Çocuklarda lösemi riskiyle "sonsuz kimyasallar" arasındaki bağlantı keşfedildi

Kirlenmiş içme suyu, yağ geçirmez ambalajlardan tüketilen gıdalar ve diğer ev ürünleriyle birlikte, insanlarda saptanan sonsuz kimyasalların başlıca kaynağı (Pexels)
Kirlenmiş içme suyu, yağ geçirmez ambalajlardan tüketilen gıdalar ve diğer ev ürünleriyle birlikte, insanlarda saptanan sonsuz kimyasalların başlıca kaynağı (Pexels)
TT

Çocuklarda lösemi riskiyle "sonsuz kimyasallar" arasındaki bağlantı keşfedildi

Kirlenmiş içme suyu, yağ geçirmez ambalajlardan tüketilen gıdalar ve diğer ev ürünleriyle birlikte, insanlarda saptanan sonsuz kimyasalların başlıca kaynağı (Pexels)
Kirlenmiş içme suyu, yağ geçirmez ambalajlardan tüketilen gıdalar ve diğer ev ürünleriyle birlikte, insanlarda saptanan sonsuz kimyasalların başlıca kaynağı (Pexels)

"Sonsuz kimyasallar" diye bilinen flor bazlı kimyasallar grubu, 20. yüzyılın ortalarında keşfedilmesinden bu yana son derece yaygın kullanılıyor. Yağ geçirmez gıda ambalajlarından yapışmaz tencerelere, diş ipinden maskaraya ve yangın söndürme köpüğüne kadar, bu kimyasallar onlarca yıldır muazzam miktarlarda tüketiliyor.

Popülerlikleri; su ve yağı itme, yüksek sıcaklıklara dayanma ve inanılmaz bir dayanıklılık sunma gibi mucizevi görünen özelliklerinden kaynaklanıyor.

Öte yandan bu kimyasallar kolayca bozunmuyor ve bazı bileşiklerin yüzlerce veya binlerce yıl varlığını sürdürmesi bekleniyor. Ayrıca içme suyuna sızabiliyor, gıdaları kirletebiliyor ve nihayetinde insan ve hayvan vücudunda birikebiliyorlar.

Halihazırda bu kimyasallar kanser, kardiyovasküler hastalıklar, demans ve kısırlıkla ilişkilendiriliyor.

Kaliforniya Üniversitesi'nden bir ekibin yeni araştırmasında PFAS (perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler) diye de bilinen bu kimyasallara erken yaşta maruz kalmanın, en yaygın çocuk kanseri türü akut lenfoblastik lösemi riskinin artmasıyla ilişkili olduğu tespit edildi.

Araştırmacılar, maruziyetin bebek ve çocuklar üzerindeki etkilerini araştırmak ve bu yaygın kimyasallara erken maruz kalmanın etkilerini daha net ortaya koymak amacıyla, 15 yıl boyunca Los Angeles County'deki yenidoğanlardan toplanan kurutulmuş kan örneklerini analiz etti.

Çalışmada 2000 ila 2015'te doğmuş, akut lenfoblastik lösemi teşhisi alan 125 çocukla kanser olmayan 219 çocuk yer aldı.

Yenidoğanların kanında tespit edilen 17 PFAS maddesi arasında, PFOA ve PFOS adlı iki tür en yüksek seviyelerdeydi. PFOA'nın başlıca kaynağı içme suyu olsa da gıda ambalajlarında ve su geçirmez kumaşlarda kullanılmasının yanı sıra yakın zamana kadar Teflon mutfak gereçlerinde de bulunuyordu. PFOS da benzer amaçlarla kullanılırken, sentetik giysilerde ve halılarda da yer alıyor.

Ekip, araştırmaya göre kanlarında daha yüksek PFAS seviyeleri saptanan çocukların lösemiye yakalanma olasılığının arttığını belirtiyor ancak "tahminlerin kesin olmadığını" da ekliyor.

Bilim insanları "Risk, iki kimyasala birden maruz kalındığında da artıyor gibi görünüyor" diyor.

Kaliforniya Üniversitesi Irvine kampüsündeki Wen Halk Sağlığı Okulu'nun başkanı ve çevre ve iş sağlığı alanında öğretim üyesi Veronica Vieira, ortak yazarı olduğu çalışma hakkında şu ifadeleri kullanıyor: 

Bu araştırma bizi, içme suyundan maruziyet düzeyini tahmin etmek yerine, doğumdaki mevcut PFAS'ı doğrudan ölçerek, bebeklerin en başından itibaren neye maruz kaldığını anlamamıza bir adım daha yaklaştırıyor.

Vieira, "Gelişim sürecinin kritik bir döneminde maruz kalma düzeylerini ölçerek çevresel kirleticilerin, çocuk kanseri riskine nasıl katkıda bulunabileceğine dair daha net bir resim elde ediyoruz" diye ekliyor.

Araştırma ekibi, çalışmalarının neden-sonuç ilişkisini kanıtlamadığını belirtiyor ancak yine de şöyle diyorlar: 

Bu çalışma, yaşamın erken dönemlerinde PFAS'lara maruz kalmanın çocuklarda kanser riskine katkıda bulunabileceğine dair giderek artan kanıtlara bir yenisini ekliyor.

"Sonsuz kimyasalların" oluşturduğu risklerin son yıllarda daha iyi anlaşılması, bu maddelerin kullanımına karşı tepkiye yol açıyor.

Teflon mutfak gereçlerinde PFAS kullanımı 2005'te Birleşik Krallık'ta (BK), 2008'de Avrupa'da yasaklandı; ABD'de ise 2014'te bu ürünlerin satışı durduruldu.

Britanya'da daha fazla kontrol önlemi alınması da gündemde ve konuyla ilgili endişeleri olan bazı milletvekilleri, hükümetten okul üniformaları, gıda ambalajları ve mutfak gereçlerinde bir grup sentetik kimyasalın kullanımını yasaklamasını talep ediyor.

BK Çevre Denetim Komitesi, PFAS'ın risklerine ilişkin bir raporda hükümeti bu kimyasalların gereksiz kullanımına kısıtlamalar getirmeye ve 2027'den itibaren aşamalı bir sınırlama başlatmaya çağırdı.

Araştırma, Journal of Exposure Science & Environmental Epidemiology'de yayımlandı.

Independent Türkçe



Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
TT

Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)

Yeni bir araştırmada, yapay zeka botları tarafından internette gerçekleştirilen siber saldırıların sayısının son bir yılda 10 kattan fazla arttığı bulundu.

Thales'in siber güvenlik araştırmacılarının hazırladığı 2026 Kötü Niyetli Bot Raporu'na göre, yapay zeka destekli botların günlük saldırı sayısı sadece bir yıl içinde 2 milyondan 25 milyona çıktı.

Raporda, "Yapay zeka destekli saldırılardaki bu artış önemli olsa da 2025'teki daha büyük değişim, internet altyapısında yapay zeka ve otomasyonun normalleşmesiydi" ifadelerine yer verildi.

Yapay zeka tabanlı saldırıların çok çeşitli sektörlerde ve coğrafyalarda gözlemlenmesi, yapay zeka destekli otomasyonun küresel ölçeğini ve erişimini vurguluyor.

Yapay zeka botlarının hedef aldığı sektörler, perakende ve iş dünyasından eğitim ve kamu sektörüne kadar uzanıyor.

Aynı raporda geçen yıl, 2024'teki tüm internet trafiğinin yarısından fazlasının botlardan oluştuğu ve bu eğilimin 2025'te de süreceği tespit edilmişti.

Botlar artık tüm internet trafiğinin yüzde 53'ünden fazlasını oluştururken, bu oran bir önceki yıl belirlenen yüzde 51'den daha yüksek.

İnternet trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ı artık kötü niyetli bot denen yazılımlardan meydana geliyor. Bunlar, veri çalmak için tasarlanmış otomatik sistemlerden, internet sitelerini çökertmek amacıyla yoğun trafik gönderen botnetlere kadar uzanabiliyor.

2025'te bot saldırılarının en çok hedef aldığı ülke ABD olurken onu Avustralya, Birleşik Krallık ve Fransa izledi.

Kötü niyetli yapay zeka botlarının yükselişi, sürekli evrim geçiren bu tehdide karşı interneti korumakla görevli siber güvenlik uzmanları için yeni zorluklar yaratıyor.

Thales'in uygulama ve güvenlikten sorumlu genel müdürü Tim Chang, "Yapay zeka, otomasyonu kuruluşların engellemeye çalıştığı bir şeyden, aynı zamanda yönetmek zorunda oldukları bir şeye dönüştürüyor" diyor.

Artık işin zor kısmı botları tespit etmek değil. Botun, ajanın veya otomasyonun ne yaptığını, bunun iş amaçlarıyla uyumlu olup olmadığını ve kritik sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini anlamak.

Independent Türkçe

 


Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
TT

Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)

Bilim insanları, akreplerin iğne ve kıskaçlarını çinko ve demir gibi metallerle güçlendirdiğini tespit etti.

8 bacaklı araknidler olan akrepler, böcekleri kıskaçlarıyla yakalayıp zehirli iğnelerini saplayarak avlanıyor.

Avlarını etkisiz hale getirmek için bazı türler büyük kıskaçlarına, diğerleriyse iğnelerine daha çok bel bağlıyor.

Bilim insanları bazı akrep türlerinin vücudunda metaller bulunduğunu biliyordu ancak bunların avlanma biçimlerini nasıl etkilediği belirsizliğini koruyordu. Farklı türlerin avlanırken farklı vücut bölümlerini öne çıkarması, bu tercihlerle metal dağılımı arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu.

Smithsonian Enstitüsü Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden araştırmacılar, akreplerin "silah" gibi kullandığı uzuvlardaki metal içeriğinin avlanma biçimleriyle ilişkisini inceledi.

Ekip müzedeki koleksiyonlardan yararlanarak 18 akrep türünü X ışınları, elektron mikroskopları ve son derece ince lazerlerle analiz etti.

Bulguları hakemli dergi Journal of the Royal Society Interface'te bugün (29 Nisan) yayımlanan çalışmada çinko, manganez ve demir gibi metallerin belirli bölgelerde yoğunlaştığı görüldü.

Örneğin iğnelerin ucunda bir çinko tabakası, hemen arkasında ise manganez bulundu. Kıskaçların ise özellikle kesici kenarlarında çinko ve demir saptandı.

Araştırmacılar, eğer iğne veya kıskaçta yüksek oranda çinko varsa diğer uzuvda daha az çinko bulunduğunu tespit etti. Bu durum, bazı türlerin avlanırken iğneyi, bazılarınınsa kıskaçları daha çok kullanmasıyla örtüşüyor.

Bilim insanları ayrıca kıskaçları daha küçük ve zayıf olan türlerin bu vücut kısımlarında, diğerine göre daha fazla çinko ve demir olduğunu gözlemledi. Bu metaller, kıskaçları daha dayanıklı  hale getirmeye yarıyor olabilir. 

Araştırmacılar ince kıskaçların daha hızlı hareket ederek avı yakalamayı kolaylaştıracağını ancak kalın olanara kıyasla daha çabuk kırılacağını söylüyor. Bulgular, çinko ve demirin bu kırılganlığı azaltabileceğine işaret ediyor.

Yeni çalışma, bir türün avlanma davranışıyla kendine özgü metal bileşimi arasında açık bir evrimsel bağlantı olduğunu gösteriyor.

Bilim insanları çalışmadaki yöntemin, karıncalar, yaban arıları ve kırkayaklar gibi çeşitli vücut parçalarında metal bulunan türleri daha iyi anlamaya yaramasını umuyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Smithsonian Magazine, Journal of the Royal Society Interface


Şempanzeler hava durumunu öngörebiliyor mu?

Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)
Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)
TT

Şempanzeler hava durumunu öngörebiliyor mu?

Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)
Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)

Şempanzelerin yaklaşan hava koşullarını sezerek yuvalarını buna göre hazırlıyor olabileceği tespit edildi.

Şempanzeler ormanda geçirdikleri her günün sonunda kendilerine bir yuva hazırlayıp burada uyuyor. Genellikle ağaçlara yaptıkları bu yuvalar rüzgar ve yağmurdan korunmalarını sağlıyor.

Bugüne kadar şempanzelerin yuva yapma davranışıyla ilgili çalışmalar büyük ölçüde sıcak ortamlara odaklanıyordu.

Batı Avustralya Üniversitesi'nden doktora öğrencisi Hassan Al-Razi ve ekibi, bu davranışı daha soğuk ortamlarda incelemek için Ruanda'daki Nyungwe Ulusal Parkı'ndaki şempanzeleri bir yıl boyunca gözlemledi.

67 şempanzeyi takip eden araştırmacılar, bu primatların yuvalarını her zaman çevresel koşullara göre hazırladığını belirledi. Soğuk ve yağışlı havalarda yapılan sığınaklar daha kalın ve derindi; ayrıca daha iyi bir yalıtıma sahipti.

Bilim insanları daha sonra yuvaların özelliklerini, inşa edildikleri sıradaki ve sonraki gecenin hava durumuyla karşılaştırdı.

Bulguları hakemli dergi Current Biology'de dün (28 Nisan) yayımlanan çalışmaya göre yuvalar, yapıldıkları zamandaki hava koşullarından ziyade yaklaşan gecenin koşullarına daha çok uyumluydu.

Bu durum, şempanzelerin hava durumunu tahmin etme ve kararlarını yalnızca o anki koşullara göre değil, geleceğe dönük bir öngörüyle de verebiliyor olabileceğine işaret ediyor.

Çalışmanın yazarları örneğin kuşların barometrik basınç değişikliklerini algılayıp yaklaşan fırtınalardan kaçtığına değiniyor.

Şempanzeler de sıcaklık, nem veya atmosfer basıncındaki değişimler gibi çevresel ipuçlarını yakalıyor olabilir.

Araştırmacılar, şempanzelerin her gece yuva yapmaya sadece birkaç dakika ayırdığını ve neden her gün dayanaklı sığınaklar yapmadıklarını bilmediklerini söylüyor. Bunun basitçe enerji tasarrufundan kaynaklanması da mümkün.

Yeni çalışma şempanzelerin özel bir beceriye sahip olabileceğine işaret etse de bilim insanları, mevcut bulguların kesin bir yargıya varmak için yeterli olmadığını belirtiyor.

Al-Razi, Conversation için kaleme aldığı yazıda "Bu durum, şempanze davranışlarının, daha sonraki koşullarla ilişkili çevresel sinyallere tepki vermeyle tutarlı olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor: 

Her halükarda şempanzeler çevrelerine karşı olağanüstü bir duyarlılık sergiliyor ve içinde nasıl yaşayacaklarını iyi biliyorlar.

Independent Türkçe, IFLScience, Conversation, Current Biology