Kayıp çocuklar, tekinsiz kasabalar: Stranger Things'in boşluğunu dolduracak 10 yapım

Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
TT

Kayıp çocuklar, tekinsiz kasabalar: Stranger Things'in boşluğunu dolduracak 10 yapım

Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)

Stranger Things'i izlerken en çok neye tutunuyorduk? Bir kasabanın içindeki çatlağa, çocukların omuzladığı büyük bir sırra ve "her şey normalmiş gibi" yaşamaya devam etmeye çalışan sakinlerin kolektif suskunluğuna. Artık Stranger Things defteri kapandığı için Hawkins'in bıraktığı boşluk sadece bir "dizi finali" değil bir dönemin sonu gibi geliyor. Çünkü bu dizi, kayıp çocukların açtığı kapıdan girip karanlık laboratuvarları ve dostluğun dünyayı kurtaran halini aynı potada eritmişti.

Biz de bu listeyi tam bu duyguların peşinden giderek kurduk. Benzer "tekinsiz kasaba" damarını Dark'ın buz gibi zaman düğümlerinde, Haven'ın sisli lanetlerinde ve It: Welcome to Derry'nin gündeliğe sızan korkusunda aramak kaçınılmaz.

Bu haftaki listemizdeki bazı diziler, içe gömülü öfkeyi süper güce çeviren ergenlik karanlığını merkeze alıyor; bazılarıysa "numaralanmış" çocukluk travmalarını kozmik bir felakete bağlayıp Stranger Things'de sevdiğimiz ekip ruhunu kara mizahla büyütüyor. Kimileri ailece izlenebilecek bir ürperti arayanlara güvenli bir eğlence treni sunarken, bir tanesiyse aynı hissi animasyonun sınırsız hayal gücüyle parlatıyor.

Kısacası Demogorgonlar ya da Vecna artık yok diye macera bitmiyor: Bu liste, Stranger Things'in bıraktığı izi farklı tonlarda takip etmek isteyenler için...

Esrarengiz Kasaba (Gravity Falls / 2012-2016)

Esrarengiz Kasaba, Disney'in animasyon kanadından gelip "küçük kasaba tuhaflığı"nı doğaüstü bir bulmacaya dönüştüren, kısa ama yoğun bir macera. Yaz tatili için büyük amcaları Huysuz Stan'in yanına gönderilen ikizler Dipper ve Mabel, gizem temalı turistik dükkanda çalışırken kasabanın her köşesinde tuhaflıkların beliriverdiğini fark ediyor. Hikaye, hafta hafta ilerleyen esrarengiz olayların altında yatan daha büyük karanlığı da adım adım ortaya çıkarıyor; özellikle rüya iblisi Bill Cipher, tehdit hissini sürekli diri tutuyor. 

Stranger Things'le benzerliği tam da bu dengede: Korku ve macerayı aynı potada eritiyor, alternatif boyutlar ve komplo kırıntılarıyla merakı canlı tutuyor, üstelik Stephen King'in eserlerini hatırlatan nostaljik bir tonda ilerliyor. İki yapım da çocukların "kimse inanmaz" denilen bir gerçekle tek başlarına boğuşmasını, akıllı mizah ve kalpten gelen bir sıcaklıkla harmanlıyor. 

vfgthy
Toplam 41 bölümden oluşan iki Emmy ödüllü Esrarengiz Kasaba, her yaşa hitap etmesiyle animasyon dünyasında birçok seyirci açısından özel bir noktada konumlanıyor (Disney+)

Esrarengiz Kasaba'nın farkı, karanlığı daha masalsı ve yaratıcı bir görsellikle anlatması; bu yüzden hem kolay izleniyor hem de alt metinleriyle şaşırtıyor. Ayrıca finalini uzatmadan, planlı bir biçimde bağlaması büyük avantaj; kısa sürede tatmin edici bir hikaye izliyorsunuz. Stranger Things'i sevdiyseniz Esrarengiz Kasaba'ya da ısınabilirsiniz çünkü aynı cesaretle kasaba sırlarını kurcalayan çocukları, daha kompakt, zekice şifrelenmiş ve bağımlılık yaratan bir animasyon formunda sunuyor.

Huysuz Stan'i dizinin yaratıcısı Alex Hirsch'ün seslendirdiğini de not düşelim.

IMDb: 8,9
Nereden izlenir: Disney+

Dark (2017 - 2020)

Dark, Almanya'nın küçük ve "fazla sakin" görünen kasabası Winden'da ormanda kaybolan bir çocuğun ardından, herkesin sakladığı sırları tek tek yüzeye çıkaran bir gizemle başlıyor. Kasabanın kıyısındaki eski nükleer santral ve insanları 1986'ya savuran bir mağara, hikayeyi daha ilk bölümden bilimkurgu tarafına çekip ürpertici atmosfere kilitliyor. 4 aile çevresinde örülen anlatı, üç farklı zaman dilimini birbirine düğümleyerek kayıp vakasının aslında kuşaklar boyu süren bir bilmecenin kapısı olduğunu gösteriyor. 

sdvfgthy
2017'de sessizce başlayan Dark, üç sezon sonunda televizyon tarihinin en karmaşık ve en incelikli yapbozlardan birine dönüştü (Netflix)

Dark'ın en büyük gücü, ters köşeleri sadece izleyicisini şok etmek için değil, karakterlerin geçmişiyle bugünü aynı anda yeniden yazmak için kullanmasında; her yeni bilgi, bildiğinizi sandığınız düzeni bozuyor. Üstelik bunu acele etmeden, gerilimi yavaş yavaş yükselten bir tempoyla yapıyor. İzledikçe kasabanın tarihi kadar karakterlerin karanlığı da derinleşiyor. 

Stranger Things'i sevdiyseniz, burada da kayıp çocuk ekseni, küçük kasaba paranoyası, tekinsiz mekanlar ve 1980'ler dokusu tanıdık gelecek. Sadece Dark daha ağır, daha varoluşçu ve daha "soğuk" bir tonla ilerliyor; Alman yapımı olmasının mesafeli atmosferi diziye siniyor. İki dizi de merakı diri tutan bir bulmacaya yaslanıyor ama Dark, cevapları kolay vermeyip izleyiciyi detaylara dikkat etmeye davet ederek daha tatmin edici bir çözülme hissi yaratıyor. 

Kısacası Stranger Things'in boşluğunu Hawkins'ten çıkıp bir başka kasabanın sırlarıyla doldurmak istiyorsanız, Dark hem aynı heyecanı sunuyor hem de bu heyecanı daha katmanlı bir zaman yolculuğu ve aile trajedisiyle genişletiyor.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: Netflix

It: Welcome to Derry (2025 - )

Stephen King'in O (It) evreninde geçen It: Welcome to Derry, Pennywise'ın kökenine uzanan bir hikaye anlatırken, kasabanın "normal" görünen yüzünün altındaki çürümeyi de yavaş yavaş açığa çıkarıyor. Dizi, 1980'ler yerine 1962'deki Derry'ye giderek nostaljiyi daha geriye sarıyor. Kasabanın atmosferi, korkuyu tek seferlik bir dehşet anı gibi değil, Derry'deki gündelik hayatın içine karışmış, konuşulmayan bir tedirginlik halinde hissettiriyor.

rtgbtr
Korku edebiyatının efsane ismi Stephen King, 1986'da yayımlanan kült romanındaki "ara bölümlerden" esinlenen It: Welcome to Derry için "muazzam" yorumunu yapıyor (HBO Max) 

Kayıp çocuklar, tekinsiz mekanlar ve kasabanın üstüne çöken görünmez tehdit, Stranger Things'in ilk sezonlarındaki "adı konmamış felaket" tedirginliğini hemen yakalıyor. Hatta Stranger Things'le Dark'ı birbirine bağlayan o "küçük kasabadaki sırların kuşaktan kuşağa taşınması" fikri, Welcome to Derry'de daha da doğaüstü ve daha acımasız bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Pennywise, Vecna'ya rakip olabilecek kadar ikonik bir kötülükle sahnenin merkezine yerleşirken, dizi dehşeti sadece yaratıkla değil, kolektif korku ve suskunlukla da kuruyor. Sezonun sonlarına doğru gelen sarsıcı ama duygusal bir kırılma, "Korku dizisi bu kadar kalbe dokunabilir mi?" dedirten bir etki yaratmayı da başarıyor.

Stranger Things sevenler için Welcome to Derry'yi cazip kılan şey, hem çocuk kadronun varlığı hem de kasaba sırlarıyla örülü korku örgüsünün yarattığı "bir bölüm daha" hissi.

IMDb: 8,0
Nereden izlenir: HBO Max

American Horror Story: 1984 (2019)

American Horror Story: 1984, adından da anlaşılacağı gibi sizi tek hamlede 1980'ler nostaljisine ışınlayan "American Horror Story usulü" bir slasher eğlencesi. Hikaye Camp Redwood adlı yaz kampında geçiyor. Geçmişteki cinayetlerin gölgesi daha ilk dakikadan yeniden çökerken bol kanlı ve yeni bir döngünün başlayacağı hissi kendini belli ediyor. Derin bir mitoloji ya da Stranger Things kadar katmanlı karakterler beklemeyin; bu sezonun asıl derdi, 13. Cuma (Friday the 13th) gibi 1980'lerin yaz kampı slasher'larına saygı duruşunda bulunmak: Neon estetik, synth tınıları, pop kültür göndermeleri ve bilinçli bir abartı. 

xvgrt
Ryan Murphy ve Brad Falchuk tarafından yaratılan American Horror Story'nin 9. sezonunda Emma Roberts, yeni arkadaşları yüzünden cehennem gibi bir yaz geçirmek zorunda kalan masum ve saf Brooke Thompson rolünde (FX)

Stranger Things'le ortak damarı da burada yakalıyor; dönem atmosferini müzik ve görsel dille öne çıkarıp, eğlenceli gerilimi nostaljiyle harmanlayan bir iş. Üstelik avcı-kurban dinamiğini ve kamp içi paranoyayı hızla kurduğu için tek oturuşta akıp giden, "fazla düşünme, kendini akışa bırak" türü bir seyirlik. Stranger Things'in 1980'ler lezzetini, kara mizahı ve retro korku referanslarını sevdiyseniz American Horror Story: 1984 sizi memnun edecektir. Bir de açılışı sakın atlamayın; bol synth'li müziği ve retro jenerik, bu sezonun niyetini daha ilk saniyede ele veriyor.

IMDb: 7,9
Nereden izlenir: Disney+

The Umbrella Academy (2019 - 2024)

The Umbrella Academy, tıpkı Stranger Things gibi "iyi niyetli bir aile" maskesi takmış bir otorite figürünün gölgesinde büyüyen çocukların hikayesi. Sör Reginald Hargreeves, 7 süper güçlü çocuğu yetiştirip onları birer projeye çeviriyor. Yıllar sonra birbirinden kopmuş kardeşler, babalarının ölümüyle yeniden bir araya geliyor ve geçmişlerindeki karanlık gerçeğin izini sürerken dünyayı kurtarmaya da mecbur kalıyor. Dizi 4 sezon boyunca zaman yolculuğu ve paralel boyutlarla 1963'e geri gidiyor, geleceğe sıçrıyor, başka gerçekliklere kayıyor. Her bir kardeşin numarayla anılması Stranger Things'deki Eleven'la aynı damarı yakalarken, bu "etiket" meselesinin kimlik üzerindeki yarasını da görünür kılıyor. 

fvrg
The Umbrella Academy, Gerard Way tarafından yazılan ve Gabriel Bá tarafından çizilen aynı adlı çizgi roman serisine dayanıyor (Netflix)

Stranger Things sevenlerin en hızlı bağ kuracağı karakter ise büyük ihtimalle Beş: Çocuk bedeninde sıkışmış, yetişkin aklıyla konuşan, sivri dilli ve komik bir zaman yolcusu. Aiden Gallagher'ın performansı, 50'lerine gelmiş bir adamın yorgunluğunu ve alaycılığını 13 yaş bedenine yerleştirerek dizinin yakıtı haline getiriyor. İki diziyi yakınlaştıran şey sadece güçler ya da boyutlar değil; hükümet deneyleri, kozmik tehdit hissi ve travmayla baş etme teması da aynı ölçüde belirleyici. Özetle The Umbrella Academy, Stranger Things'in korku ağırlığını süper kahraman enerjisi ve kara mizahla değiştiriyor ama o tanıdık "dünya yine yıkılacak, biz de aile olmayı yeniden öğreneceğiz" duygusunu aynen koruyor.

IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Netflix

I Am Not Okay With This (2020)

I Am Not Okay With This, babasının ölümünün ardından telekinetik güçler geliştirdiğini fark eden 17 yaşındaki Sydney Novak'ın ergenlik öfkesini, yasını ve kimlik arayışını tek bir patlama noktasında buluşturan kısa ama etkili bir Netflix dizisi. Küçük bir kasabada annesi ve kız kardeşiyle yaşayan Sydney, hem evde bitmeyen gerilimle boğuşuyor hem de okulda dostluklar, kırılganlıklar ve uyanan duygular arasında yönünü bulmaya çalışıyor. Dizinin en iyi yanı, süper gücü bir "kahramanlık süsü" olarak değil, bastırılan duyguların dışarı taşmasına benzetmesi: Sydney'nin öfkesi arttıkça dünya da çatırdıyor. 

csdvfbthy
The End of the F***ing World'ün ardındaki Charles Forsman'ın yarattığı I Am Not Okay With This evreni, hem asi hem kırılgan hem de mizah duygusu güçlü bir gençlik hikayesi sunuyordu (Netflix)

Stranger Things'le ortak damarı burada yakalıyor; ikisi de sıradışı güçleri büyüme sancısıyla birleştirip küçük kasaba gündeliğinin içine sızan bir tekinsizlik hissi kuruyor. Ayrıca gizli yetenek, içe dönük yalnızlık ve "duygularını kontrol edemezsen her şey kontrolden çıkar" fikri, Eleven'ın hikayesine bağlanan izleyiciye fazlasıyla tanıdık gelecek. Stephen King'in O uyarlamalarıyla tanınan Sophia Lillis'in Sydney performansı, alaycı mizahla kırılganlığı aynı anda taşıdığı için diziyi tek sezonluk bir gençlik melodramı olmaktan çıkarıp gerçek bir karakter hikayesine dönüştürüyor. Tonu daha küçük ölçekli ve daha kişisel; laboratuvar komplolarından çok evin içindeki sessiz çatışmalar, okul koridorlarındaki bakışlar ve biriken acı öne çıkıyor. Bu yüzden Stranger Things sevenler için iyi bir tamamlayıcı; "özel güç, ergenlik ve karanlık sır" kokusunu daha yoğun, daha duygusal ve daha hızlı akan bir paket içinde veriyor. Üstelik tek sezonla bitmiş olması (acı da olsa) tek oturuşta izlemeyi kolaylaştırıyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

Haven (2010 – 2015)

Stephen King'in Colorado Kid romanından esinlenen Haven, "küçük kasabada tuhaflık eksik olmaz" hissini baştan sona diri tutan, gizemi yavaş yavaş büyüten bir doğaüstü drama. Dizide FBI ajanı Audrey Parker, Maine'deki Haven'a sıradan görünen vakayla geliyor ama kasabanın geçmişinden taşan, durmadan tekrarlayan açıklanamaz felaketler onu hızla içine çekiyor. İlk bakışta "haftanın vakası" şeklinde akan yapı, Audrey'nin kasabayla sandığından çok daha kişisel bir bağının olduğunu fark etmesiyle büyük bir gizeme evriliyor. 

dfgthy
ER'la da tanınan Amerikalı aktris Emily Rose, Haven'da kurnaz ve kendinden emin FBI ajanı Audrey Parker rolünde (Syfy)

Haven kimlik, hafıza ve kader duygusunu da kasabanın sisli atmosferine yediriyor. Stranger Things'le benzerliği, tam da bu kasaba ölçeğinde kurduğu paranoya ve normal hayatların içine sızan olağanüstü olaylar duygusunda yatıyor. Her köşede bir sır var ve her sır da daha büyük bir komplonun kapısını aralıyor. Elbette Haven daha yetişkin bir tonda ilerliyor ve polisiyeye daha yakın biçimde haftanın vakası formatına yaslanıyor ama Baş Aşağı Dünya'nın verdiği merak ve ürpertiyi, kasabanın geçmişi üzerinden yakalıyor. Stranger Things'i sevdiyseniz Haven'ı da izlemelisiniz çünkü bağımlılık yapan "ipuçlarını biriktir, büyük resmi gör" yapısını, Stephen King damarlı bir kasaba mitolojisi ve uzun soluklu bir gizemle yeniden kuruyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Goosebumps (2023 - 2025)

Goosebumps, Stranger Things'in bıraktığı ailece izlenebilir dizi boşluğunu doldurabilecek en güvenli adreslerden biri; hem ebeveynlere hem de genç yetişkinlere aynı anda hitap eden bir korku-macera harmanı. Antoloji mantığıyla ilerleyen yapısı sayesinde her sezonda yeni bir hikaye ve yeni bir kadro izliyoruz.

dbfrts
Bir dönem Türkiye televizyonlarında da gösterilen 1990'lı yılların popüler korku dizisi Goosebumps'ın yeni versiyonu, iki sezonun ardından rafa kaldırıldı (Disney+)

Hikayenin merkezinde, 1994'te terk edilmiş bir kaleyi keşfederken kaybolan 4 gence uzanan gizem var. Günümüzde yaşananların geçmişteki bu kayıpla bağlantılı olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Stranger Things'le benzerliği de tam burada belirginleşiyor; iki dizi de küçük bir kasabada geçmişte kalmış bir sır üzerinden büyüyen doğaüstü tehdidi, genç karakterlerin gözünden anlatıyor. Üstelik eski R.L. Stine kitapları ve 1990'lardaki diziye göz kırpan nostalji, Hawkins'in retro cazibesini sevenlere tanıdık bir tat veriyor. 

Friends yıldızı David Schwimmer'ın baba rolü, hikayeye hem güvenilir bir yetişkin perspektifi hem de "evin büyükleri de bu işin parçası" hissi katıyor. Ton olarak Stranger Things kadar karanlık ve büyük değil; daha çok hızlı akan, bölüm bölüm yeni canavarlar ve maceralarla ilerleyen, ailece tüketmesi kolay bir korku eğlencesi.

IMDb: 6,7
Nereden izlenir: Disney+

The Midnight Club (2022)

The Midnight Club, Mike Flanagan'ın Netflix'teki en az konuşulan işlerinden biri olsa da en az Gece Yarısı Ayini (Midnight Mass) kadar güçlü bir "korku ve duygu" bileşimi kuruyor. Christopher Pike'ın genç yetişkin romanından uyarlanan dizi, ölümcül hastalıklarla mücadele eden 8 gencin kaldığı Brightcliffe adlı bakımevinde geçiyor. Aynı zamanda bakımevinin yöneticisi olan gizemli doktorun varlığı (Elm Sokağı Kabusu /A Nightmare on Elm Street yıldızı Heather Langenkamp canlandırıyor) hikayeye daimi bir tedirginlik katıyor. 

kıolp
The Midnight Club, tek bir bölümündeki 21 ürkütücü sahneyle Guinness Dünya Rekoru kırmıştı (Netflix)

Gençler her gece gizlice buluşup korku hikayeleri anlatıyor; hem hayatta kalma isteğini hem de korkunun diliyle birbirlerine tutunmayı öğreniyorlar. Asıl mevzu ise aralarındaki anlaşma: İçlerinden kim önce ölürse öte taraftan bir işaret gönderecek. Bu noktadan sonra dizi, bir yandan Black Mirror benzeri antoloji hikayeleriyle farklı tonlar denerken, diğer yandan ağır bir gençlik dramını kişisel sırlar ve kayıpla yüzleşme üzerinden derinleştiriyor. 

Stranger Things'le benzerliği, genç bir ekibin kimsenin tam adını koyamadığı doğaüstü bir tehdidi birlikte çözmeye çalışmasında ve dönem hissini (bu kez 1990'lar) özellikle öne çıkarmasında yatıyor. Üstelik Flanagan'ın işi, korkuyu sadece izleyicisini ürkütmek için değil, yas, suçluluk ve umut gibi duyguları görünür kılmak için kullanıyor; bu da diziyi beklenmedik biçimde dokunaklı yapıyor. Evet, tek sezonda acımasızca iptal edildiği için bazı sorular havada kalıyor ama finali yine de tatmin edici ve Stranger Things'in bıraktığı boşluğu daha duygusal bir tonda da olsa doldurabilir.

IMDb: 6,5
Nereden izlenir: Netflix

Korku Sokağı (Fear Street)

Evet, Korku Sokağı dizi değil ama ilk üç filmi (1994–1978–1666) ve geçen yıl seriye eklenen 4. halka Mezuniyet Balosu'yla (Prom Queen) neredeyse mini dizi gibi akan bir evren kuruyor. R.L. Stine uyarlaması olan hikaye, Shadyside adlı kasabanın üstü örtülmüş cinayetlerle dolu geçmişini araştıran bir grup gencin bir mezarı kurcalamasıyla tetikleniyor. 

dfrgth
Tıpkı Stranger Things gibi Korku Sokağı filmleri de retro atmosferini kullanarak izleyiciyi farklı zaman dilimlerine taşıyor (Netflix)

Tonu Stranger Things'den daha sert: Kanlı sahneler ve slasher referansları belirgin, yani "gençlik işi" görünse de çocuklara göre değil. Yine de ikisini aynı damarda buluşturan şey çok net: Dışarıdan sıradan görünen bir küçük kasaba, içeride karanlık bir sır, genç karakterlerin omuzlarına yüklenen "Biz çözmezsek kimse çözmez" hissi. Asıl ayrım kötülüğün doğasında ortaya çıkıyor; Stranger Things daha çok bilimkurgu ve canavarlara yaslanırken Korku Sokağı, lanet ve cadı mitolojisi üzerinden daha doğaüstü bir korku kuruyor. Ayrıca zaman çizelgesiyle oynama biçimi de farklı: Stranger Things'in 1980'ler nostaljisine karşılık Korku Sokağı önce 1990’lar ve 1970'lere gidip sonra 1666'ya sıçrayarak kötülüğün kökünü daha geriden yakalıyor. 2025 yapımı Mezuniyet Balosu ise 1988'de geçiyor ve burada Stranger Things'e bir adım daha yaklaşıyor. Korku Sokağı filmleri, Stranger Things'e benzer nostalji, genç kahramanlar ve kasabanın sırları enerjisini daha kanlı, daha hızlı ve parçaları finale doğru kilitlenen bir yapboz gibi, arka arkaya tüketilebilen bir dizi tadında veriyor.

Nereden izlenir: Netflix

Independent Türkçe



Hideo Kojima yeni Ridley Scott filmi hakkında tek bir olumlu söz söylemedi

Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)
Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)
TT

Hideo Kojima yeni Ridley Scott filmi hakkında tek bir olumlu söz söylemedi

Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)
Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)

Efsanevi video oyunu tasarımcısı Hideo Kojima, Ridley Scott'ın yeni filmi Köpek ve Yıldızlar (The Dog Stars) hakkında X'te bir "inceleme" paylaştı. Ancak Kojima, film hakkında açıkça olumlu ya da olumsuz hiçbir değerlendirme yapmadı.

76 kelimelik "sessizlik"

Kojima, 76 kelimelik paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Peter Heller'ın Köpek ve Yıldızlar adlı romanı yıllardır kitaplığımda okunmadan duruyordu. Roman bilimkurgudan çok edebi kurguya yakın olduğu için sinemaya giderken Cormac McCarthy'nin Yol'unu (The Road) andıran bir film izleyeceğimi düşünüyordum. Filmin müziklerini Harry Gregson-Williams bestelemişti. Sinemada filme ait bir program kitapçığı da satılmıyordu.

Kojima'nın film yorumlarını yakından takip eden hayranları, değerlendirme yapmaktan kaçındığı bu tür paylaşımları genellikle filmi beğenmediğinin nazik bir işareti olarak yorumluyor.

Kojima bir filmi sevdiğindeyse duygu ve düşüncelerini uzun uzun paylaşıyor. Örneğin Christopher Nolan imzalı Odyssey (The Odyssey) ve gişede büyük başarı yakalayan Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün'ü (Spider-Man: Brand New Day) coşkuyla övmüştü.

Buna karşın eleştirmenlerin yerden yere vurduğu Son Ev (The Last House) hakkındaki "incelemesinde" yalnızca filmin, kendi oyunu Death Stranding'le benzerliklerine değinmişti.

Kısacası hayranları, Kojima'nın bir film hakkında ne kadar ayrıntılı yazdığını o yapıma duyduğu beğeninin gayriresmi bir ölçüsü olarak görüyor.

Gişede de eleştirmenler nezdinde de sınıfta kaldı

Kıyamet sonrası bir dünyada geçen Köpek ve Yıldızlar, insanlığın büyük bölümünü yok eden bir virüsün ardından köpeğiyle birlikte Colorado kırsalında hayatta kalmaya çalışan pilot Hig'in hikayesini anlatıyor. Karakteri Jacob Elordi canlandırıyor.

Oyuncu kadrosunda Josh Brolin, Margaret Qualley ve Guy Pearce gibi yıldızlar yer alsa da film, eleştirmenlerden beklenen olumlu karşılığı bulamadı.

Kojima'nın paylaşımının olumsuz yorumlanması da filmin aldığı tepkiler düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Ridley Scott'ın yıllar sonra bilimkurguya görkemli dönüşü olması beklenen yapım, beklentilerin epey altında kaldı.

Rotten Tomatoes'daki izleyici puanı yüzde 71 seviyesinde seyretse de bu ilgi gişeye yansımadı. 80 milyon dolarlık bütçesine karşın açılış hafta sonunda ABD'de yalnızca 8 milyon dolar kazanan film, gişede ağır bir yenilgi aldı.

Filmin Rotten Tomatoes'daki eleştirmen puanı ise yüzde 39'da kaldı.

Independent Türkçe, GamesRadar, ScreenRant


Matrix yıldızının yeni dizisi beğeni topladı: İkinci sezonu çekin

The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)
The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)
TT

Matrix yıldızının yeni dizisi beğeni topladı: İkinci sezonu çekin

The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)
The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)

Netflix müdavimleri, "tek oturuşta izlemelik" diye nitelenen yeni dizinin ikinci sezonunu şimdiden talep ediyor.

The Airport Chaplain'ın tüm bölümleri kısa süre önce Netflix'te izleyiciyle buluştu. Avustralya yapımı dizi, ülke dışında yalnızca Netflix'te yayımlanıyor ve şimdiden izleyicilerden yoğun ilgi görüyor.

Dizinin resmi özetine göre hikaye, havaalanında din görevlisi ve sorun çözücü olarak çalışan Tobias Wallace'a odaklanıyor. 

Tobias, terminalde her gün yaşanan krizlerle başa çıkmak için sıradışı ama etkili yöntemler kullanıyor. Ancak yeni amiri Mira, onun kurum için bir risk oluşturduğunu düşünüyor. İkili arasındaki güç çatışmasının etkileri kısa sürede bütün havaalanı ve çalışanlarına yayılıyor.

Matrix'teki (The Matrix) Ajan Smith ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki (The Lord of the Rings) Elrond gibi büyük bütçeli yapımlarda canlandırdığı karakterlerle tanınan Hugo Weaving, dizide Tobias'a hayat veriyor. 

Weaving'e son olarak HBO'nun sevilen medikal draması The Pitt'te rol alan Shabana Azeez eşlik ediyor. 

The Airport Chaplain, Melbourne'deki çekimleri sırasında yaklaşık 150 kişiye yerel istihdam sağlamasıyla da övgü topladı. Bir eleştirmene göre dizinin yerel kimliği ekranda açıkça hissedilirken, yapım aynı zamanda dünyanın farklı yerlerindeki izleyicilere seslenebilecek evrensel bir anlatı sunuyor.

Eleştirmen, değerlendirmesinde şunları yazdı:

Dizi, hem Avustralya televizyonu açısından büyük bir başarı hem de küresel ölçekte etkileyici bir yapım. Dizinin çıkış noktası kendine özgü biçimde Avustralya'ya ait hissettiriyor ancak hikaye dünyanın herhangi bir yerinde geçebilir. Gerçek olaylardan ve kişilerden esinlenen dizinin incelikli toplumsal yorumunun temelinde güçlü bir mizah ve insanlık duygusu yatıyor.

Aynı eleştirmen, dizinin "izleyiciyi derinden etkileyecek, samimi bir televizyon işi" olduğunu da belirtti. 

Bir başka eleştirmen ise yapımı "bu yıl izlediği en iyi işlerden biri" diye niteledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Arka planda sürekli hissedilen bir gerilim var. Bu da çalışanların veya hizmet verdikleri insanların başına her an çılgınca bir şey gelebileceğini düşünmenize yol açıyor.

Bir izleyici, The Airport Chaplain'ı "tek oturuşta izlemeye son derece uygun" diye tanımladı. 

Yorumlara göre bölümlerin yalnızca 30 dakika civarında olması da dizinin kolayca peş peşe izlenebilmesini sağlıyor.

Diğer izleyicilerin yorumları da bu değerlendirmeyi destekliyor. 

Dizinin geleceğiyle ilgili pek çok kişinin paylaştığı görüşü dile getiren bir izleyici şunları yazdı:

The Airport Chaplain'ı tek oturuşta bitirdim ve ikinci sezon onayını içtenlikle umuyorum. Son derece insani bir yapım. Lütfen ikinci sezonu çekin!

Bir başka izleyici de sosyal medyada bu yoruma katıldı:

Beklenmedik ölçüde rahat izlenen bir dizi. 4. bölümden itibaren ekrana kilitlendim. Hugo Weaving ve oyuncu kadrosunun tamamı başarılı. Hem düşündüren hem de peş peşe izlenebilecek kaliteli bir drama. İkinci sezonu hemen çekilsin.

Independent Türkçe, OK!, Daily Star


Robert Pattinson'dan Batman itirafı: Çok daha zor

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
TT

Robert Pattinson'dan Batman itirafı: Çok daha zor

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)

The Batman 2'nin (The Batman: Part II) çekimlerinden kısa süre önce 40 yaşına giren Robert Pattinson, özellikle dövüş sahnelerinde yaşını hissettiğini söylüyor.

Uzun süredir beklenen devam filminin çekimleri haziranda Londra'da başladı. Pattinson yeniden Kara Şövalye rolüyle kamera karşısına geçerken kadroya Scarlett Johansson ve Sebastian Stan gibi yeni isimler de katıldı.

GQ'ya konuşan Pattinson, "Batman'in devam filmi için yıl sonuna kadar Londra'dayım" dedikten sonra çekimlerle ilgili şunları söyledi:

Çekimler iyi gidiyor. Ancak dövüş sahnelerinde yaşımı kesinlikle hissediyorum. Kendi kendime, 'Tanrım, bu eskisinden belirgin biçimde daha zormuş' diyorum. Yine de çok eğlenceli. Filmin harika olacağını düşünüyorum. Gerçekten çok eğlenceli bir kadromuz var ancak bu süreç tam anlamıyla bir maraton.

Devam filmini yeniden Matt Reeves yönetiyor. Reeves, senaryoyu Mattson Tomlin'le birlikte kaleme aldı. Filmin konusuna ilişkin ayrıntılar ise henüz açıklanmadı.

The Batman 2 için ilk olarak 3 Ekim 2025 tarihi açıklanmıştı. Film daha sonra 2 Ekim 2026'ya, ardından 1 Ekim 2027'ye ertelendi.

Temmuzda filmin bir kez daha ertelendiği ve yeni vizyon tarihinin 18 Şubat 2028 olduğu açıklandı. Böylece iki filmin gösterimi arasında yaklaşık 6 yıllık bir süre olacak.

Kaynaklara göre filmin 2028'e ertelenmesi, yönetmen Reeves'e yapım sonrası süreçte ek zaman tanıyacak.

DC Studios Eş Başkanı ve CEO'su James Gunn, büyük bütçeli filmlerle devam yapımları arasında uzun süreler bulunmasının "son derece yaygın" olduğunu söyleyerek erteleme kararını savunmuştu.

Independent Türkçe, GQ, Variety