediyor.

Kitap yazarken, kelime kelime ilk adım her zaman zihnimde bir resim oluşturmak olur. Anlarım ki asıl görevim, bu resmi netleştirmek ve ona yoğunlaşmaktır. Orhan Pamuk

Resimden vazgeçiş

Bu seçimi, yani metni çizimlerle birlikte sunmayı, mimarlık öğrenimi görürken ve resim ve kaligrafi ile ilgilenirken yaptığı döneme dayandırıyor. 22 yaşında, sanatçı olma umutlarına son verdi ve ardından atölyesini kapattı, fırça ve boyaları bir kenara bıraktı ve yaratıcı enerjisini edebiyata aktarmayı seçti. Sanat sevgisi, kısmen ‘Öteki Renkler’ adlı kitabında toplanan eleştirel yazılarında ve ayrıca ‘Beyaz Kale’, ‘Benim Adım Kırmızı’, ‘Kara Kitap’ ve ‘Kırmızı Saçlı Kadın’ gibi bazı eserlerinin ‘renkli’ başlıklarında da kendini gösteriyor. Bu romanlar, büyük ölçüde görsel bir doğaya sahip, geniş ve derin bir sanatsal tarih bilgisini ortaya koyar. Pamuk, romanlarında genellikle ayrıntılı tasvirler kullanır. Bu tasvirler, arka plan veya süsleme olarak değil, anlatısal yapılar için işlevseldir ve olay örgüsünü güçlü bir şekilde destekler. Yakın zamanda Corriere della Sera gazetesine verdiği bir röportajda “Kitap yazarken, kelime kelime ilk adım her zaman zihnimde bir resim oluşturmak olur. Anlarım ki asıl görevim, bu resmi netleştirmek ve ona yoğunlaşmaktır” ifadelerini kullandı.

fdsweg
Milan Giuseppe Sala ve yazar Orhan Pamuk, Milano'daki BookCity Festivali etkinliklerinde iken

Son yıllarda sanatsal pratiğin alanlarına doğrudan geri dönme arzusu duyan Pamuk, İstanbul'da ‘Masumiyet Müzesi’ni kurma fikrini, kısmen ‘İstanbul’ kitabının resimli baskısında topladığı otobiyografik çalışmalarında, ‘Balkanlar’ adlı ciltte ve 2007'den itibaren kendi imkânlarıyla yayınlamaya başladığı geleneksel yaklaşımla öne çıkan tablolarda yeniden gündeme getiriyor. Bu ay başında Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Uzak Dağlar ve Hatıralar kitabının içeriğini anlamak için ancak bu arka planlara dönülebilir. Elbette bir günlük kitabı, ancak edebi eserlerin yaygın kategorileri arasında sınıflandırmak zordur. Her şeyden önce kelimelerin ve görsellerin birbiriyle temasa geçtiği, burada birleşip burada iç içe geçtiği, bu etkileşimler arasındaki gizli bağlantıları ortaya çıkaran metin resimli bir çalışmadır. Çizim, görsel ve kavramsal olarak çevirisi kişiden kişiye farklılık gösteren bir anlam ve vizyon formüle etmek için kapsamlılıklarıyla birleşene kadar yazıya, yazı da çizime dönüşür. Belki de Roland Barthes bu bütünlüğün yapısal analizini formüle eden en iyi eleştirmenlerden biriydi: "Yazmayı (iletişimsel olan) çizimden (anlamsal olan) ayıran hiçbir şey yoktur, çünkü ikisi de aynı kumaştan yapılmıştır.”

Günlükler ve çizimler

Pamuk, on yıldan fazla bir süre boyunca her gün küçük defterler doldurdu. Süslü bir Bizans minyatüründe olduğu gibi elle çizilmiş ve işaretlerle dolu ikonların eşlik ettiği açıklamalar, seyahatler ve yerler arasında sürekli bir sıra halinde sayfalarda birbirini kovalayan heterojen vizyonlar: İtalya, Amerika, Hindistan ve İstanbul, Penelope'nin mili gibi, sonsuz deniz manzaralarıyla sürekli çözülüp yeniden örülüyor. Yazar, gece gündüz durmadan genişlemesini ve hareketini takip eder, camilerinin akıcılığını ve minarelerinin köşelerini kopyalar ve denizin iki bölüme ayırdığı ruhunu hissetmeye çalışır. Ancak, sadece güzelliğiyle değil, gürültüsüyle, kokularıyla, kozmopolit bir dünyayı mükemmel bir şekilde yansıtan dilleri ve lehçeleriyle de tek takıntısı olmaya devam ediyor. Sonra, bir gün dairesinin penceresinden veya uçağın penceresinden gördüğü birçok manzara, deniz ve arka planda dağlar, Türkiye'deki siyasi haberler ve gerilimler. Son olarak Masumiyet Müzesi'nin açık atölyesi ve her romanın ardındaki, yazarın laboratuvarının bazı yönlerini ortaya çıkaran gizli ritüeller…

Bu arşivden bir seçki (12 kitapçık), Eduardo Pepino küratörlüğünde, Fontanellato'daki Galerie del Laberinto ev sahipliğinde (18 Kasım - 17 Mart tarihleri ​​arasında) bir sergide sunulacak. Rüya gibi göçlerden ve hüzünlü anlardan yoksun değil, şimdiki zamanın bazı bölümlerini bir hafıza arşivinde korumaya yönelik değişken ve anlaşılması zor hipotezleri andıran bir girişim. Bu önermenin ötesine geçsek bile, bu not defterinin, zamanın şiirsel bir şekilde ele alındığı bir araç, sonsuzca yeniden şekillendirilebilen bir malzeme olarak izini sürmek mümkün.

Kelimelerin ve görsellerin birbiriyle temasa geçmesi, burada birleşip orada iç içe geçmesi, bu etkileşimler arasındaki gizli bağlantıları ortaya çıkarıyor.

İçgüdüleri olan bir romancı

Pamuk, yukarıda bahsedilen röportajda şöyle diyor: "Ben bir romancıyım, ama kontrol edemediğim içgüdülerim var. Hayatımda öyle zamanlar oluyor ki, tek istediğim günlüklerime bir şeyler yazmak. Ama başka zamanlar da sadece çizmeye ihtiyacım var. Bir sayfa açıyorum ve elim çalışmaya başlıyor. Bazen biraz depresif hissediyorum ve renkleri ve çizimi kullanmak beni neşelendiriyor. İtiraf etmeliyim ki, içimde yazma ve çizme arzusu çok büyük. Ama bir fark var. Yazarken müzik dinleyemiyorum: odaklanıyorum, analiz ediyorum ve biraz acı çekiyorum. Ama çizerken mutlu hissediyorum. Üstelik o anlarda daha az mantıklı oluyorum, çünkü bedensel hareketlerime uyum sağlıyorum. Bu yüzden gerçekten Rönesans ve ifadeci sanatı seviyorum. Bana göre kavramsal sanat sanat değildir; inşa edilmiş ve iddialıdır. Beni ilgilendiren çizimin fiziksel boyutla ilgisi var. Bu kitaptaki materyalleri, zamansal olmayan bir kriter kullanarak düzenledim. Üstelik, genellikle daha önce yazılmış sayfalara müdahale etmeyi severim. Bugün on yıl önce yazılmış bir defter açabilir ve içinde çizim yapabilir ve başka hayaller ekleyebilirim. Bu tekniği, zaten dolu olan günlüklere yeni metinler eklemede usta olan ABD’li günlük yazarı Henry David Thoreau'dan öğrendim. Genellikle günlerimiz hakkında notlar alırız ve günlüklerimizi kapatır ve o sayfaya asla geri dönmeyiz. Ama ben sayfalarıma çizimler, ikonlar ve ilgili bağlamlarla geri dönüyorum."

czsvd
Milano'daki ‘BookCity Festivali’ etkinliklerinden

Arka planda, kişisel hayatı, romancı olarak ritüelleri, buluşmaları, yazıları, seyahatleri ve asla onu terk etmeyen İstanbul'u, kitaplarını tanıtmak için yaptığı uzun yolculuklar sırasındaki ruh hali raporları ve müzelere yaptığı yoğun ziyaretler hazır bulunur. Karşılaştığı en büyük zorluk, gerçek mekanı gizemli bir yer haline getirmek, yaşadığı dünyanın içinde saklı başka bir dünyanın varlığını akla getirmek ve görünen ile başka herhangi bir yer arasında var olan ilişkiyi sürekli aramaktı. Bu bağlamda şunları ekliyor: ‘Uzak Dağlar’ Çince'de bir tür manzara resmini tanımlayan bir ifadedir. Ama aynı zamanda hayallerinizdeki, gitmek istediğiniz ama daha önce hiç ziyaret etmediğiniz bir yeri çağrıştırdığı için romantik bir fikre de işaret eder. Gidebileceğiniz bir yer olduğu fikrini ima ediyor. Hacılar diğer tarafta ne olduğunu keşfetmek için uzaktaki dağa doğru yola çıkarlar. Kitap, diğer tarafta görüntülerin ve kelimelerin birleştiği bir cennetin olduğunu öne sürüyor. Bu, kitabımın dokunduğu noktadır. Ama daha fazla açıklamak istemiyorum."

Pamuk, kelimeleri eşlik eden muhteşem çizimlerle, olağanüstü sanatsal yeteneğini ortaya koyuyor. Bu tutkuyu bir kenara bıraktı ve edebiyatı tercih etti, ancak sonunda bu iki tutkuyu birleştirmeyi başardı.

Yazar, bu küçük kişisel defterlerin sayfalarına günlük hikayeleri emanet ediyor ve bunlara yaşamla ilgili en içten düşüncelerini dahil ediyor. Aynı zamanda, dünyanın muhteşem manzaralarıyla birlikte sunduğu duyguları ve hisleri de hatırlatıyor. Uykusuz bir gece, Masumiyet Müzesi'ni yaratmakla ilgili endişelere yenik düşen bir gece; Hindistan'da bir süre yaşamak, her zaman yeni sürprizler sunan ama aynı zamanda tanıdık olan İstanbul'da bir gezinti, ABD’de ders vermek, hatta İtalya'nın büyüsü... Sonra, Türkiye'den gelen bazı haberleri okumaktan duyduğu dehşet, siyasi gerilimler, tehditler, özgürce kendini ifade etme arzusu, bu seçimlerden sonra işlerin nasıl olacağına dair endişeler... Ancak aynı zamanda, denizde yüzmenin keyfi ve yazacağı hikayeler hakkındaki hayalleri, bir köşedeki pencereden uzak dağlara bakmanın mutluluğu, bir sanat eserinde, sonsuza kadar yaşamak istediği güzel bir rüyada…

sdfveg
Milano'daki ‘BookCity Festivali’ etkinliklerinden

Pamuk, kelimeleri eşlik eden muhteşem çizimlerle, olağanüstü sanatsal yeteneğini ortaya koyuyor. Bu tutkuyu bir kenara bıraktı ve edebiyatı tercih etti. Ancak sonunda hangisinin diğerine ilham kaynağı olduğunu bilmeden bu iki tutkuyu birleştirip bir arada yaşatmayı başardı.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Reddit ve TikTok aynı fikirde: "Bu dizi Game of Thrones'dan yüz kat daha iyi"

The Last Kingdom'da 43 yaşındaki Alman aktör Alexander Dreymon (solda), Sakson olarak doğup Vikingler tarafından yetiştirilen Uhtred rolünde (Netflix)
The Last Kingdom'da 43 yaşındaki Alman aktör Alexander Dreymon (solda), Sakson olarak doğup Vikingler tarafından yetiştirilen Uhtred rolünde (Netflix)
TT

Reddit ve TikTok aynı fikirde: "Bu dizi Game of Thrones'dan yüz kat daha iyi"

The Last Kingdom'da 43 yaşındaki Alman aktör Alexander Dreymon (solda), Sakson olarak doğup Vikingler tarafından yetiştirilen Uhtred rolünde (Netflix)
The Last Kingdom'da 43 yaşındaki Alman aktör Alexander Dreymon (solda), Sakson olarak doğup Vikingler tarafından yetiştirilen Uhtred rolünde (Netflix)

Yıllar önce yayımlanmasına rağmen Netflix'te yeniden keşfedilen bir dönem dizisi, son günlerde sosyal medyanın en çok konuştuğu yapımlardan biri haline geldi.

Bir TikTok kullanıcısının, "Bana öyle sürükleyici bir dizi önerin ki, 'Hadi bir bölüm daha' derken saat sabahın 3'ü olsun" diyerek başlattığı tartışma, kısa sürede büyük bir etkileşim dalgasına dönüştü. 

Binlerce kullanıcının favori Netflix yapımlarını paylaştığı bu gönderide, tek bir dizi açık ara öne çıktı: The Last Kingdom. 

Dizi, "Bir bölüm daha" derken sabahı ettiren ve sezonları peş peşe izleten nadir yapımlardan biri olarak gösteriliyor.

Seyircilerin "tam bir başyapıt" diye nitelendirdiği The Last Kingdom'a dair övgüler yalnızca TikTok'la sınırlı kalmazken, Reddit başta olmak üzere pek çok platformda da yapım hakkında binlerce olumlu yorum paylaşılıyor. 

Diziyi "Netflix'teki en iyi iş" diye niteleyen bir izleyici şu yorumu yapıyor:

Bana göre The Last Kingdom net bir şekilde Netflix'teki en iyi dizi. Game of Thrones'dan yüz kat daha başarılı.

Sadık bir hayran ise diziye doyamadığını şu ifadelerle dile getiriyor:

The Last Kingdom'ı şimdiye kadar üç kez baştan sona bitirdim, yakında 4. kez izlemeye başlayacağım.

Başka bir seyirci ise The Last Kingdom kalitesinde bir diziye kolay rastlanmayacağını şu sözlerle dile getiriyor:

Geçen yıl soluksuz bir şekilde izleyip bitirdim ve o günden beri onun ayarında bir dizi arıyorum.

Bernard Cornwell'in Sakson Hikayeleri (The Saxon Stories) adlı roman serisinden Stephen Butchard tarafından televizyona uyarlanan The Last Kingdom, tarihi drama türünün en başarılı örnekleri arasında anılıyor.

Ekran yolculuğuna 2015'te BBC Two'da başlayan dizi, ikinci sezonun ardından 2018'de tamamen Netflix bünyesine geçmişti. 

Mart 2022'de 5. sezonuyla final yapan dizinin öyküsü, Nisan 2023'te yine Netflix'te yayımlanan Yedi Kral Ölmeli (Seven Kings Must Die) adlı filmle sona ermişti.

9. yüzyıl sonu ile 10. yüzyıl başında geçen The Last Kingdom, Kral Büyük Alfred'in parçalanmış krallıkları birleştirme mücadelesini anlatıyor. 

Dizi, çocuk yaşta Vikingler tarafından esir alındıktan sonra onların arasında büyütülen Sakson soylusu Uhtred’in, doğduğu topraklarla kendisini yetiştiren insanlar arasında sıkışıp kalan sadakat mücadelesini konu alıyor.

The Last Kingdom, tüm sezonları ve final filmiyle Netflix'te izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Express, Mirror


Kült korku serisine yeni film: Eleştirmenler ikiye bölündü

Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, eşini kaybetmesinin ardından teselli arayan genç bir kadının, kocasının ailesiyle birlikte onların ıssız evine sığınmasıyla başlıyor (Sony Pictures Releasing)
Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, eşini kaybetmesinin ardından teselli arayan genç bir kadının, kocasının ailesiyle birlikte onların ıssız evine sığınmasıyla başlıyor (Sony Pictures Releasing)
TT

Kült korku serisine yeni film: Eleştirmenler ikiye bölündü

Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, eşini kaybetmesinin ardından teselli arayan genç bir kadının, kocasının ailesiyle birlikte onların ıssız evine sığınmasıyla başlıyor (Sony Pictures Releasing)
Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, eşini kaybetmesinin ardından teselli arayan genç bir kadının, kocasının ailesiyle birlikte onların ıssız evine sığınmasıyla başlıyor (Sony Pictures Releasing)

Korku sinemasının en köklü ve uzun soluklu serilerinden Kötü Ruh (Evil Dead), yeni filmiyle beyazperdeye dönüyor.

İlk olarak 1980'lerde Sam Raimi yönetmenliğinde hayatımıza giren kült seri, efsanevi Ash Williams karakterini canlandıran Bruce Campbell'ın birkaç yıl önce rolden emekli olmasının ardından farklı yönlere evrilmişti. 

Serinin iki yılı aşkın süredir merakla beklenen 6. filmi Kötü Ruh: Cehennem Ateşi (Evil Dead Burn), 10 Temmuz'daki vizyon tarihi öncesinde eleştirmenlerin ilk yorumlarıyla Rotten Tomatoes perdesini açtı.

Yönetmen koltuğunda, kariyerinde daha önce yalnızca tek bir uzun metraj filme imza atan Sébastien Vaniček'in oturduğu Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, ilk değerlendirmeler sonucunda Rotten Tomatoes'ta yüzde 80 beğeni oranına ulaştı.

Bu başlangıç vizyon öncesi son derece umut verici görünse de filmin, 2013 yapımı yeniden çevrimden bu yana vizyona giren tüm Kötü Ruh projelerinin gerisinde kaldığını belirtmek gerekiyor. 

Serinin sinema geçmişine bakıldığında zirvede yüzde 88'lik beğeni oranıyla Vahşet (Evil Dead II) yer alırken, onu yüzde 85'le ilk film ve 2023 yapımı Kötü Ruh: Uyanış (Evil Dead Rise) takip ediyor. 

Serinin diğer halkaları Karanlığın Ordusu (Army of Darkness) yüzde 68, 2013 yapımı Kötü Ruh ise yüzde 64 beğeni oranına sahip. 

Öte yandan Sam Raimi'nin 2015'te hayata geçirdiği üç sezonluk yan dizisi Ash vs Evil Dead ise yüzde 99 gibi kusursuz bir skorla listenin en tepesinde bulunuyor.

Eleştirmenlerin ilk tepkilerine bakıldığında, Kötü Ruh: Cehennem Ateşi'nin kelimenin tam anlamıyla "vahşi, acımasız ve kanlı" bir yapım olduğu konusunda tam bir fikir birliği var. 

Bazı eleştirmenler filmi Sam Raimi imzası taşımayan en iyi Kötü Ruh filmi diye nitelendirirken, bir kısmı ise sadece kanlı sahneleriyle öne çıktığını ve serinin en zayıf halkası olduğunu savunuyor. 

Dread Central'dan Brad Miska, filmin salonu dolduran seyircileri çığlıklar ve kahkahalar arasında bıraktığını belirterek şöyle diyor: 

Bu filmin sadece +18 yaş sınırlamasıyla yetinmesine hayret ettim.

Diğer eleştirmenler ise yönetmen Vaniček'in filme kattığı "Yeni Fransız Aşırılığı" esintilerini överek, yapımın 2013'teki film kadar acımasız olduğunu ancak sadece kan dökmekle kalmayıp karakterlerin duygusal derinliğine de odaklandığını vurguluyor.

Başrollerini Souheila Yacoub, Tandi Wright, Hunter Doohan, Luciane Buchanan ve Alain Chabat'ın paylaştığı film, eşini yeni kaybeden Alice'e odaklanıyor. 

Alice ve eşinin ailesi, tam da yas tutmaları gereken bu zorlu dönemde, kuş uçmaz kervan geçmez bir bölgedeki tekinsiz bir evde mahsur kalarak dehşetle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Kötü Ruh: Cehennem Ateşi, yarın (10 Temmuz) sinemalarda vizyona girecek.

Independent Türkçe, ScreenRant, SlashFilm


Zayıflama ilaçlarının sanıldığı gibi mutluluk getirmeyebileceği bulundu

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Zayıflama ilaçlarının sanıldığı gibi mutluluk getirmeyebileceği bulundu

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Ozempic ve Wegovy gibi ilaçlar, zayıflama alanında elde ettikleri çarpıcı başarının ötesinde kendilerini daha mutlu hale getirdiği ve ruh sağlıklarını iyileştirdiğini söyleyen bazı kişilerin de övgüsünü topluyor.

Ancak Chicago Üniversitesi'nin yaptığı yeni bir araştırmada, ilacı kullanan binlerce kişi iki yıldan uzun süre boyunca takip edildi ve bu iddiaları destekleyecek kanıtların az olduğu saptandı.

Henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen ve gözleme dayanan çalışmada, hastaların evlilikleri veya kariyerlerinde algıladığı iyileşmelerin zamanla büyük ölçüde ortadan kalktığı bulundu.

Yine de bu, ilaçların fiziksel sağlığın ötesinde hiçbir olumlu etkisi olmadığı anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, bu etkilerin ölçülemeyecek kadar incelikli olabileceğini düşünüyor.

Harris Kamu Politikası Fakültesi'nden ekonomist Robert Kaestner yaptığı açıklamada, "Bir kişinin iş bulup bulmadığını, evlenip evlenmediğini veya boşanıp boşanmadığını ve ruh sağlığına ilişkin standart göstergeleri ölçtük" diyor. 

Bunlar önemli ölçütler ancak özgüven, ilişki kalitesi veya diğer günlük deneyimlerdeki değişiklikleri her zaman tam olarak yansıtmayabilirler.

Araştırmacılar ayrıca 10 yıldan uzun süre boyunca toplanan Ulusal Tıbbi Harcama Paneli Anketi verilerini de analiz etti. Bu veriler, yaklaşık 8 bin yetişkin diyabet hastasının depresyon belirtileri, medeni hali ve istihdam durumuna ilişkin gözlemleri de içeriyordu.

2012 ila 2023'te yapılan anket 354 binden fazla kişiyi kapsasa da ekip, bu ilaçların daha geniş kapsamlı sosyal etkilerini anlamak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.

Kaestner, "Bu hâlâ çok yeni bir araştırma alanı" diyor.

Chicago Üniversitesi'nin bulguları, GLP-1 kullanımının halihazırda çalışan kadınlar için daha iyi flört ve iş olanaklarıyla bağlantılı olduğunu tespit eden yakın tarihli başka bir gözlemsel makaleyle çelişiyor.

Analiz grubu Gallup'un bu hafta ABD genelinde yaptığı ankete göre, bu ilaçları kullanan Amerikalıların sayısı hiç olmadığı kadar fazla. Ankete katılan 5 bin 65 yetişkinin yaklaşık yüzde 15'i bir noktada bu ilaçları kullandığını, yüzde 11'i ise şu anda kullandığını belirtti.

Bu, katılımcıların yüzde 3'ünün obezite ilacı kullandığını söylediği 2024'teki orandan daha yüksek.

dfrgt
Fransa'nın kuzeyindeki bir hastanede bir hemşire, haziranda bir kadına Mounjaro adlı ilacı enjekte ediyor. Bu ilaçlar pek çok sağlık faydası sağlasa da aynı zamanda ciddi yan etkilere de yol açabiliyor (AFP)​​​​​​

İştahı bastıran bir hormonu taklit ederek etki gösteren bu ilaçları kullanan birçok kişi, kendileriyle daha barışık olduğunu bildiriyor.

Zepbound kullanan Los Angeleslı içerik üreticisi Alexus Murphy daha önce CNN'e "Bu ilaç, sosyal hayatımın her alanında, kişisel yaşantımda ve kendi kendime karşı tavrımda hayatımı olumlu yönde değiştirdi. Bu ilaç, girdiğim ortamlarda daha özgüvenli olmamı sağladı" demişti.

İlaçların uzun vadeli etkileri hâlâ araştırılsa da iğnelerin ve hapların kalp ve karaciğere fayda sağlamanın yanı sıra demans ve kanser riskini de azaltabileceği gösterildi.

Öte yandan aşırı mide bulantısı, kusma ve hatta körlük gibi yan etkiler nedeniyle bu ilaçların başarısızlık oranı da yüksek.

Independent Türkçe