Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
TT

Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)

Yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen bütçesinin 44 katını kazanan Terrifier 3 bugün Türkiye'de de vizyona giriyor. Tartışmalı serinin gündemde olmasından hareketle Independent Türkçe'den Nazlı Erdol dünyanın dört bir yanından izlenmesi gereken seri katil filmlerini derledi.

Canavarlar ya da doğaüstü varlıklar filmlerde bolca yer alsa da hiçbiri bir seri katil kadar korkunç değildir. Ne de olsa zombiler, vampirler, uzaylılar veya boyutlar arası cirit atan iblisler bilinçaltımızdaki korkuların ete kemiğe bürünmüş halidir. 

Peki ya seri katiller? İşte onlar gerçektir. Kan donduran bir cinayetin suçunu doğaüstü bir güce ya da başka bir gezegenden gelen dünya dışı yaratığa atamazsınız. Ve maalesef yan komşunuz bile katil olabilir. İşte gerçekten korkutucu olan da budur.

Bugün insanların sinema salonlarında kusmasına ya da bayılmasına neden olduğunu iddia edilen Terrifier serisinin son halkası gösterime giriyor. Terrifier 3, yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen 5 haftada bütçesinin 44 katını kazanmasıyla tarih yazıyor. İlk iki filmi izlemiş olanlar kendilerini neyin beklediğini aşağı yukarı tahmin ediyordur: Evet, bir kez daha kan gövdeyi götürecek. 

Biz de Terrifier 3'ü bahane ederek korku ve gerilim meraklılarına seçmece seri katil filmlerinden oluşan bir liste sunmak istedik. Bunu yaparken Yedi (Se7en), Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs), Sapık (Psycho), Taksi Şoförü (Taxi Driver) ve Koku (Perfume: The Story of a Murderer) gibi türün en bilindik örneklerinden sıyrılmak, dünya sinemasına da uzanmak ve bir nebze olsun kıyıda köşede kalmış yapımları hatırlatmak istedik.

Hazırsanız başlıyoruz...
 

Cinayet Günlüğü (Memories Of Murder)

Listedeki en meşhur filmlerin başında Cinayet Günlüğü geliyor. "Bu filmin adını hep duyuyorum ama bir türlü izleyemedim" diyenler varsa, tam sırası. Güney Koreli sinemacı Bong Joon-ho, 2020'de düzenlenen 92. Akademi Ödülleri'ne damgasını vuran Parazit'i (Parasite) çekmeden 16 yıl önce yönettiği Cinayet Günlüğü'yle, türün en iyilerinden birine çoktan imza atmıştı aslında. Bong, Cinayet Günlüğü'nde küçük bir kasabanın atmosferini, bürokrasinin aksaklıklarını ve insan doğasının karmaşıklığını ustalıkla işliyor.

gthyju
Güney Kore'deki bir dizi tecavüz ve cinayetle ilgili soruşturma yürüten iki dedektifi merkeze alan Cinayet Günlüğü, sadece türün değil 21. yüzyılın en iyilerinden biri kabul ediliyor (CJ Entertainment)

Toplumsal eleştiri yönüyle öne çıkan film, Güney Kore'de 1986'dan 1991'e kadar yaşanan cinayetlerin tüyler ürperten gerçek hikayesine dayanıyor. Adalet arayışı ve çaresizliğin getirdiği etik sorularla izleyiciyi düşündürürken, mizahı ve gerilimi ustaca dengeleyen Cinayet Günlüğü, suç ve neo-noir türlerini de başarıyla harmanlıyor. 

Zengin, rahatsız edici detayları ve etkileyici performanslarıyla Cinayet Günlüğü, zamansız bir klasik, küçük bir başyapıt ve insanın yanılma payını yüzüne vuran harika bir hiciv.  

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

İnsana gözünü kırpma fırsatı bile vermeyen 2010 yapımı Şeytanı Gördüm, Kim Jee-woon imzalı bir kedi-fare oyunu.

Başrolleri İhtiyar Delikanlı'yla (Oldboy) tanınan Choi Min-sik ve Lee Byung-hun'un paylaştığı film, nişanlısı psikopat bir seri katil tarafından vahşice öldürülünce intikam arayışına giren bir özel ajanı merkeze alıyor. 

xhyju
Park Chan-wook'un İhtiyar Delikanlısı'yla devleşen Choi Min-sik, Şeytanı Gördüm'deki performansıyla izleyiciyi yerine mıhlıyor (Magnolia Pictures)

Güney Kore sinemasının sınırları zorlayan bir örneği olan film, intikamın ahlaki sonuçlarını sorgularken, avcı ve av arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor. 

Grotesk şiddet sahneleri ve rahatsız edici detaylarıyla insan doğasının karanlık yönlerini keşfe çıkan Şeytanı Gördüm, izleyicisini konfor alanından çıkarırken, aynı zamanda görsel estetiğiyle büyüleyici bir deneyim sunmayı da başarıyor.

Başroldeki iki aktörün muhteşem performanslarıyla hafızalara kazınan gerilim, hem psikolojik hem de fiziksel bir savaşı ustalıkla aktarıyor.

Harika yönetmenliği, ustalıklı senaryo yazımı, özenli sinematografisi ve şoke edici finaliyle Şeytanı Gördüm, insanın kusurlarını hatırlatan, türün kusursuz bir örneği. 

Kutsal Örümcek (Holy Spider)

İranlı sinemacı Ali Abbasi'nin 2016 yapımı ilk yönetmenlik denemesi Shelley ve 2018 tarihli ikinci filmi Sınır'ın (Gräns) ardından imza attığı Kutsal Örümcek (Holy Spider), gerçek olaylara dayanıyor. 

2000'de başlayan ve 11 ay boyunca 16 seks işçisi kadının cinayete kurban gitmesini işleyen film, izleyicisine "Katil kim?" sorusunu sordurma gereği duymuyor. Ama yine de kendimizi film boyunca tedirgin ve diken üstünde buluyoruz. 

trhyj
Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan Kutsal Örümcek'teki korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu (Tri Art Film)

Kutsal Örümcek, bir kadın gazetecinin, kendine "Örümcek Katili" diyen bir caninin işlediği cinayetleri araştırmak üzere İran'ın kutsal şehri Meşhed'e gelmesiyle hız kazanıyor. 

Abbasi, yalnızca bir suç hikayesi anlatmakla kalmıyor; toplumun ataerkil yapısını, kadınların maruz kaldığı sistematik baskıyı ve adaletin çarpıklığını cesur bir şekilde eleştiriyor.

Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan filmde korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu.

Kutsal Örümcek'in sokakları günahkarlardan temizlediğine inanan katiliyle Martin Scorsese klasiği Taksi Şoförü'nün baş karakteri Travis Bickle arasındaki benzerlikler de dikkat çekici.

Bataklık (La isla mínima)

Mahkum 77 (Modelo 77) ve Grupo 7 gibi filmleriyle de tanınan Alberto Rodríguez imzasını taşıyan Bataklık, 1980'lerin İspanya'sında, ülkenin güney bölgelerindeki bataklıklarda işlenen korkunç cinayetlerin izini süren iki zıt karakterli dedektifin hikayesini anlatıyor. 

Siyasi ve toplumsal alt metinlerle dolu filmde başrol oyuncuları Javier Gutiérrez ve Raúl Arévalo'nun üstün performansları, ikilinin karakter dinamiklerini ve ahlaki gerilimlerini başarılı bir şekilde yansıtıyor. 

vfghy
Prömiyerini 62. San Sebastián Uluslararası Film Festivali'nde yapan Bataklık, 29. Goya Ödülleri'nde En İyi Film de dahil olmak üzere 10 ödül kazanmıştı (Warner Bros. Pictures)

Hem görsel hem de tematik olarak karanlık ve kasvetli bir atmosfer sunan 2014 yapımı filmdeki boğucu bataklık manzaraları, neredeyse bir karakter haline gelerek hikayenin sıkışmışlık duygusunu daha da derinleştiriyor. 

Franco sonrası İspanya'da otoriter geçmişin izlerini eleştirel bir şekilde işleyen gerilim; toplumsal eşitsizlik, yozlaşma ve adaletin karmaşıklığını da izleyicisine hissettiriyor. 

Özetle Bataklık'ı seyrederken sadece bir seri katil hikayesi değil, İspanya tarihine bir bakış sunarak, katmanlı anlatımıyla iz bırakan bir film de izliyoruz. Bu da onu listenin olmazsa olmazlarından biri haline getiriyor.

Derin Kırmızı (Profondo Rosso)

Seri katiller, vahşi cinayetler ve korku unsurlarıyla dolur bir seçki yaparken İtalyan usta Dario Argento'ya yer vermemek olmaz.

Argento'nun 1975 yapımı giallo klasiği, Roma'da yaşayan Britanyalı caz piyanisti Marcus Daly'nin, bir cinayete tanık olmasının ardından kurbanın gizemli geçmişine doğru sürükleyici bir soruşturma yürütmesini merkeze alıyor. 

İtalyan sinemacının türün kodlarını ustaca kullandığı Derin Kırmızı, izleyicisine görselliğiyle de büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Luigi Kuveiller'in etkileyici sinematografisi sayesinde renk kullanımını hikaye anlatımı için bir araç görevi görüyor. 

hyju
Argento, Derin Kırmızı'yı Federico Fellini ve Tinto Brass'la yaptığı işbirlikleriyle de tanınan senarist Bernardino Zapponi'yle birlikte kaleme aldı (Cineriz)

Argento'nun şiddeti estetik bir unsur olarak kullanması ve Goblin (1977'deki işbirlikleri Suspiria da tek kelimeyle muhteşemdir) tarafından bestelenen eşsiz müzikler, izleyici için akıllara zarar bir deneyim yaratıyor. 

Hikaye, yalnızca katili bulma amacı gütmediği için kendimizi aynı zamanda karmaşık karakterler ve beklenmedik olaylarla her daim şaşırırken buluyoruz. İşte bu yüzden türün meraklıları için Derin Kırmızı, kaçırılmaması gereken bir başyapıt ve Argento'nun hiç kuşkusuz en iyilerinden...

Yüksek Tansiyon (Haute Tension)

Slasher alt türüne yaptığı sert ve stilize yaklaşımıyla dikkat çeken Yüksek Tansiyon, Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes) ve Ölümcül Sular'la (Crawl) da tanınan Fransız sinemacı Alexandre Aja imzasını taşıyor.

Marie ve Alex adlı iki genç kızın hikayesine odaklanan film, ikilinin arasındaki dostluğu ve Alex'in ailesinin evindeki sıradan bir gecede başlayan korkunç katliamla gelişen olayları anlatıyor.

xvdf
Yüksek Tansiyon, 2003 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde gösterilmişti (EuropaCorp)

Hikaye, başından sonuna kadar yüksek tempoyla akarken, Aja da şiddeti çarpıcı şekilde gözler önüne sermekten çekinmiyor.

Aja'yla pek çok projede birlikte çalışan Maxime Alexandre'ın karanlık ve klostrofobik görüntü yönetimi, filmin ürkütücü atmosferine büyük katkı sağlıyor. 

Başrolü Maïwenn'le birlikte paylaşan Cécile de France'ın filme kattıklarına özellikle değinmeden olmaz. De France'ın Marie rolündeki performansı, karakterin psikolojik derinliğini etkileyici şekilde yansıtırken, filmin sürpriz finaliyle birleşip izleyiciyi allak bullak eden şoke edici bir deneyime sürüklüyor. 

Fransız ekstrem sinemasının çarpıcı örnekleri arasında başı çeken film, korku türüne yenilikçi bir yaklaşım sunarken, klişeleri de bilinçli şekilde kullanarak onları ters yüz ediyor. 

Ölüm Provası (Audition)

 

Bu filmle ilgili alışılagelmiş tek bir şey bile yok... Rahatsız edici filmleriyle izleyicisini allak bullak eden eden Japon sinemacı Takashi Miike imzasını taşıyan Ölüm Provası, eşini kaybettikten sonra yalnızlık çeken bir adamın, kendine eş bulma amacıyla düzenlediği sahte bir seçme sürecinde, Asami adlı gizemli bir kadınla tanışmasını konu alıyor. 

Masum bir romantizm hikayesi gibi başlayan film, biz ne olduğunu bile anlayamadan giderek daha karanlık ve rahatsız edici bir atmosfere bürünüyor.

gnhukı
Takashi Miike'nin unutulmaz filmi, finalinden önceki tedirgin edici atmosferine rağmen izleyicisini sonundaki şoke edici anlara hazırlamıyor (Omega Project)

Miike, yönetmenliğiyle izleyicisinin aldatıcı bir huzura kapılmasını sağlarken, şoke edici üçüncü perdeyle de hançeri indirerek sarsmayı başarıyor. 

Gerilimi ve şiddeti birer metafor olarak kullananan Miike cinsiyet rolleri, yalnızlık ve bastırılmış travmalar gibi temaları işliyor. Filmde Asami'yi canlandıran Eihi Shiina'nın unutulmaz performansı, hem narin hem de tehditkar enerjisiyle hikayeye damgasını vuruyor.

Ryu Murakami'nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, hiç kuşkusuz izleyiciyi konfor alanından çıkarıp en karanlık yerlere götürerek orada bırakıyor. 

Türler arasında cesur geçişler yapan Ölüm Provası, hiç kuşkusuz Japon korku sinemasının mihenk taşlarından biri ve bir meydan okuma.

Tez (Tesis)

Alejandro Amenábar'ın yazıp yönettiği Tez, medya öğrencisi Ángela'nın, "şiddet görüntüleri ve toplum üzerindeki etkisi" konulu bir tez hazırlarken karanlık bir dünyanın kapılarını aralamasını konu alıyor. En çarpıcı İspanyol gerilimleri arasında başı çeken yapımda hikaye, Ángela'nın bir snuff filmi keşfetmesiyle giderek tehlikeli bir hal alırken, izleyicisini de rahatsız edici sorularla yüzleştiriyor.

Amenábar, hem gerilimli hem de merak uyandıran bir atmosfer yaratırken, karakterlerin sırlarla dolu dünyasını da ustalıkla şekillendiriyor. Şiddetin izleyiciyi ne ölçüde etkilediğini sorgulayan katmanlı bir anlatı sunan Tez, izleyicisine karanlık üniversite koridorlarından ekranın ötesindeki ahlaki boşluğa kadar uzanan bir keşif vaat ediyor. 

xcdvf
1996 yapımı Tez, En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere 7 Goya Ödülü kazanmıştı (United International Pictures)

Ana Torrent'in Ángela rolündeki performansı, masumiyetle kararlılık arasındaki ince çizgiyi başarıyla yansıtıyor. 

Şiddeti, gerilim unsuru olmanın ötesinde, toplumsal bir fenomen olarak ele alan film, şaşırtıcı şekilde Amenábar'ın ilk uzun metrajlı filmi.

Güçlü hikaye anlatımı ve karanlık atmosferiyle Tez, hiç kuşkusuz izleyicisinde derin izler bırakan, cesur ve düşündürücü bir sinema deneyimi.

Karanlığın Gölgesi (Don't Look Now)

Britanyalı sinemacı Nicolas Roeg'in yönetmenliğini üstlendiği Karanlığın Gölgesi için gerilim ve korkuyu psikolojik derinlikle harmanlayan bir başyapıt dersek hiç de abartmış olmayız. 

Daphne du Maurier'in kısa öyküsünden uyarlanan film, kızlarını kaybetmenin yasını tutan bir çiftin, Venedik'in kasvetli kanalları ve daracık sokakları arasında gizemli ve rahatsız edici olaylar zincirine sürüklenmesini konu alıyor. Bir seri katilin işlediği vahşi cinayetler, aslında filmin merkezinde değil arka planında yer alsa da izleyicisini fazlasıyla tedirgin etmeye yetiyor da artıyor. Roeg, parçalı anlatım yapısı ve etkileyici görsel diliyle, 1973 yapımı film boyunca izleyicinin hem duyularını hem de duygularını hedef alıyor. 

xuıko9p0
Karanlığın Gölgesi, çekildiği döneme göre özellikle müstehcen kabul edilen seks sahnesiyle de tartışma yaratmıştı (British Lion Films)

Ustalıklı performanslarıyla Donald Sutherland ve Julie Christie, yas ve suçluluk duygusunun yıkıcı etkilerini çarpıcı bir gerçeklikle yansıtıyor. Sinematografi, Venedik'in gotik ve melankolik atmosferini güçlü bir şekilde hissettirerek mekanı adeta hikayenin bir karakteri haline getiriyor. Roeg'in kullandığı kırmızı renk motifi, film boyunca görsel ve anlatısal bir ipucu olarak gerilim unsurunu üst seviyeye çıkarıyor.

Karanlığın Gölgesi için yalnızca iyi bir korku filmi demek yetersiz kalıyor. Kayıp, iletişimsizlik ve kader temalarını irdeleyen film, şoke edici finali ve ustaca inşa edilen gerilim dolu yapısıyla, izleyiciyi hem duygusal hem de zihinsel olarak derinden sarsıyor. Sadede gelmek gerekirse Karanlığın Gölgesi, yalnızca 1970'ler sinemasının değil tüm zamanların en etkileyici gerilimlerinden biri.

Kayboluş (Spoorloos)

Hollandalı yönetmen George Sluizer imzasını taşıyan Kayboluş için gerilim türüne yenilikçi bir yaklaşım getiren psikolojik bir başyapıt desek yanlış olmaz. 1988 yapımı film, sevgilisi bir mola yerinde aniden ortadan kaybolan bir adamın hikayesini merkeze alıyor. Adam obsesif bir şekilde gerçeği ararken, izleyiciler de filmin soğukkanlı ve rahatsız edici psikolojik derinliğiyle sarsılıyor.

Kayboluş, insan doğasının karanlık yönlerini ve kötülüğün sıradanlığını keşfederken, kayıp ve saplantı temalarını işliyor. Filmdeki antagonist Raymond Lemorne, karizmatik ve sıradan görünümünün altında, unutulmaz ve sarsıcı bir kötülük portresi çiziyor. Film boyunca adım adım inşa edilen gerilim, hem kahramanın hem de izleyicinin çaresizlik duygusunu giderek daha da artırıyor.

xcvf
Yönetmen George Sluizer, Kayboluş'u 1993'te İngilizce olarak tekrar çekmişti (Argos Films)

Kayboluş, sarsıcı ve nihilist finaliyle izleyicisini dehşete düşürürken düşündürüyor. Tam olarak da türün diğer örneklerinden işte böyle ayrılıyor. 

Kayboluş, minimalist anlatımı, güçlü karakter çalışmaları ve ahlaken rahatsız edici alt metinleriyle yalnızca bir gerilim filmi değil, insan psikolojisinin karanlık bir keşfini sunuyor. Sluizer'in ustaca yönetimi, filmi zamanın ötesine taşırken, sinema tarihindeki en etkileyici gerilimlerden biri haline getiriyor.



Büyük umutlarla dönmüştü: Yeni Spartaküs dizisi iptal edildi

Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
TT

Büyük umutlarla dönmüştü: Yeni Spartaküs dizisi iptal edildi

Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)

Steven S. Knight imzalı ve Spartaküs (Spartacus) evrenine dönüşü temsil eden Spartacus: House of Ashur, Starz tarafından ilk sezonunun ardından iptal edildi. 

Dizinin yapımcısı Lionsgate Television'ın, projeyi başka platformlara taşımak için görüşmelere başladığı öğrenildi.

Beklentileri karşılayamadı

2010'da yayımlanan efsanevi Spartaküs'ün başarısını ve kitlesini yakalamakta zorlanan yapım, Starz'ın yeni yayın stratejisinin dışında kaldı.

Kaynaklara göre Starz, bundan sonra ağırlıklı olarak kadın izleyicilere ve ekranda daha az temsil edilen gruplara seslenen içeriklere odaklanacak. Spartacus: House of Ashur'ın daha çok erkek izleyiciye seslenmesi, kanalın bu yeni stratejisiyle örtüşmedi.

Ashur'ın alternatif hikayesi

House of Ashur, "Ya Ashur ölmeseydi ve Romalılar, ihanetini ödüllendirip ona bir zamanlar kölesi olduğu gladyatör okulunu verseydi ne olurdu?" sorusuna yanıt arıyordu. 

Alternatif bir zaman çizelgesinde geçen dizide Ashur, artık bir köle değil, bir zamanlar kendisini ezen sistemin başına geçmişti. Ancak acımasız gladyatörleri yönetmek, Roma siyasetinin vahşi dünyasında hayatta kalmaktan çok daha kolaydı zira burada ihanet günah değil, geçer akçeydi.

Ashur'ın, erkek egemen dünyada kendini kanıtlamaya çalışan güçlü kadın gladyatör Achillia'yla işbirliği yaparak kurduğu yeni düzen, Roma elitlerini şoke eden bir gösteriye dönüşüyordu.

Dizinin başrolünde yer alan Nick E. Tarabay'a Tenika Davis, Graham McTavish, Claudia Black ve Ivana Baquero gibi isimler eşlik ediyordu. 
Ayrıca serinin tanıdık yüzlerinden Lucy Lawless, ilk bölümde konuk olarak yer alarak bu alternatif zaman çizelgesinin kurulmasına yardımcı olmuştu. 

Projenin başka bir platformda yoluna devam edip edemeyeceği ise merak konusu.

Spartacus: House of Ashur, Türkiye'de Amazon Prime Video üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Deadline, TV Line


95 puanlı yeni Netflix dizisi büyüledi: Yaşlılar için Stranger Things

73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
TT

95 puanlı yeni Netflix dizisi büyüledi: Yaşlılar için Stranger Things

73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)

Stranger Things'in finalinin ardından oluşan boşluğu doldurmaya aday yeni dizi nihayet geldi. Fenomen bilimkurgunun yaratıcıları Duffer Kardeşler'in yapımcılığını üstlendiği, Jeffrey Addiss ve Will Matthews imzalı yeni dizi The Boroughs, Netflix'te izleyiciyle buluştu. 

Eleştirmenler tarafından şimdiden "yaşlılar için Stranger Things" benzetmesiyle anılan dizi, Rotten Tomatoes'da yüzde 95 gibi yüksek bir beğeni oranı yakaladı. Böylece The Boroughs, Duffer Kardeşler'in Stranger Things'in ilk sezonundan beri ulaştığı en iyi eleştirel başarıya imza attı.

New Mexico çölündeki lüks ve huzurlu bir emeklilik topluluğunda geçen dizi, sakin bir yaşam süren sıradışı karakterleri merkezine alıyor. Ancak bu huzurlu yaşam, mahalleye yaklaşan karanlık ve doğaüstü bir tehdidin ortaya çıkmasıyla altüst oluyor. 

Karşı karşıya oldukları canavarı durdurmak için bir araya gelen bu "uyumsuz ekip", hem geçmişteki travmalarıyla hem de geleceklerine kasteden bu gizemli güçle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bilimkurgu ve korku unsurlarını buluşturan dizinin en güçlü yönü şüphesiz usta oyunculardan kurulu kadrosu. Alfred Molina, Geena Davis, Alfre Woodard, Bill Pullman, Denis O'Hare ve Jena Malone gibi isimlerin yer aldığı dizi, Hollywood'un yaşlı karakterleri genellikle "sevimli" ya da "huysuz" kalıplarına hapsetme alışkanlığının aksine, bu karakterleri daha derinlikli ve samimi bir yerden ele alıyor.

Time dergisinden Judy Berman, yapımın bu karakterleri klişelerden arındırıp insanileştirme başarısını özellikle vurguluyor.

Eleştirmenler, dizinin Stranger Things'le arasındaki "DNA benzerliğine" dikkat çekse de The Boroughs'un kendi ayakları üzerinde duran özgün bir yapım olduğunu belirtiyor. 

Ron Howard'ın 1985 yapımı klasiği Cocoon'la Stephen King ve Steven Spielberg dokunuşlarını anımsatan dizi için yapılan yorumlar son derece olumlu.

Guardian'dan Lucy Mangan, 4 yıldızlı eleştirisinde diziyle ilgili şu yorumu yapıyor: 

En iyi fantastik hikayeler gibi The Boroughs da canavarlar ve ektoplazmalar üzerinden insanlığın evrensel korkularına sesleniyor.

Variety yazarı Aramide Tinubu ise incelemesinde şu ifadeleri kullanıyor: 

Yürek burkan, eğlenceli ve son derece büyüleyici bir macera. Yaşamın sonbaharındaki kayıpları, acıları ve zamanın sınavını inceleyen bir yapım.

Empire'dan David Opie de "Stranger Things'in ruhani bir devamcısı olmanın ötesinde, The Boroughs kendi kuralları içinde başarılı olan özgün bir bilimkurgu" diye yazıyor.

The Boroughs, 8 bölümlük ilk sezonuyla Netflix'te yayında.

Independent Türkçe, MovieWeb, GamesRadar, Variety, Guardian, Time, Empire


Cannes'ın 20 dakika alkışlanan gözdesi için Netflix devrede

La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
TT

Cannes'ın 20 dakika alkışlanan gözdesi için Netflix devrede

La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)

Cannes Film Festivali'nde büyük ses getiren ve En İyi Yönetmen ödülünü kazanan İspanyol yapımı La Bola Negra (The Black Ball), festivalin ses getiren filmlerinden birine dönüştü.

Birlikte Los Javis diye tanınan Javier Ambrossi ve Javier Calvo'nun imzalarını taşıyan filmi, festival izleyicisi dünya prömiyerinde 20 dakika boyunca ayakta alkışladı.

La Bola Negra'nin başrollerinde Penélope Cruz, Glenn Close, Lorenzo Zurzolo ve Julio Torres gibi isimler yer alıyor.

İspanyol şair ve oyun yazarı Federico García Lorca'nın yarım kalmış bir metninden esinlenen film; 1932, 1937 ve 2017'de yaşayan üç farklı erkeğin hikayesini Lorca'nın son metinleri üzerinden birbirine bağlıyor.

Hollywood Reporter eleştirmeni Richard Lawson, yönetmenlerin "çağdaş pop estetiği ve klasik sinemayı harmanlayan göz kamaştırıcı vizyonunu" övgüyle karşıladı.

Netflix kapmak üzere

Prömiyerin ardından Neon, A24 ve Mubi gibi büyük dağıtımcıların ABD hakları için kıyasıya rekabete girdiği filmin, Netflix'e satılması konusunda sona yaklaşıldığı bildiriliyor. 

İspanyol yapımcı şirket Movistar Plus, görüşmelerin devam ettiğini belirtse de Netflix cephesi henüz resmi bir açıklama yapmadı. Filmin İspanya dağıtımını Elastica, Fransa dağıtımını ise Le Pacte üstlenecek.

Bu süreç, Jordan Firstman imzalı Club Kid'in 17 milyon dolara A24'e satılmasının ardından festivalin bu yılki ikinci büyük satın alma yarışına dönüşmüş durumda.

Netflix, daha önce Jacques Audiard'ın Emilia Pérez'i ve Alfonso Cuarón'un Oscar ödüllü Roma'sı gibi İspanyolca yapımlarla ödül sezonunda önemli başarılar elde etmişti.

La Bola Negra'nın Netflix'e dahil edilmesi, platformun küresel ödül sezonu stratejisi açısından önemli bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Senaryosu Ambrossi, Calvo ve oyun yazarı Alberto Conejero tarafından kaleme alınan film, teknik başarısı ve vizyoner anlatımıyla yönetmenlikte yeni bir zirveyi Cannes'da gösterdi.

Altın Palmiye sahibini buldu

Öte yandan bu yıl jüri başkanlığını Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook'un üstlendiği festivalin büyük ödülü Altın Palmiye, Fjord adlı filmiyle Rumen yönetmen Cristian Mungiu'ya gitti.

Rus sinemacı Andrei Zviaguintsev, Minotaure'la Büyük Ödül'e layık görülürken, En İyi Senaryo ödülünü Notre Salut'yla Emmanuel Marre kazandı.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, Deadline