Prömiyerde olay: İşler çığırından çıktı

Filmde başroldeki Kristen Stewart'a Katy M. O'Brian, Anna Baryshnikov ve Jena Malone eşlik ediyor (A24)
Filmde başroldeki Kristen Stewart'a Katy M. O'Brian, Anna Baryshnikov ve Jena Malone eşlik ediyor (A24)
TT

Prömiyerde olay: İşler çığırından çıktı

Filmde başroldeki Kristen Stewart'a Katy M. O'Brian, Anna Baryshnikov ve Jena Malone eşlik ediyor (A24)
Filmde başroldeki Kristen Stewart'a Katy M. O'Brian, Anna Baryshnikov ve Jena Malone eşlik ediyor (A24)

Eleştirmenlerin beğenisini kazanan yönetmen Rose Glass imzalı Love Lies Bleeding'in cumartesi günü Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenen galası olaylı geçti. 

Başrolünde Kristen Stewart'ın yer aldığı filmin gösterimi sırasında 1400 kişilik salondan homofobik ve kadın düşmanı yorumların yükselmesinin ardından kitlesel bir protesto gerçekleşti. Polisin de olaya müdahalesiyle kaos hüküm sürdü.

Gösterimin toksik bir hal alması üzerine 60'tan fazla kadın izleyici galayı terk ederken, gösterim organizatörleri en az üç fiziksel şiddet vakası yaşandığını öne sürdü.

Katılımcılardan Elina Fischer, Variety'ye yaptığı açıklamada "Olaylar kontrolden çıktı" dedi. 

"Hayatımızdan endişe ettik"

Yaşanan deneyimi "travmatik ve korkunç" diye nitelendiren Fischer şunları ekledi: 

Hayatımızdan endişe ettik çünkü bir film gösterimi sırasında bu gibi sözler söyleyen insanlar bize saldıran insanlardır. Bu yüzden korktuk ve dışarı çıkmak zorunda kaldık.

Sundance ve Berlin gibi seçkin festivallerde eleştirmenlerin beğenisini kazanan A24 yapımı gerilim, henüz Avrupa'nın Frankofon ülkelerinde gösterime girmedi. 

Brüksel Uluslararası Fantastik Film Festivali (BIFFF) kapsamında gerçekleşem bu son gösterim, iki farklı izleyici kitlesini bir araya getiren ve onları feci şekilde kutuplaştıran etkinliğe dönüştü.

Belçikalı dağıtımcı The Searchers'ın, filmi bu yıl içinde gösterime sokması bekleniyordu. Antwerp merkezli dağıtımcı bir açıklama yaparak, "Geçen cumartesi günü Love Lies Bleeding'in BIFFF kapsamındaki gösterimi sırasında yaşanan olaylar karşısında şoke olduk ve hayal kırıklığına uğradık" dedi. 

Homofobik tezahürat ve yuhalamalar

Katılımcıların Variety'ye anlattığına göre, filmdeki eşcinsel romantizmi ön plana çıktığında gösterimdeki saygısız yorumlar kısa sürede daha rahatsız edici bir hal aldı. 

Aşk sahneleri homofobik tezahürat ve yuhalamalar gibi aşırılıklarla karşılanırken cinsel zorlama içeren bir sahneyse alkış aldı.

Festival temsilcileri olayları doğrularken çirkinliğin kalabalığın küçük bir kesiminden geldiği konusunda ısrar etti. BIFFF basın şefi Jonathan Lenaerts, "1400 kişi içinde 10 kişi zaten çok fazla" dedi.

Independent Türkçe, Variety, Deadline



Dune'daki kumsolucanlarına benzeyen tarih öncesi bir hayvan tanımlandı

Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)
Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)
TT

Dune'daki kumsolucanlarına benzeyen tarih öncesi bir hayvan tanımlandı

Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)
Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)

Bilim insanları yaklaşık 425 milyon önce yaşamış bir solucan türü tanımladı. 

Araştırmacıların Radnorscolex latus adını verdiği solucanın fosilleri, Birleşik Krallık'ın Herefordshire bölgesinde neredeyse 100 yıl önce keşfedilmişti. Ancak teknolojik yetersizlikler nedeniyle türün tanımlanması mümkün olmamıştı. 

Londra Doğa Tarihi Müzesi'nden bilim insanlarıysa gelişmiş tarama teknikleriyle solucanı tanımlamakla kalmadı, yaşantısına da ışık tuttu. 

Yaklaşık 425 milyon yıl önce yaşayan deniz solucanının, bölge sular altındayken okyanus tabanında yaşadığı düşünülüyor. 

Bilim insanları yaptıkları analizde, bu canlının boğazını dışarı itebildiğini ve bu sayede avlarını yakalayıp yediğini tespit etti. 

Frank Herbert'ın Dune serisinde anlatılan ve Denis Villeneuve'ün bu romanlardan uyarladığı filmlerinde de görülen kumsolucanına benzetilen Radnorscolex latusun pek yiyecek ayırt etmediği düşünülüyor. 

Papers in Palaeontology adlı hakemli dergide çarşamba günü yayımlanan çalışmanın başyazarı Dr. Richie Howard, bu etobur yırtıcı hakkında "Beslenme konusunda çok seçici olmadıklarını ve muhtemelen boğazlarını çamura sokup bulabildikleri her şeyi yakaladıklarını düşünüyoruz" diyerek şöyle ekliyor:

Bu açıdan kesinlikle Dune'daki kum solucanlarını akla getiriyor.

Bilim insanları solucanın keskin dişleri ve kafasında kancaları olduğunu buldu. Radnorscolex latus bunları muhtemelen kendini yere sabitleyip vücudunu ileri doğru sürüklemek için kullanıyordu. Ayrıca yırtıcı bir hayvan olmasına karşın boyunun sadece 8 santimetre olduğu tespit edildi.

Palaeoscolecid adlı solucan benzeri bir gruba ait olduğu saptanan Radnorscolex latusun fosilinin uzun süre korunması da bundan kaynaklanıyor. 

İklim ve deniz seviyesi değişikliklerinden dolayı yaklaşık 400 milyon yıl önce nesli tükenen palaeoscolecidlerin, çok sert derileri olması çürümeye daha iyi direnmelerini sağlıyor. 

Bilim insanları yeni çalışmanın, bu hayvan grubu üzerine yapılacak başka araştırmalara temel oluşturmasını umuyor. 

Independent Türkçe, Guardian, IFL Science, Papers in Palaeontology


YouTuber'larla ilişki komşu veya iş arkadaşlarından daha çok mutlu ediyor

Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)
Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)
TT

YouTuber'larla ilişki komşu veya iş arkadaşlarından daha çok mutlu ediyor

Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)
Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)

YouTuber'larla kurulan ilişkinin komşu veya iş arkadaşlarından daha mutlu ettiği bulundu. 

Essex Üniversitesi'nden araştırmacılar, ABD ve Birleşik Krallık'tan 16 yaş ve üstü binden fazla katılımcının iki taraflı ve parasosyal ilişkilerine bakışını değerlendirmek için üç çalışma yürüttü. 

Psikolojide parasosyal ilişki, bir kişinin hiç tanışmadığı biriyle arasında güçlü bir bağ hissetmesini ifade ederken buna ünlülerle kurulan ilişki örnek verilebilir. 

Araştırmacılar ilk iki çalışmada güçlü parasosyal ilişkilere sahip kişilerin bunları, nispeten zayıf iki taraflı ilişkilere göre duygusal açıdan daha doyurucu bulduğunu kaydetti. Bu zayıf ilişkiler arasında komşu ve iş arkadaşları sayılabilirken, parasosyal ilişkiler de YouTuber veya diğer içerik üreticilerini içeriyordu. 

Scientific Reports adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmaya göre katılımcıların yüzde 52'si güçlü bir parasosyal ilişkisi olduğunu aktarırken, yüzde 36'sı da bir YouTuber'a yakın hissettiğini belirtti.

Araştırmacılar ayrıca bu tek taraflı yakın ilişkilerin sadece genç veya yalnız kişilere has olmadığını, her yaştan katılımcının kurgusal bir karakter veya ünlü biriyle bağ hissettiğini ifade ediyor.

Üçüncü çalışmadaysa katılımcıların, duygusal desteğe ihtiyaç duydukları bir zamanda parasosyal ilişkilere başvurup başvurmayacağı anlaşılmaya çalışıldı. 

Bunun için katılımcılardan güçlü bir ilişkiye sahip oldukları biriyle yaşadıkları ve kendilerini incinmiş ya da desteklenmiş hissettikleri bir deneyim hakkında yazmaları istendi. Ardından katılımcılara en iyi şekilde tanıdıklarını düşündükleri YouTuber'ın kim olduğu ve bu kişinin ihtiyaç anlarında ne kadar yardım edeceğini düşündüklerini söylemeleri istendi.

Araştırmanın yazarlarından Dr. Veronica Lamarche, bazı kişilerin parasosyal ilişki kurdukları kişinin yardım eli uzatacağına iyice inandığını söylüyor. 

Öte yandan çalışmanın genelinde, en destekleyici ilişkilerin bunlar olmadığı görüldü. Duygusal partner veya yakın arkadaşlarla kurulan ilişkilerin en çok yardım eden ve en etkili ilişkiler olarak görüldüğü kaydedildi. 

Araştırmacılar yine de parasosyal ilişkilerin önemli bir rol oynadığını söylerken Dr. Lamarche "Bu parasosyal ilişkiler, garanti bir güvenli sığınak sunuyor" diyerek bu durumu açıklıyor:

Belki elinizi sevdiğiniz biri gibi tutamazlar ama sizi reddedemezler ya da sizin için çok meşgul olduklarını da söyleyemezler. Çünkü onlara kendi istediğiniz zamanda ve kendi koşullarınızda erişiyorsunuz. Bence bu ilişkilerin gücünün ve çekiciliğinin bir parçası da bu; bir anlamda her zaman ulaşılabilir birilerinin olması.

Dr. Lamarche ayrıca sosyal medya fenomenlerinin takipçilerine yakınlık hissettmesinin de normal olduğunu ve burada karşılıklı bir saygı içeren bir ilişki kurulduğunu söylüyor. Fakat yine de bu durum, bu ilişkilerin tek taraflı doğasını değiştirmiyor:

Karşılıklı bir saygı sözkonusu ancak bu ilişki tek taraflı, yani takipçilere aktif bir şekilde yardım eli uzatmıyorlar.

Independent Türkçe, BBC, IFL Science, Scientific Reports


"Sihirli mantar" tedavisi anoreksiya için umut oldu

Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)
Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)
TT

"Sihirli mantar" tedavisi anoreksiya için umut oldu

Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)
Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)

Yeme bozukluğu anoreksiya nervoza tedavisinde saykodelik bir madde olan psilosibin kullanılabilir. Araştırmacılar sıçan deneylerinde umut verici sonuçlar elde etti. 

Psikiyatrik hastalıklar arasında en yüksek ölüm oranlarından birinin görüldüğü anoreksiya, çok az yemek yiyip çok fazla hareket etme sonucu aşırı kilo kaybedilmesiyle tanımlanıyor. 

Daha önceki bazı çalışmalarda psilosibinin bu rahatsızlığın tedavisinde kullanılma potansiyeli taşıdığı görülmüştü. Ayrıca saykodelik maddelerin, depresyon ve anksiyete gibi zihin sağlığı sorunlara iyi gelebildiği  de bulunmuştu.

Halk arasında sihirli mantar diye bilinen Psilocybe mantarlarından elde edilen psilobisin maddesinin, anoreksiyanın tanımlayıcı özellikleri arasında sayılan esnek düşünememe açısından olumlu sonuçları olduğu kaydedilmişti.

Molecular Psychiatry adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmadaysa, saykodelik maddenin bu amaçla kullanıldığında beyinde nasıl bir etki yarattığı bulunmaya çalışıldı. 

Araştırmacılar bu amaçla dişi sıçanlara kısıtlı miktarda yiyecek verirken, hamster tekerleğine yani egzersize sınırsız erişmelerine olanak tanıdı. Sıçanların bir kısmına psilosibin verildi ve kontrol grubuna verilmedi. 

Düşük miktarda psilosibin verilen sıçanların kilo kaybına karşı daha iyi direnç gösterdiği saptandı. 

Bilim insanları yiyeceğe kısıtlı erişimleri olsa bile bu maddeyi alan sıçanların sağlıklı bir kiloda kalmayı başardığını kaydetti. Daha sonra yapılan öğrenme testlerindeyse bu hayvanların bilişsel esnekliğinin geliştiği de görüldü. 

Ayrıca psilosibinin beyindeki bir mekanizmaya etki ederek "anoreksik düşünce biçiminin" daha esnek hale gelmesini sağladığını bulan araştırmacılar, bunun hedefe yönelik tedavilerin önünü açabileceğini düşünüyor.

Öte yandan araştırmadaki bütün sıçanlarda aynı etkiler gözlemlenmedi. Bu nedenle daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulurken insanlarda da aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğinin saptanması gerekiyor.

Halihazırda anoreksiya tedavisinde antidepresanlar sıkça tercih ediliyor. Fakat araştırmayı yürüten Dr. Claire Foldi bunların anoreksiyadan muzdarip, düşük kilolu kişilerdeki klinik semptomları iyileştirmediğini söylüyor:

Bilişsel açıdan esnek olamama, bu rahatsızlığın ayırt edici bir özelliği ve genellikle anoreksiya nervoza semptomları belirginleşmeden önce ortaya çıkıyor ve kilonun geri kazanılmasından sonra da devam ediyor. Bu nedenle bu semptom, terapötik müdahalede birincil hedef haline geliyor.

Independent Türkçe, Science Alert, MedicalXpress, Molecular Psychiatry


Yeni biyografik film gösterime girer girmez izleyicilerin kalbini çaldı

Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)
Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)
TT

Yeni biyografik film gösterime girer girmez izleyicilerin kalbini çaldı

Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)
Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)

Dünyanın en ünlü göz cerrahlarından Doktor Ming Wang'in hayatına odaklanan yeni biyografik film Sight, ABD'de gösterime girdi. 

24 Mayıs'ta izleyiciyle buluşan drama, eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da mükemmele yakın bir seyirci puanı almayı başardı.

Çinli dahinin gerçek hikayesi

İsa'nın Havarisi (Paul, Apostle of Christ) ve gerilim türündeki The Frozen'a da imza atan Andrew Hyatt tarafından yönetilen film, Amerika'da eğitim gördükten sonra dünyaca ünlü bir göz cerrahı olan yoksul Çinli dahi Ming Wang'ın gerçek hikayesini anlatıyor. 

Filmde, üvey annesi tarafından istismar edilen kör bir yetim, görme yetisini geri kazanma umuduyla Wang'in muayenehanesine geliyor. Dr. Wang, Kültür Devrimi sırasında Çin'deki problemli geçmişiyle yüzleşmek, devam etme direncini bulmak ve gencin yeniden görmesi için çığır açacak bir tedavi bulmaya çabalıyor.

Rotten Tomatoes'da 100'den fazla izleyicinin yorumuna göre film 100 üzerinden 99 gibi kusursuza çok yakın bir puan almayı başardı.

Eleştirmenlerse sinemaseverlerle aynı görüşü paylaşmıyor. Sight, sinema yazarlarının 27 incelemesine göre 100 üzerinden 63 puan alabildi. 

Eleştirmenler "tahmin edilebilir ve sıkıcı" dedi

Eleştirmenler filmin ilham verici bir hikayesi olduğu konusunda hemfikir ancak bazıları dramayı derinlikli bulmadı. Pek çok eleştirmen, Sight'ın tahmin edilebilir ve sıkıcı olduğundan yakınırken sinema filminden çok belgesele benzediği fikrini paylaşıyor.

Film, eleştirmenlerden hem olumlu hem de olumsuz yorumlar alsa da izleyicilerin dramayı sevdiği çok açık görünüyor.

Sight'ın senaryosunu filmin aynı zamanda yönetmeni de olan 41 yaşındaki Hyatt, John Duigan ve Buzz McLaughlin'le birlikte kaleme aldı. 

Başrollerini Terry Chen ve Greg Kinnear'ın paylaştığı film, gösterime girdiği ilk üç günde 2,7 milyon dolar hasılat yaptı.

Independent Türkçe, ScreenRant, Rotten Tomatoes


İzleyiciler Netflix'in yeni mini dizisini topa tutuyor

Big Little Lies'ın Emmy ödüllü yaratıcısı David E. Kelley'nin yeni dizisinde, başroldeki Jeff Daniels'a Diane Lane, Tom Pelphrey ve Lucy Liu eşlik ediyor (Netflix)
Big Little Lies'ın Emmy ödüllü yaratıcısı David E. Kelley'nin yeni dizisinde, başroldeki Jeff Daniels'a Diane Lane, Tom Pelphrey ve Lucy Liu eşlik ediyor (Netflix)
TT

İzleyiciler Netflix'in yeni mini dizisini topa tutuyor

Big Little Lies'ın Emmy ödüllü yaratıcısı David E. Kelley'nin yeni dizisinde, başroldeki Jeff Daniels'a Diane Lane, Tom Pelphrey ve Lucy Liu eşlik ediyor (Netflix)
Big Little Lies'ın Emmy ödüllü yaratıcısı David E. Kelley'nin yeni dizisinde, başroldeki Jeff Daniels'a Diane Lane, Tom Pelphrey ve Lucy Liu eşlik ediyor (Netflix)

Netflix'in yeni mini dizisi "felaket" sonu nedeniyle kızgın izleyiciler tarafından eleştiri yağmuruna tutuluyor.

Tom Wolfe'un 1998 tarihli romanından uyarlanan A Man in Full, bu ayın başında yayın devinde gösterime girdi.

Dizinin finali beğenilmedi

Regina King'in yönettiği dizi, iflasın eşiğindeki Atlantalı emlak kralı Charlie Croker'ın şirketini kurtarma çabalarını ve bankacı Raymond Peepgrass'ın onun 800 milyon dolarlık devasa borcunu ortaya çıkarmaya çalışmasını konu alıyor.

Prömiyerini 2 Mayıs'ta yapan dizi, her biri ortalama 45 dakika süren 6 bölümden oluşuyor. Netflix, dramanın 18 yaşından küçüklere uygun olmadığını belirtiyor.

Pek çok izleyici, dizinin konusunun kafa karıştırıcı ve dağınık olduğundan şikayet etti. Ancak Netflix kullanıcılarını en çok hayal kırıklığına uğratan şey dizinin finali oldu.

Yayın devinin küresel en çok izlenenler listesinin üçüncü sırasında yer alan mini dizi, Raymond'ın Croker'ın eski eşi Martha'yı baştan çıkarması ve gergin bir karşılaşmayla sona eriyor. 

İzleyiciler dizinin finalini "tembelce" ve "felaket" diye nitelendirdi ve düşüncelerini paylaşmak için Twitter'a akın etti.

"Çok sinirliyim"

Bir seyirci şöyle yazdı: 

A Man in Full'u izledikten sonra... Sonu yüzünden biraz soyulmuş hissediyorum. Mini dizi olduğu için muhtemelen ikinci bir sezon olmayacak. Yaratıcıların böyle diziler yapmasından nefret ediyorum.

Öfkeli bir izleyici de şöyle dedi: 

A Man in Full'ü izledim. İyi dizi, berbat bir son. Çok sinirliyim.

"Sonu berbattı"

Üçüncü bir izleyici ekledi: 

A Man in Full'ü izledim. İyiydi ama sonu berbattı.

Hayal kırıklığına uğrayan başka bir Netflix kullanıcısıysa "A Man in Full'ün reytinglerinin neden düşük olduğunu anlıyorum çünkü sonu işe yaramaz" diye yazdı.

Independent Türkçe, Daily Mail, The Sun


Kafeinin karıncalar üzerindeki bir etkisi ortaya çıktı

Güney Amerika yerlisi olan Arjantin karıncaları, dünya geneline yayılmış durumda (Kaliforniya Üniversitesi)
Güney Amerika yerlisi olan Arjantin karıncaları, dünya geneline yayılmış durumda (Kaliforniya Üniversitesi)
TT

Kafeinin karıncalar üzerindeki bir etkisi ortaya çıktı

Güney Amerika yerlisi olan Arjantin karıncaları, dünya geneline yayılmış durumda (Kaliforniya Üniversitesi)
Güney Amerika yerlisi olan Arjantin karıncaları, dünya geneline yayılmış durumda (Kaliforniya Üniversitesi)

Kafeinin karıncaların öğrenme becerisini geliştirdiği tespit edildi. 

Kahve ve enerji içeceklerinde bulunan kafeinin insanların enerji ve dikkatini artırırken, bazı arıların hafıza ve öğrenme becerisine katkı sağlayabildiği de bulunmuştu. 

Bu maddenin karıncalardaki etkisini gözlemlemek isteyen araştırmacılar dünya çapında istilacı bir tür olan Arjantin karıncasını seçti. Büyük bir ekolojik ve ekonomik hasara yol açtığı gerekçesiyle bu hayvanları kontrol altına alma çabaları kapsamında zehirli yemler bırakılıyor. Fakat karıncaların bu yemleri düşük miktarda tüketmesi nedeniyle bu çabalar sonuç vermiyor. 

Hakemli dergi iScience'ta perşembe günü yayımlanan çalışmayı yürüten ekip, karıncaların bu zehirli yemleri daha fazla tüketmesini sağlayacak bir yöntem bulmaya çalıştı.

Araştırmacılar karıncaların, lego bir asma köprü ve ardından bir test platformuna geçtikten sonra şekerli bir ödüle ulaştıkları bir düzenek kurdu. Bazı ödüllerin içindeyse değişen miktarlarda kafein vardı. 

142 karınca üzerinde 4'er test yapan bilim insanları, hızlarını ve izledikleri yolu takip etti. Düşük ve orta miktarda kafein alan karıncaların, ödüllerinin yerini daha hızlı bir şekilde tekrar bulduğu kaydedildi. Hiç kafein almayan veya yüksek miktarda alanlardaysa böyle bir etki gözlemlenmedi. 

Öte yandan düşük ve orta miktarda kafein tüketen karıncalar daha hızlı hareket etmektense daha az oyalanarak ödüle çabucak ulaştı. Çalışmanın başyazarı Henrique Galante şöyle diyor: 

Daha hızlı hareket ettiklerini değil, sadece nereye gittiklerine daha fazla odaklandıklarını gördük. Bu da nereye gitmek istediklerini bildiklerini, dolayısıyla ödülün yerini öğrendiklerini gösteriyor.

Galante düşük dozun bitkilerde; orta dozunsa enerji içeceklerinde bulunan miktarlarda kafein içerdiğini söylüyor. Düşük doz karıncaların dolanma oranını yüzde 28 azaltırken, orta dozda bu yüzde 38'i buldu. 

Araştırmacılar kafeinin Arjantin karıncalarını kontrol etmede işe yarayabileceğini düşünse de daha fazla çalışmaya ihtiyaç var. Halihazırda benzer bir deneyi daha doğal bir alanda yürüten ekip, kafein ve zehirli yem arasındaki etkileşimi de incelemeyi planlıyor. 

Karıncaların yeme daha hızlı ulaşmasının önemli olduğunu söyleyen Galante şöyle açıklıyor: 

Bu yemleri bulmada onları daha iyi hale getirmeye çalışıyoruz çünkü ne kadar hızlı gidip gelirlerse ve ne kadar çok feromon izi bırakırlarsa, o kadar çok karınca gelecek ve dolayısıyla zehir olduğunu fark etmeden önce zehri koloniye o kadar hızlı yayacaklar.

Independent Türkçe, Science Daily, Earth, iScience


Cam silmeye son: Kendi kendini temizleyen malzeme üretildi

Bilim insanları yeni malzemenin enerji verimliliğini artıracağını düşünüyor (Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü)
Bilim insanları yeni malzemenin enerji verimliliğini artıracağını düşünüyor (Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü)
TT

Cam silmeye son: Kendi kendini temizleyen malzeme üretildi

Bilim insanları yeni malzemenin enerji verimliliğini artıracağını düşünüyor (Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü)
Bilim insanları yeni malzemenin enerji verimliliğini artıracağını düşünüyor (Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü)

Lotus bitkisinin yapraklarından esinlenen yeni malzeme, cam duvar ve çatıların yerini alabilir. Kendi kendini temizleyen madde, şeffaf olmasına karşın gizlilik de sunuyor. 

Binalara giren doğal ışığı artırmak enerji tasarrufu açısından önem arz ediyor. Fakat cam malzemeler, binanın aldığı ışık miktarını artırsa da parlamaya ve aşırı ısınmaya neden olabiliyor. 

Almanya'daki Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü'nden bir ekip buna alternatif sunacak bir malzeme geliştirdi. Polimer bazlı mikro-fotonik çok fonksiyonlu metamateryal (PMMM) adını verdikleri malzeme, saç telinin 10'da biri kadar ince silikon piramitlerden oluşuyor. 

Bu küçük piramitler hem ortam sıcaklığının düşmesine hem de malzemenin kendini temizlemesine olanak sağlıyor. 

PMMM, Güneş ışığını cam gibi hapsetmek yerine ısıyı uzun dalgalar halindeki kızılötesi radyasyon şeklinde serbest bırakarak binanın içinin daha serin olmasını sağlıyor.  

Malzemeyi laboratuvarda ve dışarıda test eden araştırmacılar, PMMM'nin ortam sıcaklığının yaklaşık 6 derece altına düşebildiğini tespit etti. 

Ayrıca binaya düşen ışığın yüzde 73'ünü etrafa dağıtabilen küçük piramitlerin, bu sayede hem parlamayı azalttığı hem de içerinin daha zor görülmesini sağladığı kaydedildi. Bunun yanı sıra şeffaflıktan da ödün vermeyen PMMM, ışığı yüzde 95 oranına geçiriyor. 

Nature Communications adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Gan Huang "Bu malzeme çatılarda ve duvarlarda kullanıldığında aydınlık ve parlamayan iç mekanlar yaratarak mahremiyeti de koruyor" diyerek şöyle ekliyor:

Seralardaki fotosentez verimliliğinin cam çatılardan yüzde 9 daha yüksek olduğu tahmin ediliyor ve yüksek seviyedeki ışık geçirgenliği bitki verimini artırabilir.

PMMM'nin kendini temizleme özelliğiyse lotus yapraklarındaki mekanizmaya benziyor. Bu bitkinin yapraklarındaki koni şeklindeki küçük yapılar sayesinde su damlacıkları toz ve kir parçacıklarını toplayarak damlıyor ve bu sayede bitkiyi temizliyor. 

Yeni malzemedeki piramitler de yüzeye düşen suyun damlacıklar oluşturarak böyle bir temizlik yapmasını sağlıyor. Bu özellik, malzemenin bakımını kolaylaştırıp dayanıklılığını artırıyor.

PMMM'nin çevre dostu bir polimerden yapıldığını söyleyen araştırmacılar bunun sürdürülebilir yapıların önünü açabileceğini düşünüyor. Ayrıca yarattığı soğutucu etki klimaya duyulan ihtiyacı azaltarak enerji tasarrufu da sağlayabilir. 

Araştırmanın bir diğer yazarı Bryce S. Richards şöyle diyor: 

Yeni malzememiz çeşitli uygulamalar açısından büyük bir potansiyele sahip ve hem sürdürülebilir hem de enerji verimliliği sağlayan mimariye kayda değer bir katkı sunuyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Knowridge Science Report, Nature Communications


Çok satan yazardan Netflix'e çağrı: "Dizimi batırmayın"

(Facebook/Marian Keyes)
(Facebook/Marian Keyes)
TT

Çok satan yazardan Netflix'e çağrı: "Dizimi batırmayın"

(Facebook/Marian Keyes)
(Facebook/Marian Keyes)

Korkunç İrlanda aksanı, film ve televizyonlarda araba kovalamacaları ve kusurlu dedektifler kadar yaygın ve Marian Keyes bundan bıkmış durumda.

Çok satan İrlandalı yazarın 2020 tarihli romanı Grown Ups (bir kadının geçirdiği beyin sarsıntısının uzun süredir bastırılan sancıların ve sırların açığa çıkmasına nasıl yol açtığını anlatan bir komedi), Apple TV+'ın beğeni toplayan casus draması Slow Horses'ın arkasındaki ekip tarafından Netflix dizisine uyarlanıyor.

Yaklaşan uyarlama hakkında Hay Festival'de konuşan 60 yaşındaki Keyes şöyle söyledi:

İrlanda aksanı yapabilen kişileri kullansalar çok ama çok güzel olurdu.

Keyes, filmlerde ve televizyondaki birçok İrlanda aksanının ne kadar kötü olduğundan yakınarak şöyle dedi:

Demek istediğim, bu aksanlar sadece... Ağlıyorum! Acıdan eriyorum!

Keyes memnuniyetle şöyle devam etti:

Eğer gerçekten [Grown Ups'ın] yönetici yapımcısıysam, bu seçim yapabileceğim anlamına gelir.

Şakayla karışık ekledi:

Ben de bir kameo görünüm istiyorum. Annem de bir tane istiyor. Olabileceğimiz [en gerçekçi] yer bir eczane olabilir. İkimiz de sağlığımızın kötü olmasından keyif alıyoruz. İstediğimiz de bu.

Lindsay Lohan'ın Netflix filmi İrlanda Rüyası (Irish Wish), Emily Blunt'ın başrolde olduğu Çılgın Aşıklar (Wild Mountain Thyme) ve romantik komedi filmi Not: Seni Seviyorum (PS I Love You), ekranları süsleyen en korkunç İrlanda aksanlarından bazıları.

Not: Seni Seviyorum'un İskoç yıldızı Gerard Butler, filmdeki aksanı nedeniyle İrlanda'dan kamuoyu önünde özür dilemişti.

Keyes, sunucu Kirsty Lang'le Hay'de yaptığı geniş kapsamlı söyleşide alkolizminden ve 2009'da yaşadığı bir ruhsal çöküntüden de bahsetti. Keyes şöyle dedi:

Ruh sağlığına ilişkin kullanılan dil epey yargılayıcı. Sanki hepimiz kendi çöküntülerimizden sorumluymuşuz gibi bir hava yaratılıyor.

Kendisine ruhsal çöküntüsüne neyin yol açmış olabileceğini bilip bilmediği sorulduğunda, bunun "bir hastalık" olduğunu söyledi.

Buna katkıda bulunan faktörlerden biriyle ilgili konuşan Keyes, "perimenopoza yeni girmiştim ve o zamanlar hiçbir fikrim yoktu çünkü 15 yıl önce bu konu hakkında bu kadar çok konuşulmuyordu. Östrojen çok sakinleştirici olduğu için bu hormon yok olduğu anda kadınlar birden kendilerini inanılmaz derecede endişeli buluyor. Kimse bize bundan bahsetmedi" dedi.

Hay Festivali, 23 Mayıs - 2 Haziran'da Galler'deki Hay-on-Wye'da gerçekleşiyor.
Independent Türkçe


Hollywood yıldızı, Polonya yurttaşlığına başvurduğunu açıkladı

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Hollywood yıldızı, Polonya yurttaşlığına başvurduğunu açıkladı

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Jesse Eisenberg yaklaşık 9 ay önce Polonya vatandaşlığına başvurduğunu ve "son imzayı bekleme" sürecinde olduğunu açıkladı.

Polonya'da yayın yapan Glos Wielkopolski'ye verdiği röportajda Sosyal Ağ'ın (The Social Network) yıldızı, hem kendisinin hem de eşinin ailelerinin Polonyalı olduğunu açıkladı. A Real Pain filmini Polonya'da çekmenin kendisine çocukluğunda ailesinden dinlediği hikayeleri hatırlattığını ve "Yahudilerle Polonyalılar arasında daha iyi ilişkiler kurma" isteği uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Eisenberg, "Yaklaşık 9 ay önce Polonya vatandaşlığına başvurdum. Görünüşe göre tüm evraklar çoktan teslim edilmiş. Son imzayı bekliyorum" dedi. 

Benim ailem güneydoğudan, Krasnystaw'dan, eşimin [Anna Strout] ailesiyse Lodz'dan. Polonya'yla daha güçlü bir bağımız olsun istedik. Burada daha fazla çalışmak istiyorum. Küçüklüğümden beri Yahudi ailemle Polonyalılar arasındaki ilişkilere dair hikayeler dinlerdim ve tüm hikayeler harikaydı: Polonyalılarla en iyi arkadaştık.

Eisenberg sözlerine şöyle devam etti:

Ailem savaşa kadar Krasnystaw'da yaşadı, bir kişi savaştan sağ kurtuldu ve Szczecin'e taşındı. Ne yazık ki epey yakın zamanda Kovid'den vefat etti.

The Independent yorum için Eisenberg'ün temsilcilerine ulaştı ancak henüz yanıt alamadı. 

Eisenberg; Lublin, Varşova, Krasnystaw ve Kraśnik, Radom dahil ailesinin geldiği yerlerde çektiği A Real Pain filmini yazdı, yönetti ve başrolünü oynadı.

Prömiyerini ocak ayında Sundance'te yapan A Real Pain'de Kieran Culkin, büyükanneleri hayatını kaybettikten sonra Polonya'da bir Holokost turuna katılan birbirinden uzaklaşmış iki kuzenden birini canlandırıyor.

Eisenberg, "Burada çalışırken, hükümetle ilgili pozisyonlarda çalışan bazı kişilerle tanıştım. Onlara şöyle dedim: 'Yahudiler ve Polonyalılar arasında daha iyi ilişkiler kurmayı çok isterim. Bana göre ilişkilerin iyi olmaması çok büyük bir talihsizlik. Bunu değiştirebilmeyi çok isterim. Benim ailem buralı, eşimin ailesi de buralı. Polonya vatandaşlığına başvurmamızın bir yolu var mı?'" dedi.

Eisenberg ayrıca ailesinin "nesiller, yüzyıllar boyunca" orada yaşamış olması nedeniyle Polonya'ya "kişisel olarak" ilgi duyduğunu anlattı.

Bu beni bir şeylere bağlı hissettiriyor. Amerika'da ilk önce orada olan Yerli Amerikalılar dışında herkes çok yeni. Polonya, kendimden çok daha büyük tarihsel bir şeye bağlı olduğumu hissettirdi.

Independent Türkçe


Japonya'da üretilen robot, zeka küpü rekorunu kırdı

Mitsubishi'nin rekor kıran robotu (Mitsubishi)
Mitsubishi'nin rekor kıran robotu (Mitsubishi)
TT

Japonya'da üretilen robot, zeka küpü rekorunu kırdı

Mitsubishi'nin rekor kıran robotu (Mitsubishi)
Mitsubishi'nin rekor kıran robotu (Mitsubishi)

Japonya'da bir robot, Rubik Küpü'nü en kısa sürede çözerek yeni bir dünya rekoru kırdı.

Guinness Dünya Rekorları, Mitsubishi Electric'in makinesinin 0,305 saniyelik süresini kabul ederek bir önceki rekoru 0,075 saniye farkla kırdığını kabul etti. 

Robotun çözme süresi, geçen yıl haziranda Kaliforniya'da düzenlenen hızlı Rubik Küp çözme etkinliğinde kırılan şimdiye kadarki en iyi insan rekorundan 10 kat daha hızlıydı.

Koreli-Amerikalı Max Park'ın 3x3x3'lük dönen bulmaca küpünü çözmesi sadece 3,13 saniye sürmüştü. Kendisinden sonra gelen en hızlı insanın rekorunu, saniyenin üçte birini aşkın bir süreyle geçmişti.

Robotun elde ettiği 0,305 saniyelik süre, kabaca bir insanın göz kırpması için geçen süreye eşit.

Son rekor, son yıllarda robotik alanında kaydedilen köklü gelişmeleri yansıtıyor. 2009'da Rubik Küpü çözen bir robotun dünya rekoru bir dakika 4 saniyeydi.

Mitsubishi Electric, robotunun küpü sadece 0,009 saniyede 90 derece döndürmesini sağlayan "kompakt, yüksek güçlü, sinyale duyarlı servo motorları" kullanarak bu başarıyı elde ettiğini söyledi.

Daha da hızlı bir süre elde etmenin önündeki ana sınırlayıcı faktör, küpün kendisinin fiziksel özellikleri. İlk denemeler, robotun uyguladığı hız ve kuvvet nedeniyle bulmacanın sıkışması ve kırılmasıyla başlangıçta başarısız olmuştu.

Rekor denemesine liderlik eden Mitsubishi mühendisi Tokui, Guinness Dünya Rekorları'na "Zamanı mümkün olduğunca kısaltmak zordu ama aynı zamanda eğlenceliydi" dedi.

Mitsubishi Electric'te üst düzey yönetici Yuji Yoshimura sözlerine şöyle devam etti:

2016'da Bileşen Üretim Mühendisliği Merkezi'mizi kurduğumuzdan beri yüksek teknolojili motorlar, güç yarı iletkenleri ve ilgili ürünler geliştiriyor ve üretiyoruz. Ürünlerimizin çoğunda kullanılan motorların üretkenliğini ve verimliliğini artırmanın anahtarı olan yüksek hızlı, yüksek hassasiyetli sargılar elde etme konusundaki teknik yeteneklerimizi göstermek amacıyla genç mühendislerimiz gönüllü olarak dünya rekoru kırmak için çalıştı ve bu da mühendislerimizi teknik becerilerini daha da geliştirmelerine motive eden bir Guinness Dünya Rekorları unvanıyla sonuçlandı.

1974'te Macar profesör Erno Rubik tarafından icat edilmesinden bu yana Rubik Küpü, popüler kültürün uluslararası olarak en çok tanınan oyunlarından biri haline geldi. 

Dünya çapında yarım milyardan fazla satan Rubik Küpü, son yıllarda Google'da en sık yapılan aramalardan biri olan "Rubik Küpü nasıl çözülür" sorusuyla tüm dünyada popülerliğini koruyor.
Independent Türkçe