Psikanalizle düşünmek: Cinsellikten komediye Alenka Zupančič'in 4 eseri

Slovenyalı felsefeci ve kuramcı Alenka Zupančič, düşüncenin labirentinde inkar, komedi ve cinselliği yeniden yorumluyor

Alenka Zupančič, Slovenya'daki Nova Gorica Üniversitesi'yle İsviçre'deki European Graduate School'da (EGS) felsefe ve psikanaliz üzerine dersler veriyor (EGS)
Alenka Zupančič, Slovenya'daki Nova Gorica Üniversitesi'yle İsviçre'deki European Graduate School'da (EGS) felsefe ve psikanaliz üzerine dersler veriyor (EGS)
TT

Psikanalizle düşünmek: Cinsellikten komediye Alenka Zupančič'in 4 eseri

Alenka Zupančič, Slovenya'daki Nova Gorica Üniversitesi'yle İsviçre'deki European Graduate School'da (EGS) felsefe ve psikanaliz üzerine dersler veriyor (EGS)
Alenka Zupančič, Slovenya'daki Nova Gorica Üniversitesi'yle İsviçre'deki European Graduate School'da (EGS) felsefe ve psikanaliz üzerine dersler veriyor (EGS)

Minerva'nın Baykuşu bu hafta, insanın açmazlarıyla toplumsal ilişkilerin farklı boyutlarının izlerini Slovenyalı kuramcı Alenka Zupančič rehberliğinde, psikanaliz ve felsefenin kesişim noktalarında arıyor. 

1966 doğumlu Zupančič'in okumaları Hegel, Kant, Nietzsche ve Marx gibi ağır topların yanı sıra Lacan ve Freud'un psikanaliz kuramlarıyla diyalog halinde ilerliyor. 

Ljubljana Psikanaliz Ekolü'nün kurucularından olan felsefeci, Slavoj Žižek ve Mladlen Dolar'la birlikte Slovenya'dan çıkan sağlam düşünürlerden.

Mayısta yayımlanan Biliyorum ama yine de… kasım sonunda Metis Yayınları etiketiyle Türkiye'deki okurlarla buluştu.

Bu vesileyle Zupančič'in okumalarının farklı boyutlarını ortaya koyan 4 kitabını ele aldık. 

Biliyorum, ama yine de…

Özgün başlığı Disavowal olan Zupančič'in son kitabı, adını Fransız psikanalist Dominique-Octave Mannoni'nin özlü formülasyonundan alıyor: "Biliyorum, ama yine de…" Zupančič, bu çalışmasında psikanalitik kuramdan hareketle çağımızı belirleyen kayıtsızlık ve görmezden gelme davranışlarının bir anatomisini sunuyor. 

kızarmış
Zupančič'in son kitabı, kişisel ve toplumsal ölçekte bilmezden gelmenin nasıl işlediğini inceliyor (Londra Goldsmiths Üniversitesi)

Felsefecinin tezleri, bastırmayla bilmezden gelme arasında kurduğu temel ayrım üzerine inşa ediliyor. Bastırılan şey, kişinin gerçekliğinin bir parçası olmaktan çıkar. Bilmezden gelmeyse bir şeyi ortadan kaldırmak yerine anlamını değiştirerek onu gerçeklik içinde tutar. Sarsıcılığıyla bizi krize sürüklemesi gerekenin ehlileştirildiği bu süreç toplumsal boyutta şöyle işliyor:

Her defasında 'bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak', 'nihayet uyandık' deyip hiçbir şey olmamış gibi devam ediyoruz (...) Bu 'uyanış' etrafında pek çok beyanda bulunuluyor, çok fazla gürültü kopuyor ama bu gürültünün ortasında rüya görmeye devam ediyor gibiyiz.

Zupančič, Freud ve Lacan'ın kavramsal çerçevelerini kullanarak, bu bilmezden gelmenin iklim krizinden inançlara ve komplo teorilerine kadar çeşitli alanlarda nasıl işlediğini tüm incelikleriyle masaya yatırıyor. Ve okuruna şöyle sesleniyor: 

Uyanmamız gerekiyor – travmayı unutup 'rasyonel yollar'dan savunmamızı güçlendirmemiz değil, normal, günlük gerçekliğin çatlaklarında travmanın ve doğurduğu sonuçların izini sürmemiz gerekiyor.

İngilizceden çeviren: Barış Engin Aksoy, 111 s., 2024, Metis Yayınları

Cinsellik Nedir?

Şu an sevişmiyorum, sizinle konuşuyorum. Gelin görün ki sevişirken yaşadığım tatminin aynısını yaşıyor olabilirim.

Zupančič'in cinsellik üzerine çalışması, Lacan'ın 1964'teki seminerinde paylaştığı bu kışkırtıcı tespitle açılıyor. Yüceltimi (sublimation) genelde bir ikame olarak düşünürüz. Sevişmek yerine yazmak, resim yapmak vb. eylemleri ikame ederek, eksik olan tatmini başka yollardan tamamlamaya çalışırız. Ancak Zupančič, Lacancı psikanalizin çok daha paradokssal bir tespitte bulunduğuna dikkat çekiyor: 

Faaliyet farklıdır ama tatmin birebir aynıdır (...) Esas nokta konuşmaktan elde edilen tatminin bizatihi 'cinsel' olmasıdır.

Bu saptamadan hareketle Zupančič, cinselliği gerçekliğe dair belirli çelişkilerin kesişim noktası olarak okuyor. Louis Althusser'in Marx ve Freud Üstüne denemesinden yola çıkarak cinsel olanın bizi düşünmeye ve ilgilenmeye mecbur bıraktığı müstesna açmazları ele alıyor. 
 

dcvefbt
Zupančič, cinsel ilişki ve cinsiyet kavramlarının inşasını ezber bozan bir okumayla yeniden düşünüyor (Idefix)

Cinsellik üzerine ezber bozan bu çalışmada felsefe ve psikanaliz arasındaki alışveriş kadar didişmeyi de takip ediyoruz. 

İngilizceden çeviren: Barış Engin Aksoy, 224 s., 2021, Metis Yayınları

En Kısa Gölge: Nietzsche'nin "İki" Felsefesi

Psikanaliz, Marksizm ve Lacan'a duyduğu ilgiyle tanınsa de Zupančič esasen bir Nietzsche araştırmacısı. Bu kitap, Nietzsche'nin düşüncesinin çok boyutluluğunu ve sarsıcılığını içi boş bir göreceliliğe indirgeyenlere ya da onu "büyük anlatıların" sonunu haber veren bir kahine dönüştürenlere itiraz niteliğinde.

En Kısa Gölge, Nietzsche'nin şoke edici üslubunu takip ederek onun düşüncesinin her türlü ehlileştirmeye direnen, her daim yabani kalan yanlarını inceliyor. Zupančič, kendini sık sık "psikolog" diye niteleyen ve bu alanda en büyük hocasının Dostoyevski olduğunu söyleyen felsefeciyi bir "metapsikolog" olarak görüyor. 
 

nju
En Kısa Gölge, basmakalıp Nietzsche yorumlarına bir meydan okuma niteliğinde (universitytimes.ie) 

Putların Alacakaranlığı'nda Nietzsche, öğlen vaktini tüm gölgelerin yok olduğu değil "en kısa gölgenin" belirdiği an olarak tanımlar. Zupančič, bunu her şeyin uyumundan ziyade "bir ve aynı olanın ikiye bölündüğü" bir zaman olarak okuyor. 

Aynı ve bir olanın içinde yatan bu "iki", Nietzsche'nin düşüncesine içkin tansiyonu ve indirgenemezliği de ortaya koyuyor. Psikanalizin de imkanlarını işe koşan En Kısa Gölge, burada açılan farklı patikaları sıradışı bir perspektiften yorumluyor. 

İngilizceden çeviren: Seyhan Bozkurt, 248 s., 2005, Encore Yayınları

Komedi: Sonsuzun Fiziği

Aristoteles'in komedi hakkındaki kitabı kaybolmasa felsefe, insanı ve hayatı anlama uğraşısını trajediye odaklanarak sürdürür müydü? 

Zupančič, bu "yarı şaka yarı ciddi" sorunun etrafında dolanarak, Hegel, Bergson, Freud ve Nietzsche gibi istisnalar dışında felsefenin mizahı odağa almaktan kaçındığını hatırlatıp, düşüncenin "ciddiyetine" meydan okuyor. 
 

fedvbg
Komedi: Sonsuzun Fiziği, mizahı felsefe ve psikanalizin kesişim noktalarına yerleştirerek okuyor (sloveniafrankfurt2023.com)

Komediyi başlıca bir mesele haline getirerek felsefeyle psikanalizin insana dair kavrayışında mizahtan neler öğrenilebileceği inceleniyor. İnsanı sadece zaaflarıyla kabullenmek ya da yüceltmek yerine komedi, gerçeklikte gedikler açan ya da bize gerçeklik olarak sunulanın içindeki çatlakları gösteren bir özelliğe sahip. 

Bu açıdan çağın olumlu düşünme ve mutluluk dayatmalarında bir perspektif kaymasına yol açıyor, ciddiyetin parmak sallayan vaazlarına da yanaşmıyor:

Komedi, arzu ve dürtünün yapılarından yola çıkarak öldüğümüz zaman hayatımıza ait bir şeylerin yaşamaya devam edeceği gibi vaazlar vermez; bunun yerine, biz konuşurken de, yani hayatımızın her anında hayatımıza ait bir şeylerin kendi hayatlarını yaşadığına dikkatimizi çeker.

İngilizceden çeviren: Tuncay Birkan, 216 s., 2022, Metis Yayınları

 

Psikanaliz ve felsefenin dirsek teması kurduğu noktalar kadar ayrı düştüğü ara bölgeleri de inceleyen Zupančič'in okumaları, sloganvari tespitler yerine ters köşeye yatıran bakış açıları getiriyor. 

Son yıllarda pandemi sonrası yeni döneme alışma telkinleri yavaş yavaş yerini nükleer felaket, dünya savaşı ya da yapay zeka paranoyasına bırakıyor. Büyüme ve kalkınmayla kemer sıkma arasında salınıp duran iktisadi söylemler, daha da güçlenen "Hayattan keyif almaya bak!" buyruğuyla el ele gidiyor. Bu kakafoni içinde bize öğütlenense "uyum sağlamak." 

Tam bu sırada kenardan sahneye Zupančič giriyor: 

Yeni gerçekliğe uyum sağlamamız gerektiğini işitip duruyoruz – peki tam olarak ne anlama geliyor bu? (...) Yeni bir gerçekliğe uyum sağlamak ya da alışmak nispeten kolay bir iş. 'Gerçekle meşgul olmak', yangının içindeki yangınla meşgul olmak, olup bitenlerin imkansız gerçeğini hesaba katıp bu hakikat zemininde seferber olmak, örgütlenmek ise çok daha zor. Lacan'ın da dediği gibi: 'Gerçekliğe alışıyor, [her krizle birlikte ortaya çıkan] hakikati ise bastırıyoruz.



Büyük umutlarla dönmüştü: Yeni Spartaküs dizisi iptal edildi

Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
TT

Büyük umutlarla dönmüştü: Yeni Spartaküs dizisi iptal edildi

Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)

Steven S. Knight imzalı ve Spartaküs (Spartacus) evrenine dönüşü temsil eden Spartacus: House of Ashur, Starz tarafından ilk sezonunun ardından iptal edildi. 

Dizinin yapımcısı Lionsgate Television'ın, projeyi başka platformlara taşımak için görüşmelere başladığı öğrenildi.

Beklentileri karşılayamadı

2010'da yayımlanan efsanevi Spartaküs'ün başarısını ve kitlesini yakalamakta zorlanan yapım, Starz'ın yeni yayın stratejisinin dışında kaldı.

Kaynaklara göre Starz, bundan sonra ağırlıklı olarak kadın izleyicilere ve ekranda daha az temsil edilen gruplara seslenen içeriklere odaklanacak. Spartacus: House of Ashur'ın daha çok erkek izleyiciye seslenmesi, kanalın bu yeni stratejisiyle örtüşmedi.

Ashur'ın alternatif hikayesi

House of Ashur, "Ya Ashur ölmeseydi ve Romalılar, ihanetini ödüllendirip ona bir zamanlar kölesi olduğu gladyatör okulunu verseydi ne olurdu?" sorusuna yanıt arıyordu. 

Alternatif bir zaman çizelgesinde geçen dizide Ashur, artık bir köle değil, bir zamanlar kendisini ezen sistemin başına geçmişti. Ancak acımasız gladyatörleri yönetmek, Roma siyasetinin vahşi dünyasında hayatta kalmaktan çok daha kolaydı zira burada ihanet günah değil, geçer akçeydi.

Ashur'ın, erkek egemen dünyada kendini kanıtlamaya çalışan güçlü kadın gladyatör Achillia'yla işbirliği yaparak kurduğu yeni düzen, Roma elitlerini şoke eden bir gösteriye dönüşüyordu.

Dizinin başrolünde yer alan Nick E. Tarabay'a Tenika Davis, Graham McTavish, Claudia Black ve Ivana Baquero gibi isimler eşlik ediyordu. 
Ayrıca serinin tanıdık yüzlerinden Lucy Lawless, ilk bölümde konuk olarak yer alarak bu alternatif zaman çizelgesinin kurulmasına yardımcı olmuştu. 

Projenin başka bir platformda yoluna devam edip edemeyeceği ise merak konusu.

Spartacus: House of Ashur, Türkiye'de Amazon Prime Video üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Deadline, TV Line


95 puanlı yeni Netflix dizisi büyüledi: Yaşlılar için Stranger Things

73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
TT

95 puanlı yeni Netflix dizisi büyüledi: Yaşlılar için Stranger Things

73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)

Stranger Things'in finalinin ardından oluşan boşluğu doldurmaya aday yeni dizi nihayet geldi. Fenomen bilimkurgunun yaratıcıları Duffer Kardeşler'in yapımcılığını üstlendiği, Jeffrey Addiss ve Will Matthews imzalı yeni dizi The Boroughs, Netflix'te izleyiciyle buluştu. 

Eleştirmenler tarafından şimdiden "yaşlılar için Stranger Things" benzetmesiyle anılan dizi, Rotten Tomatoes'da yüzde 95 gibi yüksek bir beğeni oranı yakaladı. Böylece The Boroughs, Duffer Kardeşler'in Stranger Things'in ilk sezonundan beri ulaştığı en iyi eleştirel başarıya imza attı.

New Mexico çölündeki lüks ve huzurlu bir emeklilik topluluğunda geçen dizi, sakin bir yaşam süren sıradışı karakterleri merkezine alıyor. Ancak bu huzurlu yaşam, mahalleye yaklaşan karanlık ve doğaüstü bir tehdidin ortaya çıkmasıyla altüst oluyor. 

Karşı karşıya oldukları canavarı durdurmak için bir araya gelen bu "uyumsuz ekip", hem geçmişteki travmalarıyla hem de geleceklerine kasteden bu gizemli güçle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bilimkurgu ve korku unsurlarını buluşturan dizinin en güçlü yönü şüphesiz usta oyunculardan kurulu kadrosu. Alfred Molina, Geena Davis, Alfre Woodard, Bill Pullman, Denis O'Hare ve Jena Malone gibi isimlerin yer aldığı dizi, Hollywood'un yaşlı karakterleri genellikle "sevimli" ya da "huysuz" kalıplarına hapsetme alışkanlığının aksine, bu karakterleri daha derinlikli ve samimi bir yerden ele alıyor.

Time dergisinden Judy Berman, yapımın bu karakterleri klişelerden arındırıp insanileştirme başarısını özellikle vurguluyor.

Eleştirmenler, dizinin Stranger Things'le arasındaki "DNA benzerliğine" dikkat çekse de The Boroughs'un kendi ayakları üzerinde duran özgün bir yapım olduğunu belirtiyor. 

Ron Howard'ın 1985 yapımı klasiği Cocoon'la Stephen King ve Steven Spielberg dokunuşlarını anımsatan dizi için yapılan yorumlar son derece olumlu.

Guardian'dan Lucy Mangan, 4 yıldızlı eleştirisinde diziyle ilgili şu yorumu yapıyor: 

En iyi fantastik hikayeler gibi The Boroughs da canavarlar ve ektoplazmalar üzerinden insanlığın evrensel korkularına sesleniyor.

Variety yazarı Aramide Tinubu ise incelemesinde şu ifadeleri kullanıyor: 

Yürek burkan, eğlenceli ve son derece büyüleyici bir macera. Yaşamın sonbaharındaki kayıpları, acıları ve zamanın sınavını inceleyen bir yapım.

Empire'dan David Opie de "Stranger Things'in ruhani bir devamcısı olmanın ötesinde, The Boroughs kendi kuralları içinde başarılı olan özgün bir bilimkurgu" diye yazıyor.

The Boroughs, 8 bölümlük ilk sezonuyla Netflix'te yayında.

Independent Türkçe, MovieWeb, GamesRadar, Variety, Guardian, Time, Empire


Cannes'ın 20 dakika alkışlanan gözdesi için Netflix devrede

La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
TT

Cannes'ın 20 dakika alkışlanan gözdesi için Netflix devrede

La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)

Cannes Film Festivali'nde büyük ses getiren ve En İyi Yönetmen ödülünü kazanan İspanyol yapımı La Bola Negra (The Black Ball), festivalin ses getiren filmlerinden birine dönüştü.

Birlikte Los Javis diye tanınan Javier Ambrossi ve Javier Calvo'nun imzalarını taşıyan filmi, festival izleyicisi dünya prömiyerinde 20 dakika boyunca ayakta alkışladı.

La Bola Negra'nin başrollerinde Penélope Cruz, Glenn Close, Lorenzo Zurzolo ve Julio Torres gibi isimler yer alıyor.

İspanyol şair ve oyun yazarı Federico García Lorca'nın yarım kalmış bir metninden esinlenen film; 1932, 1937 ve 2017'de yaşayan üç farklı erkeğin hikayesini Lorca'nın son metinleri üzerinden birbirine bağlıyor.

Hollywood Reporter eleştirmeni Richard Lawson, yönetmenlerin "çağdaş pop estetiği ve klasik sinemayı harmanlayan göz kamaştırıcı vizyonunu" övgüyle karşıladı.

Netflix kapmak üzere

Prömiyerin ardından Neon, A24 ve Mubi gibi büyük dağıtımcıların ABD hakları için kıyasıya rekabete girdiği filmin, Netflix'e satılması konusunda sona yaklaşıldığı bildiriliyor. 

İspanyol yapımcı şirket Movistar Plus, görüşmelerin devam ettiğini belirtse de Netflix cephesi henüz resmi bir açıklama yapmadı. Filmin İspanya dağıtımını Elastica, Fransa dağıtımını ise Le Pacte üstlenecek.

Bu süreç, Jordan Firstman imzalı Club Kid'in 17 milyon dolara A24'e satılmasının ardından festivalin bu yılki ikinci büyük satın alma yarışına dönüşmüş durumda.

Netflix, daha önce Jacques Audiard'ın Emilia Pérez'i ve Alfonso Cuarón'un Oscar ödüllü Roma'sı gibi İspanyolca yapımlarla ödül sezonunda önemli başarılar elde etmişti.

La Bola Negra'nın Netflix'e dahil edilmesi, platformun küresel ödül sezonu stratejisi açısından önemli bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Senaryosu Ambrossi, Calvo ve oyun yazarı Alberto Conejero tarafından kaleme alınan film, teknik başarısı ve vizyoner anlatımıyla yönetmenlikte yeni bir zirveyi Cannes'da gösterdi.

Altın Palmiye sahibini buldu

Öte yandan bu yıl jüri başkanlığını Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook'un üstlendiği festivalin büyük ödülü Altın Palmiye, Fjord adlı filmiyle Rumen yönetmen Cristian Mungiu'ya gitti.

Rus sinemacı Andrei Zviaguintsev, Minotaure'la Büyük Ödül'e layık görülürken, En İyi Senaryo ödülünü Notre Salut'yla Emmanuel Marre kazandı.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, Deadline