Orhan Pamuk, Uzak Dağlar ve Hatıralar

Hayal dünyam çizimler ve kelimeler arasında gidip geliyor

Milano'da "Book City Festivali"
Milano'da "Book City Festivali"
TT

Orhan Pamuk, Uzak Dağlar ve Hatıralar

Milano'da "Book City Festivali"
Milano'da "Book City Festivali"

Yusuf Vakkas

Milano’da 12.si düzenlenen BookCity Milano (Kitap Şehri Festivali) başladı. Festival, yazarlar ve okuyucuların bir araya gelerek bu yılki teması olan ‘Rüya Zamanı’nı tartıştığı geniş kapsamlı bir etkinlik. Davetli sayısı oldukça fazla, önceki yıllarda olduğu gibi kent genelinde 300 noktada yaklaşık 3 bin 100 davetli halkla buluşacak. Milano Belediyesi ve ‘BookCity’ Derneği tarafından, Corriere della Sera Vakfı, Feltrinelli Yayınevi ve İtalyan Yayıncılar Birliği ile işbirliği içinde düzenlenen bu önemli kültürel etkinlik, edebiyat, bilim ve sanatta rüyaların dünyalarını ele alıyor. Ayrıca, son yıllarda insanlığın şahit olduğu vahşeti her türlü hayal gücünü aşan savaşlar, pandemi ve iklim değişikliği gibi gerçek kabuslara da değiniyor. En azından edebiyat açısından insanlığın geleceği yeniden düşünülmeye çalışılıyor. Bunu başarmak için, organizatör komite bu toplantıları halka açık ve özel kütüphaneler, müzeler, tiyatrolar, hapishaneler, hastaneler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve üniversiteler arasında dağıttı.

Bu yılki davetli ünlüler arasında, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk da yer aldı. Pamuk, 15 Kasım Çarşamba günü Dal Verme Tiyatrosu'ndaki açılış gecesine katıldı ve Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala tarafından şehir mührü hediye edildi. Bu, Milano'da ve ardından bazı önemli İtalyan şehirlerinde tur kapsamındaki yeni kitabı Uzak Dağlar ve Hatıralar’ın tanıtımı için de bir fırsat oldu. Pamuk, bu kitapta, çoğunlukla çizimler ve yazılardan oluşan kişisel not defterlerinden bazı sayfaları ortaya koyuyor. Yazar tarafından binlerce sayfa arasından seçilen bölümler, evren ve Pamuk'un edebi eserleri arasında bir yolculuğa dönüşüyor. Günlük olayları, günlük yaşamda gördüklerini ve yaşadıklarını, kendisiyle ve henüz zihninde şekillenmemiş karakterleriyle sürekli diyalogunu kaydediyor.

Kitap yazarken, kelime kelime ilk adım her zaman zihnimde bir resim oluşturmak olur. Anlarım ki asıl görevim, bu resmi netleştirmek ve ona yoğunlaşmaktır. Orhan Pamuk

Resimden vazgeçiş

Bu seçimi, yani metni çizimlerle birlikte sunmayı, mimarlık öğrenimi görürken ve resim ve kaligrafi ile ilgilenirken yaptığı döneme dayandırıyor. 22 yaşında, sanatçı olma umutlarına son verdi ve ardından atölyesini kapattı, fırça ve boyaları bir kenara bıraktı ve yaratıcı enerjisini edebiyata aktarmayı seçti. Sanat sevgisi, kısmen ‘Öteki Renkler’ adlı kitabında toplanan eleştirel yazılarında ve ayrıca ‘Beyaz Kale’, ‘Benim Adım Kırmızı’, ‘Kara Kitap’ ve ‘Kırmızı Saçlı Kadın’ gibi bazı eserlerinin ‘renkli’ başlıklarında da kendini gösteriyor. Bu romanlar, büyük ölçüde görsel bir doğaya sahip, geniş ve derin bir sanatsal tarih bilgisini ortaya koyar. Pamuk, romanlarında genellikle ayrıntılı tasvirler kullanır. Bu tasvirler, arka plan veya süsleme olarak değil, anlatısal yapılar için işlevseldir ve olay örgüsünü güçlü bir şekilde destekler. Yakın zamanda Corriere della Sera gazetesine verdiği bir röportajda “Kitap yazarken, kelime kelime ilk adım her zaman zihnimde bir resim oluşturmak olur. Anlarım ki asıl görevim, bu resmi netleştirmek ve ona yoğunlaşmaktır” ifadelerini kullandı.

fdsweg
Milan Giuseppe Sala ve yazar Orhan Pamuk, Milano'daki BookCity Festivali etkinliklerinde iken

Son yıllarda sanatsal pratiğin alanlarına doğrudan geri dönme arzusu duyan Pamuk, İstanbul'da ‘Masumiyet Müzesi’ni kurma fikrini, kısmen ‘İstanbul’ kitabının resimli baskısında topladığı otobiyografik çalışmalarında, ‘Balkanlar’ adlı ciltte ve 2007'den itibaren kendi imkânlarıyla yayınlamaya başladığı geleneksel yaklaşımla öne çıkan tablolarda yeniden gündeme getiriyor. Bu ay başında Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Uzak Dağlar ve Hatıralar kitabının içeriğini anlamak için ancak bu arka planlara dönülebilir. Elbette bir günlük kitabı, ancak edebi eserlerin yaygın kategorileri arasında sınıflandırmak zordur. Her şeyden önce kelimelerin ve görsellerin birbiriyle temasa geçtiği, burada birleşip burada iç içe geçtiği, bu etkileşimler arasındaki gizli bağlantıları ortaya çıkaran metin resimli bir çalışmadır. Çizim, görsel ve kavramsal olarak çevirisi kişiden kişiye farklılık gösteren bir anlam ve vizyon formüle etmek için kapsamlılıklarıyla birleşene kadar yazıya, yazı da çizime dönüşür. Belki de Roland Barthes bu bütünlüğün yapısal analizini formüle eden en iyi eleştirmenlerden biriydi: "Yazmayı (iletişimsel olan) çizimden (anlamsal olan) ayıran hiçbir şey yoktur, çünkü ikisi de aynı kumaştan yapılmıştır.”

Günlükler ve çizimler

Pamuk, on yıldan fazla bir süre boyunca her gün küçük defterler doldurdu. Süslü bir Bizans minyatüründe olduğu gibi elle çizilmiş ve işaretlerle dolu ikonların eşlik ettiği açıklamalar, seyahatler ve yerler arasında sürekli bir sıra halinde sayfalarda birbirini kovalayan heterojen vizyonlar: İtalya, Amerika, Hindistan ve İstanbul, Penelope'nin mili gibi, sonsuz deniz manzaralarıyla sürekli çözülüp yeniden örülüyor. Yazar, gece gündüz durmadan genişlemesini ve hareketini takip eder, camilerinin akıcılığını ve minarelerinin köşelerini kopyalar ve denizin iki bölüme ayırdığı ruhunu hissetmeye çalışır. Ancak, sadece güzelliğiyle değil, gürültüsüyle, kokularıyla, kozmopolit bir dünyayı mükemmel bir şekilde yansıtan dilleri ve lehçeleriyle de tek takıntısı olmaya devam ediyor. Sonra, bir gün dairesinin penceresinden veya uçağın penceresinden gördüğü birçok manzara, deniz ve arka planda dağlar, Türkiye'deki siyasi haberler ve gerilimler. Son olarak Masumiyet Müzesi'nin açık atölyesi ve her romanın ardındaki, yazarın laboratuvarının bazı yönlerini ortaya çıkaran gizli ritüeller…

Bu arşivden bir seçki (12 kitapçık), Eduardo Pepino küratörlüğünde, Fontanellato'daki Galerie del Laberinto ev sahipliğinde (18 Kasım - 17 Mart tarihleri ​​arasında) bir sergide sunulacak. Rüya gibi göçlerden ve hüzünlü anlardan yoksun değil, şimdiki zamanın bazı bölümlerini bir hafıza arşivinde korumaya yönelik değişken ve anlaşılması zor hipotezleri andıran bir girişim. Bu önermenin ötesine geçsek bile, bu not defterinin, zamanın şiirsel bir şekilde ele alındığı bir araç, sonsuzca yeniden şekillendirilebilen bir malzeme olarak izini sürmek mümkün.

Kelimelerin ve görsellerin birbiriyle temasa geçmesi, burada birleşip orada iç içe geçmesi, bu etkileşimler arasındaki gizli bağlantıları ortaya çıkarıyor.

İçgüdüleri olan bir romancı

Pamuk, yukarıda bahsedilen röportajda şöyle diyor: "Ben bir romancıyım, ama kontrol edemediğim içgüdülerim var. Hayatımda öyle zamanlar oluyor ki, tek istediğim günlüklerime bir şeyler yazmak. Ama başka zamanlar da sadece çizmeye ihtiyacım var. Bir sayfa açıyorum ve elim çalışmaya başlıyor. Bazen biraz depresif hissediyorum ve renkleri ve çizimi kullanmak beni neşelendiriyor. İtiraf etmeliyim ki, içimde yazma ve çizme arzusu çok büyük. Ama bir fark var. Yazarken müzik dinleyemiyorum: odaklanıyorum, analiz ediyorum ve biraz acı çekiyorum. Ama çizerken mutlu hissediyorum. Üstelik o anlarda daha az mantıklı oluyorum, çünkü bedensel hareketlerime uyum sağlıyorum. Bu yüzden gerçekten Rönesans ve ifadeci sanatı seviyorum. Bana göre kavramsal sanat sanat değildir; inşa edilmiş ve iddialıdır. Beni ilgilendiren çizimin fiziksel boyutla ilgisi var. Bu kitaptaki materyalleri, zamansal olmayan bir kriter kullanarak düzenledim. Üstelik, genellikle daha önce yazılmış sayfalara müdahale etmeyi severim. Bugün on yıl önce yazılmış bir defter açabilir ve içinde çizim yapabilir ve başka hayaller ekleyebilirim. Bu tekniği, zaten dolu olan günlüklere yeni metinler eklemede usta olan ABD’li günlük yazarı Henry David Thoreau'dan öğrendim. Genellikle günlerimiz hakkında notlar alırız ve günlüklerimizi kapatır ve o sayfaya asla geri dönmeyiz. Ama ben sayfalarıma çizimler, ikonlar ve ilgili bağlamlarla geri dönüyorum."

czsvd
Milano'daki ‘BookCity Festivali’ etkinliklerinden

Arka planda, kişisel hayatı, romancı olarak ritüelleri, buluşmaları, yazıları, seyahatleri ve asla onu terk etmeyen İstanbul'u, kitaplarını tanıtmak için yaptığı uzun yolculuklar sırasındaki ruh hali raporları ve müzelere yaptığı yoğun ziyaretler hazır bulunur. Karşılaştığı en büyük zorluk, gerçek mekanı gizemli bir yer haline getirmek, yaşadığı dünyanın içinde saklı başka bir dünyanın varlığını akla getirmek ve görünen ile başka herhangi bir yer arasında var olan ilişkiyi sürekli aramaktı. Bu bağlamda şunları ekliyor: ‘Uzak Dağlar’ Çince'de bir tür manzara resmini tanımlayan bir ifadedir. Ama aynı zamanda hayallerinizdeki, gitmek istediğiniz ama daha önce hiç ziyaret etmediğiniz bir yeri çağrıştırdığı için romantik bir fikre de işaret eder. Gidebileceğiniz bir yer olduğu fikrini ima ediyor. Hacılar diğer tarafta ne olduğunu keşfetmek için uzaktaki dağa doğru yola çıkarlar. Kitap, diğer tarafta görüntülerin ve kelimelerin birleştiği bir cennetin olduğunu öne sürüyor. Bu, kitabımın dokunduğu noktadır. Ama daha fazla açıklamak istemiyorum."

Pamuk, kelimeleri eşlik eden muhteşem çizimlerle, olağanüstü sanatsal yeteneğini ortaya koyuyor. Bu tutkuyu bir kenara bıraktı ve edebiyatı tercih etti, ancak sonunda bu iki tutkuyu birleştirmeyi başardı.

Yazar, bu küçük kişisel defterlerin sayfalarına günlük hikayeleri emanet ediyor ve bunlara yaşamla ilgili en içten düşüncelerini dahil ediyor. Aynı zamanda, dünyanın muhteşem manzaralarıyla birlikte sunduğu duyguları ve hisleri de hatırlatıyor. Uykusuz bir gece, Masumiyet Müzesi'ni yaratmakla ilgili endişelere yenik düşen bir gece; Hindistan'da bir süre yaşamak, her zaman yeni sürprizler sunan ama aynı zamanda tanıdık olan İstanbul'da bir gezinti, ABD’de ders vermek, hatta İtalya'nın büyüsü... Sonra, Türkiye'den gelen bazı haberleri okumaktan duyduğu dehşet, siyasi gerilimler, tehditler, özgürce kendini ifade etme arzusu, bu seçimlerden sonra işlerin nasıl olacağına dair endişeler... Ancak aynı zamanda, denizde yüzmenin keyfi ve yazacağı hikayeler hakkındaki hayalleri, bir köşedeki pencereden uzak dağlara bakmanın mutluluğu, bir sanat eserinde, sonsuza kadar yaşamak istediği güzel bir rüyada…

sdfveg
Milano'daki ‘BookCity Festivali’ etkinliklerinden

Pamuk, kelimeleri eşlik eden muhteşem çizimlerle, olağanüstü sanatsal yeteneğini ortaya koyuyor. Bu tutkuyu bir kenara bıraktı ve edebiyatı tercih etti. Ancak sonunda hangisinin diğerine ilham kaynağı olduğunu bilmeden bu iki tutkuyu birleştirip bir arada yaşatmayı başardı.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Dünyanın en pahalı yiyeceklerinin besin değerleri gerçekten maddi değerlerine eşdeğer mi?

Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)
Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)
TT

Dünyanın en pahalı yiyeceklerinin besin değerleri gerçekten maddi değerlerine eşdeğer mi?

Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)
Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)

İran kökenli havyar ve safran, dünyanın en pahalı gıdaları listesinin başında yer alıyor. Bu durum, insanı neredeyse “Donald Trump, İran'la savaşa onun gıda zenginliklerine el koymak için mi girdi?” şeklindeki alaycı soruyu sormaya itiyor.

‘Zenginlik’ kelimesinin kullanımında hiçbir abartı yok. Safran ‘kızıl altın’ lakabıyla anılırken İran havyarı ‘elmas’ adıyla biliniyor ve bir kilosunun fiyatı 25 bin dolara kadar alıcı buluyor.

sdvbrth
Dünyanın en pahalı yiyeceklerinin kilogram başına fiyatları (Kaynak: Worldostats)

Birkaç hafta önce istatistik platformu Worldostats, 2026 yılının en pahalı yiyecekler listesini yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Worldostats’tan aktardığı listenin zirvesinde adını hakkıyla taşıyan Elmas Havyarı yer aldı. İran kökenli Elmas Havyarı’nın kilosu 25 bin ile 35 bin dolar arasında değişiyor. Yalnızca İran'ın karasuları içindeki Hazar Denizi'nin güneyindeki derinliklerde bulunan bu havyar, daha önce dünyanın en pahalı yiyeceği olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na da girdi.

Bu astronomik rakamı belirleyen birkaç etken söz konusu. Bunların başında nadir bu havyarın bulunması ve sınırlı üretilmesi geliyor. Elmas Havyarı yalnızca son derece nadir bir tür olan beyaz mersin balığının yumurtalarından elde ediliyor. Bunun yanı sıra yalnızca 60 ila 100 yaşındaki balıklardan elde edilmesi, özgün niteliklerini daha da artırıyor. Üretim süreci de kalite ve özgünlüğü güvence altına alan sıkı koşullara tabi.

gbrhy
Elmas Havyarı'nın kilosunun fiyatı 25 bin ile 35 bin dolar arasında değişiyor (Facebook)

Elmas Havyarı’nın görüntüsü, açık altın sarısından beyaza doğru açılan bir renk skalasıyla inci tanelerine benziyor. Tek bir tanenin boyutu 4 milimetreyi geçmiyor. Tadı, ince ve zarif olup genellikle hafif bir tuzlulukla birlikte ceviz ve fındığa yakın bir lezzet olarak tanımlanıyor.

Elmas Havyarı'nın besin değeri maddi değeriyle boy ölçüşebilir. Sağlıklı yağlar, omega-3, B12 vitamini ve protein bakımından zengin olan bu havyar, kalp ve beyin sağlığına faydalıyken iltihabı azaltma, bağışıklığı güçlendirme ve cilt yaşlanmasıyla mücadele eden özellikleriyle biliniyor.

thjyum
Elmas Havyarı’nın elde edildiği beyaz mersin balığı (Reuters)

Beluga havyarı

İkinci sırada bir başka havyar türü yer alıyor. O da Hazar Denizi'nin derinliklerinden elde ediliyor. Beluga balinasindan aldığı adla anılan Beluga Havyarı'nın kilosu 7 bin ile 20 bin dolar arasında değişiyor.

Bu havyarın yüksek fiyatı, dişi mersin balığının son derece uzun olgunlaşma sürecinden kaynaklanıyor. Çünkü dişi mersin balığının yumurtlamaya hazır hale gelmesi 25 yıl alıyor. Bu durum, havyar yetiştiricisinin yatırımını geri almadan önce balıklarını beslemek için hem büyük miktarda para hem de uzun zaman harcamak zorunda olduğu anlamına geliyor. İklim değişikliği, yaşam alanlarının yok olması ve ithalat yasakları da bu havyarı daha da nadir hale getiriyor. Havyarın genel olarak fiyatının yüksek olmasının bir diğer nedeni ise lüks bir ürün olarak zenginliğin simgesi sayılması. Tarihte bu havyarı ilk popüler hale getirenlerin 12. yüzyılda Rus çarları olduğu biliniyor.

sdsd
Beluga Havyarı'nın fiyatı 7 bin ile 20 bin dolar arasında değişiyor (Pixabay)

Beluga Havyarı'nın rengi açık griden siyaha doğru bir skalada değişirken genellikle hiçbir ek malzeme kullanılmadan doğrudan kaşıkla yeniyor. Zaman zaman ‘Blini’ olarak bilinen küçük Rus gözlemesi üzerine de konuluyor.

Bu havyar türünün de kalp, beyin, bağışıklık sistemi ve cilt gençliği gibi sağlık üzerinde yararları bulunuyor.

dfvgth
Rus blini gözlemesiyle servis edilen Beluga Havyarı (Pexelsl)

Beyaz trüf mantarı

Mevsimlik yabani bir mantar türü olan trüfün pahalı olduğu herkes tarafından bilinir. Ancak belirli bir çeşidi fiyat açısından diğerlerinin çok üzerinde kalıyor. İtalyan beyaz trüfü mantarının kilosu 5 bin dolara ulaşıyor.

Beyaz trüf yalnızca erişilmesi güç, ıslak ve yabani ortamlarda, özellikle de İtalya'nın Alba bölgesinde yetişiyor. Karanlık oyuklar ve nadir ağaç kökleri arasında gizlendiğinden bulunması son derece güç olduğundan toprağın altında arama için özel olarak eğitilmiş köpeklerden yararlanılıyor.

Bu ürünü değerli kılan bir diğer etken da sezonunun (Eylül sonundan Aralık'a kadar) sınırlı olması. Hasat edilir edilmez kokusu ve ağırlığının yaklaşık yüzde beşini kaybetmeye başlayan beyaz trüfün yüksek maliyetlerle pazarlara hızla ulaştırılması gerekiyor.

cddsc
Beyaz trüfün kilosu 5 bin dolara ulaşıyor (Reuters)

Beyaz trüfün eşsiz kokusu ve aroması, onu dünya genelindeki restoranların sınırlı doğal üretimi aşan miktarlarda talep ettiği son derece aranan bir ürün haline getiriyor.

Genellikle çiğ olarak ince dilimler halinde sıcak ve sade yemeklerin üzerine servis edilen beyaz trüfün böylece güçlü aromasının açığa çıkması sağlanıyor. Bu yemeklerin başında makarna, risotto ve çırpılmış ya da kızartılmış yumurta geliyor.

Beyaz trüfün sağlık için de faydaları bulunuyor. İçerdiği antioksidan maddeler sayesinde hücreleri hasardan ve yaşlanmaya karşı korurken iltihaplanmayı önlüyor ve C vitamini ile selenyum bakımından zengin olması nedeniyle bağışıklık sistemini destekliyor.

sdcdvd
Makarna tabağının üzerine servis edilmiş beyaz trüf dilimleri (Pexels)

Safran

İran safranı ‘kızıl altın’ lakabıyla anılıyor ve kilosu 5 bin dolara satılıyor. Bilimsel adı ‘crocus sativus’ olan nadir mor çiçeklerden elde edilen bir baharat türüdür. Bu çiçeklerin her birinde yalnızca 3 kırmızı dişicik bulunur. Safran bu ince saplardan elde edilir. Yarım kilogram safran elde edebilmek için 83 bin çiçeğe ihtiyaç duyulur. Hasat süreci son derece titiz bir çalışma gerektirir, dişicikler elle tek tek koparılır ve bir kilogram kuru safran üretmek 400 saatlik emek ister.

cdsvds
Safranın elde edildiği kırmızı dişicikli çiçek (Pexels)

Bu çiçek yalnızca dondurucu kışları ve sıcak yazları olan belirli bir iklimde yetişebiliyor ve hasat dönemi yalnızca 6 hafta sürüyor. Dünya safran arzının yüzde doksanından fazlasını İran karşılıyor ve gıda, kozmetik ve tıbbi kullanım amaçlı yüksek talep fiyatları yukarı çekiyor.

Gıda alanında safran, pilavlarda, deniz ürünlerinde ve tatlılarda altın rengi ve kendine özgü aroma katması için kullanılmiyor. Tıbbi açıdan ise depresyon ve anksiyete vakalarında yardımcı olan bir besin takviyesi olan safranın Alzheimer hastalığı belirtilerini hafiflettiği biliniyor.

sdfv
Bir kilogram safran üretmek için 400 saatlik emek harcanıyor (Pexels)

Geyik peyniri

Dünyada bu peyniri üreten yalnızca tek bir çiftlik bulunuyor. İsveç'teki bu çiftlikte süt veren yalnızca 3 geyik yaşıyor. Bu durum peyniri son derece nadir kılıyor.

Geyik peynirinin kilosu 2 bin 200 doları buluyor. Üretim koşulları da bu peyniri daha da özel hale getiriyor. Her bir geyiğin sağılması iki saat sürüyor ve hayvanları strese sokup sütlerinin kesilmesini önlemek amacıyla bu süreç tam bir sessizlik içinde gerçekleştiriliyor. Her geyik günlük yalnızca 5 litre süt üretiyor ve bu üretim yalnızca mayıs ile eylül ayları arasında gerçekleşiyor.

grth
Dünyanın en pahalı peynirinin (pecorino) elde edildiği Moza geyiği (Pexels)

Geyik peyniri genellikle İsveç'in lüks restoranlarına satılır. Ekmek ve kraker eşliğinde ya da kremsi ve hafif ekşi aromasını ön plana çıkaran salatalarda servis edilir.

Bu peynir türünün yüksek omega-3, çinko, demir ve selenyum içeriği sayesinde sağlık için önemli faydaları bulunuyor. İltihaplanmayı azaltma ve kalp hastalıkları ile obezite riskini düşürme konusundaki rolü de biliniyor.

sdvfgt
Gazelle peyniri (İsveç Çiftliği Üretimi)

En pahalı yiyecekler listesi, kilogram fiyatı 2 bin dolara ulaşan Japon ‘Matsutake’ mantarıyla devam ediyor. Onu İspanya’nın ‘İberya’ eti, Endonezya’nın ‘Kopi Luwak’ kahvesi, Japonya’nın ‘Kobe’ eti ve ‘Otoro’ adlı mavi yüzgeçli ton balığı izliyor.


Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
TT

Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)

Yeni bir araştırmada, yapay zeka botları tarafından internette gerçekleştirilen siber saldırıların sayısının son bir yılda 10 kattan fazla arttığı bulundu.

Thales'in siber güvenlik araştırmacılarının hazırladığı 2026 Kötü Niyetli Bot Raporu'na göre, yapay zeka destekli botların günlük saldırı sayısı sadece bir yıl içinde 2 milyondan 25 milyona çıktı.

Raporda, "Yapay zeka destekli saldırılardaki bu artış önemli olsa da 2025'teki daha büyük değişim, internet altyapısında yapay zeka ve otomasyonun normalleşmesiydi" ifadelerine yer verildi.

Yapay zeka tabanlı saldırıların çok çeşitli sektörlerde ve coğrafyalarda gözlemlenmesi, yapay zeka destekli otomasyonun küresel ölçeğini ve erişimini vurguluyor.

Yapay zeka botlarının hedef aldığı sektörler, perakende ve iş dünyasından eğitim ve kamu sektörüne kadar uzanıyor.

Aynı raporda geçen yıl, 2024'teki tüm internet trafiğinin yarısından fazlasının botlardan oluştuğu ve bu eğilimin 2025'te de süreceği tespit edilmişti.

Botlar artık tüm internet trafiğinin yüzde 53'ünden fazlasını oluştururken, bu oran bir önceki yıl belirlenen yüzde 51'den daha yüksek.

İnternet trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ı artık kötü niyetli bot denen yazılımlardan meydana geliyor. Bunlar, veri çalmak için tasarlanmış otomatik sistemlerden, internet sitelerini çökertmek amacıyla yoğun trafik gönderen botnetlere kadar uzanabiliyor.

2025'te bot saldırılarının en çok hedef aldığı ülke ABD olurken onu Avustralya, Birleşik Krallık ve Fransa izledi.

Kötü niyetli yapay zeka botlarının yükselişi, sürekli evrim geçiren bu tehdide karşı interneti korumakla görevli siber güvenlik uzmanları için yeni zorluklar yaratıyor.

Thales'in uygulama ve güvenlikten sorumlu genel müdürü Tim Chang, "Yapay zeka, otomasyonu kuruluşların engellemeye çalıştığı bir şeyden, aynı zamanda yönetmek zorunda oldukları bir şeye dönüştürüyor" diyor.

Artık işin zor kısmı botları tespit etmek değil. Botun, ajanın veya otomasyonun ne yaptığını, bunun iş amaçlarıyla uyumlu olup olmadığını ve kritik sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini anlamak.

Independent Türkçe

 


Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
TT

Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)

Bilim insanları, akreplerin iğne ve kıskaçlarını çinko ve demir gibi metallerle güçlendirdiğini tespit etti.

8 bacaklı araknidler olan akrepler, böcekleri kıskaçlarıyla yakalayıp zehirli iğnelerini saplayarak avlanıyor.

Avlarını etkisiz hale getirmek için bazı türler büyük kıskaçlarına, diğerleriyse iğnelerine daha çok bel bağlıyor.

Bilim insanları bazı akrep türlerinin vücudunda metaller bulunduğunu biliyordu ancak bunların avlanma biçimlerini nasıl etkilediği belirsizliğini koruyordu. Farklı türlerin avlanırken farklı vücut bölümlerini öne çıkarması, bu tercihlerle metal dağılımı arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu.

Smithsonian Enstitüsü Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden araştırmacılar, akreplerin "silah" gibi kullandığı uzuvlardaki metal içeriğinin avlanma biçimleriyle ilişkisini inceledi.

Ekip müzedeki koleksiyonlardan yararlanarak 18 akrep türünü X ışınları, elektron mikroskopları ve son derece ince lazerlerle analiz etti.

Bulguları hakemli dergi Journal of the Royal Society Interface'te bugün (29 Nisan) yayımlanan çalışmada çinko, manganez ve demir gibi metallerin belirli bölgelerde yoğunlaştığı görüldü.

Örneğin iğnelerin ucunda bir çinko tabakası, hemen arkasında ise manganez bulundu. Kıskaçların ise özellikle kesici kenarlarında çinko ve demir saptandı.

Araştırmacılar, eğer iğne veya kıskaçta yüksek oranda çinko varsa diğer uzuvda daha az çinko bulunduğunu tespit etti. Bu durum, bazı türlerin avlanırken iğneyi, bazılarınınsa kıskaçları daha çok kullanmasıyla örtüşüyor.

Bilim insanları ayrıca kıskaçları daha küçük ve zayıf olan türlerin bu vücut kısımlarında, diğerine göre daha fazla çinko ve demir olduğunu gözlemledi. Bu metaller, kıskaçları daha dayanıklı  hale getirmeye yarıyor olabilir. 

Araştırmacılar ince kıskaçların daha hızlı hareket ederek avı yakalamayı kolaylaştıracağını ancak kalın olanara kıyasla daha çabuk kırılacağını söylüyor. Bulgular, çinko ve demirin bu kırılganlığı azaltabileceğine işaret ediyor.

Yeni çalışma, bir türün avlanma davranışıyla kendine özgü metal bileşimi arasında açık bir evrimsel bağlantı olduğunu gösteriyor.

Bilim insanları çalışmadaki yöntemin, karıncalar, yaban arıları ve kırkayaklar gibi çeşitli vücut parçalarında metal bulunan türleri daha iyi anlamaya yaramasını umuyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Smithsonian Magazine, Journal of the Royal Society Interface