Yeni sezonu beklerken: Slow Horses severler için 10 casus dizisi

Bu liste, Gary Oldman'ın ustalıklı performansıyla şahlanan Slow Horses'ın düşmeyen temposunu ve hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş karakterlerini özleyenler için

Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)
Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)
TT

Yeni sezonu beklerken: Slow Horses severler için 10 casus dizisi

Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)
Slow Horses'ta başroldeki Gary Oldman'a (sağda) River Cartwright'ı canlandıran 35 yaşındaki İskoç aktör Jack Lowden (solda) eşlik ediyor (Apple TV)

Slow Horses'ın yeni sezonu için bekleyiş sürüyor. Yeni bölümler eylül sonunda izleyiciyle buluşacak. Ancak yeni maceralar için sabırsızlanırken oluşan o boşluğu dolduracak sağlam diziler arıyor olabilirsiniz. Merak etmeyin; bu tür sevenlerini asla uzun süre sahipsiz bırakmaz. Ve iyi bir casus hikayesi hiçbir zaman çok uzak değildir.

Karanlık mizahıyla parlayan karakterler, gerilimin sessizce tırmandığı hikayeler ve devletin gölgelerinde dönen kirli oyunlar... Casus dizileri işte tam da bu yüzden büyüleyici.

Bu listeyi hazırlarken, türün klasikleşmiş işleri olan The Americans ya da Homeland gibi yapımlara özellikle yer vermedik. Onlar zaten çoktan kendi hayran kitlesini oluşturdu. Bunun yerine daha az bilinen, deyim yerindeyse "arada kaynamış" ama en az onlar kadar çarpıcı yapımlara odaklandık. Le Bureau des Légendes'in soğukkanlı stratejilerinden Tehran'ın kişisel çıkmazlarına, Bodyguard'ın tansiyon yükselten çatışmalarından The Little Drummer Girl'ün şiirsel gerilimine uzanan bu diziler, casus türüne taze ve derinlikli bir bakış sunuyor.

Eğer Slow Horses'ın sürprizlerle dolu temposunu, hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş karakterlerini ve ahlaki muğlaklıklarla dolu anlatımını sevdiyseniz, bu listedeki yapımlarda da aynı ruhu yakalayacaksınız. Üstelik her biri kendi coğrafyasından, kendi tarihinden, kendi paranoyasından besleniyor. Ve tıpkı Slow Horses gibi, kaçınılmaz soruyu bir kez daha soruyor: 

Kime güvenebilirsin?

Le Bureau des Légendes

Fransız yapımı The Bureau adıyla da bilinen Le Bureau des Légendes, soğukkanlı casus anlatılarına özlem duyanlar için nokta atışı bir tercih. Gerçek Fransız istihbarat belgelerinden ilham alan dizi, Ortadoğu'daki gizli operasyonlar ve çift taraflı ajanlar arasında soğuk terler döktüren bir satranç oyununu andırıyor. Le Bureau des Légendes, aynı Slow Horses gibi klasik ajan anlatılarını ters yüz ederken, kahramanlarını çatışma dolu iç dünyalarıyla baş başa bırakıyor. İki dizi de aksiyon yerine zeka oyunlarına, kusurlu karakterlere ve kurum içi gerilimlere odaklanarak casusluk türüne taze bir soluk getiriyor.

xzvfgt
Fotoğraf: Canal+

Başroldeki Mathieu Kassovitz, sade ama derinlikli performansıyla karakterin iç dünyasını ekranın ötesine taşıyor. Le Bureau, aksiyona bel bağlamadan, zeka, sabır ve sadakat gibi kavramları sorgulatan incelikli bir gerilim kuruyor.

Dizinin her sezonu tedirgin edici bir sessizlikle başlıyor; bu sessizlik zamanla patlayan duygulara, kırılmalara ve ihanete evriliyor. Karakterlerin hayatlarına dair çizilen detaylı portreler, diziyi klasik casusluk yapımlarından ayırıyor. Kurum sadakatiyle bireysel vicdan arasında gidip gelen ajanların hikayesi, bugün hâlâ güncelliğini koruyan bir meseleye dönüşüyor.

Dizinin temposu hızlı değil ama aslında bu onun en büyük gücü; sabırla izleyenleri bir kez yakaladığında kolay kolay bırakmıyor. Görsel dili sade, gösterişsiz ama her kadraj özenle düşünülmüş; tam da hikayenin ihtiyaç duyduğu atmosfer. 

Dizinin, başrolünde Michael Fassbender'ın yer aldığı The Agency adlı bir Amerikan uyarlamasının da bulunduğunu not düşelim.

Le Bureau des Légendes, Slow Horses sevenlerin hayranlıkla izleyebileceği, akılda kalıcı ve ağırbaşlı bir casus klasiği.

IMDb: 8.7
Nerede izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Gece Müdürü (The Night Manager)

Slow Horses'ın dağınık masasından Gece Müdürü'nün lüks süitlerine geçiyoruz. Bu kez casusluk, gölgelerden çok ışıltılı vitrinlerin ardında şekilleniyor. Tom Hiddleston'ın hayat verdiği Jonathan Pine, gece müdürü unvanının çok ötesinde, görünüşünün ardında fırtınalarla boğuşan eski bir askeri gizliyor.

vfer
Fotoğraf: BBC One / AMC

John le Carré'nin 1993 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan Gece Müdürü, aksiyonun cilalı yüzeyler ve pahalı takım elbiselerle parladığı bir casusluk evreni inşa ediyor. Tıpkı Slow Horses gibi, burada da kahramanımız istemeden bir operasyona sürükleniyor ama Iskartalar'ın dağınık düzeninden çok uzak bir ihtişamla. Pine'ın otel lobisinden silah tüccarlarının karanlık dünyasına geçişi, neredeyse bir günah çıkarma seremonisi gibi işliyor. Olivia Colman'ın canlandırdığı Angela Burr ise Lamb'in alaycılığından ziyade vicdani bir motivasyonla hareket eden bir lider. 

Dizinin görsel dili, Ortadoğu'nun sıcak tozlarıyla Avrupa'nın soğuk zarafetini harmanlıyor; bu çelişki ise anlatıya tedirgin edici bir gerilim ve büyüleyici bir ihtişam katıyor. Slow Horses kaosun içinde gerçekçilik ararken, Gece Müdürü gerçeği cilalayıp bir James Bond şıklığına büründürüyor. Hiddleston ve Hugh Laurie arasındaki psikolojik satranç, izleyiciyi diken üstünde tutarken, karakterler arasındaki gri alanları da cesurca deşiyor. 

Güncel çatışmalarla bezenmiş senaryosu sayesinde sadece bir ajan hikayesi değil, aynı zamanda bir çağ eleştirisi sunuyor. Ve en önemlisi, Pine'ın dünyasında da Lamb'in evreninde olduğu gibi, kahramanlık bazen yalnızca hataların kefaretini ödemekten ibaret.

IMDb: 8.0
Nerede izlenir: Amazon Prime Video

Bodyguard

Devletin gölgelerinde geçen Bodyguard, güvenlik ve sadakat kavramlarını hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide sorgulayan çarpıcı bir gerilim dizisi. Savaş gazisi David Budd, korumakla görevlendirildiği İçişleri Bakanı Julia Montague'yle kurduğu karmaşık ilişki nedeniyle, hem mesleki hem kişisel olarak yıkıcı bir krize doğru sürükleniyor. Slow Horses'taki gibi burada da merkezde, yaralı ve içsel çatışmalarla boğuşan bir anti-kahraman var. Ama Lamb alaycılığıyla öne çıkarken, Budd’ın öfkesi daha içe dönük ve sessiz bir biçimde infilak ediyor.

scdfrgt
Fotoğraf: BBC One

İki dizi de devletin görünmeyen yüzünü ortaya sererken, Bodyguard daha yüksek bir tempo ve politik alt metinle ilerliyor. Gerilim neredeyse ilk sahneden itibaren soluk kesici bir hızla tırmanıyor. Her bölüm, ardındaki patlamayı haber veren bir kurşun gibi. Dizinin alt metni, yalnızca bireylerin değil, kurumların da ne kadar kolay yozlaşabileceğini gözler önüne seriyor.

Richard Madden'ın performansı, karakterin çatışmalarını yalnızca bakışlarıyla bile hissettirecek kadar güçlü. Slow Horses kara mizah üzerinden denge kurarken, Bodyguard izleyicisini bıçak sırtı kararlarla yüzleştiren daha karanlık bir atmosfer sunuyor. Eğer Slow Horses'ın zekice yazılmış ajan entrikalarına kapıldıysanız, Bodyguard'ın sunduğu kısa ama yoğun ve sarsıcı yolculuk sizi içine çekecek.

IMDb: 8.0
Nerede izlenir: Netflix

The Spy

Gerçek yaşam, kimi zaman en çarpıcı kurgu hikayelerini bile gölgede bırakabilir. The Spy, Mossad ajanı Eli Cohen'in 1960'larda Suriye hükümetinin en üst kademelerine kadar sızan olağanüstü hikayesini anlatıyor. 

Komediyle tanınan Sacha Baron Cohen'in şaşırtıcı derecede ciddi ve derin performansı, bu dizide oyunculuğuna dair tüm algıları altüst ediyor. Onu komedide tanıyan izleyiciler için bu rol, oyunculuğunun bambaşka bir yüzünü keşfetme fırsatı. Slow Horses'taki sistemin kenarına itilmiş, alaycı ve kırılgan ajanların aksine, The Spy tek bir adamın kimlik ve inançla verdiği içsel savaşa odaklanıyor. Casusluğun sadece bilgi değil, kimlik takası olduğunu ve bir başkasına dönüşmenin bedelini gözler önüne seriyor. 

scds
Fotoğraf:Netflix

Her ne kadar tarihsel gerçeklikte bazı tutarsızlıklar olsa da atmosfer ve gerilim etkileyici şekilde inşa edilmiş. 6 bölümlük yapısı bazen ritmini yitiriyor ama Cohen'in dramatik yolculuğu izleyiciyi hikayenin içinde tutmayı başarıyor. Olayların arka planındaki politik gerilimlerde aksamalar olsa da dizi, kişisel bir dönüşüm hikayesi olarak tatmin edici. The Spy, tek bir adamın sessizce tarihi nasıl etkileyebileceğini hatırlatan sade ama etkileyici bir anlatı sunuyor.

IMDb: 7.9
Nerede izlenir: Netflix

Akbaba (Condor)

Casuslukla idealizmin çarpıştığı noktada başlar Akbaba... Robert Redford'un başrolde yer aldığı 1975 tarihli Sydney Pollack harikası Akbabanın Üç Günü'nün (Three Days of the Condor) televizyon uyarlaması olan bu dizi, genç bir CIA analistinin bir öğle yemeğinden dönüp ofisindeki herkesin öldürüldüğünü görmesiyle başlıyor. Max Irons'ın hayat verdiği Joe Turner, bir anda kendini kaçarken, ihaneti ve paranoyayı adım adım deneyimlerken buluyor. 

erfgr
Fotoğraf: Audience

Yüksek tempolu kurgu, dönemin Soğuk Savaş paranoyasını günümüzün dijital tehditleriyle buluşturuyor. Slow Horses'tan farklı olarak Akbaba, daha stilize ama kara mizah açısından daha ölçülü. İki dizide de bürokratik çürümüşlük, kırılgan kahramanlar ve görünmeyen savaşlar ortak tema. Ancak Akbaba, gerçekçiliğin yerini zaman zaman entrikaya ve görsel şovlara yaslanarak daha klasik bir ajan anlatısına yaslanıyor. Yine de Turner'ın içsel çatışmaları ve dış dünyadaki kaos, onu Slow Horses'taki Lamb ve ekibine ruhen yaklaştırıyor. İdealleri uğruna kurumuna savaş açan bir adamın hikayesi, her dönemde güncelliğini koruyor. Ve Akbaba, bu hikayeyi modern bir tempoyla ama eski usul bir casusluk ruhuyla anlatmayı başarıyor.

IMDb: 7.7
Nerede izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor  
 

Tehran

Gizli görevler, başarısız planlar ve aidiyet çatışması... Tehran, tıpkı Slow Horses gibi bir ajan hikayesinin çok ötesine geçerek kişisel çıkmazları politik entrikaların ağına ustalıkla örüyor. Mossad ajanı Tamar Rabinyan'ın doğduğu ama artık düşman kabul edilen Tahran'a geri dönmesiyle başlayan dizi, klasik casus anlatılarına meydan okuyor. Kimin iyi, kimin kötü olduğunu anlamak neredeyse imkânsız; tıpkı gerçek hayat gibi, tüm hikaye gri tonlar üzerine inşa edilmiş.

hy6
Fotoğraf: Kan 11

Slow Horses'ın Britanya merkezli soğuk mizahı ve alaycılığı, Tehran'ın duygusal ve içsel gerilimiyle karşıtlık kuruyor ama her iki dizi de gözden düşmüş ajanların dünyasına içeriden bakmayı başarıyor. Tamar'ın yaşadığı kimlik sorgulaması, Jackson Lamb'in dünyaya karşı geliştirdiği alaycı ve mesafeli duruşunun tersine daha kırılgan ama aynı derecede etkileyici. Tehran, ilk bölümlerde biraz dağınık ilerlese de kısa sürede hız kazanıyor ve izleyicisini, dönüşü olmayan bir kovalamacanın içine sürüklüyor.

Dizinin sürükleyici temposu, insanı rahat bırakmayan atmosferi ve politik arka planı, onu klasik aksiyon dizilerinin ötesine taşıyor. Hem uluslararası gerilimleri hem de bireysel travmaları yansıtan bu hikaye, ajanlık mesleğinin bedelini sorgulatıyor. Tahran sokaklarının klostrofobik havası, karakterin ruh halindeki boğuntu hissine ayna tutuyor; şehir dizide adeta bir karaktere dönüşüyor.

Tehran, bir casus hikayesinden ziyade, köklerine dönmenin ne anlama geldiğini soran bir kimlik anlatısı. Eğer Slow Horses'ta başarısızlıktan doğan kara mizahı sevdiyseniz, Tehran size bu başarısızlığın daha duygusal, daha kırılgan bir yüzünü gösterecek.

IMDb: 7.6
Nerede izlenir: Apple TV+

The Old Man

The Old Man, eski bir CIA ajanı olan Dan Chase'in saklandığı yerden çıkmak zorunda kalmasıyla açılıyor. Jeff Bridges'in hayat verdiği karakter, sadece düşmanlarıyla değil, yaşla, yorgunlukla ve geçmişin ağırlığıyla da hesaplaşıyor. Ona karşı hamle yapan isimse John Lithgow'un canlandırdığı, eski bir dosttan düşmana dönüşen FBI yöneticisi Harold Harper. İkilinin arasındaki gerilim, dizinin merkezine gölge gibi uzanan ağır bir hat çiziyor. 

frgty
Fotoğraf: FX

Slow Horses gibi The Old Man de yaşlanan bedenlerin ve işlevini yitirmiş kurumların içinde hâlâ var olan zekayı ve direnci anlatıyor. Ancak bu dizi, daha içe dönük bir anlatım tonu benimsiyor; zaman zaman şiirsel, zaman zaman iç burkucu. Ritmini hızdan değil, derinlikten alıyor.; aksiyonun yerini iç hesaplaşmalar alıyor. Casusluk burada artık sadece görev değil, bir varoluş biçimi. The Old Man, zamanın ağırlığını taşıyan bir ajan hikayesi anlatıyor. Ve bunu öyle bir zarafetle yapıyor ki, bazen en ağır adımların bile derin izler bırakabileceğini hatırlatıyor.

IMDb: 7.5
Nerede izlenir: Disney+

Kleo

Soğuk Savaş'ın gölgesinde geçen Kleo, ajan hikayelerine taze bir soluk getiren, kanlı ama stilize bir intikam yolculuğu. 1980'lerin sonlarında geçen bu Alman dizisi, Doğu Alman istihbaratının eski bir tetikçisi olan Kleo Straub'un ihanete uğrayıp hapse atılmasıyla başlıyor. Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla serbest kalan Kleo, onu yarı yolda bırakanları birer birer avlamak için harekete geçiyor. 

aswder
Fotoğraf: Netflix

Hikaye hem kişisel hem politik bir hesaplaşma sunarken, dönem atmosferini özenli prodüksiyon tasarımıyla yakalıyor. Jella Haase'ın canlandırdığı Kleo, hem kırılgan hem yıkıcı; tıpkı yaşadığı ülke gibi dönüşümün eşiğinde. Slow Horses'taki gibi burada da kahramanımız sistemin dışına itilmiş biri ama Kleo, Lamb gibi kaderine boyun eğmek yerine harekete geçiyor.

Gerilimle mizahı harmanlayan dizi, hikayeyi yalnızca sürükleyici değil, aynı zamanda keyifli bir deneyim haline getiriyor. Slow Horses Britanya mizahıyla daha kasvetli bir dünya çizerken, Kleo daha renkli, popüler kültürle flört eden, yer yer çizgi roman estetiğine yaklaşan bir anlatıya sahip. Ama iki dizi de kusurlu karakterleri, gölgede kalmış hesaplaşmaları ve yozlaşmış kurumları merkeze alarak benzer bir damar yakalıyor. 

IMDb: 7.5
Nerede izlenir: Netflix

The Little Drummer Girl

İstihbarat dünyasında sahte kimliklerle gerçek duyguların iç içe geçtiği bir hikaye arıyorsan, The Little Drummer Girl tam sana göre. Yıldızı henüz parlamaya başlayan Florence Pugh'nun etkileyici performansıyla hayat verdiği genç aktris Charlie, kendini bir anda Mossad'ın karmaşık operasyonlarının içinde buluyor. Tıpkı Slow Horses'taki River gibi, o da içine sürüklendiği dünyayı anlamaya çalışırken, kendi benliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya.

vedfe
Fotoğraf: HBO

Ancak bu kez mizah değil, Güney Kore sinemasının usta ismi Park Chan-wook'un zarif ama gergin rejisiyle örülmüş şiirsel bir tempo var karşımızda. Dizideki gerilim daha içsel, daha yavaş ama aynı derecede sarsıcı. Slow Horses gri Londra sokaklarında dolaşırken, The Little Drummer Girl bizi Batı Almanya'dan Ortadoğu'ya uzanan daha güneşli ama bir o kadar tehlikeli coğrafyalara taşıyor. Bu zıtlık, dizinin atmosferine ayrı bir yoğunluk katıyor.

Her iki dizi de casusluk oyunlarının ahlaki bulanıklığını sorguluyor. Ama The Little Drummer Girl, kadın perspektifinden yürüyen nadir le Carré uyarlamalarından biri olarak öne çıkıyor. Kim olduğun ve kim olmak zorunda bırakıldığın arasındaki çizgi burada hayati bir soruya dönüşüyor. 

Michael Shannon ve Alexander Skarsgård gibi oyuncuların varlığı ise hikayeyi daha da katmanlı hale getiriyor. Gerçekle kurgu arasındaki sınırlar silinirken, sahne ışıkları bu kez savaşın ortasını aydınlatıyor. Slow Horses gibi zekice yazılmış, karakter odaklı bir casusluk draması arayanlara tereddütsüz önerilir.

IMDb: 7.4
Nerede izlenir: HBO Max

Black Doves

İki hayat arasında sıkışmış bir kadın için Noel, yalnızca süslerden ibaret değildir. Black Doves, Keira Knightley'yi Enigma'dan (The Imitation Game) sonra bir kez daha gizli gizli operasyonların kalbine yerleştiriyor ama bu kez şifre çözen değil, sahada ter döken bir ajan olarak...

wergf
Fotoğraf: Netflix

Bir politikacının eşi ve bir casus olarak çifte hayat süren Helen Webb, kaybettiği yasak aşkın ardından kendi geçmişinin hedefi haline geliyor. Netflix'in bu orijinal dizisi, devletler üstü çalışan paralı bilgi satıcılarıyla klasik casus anlatılarına karanlık bir alternatif sunuyor.

Yılbaşı süsleri ve puslu Londra sokakları arasında geçen gerilim, hikayeye zarif ama tehditkar bir arka plan oluşturuyor. Black Doves'un atmosferi, Slow Horses'ın dağınık bürosundan daha stilize, daha kurgusal ama gizli tehditlerin sıradan hayatlara sızma biçimi açısından benzer izler taşıyor.

Dizi zaman zaman ritmini yitirse de Knightley ve Ben Whishaw'un güçlü performanslarıyla karakterlerin içsel çatışmaları, izleyiciyi sürekli tetikte tutuyor.

Casuslukla duygusallık arasındaki çizgiyi ustalıkla yürüyen Black Doves, sezon finaline kadar nabzı hiç düşürmüyor. İkinci sezon onayını daha yayına girmeden alan dizi, gelecek bölümler için de beklentiyi fazlasıyla yükseltiyor. Slow Horses'ın yeni bölümlerini beklerken pekala izlenebilir.

IMDb: 7.2
Nerede izlenir: Netflix



Bilim insanları uzaylıları bulmanın yeni bir yolunu keşfetti

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Bilim insanları uzaylıları bulmanın yeni bir yolunu keşfetti

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Bilim insanları, diğer gezegenlerde yaşamı tespit etmenin yeni bir yolunu bulmuş olabilir.

Bilim insanları yıllardır Dünya'dan yaptıkları taramalarla diğer dünyalarda yaşam belirtisi olabilecek belirli molekülleri arıyor. Ancak yeni araştırma, onları daha kolay ortaya çıkaracak bir yöntem olabileceğini öne sürüyor: Moleküllerin kendisini değil, bilim insanlarının onları birbirine bağladığını düşündüğü gizli düzeni aramak.

Bu araştırma, bilim insanlarının özel cihazlara ihtiyaç duymadan diğer gezegenlerde istatistiksel bir yaklaşımla araştırma yapmasına imkan sağlayabilir. Hatta halihazırda uzaya gönderilmiş aletlerden elde edilen verilerde bu düzeni bulmak mümkün olabilir.

Araştırmacılar çalışmada, ekolojinin biyoçeşitliliği mevcut tür sayısına (zenginlik) ve bu türlerin ne kadar düzgün dağıldığına (eşitlik) göre ölçen yaklaşımdan yararlandı. Daha sonra bunu Dünya dışı kimyaya uygulayarak uygulayarak asteroit ve fosiller gibi yerlerden alınan amino asitleri ve yağ asitlerini incelediler. 

Biyolojik örneklerin cansız kimyasal yapılardan belirgin biçimde farklı olduğunu ve biyolojik örneklerin açık düzen örüntüleri sergilediğini saptadılar. Bu sayede iki farklı örnek türünü tutarlı ve güvenilir biçimde ayırabildiler, ayrıca yaşam izlerinin nasıl korunduğunu da inceleyebildiler.

Fosilleşmiş dinozor yumurtası kabukları gibi ileri derecede bozulmuş örneklerde bile uzaylı yaşamın tespit edilebilir istatistiksel izleri görüldü.

Araştırmacılar, yeni yöntem de dahil hiçbir yöntemin muhtemelen tek başına uzaylı yaşamın varlığını kanıtlayamayacağını belirtiyor. Ancak bu yöntemin, uzaylı yaşam arayışına önemli bir katkı sağlayabileceğini umuyorlar.

Yeni çalışmanın ortak yazarı Fabian Klenner, "Yaklaşımımız, bir yerde geçmişte yaşam bulunup bulunmadığını değerlendirmenin yollarından biri" diyor. 

Ve farklı tekniklerin hepsi aynı yöne işaret ediyorsa, bu çok güçlü bir kanıt haline gelir.

Çalışma, Nature Astronomy'de yayımlanan "Molecular diversity as a biosignature" (Biyolojik imza olarak moleküler çeşitlilik) başlıklı makalede anlatılıyor.

Independent Türkçe


Hayden Panettiere, 18 yaşındayken ünlü bir aktörün yatağına zorla sokulduğunu anlattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hayden Panettiere, 18 yaşındayken ünlü bir aktörün yatağına zorla sokulduğunu anlattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yıllar önce yaşadığı rahatsız edici bir olay hakkında içini döken Hayden Panettiere, "güven beslediği" biri tarafından çıplak bir aktörle yatağa girmeye zorlandığını iddia etti.

O zamanlar 18 yaşında olan Nashville oyuncusu, yaşadıklarını yakın zamanda Jay Shetty'nin On Purpose podcast'inde anlattı. Panettiere'nin, iddialarını daha detaylı anlattığı This is Me: A Reckoning adlı anı kitabı yakında çıkıyor.

Artık 36 yaşında olan Panettiere, olay hakkında şunları söyledi:

[O yaşta] sağlıklı ve güvenli kararlar alabileceğimi düşünsem de etrafımda olup bitenlerin tamamen farkında değildim. Kendimi zor durumlarda bulana kadar bakış açımın tamamen değiştiğini ve tehlikede olduğumu fark etmedim. Tehlikede olduğumu fark ettiğimdeyse kelimenin tam anlamıyla denizin ortasındaydım.

Teknede "harika vakit geçiren" Panettiere şöyle devam etti:

Böyle bir şeyin olacağına dair hiçbir ipucu yoktu, bu yüzden şoke oldum. Beni hazırlıksız yakaladı. Güven beslediğim, koruyucum olarak gördüğüm ve arkamda duran biri tarafından yönlendiriliyordum... Merdivenlerden aşağı indik. Küçük bir odaydı. Beni, çok ünlü olan ve yatakta çıplak yatan bu adamın yanına fiziksel olarak yatırdı. Bu, adam için değişik bir şey değildi ve bu tür şeyler her zaman oluyordu.

Arkadaşı gittikten sonra, Gençlik Ateşi (Bring It On) yıldızı içindeki aslanın ortaya çıkmasına izin verdiğini söyledi. Panettiere, "Tüylerim diken diken oldu ve vahşileştim. Kendi kendime 'Bu yaşanmayacak' dedim" diye devam etti.

Ama saklanacak hiçbir yerim yoktu. Kaçtım. Teknede saklanabileceğim her yere saklandım. Atlayıp yüzerek uzaklaşma şansım yoktu. Ve durumumu anlayacak kimsenin olmadığını, bunun onlar için yeni bir şey olmadığını fark ettim.

Kariyerine çocuk oyuncu olarak başlayan Panettiere'nin yer aldığı ilk yapımlar arasında One Life to Live ve Guiding Light gibi pembe diziler, Disney'in 1998 yapımı animasyon filmi Bir Böceğin Yaşamı (A Bug's Life) ve 2000 yapımı futbol filmi Unutulmaz Titanlar (Remember The Titans) yer alıyor. Ancak, 2006-201'0'da yayımlanan 4 sezonluk bilim kurgu dizisi Heroes'daki çıkış rolüyle dünya çapında tanınırlık kazandı. Daha yakın zamanlardaysa Çığlık 6 (Scream VI, 2023), Amber Alert (2024) ve A Breed Apart (2005) gibi birkaç korku filminde rol aldı.

Bugünlerdeyse aslında 12 Mayıs'ta çıkması beklenen ancak 19 Mayıs'ta piyasaya sürülecek anı kitabı This Is Me: A Reckoning'i tanıtmak için basın turunda.

İfşa niteliğindeki kitap, Panettiere'nin hayatı ve kariyerinin yanı sıra doğum sonrası depresyon, bağımlılık ve iyileşme, travma, aile içi şiddet ve kayıplarla ilgili mücadelelerini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

Independent Türkçe


Kahvenin dokunma algısını değiştirebildiği ortaya çıktı

Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)
Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)
TT

Kahvenin dokunma algısını değiştirebildiği ortaya çıktı

Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)
Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)

Küçük çaplı yeni bir araştırmaya göre kahve, beynin dokunmaya ve kişinin kendi vücut hareketlerine verdiği tepkiyi yavaş yavaş değiştiriyor olabilir.

Dünya çapında milyonlarca insan, uyanıklığı artırmak, yorgunluğu hafifletmek ve konsantrasyonla odağını geliştirmek için sabahları bir fincan kahve içiyor.

Günlük yaklaşık bir veya iki fincan kahve gibi normal dozlarda, 50 ila 400 mg aktif bileşen kafein yer alıyor.

Daha yüksek dozlarda kahvenin beynin dokunma algısını tam olarak nasıl etkilediği ise henüz yeterince araştırılmayan bir konu.

Yeni bir çalışma ise normal ve yüksek dozlarda kafeinin, beynin spesifik bir sürecini nasıl etkilediğini inceledi.

Bu beyin süreci, bileğe hafif bir elektrik şoku verildikten kısa süre sonra beyne manyetik bir darbe gönderilmesini içeren ve kısa gecikmeli afferent inhibisyon (SAI) adı verilen bir yöntem kullanılarak değerlendiriliyor.

Bilekteki duyusal sinyal kol boyunca yukarı doğru ilerleyerek beynin somatosensoriyel bölgesine giriyor ve birkaç milisaniye sonra manyetik darbe yakındaki motor korteksi vurarak başparmağın seğirmesini tetikliyor.

Kas seğirmesini bastırmak için beyin, genellikle beyindeki belirli kimyasal haberciler arasında koordineli bir çabaya ihtiyaç duyuyor.

Hareketleri yumuşak ve kontrol altında tutmak için genellikle filtreleme sistemi görevi gören bu beyin süreci, beynin her dokunuşa aşırı tepki vermesini önlüyor.

Araştırmacılar son çalışmada 20 sağlıklı yetişkine 200 mg kafein ya da plasebo vererek bu filtreleme sürecini inceledi.

Bilim insanları, invaziv olmayan bir yöntem kullanarak manyetik darbelerle deneklerin motor korteksini uyarıp beyinlerinin nasıl tepki verdiğini ölçtü.

Kafeinin, dokunma sonrasında beynin kas tepkisini sınırlama yeteneğini artırdığını tespit ettiler ve bu da kahvenin "SAI'ı güçlendirebileceğine" işaret ediyor.

Bilim insanları, kafeinin beyindeki adenozin reseptör proteinlerini engelleyerek etki ettiğini düşünüyor.

Reseptörlerin engellenmesi, duyularımızla kas hareketlerimizin birlikte çalışmasını kontrol etmeye katkı sağlayan kimyasal haberci asetilkolinin artmasına yol açıyor olabilir.

Araştırmacılar şöyle yazıyor:

Bu bulgu, donepezil gibi kolinerjik güçlendirici ilaçların da SAI'ı güçlendirdiği bulgularıyla uyumlu.

Bilim insanları, "Kafeinin etkisi, kolinerjik sistemi düzenlemesinden kaynaklanıyor olabilir" diye yazarak bu bulguların, ilacın fizyolojik etkisine ve bunun Alzheimer ve Parkinson gibi rahatsızlıklarla nasıl bağlantılı olabileceğine dair fikir sunduğunu ekliyor.

Bilim insanları 400 mg'dan fazla kafein kullanarak daha fazla katılımcıyla başka çalışmalar yürütmeyi umuyor.

Araştırmacılar "Şimdiye kadar tartışılan sonuçlar ışığında, bireyler SAI muayenelerinden önce kafeinden uzak durmaya devam etmeli" sonucuna varıyor.

Independent Türkçe