2025'in ilk çeyreğinde ıskalamamanız gereken 7 dizi

Politik gerilimden tıbbi dramaya, suç dünyasından distopik geleceğe kadar, yılın şimdilik en iyi dizilerini sıraladık

İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
TT

2025'in ilk çeyreğinde ıskalamamanız gereken 7 dizi

İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Paradise'ta 51 yaşındaki Emmy adayı James Marsden, ABD Başkanı Cal Bradford'ı canlandırıyor (Hulu)

Bir kez daha hayretler içindeyiz zira 2025'in ilk üç ayı göz açıp kapayıncaya kadar geride kaldı bile. Kışın kasvetli aylarında gün geldi koltuk ve battaniyeler en büyük sığınağımız oldu. Tabii diziler de... 

Yılın henüz başında birbirinden iddialı yapımlarla tanıştık. Politik gerilimden tıbbi dramaya, suç dünyasından distopik geleceklere uzanan diziler, izleyicileri ekranlara kilitlemeyi başardı. Gerçekle yalanın iç içe geçtiği tehlikeli dünyalara aralanan kapıları, yumrukların havada uçuştuğu sert ve etkileyici hikayeler izledi. Kimi zaman acil servisin kalp çarpıntısı yapan temposunu iliklerimize kadar hissettik, kimi zamansa her ailenin korkulu rüyası, en sert ve gerçekçi haliyle oturma odamıza kadar girdi. Ekrandaki yazılar çoktan akmaya başlasa da ne gördüklerimizi unuttuk ne de işittiklerimizi... 

Lafı çok da fazla uzatmadan, 2025'in ilk aylarında izleyicisini ekrana bağlamayı başaran dizileri sıralayalım. 

7. Zero Day (Netflix)

Robert De Niro'nun sarsıcı performansıyla izlemeye değer kıldığı Zero Day, 1970'lerin politik paranoya filmlerinden ilham alarak günümüzün en büyük korkularını ekrana yansıtıyor. Eski bir başkanın "vatanı koruma" bahanesiyle totaliter bir denetim mekanizması kurmasını izlerken, gerçekle manipülasyon arasındaki çizginin nasıl giderek bulanıklaştığını görüyoruz. 

jı
Fotoğraf: Netflix

Paranoyanın modern anatomisi diye nitelenebilecek dizi, toplumu bölmek için kullanılan korku politikalarını ve bireysel hakların nasıl yok sayılabileceğini (tanıdık geliyor mu?) ürkütücü bir gerçeklikle ele alıyor. 

Jesse Plemons, Angela Bassett ve Joan Allen gibi usta isimlerin de katkısıyla hikaye, sadece bir siyasi gerilim değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerini de sorgulayan psikolojik bir drama haline geliyor. 

Olay örgüsüne dair bazı detaylar gereksiz yere karmaşıklaşsa da dizinin atmosferi ve sinematografisi bu eksiklikleri dengelemeyi başarıyor. 

Zero Day, paranoya ve korku politikalarını çarpıcı bir şekilde ele alan, uyarı niteliğinde kusurlu ama izlemeye değer bir manifesto.

6. High Potential (ABC/Disney+)

Hacks'le tanınan Kaitlin Olson, High Potential'la sonunda yeteneğini tam anlamıyla sergileyebileceği bir başrole kavuşuyor. Fransız yapımı Haut Potentiel Intellectuel'dan (HPI) uyarlanan dizi, üstün zekası sayesinde polis teşkilatına danışmanlık yapan üç çocuk annesi bir temizlikçiyi merkezine alıyor. 

Olson, karakterine keskin bir mizah ve sıcak bir enerji katarak, dizinin sıradan bir suç hikayesi olmaktan çıkmasını sağlıyor. High Potential, Monk ve The Mentalist gibi klasiklerden ilham alsa da 49 yaşındaki Olson'ın eksantrik ve eğlenceli yorumu sayesinde kendine has bir kimlik oluşturuyor. 

byg
ABC

Senaryo zaman zaman fazla didaktik olsa da, özellikle Olson ve Daniel Sunjata arasındaki dinamik diziyi izlemeye değer kılıyor. Suç çözme süreci tahmin edilebilir olsa da, karakterlerin kimyası ve mizahi dokunuşlar diziyi keyifli hale getiriyor. Derinlemesine yenilik sunmasa da, türün hayranları için eğlenceli ve akıcı bir seçenek sunuyor. High Potential, klasik formüllere dayanırken, Olson'ın enerjisiyle kendine özgü bir çekicilik yakalamayı başarıyor.

5. Asura (Netflix)

Eğer Arakçılar (Shoplifters) ve/veya Canavar'ı (Monster) izleyenlerdenseniz, Netflix kütüphanesine Hirokazu Kore-eda imzalı bir dizi eklendiğinde kalp atışlarınızın hızlanacağını bilirsiniz.

Altın Palmiye ödüllü yönetmenin Asura'sı, 1979'un Japonyası'nda 4 kız kardeşin, yaşlı babalarının ihanetiyle değişen hayatlarını olağanüstü bir incelikle anlatıyor. 

gftgf
Netflix

Japon sinemacının aile dinamiklerine olan derinlemesine bakışı ve insancıl anlatımı, izleyiciyi karakterlerin iç dünyasına davet ediyor. Rie Miyazawa'nın da aralarında olduğu usta oyuncu kadrosu, her sahneyi duygusal bir yoğunlukla dolduruyor. 

Kore-eda'nın ustaca yönettiği dizi, sadece anlatımıyla değil atmosferiyle de nostaljik ve melankolik bir etki yaratıyor. Asura, hem görsel zarafeti hem de karakterlerine duyduğu şefkatle, izleyiciyi derinden etkileyen, yavaş ama çarpıcı bir drama. 

Eleştirmenler tarafından "yılın en iyi Netflix dizilerinden biri" olarak gösterilmesi de bu etkileyici anlatının gücünü kanıtlıyor. Kısacası Asura, yalnızca bir aile hikayesi değil; insan ruhunun kırılganlıklarını ve dayanıklılığını gözler önüne seren şiirsel bir deneyim.

4. A Thousand Blows (Hulu/Disney+)

Tereddütsüz söyleyebilirim ki 2025, Stephen Graham'ın yılı. Peaky Blinders'ın yaratıcısı Steven Knight, A Thousand Blows'da kan, ter ve Londra'nın karanlık sokaklarını bir araya getirirken Graham, performansıyla devleşiyor. 

Knight, A Thousand Blows'la tarihsel suç dramalarına getirdiği kendine özgü sertliği ve stilize şiddeti bir kez daha ekrana taşıyor. 1880'lerin Londra'sında geçen dizi, yalnızca kanlı dövüş sahneleriyle değil, yeraltı dünyasının yozlaşmış dinamikleri ve hayatta kalma mücadelesiyle de izleyiciyi içine çekiyor. 

njhuj
Hulu

Graham'ın yanı sıra Erin Doherty ve Malachi Kirby'nin büyüleyici performansları, hikayeyi klasik bir suç anlatısından çıkarıp karakter odaklı bir dramaya dönüştürüyor. 

Dövüş sahneleri sadece fiziksel değil, aynı zamanda karakterlerin içsel çatışmalarını ve dönemin acımasız ruhunu da yansıtıyor. Dizinin sert diyalogları yer yer klişeye yaklaşsa da oyuncuların güçlü performansları her sahneyi izlemeye değer kılıyor. Zengin-yoksul çatışmasını, göçmen deneyimini ve şiddetin nasıl bir kimlik inşa ederken kullanılan bir araç haline geldiğini ustalıkla işleyen dizi, her yumrukta toplumsal bir öfke patlamasını hissettiriyor. 

Kısa ama etkili 6 bölümüyle A Thousand Blows, uzun vadeli bir hikayenin önsözünü, Peaky Blinders'ın ritmiyle buluşturarak yazıyor.

3. The Pitt (Max/BluTV)

The Pitt, modern televizyonun unuttuğu klasik unsurları ustalıkla geri getiren, etkileyici bir medikal drama. Her bölümü, 15 saatlik acil servis vardiyasının bir saatine odaklanarak, hastane hayatının kaotik temposunu gerçek zamanlı bir gerilimle izleyiciye hissettiriyor. 

Dizi, ne uzun uzadıya duygusal manipülasyonlara başvuruyor ne de yapay bir dramatiklik yaratıyor. Aksine, tıbbi krizlerin aciliyetini çıplak gerçekliğiyle sunarak gerilimi organik bir şekilde inşa ediyor. 

hbh
Max

Noah Wyle, Katherine LaNasa ve Taylor Dearden gibi oyuncuların güçlü performansları, hikayeye inandırıcılık katıyor. Duyguları sömürmeyen, aksine izleyiciyi hikayenin ortasına fırlatan bir yapıya sahip olması, The Pitt'i türdeşlerinden ayıran en büyük özelliklerden biri. Sadelik içinde mükemmelliği arayan anlatımıyla, yalnızca tıp dünyasının stresini değil, zaman baskısı altında insan doğasının nasıl şekillendiğini de gözler önüne seriyor. 

Yayın platformları her geçen gün dizi çöplüğüne dönerken The Pitt, televizyon tarihinin her döneminde kendine yer bulabilecek kadar etkileyici bir yapım olarak parlıyor.

2. Paradise (Hulu/Disney+)

Hayatın Kendisi (Life Itself) ve This Is Us gibi yapımlarla tanınan Dan Fogelman'ın imzasını taşıyan Paradise, izleyiciyi duygusal olarak sarsan sürprizlerle dolu bir politik gerilim ve cinayet gizemi sunuyor. 

Emmy ödüllü This Is Us'ın yaratıcısı, bu kez ABD Başkanı ekseninde dönen sürükleyici bir hikayeye taze bir bakış getiriyor. Sterling K. Brown, görev bilinciyle öfkesini bastıran bir Gizli Servis ajanını ustalıkla canlandırırken, James Marsden şimdiye kadarki en etkileyici performanslarından birini sergiliyor. 

uu
Hulu

Dizi, aile dramını bilimkurgu unsurlarıyla harmanlayarak izleyiciyi beklenmedik olaylarla içine çekiyor. Zaman zaman mantıksal boşluklara düşse de Paradise, hızlı temposu ve güçlü oyunculukları sayesinde ilgiyi kaybettirmiyor. 

Özellikle 1980'ler ve 1990'lar ruhunu yansıtan atmosferi, nostalji sevenler için ayrı bir çekicilik sunuyor. Ters köşeler ve flashback'lerle ilerleyen hikaye, Fogelman'ın izleyiciyi duygusal olarak manipüle etme konusundaki ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Paradise, sürprizlerle dolu ve 2025'in en iyilerinden.

1. Adolescence (Netflix)

Ne demiştik? 2025, Stephen Graham'ın yılı. 51 yaşındaki aktörün 2021 yapımı Patlama Noktası'nda (Boiling Point) birlikte çalıştğı Philip Barantini'yle ikinci işbirliği de bir şaheserle sonuçlandı.

Barantini'nin yönettiği ve Jack Thorne'la Stephen Graham'ın yarattığı Adolescence, yayına girdiğinden beri adından söz ettiriyor ve yılın en çarpıcı ve etkileyici televizyon yapımı olarak öne çıkıyor. 

4 bölümlük bu mini dizi, 13 yaşındaki Jamie'nin bir cinayetle suçlanmasını farklı perspektiflerden ele alarak izleyiciye derin bir psikolojik gerilim sunuyor. Her bölümü Patlama Noktası'nda da olduğu gibi tek planda çekilen dizi, bu cesur sinematografik tercihiyle gerilimi ve gerçeklik hissini en üst seviyeye taşıyor. 

Henüz sadece 15 yaşındaki Owen Cooper, ilk oyunculuk denemesinde tam anlamıyla harikalar yaratıyor. A Thousand Blows'da da Graham'la çalışan Erin Doherty'nin olağanüstü performansı, hikayenin duygusal yükünü daha da artırıyor. Gelelim Graham'a... Britanyalı'nın canlandırdığı Eddie karakteri, bir babanın korkulu rüyasını, öfke, yas ve suçluluk gibi duygularla harmanlayarak mükemmel bir şekilde yansıtıyor. 

jbhbg
Netflix

Televizyon yazarlarından tam not alan dizinin, eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 99 puana ulaşmayı başardığını hatırlatalım. Guardian, Adolescence'ı "on yılların en kusursuz televizyon yapımı" diye tanımlarken Empire, tek plan çekim tekniğini "yılın en sarsıcı televizyon başarısı" şeklinde değerlendiriyor. 

Dizinin sosyolojik boyutu da son derece dikkat çekici. Adolescence, genç erkekler arasındaki toksik masküleniteyi ve Andrew Tate gibi figürlerin etkisini de gözler önüne seriyor. 

İzleyiciyi derinden sarsan, sinematografik cesaretiyle dikkat çeken ve yılın televizyon standartlarını belirleyen Adolescence, suç hikayesi olmakla kalmayıp günümüz gençliğinin nasıl şekillendiğini de derinlemesine analiz eden bir başyapıt. 2025'in ilk çeyreğinde izlediğimiz en iyi dizi olarak zirveye yerleşen bu yapım, sadece bir televizyon başarısı değil, aynı zamanda toplumsal bir fenomen haline geldi. Bazı anlarda seyretmesi kadar unutması da güç olan Adolescence, izleyicinin zihninde uzun süre yankılanan bir deneyime dönüşecek.

Independent Türkçe

 



Araştırma tartışma yarattı: Bonobolar, insanlar gibi konuşuyor mu?

Bilim insanları, bonobo ve şempanzelerin iletişimiyle ilgili araştırmaları geliştirmek istiyor (AFP)
Bilim insanları, bonobo ve şempanzelerin iletişimiyle ilgili araştırmaları geliştirmek istiyor (AFP)
TT

Araştırma tartışma yarattı: Bonobolar, insanlar gibi konuşuyor mu?

Bilim insanları, bonobo ve şempanzelerin iletişimiyle ilgili araştırmaları geliştirmek istiyor (AFP)
Bilim insanları, bonobo ve şempanzelerin iletişimiyle ilgili araştırmaları geliştirmek istiyor (AFP)

Kuyruksuz maymunların çeşitli sesleri bir araya getirerek insanlar gibi konuştuğunu gösteren bir araştırma tartışma yarattı. 

Hakemli dergi Science’ta dün yayımlanan çalışmada, bonoboların çıkardığı çeşitli seslerin yer aldığı 400 saatlik kayıtlar incelendi. 

İsviçre’deki Zürih Üniversitesi’nden Simon Townsend ve ekibi, kayıtlarda 567 adet tekli çağrı ve 425 adet de çift çağrı tespit etti. Bu çağrılar sırasında bonoboların davranışlarını incelediği 336 maddelik bir kontrol listesi de oluşturdu. 

Bilim insanları, bazı çağrıların bir araya getirildiğinde farklı anlamlar kazandığını gözlemledi. Araştırmaya göre, bir kuyruksuz maymunun, uzaktaki arkadaşını çağırmak için çıkardığı sesle heyecanlandığında çıkardığı ses, art arda geldiğinde farklı bir anlam kazanıyor.

Townsend’in ekibinden Melissa Berthet, iki çağrı birleştiğinde “Bana bakın, yardıma ihtiyacım var” gibi bir anlam kazandığını söylüyor. 

Townsend ve ekibinin birkaç yıl önce Uganda’da yaptığı araştırmada da benzer bulgular elde edilmişti. Burada toplanan 330 saatlik kayıtta 15 farklı çağrı belirlenmişti. “Waa-bark” diye adlandırılan çağrıda şempanzeler, arkadaşlarını yanına toplamak için onlara sesleniyor. “Alarm-huu” diye adlandırılan çağrıdaysa etrafındakileri tehlikelere karşı uyarıyorlar. 

Bilim insanları, yılanla karşılaşan bir şempazenin, diğer şempanzelerin duyma mesafesinde olduğu bir anda bu iki çağrıyı birleştirdiğini fark etmişti. Akademisyenler, iki çağrının birlikte “Buraya gel, yılandan kurtulmama yardım et” gibi bir anlama gelebileceğine dikkat çekmişti. 

Berthet, yeni çalışmanın bu araştırmayla ilgili bulguları da güçlendirdiğini söylüyor. Almanya’daki Leipzig Üniversitesi’nden primatolog Federica Amici de bulguların heyecan verici olduğunu belirterek şu ifadeleri kullanıyor:  

İnsanlar ve diğer primatlar arasındaki farklılıkların, iletişim de dahil olmak üzere, uzun zamandır varsaydığımızdan çok daha az olduğu görülüyor. Bu farklar çok belirgin değil ve iyi tanımlanmamış.

Diğer yandan bazı araştırmacılar, çalışmanın dilin gelişimine dair yeni veriler sunmadığını savunuyor. Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi’nden Johan Bolhuis, “Mevcut bulgular bize dilin evrimi hakkında hiçbir şey söylemiyor” diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Ars Technica