Duygunun söze sığmadığı yerde: Mélanie Pain

Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)
Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)
TT

Duygunun söze sığmadığı yerde: Mélanie Pain

Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)
Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)

Mélanie Pain'ın sesi daha ilk anda tanıdık geliyor. Ne de olsa uzun yıllar Nouvelle Vague'ın sesi olarak tanındı. Ama bugün bu tanım onu eksik bırakıyor. Çünkü solo kariyerinde giderek sadeleşen, duyguyu öne çıkaran ve kendine ait bir müzikal dil kuran başka bir yere ulaştı. Sesi hâlâ çoğumuzu Nouvelle Vague'ın o zarif, hafif melankolik dünyasına götürüyor ama Pain artık yalnızca geçmişle anılan bir isim değil, yıllar içinde kendi dilini kurmuş bir müzisyen. Onun müziği, duygunun tarif edilemediği ama çok net hissedildiği bir yerden geliyor.

Son albümü How and Why, bu yolculuğun en berrak durağı gibi. Gösterişten uzak, neredeyse çıplak bir folk diliyle kurulan albüm, gitar ve vokalin yalın birlikteliğine yaslanıyor. 

Pain'in yumuşak, derin ve zarif vokali de bu minimal yapıda daha belirgin hale geliyor. Uzun süredir birlikte çalıştığı müzisyenlerle canlı kaydedilen albüm, Kings of Convenience, Iron & Wine ve Emilíana Torrini gibi isimlerin izini taşısa da sonuçta ortaya çıkan şey bütünüyle Mélanie Pain'e ait.

Pain'i bu kez İstanbul'a getiren de bu döneminin ruhu. Bugün (3 Nisan) Blind İstanbul'da sahne alacak sanatçı, yıllar sonra yeniden Türkiye'ye dönmenin heyecanını gizlemiyor. 

Daha önce, mekanın Babylon adıyla anıldığı dönemde Nouvelle Vague'la sahne aldığını hatırlıyor. "Unutulmayacak bir geceydi" diyor. Bu kez sahnede tamamen kendi şarkıları var, üstelik bugün onu sahnede yalnız bırakmayacak hayranlarına bazı sürprizler de hazırlamış:

Solo repertuvarımla geri dönmek benim için çok özel. Ve evet, birkaç sürpriz de olacak... Ama şimdilik sır.

Türkiye'yle kurduğu bağın yıllar içinde değiştiğini anlatırken sesi yumuşuyor ve bunu daha kişisel bir yerden tarif ediyor. Artık sadece bir konser durağı değil burası. "Orada gittikçe daha fazla insan tanıyorum. Bu yüzden bağım daha gerçek, daha derin" diyor. İstanbul'dan her ayrılışında içinde kalan duyguyu ise tek kelimeyle özetliyor: Minnet. 

"Turistik tarafın ötesinde, insanların cömertliğini hissediyorum" diye devam ediyor sözlerine.

Bu bağın belki de en somut karşılığı ise Türkçe şarkılar. Pain'in Duman'ın Senden Daha Güzel'ine getirdiği yorumunun Türkiye'de gördüğü ilgi, onun için de sürpriz olmuştu. O hikayeyi anlatırken hâlâ şaşkın: 

Bir arkadaşım bana anlamlı Türkçe şarkılardan oluşan bir liste hazırladı. Senden Daha Güzel'in herkesin barlarda eşlik ettiği bir klasik olduğunu söyledi. İlk dinlediğimde şarkının gücüne kapıldım. Melodiyi hemen söyleyebildim.

Şarkıyı Fransızcaya taşıma fikri ise bizzat Duman'ın lideri Kaan Tangöze'den geliyor. Pain, "Kaan'a gönderdim, çok beğendi. Hatta Fransızca versiyon fikrini o önerdi" diye anlatıyor. Daha sonra da İstanbul'da grubun konserine gitmiş. O konserin atmosferinden çok etkilendiğini de anlatıyor:

Etrafımdaki herkes şarkıyı söylüyordu. Çok duygusaldı.

Ama asıl etkileyici olan, Pain'in bu şarkıya yaklaşım biçimi. Orijinal versiyonun enerjisini alıp onu yumuşatıyor, içine melankoli katıyor, neredeyse fısıltıya yakın bir tona çekiyor. "Şarkının bana ait gibi duyulmasını istedim" diyor: 

Akorları korudum ama sözleri kendi yorumumla söyledim. Sanırım melankolisini biraz daha öne çıkardım.

Onun için müzik sabit bir şey değil. "Şarkılar yaşayan şeyler" diye ekliyor: 

Değişirler, dönüşürler.

Bu yaklaşım, Barış Manço'nun Hal Hal yorumunda da kendini gösteriyor. Psikedelik kökleri güçlü olan bu şarkı, Pain'in elinde daha sakin, daha içe dönük bir forma bürünüyor. Akustik gitarın öne çıktığı düzenleme, hafif perküsyonlar ve ince dokunuşlarla genişliyor. Pain'in sesi ise şarkıyı neredeyse baştan yazıyor: Daha kırılgan, daha güneşli ve aydınlık...

"Barış Manço'yu keşfettiğimde adeta ona takıntılı hale geldim" diyor gülerek. Ben de söz Barış Manço'ya gelince bu duygunun pek çok kişiye tanıdık geleceğini, yalnız olmadığını hatırlatıyorum ona. 

O ise "Melodilerindeki zenginlik ve yaratıcılık beni çok etkiledi" diye karşılık veriyor. Şarkının bugün hâlâ neden güçlü olduğuna dair cevabı ise basit: 

Eskimiyor. Paris'teki çocuklarım bile Hal Hal'ı söylemeye başladı.

Onun için cover yapmak bir yeniden yaratım süreci ama aynı zamanda büyük bir sorumluluk. "Bir şarkıyı anlamadan söyleyebilirsiniz" diyerek ekliyor: 

Ama gerçekten hissettiğinizde çok daha güçlü olur.

Bu yüzden her şarkıya uzun uzun hazırlanıyor. Sözleri, bağlamı, hikayeyi öğrenmeden mikrofonun başına geçmiyor: 

Şarkıya saygı duymak istiyorum. Ona özen göstermek, iyi bakmak...

dsvfd
Mélanie Pain, Nouvelle Vague'la özellikle new wave klasiklerine getirdiği akustik yorumlarla uluslararası tanınırlık kazandı (Simon Vanrie)

Bu titizlik, How and Why albümünde de hissediliyor. Pain, albümde neredeyse tam kontrol sahibi: Şarkıların çoğunu kendisi yazmış, prodüksiyon sürecini de yönlendirmiş. Ama bu "kontrol" kelimesi kulağa geldiği kadar sert değil onun dünyasında. "Tek bir amacım vardı" diyor: 

Beni mutlu edecek, hayatımı umutla dolduracak şarkılar yazmak.

Ortaya çıkan albüm gerçekten de hayal ettiği gibi: Güneşli ama hüzünlü, sade ama derin. Gürültüden arınmış, doğrudan kalbe dokunan bir ses dünyası.

Pain, yıllarını geçirdiği Nouvelle Vague'la solo işleri arasında keskin bir çizgi olmadığını söylüyor. "Ne söylersem söyleyeyim aynı ruhu katıyorum" diyor. Ama solo üretimde bir fark var: Hikaye artık tamamen ona ait. Kendi sözleri, kendi melodileri ve elbette kendi duyguları.

Bir şarkıyla gerçekten bağ kurup kurmadığını anlaması ise son derece basit. "Söylerken tüylerim diken diken oluyorsa, bu iş tamamdır" diyor: 

Bağ kurmuşumdur.

Bu bağ, sahnede de kendini gösteriyor. Yıllardır söylediği şarkılar bile onun için her seferinde yeniden doğuyor. "Bu biraz gizemli" diye gülüyor: 

Ama seyirci, mekan, ruh halim... Hepsi değişiyor. Ve tüm bunlarla birlikte şarkı da değişiyor.

İstanbul konseri için o geceyi temsil edecek tek bir şarkı var aklında: Aussi belle que toi. Yani Senden Daha Güzel'in Fransızca versiyonu: 

İstanbul'u çok iyi anlatıyor. Çok güzel, çok benzersiz. Bu şehre aşık olmak çok kolay.

f
Pain'in müziğinde folk, indie ve bossa nova etkileri sıkça bir arada duyuluyor (Simon Vanrie)

Biraz ileri sarıp konserden sonra seyircinin nasıl hissetmesini istediğini soruyorum. Cevabı yine sade, yine naif. Ama bir yandan da hepimizin hayalini kurduğu bir hissiyattan bahsediyor sanki: 

Daha hafif. Daha huzurlu. Sanki iki saatliğine yumuşak ve mutlu bir dünyaya gitmiş gibi.

Mélanie Pain'in müziği de tam olarak bunu yapıyor zaten. Gürültünün içinden sessiz bir alan açıyor. Acele etmeden, kendini göstermeye çalışmadan, sadece var olarak. Belki de bu yüzden, yıllar sonra bile yeniden keşfediliyor. Çünkü kimi sesler, sadece ilk duyulduğunda değil, gerçekten hazır olduğunuzda, insan tam da yerini bulduğunda anlam kazanıyor. Ve Pain'in sesi de onlardan biri...

Independent Türkçe



Michael Jackson'ı canlandıran yeğeni, süperstarı anlattı

Jaafar Jackson, yakında gösterime girecek biyografik film Michael'da amcası rolünde (Lionsgate)
Jaafar Jackson, yakında gösterime girecek biyografik film Michael'da amcası rolünde (Lionsgate)
TT

Michael Jackson'ı canlandıran yeğeni, süperstarı anlattı

Jaafar Jackson, yakında gösterime girecek biyografik film Michael'da amcası rolünde (Lionsgate)
Jaafar Jackson, yakında gösterime girecek biyografik film Michael'da amcası rolünde (Lionsgate)

Jaafar Jackson, hayatını kaybeden pop süperstarı Michael Jackson'ı canlandıracağı biyografik filmin vizyona girmesinden önce, amcasıyla geçirdiği zamanlara dair anılarını paylaştı.

Yönetmen koltuğunda Antoine Fuqua'nın oturduğu Michael, 24 Nisan'da (Türkiye'de 22 Nisan) vizyona girecek. Filmin fragmanlarında Jaafar, amcasının ünlü dans hareketlerini taklit ediyor, tiz sesiyle konuşuyor ve hatta onun meşhur "hee-hee" sesini de çıkarıyor.

Today'e verdiği yeni röportajda Jaafar, ilk filminde bu yüksek baskı altında kaldığı rolü üstlenmeye layık olduğunu kanıtlamak için çok çalıştığını söyledi.

29 yaşındaki oyuncu, "Bu, gerçekten hak etmem gereken bir süreçti ve filmi yapanlara, bana ve aileme, bu işin altından kalkabileceğim noktaya gelebileceğimi kanıtladı" dedi.

Michael, 25 Haziran 2009'da hayatını kaybettiğinde Jaafar henüz 12 yaşındaydı ancak amcasıyla geçirdiği zamanlara dair güzel anıları olduğunu söylüyor.

Görsel kaldırıldı.
Michael Jackson, 1984'te rekor kırarak bir gecede 8 Grammy ödülü kazandıktan sonra yapımcı Quincy Jones'la birlikte (AP)

Jaafar "Ben çocukken ailece vakit geçirdiğimizi hatırlıyorum" dedi. 

Michael, benim çocukluğumun geçtiği yere gelirdi... Ve bazen hepimiz bir araya gelip bütün gün ailece oyun oynardık. Neverland'de harika vakit geçirirdik, saklambaç oynardık, bol bol şeker toplardık, lunapark oyuncaklarına binerdik, film izlerdik. Her şey çok eğlenceliydi.

Filmin vizyona girmesinden önce nasıl hissettiği sorulduğunda Jaafar "Bu kadar büyük ve geniş ölçekli bir projeye girerken ve bunu sinematik şekilde anlatırken insan kesinlikle sorumluluk hissediyor" diye ekledi.

Çok iyi iş çıkarmak istediğim, gerçek özünü ve o duyguyu yakaladığımdan emin olmak istediğim o kadar çok an vardı ki… Buna inanmak için önce onu hissetmem gerekiyordu.

Michael'ın yapımcıları daha önceki bir açıklamada "Film, Michael Jackson'ın müziğin ötesine uzanan hayatının hikayesini anlatıyor; Jackson Five'ın solisti olarak olağanüstü yeteneğinin keşfedilmesinden, yaratıcılık azmiyle dünyanın en büyük eğlence yıldızı olma yolunda durmak bilmeden ilerleyen vizyoner bir sanatçıya dönüşmesine kadarki yolculuğunu izliyor" demişti.

Hem sahne dışındaki hayatını hem de solo kariyerinin başlarındaki en ikonik performanslardan bazılarını öne çıkaran film, izleyicilere Michael Jackson'ı daha önce hiç olmadığı kadar yakından tanıma fırsatı sunuyor. Onun hikayesi burada başlıyor.

Başrolün yanı sıra Colman Domingo, Jackson'ın babasını, Nia Long ise annesini canlandıracak. Oyuncu kadrosunda Jackson'ın avukatı rolündeki Miles Teller, müzik yapımcısı Suzanne de Passe'i canlandıran Laura Harrier ve Diana Ross'a hayat veren Kat Graham da var.

Independent Türkçe


The Pitt'in yıldızı dizide alınan "en zekice kararı" açıkladı

Sepideh Moafi ve Noah Wyle, The Pitt'in başrollerindede (HBO Max)
Sepideh Moafi ve Noah Wyle, The Pitt'in başrollerindede (HBO Max)
TT

The Pitt'in yıldızı dizide alınan "en zekice kararı" açıkladı

Sepideh Moafi ve Noah Wyle, The Pitt'in başrollerindede (HBO Max)
Sepideh Moafi ve Noah Wyle, The Pitt'in başrollerindede (HBO Max)

Popüler tıp draması The Pitt, oyuncu kadrosu, gerçekçiliği ve güncel konuları işlemeyi tercih etmesiyle övgü topluyor. Ancak başrol oyuncusu Noah Wyle, dizinin aldığı "en zekice kararın" ne olduğunu paylaştı.

HBO Max dizisinde Dr. Michael "Robby" Robinovitch'i canlandıran eski ER oyuncusuna göre, dizinin başarısı müzik kullanımından kaçınma yönündeki yaratıcı seçimden kaynaklanıyor.

Televizyondaki diğer pek çok yapımdan farklı olarak The Pitt'in bir dizi müziği yok ve bu fikri ilk olarak dizinin ortak yaratıcısı R. Scott Gemmill önermişti. Wyle bu kararı, dijital yayın platformlarının yükselişinin yarattığı tembel izleme alışkanlıklarına karşı bir panzehir olarak niteliyor.

The Independent'a konuşan aktör "Bence aldığımız en zekice karar, Scott'ın diziden müziği çıkarma kararıydı" dedi. 

Çünkü kendi çocuklarımı televizyon seyrederken izledim ve yaylı enstrüman sesini duyar duymaz dikkatleri dağılıyor. Davul sesini duyar duymaz dikkatleri tekrar ekrana dönüyor.

Wyle, bir şeyden "nasıl hissedileceğine ilişkin işitsel ipucunu" çıkarınca izleyicilerin daha çok meraka kapıldığını "ve kadrajdaki ipuçlarını aramak zorunda kaldığını" söyledi.

Durumun ciddiyetini anlamak için doktorların sesini dinlemeleri gerekiyor ve bu çok daha az pasif bir izleme deneyimi.

Oyuncu sözlerine "Çok bilgili ve bıkkın halde arkanıza yaslanıp ilgisiz kalmak yerine, kendinizi hikayeye verip sizi nereye götüreceğini tam bilmemek, uzun vadede daha tatmin edici" diye devam etti.

Wyle ayrıca televizyon izleyicilerinin, dizilere vakit ayırıp tatmin edici bir sonuç alamadıkları için hayal kırıklığına uğradığını da savundu.

Aktör "İzleyiciler daha önce ihanete de uğramıştı. Bir diziye bu kadar zaman ayırıyorlar ama hikaye açısından karşılığını alamayınca kendilerini bir bakıma terk edilmiş sevgili gibi hissediyorlar" dedi.
 

frbf
Noah Wyle, The Pitt'te Dr. Michael "Robby" Robinovitch rolünde (HBO)

Bu yüzden bu dizinin senaryosuyla gerçekten gurur duyuyorum; en azından şimdiye kadar bu beklentileri karşılama ve olay örgülerinin gerçekten tatmin edici bir noktaya ulaşmasında tutarlı olduk.

The Pitt'in her sezonu, Pittsburgh'deki yoğun bir acil servisin kalbinde geçen 15 saatlik bir mesaiyi takip ediyor ve her bölüm, sınırlarına kadar zorlanan doktor ve hemşirelerin hayatının bir saatine odaklanıyor.

Birinci sezon, HBO Max'te halen yayında ve ikinci sezonun bölümleri de haftalık olarak gösterime giriyor.

Independent Türkçe


Ryan Gosling, Oscarlı yönetmenlerin filminden ayrıldı

Kurtuluş Projesi (MGM)
Kurtuluş Projesi (MGM)
TT

Ryan Gosling, Oscarlı yönetmenlerin filminden ayrıldı

Kurtuluş Projesi (MGM)
Kurtuluş Projesi (MGM)

Ryan Gosling, Oscar ödüllü yönetmenler Daniel Kwan ve Daniel Scheinert'ın projesinden ayrıldı.

Deadline'ın doğruladığı üzere Gosling, takvim uyuşmazlığı nedeniyle yapımdan çıktı. 

Aşıklar Şehri'nin (La La Land) 45 yaşındaki yıldızı, ilk başta 12 Haziran 2027'de gösterime girmesi planlanan ancak daha sonra 19 Kasım 2027'ye ertelenen bu gizli projede rol alacaktı. 

Daniels diye bilinen yönetmen ikilisi Kwan ve Scheinert, bu yaz Los Angeles'ta filmin çekimlerine başlamayı planlıyordu.

Ancak Gosling'in programı, zaman çizelgesindeki bu değişikliğe uyum sağlayamadı.

Karanın tam nedeni açıklanmazken aktör, kısa süre önce vizyona giren bilimkurgu destanı Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary) için dünya çapında düzenlenen devasa bir basın turunu geride bıraktı.

Andy Weir'ın 2021 tarihli romanından uyarlanan film, evinden ışık yılları uzaklıktaki bir uzay gemisinde uyanan, kim olduğu ya da neden orada olduğuna dair hiç şey hatırlamayan bir adamı konu alıyor. Film, 200 milyon dolarlık bütçesiyle dünya çapında 300,8 milyon dolar hasılat elde ederek gişede büyük başarı yakaladı.

Avatar: Ateş ve Kül'ü (Avatar: Fire and Ash) geride bırakarak yılın en yüksek hasılat yapan Hollywood filmi oldu. James Cameron'ın yapımı, yılın ilk üç ayında gişede hakimiyet kurmuştu.

The Independent'ın film eleştirmeni Clarisse Loughrey, yapıma 4 yıldız verdiği incelemede Kurtuluş Projesi'ni "olabildiğince coşkulu ve sevimli" diye tanımladı.

Gosling'in ayrılma haberi, bilimkurgu türündeki aksiyon-macera filmi Her Şey Her Yerde Aynı Anda'yla (Everything Everywhere All At Once) 2023 Oscar'ında En İyi Film de dahil 7 ödül kazanan Daniels ikilisinin hayranlarına büyük darbe olacak.

Deadline, Gosling'in ayrılmasına rağmen Universal ve Daniels'ın hedefledikleri tarihlere uymaya devam ettiğini bildirirken, onun boş bıraktığı rol için çok sayıda adayın yarışması bekleniyor.

dvfdv
Çoklu evrene doğru (A24)

Gosling yine de gelecek yıl büyük bir filmde rol alacak; Star Wars: Starfighter'ın mayısta vizyona girmesi planlanıyor.

Deadpool ve Wolverine'in (Deadpool & Wolverine) yönetmeni Shawn Levy'nin imzasını taşıyacak bu yapım, 9 filmlik Skywalker serisinden ayrı olacak.

Geçen yıl nisanda haberi duyuran Gosling, Tokyo'da düzenlenen bir Yıldız Savaşları (Star Wars) kutlama etkinliğinde hayranlarına şöyle demişti: 

Burada bulunmak ve hepinizi görmek, bunu yapmak için daha da ilham veriyor... Filmlerin bizim için ne kadar önem taşıyabileceğini, özellikle de bu filmlerin bizim için ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor... Tek umudumuz şu: 'Hayranlar bizimle olsun'.

Independent Türkçe