Küçük ekrandan beyazperdeye: Hollywood'un yeni jönleri

Euphoria'nın kötü çocuğu Jacob Elordi, 2022'de verdiği bir röportajda aniden gelen şöhrete alışmakta zorluk çektiğini ve "kendi olmaktan uzak hissettiği için" oyunculuğu bırakmayı düşündüğünü söylemişti (HBO)
Euphoria'nın kötü çocuğu Jacob Elordi, 2022'de verdiği bir röportajda aniden gelen şöhrete alışmakta zorluk çektiğini ve "kendi olmaktan uzak hissettiği için" oyunculuğu bırakmayı düşündüğünü söylemişti (HBO)
TT

Küçük ekrandan beyazperdeye: Hollywood'un yeni jönleri

Euphoria'nın kötü çocuğu Jacob Elordi, 2022'de verdiği bir röportajda aniden gelen şöhrete alışmakta zorluk çektiğini ve "kendi olmaktan uzak hissettiği için" oyunculuğu bırakmayı düşündüğünü söylemişti (HBO)
Euphoria'nın kötü çocuğu Jacob Elordi, 2022'de verdiği bir röportajda aniden gelen şöhrete alışmakta zorluk çektiğini ve "kendi olmaktan uzak hissettiği için" oyunculuğu bırakmayı düşündüğünü söylemişti (HBO)

Hollywood'un şatafatlı dünyasında zirveye tırmanmanın yolu, sanılanın aksine her zaman dev bütçeli sinema filmlerinden geçmiyor. Geçmişe dönüp baktığımızda ER'ın acil servisinden fırlayıp Hollywood'un belki de en karizmatik jönüne dönüşen George Clooney'yi, komedi dizisi Bosom Buddies'le televizyonda rüştünü ispatlayıp sinema tarihinin en saygın isimlerinden biri olan Tom Hanks'i ya da bir sitcom yıldızıyken gişe canavarına dönüşen Will Smith'i görmek bu kadim geleneğin en büyük kanıtı. Hatta bugün Marvel evreninde Thor rolünde çekiç sallayan Chris Hemsworth'ün bile bir zamanlar Avustralya pembe dizilerinde ter döktüğünü düşünürsek, küçük ekranın nasıl bir yıldız fabrikası olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Günümüzde ise dijital platformların küresel gücü sayesinde bu geçiş süreci çok daha hızlı. Diziler artık sinemaya geçmeden önceki "ısınma turu" gibi görülmüyor.  Birkaç bölüm içinde milyonlarca izleyiciye ulaşan genç oyuncular, kısa sürede stüdyoların en çok aradığı yüzlere dönüşebiliyor. 

Euphoria, Normal People, Skins, Stranger Things ve Sex Education gibi diziler de bu yıldız fabrikasının en güçlü örnekleri arasında. Jacob Elordi'den Paul Mescal'a, Nicholas Hoult'tan Finn Wolfhard ve Asa Butterfield'a uzanan bu kuşak, gençlik dizilerinin konforlu alanından çıkıp prestijli yönetmenlerin, büyük stüdyo filmlerinin ve ödül sezonlarının merkezine yerleşti. 

Üstelik onları ilginç kılan yalnızca dış görünüşleri ya da sosyal medyadaki popülerlikleri değil; riskli rol seçimleri, türler arasında rahatça gezebilmeleri ve çocuk yıldızlıktan yetişkin oyunculuğa geçerken kimliklerini yeniden kurmaları... 

Biz de bu başarı hikayelerini yakından incelemek ve kuşağın en dikkat çeken isimlerine göz atmak istedik. İşte dizilerin konforlu dünyasında parlayıp, basamakları hızla tırmanarak Hollywood arenasında güç dengelerini değiştiren yeni nesil aktörler...

Jacob Elordi

Doğum tarihi: 26 Haziran 1997
Hollywood kapısını açan dizi: Euphoria
Sıçrama yaptığı Hollywood filmleri: Priscilla, Saltburn, Frankenstein
Bugün: Euphoria'daki tekinsiz ve toksik Nate Jacobs rolüyle yeteneğini tüm sektöre kanıtlayan Elordi, jenerasyonunun en karizmatik oyuncularından biri olarak Sofia Coppola gibi rejisörlerin vazgeçilmez başrolü haline geldi.

Avustralya'nın Brisbane kentinde büyüyen Jacob Elordi, lise yıllarında okul tiyatrosunda oyunculuğa adım attığında, boyunun 1.96 metreye ulaşması nedeniyle "çok uzun olduğu için asla rol alamayacağı" eleştirilerine maruz kalsa da bu fiziksel özelliğini zamanla ekrandaki en büyük avantajına dönüştürmeyi başardı. Sinemaya olan tutkusunu küçük yaşta keşfeden ve Heath Ledger'ın Kara Şövalye'deki (The Dark Knight) Joker performansını izledikten sonra oyuncu olmaya karar veren Elordi, Hollywood'a tutunmaya çalıştığı dönemde cebindeki son birkaç yüz dolarla arabasında yaşamak zorunda kaldı. 

dsrbtrb
Heath Ledger ve Marlon Brando gibi isimleri örnek alan Jacob Elordi, öfkeli ve manipülatif Nate Jacobs performansıyla  sadece "yakışıklı genç oyuncu" olmadığını kanıtladı (HBO)

Karayip Korsanları: Salazar'ın İntikamı'nda (Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales) figüran olarak kamera karşısına geçen Elordi, gençlik üçlemesi The Kissing Booth'la geniş bir hayran kitlesi kazansa da bu dönemde yaptığı işin kendisini tatmin etmediğini söyledi. 28 yaşındaki yıldız, daha sonra GQ'ya verdiği bir röportajda The Kissing Booth hakkında, "O filmleri çekmeden önce de yapmak istemiyordum. Saçmalar. Evrensel değiller, sadece bir kaçış" sözleriyle Hollywood'da nadir görülen bir açıksözlülüğe imza attı.

Kariyerindeki asıl dönüm noktasıysa HBO dizisi Euphoria'daki Nate Jacobs rolü oldu. Elordi, seçmeler sırasında repliklerinin bir kısmını unuttuğunu daha sonra kendisi anlatacaktı. Elordi, "Euphoria seçmeleri olmasaydı eve dönmek zorunda kalacaktım. Banka hesabımda sadece birkaç yüz dolar kalmıştı" diyerek o dönemde yaşadığı belirsizliği anlatmıştı.

Canlandırdığı karakterinin karanlık ve manipülatif dünyasına girebilmek için set boyunca çekim aralarında bile insanlardan uzak durup yalnız kalmayı tercih eden Elordi, bu tekniğiyle Hollywood'un radarına bir karakter oyuncusu olarak girmeyi başardı.

Sektörün dayattığı "romantik jön" kalıplarını yıkmak için bilinçli olarak riskli ve bağımsız projelere yönelen Avustralyalı aktör, Sofia Coppola imzalı Priscilla'da Elvis Presley'yi canlandırırken, karakterin ses tonunu yakalayabilmek için günde iki paket pastırma yiyerek ses tellerini kalınlaştırmaya çalıştı. Oscar ödüllü Emerald Fennell imzalı Saltburn'de aristokrat Felix rolüyle popüler kültürde adeta bir fenomene dönüşen Elordi, oyunculuk anlayışını klasik sinema geleneğinden ve eski kuşak oyunculardan beslediğini söylüyor. 

Magazin basını ve sosyal medya kültürüne mesafeli duran Elordi, dijital dünyanın oyuncular üzerindeki etkisini şu sözlerle özetliyor:

Sosyal medyada sürekli bir vitrin oluşturmak ve insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü umursamak zorunda kalmak, oyunculuğun doğasındaki o özgür ve yaratıcı ruhu tamamen öldüren korkunç bir zehir.

Kırmızı halılarda benimsediği 1970'ler esintili eforsuz retro stili, vintage çanta koleksiyonuna olan merakı ve entelektüel duruşuyla Z kuşağının en dikkat çeken moda ikonlarından biri kabul ediliyor. Klasik edebiyata, senaryo yazımına ve analog fotoğrafçılığa karşı tutku besleyen, set aralarında elinden kitap düşürmeyen oyuncu, kariyerini sadece kamera önüyle sınırlamak istemediğini her fırsatta dile getiriyor. 

Guillermo del Toro'nun Frankenstein uyarlamasından Uğultulu Tepeler'e (Wuthering Heights) uzanan projeleriyle Elordi, doğal karizmasını minimalist oyunculuk tekniğiyle harmanlayarak Hollywood sinemasının geleceğini kendi sanatsal kurallarıyla şekillendiriyor.

Paul Mescal

Doğum tarihi: 2 Şubat 1996
Hollywood kapısını açan dizi: Normal People
Sıçrama yaptığı Hollywood filmleri: Güneş Sonrası (Aftersun), All of Us Strangers, Gladyatör 2 (Gladiator II)
Bugün: Normal People'daki Connell rolüyle adeta bir gecede küresel bir fenomene dönüşen Mescal, bağımsız sinemada kazandığı Oscar adaylığının ardından Ridley Scott imzalı Gladyatör 2'de başrolü kaparak Hollywood'un en saygın aktörleri arasına yerleşti.

İrlanda'nın Maynooth kasabasında büyüyen Paul Mescal, gençlik yıllarında ülkenin geleneksel sporu olan Gal futbolunda profesyonel bir savunma oyuncusuyken, geçirdiği ciddi sakatlık nedeniyle spor kariyerine veda etmek zorunda kaldı. Bu dönüm noktasının ardından oyunculuğa yönelen ve Dublin'deki prestijli Lir Akademisi'nden mezun olan Mescal, kariyerinin henüz başındayken ilk kez kamera karşısına geçtiği, Sally Rooney'nin çok satan romanından uyarlanan Normal People'daki Connell Waldron performansıyla Emmy adaylığına uzanarak tüm sektörü şaşkına çevirdi. İlginçtir ki Mescal seçmeler sırasında Connell rolünü alacağından hiç emin olmadığını, hatta son tur görüşmeden çıktığında işin başkasına gideceğini düşündüğünü söylemişti.

xzdvfgrth
Paul Mescal, 2020 yapımı Normal People'da sessiz, popüler ancak içe kapanık ve duygusal olarak karmaşık Connell Waldron'ı canlandırıyor (BBC)

Dizide canlandırdığı karakterin simgesi haline gelen gümüş zincir kolye, beklenmedik şekilde bir popüler kültür fenomenine dönüştü. Mescal ise hayranların bu kolye adına sosyal medya hesabı açmasını hem komik hem de şaşırtıcı bulduğunu dile getirmişti.

Şöhret patlaması yaşamasına rağmen süper kahraman filmleri yerine bağımsız sinemaya yönelen Mescal, düşük bütçeli ilk film Güneş Sonrası'ndaki melankolik genç baba Calum rolüyle ilk Oscar adaylığını kucaklayarak kariyerindeki yükselişi farklı bir seviyeye taşıdı. Henüz 26 yaşındayken Oscar'a aday gösterilince, Peter O'Toole ve James Dean gibi isimlerin ardından bu kategoriye aday olan en genç oyuncular arasına girdi.

Tiyatro sahnesine olan tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmeyen ve Londra'da kapalı gişe oynadığı Arzu Tramvayı'nın (A Streetcar Named Desire) kulisindeyken usta yönetmen Ridley Scott'tan kariyerinin en önemli tekliflerinden birini aldı.

Canlandıracağı karakterleri inşa ederken fiziksel dönüşüme de büyük önem veren İrlandalı yıldız, antik Roma arenalarında dövüşecek bir gladyatöre dönüşmek için aylarca çalışsa da Hollywood'un tek tipleştirilmiş "kaslı jön" imajına karşı mesafeli duruşunu her zaman korudu. GQ'ya verdiği bir röportajda, "İnsanların bir karakteri oynadığımı unutup sadece onu izlemelerini istiyorum" sözleriyle oyunculuğa yaklaşımını özetlemişti.

Şöhretin getirdiği yoğun ilgiden, magazin dünyasından ve sosyal medyadan bilinçli olarak uzak duran Mescal, sektörün yıpratıcı doğasını Guardian'a verdiği röportajda şu sözlerle özetlemişti:

Oyunculuğu sadece bir iş, karakter yaratmayı ise kutsal bir zanaat olarak görüyorum. Bu yüzden sosyal medyadaki takipçi sayılarının ya da popülarite çılgınlığının bir oyuncunun sanatsal değerini belirlemesine izin verilmesini tamamen saçmalık olarak buluyorum.

Piyano çalabilen, şarkı sözü yazan ve müzikal geçmişi olan çok yönlü sanatçı, Ridley Scott'la gerçekleştirdiği ilk tanışma toplantısında usta yönetmenle yarım saat boyunca oyunculuk yerine sadece Gal futbolu üzerine sohbet ederek rolü kapacak kadar samimi ve eforsuz bir duruşa sahip. Setlerden uzak olduğu zamanlarda kitap okumayı, analog fotoğraf çekmeyi ve memleketi İrlanda'daki dostlarıyla vakit geçirmeyi seçen genç yıldız, kariyeri büyüse de özel hayatını ve üretim biçimini göz önünde yaşamamayı tercih ediyor. 

Son olarak Hamnet'te izlediğimiz Paul Mescal, bakışlarındaki hüzünlü derinliği güçlü bir ekran karizmasıyla harmanlayarak, hem bağımsız sinemada hem de büyük stüdyo yapımlarında aranan oyuncular arasında yer alıyor.

Nicholas Hoult

Doğum tarihi: 7 Aralık 1989
Hollywood kapısını açan dizi: Skins
Sıçrama yaptığı Hollywood filmleri: Mad Max: Fury Road, X-Men serisi, The Favourite, Superman: Legacy
Bugün: Gençlik fenomeni Skins'deki Tony Stonem karakteriyle adeta bir jenerasyonun çehresini değiştiren Hoult, çocuk yıldız lanetini kırarak Hollywood'un en eksantrik karakter oyuncularına ve James Gunn'ın yeni DC evrenindeki Lex Luthor gibi devasa başrollere uzanan muazzam bir kariyer inşa etti.

Birleşik Krallık'ın Berkshire kontluğunda büyüyen Nicholas Hoult, henüz 11 yaşındayken Nick Hornby uyarlaması Bir Erkek Hakkında'da (About a Boy) Hugh Grant'le paylaştığı başrolle çocuk yaşta büyük bir şöhret yakalasa da asıl küresel çıkışını, ikonik gençlik draması Skins'deki manipülatif ve karizmatik Tony Stonem rolüyle gerçekleştirdi. 

xsdfrgth
Nicholas Hoult, Skins'de zeki, manipülatif, popüler ve karizmatik lise öğrencisi Tony Stonem rolündeydi (E4)

Ergenlik döneminin karmaşıklığını ekrana taşıyan Hoult, dizinin başarısının ardından Hollywood'un dikkatini çekerek çocuk yıldız imajını tamamen yıkan nadir aktörlerden biri olmayı başardı. Yakışıklı bir jön olarak kariyerine çok daha konforlu bir yoldan devam edebilecekken tekinsiz, tuhaf ve fiziksel olarak tanınmayacak hale geldiği rollere çekilen ünlü aktör, X-Men serisinin tüylü mavi canavarı Beast'e, Mad Max: Fury Road'daysa yüzü tamamen beyaza boyanmış, çılgın savaş çocuğu Nux'a hayat vererek farklı türlerdeki performanslarıyla dikkat çekti.

Guardian'a verdiği bir röportajda "Kariyerimde en çok hata yapmaktan korktuğum zamanlar, genellikle en doğru kararları verdiğim zamanlar oldu" sözleriyle kariyerinde güvenli tercihler yerine risk almayı seçtiğini anlatmıştı.

Ekran süresi kısa olsa bile yer aldığı her sahnede tüm dikkatleri üzerine çekme becerisiyle tanınan oyuncu, Sarayın Gözdesi'ndeki (The Favourite)  peruklu, pudralı aristokrat Robert Harley rolüyle ve hiciv dehası The Great dizisindeki absürt Rus İmparatoru Peter performansıyla komedi ve dramı harmanlamadaki yeteneğini tüm dünyaya ilan etti.

Kariyeri boyunca disiplinli çalışmasıyla tanınan Hoult, rollerine hazırlanırken ayrıntılara büyük önem veriyor. Buna rağmen sinema sektörünün yalnızca dış görünüşe ve popülariteye odaklanan yönlerine her zaman mesafeli yaklaşmayı tercih etti.

Hollywood'un dayattığı pırıltılı ama bir o kadar da yıpratıcı şöhret kültürüyle kurduğu ilişkiyi GQ'ya verdiği bir röportajda şu sözlerle özetlemişti:

Eğer aynaya baktığınızda sadece Hollywood'un sizin hakkınızda ne düşündüğünü görüyorsanız, bu meslekte çok çabuk delirirsiniz. Benim için önemli olan tek şey kamera 'kayıt' dediğinde tamamen başka birine dönüşebilmenin verdiği o çocukça heyecan.

Çocukluğunda bale eğitimi alan, trombon çalabilen ve motor sporlarında profesyonel yarış lisansına sahip olan çok yönlü aktör, James Gunn imzalı Superman'de meşhur kötü adam Lex Luthor rolünü kaparak kariyer zirvelerinden birine ulaştı. 

Özel hayatını gözlerden uzak yaşamayı tercih eden oyuncu, sosyal medyanın yarattığı sürekli görünür olma baskısından da uzak duruyor. Set dışındaki zamanını ailesiyle vakit geçirerek ve doğayla iç içe yaşayarak değerlendiren Hoult, klasik İngiliz beyefendisi duruşunu sıradışı karakter seçimleriyle birleştirerek kuşağının en dikkat çekici oyuncuları arasında yer almayı sürdürüyor.

Finn Wolfhard

Doğum tarihi: 23 Aralık 2002
Hollywood kapısını açan dizi: Stranger Things
Sıçrama yaptığı Hollywood filmleri: O (It) serisi, Hayalet Avcıları: Öteki Dünya (Ghostbusters: Afterlife) ve Saturday Night
Bugün: Stranger Things'de canlandırdığı Mike Wheeler karakteriyle henüz 13 yaşındayken küresel şöhrete kavuşan Wolfhard, çocuk yıldız olarak başladığı kariyerini popüler sinema projeleriyle sağlamlaştırırken, müzisyen ve yönetmen kimlikleriyle de çok yönlü bir sanatçıya dönüştü.

Kanada'nın Vancouver şehrinde büyüyen Finn Wolfhard, senarist babasının etkisiyle daha bebekken arka planda sürekli filmlerin döndüğü bir ev ortamında büyüdü. Henüz 9 yaşındayken yönetmen olmak istediğini fark eden Wolfhard, film setlerini yakından tanıyabilmek için Craigslist'teki ilanlara başvurarak oyunculuğa adım attı. Kısa süre içinde kamera önünde olmayı da en az yönetmenlik kadar sevdiğini keşfetti.

vfgthyj7
Stranger Things'de Finn Wolfhard, arkadaşlarına düşkünlüğü ve olayları çözmedeki kilit rolüyle dizinin ana karakterlerinden Mike Wheeler'ı canlandırmıştı (Netflix)

İlk ciddi deneyimini The 100'daki konuk rolüyle kazanan genç yetenek, her sabah karakterinin protez makyajı için saatlerce katlandığı zorlu süreci kariyerinin ilk ciddi sınavlarından biri diye anımsıyor. Daha ergenliğe bile adım atmadan dahil olduğu Stranger Things'in bir dünya fenomenine dönüşmesiyle spot ışıklarının merkezine yerleşen Wolfhard, bu popülariteyi Stephen King'in 2017 yapımı O (It) uyarlamasında geveze Richie Tozier rolündeki başarısıyla taçlandırdı. Küçük bir çocukken bile Nintendo oyunları oynayan ve plak biriktiren tam bir retro kültürü hayranı oyuncu, bu nostaljik eğiliminin kendisini Stranger Things ve Hayalet Avcıları (Ghostbusters) gibi dönem işlerine doğal olarak çektiğine inanıyor.

Kamera önündeki özgüvenli duruşuna rağmen aslında röportajlarda ve topluluk önünde son derece gergin hissettiğini belirten içe dönük aktör, sosyal medyaya mesafeli yaklaşırken vaktini yakın çevresiyle geçirmeyi tercih ediyor. Şöhret baskısını çok erken yaşta göğüsleyen genç yıldız, spot ışıkları altındaki hassas dengeyi bir röportajında şu sözlerle özetlemişti:

Eğer biri ünlü olmaktan tamamen memnun ve rahat olduğunu söylüyorsa, o kişi psikopattır. Kameralar önünde büyürken sınırları test etme veya hata yapma şansınız olmuyor. Bu yüzden odağımı sadece nihai hedefime, yani film çekmeye ve işimi hakkıyla yapmaya yönlendiriyorum.

Oyunculuğun yanı sıra müzik dünyasında da aktif bir kariyer sürdüren, Calpurnia ve The Aubreys gruplarıyla indie rock sahnesinde gitarist ve solist olarak adından söz ettiren Wolfhard, solo albüm projeleriyle de üretimlerine hız kesmeden devam ediyor. NME'ye verdiği röportajda, "Müzik ve oyunculuk arasında seçim yapmak istemiyorum çünkü ikisi de kimliğimin bir parçası" sözleriyle yaratıcı yaklaşımını özetlemişti.

Henüz 20'lerinin başında olmasına rağmen kısa filmler çeken, senaryolar yazan ve Hell of a Summer gibi bağımsız yapımlarda yönetmen koltuğuna oturarak çocukluk hayalini gerçeğe dönüştüren Wolfhard, kariyerini yalnızca oyunculukla sınırlamak istemediğini gösterdi.

Kendini popüler kültüre tamamen kaptırmadan müzik stüdyolarıyla film setleri arasında köprü kurmayı başaran genç aktör, kendi kuşağının dinamik ve vizyoner yaratıcılarından biri.

Asa Butterfield

Doğum tarihi: 1 Nisan 1997
Hollywood kapısını açan dizi: Sex Education
Sıçrama yaptığı Hollywood filmleri: Çizgili Pijamalı Çocuk (The Boy in the Striped Pyjamas), Hugo, Our Hero, Balthazar
Bugün: Sex Education dizisindeki Otis Milburn rolüyle yetişkinlik kariyerinde küresel bir fenomene dönüşen Butterfield, çocuk yaşta adım attığı Hollywood dünyasındaki yerini perçinleyerek jenerasyonunun en popüler ve saygın İngiliz aktörlerinden biri olmayı başardı.

Londra'da büyüyen Asa Butterfield, oyunculuğa ilkokul yıllarında başladı ve henüz 10 yaşındayken rol aldığı Çizgili Pijamalı Çocuk'la geniş kitlelerin dikkatini çekti. Martin Scorsese'nin Oscar ödüllü filmi Hugo'da başrolü kaparak Hollywood'un parlak çocuk yıldızlarından birine dönüşen Butterfield, Netflix'in hit gençlik dizisi Sex Education'daki Otis Milburn karakteriyle dünya çapında tanınan bir yıldıza dönüştü.

dvdfvdf
Asa Butterfield, Netflix'in kült gençlik dizisi Sex Education'da sosyal açıdan çekingen ama duygusal zekası yüksek Otis Milburn'ü canlandırmıştı (Netflix)

NME'ye verdiği bir röportajda, "Her zaman biraz inek ve içe dönük biri oldum, bu yüzden Otis'in bazı yönlerini anlamak benim için çok kolaydı" sözleriyle karakterle kurduğu bağı anlatmıştı. 

Butterfield, bir dönem Marvel Sinematik Evreni'nin yeni Örümcek Adam'ı olmaya en yakın isimlerden biri olarak görülüyordu. Ancak rol son anda Tom Holland'a gitti. Oyuncu daha sonra bu hayal kırıklığının kariyerinde beklenmedik kapılar açtığını söyleyecekti. Kaybettiği rolün kariyerini nasıl farklı bir yöne taşıdığını anlatırken şu sözleri kullanmıştı:

Bazen çok istediğiniz bir rol olur, senaryoyu çok seversiniz ve tüm kalbinizi ortaya koyarsınız ama yine de seçilemezsiniz. Bu durum gerçekten çok can sıkıcı olsa da sonunda hep çok daha iyi bir şeyin çıkacağını fark ettim ve nitekim Örümcek Adam rolünü kaybetmem sayesinde Sex Education dizisinde oynayabildim.

Kamera önündeki çekingen ve melankolik duruşunun aksine gerçek hayatta büyük bir bilgisayar oyunu tutkunu olan Butterfield, espora olan ilgisiyle de tanınıyor. İnternette "Stimpy" takma adıyla bilinen oyuncu, Super Smash Bros. turnuvalarında da yarıştı. Oyunculuğun yanı sıra müzik yapımcılığıyla ilgilenen Butterfield, yaratıcı yönünü farklı alanlarda geliştirmeyi sürdürüyor.

Çocuk yaşta gelen şöhrete rağmen göz önünde yaşamayı hiçbir zaman çok sevmediğini söyleyen oyuncu, boş zamanlarında kitap okumayı ve uzay bilimleriyle ilgili içerikleri takip etmeyi seviyor. Şöhretin ve sosyal medyanın yarattığı gürültüden uzak kalmaya çalışan Butterfield, özel hayatını mümkün olduğunca gözlerden uzak yaşamayı tercih ediyor.

Oyuncu son yıllarda kariyerini farklı türlerdeki projelerle çeşitlendirmeyi sürdürüyor. Netflix'in psikolojik gerilim dizisi Unchosen ve prömiyerini Tribeca Film Festivali'nde yapan bağımsız kara komedi Our Hero, Balthazar gibi yapımlarda rol alan Butterfield, ayrıca Duncan Jones'un çizgi roman uyarlaması animasyon bilimkurgu Rogue Trooper'ın seslendirme kadrosunda da yer alıyor.

Çocuk yıldızlıktan yetişkin oyunculuğa geçişi başarıyla tamamlayan Asa Butterfield, bugün hem bağımsız yapımlarda hem de büyük stüdyo projelerinde yer alırken, kuşağının en istikrarlı ve en sevilen Britanyalı oyuncularından biri olarak kariyerine devam ediyor.

Independent Türkçe



Girls'ün yıldızı, rol arkadaşının "kendisine vuracağını" sanmış

Fran ve Hannah nihayetinde ayrılıyor (HBO)
Fran ve Hannah nihayetinde ayrılıyor (HBO)
TT

Girls'ün yıldızı, rol arkadaşının "kendisine vuracağını" sanmış

Fran ve Hannah nihayetinde ayrılıyor (HBO)
Fran ve Hannah nihayetinde ayrılıyor (HBO)

HBO'nun popüler komedi dizisi Girls'te Hannah Horvath'in erkek arkadaşı Fran Parker'ı canlandıran oyuncu Jake Lacy, rol arkadaşı Adam Driver'ın çekimler sırasında bir ara "kendisine vurabileceğini" düşündüğünü açıkladı.

Dizi, yaratıcısı Lena Dunham'ın yeni anı kitabı Famesick sayesinde bir nevi yeniden canlandı. Dunham, New York'ta yaşayan 20'li yaşlarındaki 4 kadının karmaşık hayatlarını anlatan dizide çalışırken yaşadığı deneyimleri kitapta ayrıntılarıyla anlatıyor.

Dunham'ın karakteri Hannah'nın erkek arkadaşı Adam Sackler'dan (Driver) ayrılmasının ardından 4. sezonda diziye katılan Lacy, Hannah'yla çıkmaya başlayan öğretmen Fran'i canlandırmıştı.

Hannah'nın, dengesiz ve öngörülemez eski sevgilisini henüz tam unutamamışken tanıştığı aklı başında Fran, ilk başta kahraman için mükemmel erkek gibi görünüyordu. Ancak birlikte yaşamaya başladıktan sonra ilişkileri bozulmaya başlamış ve sonunda bir karavan tatiline çıkarken ayrılmışlardı.

Dizideki deneyimini değerlendiren Lacy, bir gün işin fiziksel şiddete varabileceğinden korktuğunu itiraf etti ancak o anı "heyecan verici" diye niteledi.

Obsessed podcast'inde konuşan aktör şöyle açıkladı: 

Lena'yla bir sahnemiz var; randevuya çıkıyoruz ve o, Adam'ı kıskandırmak ya da en azından başka bir erkekle göründüğünde ne olacağını merak ettiği için beni bir sanat sergisine götürüyor.

Lacy, "O sahneyi çektik ya da sanırım sahne düzenini belirledik ama tam olarak prova etmemiştik" diye devam etti.

Adam'ın yanında duruyordum ve içimden 'Bu adam bu sahnede bana vurabilir ve şu anda ne olacağını gerçekten bilmiyorum' diyordum. Heyecan vericiydi.

The Independent cevap hakkı için Driver'ın temsilcisiyle temasa geçti.

rgthy
Dunham ve Driver, Girls'te (HBO)

Lacy'nin yorumları, Dunham'ın Famesick'te Girls setinden anekdotlar paylaşmasının ardından geldi.

Henüz 23 yaşındayken Girls'ü HBO'ya satan Dunham, ifşalar içeren bu kitabında dizinin yapım sürecini değerlendirerek müzisyen ve yapımcı Jack Antonoff'la yaşadığı 5 yıllık ilişki de dahil, o dönemdeki kişisel hayatından ayrıntılar paylaşıyor.

Yıldız Savaşları (Star Wars) oyuncusu Driver'la çalışma deneyimini paylaşan Dunham, rol arkadaşının kendisine karşı "saldırgan sözler" sarf ettiğini ve "fiziksel olarak baskıcı" davrandığını öne sürmüştü.

Oyuncu, "Adam'la bir kavga sahnesi çektiğimizi ve hem orada hiç yokmuş gibi davranıp hem de tamamen varlığını hissettiren biriyle karşılaşmanın ne kadar korkutucu olduğunu hatırlıyorum" diye yazmıştı. 

Gece geç saatlerde karavanımda repliklerimizi çalışırken, repliklerimin birdenbire kaybolduğunu fark ettim. Onları yazdığımı biliyordum. Sadece birkaç dakika önce ezberimdeydi. Ama ağzımı açtığımda sadece kekeledim ve sonunda Adam, 'LANET OLSUN, BİR ŞEY SÖYLE' diye bağırıp yanımdaki duvara bir sandalye fırlattı. 'UYAN ARTIK LAN' dedi bana. 'SADECE BOŞ BOŞ BAKMANI İZLEMEKTEN BIKTIM'.

Geçen ay düzenlenen Cannes Film Festivali'nde son filmi Paper Tiger'ın tanıtımını yapan Driver'a bu iddialar sorulmuştu.

Oyuncu, basın toplantısında verdiği yanıtla gülüşmelere neden olmuştu: 

Bunların hiçbirine yorum yapmayacağım; hepsini kitabıma saklıyorum.

Independent Türkçe


Eleştirmenler yeni süper kahraman filmini övmeye doyamadı

HBO'nun fenomen dizisi House of the Dragon'la yıldızı parlayan Alcock, büyük bütçeli bir süper kahraman filminin kadın başrolü olarak maruz kalabileceği "kaçınılmaz" eleştirilere karşı hazırlıklı olduğunu belirtmişti (Warner Bros.)
HBO'nun fenomen dizisi House of the Dragon'la yıldızı parlayan Alcock, büyük bütçeli bir süper kahraman filminin kadın başrolü olarak maruz kalabileceği "kaçınılmaz" eleştirilere karşı hazırlıklı olduğunu belirtmişti (Warner Bros.)
TT

Eleştirmenler yeni süper kahraman filmini övmeye doyamadı

HBO'nun fenomen dizisi House of the Dragon'la yıldızı parlayan Alcock, büyük bütçeli bir süper kahraman filminin kadın başrolü olarak maruz kalabileceği "kaçınılmaz" eleştirilere karşı hazırlıklı olduğunu belirtmişti (Warner Bros.)
HBO'nun fenomen dizisi House of the Dragon'la yıldızı parlayan Alcock, büyük bütçeli bir süper kahraman filminin kadın başrolü olarak maruz kalabileceği "kaçınılmaz" eleştirilere karşı hazırlıklı olduğunu belirtmişti (Warner Bros.)

James Gunn ve Peter Safran önderliğinde yeniden başlatılan DC Evreni'nin ikinci filmi Supergirl, ABD'deki basın mensuplarına özel bir gösterimle izletildi. 

Milly Alcock'un başrolde oynadığı, Jason Momoa'nınsa Lobo karakterini canlandırdığı filme dair ilk yorumlar olumlu. 

Eleştirmen Mike Ryan şu ifadeleri kullandı:

Supergirl hiç de beklediğim gibi çıkmadı. 'Önceden yapılmış müzik parçalarıyla süslenmiş, uzayda geçen bir süper kahraman filminin GOTG (Guardians of the Galaxy/Galaksinin Koruyucuları) ve hatta Superman'e benzeyeceğini varsayanlar arasında ben de vardım. Ancak kirli dünyaları, iğrenç kötü karakterleri ve kendine zarar verme eğilimindeki kahramanıyla bu, bir Mad Max filmine daha fazla benziyor.

Gazeteci Simon Thompson da şöyle dedi:

Bir klasik sayılmaz ama eğlenceli ve hedeflerinin çoğunu başarıyla tutturuyor. Filmle aynı adı taşıyan kahramanı canlandıran Milly Alcock harika bir performans sergiliyor ve Momoa'nın Lobo yorumu da son derece eğlenceli. Filmin diğer büyük artıları arasında aksiyonu, mizahı ve fiziksel prodüksiyona ağırlık verdiği anlar yer alıyor.

Gizmodo ve io9'dan Germain Lussier filmi "çok keyifli" diye nitelendirdi. 2025'te DC Evreni'ni yeniden başlatan filmle Supergirl'ü kıyasladı:

Superman'le aynı kuvvette bir etkiyi tam olarak yakalayamasa da hem mükemmel bir tamamlayıcı hem de güçlü bir devam filmi işlevi görüyor. Üstelik daha iyi karakterlere ve daha karmaşık ilişkilere sahip... Son derece duygusal bir film olması aksiyon sahnelerinin etkisini daha da artırıyor.

David Corenswet'in başrolünde oynadığı Superman, 618 milyon dolarlık küresel gişe hasılatıyla DC yöneticilerinin yüzünü güldürmüştü. 

Milly Alcock'un Kara Zor-El (Supergirl) karakterine hayat verdiği Supergirl, 26 Haziran'da sinemaseverlerle buluşacak. 

26 yaşındaki Avustralyalı aktris, Aralık 2025'te katıldığı bir tanıtım etkinliğinde "Bence Supergirl, genç kadınlara kusurlu olabileceklerini söylüyor. İnsanın kendine dönüp bakabilmesi için mükemmel olması gerekmez. Özellikle kadınlara mükemmel olmaları gerektiği dayatılıyor. Bence Kara, kendi kusurlarını zarafetle kabullenen biri. Bunun gerçekten özel bir durum olduğunu düşünüyorum" demişti.  

Yönetmen koltuğunda Cruella, Ben, Tonya (I, Tonya) ve Zor Saatler'le (The Finest Hours) tanınan Craig Gillespie'nin oturduğu film, evine yapılan saldırının ardından intikam ve adalet arayışıyla yıldızlararası bir yolculuğa çıkan Supergirl'ün hikayesini anlatıyor.

Alcock'a filmde Matthias Schoenaerts, Eve Ridley, Jason Momoa ve David Corenswet gibi isimler eşlik ediyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Rekortmen filmin devamı için Hollywood'un süper yıldızıyla görüşülüyor

Yönetmen koltuğunda Ron Howard'ın oturduğu Grinç, Evde Tek Başına'nın (Home Alone) ardından en çok hasılat yapan ikinci Noel filmi olmuştu (Universal Pictures)
Yönetmen koltuğunda Ron Howard'ın oturduğu Grinç, Evde Tek Başına'nın (Home Alone) ardından en çok hasılat yapan ikinci Noel filmi olmuştu (Universal Pictures)
TT

Rekortmen filmin devamı için Hollywood'un süper yıldızıyla görüşülüyor

Yönetmen koltuğunda Ron Howard'ın oturduğu Grinç, Evde Tek Başına'nın (Home Alone) ardından en çok hasılat yapan ikinci Noel filmi olmuştu (Universal Pictures)
Yönetmen koltuğunda Ron Howard'ın oturduğu Grinç, Evde Tek Başına'nın (Home Alone) ardından en çok hasılat yapan ikinci Noel filmi olmuştu (Universal Pictures)

Universal ve Imagine Entertainment, 2000 yapımı Grinç'in (How the Grinch Stole Christmas) devam filmi için hazırlıklara başladı.

Filmin yıldızı Jim Carrey ve yönetmen Ron Howard'ın yeni projede de yer alması bekleniyor. 

2003 tarihli Dr. Seuss uyarlaması Kedi (The Cat in the Hat) ve Larry David'in başrolünde olduğu Curb Your Enthusiasm'da birlikte çalışan Alec Berg, Jeff Schaffer ve David Mandel senaryoyu kaleme alıyor. 

Dr. Seuss'un 1957 tarihli çocuk kitabından yarlanan Grinç, dünya genelinde 350 milyon dolardan fazla hasılat elde ederek büyük bir gişe başarısına imza atmış ve ABD'de 2000'in en çok kazanan yapımı olmuştu. 

Maske (The Mask), Salak ile Avanak (Dumb And Dumber), Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) ve Truman Show gibi unutulmayan filmlerin yıldızı, uzun süredir spot ışıklarından büyük ölçüde uzak duruyor.

Kirpi Sonic 4'le (Sonic The Hedgehog 4) 2027'de beyazperdeye dönecek olan Carrey, Grinç'i tekrar oynamaya sıcak baktığını 2024'te açıklamıştı. 

1990'lardaki gişe canavarı filmleriyle en çok kazanan yıldızlardan biri haline gelen oyuncu, ilk filmin çekimlerinin kendisi için çok zor geçtiğini Grinç'in 25. yılı vesilesiyle verdiği bir röportajda söylemişti. 

Yüzüne dokunamadığını ya da kaşınamadığını anlatan 64 yaşındaki yıldız, günde 8 saat makyaj koltuğunda oturduktan sonra projeden ayrılmayı ciddi ciddi düşündüğünü bildirmişti.

Yönetmen Ron Howard da Carrey'nin o dönemde rolü bırakmaya çok yaklaştığını doğrulamıştı. Howard, "20 milyon dolarını geri vermeye bile hazırdı. Bunu ciddi ciddi söylüyordu" ifadesini kullanmıştı.

Canlı çekim uyarlama, Noel'i çalmak için göreve çıkan ancak sevgi dolu küçük bir kızın tatil ruhu sayesinde üslubunu değiştiren alaycı bir huysuzun hikayesini anlatıyordu.

Eleştirmenler Carrey'nin Grinç rolünde adeta parladığını söylese de bu başarılı performansın filmi kurtarmaya yetmediğini ifade etmişti.

Filmde Carrey'nin yanı sıra Jeffrey Tambor, Christine Baranski, Bill Irwin, Molly Shannon ve anlatıcı rolünde Anthony Hopkins yer almıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety