Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
TT

Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)

Yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen bütçesinin 44 katını kazanan Terrifier 3 bugün Türkiye'de de vizyona giriyor. Tartışmalı serinin gündemde olmasından hareketle Independent Türkçe'den Nazlı Erdol dünyanın dört bir yanından izlenmesi gereken seri katil filmlerini derledi.

Canavarlar ya da doğaüstü varlıklar filmlerde bolca yer alsa da hiçbiri bir seri katil kadar korkunç değildir. Ne de olsa zombiler, vampirler, uzaylılar veya boyutlar arası cirit atan iblisler bilinçaltımızdaki korkuların ete kemiğe bürünmüş halidir. 

Peki ya seri katiller? İşte onlar gerçektir. Kan donduran bir cinayetin suçunu doğaüstü bir güce ya da başka bir gezegenden gelen dünya dışı yaratığa atamazsınız. Ve maalesef yan komşunuz bile katil olabilir. İşte gerçekten korkutucu olan da budur.

Bugün insanların sinema salonlarında kusmasına ya da bayılmasına neden olduğunu iddia edilen Terrifier serisinin son halkası gösterime giriyor. Terrifier 3, yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen 5 haftada bütçesinin 44 katını kazanmasıyla tarih yazıyor. İlk iki filmi izlemiş olanlar kendilerini neyin beklediğini aşağı yukarı tahmin ediyordur: Evet, bir kez daha kan gövdeyi götürecek. 

Biz de Terrifier 3'ü bahane ederek korku ve gerilim meraklılarına seçmece seri katil filmlerinden oluşan bir liste sunmak istedik. Bunu yaparken Yedi (Se7en), Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs), Sapık (Psycho), Taksi Şoförü (Taxi Driver) ve Koku (Perfume: The Story of a Murderer) gibi türün en bilindik örneklerinden sıyrılmak, dünya sinemasına da uzanmak ve bir nebze olsun kıyıda köşede kalmış yapımları hatırlatmak istedik.

Hazırsanız başlıyoruz...
 

Cinayet Günlüğü (Memories Of Murder)

Listedeki en meşhur filmlerin başında Cinayet Günlüğü geliyor. "Bu filmin adını hep duyuyorum ama bir türlü izleyemedim" diyenler varsa, tam sırası. Güney Koreli sinemacı Bong Joon-ho, 2020'de düzenlenen 92. Akademi Ödülleri'ne damgasını vuran Parazit'i (Parasite) çekmeden 16 yıl önce yönettiği Cinayet Günlüğü'yle, türün en iyilerinden birine çoktan imza atmıştı aslında. Bong, Cinayet Günlüğü'nde küçük bir kasabanın atmosferini, bürokrasinin aksaklıklarını ve insan doğasının karmaşıklığını ustalıkla işliyor.

gthyju
Güney Kore'deki bir dizi tecavüz ve cinayetle ilgili soruşturma yürüten iki dedektifi merkeze alan Cinayet Günlüğü, sadece türün değil 21. yüzyılın en iyilerinden biri kabul ediliyor (CJ Entertainment)

Toplumsal eleştiri yönüyle öne çıkan film, Güney Kore'de 1986'dan 1991'e kadar yaşanan cinayetlerin tüyler ürperten gerçek hikayesine dayanıyor. Adalet arayışı ve çaresizliğin getirdiği etik sorularla izleyiciyi düşündürürken, mizahı ve gerilimi ustaca dengeleyen Cinayet Günlüğü, suç ve neo-noir türlerini de başarıyla harmanlıyor. 

Zengin, rahatsız edici detayları ve etkileyici performanslarıyla Cinayet Günlüğü, zamansız bir klasik, küçük bir başyapıt ve insanın yanılma payını yüzüne vuran harika bir hiciv.  

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

İnsana gözünü kırpma fırsatı bile vermeyen 2010 yapımı Şeytanı Gördüm, Kim Jee-woon imzalı bir kedi-fare oyunu.

Başrolleri İhtiyar Delikanlı'yla (Oldboy) tanınan Choi Min-sik ve Lee Byung-hun'un paylaştığı film, nişanlısı psikopat bir seri katil tarafından vahşice öldürülünce intikam arayışına giren bir özel ajanı merkeze alıyor. 

xhyju
Park Chan-wook'un İhtiyar Delikanlısı'yla devleşen Choi Min-sik, Şeytanı Gördüm'deki performansıyla izleyiciyi yerine mıhlıyor (Magnolia Pictures)

Güney Kore sinemasının sınırları zorlayan bir örneği olan film, intikamın ahlaki sonuçlarını sorgularken, avcı ve av arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor. 

Grotesk şiddet sahneleri ve rahatsız edici detaylarıyla insan doğasının karanlık yönlerini keşfe çıkan Şeytanı Gördüm, izleyicisini konfor alanından çıkarırken, aynı zamanda görsel estetiğiyle büyüleyici bir deneyim sunmayı da başarıyor.

Başroldeki iki aktörün muhteşem performanslarıyla hafızalara kazınan gerilim, hem psikolojik hem de fiziksel bir savaşı ustalıkla aktarıyor.

Harika yönetmenliği, ustalıklı senaryo yazımı, özenli sinematografisi ve şoke edici finaliyle Şeytanı Gördüm, insanın kusurlarını hatırlatan, türün kusursuz bir örneği. 

Kutsal Örümcek (Holy Spider)

İranlı sinemacı Ali Abbasi'nin 2016 yapımı ilk yönetmenlik denemesi Shelley ve 2018 tarihli ikinci filmi Sınır'ın (Gräns) ardından imza attığı Kutsal Örümcek (Holy Spider), gerçek olaylara dayanıyor. 

2000'de başlayan ve 11 ay boyunca 16 seks işçisi kadının cinayete kurban gitmesini işleyen film, izleyicisine "Katil kim?" sorusunu sordurma gereği duymuyor. Ama yine de kendimizi film boyunca tedirgin ve diken üstünde buluyoruz. 

trhyj
Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan Kutsal Örümcek'teki korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu (Tri Art Film)

Kutsal Örümcek, bir kadın gazetecinin, kendine "Örümcek Katili" diyen bir caninin işlediği cinayetleri araştırmak üzere İran'ın kutsal şehri Meşhed'e gelmesiyle hız kazanıyor. 

Abbasi, yalnızca bir suç hikayesi anlatmakla kalmıyor; toplumun ataerkil yapısını, kadınların maruz kaldığı sistematik baskıyı ve adaletin çarpıklığını cesur bir şekilde eleştiriyor.

Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan filmde korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu.

Kutsal Örümcek'in sokakları günahkarlardan temizlediğine inanan katiliyle Martin Scorsese klasiği Taksi Şoförü'nün baş karakteri Travis Bickle arasındaki benzerlikler de dikkat çekici.

Bataklık (La isla mínima)

Mahkum 77 (Modelo 77) ve Grupo 7 gibi filmleriyle de tanınan Alberto Rodríguez imzasını taşıyan Bataklık, 1980'lerin İspanya'sında, ülkenin güney bölgelerindeki bataklıklarda işlenen korkunç cinayetlerin izini süren iki zıt karakterli dedektifin hikayesini anlatıyor. 

Siyasi ve toplumsal alt metinlerle dolu filmde başrol oyuncuları Javier Gutiérrez ve Raúl Arévalo'nun üstün performansları, ikilinin karakter dinamiklerini ve ahlaki gerilimlerini başarılı bir şekilde yansıtıyor. 

vfghy
Prömiyerini 62. San Sebastián Uluslararası Film Festivali'nde yapan Bataklık, 29. Goya Ödülleri'nde En İyi Film de dahil olmak üzere 10 ödül kazanmıştı (Warner Bros. Pictures)

Hem görsel hem de tematik olarak karanlık ve kasvetli bir atmosfer sunan 2014 yapımı filmdeki boğucu bataklık manzaraları, neredeyse bir karakter haline gelerek hikayenin sıkışmışlık duygusunu daha da derinleştiriyor. 

Franco sonrası İspanya'da otoriter geçmişin izlerini eleştirel bir şekilde işleyen gerilim; toplumsal eşitsizlik, yozlaşma ve adaletin karmaşıklığını da izleyicisine hissettiriyor. 

Özetle Bataklık'ı seyrederken sadece bir seri katil hikayesi değil, İspanya tarihine bir bakış sunarak, katmanlı anlatımıyla iz bırakan bir film de izliyoruz. Bu da onu listenin olmazsa olmazlarından biri haline getiriyor.

Derin Kırmızı (Profondo Rosso)

Seri katiller, vahşi cinayetler ve korku unsurlarıyla dolur bir seçki yaparken İtalyan usta Dario Argento'ya yer vermemek olmaz.

Argento'nun 1975 yapımı giallo klasiği, Roma'da yaşayan Britanyalı caz piyanisti Marcus Daly'nin, bir cinayete tanık olmasının ardından kurbanın gizemli geçmişine doğru sürükleyici bir soruşturma yürütmesini merkeze alıyor. 

İtalyan sinemacının türün kodlarını ustaca kullandığı Derin Kırmızı, izleyicisine görselliğiyle de büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Luigi Kuveiller'in etkileyici sinematografisi sayesinde renk kullanımını hikaye anlatımı için bir araç görevi görüyor. 

hyju
Argento, Derin Kırmızı'yı Federico Fellini ve Tinto Brass'la yaptığı işbirlikleriyle de tanınan senarist Bernardino Zapponi'yle birlikte kaleme aldı (Cineriz)

Argento'nun şiddeti estetik bir unsur olarak kullanması ve Goblin (1977'deki işbirlikleri Suspiria da tek kelimeyle muhteşemdir) tarafından bestelenen eşsiz müzikler, izleyici için akıllara zarar bir deneyim yaratıyor. 

Hikaye, yalnızca katili bulma amacı gütmediği için kendimizi aynı zamanda karmaşık karakterler ve beklenmedik olaylarla her daim şaşırırken buluyoruz. İşte bu yüzden türün meraklıları için Derin Kırmızı, kaçırılmaması gereken bir başyapıt ve Argento'nun hiç kuşkusuz en iyilerinden...

Yüksek Tansiyon (Haute Tension)

Slasher alt türüne yaptığı sert ve stilize yaklaşımıyla dikkat çeken Yüksek Tansiyon, Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes) ve Ölümcül Sular'la (Crawl) da tanınan Fransız sinemacı Alexandre Aja imzasını taşıyor.

Marie ve Alex adlı iki genç kızın hikayesine odaklanan film, ikilinin arasındaki dostluğu ve Alex'in ailesinin evindeki sıradan bir gecede başlayan korkunç katliamla gelişen olayları anlatıyor.

xvdf
Yüksek Tansiyon, 2003 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde gösterilmişti (EuropaCorp)

Hikaye, başından sonuna kadar yüksek tempoyla akarken, Aja da şiddeti çarpıcı şekilde gözler önüne sermekten çekinmiyor.

Aja'yla pek çok projede birlikte çalışan Maxime Alexandre'ın karanlık ve klostrofobik görüntü yönetimi, filmin ürkütücü atmosferine büyük katkı sağlıyor. 

Başrolü Maïwenn'le birlikte paylaşan Cécile de France'ın filme kattıklarına özellikle değinmeden olmaz. De France'ın Marie rolündeki performansı, karakterin psikolojik derinliğini etkileyici şekilde yansıtırken, filmin sürpriz finaliyle birleşip izleyiciyi allak bullak eden şoke edici bir deneyime sürüklüyor. 

Fransız ekstrem sinemasının çarpıcı örnekleri arasında başı çeken film, korku türüne yenilikçi bir yaklaşım sunarken, klişeleri de bilinçli şekilde kullanarak onları ters yüz ediyor. 

Ölüm Provası (Audition)

 

Bu filmle ilgili alışılagelmiş tek bir şey bile yok... Rahatsız edici filmleriyle izleyicisini allak bullak eden eden Japon sinemacı Takashi Miike imzasını taşıyan Ölüm Provası, eşini kaybettikten sonra yalnızlık çeken bir adamın, kendine eş bulma amacıyla düzenlediği sahte bir seçme sürecinde, Asami adlı gizemli bir kadınla tanışmasını konu alıyor. 

Masum bir romantizm hikayesi gibi başlayan film, biz ne olduğunu bile anlayamadan giderek daha karanlık ve rahatsız edici bir atmosfere bürünüyor.

gnhukı
Takashi Miike'nin unutulmaz filmi, finalinden önceki tedirgin edici atmosferine rağmen izleyicisini sonundaki şoke edici anlara hazırlamıyor (Omega Project)

Miike, yönetmenliğiyle izleyicisinin aldatıcı bir huzura kapılmasını sağlarken, şoke edici üçüncü perdeyle de hançeri indirerek sarsmayı başarıyor. 

Gerilimi ve şiddeti birer metafor olarak kullananan Miike cinsiyet rolleri, yalnızlık ve bastırılmış travmalar gibi temaları işliyor. Filmde Asami'yi canlandıran Eihi Shiina'nın unutulmaz performansı, hem narin hem de tehditkar enerjisiyle hikayeye damgasını vuruyor.

Ryu Murakami'nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, hiç kuşkusuz izleyiciyi konfor alanından çıkarıp en karanlık yerlere götürerek orada bırakıyor. 

Türler arasında cesur geçişler yapan Ölüm Provası, hiç kuşkusuz Japon korku sinemasının mihenk taşlarından biri ve bir meydan okuma.

Tez (Tesis)

Alejandro Amenábar'ın yazıp yönettiği Tez, medya öğrencisi Ángela'nın, "şiddet görüntüleri ve toplum üzerindeki etkisi" konulu bir tez hazırlarken karanlık bir dünyanın kapılarını aralamasını konu alıyor. En çarpıcı İspanyol gerilimleri arasında başı çeken yapımda hikaye, Ángela'nın bir snuff filmi keşfetmesiyle giderek tehlikeli bir hal alırken, izleyicisini de rahatsız edici sorularla yüzleştiriyor.

Amenábar, hem gerilimli hem de merak uyandıran bir atmosfer yaratırken, karakterlerin sırlarla dolu dünyasını da ustalıkla şekillendiriyor. Şiddetin izleyiciyi ne ölçüde etkilediğini sorgulayan katmanlı bir anlatı sunan Tez, izleyicisine karanlık üniversite koridorlarından ekranın ötesindeki ahlaki boşluğa kadar uzanan bir keşif vaat ediyor. 

xcdvf
1996 yapımı Tez, En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere 7 Goya Ödülü kazanmıştı (United International Pictures)

Ana Torrent'in Ángela rolündeki performansı, masumiyetle kararlılık arasındaki ince çizgiyi başarıyla yansıtıyor. 

Şiddeti, gerilim unsuru olmanın ötesinde, toplumsal bir fenomen olarak ele alan film, şaşırtıcı şekilde Amenábar'ın ilk uzun metrajlı filmi.

Güçlü hikaye anlatımı ve karanlık atmosferiyle Tez, hiç kuşkusuz izleyicisinde derin izler bırakan, cesur ve düşündürücü bir sinema deneyimi.

Karanlığın Gölgesi (Don't Look Now)

Britanyalı sinemacı Nicolas Roeg'in yönetmenliğini üstlendiği Karanlığın Gölgesi için gerilim ve korkuyu psikolojik derinlikle harmanlayan bir başyapıt dersek hiç de abartmış olmayız. 

Daphne du Maurier'in kısa öyküsünden uyarlanan film, kızlarını kaybetmenin yasını tutan bir çiftin, Venedik'in kasvetli kanalları ve daracık sokakları arasında gizemli ve rahatsız edici olaylar zincirine sürüklenmesini konu alıyor. Bir seri katilin işlediği vahşi cinayetler, aslında filmin merkezinde değil arka planında yer alsa da izleyicisini fazlasıyla tedirgin etmeye yetiyor da artıyor. Roeg, parçalı anlatım yapısı ve etkileyici görsel diliyle, 1973 yapımı film boyunca izleyicinin hem duyularını hem de duygularını hedef alıyor. 

xuıko9p0
Karanlığın Gölgesi, çekildiği döneme göre özellikle müstehcen kabul edilen seks sahnesiyle de tartışma yaratmıştı (British Lion Films)

Ustalıklı performanslarıyla Donald Sutherland ve Julie Christie, yas ve suçluluk duygusunun yıkıcı etkilerini çarpıcı bir gerçeklikle yansıtıyor. Sinematografi, Venedik'in gotik ve melankolik atmosferini güçlü bir şekilde hissettirerek mekanı adeta hikayenin bir karakteri haline getiriyor. Roeg'in kullandığı kırmızı renk motifi, film boyunca görsel ve anlatısal bir ipucu olarak gerilim unsurunu üst seviyeye çıkarıyor.

Karanlığın Gölgesi için yalnızca iyi bir korku filmi demek yetersiz kalıyor. Kayıp, iletişimsizlik ve kader temalarını irdeleyen film, şoke edici finali ve ustaca inşa edilen gerilim dolu yapısıyla, izleyiciyi hem duygusal hem de zihinsel olarak derinden sarsıyor. Sadede gelmek gerekirse Karanlığın Gölgesi, yalnızca 1970'ler sinemasının değil tüm zamanların en etkileyici gerilimlerinden biri.

Kayboluş (Spoorloos)

Hollandalı yönetmen George Sluizer imzasını taşıyan Kayboluş için gerilim türüne yenilikçi bir yaklaşım getiren psikolojik bir başyapıt desek yanlış olmaz. 1988 yapımı film, sevgilisi bir mola yerinde aniden ortadan kaybolan bir adamın hikayesini merkeze alıyor. Adam obsesif bir şekilde gerçeği ararken, izleyiciler de filmin soğukkanlı ve rahatsız edici psikolojik derinliğiyle sarsılıyor.

Kayboluş, insan doğasının karanlık yönlerini ve kötülüğün sıradanlığını keşfederken, kayıp ve saplantı temalarını işliyor. Filmdeki antagonist Raymond Lemorne, karizmatik ve sıradan görünümünün altında, unutulmaz ve sarsıcı bir kötülük portresi çiziyor. Film boyunca adım adım inşa edilen gerilim, hem kahramanın hem de izleyicinin çaresizlik duygusunu giderek daha da artırıyor.

xcvf
Yönetmen George Sluizer, Kayboluş'u 1993'te İngilizce olarak tekrar çekmişti (Argos Films)

Kayboluş, sarsıcı ve nihilist finaliyle izleyicisini dehşete düşürürken düşündürüyor. Tam olarak da türün diğer örneklerinden işte böyle ayrılıyor. 

Kayboluş, minimalist anlatımı, güçlü karakter çalışmaları ve ahlaken rahatsız edici alt metinleriyle yalnızca bir gerilim filmi değil, insan psikolojisinin karanlık bir keşfini sunuyor. Sluizer'in ustaca yönetimi, filmi zamanın ötesine taşırken, sinema tarihindeki en etkileyici gerilimlerden biri haline getiriyor.



Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
TT

Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)

Ben Affleck, Bruce Willis'in kendisine verdiği ve dinlememekten memnun olduğu tavsiyeden bahsetti. Affleck'in iddiasına göre Armageddon'daki rol arkadaşı Willis, ona Aşık Shakespeare'de (Shakespeare in Love) yer almamasını söylemiş.

İki oyuncu, 1998 yapımı aksiyon-gerilim filmi Armageddon'da birlikte oynamıştı. 54 yaşındaki Affleck kısa süre sonra John Madden'ın yönettiği romantik komedi Aşık Shakespeare'de yer alarak kariyerinde farklı bir yöne adım atmıştı. Film daha sonra En İyi Film dahil 7 dalda Oscar kazanmıştı.

Batman oyuncusu Happy Sad Confused adlı podcast'te, Armageddon setindeyken Willis'in kendisine verdiği bazı tavsiyeleri anlattı.

Affleck şunları söyledi:

Bruce Willis bir keresinde bana dönüp, 'Sesin çok ince' dedi. Ben de 'Ne?' diye karşılık verdim. O ise, 'Bu kadar ince bir sesle konuşma' dedi. Ben de, 'Bruce, benim sesim zaten böyle. Bunu nasıl değiştirebilirim ki?' dedim.

Willis'in "dünyalar tatlısı bir adam" olduğunu ve aslında kendisine tavsiye vermeye çalıştığını belirten Affleck, şöyle devam etti:

Ayrıca, 'Dostum, o Shakespeare filmini sakın yapma. O filmde yer almak istemezsin' demişti. Bu konuda yanılıyordu. Gerçi hakkını yemeyelim, senaryoyu okumamıştı.

Affleck, Aşık Shakespeare'de Globe Tiyatrosu'ndaki yapımlarda rol alan Ned Allen karakterini canlandırmıştı.

Filmde ünlü oyun yazarını Joseph Fiennes, hikayedeki sevgilisi Viola de Lesseps'i ise Gwyneth Paltrow canlandırıyordu. Paltrow bu rolüyle ilk Oscar ödülünü kazandı. Tarihsel kurgu türündeki filmde Shakespeare, yazma tıkanıklığı yaşarken soylu de Lesseps'te ilham buluyor ve ikili arasında tutkulu bir aşk başlıyordu.

Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda ise Colin Firth, Geoffrey Rush ve Dame Judi Dench gibi isimler yer alıyordu. Kraliçe I. Elizabeth rolüyle 10 dakikadan az görünen Judi Dench, bu performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazandı. Bu, Oscar kazanan en kısa süreli performanslardan biriydi.

Aşık Shakespeare'in kazandığı diğer Akademi Ödülleri arasında en iyi özgün senaryo, en iyi müzik ve en iyi kostüm tasarımı vardı.

vfg
Affleck, Aşık Shakespeare'de (Universal Pictures)

Affleck şu sıralar hem senaryosuna katkıda bulunduğu, hem yönetmenliğini paylaştığı hem de başrolünde yer aldığı yeni Netflix filmi Animals'ın tanıtım turunda.

Oyuncu, en çok gurur duyduğu projelerinden bahsetmenin yanı sıra, 2017 yapımı Justice League: Adalet Birliği (Justice League) dahil kariyerinin en kötü dönemlerini de tüm samimiyetiyle anlattı.

Filmde Batman karakterini canlandıran Affleck için yapım süreci baştan sona sorunlarla doluymuş. Hatta bu deneyim onun için o kadar yıpratıcı olmuş ki bir daha asla bir süper kahraman filminde rol almamaya yemin etmiş.

Affleck, "Gerçek şu ki Justice League: Adalet Birliği deneyimi pek çok farklı nedenden ötürü son derece olumsuzdu" dedi.

Bunun bir kısmı benim o dönemki kişisel durumumla, bir kısmı o süreçte yaşanan trajedilerle ilgiliydi. Ayrıca stüdyoyla film yapımcısının fikir ayrılığına düştüğü durumlarda, böyle bir filmin nasıl yapılmaması gerektiğini de bizzat görmüş oldum. Bu gerçekten büyük bir hata. Filmin sonunu hazırlayan da tam olarak buydu.

Independent Türkçe


Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
TT

Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)

Spartaküs (Spartacus), sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine sahip. Ancak Kirk Douglas, Stanley Kubrick'in bu sahneyi çekmesini sağlamak için olağanüstü yollara başvurmak zorunda kalmış.

2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey), Full Metal Jacket ve Cinnet (The Shining) gibi başyapıtlarına imza atmadan önce Kubrick, western ve kara film türleriyle tanınan Anthony Mann'in 1960 yapımı bu tarihi filmden uzaklaştırılmasının ardından yönetmen koltuğuna oturtulmuştu.

Turner Classic Movies'in The Plot Thickens adlı podcast'inin bir bölümünde, Kirk Douglas'ın, oyuncuları diyaloglarında doğaçlama yapmaya teşvik eden Anthony Mann'den "giderek daha fazla rahatsızlık duymaya başladığı" anlatılıyor. Bu durum, yapımın "planlanan takvimin epey gerisinde kalmasına" yol açıyormuş.

Douglas, daha önce Zafer Yolları'nda (Paths of Glory) birlikte çalıştığı, o dönem 31 yaşında olan Kubrick'i projeye dahil etti. Ancak yönetmen, filmin yaratıcı süreçleri üzerinde tam yetki sahibi değildi. Douglas, 1988'de yayımlanan anılarında, Kubrick'in "özgüveninin çoğu zaman kibre varan bir noktada olduğunu" belirtiyor. Douglas'a göre bu özellik, Laurence Olivier, Charles Laughton ve Peter Ustinov gibi kontrol edilmesi güç oyuncularla çalışırken hem avantaj hem de engel teşkil edebiliyordu.

Kirk Douglas'ın anılarına göre yönetmenle Douglas arasında gerginlik yaşanmıştı. Bunun nedeni Kubrick'in, Dalton Trumbo'nun senaryosunda yer alan klasik "Ben Spartaküs'üm!" sahnesini çıkarması ve Douglas'ın bu konudaki uyarısını görmezden gelmesiydi.

Podcast sunucusu Ben Mankiewicz, sahneyi şöyle açıklıyor:

Söz konusu sahnede Spartaküs ve diğer köleler Romalılar tarafından kıskıvrak yakalanır. Kölelere, 'Spartaküs'ün kim olduğunu söylerseniz hayatınız bağışlanacak' denir. Spartaküs tam kendini ele verecekken, başka bir köle ayağa kalkar ve 'Ben Spartaküs'üm!' der. Ardından bir başka köle de aynısını yapar. Sonra bir başkası daha.

Gönderdiği nota yanıt alamadığı için öfkelenen Douglas, "iri, kahverengi bir atın" sırtında atını "tırıs" sürerek Kubrick'in yanına geldi. Atı "Stanley'nin yüzüne birkaç santim mesafedeyken" ona şunları söyledi:

Bir sahnenin çekimiyle ilgili sana not gönderdiğimde, en azından bir yanıt beklerim. 'Ben Spartaküs'üm' sahnesiyle ilgili not gönderdim ama yanıt verme zahmetine bile girmedin.

Kubrick, "Çünkü bunu yapmak istemiyorum, aptalca bir fikir" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Douglas, atını Kubrick'in "tam üzerine sürerek" şöyle dedi:

B k, seni küçük pislik. Aptalca bir fikir olabilir ama deneyeceğiz. Eğer işe yaramazsa çıkarırız ama yine de çekeceğiz.

Yönetmen, Douglas'ın taleplerini kabul etti ve bu sahne "filmin en meşhur sahnesi" haline geldi.

Sözkonusu sahne yıllar içinde pek çok parodiye konu oldu. Bunların en akılda kalıcı olanları, 1979 yapımı Brian'ın Hayatı'nda (Monty Python's Life of Brian) ve The Office'in ABD versiyonunda yer alanlardı.

Üçüncü Köle Savaşı sırasında Roma'ya karşı ayaklanma başlatan köle ve gladyatörün hikayesini anlatan Spartaküs, aralarında Ustinov'a kazandırdığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünün yanı sıra En İyi Sinematografi, En İyi Sanat Yönetimi ve En İyi Kostüm Tasarımı dallarında olmak üzere toplam 4 Oscar ödülü kazandı.

The Plot Thickens, efsanevi sinemacıların ve oyuncuların hayatlarını, çalışmalarını ve kamera arkasındaki karmaşayı derinlemesine inceliyor. Kubrick'e odaklanan yeni sezon, Douglas'ın kendi anı kitabında yer alan tanıklıklardan yararlanıyor.

Independent Türkçe 


Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Avustralyalı yetkililer, ısırma ve tırmalama vakalarındaki keskin artış nedeniyle nadir görülen bir virüse maruz kalma riskine ilişkin endişeleri artırması üzerine halka yarasalara dokunmamaları uyarısında bulunuyor. Virüs, belirtiler ortaya çıktığında neredeyse her zaman ölüme yol açıyor.

Yeni Güney Galler (NSW) Sağlık Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, 28 Eylül'le 10 Ekim arasında eyaletin kuzey bölgelerinde 43 kişinin yarasalar tarafından ısırıldığını veya tırmalandığını, geçen yılın aynı döneminde ise bu sayının 10 olduğunu belirtti.

Olayların, Hunter Bölgesi, Orta Kuzey Kıyısı, NSW'nin kuzeyi ve Orta Kıyı'da yaşandığı bildirildi.

Kuduz virüsüyle akraba olan Avustralya yarasa lyssavirüsü, insanlarda ölümcül hastalığa yol açabiliyor. Semptomlar başladıktan sonra etkili bir tedavi yok ancak maruziyet sonrası aşı yaptırmak hastalığı önlemeye yardımcı olabiliyor.

NSW Sağlık Bakanlığı Sağlık Koruma Direktörü Keira Glasgow, "Halkın, insanlar için çok tehlikeli olan, kuduz virüsünün yakın akrabası Avustralya yarasa lyssavirüsünü herhangi bir yarasanın taşıyabileceğini varsaymasını istiyoruz" dedi.

Glasgow, "Avustralya yarasa lyssavirüsünün insanlara bulaşması son derece nadir ancak enfekte bir yarasa tarafından tırmalanan veya ısırılan kişilerde belirtiler başladığında ne yazık ki etkili bir tedavi bulunmuyor" ifadelerini kullandı.

Bir yarasa tarafından ısırılınca veya tırmalanınca acil tıbbi muayene hayati önem taşıyor.

Isırılan veya tırmalanan kişiler, yarayı derhal 15 dakika boyunca sabun ve suyla yıkamalı, antiviral etkiye sahip bir antiseptik sürmeli ve acilen tıbbi yardım almalı.

Bu uyarı, yaban hayatı uzmanlarının gıda kıtlığı nedeniyle yarasa faaliyetlerinin arttığını bildirmesinin ardından geldi.

Nine'a göre NSW İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı'nın koruma programları genel müdürü Ingrid Emery, "Bunun sonucunda bölge sakinleri, gündüz saatlerinde arka bahçelerindeki ağaçlarda kalan uçan tilkileri görüyor" dedi.

Bu gıda kıtlığı olayı, kuzeydeki Clarence Vadisi'nden Güney Kıyısı'na kadar uzanan doğu kıyısı boyunca yaşanıyor.

Uçan tilkiler de dahil yarasalarda bulunan lyssavirüs, kuduzdan (Avustralya'da görülmüyor) farklı. Enfeksiyon; ateş ve baş ağrısı gibi grip benzeri belirtilere yol açtıktan sonra ilerleyerek felç, deliryum ve nöbetlere neden olabilir.

Ölüm genellikle belirtilerin ortaya çıkmasından bir veya iki hafta sonra gerçekleşiyor. Belirtiler genellikle maruziyetten yaklaşık bir hafta sonra başlasa da bazen ortaya çıkması yıllar sürebiliyor.

Yetkililer, halka yaralı veya yere düşmüş yarasalara temas etmeme ve bunun yerine eğitimli yaban hayatı kurtarma ekipleriyle iletişime geçme çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe