Marx’ın ilk ve tek romanı: Scorpion ve Felix

Marx’ın 19 yaşında yazdığı ilk ve tek romanı, ileride geliştireceği düşüncelerin tohumlarını taşıyor

Almanya'nın Chemnitz kentindeki 13 metrelik Karl Marx Anıtı; arkadaki duvarda Komünist Manifesto'daki "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" cümlesi Almanca, İngilizce, Fransızca ve Rusça olmak üzere 4 dilde yazılı (Unsplash)
Almanya'nın Chemnitz kentindeki 13 metrelik Karl Marx Anıtı; arkadaki duvarda Komünist Manifesto'daki "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" cümlesi Almanca, İngilizce, Fransızca ve Rusça olmak üzere 4 dilde yazılı (Unsplash)
TT

Marx’ın ilk ve tek romanı: Scorpion ve Felix

Almanya'nın Chemnitz kentindeki 13 metrelik Karl Marx Anıtı; arkadaki duvarda Komünist Manifesto'daki "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" cümlesi Almanca, İngilizce, Fransızca ve Rusça olmak üzere 4 dilde yazılı (Unsplash)
Almanya'nın Chemnitz kentindeki 13 metrelik Karl Marx Anıtı; arkadaki duvarda Komünist Manifesto'daki "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" cümlesi Almanca, İngilizce, Fransızca ve Rusça olmak üzere 4 dilde yazılı (Unsplash)

Minerva’nın Baykuşu bu hafta “dünya işçisi” Karl Marx’ın ilk ve tek romanının peşinden giderek felsefe ve edebiyat dünyasında bir yolculuğa çıkıyor. 

Yayın dünyasına yeni adım atan Tetes Kitap’ın Türkiye’deki okurlarla buluşturduğu ilk eser, Marx’ın 19 yaşında kaleme aldığı romanı Scorpion ve Felix oldu. 

Selahattin Özpalabıyıklar’ın çevirdiği roman, Homeros’tan Kitab-ı Mukaddes’e, Ovidius’tan Shakespeare ve Goethe’ye kadar açık ya da örtük göndermelerle örülü; okurun yolunu kaybetmemesi çok zor. Neyse ki Özpalabıyıklar’ın titiz notları Scorpion ve Felix’in diğer felsefe ve edebiyat yapıtlarıyla ilişkisini kapsamlı şekilde haritalandırarak yardıma koşuyor. 

Marx’ın “Shandy’ci mizahı”

Marx’ın 19 yaşında yazdığı ve hiçbir zaman tamamlamadan babasına doğum günü hediyesi olarak verdiği bu “roman” üzerine nasıl düşünmeli? Kitabın başında yer verilen Duncan Large’ın makalesi, romanın Laurence Sterne’ün Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri’yle nasıl bir diyalog içinde yürüdüğünü farklı açılardan inceleyerek metni belirli bir çerçeveye oturtuyor. Scorpion ve Felix’teki “Shandy’ci mizahı” ve bunun Marx’ın düşüncesindeki izdüşümlerini ezber bozarak gösteriyor. 

Scorpion ve Felix’in üslubu ve parçalı yapısı, Marx’ın düşüncesinin her seferinde yoklayacağı sınırlara dair de bir önsezi sunuyor. Large, Marx’ın Mayıs 1842’de 24. doğum gününde Rheinische Zeitung’da imzasız olarak yayımlanan ilk yazısı Son Prusya Sansür Yönergesi’nden şu cümleleri hatırlatıyor:

Ben eğlenceliyim ama yasa bana ciddi yazmamı emrediyor. Cüretkarım ama yasa üslubumun mütevazı olmasını emrediyor.

Bir de tabii ki 18. Brumaire var. Burada Marx, Hegel'in tarihin tekrar ettiğine dair düşüncesini “düzelterek” işe başlar: Evet, tarihte her önemli figür ve olay iki kez karşımıza çıkar ama Hegel, bunun “ilkinde trajedi, ikincisindeyse komedi” olarak gerçekleştiğini söylemeyi unutmuştur. Aynı düşüncenin öncülü, Marx’ın Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı’sının giriş bölümünde de karşımıza çıkıyor: 

Dünya tarihinin son aşaması, onun komedisidir.

Large’ın gösterdiği gibi Scorpion ve Felix’in her fragmanında, Hegel’de “kavramın ciddiyetinin” üzerine inşa edildiği “prototiptik Cermen ciddiyetine” karşı edebiyatın ve mizahın silahlarını zehir gibi kullanan bir Marx’la karşılaşıyoruz. 

21. Bölüm’deki “filolojik yumurtlamalara” göre Scorpion’un terzilik yapan babası Merten’in adı Roma mitolojisindeki savaş tanrısı Mars’tan geliyor. Babanın mesleğiyle adın etimolojik kökeni arasında bir bağlantıya işaret ediliyor:

Savaş tanrısının zanaatı da terzininki gibi kesmekten ibarettir, kolları ve bacakları keser ve yeryüzünün mutluluğunu parçalara böler.

Scorpion’un babası terzi yerine pekala Hegel’in heyulası gibi bir kasap da olabilirdi. Hegel, tarih felsefesi üzerine derslerinde tarihi “ulusların mutluluğunun, devletlerin bilgeliğinin ve kişilerin erdeminin kurban edildiği bir mezbaha” diye niteler. Merten’in oğlu Scorpion ise bir “akrep” olarak kurbanında “yaralar açan zehirli bir hayvan, iyi bir savaş alegorisi” diye betimleniyor. Sanki Marx’ın düşüncesinin de bir alegorisi. 

Fragmanter yazıda parça ve bütün ilişkisi

Başta sorduğumuz soruya tekrar dönelim: Bu ucu açık, kopuk ve parçalı kurmacayı nasıl okumalı? Scorpion ve Felix’te, Marx’ın felsefi mirasına eşlik eden ama çoğunlukla gölgede kalmış “edebi” bir yanını mı görüyoruz? Burada edebi, mizahi ve ironik olanı Marx’ın “ciddi” felsefi külliyatına bir eklentiye ya da teorinin kenar süsüne dönüştürmeden düşünmek mümkün mü? 

Scoripon ve Felix’in fragmanter yapısı üzerine düşünmek için Jena Romantikleri’nin açtığı yoldan ilerlemeyi deneyelim. Alman Romantizmi’nin kurucu metinleri ilk kez Athenaeum’da bir araya gelmişti. 1798, 1799 ve 1800’de olmak üzere sadece üç sayı yayımlanan bu dergi, Schlegel kardeşler, Novalis, Schleiermacher, Karoline Schelling ve Dorothea von Schlegel gibi isimleri bir araya getirmişti. Felsefe, edebiyat, din ve tarihin akıbeti en baştan ele alınıyordu, yeni bir düşüncenin ve kültürel-siyasi dönüşümün imkanları yoklanıyordu. Arayışın güzergahı şöyleydi: Bütünlüğü ve birliği fragmanın kopukluğunda toplamak, tam da bu bir araya getirme hareketinde kendi üzerine kapanmayan, ucu açık bir düşünceyi iç gerginliklerini koruyarak diri tutarken, fragmanı da kendi ayakları üzerinde durabilen bir özerkliğe kavuşturmak.

Jena Romantikleri, bu fragman anlayışını bir yazı ve düşünme tekniği olarak edebiyatın merkezine yerleştirir. Burada edebiyat artık kendi teorisini ürettiği gibi, eleştiri de kendi kurmacasını yaratır. Bir yandan da ironi, nükte, çok anlamlılık ve iç içe geçen anlatılarla katman katman örülen metinler felsefe, edebiyat ve eleştiri arasındaki sınırları aşındırır. Kant’ın yarattığı sarsıntının ardından burada felsefe ve edebiyat birbiri için hem soruya hem de soruna dönüşür. 

Scorpion ve Felix’in bu parçalı yapısıyla karşılaşan okur, metne bir yaklaşıp bir uzaklaşıyor; toplarken kendini sürekli tekrar dağılmanın eşiğine kadar taşıyan bölümler sıçramalarla birbirine bağlanıp birbirinden ayrılırken, her bir fragman kendi içinde derinleşerek açılıyor. Üst üste binen anlatılar, göndermeler ve aksak ritimler arasında hem kendiyle hem de başkasıyla konuşan sesler duyuyoruz.  

Hangi Marx?

20. yüzyılın müstesna yazar ve eleştirmenlerinden Maurice Blanchot, Fransa’daki Mayıs ‘68 ayaklanmalarında kurulan Öğrenci ve Yazarlar Eylem Komitesi’nin çıkardığı Komite adlı dergide aynı yıl “Marx’ı Okumak” (daha sonra “Marx’ın Üç Sözü” diye de yayımlandı) başlıklı kısa bir yazı kaleme almıştı. Burada Blanchot, Marx’ta “yan yana konumlanan” üç sözden, söyleme jestinden bahseder. İlk hatta Marx, Hegel’in diyalektiğinden geçen felsefi logos’la diyalog halindedir, ona yanıt verir. İkinci izlekteyse önerdiği “sürekli devrimle” bir çağrıyı, şiddeti ve kopuş kararını gösterir. Üçüncü söz de “bilimsel” boyutu, Marx’ın düşüncesinin sürekli revizyondan geçişini, vardığı noktada Kapital’in nihayetinde “bilim fikrini bile altüst eden bir teorik düşünme biçimini içermesiyle” ilgilidir. 

Edebiyatın her zaman birden fazla sesi var; Scorpion ve Felix’te hangi Marx’ı duyuyoruz? Romandan 8 yıl sonra kaleme aldığı Feuerbach Üzerine Tezler’in 11’incisini hatırlayalım:

Filozoflar bugüne kadar dünyayı sadece çeşitli biçimlerde yorumlamakla yetindi, oysa mesele onu değiştirmektir.

Bu meşhur tez ağırlık olarak teori ve pratiğin açmazlarına ışık tutmak için kuram ve eylem arasındaki girift ilişkiyle ilgili çözümlemelere yol gösterecek bir şekilde ele alınıyor. Gelgelelim buraya başka bir kapıdan girersek Marx’ın farklı bir sesiyle, belki de Scorpion ve Felix’te mayalanmaya başlayan düşüncesinin izleriyle de karşılaşabiliriz. Felsefe işe her zaman dünyayı olumsuzlayarak, verili olan “değilleyerek” başladı. Düşünceyi dünyaya göre şekillendirmek yerine dünyayı kavramın hizmetine sunmak için olumsuzladığı her şeyi baştan aşağı biçimlendirmek istedi. 11. tez bir bakıma felsefenin bu kurucu jestine bir karşı hamle olarak okunamaz mı? Burada hem reddiye hem de talep var: Dünyayı kurama göre eğip bükmek yerine onu olduğu gibi, kendini tarihte ve tarih olarak açtığı haliyle düşünmek, yorumlamak ve buradan hareketle onu dönüştürmeye girişmek. 

Jena Romantikleri üzerinden fragmanın hem özerk ve kopuk hem de başka parçalarla bağlantılı ve açık yapısından yukarıda söz etmiştik. Scorpion ve Felix’in 39. fragmanı, bu iç gerginlikleri ortadan kaldırmadan işe koşuyor ve 11. tezden çıkardığımız reddiye ve talebin belki de Marx’ın düşüncesinde yan yana konumlandığı ilk anı gösteriyor. Bu bölümde Hıristiyan teolojisindeki teslis üzerine kurulu üçlü bir “değillemeyle” karşılaşıyoruz. “Yunanlı Helene’nin ya da Romalı Lucretia’nın değil Kutsal Üçleme’nin” kastedildiği vurgulanıyor: Baba da Oğul da Kutsal Ruh da bir “değillemeyi”, dünyaya ve hayata karşı “Hayır’ı” temsil ediyor.

Marx’ın da bir “Hayır’ı” vardı: İnsanın neyi nasıl yaşadığını anlamadan ve kendini gerçekleştirme ihtimalini bile düşünemeden başkasının zenginliği için yok olup gitmesini reddediyordu. Shakespeare’in Kral Lear’ındaki “Tanrıların gözünde muzip çocukların elindeki sinekler gibiyiz, bizi keyifleri için öldürüyorlar” sözü, bu kez dünyayı kullan at pazarına çevirenler için geliyordu. Scorpion ve Felix’in kahkahasından başlayıp Kapital ve ötesine uzanan yolculukta bu devrim düşüncesinin “Hayır’ı” her zaman hayata, dünyaya en büyük “Evet’le” geri dönüyordu, dönüyor, dönecek.

Devrimin bir anda toprağın altından fırlayıveren “ihtiyar köstebeği” de yolculuğuna Shakespeare’in Hamlet’iyle başlamış, Hegel’in tarih felsefesi derslerinden geçip Marx’ın 18. Brumaire'ine varmıştı. Şimdi nereye?

Independent Türkçe



Converse reklamına Ku Klux Klan tepkisi: Delirmediniz

Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
TT

Converse reklamına Ku Klux Klan tepkisi: Delirmediniz

Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)

Converse, bir spor ayakkabı reklamındaki imgelerin Ku Klux Klan ve linç olaylarına benzediği gerekçesiyle içeriği eleştirenlerin internette verdiği tepkilerin ardından özür dileyerek reklamı geri çekti.

Converse'in Chuck 70 X spor ayakkabısı için düzenlediği küresel kampanyada yer alan reklamda Aespa grubunun K-pop yıldızı Karina, yıldız şeklindeki bir spot ışığının altında dururken elinde bir çift yüksek bilekli siyah Converse ayakkabı tutuyordu. Uzun beyaz bir etek giyen Karina'nın silüeti, ışıklandırma nedeniyle birçok sosyal medya kullanıcısına göre KKK kukuletasına benzerken, asılı duran spor ayakkabıları da linç edilmiş bir kişiyi andırıyordu.

Chuck 70 X, 27 Ağustos'ta dünya çapında piyasaya sürülmüş, tartışmalı görsel de önceki haftalarda Converse'in sosyal medya hesaplarında paylaşılmıştı. Ancak sosyal medya kullanıcılarının reklamın kırpılmamış bir versiyonunu internette dolaşıma sokmasıyla tepkiler şiddetlendi; kullanıcılar, sivri uçlu kukuleta ve asılmış ceset benzerliğinin bu versiyonda daha da belirginleştiğini söylüyor.

Nike'a bağlı Converse, The Independent'a yaptığı açıklamada şunları kaydetti: 

Özür dileriz. Bu görselin neden derin bir rahatsızlık yarattığını anlıyoruz ve hatalı davrandığımızın farkındayız. Görseli kanallarımızdan kaldırdık ve yayımlandığı her yerden kaldırmaya çalışıyoruz. Böyle bir şey yaşanmamalıydı ve bundan sonra daha özenli davranacağız.

Yine de hem hayranlar hem de kamuoyunda tanınan isimler reklamla ilgili görüşlerini paylaşmaya devam etti.

X'te bir hayran, "Hayır, delirmediniz. Evet, Converse reklamı ırkçı. Evet, Klan kıyafetine benziyor. Evet, linç sahnesine benziyor. Ve hayır, 'Bu sadece bir ayakkabı reklamı' demek mazeret değil" diye yazdı.

Şikago'da yaşayan fotoğrafçı Stephanie Schwartz da Threads'te kampanyayı eleştirerek şöyle yazdı: 

Gölge, ışık ve kompozisyon. Bütün fotoğrafçılar size, bu reklamı yapan kişinin ne yaptığını TAM OLARAK bildiğini söyleyebilir.

Oyuncu Yvette Nicole Brown da Threads'te kampanyaya tepki göstererek "Bu bir linç, değil mi?" ifadelerini kullandı.

Tartışmalar, ağaçtaki ayakkabılara yer veren ayrı bir Converse kampanyasını da yeniden gündeme getirdi. Kopenhag merkezli yaşam tarzı markası Palmes'la işbirliği içinde hazırlanan görselde, merdivende duran bir kişi ve ağaç dalından sarkan bir çift spor ayakkabı yer alıyordu. Adweek'e göre görselin 14 Eylül'de yayımlandığı bildiriliyor.

Sosyal medya kullanıcıları, bu görseli Karina reklamıyla birlikte paylaşarak iki kampanyanın bir araya gelmesinin sözkonusu imgelere ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor.

Bir Threads kullanıcısı, ikinci görselin sembolizmi daha da pekiştirdiğini söylerken, bir diğeri ise ikisini yan yana paylaşarak şöyle yazdı: 

Bir reklamı gördüğümüzde aklımıza hemen Billie Holiday'in Strange Fruit şarkısının gelmesi için HİÇBİR NEDEN YOK.

Independent Türkçe


Yeni Bond kitaplarının yazarından favori 007 adayına veto

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Yeni Bond kitaplarının yazarından favori 007 adayına veto

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Slow Horses'ın yıldızı Jack Lowden, 007 rolü için bahisçilerin mevcut favorisi. Ancak Bond kitaplarının yeni yazarı, onun öldürme yetkisine sahip doğru isim olduğuna pek ikna olmuş değil.

En son James Bond kitabını kaleme alan Charlie Higson, kurgusal Britanyalı casus rolünü Daniel Craig'den devralma yarışında öne çıkan son isimler hakkındaki görüşlerini paylaşarak hiçbirini martini içen casus rolünde hayal edemediğini açıkladı.

Halihazırda Bond rolünü oynama ihtimali en yüksek aktör İskoç yıldız Jack Lowden olsa da Masters of the Air'dan Callum Turner ve Uğultulu Tepeler'in (Wuthering Heights) yıldızı Jacob Elordi'nin de adaylar arasında yer aldığı söyleniyor.

Higson verdiği yeni röportajda, Lowden'ın Bond'u canlandırmak için gereken özellikleri taşıdığından "emin olmadığını" söyledi. "Onu seviyorum ama tıpkı Tom Hiddleston'ın adaylar arasında olduğu zamanki gibi bir durum sözkonusu; ikna edici bir yakın dövüşçü değil" dedi.

The Times'a konuşan yazar, "Daniel Craig'in birinin canına okuduğuna inanabiliyorsunuz" ifadelerini kullandı. 

Bond'u canlandıran oyuncuda da buna inanabilmemiz gerekiyor.

Yazar ayrıca Elordi'nin bu role "fazla uzun" kaçacağını düşündüğünü, Turner'ın ise "alışılmadık bir görünüşe" sahip olduğunu ve bunun "kötü bir şey olmadığını" belirtti.

Higson, ne yazık ki oyuncu seçimi süreciyle ilgili içeriden herhangi bir bilgi veremedi. Sözlerine, "Çok daha genç bir Bond mu seçecekler?" diye devam etti.

Tanınmış bir ismi mi seçecekler, yoksa daha önce adını duymadığımız birini mi? İlginç olacak. Çok heyecan verici.

BBC Two'nun The Fast Show programının eski yazarı ve oyuncusu Higson, en çok Genç Bond (Young Bond) kitap serisini yazmasıyla tanınıyor. Ian Fleming'in ilk romanlarından doğan bu yan seri, Eton Koleji'nde okuyan ergen James Bond'u konu alıyor.

Higson bu seride 5 kitap yazdıktan sonra 1964'te Fleming'in ölümünden bu yana yetişkin Bond romanlarını kaleme alan 8. yazar oldu. Higson'ın On His Majesty's Secret Service'i 2023'te yayımlanırken, son romanı King Zero ise bu ay okuyucuyla buluşacak.

Ian Fleming Publications, Fleming'in ölümünden sonra Kingsley Amis, John Gardner, Raymond Benson, Sebastian Faulks, Jeffery Deaver, William Boyd, Anthony Horowitz ve Higson tarafından yazılan 29 Bond romanı yayımladı.

26. Bond filminin senaristi Steven Knight önceki haftalarda, yapımcıların bir sonraki Bond'u kimin oynayacağına karar verdiğini ve casusu kimin canlandıracağını artık bildiği için senaryo üzerinde çalışmanın "biraz daha kolaylaştığını" açıklamıştı.

Bu açıklama, Lowden'ın Slow Horses'taki rol arkadaşı Gary Oldman'ın, yapımcıların kararını çoktan verdiğini iddia ederek çıkmasını istediği bir isme "şans dilediğini" söylemesinden kısa süre sonra gelmişti.

Daniel Craig'in son Bond filmi Ölmek için Zaman Yok (No Time to Die), 2021'de vizyona girdiğinden beri serinin hayranları, Dune: Çöl Gezegeni'yle (Dune) bilinen Denis Villeneuve'nin yöneteceği bir sonraki filmde onun yerini kimin alacağını öğrenmek için sabırsızlanıyor. Bu, seriyi geçen yıl ortak sahibi Barbara Broccoli'den devralan, Amazon'a ait MGM şirketinin yaratıcı kontrolü altındaki ilk film olacak.

Yapımcı Amy Pascal, sıradaki Bond'la ilgili haberlerin muhtemelen "yıl sonuna kadar" açıklanacağını geçen ay söylemişti.

Pascal, "Gerçekten çok titiz davranıyoruz. Barbara Broccoli'yle stüdyo tarafında çalışmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Daniel Craig'in yerini doldurmak hiç de kolay değil" demişti.

Independent Türkçe


Glee geri mi dönüyor? Ortak yaratıcısından dikkat çeken açıklama

Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
TT

Glee geri mi dönüyor? Ortak yaratıcısından dikkat çeken açıklama

Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)

Glee'nin yeniden başlatılması gerçekten gündemde olabilir mi?

Fox dizisinin ortak yaratıcısı Ryan Murphy ve yıldızı Lea Michele'in son aylarda dizinin yeniden başlatılma ihimalinden bahsetmesi, bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair çok sayıda spekülasyona yol açtı.

Yakın zamanda düzenlenen New York Moda Haftası etkinliğinde E! News'a konuşan Michele, "Glee'yi çok sevdiğini" ve dizinin "kalbinde çok özel bir yeri olduğunu" söyleyerek "Ryan'ın peşinden her yere giderim" diye eklemişti.

Murphy'nin uzun süredir birlikte çalıştığı, Glee'nin ortak yaratıcısı Ian Brennan da konuyla ilgili düşüncelerini paylaştı. İkilinin birlikte yaptığı yeni Netflix dizisi Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin (Monster: The Lizzie Borden Story) galasında The Independent'a konuşan Brennan, yeniden birleşme olasılığından bahsetti.

"Şunu söyleyeyim: Glee'yi yeniden başlatma projesinde ikisine de katılırım. Söyleyebileceğim tek şey bu" diyen Brennan, "Buraları takip edin" diye ekledi.

Brennan, Murphy ve Brad Falchuk, lise korosu New Directions'ın yaşadığı sıkıntıları ve zorlukları konu alan popüler müzikal dizinin ortak yaratıcısıydı. 2009'dan 2015'e kadar Fox'ta yayımlanan dizi, 6 Emmy Ödülü ve 4 Altın Küre kazandı.

Glee'de Michele'le birlikte Matthew Morrison, Jane Lynch, Chris Colfer, Dianna Agron, Kevin McHale ve Amber Riley'nin yanı sıra hayatını kaybeden oyuncular Cory Monteith, Mark Salling ve Naya Rivera da rol alıyordu.

Dizi kusursuz değildi; çekimler sırasında ve sonrasında, Michele'in diğer oyuncuları zorbaladığı yönündeki suçlamalar da dahil çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştı. Michele, davranışları nedeniyle kamuoyuna bir özür açıklaması yayımlamıştı.

Dizi ve bıraktığı mirasın yanı sıra yeniden başlatılma ihtimali hakkında temmuzda People'a konuşan Murphy şunları söylemişti: 

Bu ilginç bir dizi çünkü yeniden popülerleşti. Şimdi pek çok genç izliyor. Ben de 'Belki de o diziye geri dönmeliyiz' diyorum.

cvfgbhyj
Lea Michele, Glee'de Rachel Berry karakterini canlandırdı (Fox)

Murphy sözlerini "O diziye duyduğum nostalji ve sevgi o kadar büyük ki, 'Belki de insanlar bir şekilde o dizinin yeni bir versiyonunu görmek isterler' diye düşünüyorum. Evet, o diziyi seviyorum; neye dönüştüğünü ve pek çok insan için ifade ettiği şeyi de seviyorum" diye sürdürmüştü.

Glee'de Falchuk'la ilk kez işbirliği yaptıktan sonra Murphy ve Brennan, Scream Queens, The Politician ve son olarak da Canavar serisinde yakından çalışmaya devam etti.

Bu serinin 4. dizisi Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi perşembe günü Netflix'te gösterime girdi.

Ella Beatty, Billie Lourd, Charlie Hunnam, Rebecca Hall ve Vicky Krieps'in rol aldığı dizi, 1800'lerin sonlarında babasını ve üvey annesini öldürmekten yargılanan ve sonra beraat eden cinayet zanlısı Lizzie Borden'ın gerçek hikayesinden uyarlandı.

Independent Türkçe