Çadır, kamp ve geçici yaşamın sürdürülebilirliği

İnsanın evrim süreciyle çelişen bir gerçek

Fotoğraf: Lina Jaradat
Fotoğraf: Lina Jaradat
TT

Çadır, kamp ve geçici yaşamın sürdürülebilirliği

Fotoğraf: Lina Jaradat
Fotoğraf: Lina Jaradat

Sevsen Cemil Hassan

Çadırlar ve çadırlarda yaşamak her zaman bizde romantik duygular uyandırmıştır. Filmlerde ve fotoğraflarda görmüşüzdür, roman veya edebi metin okurken hayal etmişizdir. Örneğin bir maceracının ormanda yaşadığı hayat ya da deniz kenarında ve kumsallarda eğlenmek isteyen birinin veya bavulunu hazırlamış mutlu bir ailenin, eğlenerek ve doğanın tadını çıkararak vakit geçirmek için büyüleyici yerlere gitmesi güzel ve baştan çıkarıcıdır. Belki de aşırı iklime sahip bölgelerde, örneğin karların arasında veya gece ile gündüz arasındaki zıt ruh hallerinin olduğu çöllerde kamp yapmayı deneyimleyenler vardır.

Çadır yaşamı, bir seçim olduğunda, başlangıçların şaşkınlığına, modern yaşamın karmaşıklığına, koşuşturmasına, bitmek bilmeyen ihtiyaçlarına doğru kaçıp giden bir nostalji biçimidir. İnsanın geçmişine dair her şey gibi bir romantizmi var, sanki insanın hayatını özel bir estetikle süslemek için kullandığı bir nevi antika. Ama bu antika, günümüz hayatını kolaylaştırmada etkili olamıyor. Sonrasında kalkınma, her alanda olağanüstü bir düzeye ulaştı.

Geçici yaşam

Çadırda yaşamak, kampa akıllı cihazlar ve benzeri birçok çağdaş araç eşlik etse bile, mevcut yaşamın lüksünden vazgeçilerek, mütevazı yaşam olanaklarıyla sınırlı küçük bir yerin kurulduğu geçici bir yaşamdır. Ayrıca genel olarak insanın ihtiyaç ve özlemleriyle ilgili her şeyin ilkelliğine yaklaşan bir yaşamdır. Geçici yaşama, kişisel karar ve özgür irade ile olduğu ve herhangi bir tarafça dikte edilmediği sürece ve yaşam için gerekli olan şeyler asgari düzeyde sağlandığı sürece arzu edilen bir durumdur.

Kampa akıllı cihazlar ve benzeri birçok çağdaş araç eşlik etse bile, genel olarak insanın ihtiyaç ve özlemleriyle ilgili her şeyin ilkelliğine yaklaşan bir yaşamdır.

casder
Fotoğraf: Lina Jaradat

İnsan, ev inşa etmeyi öğrenmeden önce mağaralar da dahil olmak üzere binlerce yıldır vahşi doğada yaşadı. Arkeolojik araştırmalar, Neolitik Çağ’da insanın evrimi sırasında çadırları icat ettiğini ve bunları taşınabilir barınak olarak kullandığını söylüyor. Çadırlar genellikle çöl ve engebeli arazilerde kullanılıyordu ve hava koşullarından ve yırtıcı hayvanlardan koruma sağlıyordu. Bu yaşam tarzı, dünyanın bazı bölgelerinde, özellikle de Suriye ve genel olarak Ortadoğu da dahil olmak üzere hâlâ hayvancılıkla geçinen kabileler arasında günümüze kadar varlığını sürdürüyor. Ancak bu kabilelerin yaşamlarının doğası ve ekonomik faaliyetleri ve çalışma alanlarının dayattığı sosyal sistemler bu tür konutları zorunlu kılmaktadır. Bir kısmının ulaşım yerlerine yakın şehirlerde evleri var ve kendi üyeleri arasında organize olacak şekilde buralara sığınabiliyorlar. Ama çadırlar da onların hayatının vazgeçilmez bir parçası.

Savaşın dayattığı kamplar

Filistin’de özellikle Nekbe’den günümüze kadar yaşanan savaşlar nedeniyle yerleşim alanlarından göçler zorunlu hale gelmiştir. Kamplar, İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşta bugüne kadar Arap- İsrail çatışmasının kızışmasıyla dalgalar halinde yerlerinden edilen Filistinlilerin, ardından da rejim ve müttefiklerinin kendisine karşı ayaklanan bölgelere karşı şiddet kullanmakta ısrar etmesi ve devam eden savaşa çok sayıda tarafın müdahalesi nedeniyle yerinden edilen Suriyelilerin resmi mekânı haline geldi. Büyük bir kısmı, tamamı çadırlardan oluşan kamplarda yaşamaya başladı. Suriyeliler, geçici yaşam için (ancak on iki yılı geçti) yurt içinde ve komşu ülkelerdeki kamplara, insani yardım kuruluşlarının, hükümetlerin sağladığı ya da bireylerin ellerinde bulunan kumaş ve artıklarla kendi yaptıkları çadırlarla çeşitli şekillerde yaptıkları çadırlara dağıldı. Kalıcı hale gelmek üzere olan geçici yaşamlarının ve bununla birlikte çektikleri acıların sona ereceğine, altyapı ve kamu tesislerine sahip, hükümetlerin yaşamlarını garanti altına aldığı düzenli evlerde, mahallelerde ve şehirlerde yaşamaya geri döneceklerine dair, uzaktan da olsa bir umut ışığı bile kalmadı.

xcdsfrg
10 Kasım 2023’te Gazze Şeridi’nden ve Gazze’nin kuzeyindeki diğer bölgelerden güney bölgelerine doğru kaçan Filistinli aileler bir yol boyunca yürüyor (AFP)

Kalıcı konutlar, insanın gelişimi sırasında icat edildiği için, onun korunma ve güvenlik ihtiyacını karşılarken, daha sonra önce konfora, sonra lükse ulaşmak üzere evrilerek, bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye farklılık gösteren bugünkü biçimine ulaştı. Evlerin mimarisini yenileyen ve şu veya bu kategorideki insanların değer ve bilişsel sistemine göre yaşamanın gereksinimlerine uygun olarak mühendislik ve mimari hayal gücünü geliştiren kültür halini aldı. İnsani değerleri mekanla yalnızca insanlar ilişkilendirir. Ev, anlamı itibariyle, bireyin içinde ikamet ettiği, aile kurduğu, çocuklarını yetiştirdiği ve onlara gelecek hayalleri kurduğu, vatan denilen yere ait bir coğrafyaya yerleşmek anlamını içermektedir. Hayatının çoğunu bu gelecek için çalışarak geçiriyor. Barınma ise İnsan Hakları Bildirgesi ve ülke anayasaları tarafından tanınan bir insan hakkıdır. Ama Bugün Gazze’de, öncesinde genel olarak Filistin’de, bunun dışında Filistin halkı açısından ve son yıllarda Suriye’de olduğu gibi bugün yaşananlar, ister yoksul ülkelerde yaşayanlar, ister vatandaşlarının haklarını umursamayan zalim rejimler tarafından yönetilenler, ister çatışma ve savaş bölgeleri için olsun, bu iddiayı çürütüyor.

Filistin’de özellikle Nekbe’den günümüze kadar yaşanan savaşlar nedeniyle yerleşim alanlarından göçler zorunlu hale gelmiştir. Kamplar, savaşın dalgalar halinde yerlerinden ettiği Filistinliler için resmi bir yere dönüştü.

Çadırın anlamı

Bir insanın tek barınma seçeneği olan çadırda yaşaması ne anlama gelir? Peki geçici yaşamının kalıcı ve sürdürülebilir olması? Kışın çadırları söken, üzerinde uyunan çürük yatakları su altında bırakan fırtınanın, rüzgarların, yağmurların, sel ve karın insafına kalmak, yazın ise ormandaki sineklerin, sivrisineklerin ve böceklerin insafına kalmak ne anlama geliyor? Hayatının asgari alt yapıdan özel ve kamu tesislerinden yoksun olması ne anlama geliyor? Çadırların arasından akan sular ve çamurların yarı çıplak ve yalınayak çocukların oyun alanı haline dönüşmesi ne anlama geliyor? Eğitim sisteminden, okulların inşasından, eğitim süreci için gerekli materyallerin donatılmasından önce okullar, hatta yüzlerce yıl önce yaygınlaşan okullara benzeyen bir şey yok muydu?

Eğer insan, yaşamının çeşitli alanlarında gelişmeye Paleolitik çağdan bu yana, yani üç milyon yıldan fazla bir süre önce başlamışsa, yaşamı ve geçim kaynakları gelişiyorsa, konutu mağaralardan su kaynakları yakınına yerleşmeye doğru ilerlemişse, tarımını geliştirmişse, buralarda çadırdan kulübelere, ardından çevresel malzemelerden inşa edilen konutlara yönelmişse ve dünya şehirlerindeki mevcut konut biçimlerine ulaşmışsa o zaman bu çağda insanların kamplarda yaşamaya ne hakkı var? Binlerce yıllık insani gelişme nasıl baltalanabilir? Bu çağda bazı gruplar nasıl çadırlara geri dönmek zorunda kalabilir?

dffrg
İsrail saldırıları sırasında evlerinden kaçan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar, BM tarafından işletilen bir merkezde kurulan çadırlarının önünde oturuyor (AFP)

Bugün Gazze’deki barbar savaşta da bunu görüyoruz. Yerinden edilmeye ve cehennemden ve ölümden kaçan yüz binlerce insanı karşılamak için nasıl çadırların kurulduğuna tanık oluyoruz. Sanki Filistinliler için çadır hayatı adeta bir kader haline gelmiş gibi, ta ki ister Filistin’de yerlerinden edildikleri bölgelerde, ister Lübnan, Suriye, Ürdün gibi komşu Arap ülkelerinde toplandıkları bölgelerde kurdukları mahalleler kamp olarak anılana kadar. İsrail devletinin kuruluşunun ilanından, ilk yerinden edilme dalgalarından, gelişigüzel yığılmış inşaatlarıyla, mahalleleriyle, altyapılarıyla, aşırı kalabalıklarıyla ve çeşitli yönleriyle sefalet kamplarının kurulmasından bu yana ‘geçici’ yetmiş beş yıl geçti. İlklerin büyük bir kısmı ise konunun unutulmaması ve hakların ölmemesi için anılarını sonraki nesillere devrettikten sonra öldüler.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de devam eden savaş gerçeği karşısında İsrailli yetkililer, Gazze Şeridi’ne komşu bazı bölgeleri ve çatışma kuralları dahilinde karşılıklı ateşlerin açıldığı Lübnan sınırına yakın kuzey bölgelerini her yönden tahliye etmeye başladı. İsraillilerin kendilerinden sorumlu bir hükümeti olması ve İsrailli bireyin ona değer vermesi nedeniyle sorumlu yetkililer, şehirlerini ve köylerini tahliye eden İsrailliler için konut ayarlamaya ve onları güvence altına almaya başladı. Ama bunu nasıl yaptı? Birçoğu, modern yaşamın gerektirdiği her şeyin kendilerine sağlandığı otellere ve misafirhanelere nakledildi. Ancak yerleri boşaltılacak kişilerin sayısının artması ihtimaliyle birlikte, onları barındıracak hazır yer kalamayabilecek. Bu nedenle yerinden edilenlere ‘insana yakışır’ barınma sağlanması konusu, toplumun karşı karşıya kalacağı bir sorun haline gelecek ve çadır, geçici bir çözüm sağlayacaktır. Ancak bu tür bir çözüm ve yaşam İsrailliler için kabul edilebilir değil. Bu konudaki konuşmalar ise bazılarını şok ediyor; Çadırda nasıl yaşayabilirler? Bunların birinci sınıf çadırlar olacağını önceden kaydeden çağımızın çadır sektörü gelişiyor. Bazıları, yüksek kalite ve mükemmel verimliliğe sahip birçok farklı tür sunuyor. Nitekim bu bölgede bile sınıfsal ve insani bir farklılık olacak. Suriye’nin kuzeyinde ve civardaki mülteci bölgelerindeki Suriye kamplarına baktığımızda pek çok ilkel çadır biçimini göreceğiz. Çoğu, yerinden edilmişlerin kendileri tarafından yapıldı. İnsani yardım kuruluşları tarafından dağıtılanlar ise sürdürülebilirlik ve iklim faktörleriyle yüzleşme düzeyinde değil ve sayıları da yetersiz. Çünkü savaş ilerledikçe yerinden edilmişlerin sayıları giderek artıyor.

Bu mahallelerin adı kamplar olarak anılıyor. Dünya, savaşın devam ettiği bir ülkede bu büyük sayıyı merak etmiyor. Tüm bu kamplar neden?

Filistin kampları

Dünya, Gazze’yle ilgili medya haberlerini takip ederken, Filistin’de isimleri tekrarlanan kampları, bunların Gazze Şeridi’nde mi yoksa Batı Şeria’da mı olduğunu merak etmiyor mu? İsrail’in 1948’den 1967 yılına kadar işgal ettiği bölgelerden yerinden edilen Gazze sakinleri bile büyük bir nüfus bloğu oluşturuyor. Yalnızca Şerid’de sekiz kamp bulunuyor: Cibaliye, eş-Şati, en-Nuseyrat, Deyr el-Balah, el-Mağazi, Bureyc, Han Yunus ve Refah. İsimleri ve işgal güçlerinin sürekli yerleşim yerleri inşa ederek talan ettiği Batı Şeria’daki kampların isimleri her gün bültenlerde tekrarlanıyor. Batı Şeria’da yirmi dört kampı var ve İsrail güçleri, Gazze’deki savaşa paralel olarak çok sayıda kampa baskın yapıyor. İsimleri haberlerde tekrarlanıyor ve inşaat malzemelerinden yapılmış evlerden oluşan konut kompleksleri haline geldikleri doğru. Ancak bunlar sefalet mekânlarıdır ve zamandan uzak bir yaşam haline gelmenin eşiğindeler. Ancak İsrail, Filistin kimliğini silmeye yönelik gelecek planını gerçekleştirmek için onların peşinde.

scdfgr
15 Ekim 2023’te İsrail’in bombardımanı sonucu Filistinliler evlerini terk ediyor (EPA)

Bu mahallelerin adı kamplar olarak anılıyor. Dünya, savaşın devam ettiği bir ülkede bu büyük sayıyı merak etmiyor. Tüm bu kamplar neden? Adaletsizliğin, baskının, saldırganlığın, işgalin ve yerinden edilmenin tarihini anlatıyorlar. İsrail anlatısı ise insanlığın bilincine nüfuz ederek haklarını ilk savunulan hak haline getiriyor.

Çadır, bu mazlum halkların bilincinde yer almış, acımasız kaderi andıran bir şeye dönüşmüş, kampların geçici olduğu iddiasıyla başlayan bir kader ihtimalinin korkutucu sembolü haline gelmiştir. Bu insanları düzgün bir hayat yaşama, çocuklarının enerjilerine ve gizli yeteneklerine yatırım yapma fırsatlarından mahrum bırakan uzun bir dizi dönüşümle, ‘geçici’de kalıcı bir hayat haline gelmiştir.

Gazzeli yaşlı bir adam, sesi acıdan boğulmuş şekilde, “Bir ev bulana kadar kırk yıl çalıştım. Füzeler evime isabet etti ve onu yerle bir etti. Dünya neden her türlü adaletsizliğe yüz çevirdi?” dedi.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Dünya'daki yaşamın kökeni volkanik olabilir mi?

Bilim insanlarına göre lav ve grafitin tepkimeye girmesi, organik bileşikler yarattı (Unsplash)
Bilim insanlarına göre lav ve grafitin tepkimeye girmesi, organik bileşikler yarattı (Unsplash)
TT

Dünya'daki yaşamın kökeni volkanik olabilir mi?

Bilim insanlarına göre lav ve grafitin tepkimeye girmesi, organik bileşikler yarattı (Unsplash)
Bilim insanlarına göre lav ve grafitin tepkimeye girmesi, organik bileşikler yarattı (Unsplash)

Birleşik Krallık'taki Cambridge Üniversitesi'nden bilim insanları, Dünya'daki yaşamın yapıtaşlarının volkanik kökenli olduğunu ortaya koydu.

Bilim insanları, yeryüzünün oluşumundaki ilk jeolojik zaman olarak kabul edilen Hadeen'de neredeyse Ay büyüklüğünde bir cismin Dünya'ya çarptığını düşünüyor.

Hakemli dergi Life'ta 11 Nisan'da yayımlanan çalışmada, bu çarpışma sonucunda gökcisminin, Dünya'ya büyük miktarda demir ve diğer metallerden bıraktığı belirtildi.

Araştırmaya göre çarpışmanın etkisiyle grafitle dolu yerkabuğundan magma yükseldi. Bu nitril ve izonitrillerin ortaya çıkmasını sağladı. 

Yaşamın temel yapıtaşları arasında yer alan bu organik bileşiklerin, yaklaşık 4,3 milyar yıl önce grafit ve lav arasındaki etkileşimden meydana geldiği belirtildi. Söz konusu organik bileşiklerin, ortaya çıkan ilk mikroorganizmaları yaratmış olabileceği ifade edildi. 

Araştırmacılar, nitril ve izonitrillerin nükleotit, amino asit ve lipit gibi canlılarda bulunan temel organik bileşiklerin öncülleri olduğunu düşünüyor.

Cambridge Üniversitesi'nden Oliver Shorttle, bulgularla ilgili şunları söyledi: 

Ay büyüklüğünde bir cisim, Dünya'nın erken dönemlerine gezegenimize çarpmış ve büyük miktarda demir ve diğer metalleri bırakmış olabilir. Demir suyla tepkimeye girdiğinde, yoğunlaşıp yerkabuğuna karışacak bir sis oluşur. Isıtıldığındaysa geriye yararlı nitrojen içeren bileşikler kalır.

Bunun sadece çok yüksek sıcaklıklarda gerçekleşebileceğine dikkat çeken Shorttle, bu süreçte sıcaklığın en az 1700 Santigrat dereceye çıkmış olabileceğine dikkat çekti.

Britanyalı bilim insanlarının araştırması, karbon, oksijen, hidrojen, nitrojen, fosfor ve sülfür gibi yaşamın kanıtlanmış diğer yapıtaşlarını yanlışlamıyor.
 

Independent Türkçe, Nature World News, Study Finds


Eddie Vedder, Pearl Jam'in yeni şarkısında hangi siyasetçiden etkilendiğini açıkladı

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Eddie Vedder, Pearl Jam'in yeni şarkısında hangi siyasetçiden etkilendiğini açıkladı

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Eddie Vedder, Pearl Jam'in yeni şarkısı Wreckage'ın (Enkaz) eski ABD Başkanı Donald Trump'tan esinlendiğini açıkladı.

Wreckage, Seattle kökenli grubun 19 Nisan Cuma günü piyasaya çıkan 12. albümü Dark Matter'da yer alıyor.

59 yaşındaki şarkıcı ve söz yazarı Vedder, The Times'a verdiği röportajda şarkının birlik çağrısını temsil ettiğini söyledi.

Vedder, "Amerika Birleşik Devletleri'nde hâlâ seçimi kaybetmediğini söyleyen bir adam var ve bazıları bu mesajı sanki doğruymuş gibi yansıtıyor ve güçlendiriyor" dedi.

Trump çaresiz durumda. Hapise girmemek ve iflastan kaçınmak için kazanmaya bu kadar muhtaç bir aday olduğunu hiç sanmıyorum. Her şey tehlikede ve o dışarıda mağduru oynuyor (en azından bunu bana yapıyorlar, çünkü yapmasalardı size yaparlardı) ama siz iş kayıtlarında tahrifat yapmadınız. Bodrumunuzda gizli bilgileri tutmuyorsunuz. Yani şarkı diyor ki bir kişi yüzünden birbirimizden uzaklaşmayalım, özellikle de hiçbir değerli amacı olmayan bir kişi yüzünden.

Trump'ın zamanının geçip geçmediği sorulduğunda Vedder şöyle dedi:

Sabırsızlanıyorum. Düşünceli kişilerin çoğu şu anda bu konuda biraz TSSB yaşıyor, belki de haklısınız.

Eski Başkan Trump halihazırda 34 kez iş kayıtlarında tahrifat yapmakla suçlandığı bir sus payı davasında yargılanıyor.

Sanık hafta sonunun büyük bir kısmını Truth Social'da davayla ilgili şikayette bulunarak ve başkanlık dokunulmazlığı iddiaları hakkında öfkeyle paylaşım yaparak geçirdi. Perşembe günü Yüksek Mahkeme bu argümanları dinleyecek. 

Aynı zamanda Federal Seçim Komisyonu'nun açıkladığı rakamlar, Trump yanlısı önemli bir bağış toplama grubu Save America PAC'den (Amerika'yı Kurtarın Siyasi Eylem Komitesi) gelen paranın 4'te üçünün yasal ücretlere harcandığını ortaya koydu.

Eski Başkan'ı saran sayısız yasal sorun arasında Trump'ın sivil dolandırıcılık davası kararını temyize götürmek için 175 milyon dolarlık kefaletle ilgili anlaşmaya varıldı ve gizli belgeler davasında tanık ifadelerinin kamuya açık hale gelmesi bekleniyor.

The Independent'tan Louis Chilton, Pearl Jam'in Dark Matter albümü için yazdığı 4 yıldızlı eleştiride şöyle demişti:

Rick Rubin'in Malibu'daki Shangri-La Stüdyoları'nda kaydedilen Dark Matter, muazzam derecede iyi yapılmış bir albüm; gerektiğinde keskin ve net, şarkılar izin verdiğindeyse daha serbest. Albümün endişeli ama katmanlı üçüncü şarkısı 'Wreckage', uyumlu melodileriyle Americana esintili bir yöne kayıyor ve hafifçe bulanıklaşıyor. Grammy ödüllü müzik yapımcısı Andrew Watt'ın (Justin Bieber, Miley Cyrus ve The Rolling Stones gibi sanatçılarla birlikte çalışmış) bu parçadaki işbirliği de takdire şayan.

Independent Türkçe


Oscarlı aktris niye günde 10 erkekle öpüşmek zorunda kaldığını anlattı

Oscarlı aktris niye günde 10 erkekle öpüşmek zorunda kaldığını anlattı
TT

Oscarlı aktris niye günde 10 erkekle öpüşmek zorunda kaldığını anlattı

Oscarlı aktris niye günde 10 erkekle öpüşmek zorunda kaldığını anlattı

Anne Hathaway, yakında vizyona girecek yeni filmi Sen İhtimali (The Idea of You) öncesinde V Magazine'e röportaj verdi.

Günde 10 erkekle öpüşmek zorunda kalmış

41 yaşındaki oyuncu yeni röportajda, "kimya testleri"nin 2000'li yıllardan bu yana uzun bir yol kat ettiğini söyledi. 

Oscar ödüllü aktris herhangi bir yapımın adını vermese de bir zamanlar film ekibinin kendisine mükemmel rol arkadaşını bulabilmesi için günde 10 erkeği öpmesi gerektiğini anlattı.

"İğrenç" kimya testlerinden bahseden Hathaway, "2000'lerde, ve bu benim de başıma geldi, bir oyuncudan kimyasını test etmek için diğer aktörlerle öpüşmesini istemek normal kabul ediliyordu ki bu aslında bunu yapmanın en kötü yoluydu" diyerek ekledi:

Bana 'Bugün 10 kişi gelecek ve sen de kadrodasın. Hepsiyle öpüşmek için heyecanlı değil misin?' dediler. Ve 'Bende bir sorun mu var' diye düşündüm çünkü heyecanlı değildim. Kulağa iğrenç geldiğini düşündüm.

Hathaway, "çok genç" olmasına rağmen "zor biri" diye etiketlenerek bir anda her şeyi kaybedebileceğini sezdiğini söyledi.

"Heyecanlıymışım gibi davrandım"

Ünlü oyuncu, "Bu iş beni heyecanlandırmış gibi davrandım ve devam ettim" diye ekledi.

Bunun bir güç gösterisi olmadığını söyleyen aktris şöyle dedi:

Kimse beni kötülemeye ya da incitmeye çalışmıyordu. Sadece çok farklı bir zamandı ve artık doğrusunu biliyoruz.

Hathaway'in yeni filmi Sen İhtimali, Amazon Prime'da 2 Mayıs'ta gösterime girecek. Romantik filmde Hathaway, kendini beklenmedik bir aşk hikayesinin başrolünde bulan bir kadını canlandırıyor.

Yeni filmine övgü dolu yorumlar

Robinne Lee'nin 2017 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan filmde Hathaway'in canlandırdığı Solène, yeni boşandığı eski eşinin tatil planlarını iptal etmesinin ardından 16 yaşındaki kızını Coachella'ya götürüyor. 

Festivalde, gezegendeki en ateşli erkek grubu August Moon'un solisti Hayes Campbell'la tanışıyor ve beklenmedik bir aşk yaşamaya başlıyor.

İkili alışılmışın dışındaki aşklarını yaşarken, Solène de kariyerini ve kızını idare etmeyi öğrenmek zorunda kalıyor.

Prömiyerini 16 Mart'ta South by Southwest festivalinde yapan film, eleştirmenlerden övgü dolu yorumlar alıyor.

Independent Türkçe, Page Six, Variety, V Magazine


Netflix'in yeni dizisi, 34 yıllık Stephen King uyarlamasına benzetildi

Baby Reindeer'daki Martha karakterini 38 yaşındaki Jessica Gunning canlandırıyor (Netflix)
Baby Reindeer'daki Martha karakterini 38 yaşındaki Jessica Gunning canlandırıyor (Netflix)
TT

Netflix'in yeni dizisi, 34 yıllık Stephen King uyarlamasına benzetildi

Baby Reindeer'daki Martha karakterini 38 yaşındaki Jessica Gunning canlandırıyor (Netflix)
Baby Reindeer'daki Martha karakterini 38 yaşındaki Jessica Gunning canlandırıyor (Netflix)

Netflix'te gösterime girer girmez büyük ilgi çeken yeni mini dizi Baby Reindeer, küçük bir iyiliğin nasıl kontrolden çıkabileceğini gözler önüne seriyor. 

Yayın devinde kısa süre önce izleyiciyle buluşan Ripley de dahil olmak üzere pek çok film ve dizi, ısrarlı takip ya da saplantının doğasını ele alıyor. 

Komedyenin gerçek hikayesi

Baby Reindeer'ın yaratıcısı Richard Gadd'ın kaleme aldığı ve başrolde oynadığı dizi de komedyenin gerçek hikayesine dayanıyor. 

34 yaşındaki Gadd, hikayenin merkezindeki başarısız komedyen Donny Dunn'ı canlandırıyor. 

Donny, barmenlik yaptığı bara gelen üzgün kadını gördüğünde, ona ücretsiz olarak çay ikram ediyor. Martha Scott adındaki bu kadın, çok geçmeden barın müdavimlerinden biri haline geliyor.

Kadının Donny'ye günde yüzlerce e-posta göndermeye başlamasıyla işler kısa süre içinde çok daha karanlık bir hal alıyor.

Stephen King'in meşhur uyarlamasına benzetildi

Eleştirmenler, Baby Reindeer'ın konusunu, korku üstadı Stephen King'in meşhur bir romanından uyarlanan filme benzetti. 

Sinema ve televizyon yazarlarına göre Baby Reindeer, King'in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan psikolojik gerilim türündeki Ölüm Kitabı'nı (Misery) hatırlatıyor. 

Rob Reiner'ın yönettiği Oscar ödüllü Ölüm Kitabı'nda James Caan, ünlü aşk romanları yazarı Paul Sheldon'ı canlandırıyor. 

Kar fırtınasına yakalanan adam bir kaza geçirince, bir numaralı hayranı olduğunu iddia eden Annie Wilkes adlı kadın onu bularak ücra bir yerdeki evine getiriyor.

Yollar karla kaplı ve telefon hatları da kesikken, kırık bacaklar ve çıkık bir omuzla kalakalan yazar Paul Sheldon, Annie'nin evinde kapana kısılıyor.

"Benzer DNA'lar"

Eleştirmenler, Baby Reindeer ve Ölüm Kitabı'nın "benzer DNA'ları paylaştığı" konusunda hemfikir. Her iki yapım da kahramanlarıyla birlikte izleyicilerin de kapana kısılmış hissetmesine neden oluyor. 

Kathy Bates'in muhteşem performansıyla Oscar kazandığı Annie Wilkes karakteri, en sevdiği yazarı ıssız bir kulübeye hapsederken, Martha da Donny'yi kendi hayatına hapsediyor. Ona 40 binden fazla e-posta göndermekle kalmayıp yüzlerce saatlik sesli mesaj bırakıyor, ailesinin ve arkadaşlarının izini sürüyor. 

"Teknolojinin gücünü kullanıyor"

GamesRadar'dan Megan Garside, iki yapım arasındaki benzerliklerle ilgili şöyle diyor:

Baby Reindeer'ın Ölüm Kitabı'nın yeniden çevrimi olduğunu söylemiyorum ama Martha, Wilkes'in doğasını taklit ediyor gibi görünüyor ve ben Ölüm Kitabı gibi bir hikayenin günümüze uyarlanmasından yanayım. Bu, izleyicilerin bu tür bir karakteri günümüz ortamında görmeleri için bir fırsat. Bilek kıran tuzaklar ve kelepçeler yerine Martha, kurbanını kısıtlamak için yüzlerce saatlik sesli mesaj ve on binlerce e-posta göndererek teknolojinin gücünü kullanıyor.
 

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar.com


Meşhur romantik komedinin yıldızına "Çok çirkinsin" demişler

Film eleştirmeni Roger Ebert, Gerçek Öpücük'ün senaryosunun orijinal olmadığını yazsa da "Barrymore neşesiyle filmi aydınlatıyor ve sevimli bir karakter yaratıyor" diye eklemişti (20th Century Fox)
Film eleştirmeni Roger Ebert, Gerçek Öpücük'ün senaryosunun orijinal olmadığını yazsa da "Barrymore neşesiyle filmi aydınlatıyor ve sevimli bir karakter yaratıyor" diye eklemişti (20th Century Fox)
TT

Meşhur romantik komedinin yıldızına "Çok çirkinsin" demişler

Film eleştirmeni Roger Ebert, Gerçek Öpücük'ün senaryosunun orijinal olmadığını yazsa da "Barrymore neşesiyle filmi aydınlatıyor ve sevimli bir karakter yaratıyor" diye eklemişti (20th Century Fox)
Film eleştirmeni Roger Ebert, Gerçek Öpücük'ün senaryosunun orijinal olmadığını yazsa da "Barrymore neşesiyle filmi aydınlatıyor ve sevimli bir karakter yaratıyor" diye eklemişti (20th Century Fox)

Drew Barrymore, 1999 yapımı romantik komedi Gerçek Öpücük'ün (Never Been Kissed) çekimleri sırasında yaşadıklarını anlattı.

"Tutmazsa başka bir şansımız olmayacağını biliyordum"

49 yaşındaki aktris, 19 Nisan Cuma günü ekranlara gelen televizyon şovunda kendi yapım şirketine atıfta bulunarak "Gerçek Öpücük çok ilginçti çünkü Flower Films'le ilk resmi filmimizdi" diye açıkladı.

O zamanlar oyuncuların yapımcı olmasına çok temkinli yaklaşıldığını anlatan aktris, "Aktör olmanız filmin nasıl yapılacağını bildiğiniz anlamına gelmiyordu" ifadelerini kullandı.

Barrymore bunun "ekonomiyle ilgili" olduğunu belirterek, prodüktörlüğünü bir oyuncunun üstlendiği bir yapım "tutmadıysa" onun muhtemelen bir daha film çekemeyeceğini söyledi.

Barrymore, "Film boyunca çok korktum çünkü tutmazsa başka bir şansımız olmayacağını biliyordum" dedi: 

Filmi çekerken çok eğlendik, geçirdiğimiz en güzel zamandı ama hep gergindim.

Barrymore, çekimler sırasında stüdyo yöneticilerinden "Üzgünüm ama çok çirkin görünüyorsunuz" diyen notlar aldığını belirtti. 

Ben de 'İyi' diyordum. Onlarsa 'Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır' diyordu. 'Bu çok fazla' dediler. Ben de biraz yumuşatmak zorunda kaldım çünkü daha da ileri gitmiştim.

Gişede başarılı olmuştu

Gerçek Öpücük, Chicago Sun-Times gazetesinde çalışan ve araştırma yapmak için eski lisesine geri dönen genç gazeteci Josie'yi merkeze alıyordu.

David Arquette'in canlandırdığı kardeşi Rob sayesinde popüler grubun bir üyesi haline gelen Josie, İngilizce öğretmeni Sam Coulson'a aşık olunca araştırması tehlikeye giriyordu.

Raja Gosnell'in yönettiği filmde Barrymore ve Arquette'e Jessica Alba, Michael Vartan ve Leelee Sobieski eşlik etmişti.  

Barrymore'un performansı eleştirmenlerin beğenisini kazanmış ve film 25 milyon dolarlık bütçesine karşılık 85 milyon dolar hasılat elde etmeyi başarmıştı. 
Independent Türkçe, US Weekly, Deadline


Fatih Akın yeni filminin çekimlerine başladı: Ünlü oyuncu da rol alıyor

Fatih Akın'ın yönettiği ve başrolünde Diane Kruger'ın yer aldığı Paramparça, 75. Altın Küre Ödülleri'nde Yabancı Dilde En iyi Film seçilmişti (Reuters)
Fatih Akın'ın yönettiği ve başrolünde Diane Kruger'ın yer aldığı Paramparça, 75. Altın Küre Ödülleri'nde Yabancı Dilde En iyi Film seçilmişti (Reuters)
TT

Fatih Akın yeni filminin çekimlerine başladı: Ünlü oyuncu da rol alıyor

Fatih Akın'ın yönettiği ve başrolünde Diane Kruger'ın yer aldığı Paramparça, 75. Altın Küre Ödülleri'nde Yabancı Dilde En iyi Film seçilmişti (Reuters)
Fatih Akın'ın yönettiği ve başrolünde Diane Kruger'ın yer aldığı Paramparça, 75. Altın Küre Ödülleri'nde Yabancı Dilde En iyi Film seçilmişti (Reuters)

Fatih Akın'ın II. Dünya Savaşı sırasında geçen bir ergenlik hikayesini anlatan yeni filmi Amrum'un çekimleri Hamburg'da başladı. Filmin oyuncu kadrosunda Alman yıldızlar Laura Tonke ve Diane Kruger'a Jasper Billerbeck eşlik ediyor.

12 yaşında bir çocuğun hikayesi

İlk olarak 2022'de duyurulan film, 1945 baharında, II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Almanya'nın Kuzey Denizi'ndeki Amrum adasında geçiyor.

Türk asıllı Alman yönetmen Akın'ın yeni draması, fok avına çıkan, geceleri balık tutan ve annesinin ailesini beslemesine yardımcı olmak için tarlalarda çalışan 12 yaşındaki Nanning adlı bir çocuğun etrafında dönüyor. 

Barış ilan edildiğinde yeni çatışmalar ortaya çıkıyor ve Nanning kendi yolunu bulmayı öğrenmek zorunda kalıyor.

Senaryo, 50 yaşındaki Akın'ın uzun süredir arkadaşı olan Alman yönetmen ve senarist Hark Bohm'un çocukluk anılarına dayanıyor. İkili daha önce Akın'ın 2017 yapımı ödüllü filmi Paramparça'nın (Aus dem Nichts) senaryosunda da birlikte çalışmıştı.

"12. uzun metrajlı filmim"

"Bir Hark Bohm filmi olarak başlayan bu çalışma, şimdi benim 12. uzun metrajlı filmim ve olağanüstü bir misyonum haline geldi" diyen Akın, sözlerini şöyle sürdürdü: 

Amrum, II. Dünya Savaşı'nın son haftasında ailesinin karanlık sırrını her gün biraz daha ortaya çıkaran genç Nanning'in, sonunda cennetten kovulana kadar süren yolculuğunu anlatıyor.

Genç oyuncular Jasper Billerbeck ve Kian Köppke, sırasıyla Nanning ve arkadaşı Hermann'ı canlandırıyor.

Ren Altını çok başarılı olmuştu

Tarihi drama, Akın'ın Almanya'da bugüne kadar en başarılı çıkışını gerçekleştirdiği 2022 yapımı gangster draması Ren Altını'nın (Rheingold) ardından türde değişikliğe işaret ediyor.

Amrum'un çekimleri Hamburg'da, Amrum adasında ve Danimarka'da gerçekleştirilecek.

Fatih Akın'ın filmleri arasında Aşka Ruhunu Kat (Soul Kitchen), Altın Eldiven (Der goldene Handschuh), Temmuz'da (Im Juli) ve Duvara Karşı (Gegen die Wand) yer alıyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety


Gişede çakılan casusluk filmi yayın devinde fırtına gibi

Prömiyerini 24 Ocak'ta Londra'da yapan Argylle: Gizli Casus, Türkiye'de 2 Şubat'ta gösterime girmişti (Universal Pictures)
Prömiyerini 24 Ocak'ta Londra'da yapan Argylle: Gizli Casus, Türkiye'de 2 Şubat'ta gösterime girmişti (Universal Pictures)
TT

Gişede çakılan casusluk filmi yayın devinde fırtına gibi

Prömiyerini 24 Ocak'ta Londra'da yapan Argylle: Gizli Casus, Türkiye'de 2 Şubat'ta gösterime girmişti (Universal Pictures)
Prömiyerini 24 Ocak'ta Londra'da yapan Argylle: Gizli Casus, Türkiye'de 2 Şubat'ta gösterime girmişti (Universal Pictures)

Henry Cavill'ın gişede fiyaskoyla sonuçlanan casusluk filmi Argylle: Gizli Casus (Argylle), gösterime girdiği yayın platformunda başarı yakaladı.

Matthew Vaughn'un yönettiği Argylle: Gizli Casus, gerçek hayattaki olayların son romanında anlattıklarıyla örtüşmeye başlamasıyla kendini dünya çapında bir maceranın içinde bulan casusluk romanı yazarı Elly Conway'in hikayesini anlatmıştı. 

Bol yıldızlı kadro da kurtaramadı

Cavill'ın yanı sıra Bryce Dallas Howard, Sam Rockwell, John Cena, Bryan Cranston, Dua Lipa ve diğer yıldız oyunculara rağmen film, dünya çapında sadece 95,5 milyon dolar kazanarak büyük bir gişe felaketi haline gelmişti.

Tüm yayın platformlarını tek bir uygulamada toplayan Realgood'un yeni yayın verileri, Argylle: Gizli Casus'un kötü gişe performansının ardından, 11 - 17 Nisan haftasında ABD'de en popüler ikinci yapım olduğunu ortaya koydu.

Apple TV+'ta gösterime giren Argylle: Gizli Casus zirveyi Amazon Prime Video'nun eleştirmenlerce beğenilen yeni video oyunu uyarlaması dizisi Fallout'a kaptırdı. Fakat Oscar ödüllü İlgi Alanı (The Zone of Interest), Zavallılar (Poor Things), Ripley, Shōgun, Oppenheimer ve Bir Düşüşün Anatomisi (Anatomy of a Fall) gibi yapımları geride bırakmayı başardı.

Vaughn'un kariyeri iniş çıkışlarla dolu olsa da yönetmenin son filmi Argylle: Gizli Casus için aldığı yorumlar epey sertti. 

Eleştirmenler, ters köşelere gereğinden fazla bel bağlayan ve sonuçta kafa karıştırıcı ve dolambaçlı bir hikaye anlatan casus filmini yerden yere vurmuştu.

Kariyerinin en düşüğü

Sonuç olarak bu kusurlar, yönetmene eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'ta kariyerinin en düşük puanını getirdi. Argylle: Gizli Casus 100 üzerinden sadece 33 puan alabildi. 

Filmin izleyici puanı 72 olsa da bu skor, sinemada daha yüksek bir katılımla sonuçlanmadı. 200 milyon dolar bütçeyle çekilen film özetle gişede büyük bir başarısızlığa imza atmış oldu.

Voughn, yönetmenlik kariyerindeki çıkışını Daniel Craig'in başrolde yer aldığı 2004 yapımı Bir Dilim Suç'la (Layer Cake) yapmıştı. 

53 yaşındaki yönetmenin diğer filmleri arasında Göster Gününü (Kick-Ass) ve X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class) da yer alıyor.

Independent Türkçe, ScreenRant, CBR.com


İtalya için bir ilk: Netflix'te zirveye yerleşti

51 yaşındaki yönetmen Alessandro Genovesi, 2021'de gizemli bir cinayeti anlatan Yedi Kadın ve Bir Cinayet'i (7 donne e un mistero) çekmişti (Netflix)
51 yaşındaki yönetmen Alessandro Genovesi, 2021'de gizemli bir cinayeti anlatan Yedi Kadın ve Bir Cinayet'i (7 donne e un mistero) çekmişti (Netflix)
TT

İtalya için bir ilk: Netflix'te zirveye yerleşti

51 yaşındaki yönetmen Alessandro Genovesi, 2021'de gizemli bir cinayeti anlatan Yedi Kadın ve Bir Cinayet'i (7 donne e un mistero) çekmişti (Netflix)
51 yaşındaki yönetmen Alessandro Genovesi, 2021'de gizemli bir cinayeti anlatan Yedi Kadın ve Bir Cinayet'i (7 donne e un mistero) çekmişti (Netflix)

Netflix orijinali İtalyan filmi Gözyaşı Ustası (Fabbricante di Lacrime) bir ilke imza attı. Romantik drama, yayın devinin küresel listesinde İngilizce olmayan filmleri arasında bir numaraya yükseldi.

Çok satan romandan uyarlandı

İtalya için bir ilke imza atan film, Erin Doom takma adını kullanan bir yazarın aynı adlı çok satan kitabından uyarlandı.

Netflix, 18 yaşından küçükler için uygun olmadığını belirttiği filmin konusunu şöyle özetliyor:

Yetimhanede zorlu bir çocukluk geçirdikten sonra aynı aile tarafından evlat edinilen Nica ve Rigel, beklenmedik ama karşı koyması güç duygularla birbirine yakınlaşır.

Gözyaşı Ustası, 4 Nisan'da Netflix'te dünya çapında gösterime girdi ve yayın devinin küresel listelerinde hızla yükseldi. 

Yönetmenliğini Alessandro Genovesi'nin üstlendiği drama, iki haftadır Netflix'in en çok izlenen filmleri listesinin zirvesinde yer alıyor.

ABD'de geçen film, oradaki çocuklar tarafından "mezar" diye adlandırılan Sunnyside Yetimhanesi'nden aynı aile tarafından evlat edinilen birbirinden taban tabana farklı iki yetimi merkeze alıyor. 

Filmde başrolleri genç oyuncular Caterina Ferioli ve Simone Baldasseroni paylaşıyor.

Çekimleri 6,5 milyon euro gibi mütevazı bir bütçeyle gerçekleştirilen Gözyaşı Ustası'nın yapımcılığını üstlenen Iginio Straffi, "Her şeyden önce, İtalyan yaratıcılığından doğan ve uluslararası izleyicilere hitap edebilen bir hikayeye inanan Netflix yöneticilerine teşekkür etmek istiyorum" dedi. 

Bu başarı, tüm İtalyan sineması için önemli bir işaret ve bu ülkede bu sektörde çalışan insanların yetenek ve becerilerinin bir kanıtıdır.

Decider, Caterina Ferioli'nin başarılı performansıyla büyük ölçüde filmi sırtladığını yazarak ekledi: 

Nicky Passarella ve özellikle de Sveva Romana Candelletta, Nica'nın arkadaşları Billie ve Miki rollerinde çok iyiler.

Gözyaşı Ustası, ayrıca bazı yönleriyle Alacakaranlık (Twilight) serisine de benzetildi:

Nica ve Rigel arasındaki yasak ama için için yanan romantizm, Alacakaranlık efsanesinden fırlamış gibi.

Independent Türkçe, Variety, Decider


Vücudu alkol üreten kişiye açılan içkili araç kullanma davasında karar verildi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Vücudu alkol üreten kişiye açılan içkili araç kullanma davasında karar verildi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Belçika'da pazartesi günü görülen alkollü araç kullanma davasında mahkeme beraat kararı verdi. Avukatın, nadir görülen metabolizma rahatsızlığından muzdarip olan müvekkilinin vücudunun bu nedenle alkol ürettiğini açıklaması üzerine mahkeme bu kararı aldı.

40 yaşındaki adama açılan dava, mahkemeye gut fermantasyonu sendromu adı verilen bir durumdan muzdarip olduğunu kanıtlamasının ardından reddedildi.

ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi'ne (National Library of Medicine) göre, vücutta alkol üretimiyle nitelenen bu durum genellikle sendeleyerek yürüme, geveleyerek konuşma, sindirim sisteminde sıkıntı ve kafa karışıklığı gibi sarhoşluk belirtileriyle ortaya çıkıyor.

AFP'nin haberine göre polis, adama ilk olarak 2019'da ceza kesti ve Nisan 2022'de alkolmetrede litre başına 0,91 mg (yasal sınır olan litre başına 0,22 mg'ın çok üzerinde) alkol çıkması üzerine adamın aracı yine kenara çekildi.  

Haber ajansına göre adam, polisle son karşılaşmasından sonra rahatsızlığını öğrendi.

Adamın avukatı Anse Ghesquiere, Reuters'e yaptığı açıklamada "başka bir talihsiz tesadüf" olarak müvekkilinin bir bira fabrikasında çalıştığını ancak kendisini ayrı ayrı muayene eden üç doktorun adamın gut fermantasyonu sendromundan muzdarip olduğunu doğruladığını söyledi.

Belçika medyası yargıcın kararında sanığın sarhoşluk belirtileri yaşamadığını vurguladığını aktardı. Sanığın adı yerel yargı gelenekleri uyarınca paylaşılmadı.

Belçika'daki AZ Sint-Lucas hastanesinde klinik biyolog olarak görev yapan Lisa Florin, bu hastalığa sahip kişilerin alkollü içkilerdekiyle aynı tür alkol ürettiklerini ancak genellikle bunun etkilerini daha az hissettiklerini açıkladı.

Florin, insanların gut fermantasyonu sendromuyla doğmadığını ancak bağırsakla ilgili başka bir rahatsızlıktan muzdarip olmaları halinde bu hastalığa yakalanabileceklerini de sözlerine ekledi.

Ajanslardan da yararlanılmıştır

Independent Türkçe


Kadın doktorların tedavi ettiği hastaların "ölme olasılığı daha düşük"

Kıdemli yazarlarından biri olduğu araştırma hakkında konuşan öğretim üyesi Yusuke Tsugawa, kadın ve erkek doktorların tıbbi pratikleri aynı şekilde uygulamaları halinde hasta sonuçlarının farklı olmayacağını söyledi (Reuters)
Kıdemli yazarlarından biri olduğu araştırma hakkında konuşan öğretim üyesi Yusuke Tsugawa, kadın ve erkek doktorların tıbbi pratikleri aynı şekilde uygulamaları halinde hasta sonuçlarının farklı olmayacağını söyledi (Reuters)
TT

Kadın doktorların tedavi ettiği hastaların "ölme olasılığı daha düşük"

Kıdemli yazarlarından biri olduğu araştırma hakkında konuşan öğretim üyesi Yusuke Tsugawa, kadın ve erkek doktorların tıbbi pratikleri aynı şekilde uygulamaları halinde hasta sonuçlarının farklı olmayacağını söyledi (Reuters)
Kıdemli yazarlarından biri olduğu araştırma hakkında konuşan öğretim üyesi Yusuke Tsugawa, kadın ve erkek doktorların tıbbi pratikleri aynı şekilde uygulamaları halinde hasta sonuçlarının farklı olmayacağını söyledi (Reuters)

Kadın doktorların tedavi ettiği hastaların ölme ve yeniden hastaneye yatırılma olasılığının daha düşük olduğu yeni bir araştırmada tespit edildi. 

ABD'deki Kaliforniya Üniversitesi'nin (UCLA) yaptığı araştırma, kadın doktorların uyguladığı tedavinin erkek hekimlerinkine kıyasla kadın hastaların sağlığına daha fazla fayda sağladığını ortaya koydu. 

Annals of Internal Medicine adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmada, kadın doktorların tedavi ettiği kadın hastaların ölüm oranı yüzde 8,15 iken erkek hekimler tarafından tedavi edilenlerin oranının yüzde 8,38 olduğu görüldü. Araştırmacılar bunu "klinik açıdan kayda değer" bir fark olarak değerlendirdi.

Ayrıca kadın doktorların tedavi ettiği erkek hastalar için ölüm oranı yüzde 10,15 olarak bulundu; bu da erkek hekimler tarafından tedavi edilenler için yüzde 10,23 olan orandan daha düşük. Araştırmacılar, hastaneye yeniden yatış oranlarında da aynı örüntünün görüldüğünü ortaya çıkardı.

Yazarlarından biri olduğu araştırma hakkında konuşan öğretim üyesi Yusuke Tsugawa, kadın ve erkek doktorların tıbbi pratikleri aynı şekilde uygulamaları halinde hastaların sonuçlarının farklı olmayacağını belirtti.

Tsugawa, "Bulgularımız, kadın ve erkek hekimlerin tıbbi pratikleri farklı şekilde uyguladıklarını ve bu farklılıkların hastaların sağlık sonuçları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor" dedi.

Hekim cinsiyetiyle hasta sonuçları arasındaki bağlantının altında yatan mekanizmalara ve kadın doktorlardan tedavi görmenin kadın hastalara daha fazla fayda sağlamasının sebeplerine dair daha fazla araştırma yapılması, hastaların sonuçlarını genel olarak iyileştirme potansiyeline sahip.

Çalışmada, 2016 ve 2019 arasındaki 458 binden fazla kadın ve 319 binden fazla erkek hastanın Medicare (ABD'nin ulusal sağlık sigortası programı -çn.) sağlık hizmetleri verileri incelendi.

Araştırmacılar, Erkek ve kadın doktorlar arasındaki farklılıklara neden olabilecek çeşitli faktörleri sıralayan araştırmacılar, bu uçurumun erkek doktorların kadın hastalarının sağlık sorunlarının ciddiyetini hafife almalarıyla bağlantılı olabileceğini ifade etti.

Daha önceki çalışmalar, erkek doktorların kadın hastalarının ağrı seviyeleriyle gastrointestinal ve kardiyovasküler semptomlarının yanı sıra inme riskini de hafife aldıklarını, bunun da tedaviye geç başlanmasına veya eksik tedavi almalarına yol açabileceğini öne sürmüştü.

Araştırmacılar ayrıca ölüm oranı farkının, kadın doktorların kadın hastalarıyla daha iyi iletişim kurabilmeleriyle bağlantılı olabileceğini belirterek bunun hastaların kilit bilgileri açıklama ihtimalini artırdığını belirtti. Bu iletişim teşhis ve tedavinin desteklenmesini sağlıyor. 

Ayrıca çalışmada kadın hastaların hassas muayeneler sırasında ve detaylı konuşmalar yaparken kadın doktorlarla daha rahat hissedebilecekleri öne sürüldü.

Ancak araştırmacılar, erkek ve kadın doktorların sağladıkları ilaç ve tedavi arasındaki farkları daha iyi anlayabilmek için daha fazla çalışma yapılması çağrısında bulundu.

UCLA David Geffen Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Tsugawa şöyle dedi:

Bu konunun daha iyi anlaşılması, hasta tedavisini etkili bir şekilde iyileştiren girişimlerin geliştirilmesini sağlayabilir. Kadın doktorların yüksek kalitede tedavi sağladığını ve bu nedenle daha fazla kadın hekime sahip olmanın toplumsal açıdan hastalara fayda sağladığını belirtmek gerekir.

Kadınların ağrılarının genellikle erkeklerinkinden çok daha az ciddiye alındığını gösteren bir dizi çalışma bulunuyor. Önceki veriler, kadınların acil servislerde daha uzun süre beklemek zorunda kaldığını ve etkili ağrı kesicilerin reçete edilme olasılığının da erkeklere göre daha düşük olduğunu gösteriyordu. 

SWNS'den de yararlanılmıştır.

Independent Türkçe