Çadırda doğup ölen Filistinli Van Gogh: Fethi Gaben

İsrail, Gaben’in tedavisine devam etmesi için Gazze'den ayrılmasına engel oldu.

Fethi Gaben. (X)
Fethi Gaben. (X)
TT

Çadırda doğup ölen Filistinli Van Gogh: Fethi Gaben

Fethi Gaben. (X)
Fethi Gaben. (X)

Husam Maruf

Çadırda dünyaya gözlerini açan Filistinli sanatçı Fethi Gaben’in 76 yaşında başka bir çadırda bu dünyayı terk etmesi tesadüf değil. Gaben, tedavi için Gazze'den ayrılmasının İsrail işgal güçleri tarafından engellemesi üzerine daha da kötüleşen hastalığı ile mücadelesini kaybederek 25 Şubat’ta hayata gözlerini yumdu.

Vefatından önce yayınladığı videoda yanındaki kadın Gaben’in akciğerlerinin zayıflığından şikayet ederken kendisinin ise zar zor nefes alarak “Nefes almak istiyorum” ifadelerini kullandığı görüldü. 12 Kasım 1946'da doğan, günümüzün en önde gelen Filistinli görsel sanatçılarından birinin yolculuğu böylece sona erdi.

Sanatçı Gaben ile üç yıl önce Gazze'deki Genç Hıristiyan Erkekler Derneği’nin düzenlediği bir sergide tanıştım. Kendisini önceden de tanıyordum. Sergide Gazzeli genç bir ressamın tablosunun önünde durarak elleriyle işaretler yapıyor, tabloyu kelimelere döküyordu. Kendisine yaklaştığımda, tabloyu yorumluyor, hayal gücü ile canlandırıyordu. Bir an Fethi Gaben’in renkleri elinde tutarak tabloyu yeniden boyadığını, çirkinliklerle dolu dünyaya güzellik ve tutku yaydığını hissettim.

Filistin onun için hayatın şekillendiği bir tuval gibiydi.

Şans eseri o gün aynı masaya oturduk. Diğer iki sanatçı eşliğinde kendisiyle sohbete katıldım. Sohbetimiz sanat ve kimlik üzerineydi. Gaben, sanki ilk ve son konusu Filistin’miş gibi Filistin'den bahsetmeyi bırakmadı. Gaben ile daha sonra da gerçekleştirdiğim görüşmelerin ardından, daima vatanını konuşan bir sanatçı tanımış oldum. Filistin onun için hayatın şekillendiği bir tuval gibiydi.

Filistin gerçeğini anlatmak

Gaben, 1948'deki Nekbe’den Gazze'deki son yıkıcı savaşa dek Filistin davasının durmayan tüm kurbanları gibi sadece bir sayıdan ibaret değildi. Sanatı ikinci bir kimlik olarak taşıyordu, halkının trajedisi ve onların yaşayan anılarıyla meşgul olduğu kadar sanatla da meşguldü. Tüm dünyaya Filistin köylerinin ve doğasının, sokağının ve kampının çeşitli kimlikleriyle imajını sundu. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre yolculuğu sırasında insanın değerini yükseltmiş ve ısrarla yapılan haksızlıklara karşı isyankar tarafa bağlılığını ifade etmişti.

Sanat yolculuğu, yaşı ilerledikçe trajik Filistin gerçeğinin, yerinden edilmenin, yıkımın, barınma ve güvenliğin yokluğunun anlatısına dönüştü. Fırçasıyla Filistin gerçekliğini somutlaştıran Gaben, yerinden edilenlerin yaşadığı acı öyküleri aktardı. Zamanla unutulacağından korktuğu hususları resimlerine yansıttı.

Nesillerin haritası

Gaben’in tablonun sınırlarıyla kalmayan sanatı, mekanın hafızasını nesiller boyu koruyan bir harita niteliğinde. Tablodaki ev, etrafı çitlerle ve duvarlarla çevrili, kapalı ülkenin orijinal görüntüsü iken toprak, taş ve toprağın meyveleri ise onun dünyaya seslendiği, her zaman işgal ve yıkım tehdidi altında olan vatanının kimliğini koruduğu bir sesti.

sdvsvdfs
Gaben’in bir çizimi (X)

Gaben, çizdiği hüzünlü Filistin yüzlerini Filistinlileri İsrail savaş makinesiyle karşı karşıya bırakan bu dünyada insani değerlerin düşüşüne bir tanık olarak bırakmak istedi. İnsanla mekan arasındaki şey sadece hafızanın yüzeyinden silinebilecek tozdan ibaretmiş gibi, Gaben’in sanatı hafızayı silme girişimlerine karşı sürekli bir direnme girişimiydi.

Sanatında Filistin kadınını da yücelten Gaben, bu kadınları en doğal halleriyle sunmaya çalıştı. Bir çiziminde bir Filistinli kadının elinde balta tuttuğu, yanındaki adam ile birlikte yaşamın inşasına katıldığı, vatanın yeniden kalkınmasına dahil olduğu görülüyor.

Dürbüne ihtiyaç yok

Beyt Lahiya kasabası sınırlarında doğduğu yer olan Harbia köyünü her zaman gözler önüne seren Gaben’in, ziyaret etmesinin yasak olduğu toprakları görmek için dürbüne ihtiyacı yoktu. Köyü onda bir yürek yarasıydı. Onu resminde benimsiyor, acı tat ile güzelliğin lezzetini bir arada hissettiriyordu.

Gaben’in sanatı, nesiller boyu sanatçıların onun sayesinde yetişmesini, görsel sanatta Filistin'in bir direği haline gelmesini ve “Gazzeli Van Gogh” unvanını almasını sağladı.

Gaben’in dünya yükü, zamanla yüz hatlarına da yansıdı. Yüzündeki kıvrımlar ve kırışıklıklar kampın, yoksulluğun, soğuğun, yorgunluğun ve geçici yaşamın öyküsünü anlatmak için şekillenen bir başka tabloydu. İşgalci İsrail’in Filistinlilerin hayatlarına el koymaya devam etmesi nedeniyle bu durum kalıcı hale gelmişti.

Gaben’in sanatı, nesiller boyu sanatçıların onun sayesinde yetişmesini, görsel sanatta Filistin'in bir direği haline gelmesini ve ‘Gazzeli Van Gogh’ unvanını almasını sağladı. Sanat öğretmenliği, nesillere ayak uydurması nedeniyle ona büyük araçlar kazandırırken bu durum dikkat çekici fikirleriyle somutlaştırdığı sanatsal deneyimlerini artırdı.

vfdvfd
Gaben’in bir çizimi. (Twitter)

Gaben’in kil heykelcilikteki profesyonelliği, Filistin sanat ortamındaki varlığını artırarak ona nesiller boyu büyük bir öğretmen statüsü kazandırdı. Renkli kilden heykel yapma, özgürlüğü ve özgün insan sesini çağrıştıran heykeller üretme konusundaki parmak izi açıkça görülüyordu. Bu da onu Arap dünyasındaki sanatçı ve heykeltıraşlar arasında ön sıralara yerleştirdi. Yüzlerce Arap ve uluslararası sanat sergisine katılan Gaben, sunduğu sanatsal ve kültürel ürünlerin kalitesi sayesinde uluslararası alanda özel ilgi gördü.

Tokyo'da Dünya Dernekler Federasyonu Madalyası ve Hiroşima Madalyası’nı kazanan Gaben, 1993 yılında Filistinli Sanatçı unvanını aldı. Bu zengin yolculuğu, 2015 yılında Filistin Devleti Kültür ve Bilim Madalyasını kazanmasıyla doruğa ulaştı. 2023’de Filistin Güzel Sanatları Basın Evi Ödülü'nü kazandı. Ödül kendisine o dönem Avrupa Birliği'nin (AB) Gazze Şeridi'ndeki temsilcisi tarafından takdim edildi.

Sanat hayatının öne çıkan duraklarından biri, 1983 yılında yaptığı, Filistin sokağı için fütüristik bir fikri, detaylarında ortaya çıkan devrim mancınığı üzerinden tasvir eden ‘Kimlik’ tablosuydu. Daha sonra işgal güçleri tarafından zulme uğrayan Gaben’in eserlerine el konuldu. Şiddete teşvik suçlamasıyla birden fazla kez tutuklandı. Bu tablo, 1987'de İsrail işgaline karşı ilk Filistin intifadasının başlayacağının kehanetiydi.

İsrail'in Gazze’de yürüttüğü son savaş sırasında Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki evinden sürülen Gaben’in evi daha sonra bombalandı. Resimleri ve sanatsal mirası yok edildi. Bu durum onu olumsuz etkiledi. Sağlık durumunun kötüleşmesi ardından, kaldığı en son çadırda hayata gözlerini yumdu.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Kraliyet kurallarını hiçe sayan çift yeniden gündemde: Ruhlarla konuştuğunu söyleyen Norveç Prensesi Şaman eşi ile reality şovda

Kraliyet kurallarını hiçe sayan çift yeniden gündemde: Ruhlarla konuştuğunu söyleyen Norveç Prensesi Şaman eşi ile reality şovda
TT

Kraliyet kurallarını hiçe sayan çift yeniden gündemde: Ruhlarla konuştuğunu söyleyen Norveç Prensesi Şaman eşi ile reality şovda

Kraliyet kurallarını hiçe sayan çift yeniden gündemde: Ruhlarla konuştuğunu söyleyen Norveç Prensesi Şaman eşi ile reality şovda

Bir prensesin reality şov programında yer alması alışılmadık bir durum. Üstelik söz konusu programda medyumlar, hayvanlarla iletişim kurduğunu iddia eden kişiler ve ruh çağırdığını öne süren isimler ağırlanacaksa bu daha da sıra dışı.

Norveç Kralı V. Harald'ın kızı Prenses Märtha Louise ise kişisel hayatı ve mesleki tercihleriyle yıllardır tartışmaların odağında yer alıyor ve bu kez de benzer bir adımla gündeme geldi.

Birkaç hafta içinde Prenses Märtha Louise, sonbahar başında İsveç merkezli Viaplay platformunda yayınlanacak altı bölümlük Alternative Norge (Alternatif Norveç) adlı reality programında izleyici karşısına çıkacak. Tartışmalı eşi Durek Verrett ile birlikte programa katılacak olan prenses, alternatif terapistler, ruhsal şifacılar, medyumlar, hayvan iletişimcileri ve nefes koçlarını ağırlayacak.

Avrupa'daki tüm kraliyet ailelerinin İngiliz Kraliyet Ailesi gibi skandallar ve tartışmalarla anıldığı düşünülebilir. Ancak Norveç'te durum uzun yıllar böyle olmadı. Kral Harald ve Kraliçe Sonja, kamuoyu önünde sakin ve ölçülü tavırlarıyla halk nezdinde örnek bir çift olarak görüldü. Bu tablo ise sıra dışı tercihleri ve tartışmalarıyla öne çıkan Prenses Märtha Louise döneminde değişmeye başladı.

cdfrgt
Çift, hikâyelerini konu alan Netflix belgeselinde meditasyon seansı sırasında.

1971 doğumlu olan Märtha Louise, fizyoterapi eğitimi aldı ancak bu alanda çalışmak yerine eğlence sektörüne yöneldi. Halk onu yalnızca bir prenses olarak değil, televizyon programları sunan, halk hikâyeleri anlatan ve Norveç'in tanınmış korolarıyla sahne alan bir televizyon kişiliği olarak tanıdı.

Bu gelenek dışı yaşam tercihinin, taht sıralamasında hiçbir zaman hükümdar olamayacağını kabullenmesinden kaynaklandığı yorumları yapılıyor. Norveç veraset sistemine göre Märtha Louise, erkek kardeşi Veliaht Prens Haakon ile onun iki çocuğunun ardından tahtın dördüncü varisi konumunda bulunuyor.

Prensesin farklı olma isteği yalnızca televizyon kariyeriyle sınırlı kalmadı. İlk evliliğini yaptığı 2002 yılında üç kız çocuğu sahibi olurken aynı zamanda bütüncül tıp (holistik tıp) eğitimi aldı. Daha sonra hayvanlarla ve meleklerle iletişim kurabildiğini ileri sürmeye başladı ve alternatif tedaviler sunduğu kendi merkezini açtı. Merkeze, Fenikelilerin bereket, aşk ve güzellik tanrıçası Astarte'nin adını verdi.

fgthy
Prenses Märtha Louise, ikinci eşi ve ilk evliliğinden olan kızlarıyla birlikte (Instagram)

Bu girişimler Norveç kamuoyunda büyük tepki topladı. Vatandaşlar, prensesin kraliyet unvanını ticari faaliyetleri için kullandığını savunarak unvanından vazgeçmesini istedi. Basında ise "elde edebileceğinden fazlasını isteyen prenses" gibi eleştirel ifadelerle anıldı.

Kamuoyu baskısı üzerine Norveç Kraliyet Sarayı, 2019 yılında Märtha Louise'in medyumluk ve ruhsal danışmanlık faaliyetlerinde "prenses" unvanını kullanamayacağını açıkladı. Üç yıl sonra da alternatif tıp çalışmalarına yoğunlaşabilmek için kalan resmî kraliyet görevlerinden çekildi.

Prenses, 2019 yılında Amerikalı ruhsal şifacı ve kâhin Durek Verrett ile ilişki yaşadığını duyurdu. Bu açıklama, eski eşi Norveçli yazar Ari Behn'in intiharından yalnızca bir ay önce yapıldı.

Verrett, ABD'nin People dergisine verdiği röportajda, "Mısır'dan ortak anılarımız var. O benim kraliçemdi, ben de onun firavunuydum" diyerek ikilinin önceki yaşamlarında da birlikte olduklarını iddia etti. Oysa çift, ortak arkadaşları aracılığıyla tanışmıştı.

Bu sıra dışı açıklamalar, Norveç kamuoyunun kraliyet ailesine katılacak yeni ismin geçmişini araştırmasına yol açtı. 1974 doğumlu Verrett, komplo teorileriyle tanınan, kendisini "şaman", ruhsal şifacı ve medyum olarak tanıtan bir isim.

sfvbgh
"Onunla Mısır'dan ortak anılarım var. O benim kraliçemdi, ben de onun firavunuydum." Durek Verrett'in Prenses Märtha Louise hakkında yaptığı açıklama (AP)

Norveç medyasının kendisini "sahtekâr adam" olarak nitelemesine rağmen Märtha Louise, Verrett'i hem hayatına hem de ülkesine taşıdı. "Prenses ve Şaman" başlığı altında birlikte seminerler düzenleyen çift yoğun eleştirilerin hedefi oldu.

Verrett'in Norveç'te öne çıkışı, Covid-19 salgını dönemine denk geldi. Şaman, sattığı madalyonların Covid-19'a karşı koruma sağladığını iddia ederek yeni bir tartışma başlattı.

Norveçliler, çiftin en büyük tartışmasını ise 2024 yılındaki düğünlerinde yaşadı.

Norveç kraliyet geleneğinde kraliyet ailesinin düğünleri ulusal bir etkinlik olarak görülmesine rağmen Märtha Louise ve Durek Verrett küçük ve özel bir tören yapmayı tercih etti. Daha sonra bunun amacının mahremiyet olmadığı, düğün fotoğraflarının özel yayın hakkını İngiliz Hello dergisine satabilmek olduğu ortaya çıktı.

dfgthy
Prenses Märtha Louise ile şaman Durek Verrett'in evliliği, gelenek dışı yapısı ve yol açtığı tartışmalarla dikkat çekiyor (AFP)

Norveç medyası düğünü "gülünç ve utanç verici" olarak nitelendirirken, çiftin dergi fotoğrafçıları dışında kimsenin görüntü almasını engellemek amacıyla plastik bir çadır ve perde arkasına saklanmasını da açgözlülüğün ve ticari kazanç arayışının göstergesi olarak değerlendirdi.

Böylece Durek Verrett resmen Norveç Kraliyet Ailesi'nin damadı oldu. Ancak hakkındaki tartışmalar sona ermedi. Norveç medyası 2024 yılında yayımladığı ses kayıtlarında Verrett'in, ruhsal terapi seansları sırasında danışanlarına cinsel saldırıda bulunduğunu itiraf ettiğini ve eşinin de bu durumu bildiğini öne sürdü.

Tüm bu iddialara rağmen Märtha Louise ve Verrett geri adım atmadı. Çift, 2025 yılında Netflix'te yayımlanan ve sıra dışı ilişkilerini konu alan bir belgeselle yeniden kamuoyunun karşısına çıktı. Belgeselde Verrett, Norveç Kralı ve kraliyet ailesini de eleştirerek kendisine sıcak davranılmadığını söyledi.

fghyju
Prenses Märtha Louise ile ikinci eşinin hikâyesini anlatan Netflix belgeselinden bir kare (Netflix)

Belgeselin ardından Norveç Kraliyet Sarayı, yayımladığı açıklamada filmin, Märtha Louise ve eşinin kraliyet unvanını veya aileyle olan bağını ticari projelerde kullanmama yönündeki anlaşmayı ihlal ettiğini bildirdi.

Ancak ne sarayın uyarıları ne de kraliyet ailesinin rahatsızlığı çifti durdurmuş görünüyor. Märtha Louise ve Durek Verrett şimdi de çok daha fazla tartışma yaratması beklenen yeni bir televizyon programıyla ekranlara dönmeye hazırlanıyor.


ABD'nin prestijli üniversitesinden yapay zekaya karşı radikal yasak

Fotoğraf: Şikago Üniversitesi
Fotoğraf: Şikago Üniversitesi
TT

ABD'nin prestijli üniversitesinden yapay zekaya karşı radikal yasak

Fotoğraf: Şikago Üniversitesi
Fotoğraf: Şikago Üniversitesi

ABD'de bir üniversite, yapay zeka kullanımıyla mücadele etmek amacıyla hukuk fakültesine yeni başlayan öğrencilere dizüstü bilgisayar ve akıllı telefon yasağı getirdi.

Yeni politika, 2026-2027 akademik yılından itibaren Şikago Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki birinci sınıf öğrencilerinin derslerde herhangi bir elektronik cihaza erişmesini engelleyecek.

Yasak, hukuk fakültesinin yapay zeka çağında "başarılı avukatları diğerlerinden ayıran temel insani becerileri" öne çıkarmak amacıyla "yapay zekaya dayanıklı eğitim ve ölçme-değerlendirme yöntemleri" geliştirme stratejisinin bir parçası.

Hukuk fakültesinin yeni yapay zeka stratejisinde, "Öğrencilerimizin yapay zekaya güvenmeden eleştirel, stratejik ve bağımsız düşünmeyi gerçekten öğrenmelerini sağlamamız gerekiyor" deniyor.

Teknoloji çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla şu anda yaptığımız tüm değişiklikler, daha fazla şey öğrendikçe ve hem teknoloji hem de hukuk pratiği geliştikçe gözden geçirilecek, yeniden değerlendirilecek ve revize edilecek.

Elektronik cihaz yasağına ek olarak sınavlar internete, elektronik dosyalara veya uygulamalara erişim olmadan sınıfta yapılacak.

Şikago Üniversitesi, yapay zeka strateji bildirisinde, yapay zekanın yasal uygulamada zaten yaygın bir parçası olduğunu ve programın bir bölümünün öğrencilerin yapay zekayı "sorumlu, etkili ve etik" bir şekilde nasıl kullanacaklarını öğrenmelerini sağlamak olacağını kabul etti.

Nisanda yayımlanan bir araştırmaya göre hukuk sektörü, otomasyondan en fazla etkilenme riski taşıyan meslek alanlarından biri.

Yapay Zekaya Maruz Kalma Endeksi, hukuk mesleklerinin yüzde 100'ünün "yüksek maruz kalma" sınıfına girdiğini, yani meslekteki bilişsel görevlerin yapay zeka tarafından gerçekleştirilebileceğini ortaya koydu.

Geçen ay, Birleşik Krallık'ta yapay zeka destekli bir hukuk firması, başarılı bir dava oluşturmak için yapay zeka avukat kullanan ilk firma olarak tarihe geçmişti.

Garfield AI, yapay zeka avukatı tanık ifadelerini toplamak ve insan avukat davayı mahkemede sunmadan önce duruşmayı hazırlamak için kullandı.

Garfield AI CEO'su ve kurucusu Philip Young, LinkedIn gönderisinde, "Bu, şimdiye kadar herhangi bir yerde yapay zeka avukatın insan rakiplerine karşı kazandığı ilk dava" diye yazdı.

Adalete erişimde yeni bir çağın başlangıcı.

Independent Türkçe


Uzmanlar egzersiz olarak yürümenin püf noktasını açıkladı

Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
TT

Uzmanlar egzersiz olarak yürümenin püf noktasını açıkladı

Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)

2010'lardaki fitness takip cihazları ve akıllı saatlerin patlamasından bu yana, sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek için günlük adım sayısını artırma (genellikle günde 10 bin adıma ulaşmayı hedefleme) çabası küresel bir fenomen haline geldi.

Ancak British Journal of Sports Medicine adlı akademik dergide yakın zamanda yayımlanan bir çalışma yürümenin sağlık yararlarının insanların ne sıklıkla yürüdüğünden ziyade hareketin kalitesine daha çok bağlı olabileceğini ortaya koydu.

Uzmanlar, en büyük faktörlerden birinin, yürüyüşünüzün kalp atış hızınızı kardiyo sayılabilecek kadar yükseltip yükseltmediği olduğunu söylüyor. Ohio'daki WAVE Fizik Tedavi ve Pilates'te fizyoterapist olan Molly Gearin, USA Today'e "Bu, kişinin antrenman ve sağlık geçmişine bağlı olarak değişecektir" diye konuştu.

"Tipik olarak, tempolu bir yürüyüş ve yokuşlu ya da eğimin değiştiği parkurlarda yapılan yürüyüşler kardiyo egzersizi olarak kabul edilebilir ancak rahat bir yürüyüş büyük olasılıkla kalp atış hızınızı aerobik antrenman bölgesine yükseltmeyecektir" diye ekledi.

Cleveland Clinic'e göre hedef kalp atış hızı 5 ana bölgeye ayrılıyor. Maksimum kalp atış hızınızı hesaplamak için yaşınızı 220'den çıkarın. Ve buradan, her bölge için hedef kalp atış hızınızı hesaplayabilirsiniz.

Bölge 1, maksimum kalp atış hızınızın yalnızca yüzde 50 ila yüzde 60'ını kullanan kolay, ısınma veya toparlanma egzersizi olarak kabul ediliyor. Bölge 2, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 60 ila yüzde 70'ini kullanan, dayanıklılığı artırmaya ve yağ yakmaya yardımcı olan hafif bir egzersizdir. Bölge 3, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 70 ila yüzde 80'i arasında olan, aerobik kondisyonu ve gücü artıran orta düzeyde bir egzersizdir. Bölge 4, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 80 ila yüzde 90'ını kullanarak hızı ve gücü artırır. Bölge 5, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 90 ila yüzde 100'ü arasında olan ve yarışmalar veya kişisel rekor kırmaya en uygun zirve egzersizidir.

Gearin, "Stres atmak veya sosyal etkileşim için yürüyorsanız, düşük yoğunluklu, orta ila uzun süreli yürüyüş iyi bir seçenek olabilir" dedi.

Ancak kalp sağlığı açısından en yüksek faydayı elde etmek için, maksimum kalp atış hızınızın yaklaşık yüzde 80'ine ulaştığınız, 1 ila 4 dakika süren yüksek yoğunluklu egzersiz aralıklarını antrenmanınıza eklemeyi düşünebilirsiniz.

Alabama Üniversitesi'nde egzersiz bilimi yardımcı doçenti Dr. Elroy Aguiar da benzer şekilde yürüyüşlerde tempoyu artırmanın önemini vurguladı.

Dr. Aguiar, geçen yıl The Independent'ın fitness yazarı Harry Bullmore'a, "[British Journal of Sports Medicine'de yayımlanan] çalışmalarımız, dakikada yaklaşık 100 adım hızında yürümenin 'orta yoğunluk' diye adlandırılan seviyeye eşdeğer olduğunu gösteriyor" diye konuşmuştu.

Bu alandaki tüm araştırmalar, [yürümenin] faydalarının çoğunun orta veya daha yüksek yoğunlukta biriktiğini gösteriyor.

"Kısa süreli egzersizin bile anında etki gösterdiğini" ekleyen Dr. Aguiar, "Kan basıncı ve kan şekeri hemen düşüyor" diye açıklamıştı.

Dr. Aguiar, "Bu çalışmalar, çok uzun süre olmasa bile yürüyüşün, tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde büyük azalmalara yol açtığını gösteriyor" demişti.

Independent Türkçe