Alexander Dugin: Batı'yı kaybediyor olabiliriz ama dünyayı yeniden keşfediyoruz

“Putin'in beyni” diye anılan Rus filozof Al Majalla’ya özel bir röportaj verdi

Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)
Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)
TT

Alexander Dugin: Batı'yı kaybediyor olabiliriz ama dünyayı yeniden keşfediyoruz

Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)
Görsel: Michelle Thompson (Al Majalla)

Ahmed Mahir

“Putin'in beyni” diye anılan Rus siyaset bilimci ve filozof Alexander Dugin, Al Majalla'ya verdiği özel röportajda ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Ukrayna'nın Rusya topraklarını vurmak üzere uzun menzilli füzeler kullanmasına izin veren son kararını eleştirdi. Dugin, kararın savaşta tehlikeli bir aşamanın habercisi olduğunu söyledi.

Dugin’in, Donald Trump karşısındaki yenilgisinin ardından görev süresi yakında sona erecek olan ABD başkanına duyduğu öfke röportaj boyunca hissedilse de bu öfkeyi sakin ve ölçülü bir tonda ifade etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Biden'ın ‘çılgın’ saldırganlığı karşısında yılmayacağına inandığını ve bunun Moskova'nın savaş alanındaki üstünlüğünü etkilemeyeceğini söyleyen Dugin, Biden’ın Rusya topraklarına karşı uzun menzilli füzeleri kullanması için Kiev’e izin verme kararının, ‘Trump'ı son derece utanç verici bir duruma sokmayı’ amaçladığını belirtti.

Dugin, Moskova'daki evinden Zoom üzerinden verdiği röportajda, Trump'ın 20 Ocak'ta göreve başlamadan önce ekibini seçtiği ara dönemde ABD'nin yapabileceği tek şeyin Rusya'yı kışkırtmak ve Kiev'e karşı nükleer silah kullanmaya ve hatta uzun menzilli füzelerle Avrupa ülkelerinin başkentlerini hedef almaya zorlamak olduğu uyarısında bulundu. Rus filozof, “Bu da Trump'ın savaşı sona erdirme çabasında elini kolunu bağlayabilir” dedi.

Bin günü aşkın bir süredir devam eden savaşın Rusya'ya ekonomik olarak zarar verip vermediği sorusuna Dugin, bunun tam tersinin doğru olduğunu vurgulayarak, “Yaptırımlar Rusya'nın Batı'ya olan bağımlılığını azalttığı, iç üretimini arttırdığı ve sanayi sektörünü geliştirdiği için bir lanetten ziyade bir nimet haline geldi” yanıtı verdi.

Bir yandan da Rusya'nın çok kutuplu bir dünyaya yönelik revize edilmiş olan ve Küresel Güney ülkeleriyle yeniden ittifaklar kurmayı ve ABD liderliğindeki ‘Atlantik İmparatorluğu’ndan uzaklaşmayı amaçlayan yaklaşımına değinen Dugin, “Batı'yı kaybetmiş olabiliriz ama şimdi Küresel Güney'i ve Suudi Arabistan, Türkiye, İran, Endonezya ve Pakistan gibi İslam dünyasındaki yeni kutupları keşfediyoruz. Rusya tarihinde ilk kez Müslüman dünyası gerçek bir öneme sahip hale geldi” diye konuştu.

İste Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı Rus siyaset bilimci ve filozof Alexander Dugin’le gerçekleştirilen röportajın tam metni:

*Sayın Trump'ın göreve başlamasına neredeyse iki ay kaldı: Ukrayna savaşındaki gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

Savaşın gidişatı açısından sadece konvansiyonel silahların kullanımını dikkate alırsak, zafer kaçınılmaz olarak Rusya'nın olacaktır. Bu zaferin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu söyleyemesem de sahada açıkça görüldüğü üzere inisiyatifi yeniden ele geçirdik. Hem nitelik hem de nicelik açısından konvansiyonel silahların savaşın gidişatını temelden değiştirmeyeceği de ortada. Kursk'a yapılan saldırıya rağmen stratejik güç dengesi sabit kaldığı için bu durum, ABD seçimlerinden önce de açıktı.

Beyaz Saray'dan ayrılmak üzere olan Başkan Biden'ı, özellikle Trump'ın savaşı sona erdirme ve Ukrayna'ya barış getirme arzusunu ifade ettiği açıklamalarıyla birlikte, bu dengeyi bozmak için umutsuz girişimlere iten de bu. Trump'ın Ukrayna rejimine yönelik büyük yardım akışını durduracağına inanıyorum ve bunu umuyorum. Bu gerçekleşirse zafer çok yakında bizim olacak. Çünkü Ukrayna rejimi silahlanma alanında tamamen Batı'nın devasa yardımına bağımlı.

*Sayın Biden'ın Ukrayna'da uzun menzilli füzelerin kullanılmasına izin veren son kararı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu karar, göreve geldiğinde Sayın Trump'ı töhmet altında bırakmayı mı amaçlıyor?

Mesele de bu. Gerçek sebep bu. Gerçekte, Rusya topraklarını hedef alan saldırılar temel güç dengesini etkilemeyecek. Bu saldırılar, acılara ve kayıplara neden olabilir ama ilişkileri ya da büyük dengeleri değiştiremez. Bu hamlelerle ulaşılabilecek tek provokasyon Rusya'nın nükleer silahlarla karşılık vermesi olur.

Bu bağlamda ve bu acil koşullar altında, seçimden sonra görevde kalma şansını kaybeden Biden, Trump için zor koşullar yaratmaya ve Rusya ile savaşı sona erdirmesini zorlaştırmaya çalışıyor gibi görünüyor. Bu strateji, yeni ABD yönetimini utandırmayı ve onu dış politika ve uluslararası ilişkiler açısından zor bir duruma sokmayı amaçlıyor.

Umarım Başkan Putin kırmızı çizgileri aşmaktan kaçınacak kadar akıllı davranır ama bu kez Rusya'nın tepkisinin son derece tehlikeli olabileceğini düşünüyorum.

Biden'ın ABD’nin çıkarlarına aykırı hareket etmesi, herkesçe açıkça görülen şekilde bunaması ve sorumluluğunu üstlenebileceği kararlar alamaması nedeniyle tüm insanlığı büyük bir tehlikeye attığı için vatana ihanetle suçlanması gerektiğine inanıyorum. Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünü, sadece ABD'nin ulusal çıkarlarını riske atmakla kalmayıp aynı zamanda pervasız liberal yaklaşımlarıyla bir bütün olarak insanlığın geleceğini de tehdit eden bu ‘çılgın küreselciler’ grubundan hesap sormak için bir fırsat olarak görüyorum.

Umarım Başkan Putin kırmızı çizgileri aşmaktan kaçınacak kadar akıllı davranır

ama bu kez Rusya'nın tepkisinin son derece tehlikeli olabileceğini düşünüyorum. Avrupa başkentlerinin şu anda gerçek bir tehditle karşı karşıya olduğuna inanıyorum. Ukrayna'nın NATO üyelerinin desteğiyle Rusya topraklarına uzun menzilli füzelerle yapacağı yeni bir saldırı, Rusya’nın NATO'ya karşı nükleer bir karşılık verilmesine yol açabilir. Bu artık açık ve ciddi bir olasılık.

*Peki, sizce Sayın Putin nükleer silahları kademeli olarak kullanma tehdidini hayata geçirme konusunda gerçekten ciddi mi?

Ciddi olmanın da ötesinde… Rusya’nın nükleer doktrinini gözden geçirdiğine dair pratik kanıtlar sunarak Avrupa başkentlerine açık ve doğrudan bir mesaj verdi. Daha önce hiçbir hava savunma sisteminin karşı koyamayacağı hipersonik bir silaha sahip olduğumuzdan bahsettiğimizde bize inanmadılar. Oysa Avrupa'da ya da NATO üyesi bir ülkenin topraklarında herhangi bir yeri, herhangi bir engele takılmadan kolaylıkla hedef alabiliriz.

*Ancak Putin'in Batı'nın Ukrayna’da uzun menzilli füzeler konuşlandırılmasına verdiği agresif yanıtın, Trump'la bir barış anlaşmasına varma ihtimalini zayıflatabileceğini düşünmüyor musunuz?

İyi ama durumu kim agresifleştiriyor? Eğer Başkan Biden, Ukrayna’ya Rusya topraklarına uzun ve orta menzilli füzelerle saldırma izni verdiyse, bu başlı başına bir agresiflik değil mi? Bu kesinlikle saldırgan bir eylem. Eğer Sayın Trump, ülkesinin bize karşı ilan ettiği savaşta kendimizi savunma kabiliyetimizden endişe duyuyor ve bunu yapamayacağımızı düşünüyorsa, bu büyük bir talihsizlik olur. Ancak biz kesinlikle karşılık vereceğiz. Çünkü bu tür eylemlere müsamaha gösteremeyiz.

Batı'nın gerilimi tırmandırdığını ve aynı zamanda bizim karşılık verme hakkımızı reddettiğini düşünün. Batı'nın gerilimi tırmandırmasına izin veriliyor ama bizim bunu yapmamız yasak öyle mi? Bu kesinlikle kabul edilemez. Onlar gerilimi tırmandırırsa, biz de tırmandırırız. Onlar saldırırsa, biz de saldırırız.

Putin, nükleer silah kullanma konusunda çok ciddi. Rusya'nın nükleer doktrinini gözden geçirdiğinin pratik kanıtlarını sunmuştu. Bu da Avrupa başkentlerine açıktan ve doğrudan verilmiş bir mesajdır.

Öte yandan, eğer tepkimiz zayıf olursa, kendimizi Gazzelilerin ve Batı Şerialıların ya da Lübnan'daki Hizbullah'ın yaşadığına benzer bir durum içinde bulma riskiyle karşı karşıya kalırız. Böyle bir senaryoda bizi basitçe yok edecek ve ortadan kaldıracakları kesin. ABD'nin önemli bir müttefiki olan İsrail, karşılık veremedikleri için Gazze halkını fiilen yok etti. Filistinlilerin kendilerini savunacak silahları yoktu ve şimdi kendilerini savunma hakları bile ellerinden alındı ve bu da Filistinlilerin neredeyse soykırıma uğramasına yol açtı. Bu duruma düşmek istemiyoruz, bu yüzden gerekli ve uygun gördüğümüz en kısa sürede karşılık vereceğiz.

*Ancak bu savaşı 2022 yılında başlatan Rusya oldu. Putin'i eleştirenler, Putin'in Ukrayna'yı işgali olarak adlandırdıkları şey olmasaydı, bu senaryoya ulaşamayacağımızı söylüyorlar. Bu savaşı kim başlattı, Sayın Putin'in kendisi mi?

Hayır, bu savaş Sayın Biden, küreselciler ve Nazi benzeri bir hükümeti destekleyen ve onu bize karşı iten Demokratlar tarafından başlatıldı. Her şeyi bizi kışkırtmak amacıyla planladılar. Ukrayna’da (eski Kiev yönetimine atıfla) 2014 yılında darbeyi gerçekleştirdiler ve Ukrayna'yı bize karşı silahlandırmaya başladılar. Bu onların hatası ve sorumluluğuydu.

Trump görevdeyken özellikle Rusya yanlısı değildi, asla olmadı. Katı bir liderdi. Yine de çatışma dondurulmuştu. Minsk anlaşmaları mükemmel olmasa da bir şekilde devam ediyordu. Trump'la birlikte bir çözüm olasılığı vardı. Trump fırsatı, Biden ise kıyameti temsil ediyordu.

*Savaşın maliyetinin yıllık 100 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor. Bunları resmi istatistiklerden okuyorum, 2024 bütçesi askeri harcamalarda yüzde 70'lik bir artış gösteriyor. Savaş uzadıkça işler daha da zorlaşıyor. Demek istediğim: Bu savaş Rusya için sürdürülebilir mi?

Kesinlikle sürdürülebilir. Yaptırımlar uygulanırken ve ekonomimiz askeri sanayiye daha fazla odaklanırken kayda değer bir ekonomik büyümeye tanık olmamız gerçekten ilginç bir paradoks. Savaş ekonomisinin gerçekten de genel ekonomimizin ana itici gücü haline geldiğini fark etmeye başladık. Bu yaptırımlar olmasaydı, potansiyelimizin büyük bir kısmını kaybetmiş olurduk. Yaptırımlar Batı'ya olan aşırı bağımlılığımızı azaltarak ekonomimizi güçlendirdi. Yerli üretime ve sanayi sektörünün gelişimine yöneldik. Bu ise Rus ekonomisinde kayda değer bir büyümeye yol açtı.

xcsdfvergt
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi sırasında toplu fotoğraf çektirirken, 23 Ekim 2024 (AFP)

Bu eğilimlerle bir yandan ekonomimizin büyümesini sürdürürken, diğer yandan onlarca yıl savaşabiliriz. Halkımız arasındaki dayanışma güçleniyor ve moralimiz sürekli yükseliyor. Buna karşın Ukrayna, daha da harap oluyor ve tamamen Batı kaynaklarına bağımlı hale geliyor. Bağımsızlığından ya da egemenliğinden geriye hiçbir şey kalmadı, ekonomi ve finans sektörleri tamamen çöktü.

Bir büyüme evresindeyiz. Rusya ekonomisi savaş nedeniyle değil, yaptırımlar nedeniyle patlama yaşıyor. 1990'lı yıllarda ve belki de daha sonraki aşamalarda, Batı ile ekonomik ilişkilerimizin önemini abarttık. Ancak şimdi Küresel Güney'de yeni fırsatlar keşfediyoruz. Özellikle Suudi Arabistan, BAE, Türkiye, İran, Katar, Endonezya ve Pakistan gibi Müslüman ülkelerle yeni ittifaklar kuruyoruz. Rusya tarihinde ilk kez Müslüman dünyası bizim için gerçekten önemli. Aynı durum Hindistan, Çin, Afrika ve tabii ki Latin Amerika için de geçerli. Evet, Batı'yı kaybediyor olabiliriz ama dünyayı yeniden keşfediyoruz.

 



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety