2025'in ilk çeyreğinde ıskalamamanız gereken 7 dizi

Politik gerilimden tıbbi dramaya, suç dünyasından distopik geleceğe kadar, yılın şimdilik en iyi dizilerini sıraladık

İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
TT

2025'in ilk çeyreğinde ıskalamamanız gereken 7 dizi

İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)

Bir kez daha hayretler içindeyiz zira 2025'in ilk üç ayı göz açıp kapayıncaya kadar geride kaldı bile. Kışın kasvetli aylarında gün geldi koltuk ve battaniyeler en büyük sığınağımız oldu. Tabii diziler de... 

Yılın henüz başında birbirinden iddialı yapımlarla tanıştık. Politik gerilimden tıbbi dramaya, suç dünyasından distopik geleceklere uzanan diziler, izleyicileri ekranlara kilitlemeyi başardı. Gerçekle yalanın iç içe geçtiği tehlikeli dünyalara aralanan kapıları, yumrukların havada uçuştuğu sert ve etkileyici hikayeler izledi. Kimi zaman acil servisin kalp çarpıntısı yapan temposunu iliklerimize kadar hissettik, kimi zamansa her ailenin korkulu rüyası, en sert ve gerçekçi haliyle oturma odamıza kadar girdi. Ekrandaki yazılar çoktan akmaya başlasa da ne gördüklerimizi unuttuk ne de işittiklerimizi... 

Lafı çok da fazla uzatmadan, 2025'in ilk aylarında izleyicisini ekrana bağlamayı başaran dizileri sıralayalım. 

7. Zero Day (Netflix)

Robert De Niro'nun sarsıcı performansıyla izlemeye değer kıldığı Zero Day, 1970'lerin politik paranoya filmlerinden ilham alarak günümüzün en büyük korkularını ekrana yansıtıyor. Eski bir başkanın "vatanı koruma" bahanesiyle totaliter bir denetim mekanizması kurmasını izlerken, gerçekle manipülasyon arasındaki çizginin nasıl giderek bulanıklaştığını görüyoruz. 

jı
Fotoğraf: Netflix

Paranoyanın modern anatomisi diye nitelenebilecek dizi, toplumu bölmek için kullanılan korku politikalarını ve bireysel hakların nasıl yok sayılabileceğini (tanıdık geliyor mu?) ürkütücü bir gerçeklikle ele alıyor. 

Jesse Plemons, Angela Bassett ve Joan Allen gibi usta isimlerin de katkısıyla hikaye, sadece bir siyasi gerilim değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerini de sorgulayan psikolojik bir drama haline geliyor. 

Olay örgüsüne dair bazı detaylar gereksiz yere karmaşıklaşsa da dizinin atmosferi ve sinematografisi bu eksiklikleri dengelemeyi başarıyor. 

Zero Day, paranoya ve korku politikalarını çarpıcı bir şekilde ele alan, uyarı niteliğinde kusurlu ama izlemeye değer bir manifesto.

6. High Potential (ABC/Disney+)

Hacks'le tanınan Kaitlin Olson, High Potential'la sonunda yeteneğini tam anlamıyla sergileyebileceği bir başrole kavuşuyor. Fransız yapımı Haut Potentiel Intellectuel'dan (HPI) uyarlanan dizi, üstün zekası sayesinde polis teşkilatına danışmanlık yapan üç çocuk annesi bir temizlikçiyi merkezine alıyor. 

Olson, karakterine keskin bir mizah ve sıcak bir enerji katarak, dizinin sıradan bir suç hikayesi olmaktan çıkmasını sağlıyor. High Potential, Monk ve The Mentalist gibi klasiklerden ilham alsa da 49 yaşındaki Olson'ın eksantrik ve eğlenceli yorumu sayesinde kendine has bir kimlik oluşturuyor. 

byg
ABC

Senaryo zaman zaman fazla didaktik olsa da, özellikle Olson ve Daniel Sunjata arasındaki dinamik diziyi izlemeye değer kılıyor. Suç çözme süreci tahmin edilebilir olsa da, karakterlerin kimyası ve mizahi dokunuşlar diziyi keyifli hale getiriyor. Derinlemesine yenilik sunmasa da, türün hayranları için eğlenceli ve akıcı bir seçenek sunuyor. High Potential, klasik formüllere dayanırken, Olson'ın enerjisiyle kendine özgü bir çekicilik yakalamayı başarıyor.

5. Asura (Netflix)

Eğer Arakçılar (Shoplifters) ve/veya Canavar'ı (Monster) izleyenlerdenseniz, Netflix kütüphanesine Hirokazu Kore-eda imzalı bir dizi eklendiğinde kalp atışlarınızın hızlanacağını bilirsiniz.

Altın Palmiye ödüllü yönetmenin Asura'sı, 1979'un Japonyası'nda 4 kız kardeşin, yaşlı babalarının ihanetiyle değişen hayatlarını olağanüstü bir incelikle anlatıyor. 

gftgf
Netflix

Japon sinemacının aile dinamiklerine olan derinlemesine bakışı ve insancıl anlatımı, izleyiciyi karakterlerin iç dünyasına davet ediyor. Rie Miyazawa'nın da aralarında olduğu usta oyuncu kadrosu, her sahneyi duygusal bir yoğunlukla dolduruyor. 

Kore-eda'nın ustaca yönettiği dizi, sadece anlatımıyla değil atmosferiyle de nostaljik ve melankolik bir etki yaratıyor. Asura, hem görsel zarafeti hem de karakterlerine duyduğu şefkatle, izleyiciyi derinden etkileyen, yavaş ama çarpıcı bir drama. 

Eleştirmenler tarafından "yılın en iyi Netflix dizilerinden biri" olarak gösterilmesi de bu etkileyici anlatının gücünü kanıtlıyor. Kısacası Asura, yalnızca bir aile hikayesi değil; insan ruhunun kırılganlıklarını ve dayanıklılığını gözler önüne seren şiirsel bir deneyim.

4. A Thousand Blows (Hulu/Disney+)

Tereddütsüz söyleyebilirim ki 2025, Stephen Graham'ın yılı. Peaky Blinders'ın yaratıcısı Steven Knight, A Thousand Blows'da kan, ter ve Londra'nın karanlık sokaklarını bir araya getirirken Graham, performansıyla devleşiyor. 

Knight, A Thousand Blows'la tarihsel suç dramalarına getirdiği kendine özgü sertliği ve stilize şiddeti bir kez daha ekrana taşıyor. 1880'lerin Londra'sında geçen dizi, yalnızca kanlı dövüş sahneleriyle değil, yeraltı dünyasının yozlaşmış dinamikleri ve hayatta kalma mücadelesiyle de izleyiciyi içine çekiyor. 

njhuj
Hulu

Graham'ın yanı sıra Erin Doherty ve Malachi Kirby'nin büyüleyici performansları, hikayeyi klasik bir suç anlatısından çıkarıp karakter odaklı bir dramaya dönüştürüyor. 

Dövüş sahneleri sadece fiziksel değil, aynı zamanda karakterlerin içsel çatışmalarını ve dönemin acımasız ruhunu da yansıtıyor. Dizinin sert diyalogları yer yer klişeye yaklaşsa da oyuncuların güçlü performansları her sahneyi izlemeye değer kılıyor. Zengin-yoksul çatışmasını, göçmen deneyimini ve şiddetin nasıl bir kimlik inşa ederken kullanılan bir araç haline geldiğini ustalıkla işleyen dizi, her yumrukta toplumsal bir öfke patlamasını hissettiriyor. 

Kısa ama etkili 6 bölümüyle A Thousand Blows, uzun vadeli bir hikayenin önsözünü, Peaky Blinders'ın ritmiyle buluşturarak yazıyor.

3. The Pitt (Max/BluTV)

The Pitt, modern televizyonun unuttuğu klasik unsurları ustalıkla geri getiren, etkileyici bir medikal drama. Her bölümü, 15 saatlik acil servis vardiyasının bir saatine odaklanarak, hastane hayatının kaotik temposunu gerçek zamanlı bir gerilimle izleyiciye hissettiriyor. 

Dizi, ne uzun uzadıya duygusal manipülasyonlara başvuruyor ne de yapay bir dramatiklik yaratıyor. Aksine, tıbbi krizlerin aciliyetini çıplak gerçekliğiyle sunarak gerilimi organik bir şekilde inşa ediyor. 

hbh
Max

Noah Wyle, Katherine LaNasa ve Taylor Dearden gibi oyuncuların güçlü performansları, hikayeye inandırıcılık katıyor. Duyguları sömürmeyen, aksine izleyiciyi hikayenin ortasına fırlatan bir yapıya sahip olması, The Pitt'i türdeşlerinden ayıran en büyük özelliklerden biri. Sadelik içinde mükemmelliği arayan anlatımıyla, yalnızca tıp dünyasının stresini değil, zaman baskısı altında insan doğasının nasıl şekillendiğini de gözler önüne seriyor. 

Yayın platformları her geçen gün dizi çöplüğüne dönerken The Pitt, televizyon tarihinin her döneminde kendine yer bulabilecek kadar etkileyici bir yapım olarak parlıyor.

2. Paradise (Hulu/Disney+)

Hayatın Kendisi (Life Itself) ve This Is Us gibi yapımlarla tanınan Dan Fogelman'ın imzasını taşıyan Paradise, izleyiciyi duygusal olarak sarsan sürprizlerle dolu bir politik gerilim ve cinayet gizemi sunuyor. 

Emmy ödüllü This Is Us'ın yaratıcısı, bu kez ABD Başkanı ekseninde dönen sürükleyici bir hikayeye taze bir bakış getiriyor. Sterling K. Brown, görev bilinciyle öfkesini bastıran bir Gizli Servis ajanını ustalıkla canlandırırken, James Marsden şimdiye kadarki en etkileyici performanslarından birini sergiliyor. 

uu
Hulu

Dizi, aile dramını bilimkurgu unsurlarıyla harmanlayarak izleyiciyi beklenmedik olaylarla içine çekiyor. Zaman zaman mantıksal boşluklara düşse de Paradise, hızlı temposu ve güçlü oyunculukları sayesinde ilgiyi kaybettirmiyor. 

Özellikle 1980'ler ve 1990'lar ruhunu yansıtan atmosferi, nostalji sevenler için ayrı bir çekicilik sunuyor. Ters köşeler ve flashback'lerle ilerleyen hikaye, Fogelman'ın izleyiciyi duygusal olarak manipüle etme konusundaki ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Paradise, sürprizlerle dolu ve 2025'in en iyilerinden.

1. Adolescence (Netflix)

Ne demiştik? 2025, Stephen Graham'ın yılı. 51 yaşındaki aktörün 2021 yapımı Patlama Noktası'nda (Boiling Point) birlikte çalıştğı Philip Barantini'yle ikinci işbirliği de bir şaheserle sonuçlandı.

Barantini'nin yönettiği ve Jack Thorne'la Stephen Graham'ın yarattığı Adolescence, yayına girdiğinden beri adından söz ettiriyor ve yılın en çarpıcı ve etkileyici televizyon yapımı olarak öne çıkıyor. 

4 bölümlük bu mini dizi, 13 yaşındaki Jamie'nin bir cinayetle suçlanmasını farklı perspektiflerden ele alarak izleyiciye derin bir psikolojik gerilim sunuyor. Her bölümü Patlama Noktası'nda da olduğu gibi tek planda çekilen dizi, bu cesur sinematografik tercihiyle gerilimi ve gerçeklik hissini en üst seviyeye taşıyor. 

Henüz sadece 15 yaşındaki Owen Cooper, ilk oyunculuk denemesinde tam anlamıyla harikalar yaratıyor. A Thousand Blows'da da Graham'la çalışan Erin Doherty'nin olağanüstü performansı, hikayenin duygusal yükünü daha da artırıyor. Gelelim Graham'a... Britanyalı'nın canlandırdığı Eddie karakteri, bir babanın korkulu rüyasını, öfke, yas ve suçluluk gibi duygularla harmanlayarak mükemmel bir şekilde yansıtıyor. 

jbhbg
Netflix

Televizyon yazarlarından tam not alan dizinin, eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 99 puana ulaşmayı başardığını hatırlatalım. Guardian, Adolescence'ı "on yılların en kusursuz televizyon yapımı" diye tanımlarken Empire, tek plan çekim tekniğini "yılın en sarsıcı televizyon başarısı" şeklinde değerlendiriyor. 

Dizinin sosyolojik boyutu da son derece dikkat çekici. Adolescence, genç erkekler arasındaki toksik masküleniteyi ve Andrew Tate gibi figürlerin etkisini de gözler önüne seriyor. 

İzleyiciyi derinden sarsan, sinematografik cesaretiyle dikkat çeken ve yılın televizyon standartlarını belirleyen Adolescence, suç hikayesi olmakla kalmayıp günümüz gençliğinin nasıl şekillendiğini de derinlemesine analiz eden bir başyapıt. 2025'in ilk çeyreğinde izlediğimiz en iyi dizi olarak zirveye yerleşen bu yapım, sadece bir televizyon başarısı değil, aynı zamanda toplumsal bir fenomen haline geldi. Bazı anlarda seyretmesi kadar unutması da güç olan Adolescence, izleyicinin zihninde uzun süre yankılanan bir deneyime dönüşecek.

Independent Türkçe

 



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct