Bilim insanları: Uzun yaşam için belirleyici organ beyin

Beynin biyolojik yaşı, ölüm ve hastalık riskleri açısından en güçlü tahmini sunuyor (Unsplash)
Beynin biyolojik yaşı, ölüm ve hastalık riskleri açısından en güçlü tahmini sunuyor (Unsplash)
TT

Bilim insanları: Uzun yaşam için belirleyici organ beyin

Beynin biyolojik yaşı, ölüm ve hastalık riskleri açısından en güçlü tahmini sunuyor (Unsplash)
Beynin biyolojik yaşı, ölüm ve hastalık riskleri açısından en güçlü tahmini sunuyor (Unsplash)

Bilim insanları bir kişinin ne kadar yaşayacağını öngörmede açık ara en iyi tahminin beyin yaşı üzerinden yapıldığını tespit etti. 

Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi'nden araştırmacılar, Birleşik Krallık'taki yaklaşık 45 bin yetişkinden alınan kan örneklerini yeni bir yöntemle analiz ederek en az 3 bin proteinin seviyelerini ölçtü. 

Araştırmacılar beyin, kalp, akciğer, karaciğer ve bağışıklık sistemi gibi vücudun farklı bölümlerindeki bu proteinler yoluyla, belirli bir organ sisteminin biyolojik yaşını, yani ne kadar yıprandığını hesapladı.

Bir organın protein analizi, kişinin kronolojik yaşından kayda değer derece farklı olduğunda bu organ "aşırı yaşlı" ya da "aşırı genç" diye sınıflandırıldı.

Bu şekilde 11 organ sistemini ve dokuyu inceleyen bilim insanları, sağlık sonuçlarını en iyi öngören yapının beyin olduğu sonucuna vardı.

Bulguları hakemli dergi Nature Medicine'da bugün (9 Temmuz) yayımlanan çalışmada aşırı yaşlı beyne sahip katılımcılara 10 yıl içinde Alzheimer teşhisi konma olasılığının, genç beyne sahip aynı yaştaki katılımcılara göre 12 kat daha fazla olduğu bulundu.

15 yıl içinde herhangi bir nedenden ölüm riski yaşlı beyinlerde yüzde 182 artarken, genç beyinler ölüm oranında yüzde 40'lık bir azalmayla ilişkilendirildi.

Çalışmanın başyazarı Tony Wyss-Coray, "Beyin uzun yaşamın bekçisi" diyerek ekliyor: 

Eğer bir kişinin yaşlı bir beyni varsa ölüm olasılığı artar. Genç bir beyni varsa muhtemelen daha uzun yaşar.

Araştırmacılar beyinden sonraki en önemli faktörün bağışıklık sistemi olduğunu saptadı. 17 yıllık takip süresi boyunca normal yaşta beyin ve bağışıklık sistemi olan katılımcıların yaklaşık yüzde 8'i, genç beyin ve bağışıklık sistemine sahip kişilerinse sadece yüzde 4'ü hayatını kaybetti. 

Bilim insanları beyin ve diğer organların biyolojik yaşlarına göre değerlendirilmesinin tıpta yeni bir çağı başlatabileceğini söylüyor. Organların biyolojik yaşının erken teşhis aracı olarak kullanılması umuluyor.

Basel Üniversitesi'nden çalışmada yer almayan Heike Bischoff-Ferrari, "Kan bazlı organ yaşı saatleri, günümüz tıbbında kullandığımız önlemlerden çok daha önce, yapısal değişiklikler ortaya çıkmadan yüksek hastalık riskine işaret edebilir ve önleyici tedavinin çok daha etkili olmasını sağlayabilir" diyor.

Wyss-Coray de bunun "tıbbın geleceği" olduğunu söyleyerek ekliyor: 

Bugün doktora bir yeriniz ağrıdığı için gidiyorsunuz ve onlar da sorunu anlamak için muayene ediyor. Biz hastalık tedavisinden önleyici sağlık bakımına geçmeye ve insanlar belirli organlarında hastalık yaşamadan önce müdahale etmeye çalışıyoruz.

Ekip yeni çalışmada geliştirdikleri testi ticarileştirmeyi ve iki ila üç yıl içinde kullanıma sunmayı amaçlıyor. Bu test muhtemelen ilk başta beyin, kalp ve bağışıklık sistemi gibi kilit organların yaşını hesaplamak için kullanılacak.

Independent Türkçe, BBC Science Focus, Financial Times, Nature Medicine



Hollywood klasiğinin kulisi film oluyor: Lily Collins başrolde

Emily in Paris'te Lily Collins, kariyeri için Şikago'dan Paris'e taşınan pazarlama yöneticisi Emily Cooper'ı canlandırıyor (Netflix)
Emily in Paris'te Lily Collins, kariyeri için Şikago'dan Paris'e taşınan pazarlama yöneticisi Emily Cooper'ı canlandırıyor (Netflix)
TT

Hollywood klasiğinin kulisi film oluyor: Lily Collins başrolde

Emily in Paris'te Lily Collins, kariyeri için Şikago'dan Paris'e taşınan pazarlama yöneticisi Emily Cooper'ı canlandırıyor (Netflix)
Emily in Paris'te Lily Collins, kariyeri için Şikago'dan Paris'e taşınan pazarlama yöneticisi Emily Cooper'ı canlandırıyor (Netflix)

Lily Collins, 1961 yapımı klasik Çılgınlar Kraliçesi'nin (Breakfast at Tiffany's) çekim sürecini konu alan yeni bir filmde Audrey Hepburn'ü canlandıracak.

Collins, projede yapımcı olarak da görev alacak. Proje, Sam Wasson'ın Fifth Avenue, 5 A.M.: Audrey Hepburn, Breakfast at Tiffany's and the Dawn of the Modern Woman (5. Cadde, Saat 05.00: Audrey Hepburn, Tiffany'de Kahvaltı ve Modern Kadının Doğuşu) adlı kitabına dayanıyor. 

Senaryoyu, en çok Apple TV dizisi Dickinson'ın yaratıcısı olarak tanınan Alena Smith kaleme alacak. Filmin yönetmeni ise henüz açıklanmadı.

Truman Capote'nin kısa romanından uyarlanan Çılgınlar Kraliçesi, sosyetik Holly Golightly'nin, aynı apartmana taşınan genç bir yazarla tanışmasıyla gelişen hikayeyi anlatıyor. Basın bülteninde "filmin yapım sürecine dair ilk kapsamlı anlatı" diye tanımlanan yeni yapım, meşhur romantik komedinin kamera arkasına odaklanacak.

Film, hem kaotik ön hazırlık sürecini hem de sette yaşanan dramı işleyecek. Capote, Holly Golightly rolü için Marilyn Monroe'yu istemiş, Paramount'un Hepburn'de karar kılmasını ise kendisine yapılmış bir ihanet olarak görmüştü. Ayrıca filmin ikonik açılış sahnesi çekilirken, 5. Cadde'deki Tiffany & Co.'nun mağazası önünde bir ekip üyesinin neredeyse elektrik akımına kapılarak ölümden döndüğü öne sürülmüştü.

Henüz adı açıklanmayan filmde Capote'nin yanı sıra efsane kostüm tasarımcısı Edith Head ve yönetmen Blake Edwards da karakter olarak yer alacak. Ancak bu rollere kimin seçildiği henüz duyurulmadı.

Collins, Instagram'da yaptığı paylaşımda, "Neredeyse 10 yıllık bir geliştirme sürecinin ve Audrey'ye duyduğum ömür boyu hayranlık ve sevginin ardından, bunu sonunda paylaşabiliyorum" ifadelerini kullandı. 

36 yaşındaki Amerikalı oyuncu ekledi: 

Kendimi ne kadar gururlu ve heyecanlı hissettiğimi anlatmaya kelimeler yetmez...

Collins, en çok Netflix dizisi Emily in Paris'le tanınıyor. Dizi kısa süre önce 6. sezon onayını almıştı. Oyuncunun filmografisinde ayrıca To the Bone, Love, Rosie ve David Fincher imzalı dönem draması Mank de yer alıyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Uzmanlar açıkladı: Her gün magnezyum takviyesi almak güvenli mi?

Magnezyum hapları, rahatlamaya ve sindirime fayda sağladığı için teşvik ediliyor. Bu temel mineral, vücuttaki yüzlerce biyokimyasal reaksiyon için kritik önemde (Unsplash)
Magnezyum hapları, rahatlamaya ve sindirime fayda sağladığı için teşvik ediliyor. Bu temel mineral, vücuttaki yüzlerce biyokimyasal reaksiyon için kritik önemde (Unsplash)
TT

Uzmanlar açıkladı: Her gün magnezyum takviyesi almak güvenli mi?

Magnezyum hapları, rahatlamaya ve sindirime fayda sağladığı için teşvik ediliyor. Bu temel mineral, vücuttaki yüzlerce biyokimyasal reaksiyon için kritik önemde (Unsplash)
Magnezyum hapları, rahatlamaya ve sindirime fayda sağladığı için teşvik ediliyor. Bu temel mineral, vücuttaki yüzlerce biyokimyasal reaksiyon için kritik önemde (Unsplash)

Magnezyum; sinirlerimiz, kemiklerimiz, bağışıklık sistemimiz ve kan şekeri seviyelerimizi düzenlemek için hepimizin ihtiyaç duyduğu temel bir mineral.

Vücuttaki 300'den fazla biyokimyasal reaksiyon için gereken magnezyum, kalp atışını düzenli tutmayı sağlıyor, enerji ve protein üretimine katkıda bulunuyor.

Bunların yanı sıra stres giderme ve sindirime yardımcı olma gibi faydalarından dolayı bazı sosyal medya kullanıcıları magnezyum takviyesi almayı teşvik ediyor. Peki bu haplara gerçekten ihtiyacınız var mı ve her gün tüketmek güvenli mi?

Uzmanlar, insanların bu hapları güvenle kullanabileceğini ancak ihtiyaç duyulan magnezyumu almanın en iyi yolunun, magnezyum açısından zengin besinler tüketmekten geçtiğini vurguluyor.

Houston Methodist'ten Dr. Noorhan Nassar, "Paylaşmak istediğim asıl mesaj, genellikle çoğu kişinin sağlıklı bir beslenme düzeniyle yeterli magnezyumu aldığı" diyor.

Magnezyum takviyeleri, ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin düzenlemesine tabi değil.

Piyasada birkaç farklı magnezyum biçimi var ancak Cleveland Clinic'ten kayıtlı diyetisyen Julia Zumpano, "vücut tarafından en iyi şekilde emilip kullanıldığı" için magnezyum glisinatın "en sık önerilen tür" olduğunu söylüyor.

İnternette satılan takviyeler 25 ila 800 miligram magnezyum içerebiliyor ancak bu mineral için önerilen günlük alım miktarı bunun yaklaşık yarısı.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'ne (NIH) göre 30 yaşın altındaki erkekler günde 400 miligram, daha yaşlı erkekler ise 20 miligram daha fazla almalı. 30 yaşın altındaki kadınlar 310 miligram, daha yaşlı kadınlar ise 320 miligram tüketmeli.

Vücut magnezyumu doğal yolla üretmediğinden, bu minerali gıda kaynaklarından almamız gerekiyor.

Northwestern Medicine'a göre takviyeler genellikle tek başına etki ederken, gıdalar vücutta birlikte çalışan karmaşık bir vitamin ve mineral kaynağı görevi görüyor.

Northwestern Medicine Sindirim Sağlığı Merkezi'nde klinik araştırma diyetisyeni olan Bethany Doerfler yaptığı açıklamada şöyle diyor: 

Besin matrisinin bir parçası olan magnezyum, sağlık yararlarına gerçekten katkıda bulunan madde.

Ayrıca yiyecek ve içeceklerden çok fazla magnezyum almak da muhtemel değil.

Magnezyum takviyelerinin riskleri var ve aşırı dozda alınması ölümcül bile olabilir.

NIH, "Gıdalardan alınan fazla magnezyum sağlıklı bireylerde sağlık riski oluşturmaz çünkü böbrekler fazla miktarı idrarla atar" ifadelerini kullanıyor. 

Ancak besin takviyeleri veya ilaçlardan alınan yüksek dozda magnezyum, genellikle ishale yol açar ve buna mide bulantısı ve karın krampları da eşlik edebilir.

Semptomlar arasında mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, düşük tansiyon, susuzluk, uyku hali, kas güçsüzlüğü ve yavaş ya da yüzeysel solunum sayılabilir.

Cedars-Sinai Tıp Merkezi'ne göre, aşırı yüksek dozlar düzensiz kalp atışlarına ve hatta kalbin durmasına neden olabilir.

Yeterli magnezyum almamak da sağlık riskleri yaratabilir. Ancak Houston Methodist, magnezyum eksikliğinin nadir görüldüğünü ve genellikle kronik ishal veya kontrolsüz diyabet gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Magnezyum eksikliğinin belirtileri genellikle mide bulantısı, iştahsızlık, kusma, yorgunluk ve halsizliktir. Nöbetlere, anormal kalp ritmine, kalp spazmlarına ve hipokalsemi diye bilinen, kandaki kalsiyum eksikliğine neden olabiliyor.

Ayrıca bazı araştırmalar, magnezyum eksikliğiyle migren arasında bir bağlantıya işaret ediyor.

NIH, "Bazı sağlık sorunları ve belirli ilaçların kullanımı semptomatik magnezyum eksikliğine neden olabilir ancak sağlıklı kişilerde bu nadir görülür" diyor.

Günün sonunda teşhis edilmiş veya şüphelenilen bir eksikliğiniz yoksa veya eksikliğe neden olan Crohn hastalığı veya preeklampsi gibi bir rahatsızlığınız bulunmuyorsa, Harvard Health'e göre "düzenli magnezyum takviyesi almanız için güçlü bir neden yok".

Magnezyum alımını artırmak için yeşil yapraklı sebzeler, az yağlı süt ürünleri, kuruyemişler, baklagiller ve bitter çikolata tüketmek gerekiyor. 28 gram bitter çikolata 64 miligram magnezyum içeriyor.

Cleveland Clinic'ten kayıtlı diyetisyen Anna Taylor, "Benim mottom 'Önce beslenme'" diyor.

Independent Türkçe


Kedilerin sahiplerine bağlı olmadığı ortaya çıktı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Kedilerin sahiplerine bağlı olmadığı ortaya çıktı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

İnsanlar ve kediler uzun ve köklü bir yoldaşlık geçmişine sahip. Peki kedi dostlarımız bize ne kadar bağlı?

Köpekler sürekli insan güvencesine ihtiyaç duyarken, kediler çok daha bağımsız ve araştırmalara göre, sahipleri kadar bir yabancıyla da yakınlık kurabiliyorlar.

Araştırmacıların insan-kedi bağını test ederken karşılaştığı temel sorun, ev kedilerinin evlerinden ayrılmaktan hoşlanmaması nedeniyle laboratuvar ortamında çalışılmalarının zor olmasıydı.

Macaristan'daki Eötvös Loránd Üniversitesi'nden araştırmacılar, yeni yerlere seyahat etmekten hoşlanacak şekilde eğitilmiş 15 terapi kedisini ve 13 sıradan evcil kediyi test etti. Kediler bir odaya yerleştirildi ve sahiplerine ve bir yabancıya nasıl tepki verdikleri test edildi.

Sonuçlar Applied Animal Behaviour Science adlı akademik dergide yayımlandı ve terapi kedilerinin, sahipleri odadan ayrıldığında bile, yabancıya da sahiplerine olduğu kadar arkadaş canlısı davrandığı görüldü. Ancak ev kedileri ne sahiplerine ne de yabancıya belirgin bir tepki verdi.

Araştırma, "son derece arkadaş canlısı ve cana yakın kediler dahil kedi gruplarının hiçbirinde sahibine bağlılık belirtisi" bulamadı. Sonuçta, kedilerin "insanlarla bağımlılığa dayalı bağlar" geliştirmesine gerek duymadıkları belirtiliyor.

Araştırmayı yöneten Dr. Péter Pongrácz, The Independent'a şunları söyledi:

Kediler, her iki taraf için de karşılıklı (örneğin duygusal) faydalar sağlayan başarılı bir birlikte yaşam geliştirdi. Ancak köpekler bunu evcilleştirme geçmişleri yoluyla insanlara bağımlı hale gelerek (asimetrik ilişki) başarmışken, kediler bizden bağımsız kaldı (kendi başlarına etkili avcılar olarak kaldılar). Dolayısıyla kediler için sahiplerine klasik bağlanma bağı klasik bağlanma ilişkisi biyolojik açıdan belirleyici değil çünkü sahipleriyle 'eşit' olarak yaşıyorlar. Deneyimizde en büyük yenilik, bilinmeyen bir yerde, tanımadıkları insanlarla rahat olan terapi kedilerini test etmemizdi. Böylece, tıpkı köpekler gibi, aşırı stres yaşamadan 'tuhaf durum testi'nde onları test edebildik. Bu dost canlısı kedilerin, sahiplerine veya bir yabancıya karşı farklı tepkiler göstermediğini, bunun da bağlanma için bir ön koşul olduğunu gösterdik.

Araştırmacılar, hayvanların sahiplerine bağımlı olup olmadığını belirlemek için, evcil hayvanın sahibine ne kadar bağlı olduğunu, sahibi yokken ne kadar kaygı gösterdiğini ve son olarak dost canlısı bir yabancıyı kabul edip etmediğini ölçüyor.

Bu "tuhaf durum testi" daha önce köpekler üzerinde uygulanmış ve köpeklerin sahipleriyle epey bağımlı bir çocuk-ebeveyn ilişkisine sahip oldukları bulunmuştu.

Bağlanma belirtileri arasında, sahibine 1 metre mesafede durmak, sahibini izlemek ve sahibi oyuncak salladığında onunla oynamak yer alıyor.

Kediler, sahipleriyle ve yabancıyla etkileşimlerinde çok az fark gösterdi veya hiç fark göstermedi.

Independent Türkçe