Netflix'in yeni dizisi, 34 yıllık Stephen King uyarlamasına benzetildihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/4981816-netflixin-yeni-dizisi-34-y%C4%B1ll%C4%B1k-stephen-king-uyarlamas%C4%B1na-benzetildi
Netflix'in yeni dizisi, 34 yıllık Stephen King uyarlamasına benzetildi
Baby Reindeer'daki Martha karakterini 38 yaşındaki Jessica Gunning canlandırıyor (Netflix)
Netflix'te gösterime girer girmez büyük ilgi çeken yeni mini dizi Baby Reindeer, küçük bir iyiliğin nasıl kontrolden çıkabileceğini gözler önüne seriyor.
Yayın devinde kısa süre önce izleyiciyle buluşan Ripley de dahil olmak üzere pek çok film ve dizi, ısrarlı takip ya da saplantının doğasını ele alıyor.
Komedyenin gerçek hikayesi
Baby Reindeer'ın yaratıcısı Richard Gadd'ın kaleme aldığı ve başrolde oynadığı dizi de komedyenin gerçek hikayesine dayanıyor.
34 yaşındaki Gadd, hikayenin merkezindeki başarısız komedyen Donny Dunn'ı canlandırıyor.
Donny, barmenlik yaptığı bara gelen üzgün kadını gördüğünde, ona ücretsiz olarak çay ikram ediyor. Martha Scott adındaki bu kadın, çok geçmeden barın müdavimlerinden biri haline geliyor.
Kadının Donny'ye günde yüzlerce e-posta göndermeye başlamasıyla işler kısa süre içinde çok daha karanlık bir hal alıyor.
Stephen King'in meşhur uyarlamasına benzetildi
Eleştirmenler, Baby Reindeer'ın konusunu, korku üstadı Stephen King'in meşhur bir romanından uyarlanan filme benzetti.
Sinema ve televizyon yazarlarına göre Baby Reindeer, King'in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan psikolojik gerilim türündeki Ölüm Kitabı'nı (Misery) hatırlatıyor.
Rob Reiner'ın yönettiği Oscar ödüllü Ölüm Kitabı'nda James Caan, ünlü aşk romanları yazarı Paul Sheldon'ı canlandırıyor.
Kar fırtınasına yakalanan adam bir kaza geçirince, bir numaralı hayranı olduğunu iddia eden Annie Wilkes adlı kadın onu bularak ücra bir yerdeki evine getiriyor.
Yollar karla kaplı ve telefon hatları da kesikken, kırık bacaklar ve çıkık bir omuzla kalakalan yazar Paul Sheldon, Annie'nin evinde kapana kısılıyor.
"Benzer DNA'lar"
Eleştirmenler, Baby Reindeer ve Ölüm Kitabı'nın "benzer DNA'ları paylaştığı" konusunda hemfikir. Her iki yapım da kahramanlarıyla birlikte izleyicilerin de kapana kısılmış hissetmesine neden oluyor.
Kathy Bates'in muhteşem performansıyla Oscar kazandığı Annie Wilkes karakteri, en sevdiği yazarı ıssız bir kulübeye hapsederken, Martha da Donny'yi kendi hayatına hapsediyor. Ona 40 binden fazla e-posta göndermekle kalmayıp yüzlerce saatlik sesli mesaj bırakıyor, ailesinin ve arkadaşlarının izini sürüyor.
"Teknolojinin gücünü kullanıyor"
GamesRadar'dan Megan Garside, iki yapım arasındaki benzerliklerle ilgili şöyle diyor:
Baby Reindeer'ın Ölüm Kitabı'nın yeniden çevrimi olduğunu söylemiyorum ama Martha, Wilkes'in doğasını taklit ediyor gibi görünüyor ve ben Ölüm Kitabı gibi bir hikayenin günümüze uyarlanmasından yanayım. Bu, izleyicilerin bu tür bir karakteri günümüz ortamında görmeleri için bir fırsat. Bilek kıran tuzaklar ve kelepçeler yerine Martha, kurbanını kısıtlamak için yüzlerce saatlik sesli mesaj ve on binlerce e-posta göndererek teknolojinin gücünü kullanıyor.
Zayıflama ilaçlarının sanıldığı gibi mutluluk getirmeyebileceği bulundu
Fotoğraf: Unsplash
Ozempic ve Wegovy gibi ilaçlar, zayıflama alanında elde ettikleri çarpıcı başarının ötesinde kendilerini daha mutlu hale getirdiği ve ruh sağlıklarını iyileştirdiğini söyleyen bazı kişilerin de övgüsünü topluyor.
Ancak Chicago Üniversitesi'nin yaptığı yeni bir araştırmada, ilacı kullanan binlerce kişi iki yıldan uzun süre boyunca takip edildi ve bu iddiaları destekleyecek kanıtların az olduğu saptandı.
Henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen ve gözleme dayanan çalışmada, hastaların evlilikleri veya kariyerlerinde algıladığı iyileşmelerin zamanla büyük ölçüde ortadan kalktığı bulundu.
Yine de bu, ilaçların fiziksel sağlığın ötesinde hiçbir olumlu etkisi olmadığı anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, bu etkilerin ölçülemeyecek kadar incelikli olabileceğini düşünüyor.
Harris Kamu Politikası Fakültesi'nden ekonomist Robert Kaestner yaptığı açıklamada, "Bir kişinin iş bulup bulmadığını, evlenip evlenmediğini veya boşanıp boşanmadığını ve ruh sağlığına ilişkin standart göstergeleri ölçtük" diyor.
Bunlar önemli ölçütler ancak özgüven, ilişki kalitesi veya diğer günlük deneyimlerdeki değişiklikleri her zaman tam olarak yansıtmayabilirler.
Araştırmacılar ayrıca 10 yıldan uzun süre boyunca toplanan Ulusal Tıbbi Harcama Paneli Anketi verilerini de analiz etti. Bu veriler, yaklaşık 8 bin yetişkin diyabet hastasının depresyon belirtileri, medeni hali ve istihdam durumuna ilişkin gözlemleri de içeriyordu.
2012 ila 2023'te yapılan anket 354 binden fazla kişiyi kapsasa da ekip, bu ilaçların daha geniş kapsamlı sosyal etkilerini anlamak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.
Kaestner, "Bu hâlâ çok yeni bir araştırma alanı" diyor.
Chicago Üniversitesi'nin bulguları, GLP-1 kullanımının halihazırda çalışan kadınlar için daha iyi flört ve iş olanaklarıyla bağlantılı olduğunu tespit eden yakın tarihli başka bir gözlemsel makaleyle çelişiyor.
Analiz grubu Gallup'un bu hafta ABD genelinde yaptığı ankete göre, bu ilaçları kullanan Amerikalıların sayısı hiç olmadığı kadar fazla. Ankete katılan 5 bin 65 yetişkinin yaklaşık yüzde 15'i bir noktada bu ilaçları kullandığını, yüzde 11'i ise şu anda kullandığını belirtti.
Bu, katılımcıların yüzde 3'ünün obezite ilacı kullandığını söylediği 2024'teki orandan daha yüksek.
Fransa'nın kuzeyindeki bir hastanede bir hemşire, haziranda bir kadına Mounjaro adlı ilacı enjekte ediyor. Bu ilaçlar pek çok sağlık faydası sağlasa da aynı zamanda ciddi yan etkilere de yol açabiliyor (AFP)
İştahı bastıran bir hormonu taklit ederek etki gösteren bu ilaçları kullanan birçok kişi, kendileriyle daha barışık olduğunu bildiriyor.
Zepbound kullanan Los Angeleslı içerik üreticisi Alexus Murphy daha önce CNN'e "Bu ilaç, sosyal hayatımın her alanında, kişisel yaşantımda ve kendi kendime karşı tavrımda hayatımı olumlu yönde değiştirdi. Bu ilaç, girdiğim ortamlarda daha özgüvenli olmamı sağladı" demişti.
İlaçların uzun vadeli etkileri hâlâ araştırılsa da iğnelerin ve hapların kalp ve karaciğere fayda sağlamanın yanı sıra demans ve kanser riskini de azaltabileceği gösterildi.
Öte yandan aşırı mide bulantısı, kusma ve hatta körlük gibi yan etkiler nedeniyle bu ilaçların başarısızlık oranı da yüksek.
Independent Türkçe
Emmy'nin gözdesi Widow's Bay'i bitirenlere 5 dizi önerisihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5294613-emmynin-g%C3%B6zdesi-widows-bayi-bitirenlere-5-dizi-%C3%B6nerisi
Widow's Bay'de oğluyla yeni bir hayat kurmaya çalışan dul Belediye Başkanı Tom Loftis rolündeki Matthew Rhys (sağda), bu yıl iki Emmy ödülüne birden aday gösterildi (Apple TV)
Emmy'nin gözdesi Widow's Bay'i bitirenlere 5 dizi önerisi
Widow's Bay'de oğluyla yeni bir hayat kurmaya çalışan dul Belediye Başkanı Tom Loftis rolündeki Matthew Rhys (sağda), bu yıl iki Emmy ödülüne birden aday gösterildi (Apple TV)
Apple TV'nin yeni fenomeni Widow's Bay'in tam 19 Emmy adaylığıyla televizyon tarihine adını yazdırması muhtemelen hiçbirimiz için sürpriz olmadı. Yine de ofisteki kahve sohbetlerinin yönünü bir anda değiştirmeye yetti.
Dizi, ilk sezonu 17 Haziran'da final yapmadan önce, ikinci sezon onayını kapmıştı bile. Şimdiyse sabırsızlıkla yılın en çok konuşulan dizisinin yeni sezonunu bekliyoruz. Ama tahmin edersiniz ki vuslata kadar önümüzde epey uzun bir bekleyiş var.
Üstelik içimizdeki o bitmek bilmeyen "tekinsiz kasaba" açlığı iyice körüklendi. Bu da bize küçük bir bahane verdi: Uzun zamandır aklımızda olan "benzer diziler" listesini hazırlamanın tam zamanı dedik.
Basiretsiz Belediye Başkanı Tom'un tüm efsaneleri hiçe sayıp turizme açmaya çalıştığı o New England adasında yaşananları, ustalıkla işlenmiş kara mizahı ve adayı saran lanetin sırlarını en az bizim kadar özleyeceğinizi tahmin ediyoruz.
Bu yüzden, Widow's Bay'in çok sayıda ödülle dönmesini beklediğimiz Emmy töreni ve ikinci sezon gelene kadar, bizi ekrana kilitleyen o klostrofobik ve puslu atmosferi aratmayacak bir seyir rehberi hazırladık.
Küçük kasabaların karanlık yüzünü keşfetmeyi ve doğaüstü olayların peşinden gitmeyi sevenlerin bu listede aradığını bulacağına eminiz.
Listenin açılışında o meşhur Kırmızı Oda'ya, yani türün atası sayılan İkiz Tepeler'e selam duruyoruz. Ardından Stephen King evreninin en ürpertici karakterlerini aynı hikayede buluşturan Castle Rock'a uğruyor, gündüzü de gecesi de ayrı bir hayatta kalma mücadelesine dönüşen Nereden Nereye'nin çaresiz atmosferine dalıyoruz. Sonrasında rotayı Idaho'nun buz gibi coğrafyasındaki Wayward Pines'a çeviriyor, finali ise bir animasyonun ne kadar derin bir mitoloji kurabileceğini kanıtlayan, izlemesi son derece keyifli Gravity Falls'la yapıyoruz.
Widow's Bay bizde olduğu gibi sizde de doldurulması zor bir boşluk hissi bıraktıysa, sıradaki durağınızı burada bulabilirsiniz.
İkiz Tepeler (Twin Peaks / 1990–1991)
Gözlerden uzak bir kasaba, sorumlusu aranan gizemli bir cinayet ve yüzeyin hemen altında bekleyen karanlık... Modern televizyonculuğun miladı sayılan İkiz Tepeler, bugün izlediğimiz pek çok gizem ve gerilim dizisinin genetik kodunu oluşturan mutlak bir başyapıt.
Vizyoner yönetmen David Lynch ve Mark Frost'un imzasını taşıyan dizi, genç Laura Palmer'ın nehir kenarında ölü bulunmasıyla başlıyor ve bu cinayeti çözmek için kasabaya gelen eksantrik FBI Ajanı Dale Cooper'ın hikayesini anlatıyor.
İlk bakışta sıradan bir polisiye gibi görünse de İkiz Tepeler'in hikayesi derinleştikçe, bu cinayetin devasa bir buzdağının sadece görünen kısmı olduğu anlaşılıyor.
Kasabanın huzurlu görünen yüzünün altında saklanan sırlar, korku ve mizahı aynı potada eriterek her bölümde yeni bir katman açıyor.
Kyle MacLachlan'ın canlandırdığı özel Ajan Dale Cooper, kahve sevgisi, ses kayıt cihazı ve mistik yöntemleriyle televizyon tarihinin en ikonik karakterlerinden biri (ABC)
Angelo Badalamenti'nin hem huzur veren hem de içinizi ürperten o meşhur, hipnotize edici müzikleriyse izleyiciyi kasabanın sisli atmosferine tamamen hapsediyor.
Lynch'in alametifarikası olan rüya sekansları, gerçeküstü unsurlar ve absürt mizah, diziyi sıradan bir suç draması olmaktan çıkarıp televizyon tarihinde eşi benzeri az bulunan bir deneyime dönüştürüyor.
Widow's Bay de tıpkı İkiz Tepeler gibi küçük bir kasabayı gizemli doğaüstü olayların merkezine yerleştiriyor. Ancak İkiz Tepeler, çok daha deneysel anlatımı ve kendine özgü mitolojisiyle izleyiciyi gerçeklik algısını sorgulamaya davet ediyor.
Eğer Widow's Bay'in tekinsiz atmosferi ve yavaş yavaş büyüyen gizem duygusu ilginizi çektiyse, televizyon tarihinin sınırlarını esneten, her köşesinden ayrı bir sır fışkıran ve her karakteriyle hafızanıza kazınacak bu kült diziyi kesinlikle ıskalamayın.
IMDb: 8,7
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor
Nereden Nereye (From / 2022–)
İkiz Tepeler'in gizemli dünyasından sonra listenin ikinci sırasına klostrofobik bir hayatta kalma mücadelesini, Nereden Nereye'yi ekliyoruz. Bu kez bir girenin bir daha çıkamadığı küçük bir Amerikan kasabasıyla karşı karşıyayız. Burası, yolu düşen herkesi gizemli bir şekilde esir alıyor, tüm yollar dönüp dolaşıp yine aynı yere çıkıyor.
Son yılların en sürükleyici bilimkurgu ve gizem dizilerinden biri olan Nereden Nereye'de gündüzleri çıkış yolu arayan kasaba sakinleri, geceleri ise katı ve ezoterik kurallara uyduklarında hayatta kalabilecekleri, insan suretine bürünen ölümcül yaratıklarla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Nereden Nereye'de Harold Perrineau, çıkışı olmayan gizemli bir kasabada mahsur kalanların lideri ve şerifi Boyd Stevens rolünde (MGM+)
Dizinin en büyük başarısı, her bölümde yeni sorular ortaya atarken gerilimi ve merak duygusunu hiç düşürmemesi. Lost'taki Michael rolüyle tanıdığımız Harold Perrineau'nun canlandırdığı Şerif Boyd Stevens'ın kasabayı bir arada tutma çabası da hikayeye güçlü bir duygusal omurga kazandırıyor.
Widow's Bay gibi Nereden Nereye de küçük bir kasabanın karanlık sırlarını ve açıklanamayan olaylarını merkeze alıyor. Ancak Nereden Nereye, doğaüstü korkuyu çok daha yoğun kullanan, hayatta kalma mücadelesini ön plana çıkaran ve temposu daha yüksek bir anlatı benimsiyor.
Eğer Widow's Bay'in tekinsiz atmosferi hoşunuza gittiyse, Nereden Nereye sizi katlanarak büyüyen sırlarıyla her bölüm sonunda yeni teoriler kurmaya davet ediyor.
IMDb: 7,8
Nereden izlenir: TV+
Castle Rock (2018–2019)
Stephen King evreninden ilham alan Castle Rock, korku üstadının külliyatındaki farklı roman ve öykülerindeki karakterleri, mekanları ve fikirleri alıp tek bir kasabada buluşturan özgün bir korku antolojisi.
Sam Shaw ve Dustin Thomason'ın yarattığı dizinin her iki sezonunda da bilimkurgu, dram ve psikolojik gerilim unsurları ustalıkla harmanlanırken, meşhur Shawshank Hapishanesi'nin derinliklerinden Sadist'teki (Misery) meşhur Annie Wilkes'in gençliğine uzanan geniş bir referans ağı örülüyor.
Doğrudan tek bir kitabı uyarlamak yerine King evrenindeki karakter ve mekanları bir araya getiren dizi, izleyiciyi her adımda tanıdık bir detayla selamlıyor.
35 yaşındaki İsveçli yıldız Bill Skarsgård, korku sineması sözkonusu olduğunda Hollywood'un en aranan yüzlerinden (Hulu)
Doğaüstü olayları yalnızca korkutmak için değil, karakterlerin geçmişleri ve travmalarıyla yüzleşmelerini sağlayan bir araç olarak kullanması dizinin en güçlü yönlerinden biri.
King hayranları için sayısız gönderme ve sürpriz barındırsa da kaynak eserleri bilmeden de rahatlıkla takip edilebiliyor.
Tıpkı Widow's Bay gibi izleyiciyi küçük bir kasabanın lanetli geçmişine ve ucu açık gizemlerine hapseden Castle Rock, ondan farklı olarak tek bir hikayeye odaklanmak yerine her sezon farklı King karakterlerinin yollarını kesiştiren bir antoloji yapısı benimsiyor.
Kasaba atmosferinin başrolde olduğu, gizemi ağır ağır büyüten ve psikolojik korkuyu öne çıkaran dizileri sevenler için güçlü bir seçenek.
IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor
Wayward Pines (2015–2016)
Blake Crouch'un aynı adlı roman serisinden uyarlanan Wayward Pines, seyircisini ilk bölümünden itibaren sürekli ters köşeye yatıran, gizemini adım adım açan sürükleyici bir bilimkurgu-gerilim dizisi.
Yapımcılığını, "sürpriz son" diyince hemen akla gelen M. Night Shyamalan'ın üstlendiği Wayward Pines, izleyiciyi neyle karşı karşıya olduğunu uzun süre çözemediği, akıl sınırlarını zorlayan tekinsiz bir kasabaya davet ediyor.
Hikaye, kaybolan iki meslektaşını aramak için Idaho'daki buz gibi Wayward Pines kasabasına giden Gizli Servis ajanı Ethan Burke'ün (Matt Dillon), kendisini kasabadan çıkamadığı ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı tuhaf bir dünyanın içinde bulmasıyla başlıyor.
Wayward Pines'da Oscar adayı Matt Dillon'a (solda) Etgar Keret'in öyküsünden uyarlanan Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikayesi'yle (Wristcutters: A Love Story) tanınan Shannyn Sossamon (sağda)eşlik etmişti (Fox)
Kasaba halkının tuhaf davranışları ve sürekli maruz kaldığı psikolojik manipülasyonlar yüzünden kapana kısılan Ethan'ın gerçeğin peşindeki yolculuğu, peşi sıra gelen hayret verici itiraflarla yön değiştiriyor.
Her bölümde yeni bir sır açığa çıkarırken izleyicinin beklentileri her daim altüst oluyor.
Widow's Bay gibi küçük bir kasabanın karanlık sırları ve açıklanamayan olayları etrafında şekillense de Wayward Pines, doğaüstü korku ve lanetlerden çok bilimkurgu ve kıyamet sonrası mitolojisine yaslanarak bambaşka bir yöne sapıyor. Sadece iki sezonda kapsamlı bir evren kurmayı başaran dizi, gizem ve atmosfer odaklı yapımları sevenler için ideal.
IMDb: 7,3
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor
Esrarengiz Kasaba (Gravity Falls / 2012-2016)
Alex Hirsch tarafından yaratılan Esrarengiz Kasaba, her ne kadar bir Disney animasyonu olsa da yaşattığı gizem ve keşif duygusuyla yetişkinler arasında da bir kült haline gelmiş, döneminin en başarılı doğaüstü yapımlarından biri. İkiz kardeşler Dipper ve Mabel'ın, amcaları Stan'in Oregon'daki turistik ve "çakma" müzesinde geçirdikleri yaz tatilini konu alan dizi, kasabanın aslında labirent gibi derin bir mitolojiye ve gerçek canavarlara ev sahipliği yaptığını keşfetmeleriyle başlıyor.
Bölümlük maceralar halinde ilerlese de arka planda devasa bir gizem barındıran yapım, fantastik ve gerilim türlerinin neredeyse tüm alt dallarına muzip ama zekice selam gönderiyor.
Toplam 41 bölümden oluşan iki Emmy ödüllü Esrarengiz Kasaba, her yaşa hitap etmesiyle animasyon dünyasında birçok seyirci açısından özel bir noktada konumlanıyor (Disney+)
Bu eğlenceli evren, seyirciyi ekrana bağlarken bir yandan da karakterlerin büyüme sancılarını merkezine alan duygusal bir derinlik sunuyor.
Güçlü mizah anlayışını duygusal karakter gelişimiyle dengelemesi de diziyi yalnızca eğlenceli değil, aynı zamanda etkileyici bir izleme deneyimine dönüştürüyor.
İzleyiciyi Widow's Bay'de olduğu gibi tuhaf olayların, gizli günlüklerin ve her köşesinden sırlar fışkıran tekinsiz kasaba atmosferinin içine çeken Gravity Falls, karanlık ve kasvetli bir dram yerine rengarenk, mizahı bol ve animasyon formatında bir anlatı benimsemesiyle ondan ayrılıyor.
IMDb: 8,9
Nereden izlenir: Disney+
Indepent Türkçe
Sporcuların kullandığı takviye, kanser tedavisinde umut olabilir mi?https://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5293949-sporcular%C4%B1n-kulland%C4%B1%C4%9F%C4%B1-takviye-kanser-tedavisinde-umut-olabilir-mi
Sporcuların kullandığı takviye, kanser tedavisinde umut olabilir mi?
Araştırmacılar bu takviyenin, tümör parçacıklarını yakalayıp öldürücü T hücrelerini saldırmaya yönlendiren dendritik hücreleri güçlendirdiğini keşfetti (Unsplash)
Bir araştırmaya göre, özellikle kuvvet veren bir spor takviyesi olarak bilinen kreatin, kanserle mücadeleye de yardım edebilir.
Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles kampüsünden (UCLA) bilim insanlarına göre bu uygun maliyetli takviye sadece atletik performansı artırmakla kalmıyor, aynı zamanda vücudu kanserle savaşmaya hazırlayıp harekete geçiren bir bağışıklık hücresi grubunu da güçlendiriyor.
Fareler üzerinde yapılan önceki araştırmalarda kreatinin, vücudun kanser hücrelerini ve virüsleri yok etmesini sağlayan beyaz kan hücreleri olan öldürücü T hücrelerini güçlendirdiği saptanmıştı. Artık ekip bu takviyenin, tümör parçacıklarını yakalayarak öldürücü T hücrelerini saldırıya yönelten dendritik hücreleri de güçlendirdiğini keşfetti.
Çoğu immünoterapi, öldürücü T hücrelerini hedef alarak etki ediyor ancak hastaların yarısından azı bu tedaviye yanıt veriyor. Ancak bilim insanları, kreatinin dendritik hücreler üzerindeki etkisinin tedaviyi güçlendirebileceğini öne sürüyor.
UCLA'den mikrobiyoloji, immünoloji ve moleküler genetik alanında öğretim üyesi Lili Yang, kıdemli yazarı olduğu çalışma hakkında "İmmünoterapi son derece umut verici sonuçlar sergilese de sadece bir grup hastada işe yarıyor" diyor.
Bu çalışma, kreatinin sadece T hücrelerinin kanserle savaşmasına yardım etmekle kalmayıp onları destekleyen ve yönlendiren tüm mekanizmaları güçlendirdiğini gösteriyor. Bu da kreatini, modern immünoterapilerin temelindeki bağışıklık tepkisini bütünsel olarak destekleyen umut verici bir takviye haline getiriyor.
Hakemli dergi iScience'ta yayımlanan çalışma kapsamında araştırmacılar, melanomlu farelerde günlük kreatin enjeksiyonlarının tümör büyümesini yavaşlatıp yavaşlatmayacağını test etti.
Kreatinin sadece büyümeyi yavaşlatmakla kalmayıp aynı zamanda tümörlere giren dendritik hücrelerin aktivitesini de artırdığını belirlediler. Tedavi edilen dendritik hücreler, tümöre başka bağışıklık hücrelerini de çeken kimyasal sinyalleri daha yüksek seviyelerde salgıladı.
Bilim insanları ayrıca kreatin takviyesinin, dendritik hücrelerdeki enerji düzeylerini artırdığını buldu.
Araştırmacılar, kreatinin rolünü şarj edilebilir bir bataryaya benzetiyor; bu sayede dendritik hücreler, sınırlı besin maddeleri için hızla büyüyen tümör hücreleriyle rekabet ederken bile enerji depolayıp gerektiğinde salabiliyor.
Öğretim üyesi Yang'ın laboratuvarından lisansüstü öğrencisi ve çalışmanın ortak başyazarı James Elsten-Brown şunları söylüyor:
Burada kreatinin birbirini tamamlayıcı iki şekilde kullanılabilme potansiyelini görüyoruz: Halihazırda immünoterapi gören hastaların bağışıklık tepkisini güçlendirmek için bir takviye olarak ve dendritik hücre bazlı aşıların uygulanmadan önce kalitesini iyileştiren bir araç olarak kullanılabilir.
Araştırma, bağışıklık sisteminin kansere karşı tepkisini güçlendirmede kreatinin bir araç olarak kullanılabileceğini öne sürüyor. Ancak çalışma hastalar değil, hücreler ve fareler üzerinde yürütüldüğü için henüz bu sonuçlara dayanarak beslenmeyle ilgili veya tıbbi tavsiyeler çıkarılmamalı.
Araştırmacılar, bu takviye onlarca yıldır kullanılıp güvenli kabul edilse de kanser tedavisi gören hastaların tedavilerine bir takviye eklemeden önce doktorlarına danışmaları gerektiği uyarısında bulunuyor.
Independent Türkçe
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة