2025'in ilk çeyreğinde ıskalamamanız gereken 7 dizi

Politik gerilimden tıbbi dramaya, suç dünyasından distopik geleceğe kadar, yılın şimdilik en iyi dizilerini sıraladık

İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
TT

2025'in ilk çeyreğinde ıskalamamanız gereken 7 dizi

İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)

Bir kez daha hayretler içindeyiz zira 2025'in ilk üç ayı göz açıp kapayıncaya kadar geride kaldı bile. Kışın kasvetli aylarında gün geldi koltuk ve battaniyeler en büyük sığınağımız oldu. Tabii diziler de... 

Yılın henüz başında birbirinden iddialı yapımlarla tanıştık. Politik gerilimden tıbbi dramaya, suç dünyasından distopik geleceklere uzanan diziler, izleyicileri ekranlara kilitlemeyi başardı. Gerçekle yalanın iç içe geçtiği tehlikeli dünyalara aralanan kapıları, yumrukların havada uçuştuğu sert ve etkileyici hikayeler izledi. Kimi zaman acil servisin kalp çarpıntısı yapan temposunu iliklerimize kadar hissettik, kimi zamansa her ailenin korkulu rüyası, en sert ve gerçekçi haliyle oturma odamıza kadar girdi. Ekrandaki yazılar çoktan akmaya başlasa da ne gördüklerimizi unuttuk ne de işittiklerimizi... 

Lafı çok da fazla uzatmadan, 2025'in ilk aylarında izleyicisini ekrana bağlamayı başaran dizileri sıralayalım. 

7. Zero Day (Netflix)

Robert De Niro'nun sarsıcı performansıyla izlemeye değer kıldığı Zero Day, 1970'lerin politik paranoya filmlerinden ilham alarak günümüzün en büyük korkularını ekrana yansıtıyor. Eski bir başkanın "vatanı koruma" bahanesiyle totaliter bir denetim mekanizması kurmasını izlerken, gerçekle manipülasyon arasındaki çizginin nasıl giderek bulanıklaştığını görüyoruz. 

jı
Fotoğraf: Netflix

Paranoyanın modern anatomisi diye nitelenebilecek dizi, toplumu bölmek için kullanılan korku politikalarını ve bireysel hakların nasıl yok sayılabileceğini (tanıdık geliyor mu?) ürkütücü bir gerçeklikle ele alıyor. 

Jesse Plemons, Angela Bassett ve Joan Allen gibi usta isimlerin de katkısıyla hikaye, sadece bir siyasi gerilim değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerini de sorgulayan psikolojik bir drama haline geliyor. 

Olay örgüsüne dair bazı detaylar gereksiz yere karmaşıklaşsa da dizinin atmosferi ve sinematografisi bu eksiklikleri dengelemeyi başarıyor. 

Zero Day, paranoya ve korku politikalarını çarpıcı bir şekilde ele alan, uyarı niteliğinde kusurlu ama izlemeye değer bir manifesto.

6. High Potential (ABC/Disney+)

Hacks'le tanınan Kaitlin Olson, High Potential'la sonunda yeteneğini tam anlamıyla sergileyebileceği bir başrole kavuşuyor. Fransız yapımı Haut Potentiel Intellectuel'dan (HPI) uyarlanan dizi, üstün zekası sayesinde polis teşkilatına danışmanlık yapan üç çocuk annesi bir temizlikçiyi merkezine alıyor. 

Olson, karakterine keskin bir mizah ve sıcak bir enerji katarak, dizinin sıradan bir suç hikayesi olmaktan çıkmasını sağlıyor. High Potential, Monk ve The Mentalist gibi klasiklerden ilham alsa da 49 yaşındaki Olson'ın eksantrik ve eğlenceli yorumu sayesinde kendine has bir kimlik oluşturuyor. 

byg
ABC

Senaryo zaman zaman fazla didaktik olsa da, özellikle Olson ve Daniel Sunjata arasındaki dinamik diziyi izlemeye değer kılıyor. Suç çözme süreci tahmin edilebilir olsa da, karakterlerin kimyası ve mizahi dokunuşlar diziyi keyifli hale getiriyor. Derinlemesine yenilik sunmasa da, türün hayranları için eğlenceli ve akıcı bir seçenek sunuyor. High Potential, klasik formüllere dayanırken, Olson'ın enerjisiyle kendine özgü bir çekicilik yakalamayı başarıyor.

5. Asura (Netflix)

Eğer Arakçılar (Shoplifters) ve/veya Canavar'ı (Monster) izleyenlerdenseniz, Netflix kütüphanesine Hirokazu Kore-eda imzalı bir dizi eklendiğinde kalp atışlarınızın hızlanacağını bilirsiniz.

Altın Palmiye ödüllü yönetmenin Asura'sı, 1979'un Japonyası'nda 4 kız kardeşin, yaşlı babalarının ihanetiyle değişen hayatlarını olağanüstü bir incelikle anlatıyor. 

gftgf
Netflix

Japon sinemacının aile dinamiklerine olan derinlemesine bakışı ve insancıl anlatımı, izleyiciyi karakterlerin iç dünyasına davet ediyor. Rie Miyazawa'nın da aralarında olduğu usta oyuncu kadrosu, her sahneyi duygusal bir yoğunlukla dolduruyor. 

Kore-eda'nın ustaca yönettiği dizi, sadece anlatımıyla değil atmosferiyle de nostaljik ve melankolik bir etki yaratıyor. Asura, hem görsel zarafeti hem de karakterlerine duyduğu şefkatle, izleyiciyi derinden etkileyen, yavaş ama çarpıcı bir drama. 

Eleştirmenler tarafından "yılın en iyi Netflix dizilerinden biri" olarak gösterilmesi de bu etkileyici anlatının gücünü kanıtlıyor. Kısacası Asura, yalnızca bir aile hikayesi değil; insan ruhunun kırılganlıklarını ve dayanıklılığını gözler önüne seren şiirsel bir deneyim.

4. A Thousand Blows (Hulu/Disney+)

Tereddütsüz söyleyebilirim ki 2025, Stephen Graham'ın yılı. Peaky Blinders'ın yaratıcısı Steven Knight, A Thousand Blows'da kan, ter ve Londra'nın karanlık sokaklarını bir araya getirirken Graham, performansıyla devleşiyor. 

Knight, A Thousand Blows'la tarihsel suç dramalarına getirdiği kendine özgü sertliği ve stilize şiddeti bir kez daha ekrana taşıyor. 1880'lerin Londra'sında geçen dizi, yalnızca kanlı dövüş sahneleriyle değil, yeraltı dünyasının yozlaşmış dinamikleri ve hayatta kalma mücadelesiyle de izleyiciyi içine çekiyor. 

njhuj
Hulu

Graham'ın yanı sıra Erin Doherty ve Malachi Kirby'nin büyüleyici performansları, hikayeyi klasik bir suç anlatısından çıkarıp karakter odaklı bir dramaya dönüştürüyor. 

Dövüş sahneleri sadece fiziksel değil, aynı zamanda karakterlerin içsel çatışmalarını ve dönemin acımasız ruhunu da yansıtıyor. Dizinin sert diyalogları yer yer klişeye yaklaşsa da oyuncuların güçlü performansları her sahneyi izlemeye değer kılıyor. Zengin-yoksul çatışmasını, göçmen deneyimini ve şiddetin nasıl bir kimlik inşa ederken kullanılan bir araç haline geldiğini ustalıkla işleyen dizi, her yumrukta toplumsal bir öfke patlamasını hissettiriyor. 

Kısa ama etkili 6 bölümüyle A Thousand Blows, uzun vadeli bir hikayenin önsözünü, Peaky Blinders'ın ritmiyle buluşturarak yazıyor.

3. The Pitt (Max/BluTV)

The Pitt, modern televizyonun unuttuğu klasik unsurları ustalıkla geri getiren, etkileyici bir medikal drama. Her bölümü, 15 saatlik acil servis vardiyasının bir saatine odaklanarak, hastane hayatının kaotik temposunu gerçek zamanlı bir gerilimle izleyiciye hissettiriyor. 

Dizi, ne uzun uzadıya duygusal manipülasyonlara başvuruyor ne de yapay bir dramatiklik yaratıyor. Aksine, tıbbi krizlerin aciliyetini çıplak gerçekliğiyle sunarak gerilimi organik bir şekilde inşa ediyor. 

hbh
Max

Noah Wyle, Katherine LaNasa ve Taylor Dearden gibi oyuncuların güçlü performansları, hikayeye inandırıcılık katıyor. Duyguları sömürmeyen, aksine izleyiciyi hikayenin ortasına fırlatan bir yapıya sahip olması, The Pitt'i türdeşlerinden ayıran en büyük özelliklerden biri. Sadelik içinde mükemmelliği arayan anlatımıyla, yalnızca tıp dünyasının stresini değil, zaman baskısı altında insan doğasının nasıl şekillendiğini de gözler önüne seriyor. 

Yayın platformları her geçen gün dizi çöplüğüne dönerken The Pitt, televizyon tarihinin her döneminde kendine yer bulabilecek kadar etkileyici bir yapım olarak parlıyor.

2. Paradise (Hulu/Disney+)

Hayatın Kendisi (Life Itself) ve This Is Us gibi yapımlarla tanınan Dan Fogelman'ın imzasını taşıyan Paradise, izleyiciyi duygusal olarak sarsan sürprizlerle dolu bir politik gerilim ve cinayet gizemi sunuyor. 

Emmy ödüllü This Is Us'ın yaratıcısı, bu kez ABD Başkanı ekseninde dönen sürükleyici bir hikayeye taze bir bakış getiriyor. Sterling K. Brown, görev bilinciyle öfkesini bastıran bir Gizli Servis ajanını ustalıkla canlandırırken, James Marsden şimdiye kadarki en etkileyici performanslarından birini sergiliyor. 

uu
Hulu

Dizi, aile dramını bilimkurgu unsurlarıyla harmanlayarak izleyiciyi beklenmedik olaylarla içine çekiyor. Zaman zaman mantıksal boşluklara düşse de Paradise, hızlı temposu ve güçlü oyunculukları sayesinde ilgiyi kaybettirmiyor. 

Özellikle 1980'ler ve 1990'lar ruhunu yansıtan atmosferi, nostalji sevenler için ayrı bir çekicilik sunuyor. Ters köşeler ve flashback'lerle ilerleyen hikaye, Fogelman'ın izleyiciyi duygusal olarak manipüle etme konusundaki ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Paradise, sürprizlerle dolu ve 2025'in en iyilerinden.

1. Adolescence (Netflix)

Ne demiştik? 2025, Stephen Graham'ın yılı. 51 yaşındaki aktörün 2021 yapımı Patlama Noktası'nda (Boiling Point) birlikte çalıştğı Philip Barantini'yle ikinci işbirliği de bir şaheserle sonuçlandı.

Barantini'nin yönettiği ve Jack Thorne'la Stephen Graham'ın yarattığı Adolescence, yayına girdiğinden beri adından söz ettiriyor ve yılın en çarpıcı ve etkileyici televizyon yapımı olarak öne çıkıyor. 

4 bölümlük bu mini dizi, 13 yaşındaki Jamie'nin bir cinayetle suçlanmasını farklı perspektiflerden ele alarak izleyiciye derin bir psikolojik gerilim sunuyor. Her bölümü Patlama Noktası'nda da olduğu gibi tek planda çekilen dizi, bu cesur sinematografik tercihiyle gerilimi ve gerçeklik hissini en üst seviyeye taşıyor. 

Henüz sadece 15 yaşındaki Owen Cooper, ilk oyunculuk denemesinde tam anlamıyla harikalar yaratıyor. A Thousand Blows'da da Graham'la çalışan Erin Doherty'nin olağanüstü performansı, hikayenin duygusal yükünü daha da artırıyor. Gelelim Graham'a... Britanyalı'nın canlandırdığı Eddie karakteri, bir babanın korkulu rüyasını, öfke, yas ve suçluluk gibi duygularla harmanlayarak mükemmel bir şekilde yansıtıyor. 

jbhbg
Netflix

Televizyon yazarlarından tam not alan dizinin, eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 99 puana ulaşmayı başardığını hatırlatalım. Guardian, Adolescence'ı "on yılların en kusursuz televizyon yapımı" diye tanımlarken Empire, tek plan çekim tekniğini "yılın en sarsıcı televizyon başarısı" şeklinde değerlendiriyor. 

Dizinin sosyolojik boyutu da son derece dikkat çekici. Adolescence, genç erkekler arasındaki toksik masküleniteyi ve Andrew Tate gibi figürlerin etkisini de gözler önüne seriyor. 

İzleyiciyi derinden sarsan, sinematografik cesaretiyle dikkat çeken ve yılın televizyon standartlarını belirleyen Adolescence, suç hikayesi olmakla kalmayıp günümüz gençliğinin nasıl şekillendiğini de derinlemesine analiz eden bir başyapıt. 2025'in ilk çeyreğinde izlediğimiz en iyi dizi olarak zirveye yerleşen bu yapım, sadece bir televizyon başarısı değil, aynı zamanda toplumsal bir fenomen haline geldi. Bazı anlarda seyretmesi kadar unutması da güç olan Adolescence, izleyicinin zihninde uzun süre yankılanan bir deneyime dönüşecek.

Independent Türkçe

 



The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
TT

The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)

The Big Bang Theory'nin eski oyuncusu Kunal Nayyar, finansal başarısından dolayı duyduğu minnettarlığı dile getirerek yabancıların GoFundMe sayfalarına bağış yapmaktan ve onların hayatlarını değiştirmeye katkı sağlamaktan keyif aldığını söyledi.

The i Paper'a verdiği röportajda 44 yaşındaki aktör, CBS'in popüler komedi dizisinin 12 sezonunun tamamında astrofizikçi Rajesh Koothrappali'yi canlandırdıktan sonra finansal istikrara ulaştığını açıkladı.

Yayın kuruluşuna konuşan aktör "Para bana daha fazla özgürlük verdi ve en büyük hediye, başkalarına yardım etme, insanların hayatlarını değiştirme imkanı" dedi.

Ayrıca kendisi ve moda tasarımcısı eşi Neha Kapur'un, dezavantajlı kesimdeki gençler için üniversite bursları fonlamak gibi, başkalarına yardım ettikleri bazı nazik davranışları da paylaştı.

Oyuncu "Köpekleri sevdiğimiz için hayvanlara yönelik hayır kurumlarını da destekliyoruz. Ama asıl sevdiğim şey, geceleri GoFundMe'ye girip rasgele ailelerin sağlık masraflarını ödemek" diye ekledi. 

Bu benim maskeli adalet savaşçısı tarafım.

Servetinin kendisine "ağır gelmediğini" ve "yük gibi hissettirmediğini" belirten Nayyar, bunun "evrenin bir lütfu" olduğunu vurguladı. Ayrıca herkes GoFundMe sayfalarına kendisi gibi katkı sunamasa da başkalarını desteklemenin bir yolunu bulmanın mümkün olduğunu savundu.

Aktör "Şu anda insanlar mutlu değil çünkü hepimiz başkalarının düşünceli davranmasını bekliyoruz. Bir başkanın, bir politikacının, bir liderin gelip bize dünya barışını getirmesini bekliyoruz" dedikten sonra başını iki yana salladı. 

Ama komşunuz çayına şeker istemek için kapınıza geldiğinde kapıyı kilitleyip 'Git buradan' derseniz dünya barışı olmaz.

Nayyar 26 yaşındayken Jim Parsons, Kaley Cuoco, Simon Helberg ve Johnny Galecki'yle birlikte The Big Bang Theory'nin kadrosuna alındığında üne kavuştu. Dizinin muazzam bir başarıya ulaşmasıyla Nayyar, sonraki sezonlarda bölüm başına 1 milyon dolar kazanmaya başladı.

Nayyar'ın servet hakkındaki yorumlarının yayımlanmasından sadece bir ay önce Fortune, aktörün net değerinin 45 milyon dolar olduğunu bildirmişti. Yine de Nayyar, yaşam tarzının çoğu insandan epey farklı olduğunu kabul ediyor.

Ocak ayında dergiye verdiği röportajda Nayyar "Benim düzenli bir 9-5 işim yok, bu yüzden durum farklı. Çekim yaparken, programımın kölesi oluyorum" demişti. 

O günler, 6 saatlik molalarla 16 saatlik günlere dönüşebiliyor.

Bu stresli günlerde sakinleşmek için kendi kendine tek bir sözü tekrarlıyormuş:

Teslim ol.

Oyuncu "Bazen kendimi gerçekten bir şeye kafamı vururken bulursam ve her şeyin ters gittiği günlerden biriyse, kendime teslim olmam gerektiğini söylüyorum" diye açıklamıştı. 

Nefes al. Bir ara ver. Ne olacağını görelim.

Independent Türkçe


Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
TT

Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)

Yeni bir depolama türü icat eden bilim insanları, bunun insanlık tarihinin seyrini değiştirebileceğini öne sürüyor.

Bu sistem, bilgiyi kodlamak için lazerle modifiye edilmiş cam kullanıyor. Bilim insanları bu bilginin 10 bin yıldan fazla süreyle saklanabileceğini söylüyor.

Dünya, hiç olmadığı kadar çok bilgi üretiyor. Ancak bu bilgiyi depolamak zor: Örneğin, bilgisayarlarımızın içindeki sabit diskler nispeten hızlı bir şekilde bozuluyor ve bu da ürettiğimiz çok büyük miktardaki bilginin yakında kaybolabileceği korkusuna yol açıyor.

Araştırmacılar geçmişte, bu bilgiyi camda depolamanın gelecekteki medeniyet için onu korumanın faydalı bir yolu olabileceğini öne sürmüştü. Ancak şimdiye kadar bu verileri gerçekten yazmak veya geri getirmek imkansızdı.

Şimdiyse Microsoft'tan Project Silica adlı ekipte çalışan bilim insanları, özel bir lazer kullanarak bunu yapmanın yolunu bulduklarını söylüyor. Lazer, voksel adı verilen üç boyutlu pikselleri cama kodlayabiliyor ve bunu bilgiyi depolamak için kullanabiliyor.

12 santimetre karelik, 2 milimetre derinliğindeki tek bir cam parçasında 4,84 terabayt veri depolanabiliyor. Bu, yaklaşık iki milyon kitaba veya 4K çözünürlükte 5 bin filme eşdeğer.

Deneyler, 290 derece Celsius'ta saklandığında 10 bin yıla kadar dayanabileceğini gösteriyor. Bilim insanları bunun oda sıcaklığında daha da uzun süre dayanabileceği anlamına geldiğini söylüyor.

Ancak mekanik stres veya kimyasallarla aşındırılma nedeniyle hasar görebileceğini, bunun da malzemeyi ve üzerinde depolanan verileri bozacağını belirtiyorlar.

Araştırmaya dahil olmayan bilim insanları bu keşfin, önceki depolama tekniklerine benzer şekilde insanlığın gidişatını değiştirebileceğini öne sürdü.

Araştırmacılar Feng Chen ve Bo Wu, çalışmaya eşlik eden bir makalede, "[Silika] büyük ölçekte uygulandığında, kehanet kemikleri, ortaçağ parşömenleri veya modern sabit disk gibi bilgi depolama tarihinde dönüm noktası olabilir" diye yazdı.

Bir gün tek bir cam parçası, insan kültürünün ve bilgisinin meşalesini binlerce yıl boyunca taşıyabilir.

Bu çalışma, Nature adlı akademik dergide yayımlanan "Laser writing in glass for dense, fast and efficient archival data storage" (Yoğun, hızlı ve verimli arşiv verisi depolama için cama lazerle yazma) başlıklı makalede anlatıldı.

Independent Türkçe


39 yıllık serinin yıldızı: 5 günde izlenme listelerini salladı

Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)
Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)
TT

39 yıllık serinin yıldızı: 5 günde izlenme listelerini salladı

Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)
Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)

Dan Trachtenberg'in yönettiği Predator: Vahşi Topraklar (Predator: Badlands), Hulu'da yönetmenin 2022'de çektiği Prey'den bu yana en büyük film prömiyerine imza atarak platformun yeni bir numarası oldu. Geçen yılın çok konuşulan filmlerinden Vahşi Topraklar, platformdaki ilk 5 gününde dünya genelinde yaklaşık 9 milyon izlenmeye ulaştı.

Geçen sonbaharda vizyona giren film, Kuzey Amerika'da 40 milyon dolar, küreselde ise 80 milyon dolar açılış hasılatıyla serinin rekorunu kırmıştı. 

20th Century ve Disney ortak yapımı bilimkurgu, gişe yolculuğunu da 39 yıllık seri için yine rekor sayılan 184,5 milyon dolarlık küresel hasılatla tamamlamıştı. Predator serisi, toplamda dünya genelinde 925 milyon doların üzerinde gişe geliri elde etti.

Trachtenberg'ün Prey senaristi Patrick Aison'la birlikte geliştirdiği Vahşi Topraklar, 1987'de John McTiernan imzalı Av'la (Predator) başlayan 9 filmlik ikonik seriye yeni bir sayfa açıyor.

Predator: Vahşi Topraklar'da, Dimitrius Schuster-Koloamatangi tarafından canlandırılan yırtıcı Predator Dek, başrolde yer alıyor ve Elle Fanning'in hayat verdiği android Thia'yla bir araya geliyor. 

Hem eleştirmenlerden hem de sinemaseverlerden övgü alan film, klanı tarafından dışlanan Dek'in, Thia'yla beklenmedik bir ittifak kurarak en büyük rakibinin karşısına çıkmasını konu alıyor.

Hulu'nun paylaştığı verilere göre izleyiciler, Disney+ ve Hulu üzerinden Predator serisini dünya genelinde 300 milyon saatin üzerinde izledi. Platform, Disney+ ve Hulu'daki "Predator Creators Collection" seçkisine de 15 yeni video ekledi.

5 Ağustos 2022'de yayına giren Prey, Hulu'ya göre platformun bugüne kadarki "en çok izlenen film prömiyeri" unvanını koruyor. Hulu, filmin ilk hafta sonu performansına ilişkin izlenme verilerini ise açıklamamıştı.

Predator serisi, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor. 

Independent Türkçe, Deadline, The Walt Disney Company