30 bin yıllık Neandertal-Homo sapiens kültür alışverişi Hatay'da keşfedildi

Üçağızlı II Mağarası'nda bulunan deniz salyangozu kabuğu muhtemelen süsleme amacıyla kullanılmıştı (Naoki Morimoto)
Üçağızlı II Mağarası'nda bulunan deniz salyangozu kabuğu muhtemelen süsleme amacıyla kullanılmıştı (Naoki Morimoto)
TT

30 bin yıllık Neandertal-Homo sapiens kültür alışverişi Hatay'da keşfedildi

Üçağızlı II Mağarası'nda bulunan deniz salyangozu kabuğu muhtemelen süsleme amacıyla kullanılmıştı (Naoki Morimoto)
Üçağızlı II Mağarası'nda bulunan deniz salyangozu kabuğu muhtemelen süsleme amacıyla kullanılmıştı (Naoki Morimoto)

Hatay'daki bir mağarada, Neandertaller ve modern insanların aynı avlanma stratejilerine ve kültürel alışkanlıklara sahip olduğunu gösteren kanıtlar keşfedildi.

Modern insanların (Homo sapiens), en yakın akrabalarından Neandertallerle kültürel açıdan ne kadar ortak noktası olduğu ve nasıl bir alışveriş içine girdiği antropolojinin en çok merak edilen soruları arasında. 

Daha önce Fransa'daki Mandrin Mağarası'nda, bu iki hominin türüyle ilişkili toprak katmanlarında birbirinden çok farklı kültürel eserler bulunmuştu.

Öte yandan İsrail'deki Tinshemet Mağarası'ndaki kazılar, Neandertaller ve modern insanların benzer cenaze gelenekleri ve teknolojilerine dair kanıtlar ortaya çıkarmıştı.

Ayrıca iki türün büyük ölçüde Ortadoğu ve Güneydoğu Avrupa'daki çeşitli bölgelerde çiftleştiği tahmin ediliyor. Çiftleşmenin gerçekleştiği düşünülen yerlerden biri de İran, Irak ve Türkiye'ye yayılan Zagros Dağları.

Gaziantep Üniversitesi'nden İsmail Baykara liderliğindeki yeni bir araştırmadaysa Hatay'daki Üçağızlı II Mağarası'nda bu iki hominin türünün 30 bin yıla yayılan kültürel alışverişinin işaretleri tespit edildi.

Karadeniz Teknik, Ankara ve uluslararası üniversitelerden de isimlerin yer aldığı araştırma ekibi, 6 diş ve bir çene kemiği parçasını inceledi. Ayrıca gömülü mineral tanelerinin en son ne kadar süre önce güneş ışığı gördüğünü ortaya koyan bir teknikle bölgedeki tortu katmanlarını tarihlendirdiler.

Bulguları hakemli dergi PNAS'te dün (6 Temmuz) yayımlanan araştırmada Neandertallerin 77 bin ila 59 bin yıl önce, Homo sapiens'in ise 59 bin ila 47 bin yıl önce mağarada yaşadığı saptandı.

Fosillerin yanı sıra mağarada 19 bin 252 taş alet ve 24 bin 236 hayvan kalıntısını da inceleyen bilim insanları, Homo sapiens'in, Neandertallerle aynı avlanma, yiyecek toplama ve alet yapma stratejilerini kullandığı sonucuna vardı.

Ancak en çarpıcı bulgu, 29'u Columbella rustica türüne ait olmak üzere 59 yumuşakça kabuğuydu. Tüketime uygun görülmeyen bu deniz canlıları, tarih öncesi homininler tarafından genellikle süsleme ve diğer sembolik amaçlarla kullanılıyordu.

Mağaradaki kabukların bazıları da muhtemelen ipe dizilmek üzere delinmiş, Neandertal dönemine ait bir örneğin ise kasten ısıtma sonucu rengi değiştirilmişti.

IFLScience'a konuşan Baykara, "Böyle bir bulgu gerçekten çok şaşırtıcıydı çünkü Neandertaller ve Homo sapiens arasında bu düzeyde bir süreklilik beklemiyorduk" diyerek ekliyor: 

Ancak bu iki grubun zaten gen alışverişi yaptığını bildiğimizi düşünürsek, bu durum mantıklı geliyor.

Kanada'daki Victoria Üniversitesi'nden arkeolog April Nowell ise yer almadığı çalışmanın bulguları hakkında şu ifadeleri kullanıyor:

Tinshemet ve Üçağızlı II gibi arkeolojik alanlar, kültürel sürekliliği ve yüksek düzeyde etkileşimi göstererek Neandertaller, Homo sapiens ve dönemin diğer Homo grupları hakkında bildiklerimizi değiştiriyor… Bu büyüleyici bölge daha da ilgi çekici hale geldi!

İki tür bölgede aynı anda yaşamamasına rağmen faaliyetlerinin bu kadar benzemesi, bir şekilde bilgi ve kültür alışverişi yaptıklarına işaret ediyor.

Bu durum, Neandertaller ve modern insanların bilişsel ve davranışsal becerilerinin yakın seviyelerde olduğu anlamına gelebilir. 

Bazı araştırmalar Neandertallerin Homo sapiens kadar zeki veya yaratıcı olmadığını öne sürse de bu varsayımın hatalı olabileceğini gösteren çalışmaların sayısı da giderek artıyor.

Baykara şu ifadeleri kullanıyor: 

Neandertaller ve modern insanların bilişsel kapasitesinin (ki bunlar temelde beyin yapısı ve işleviyle ilgili bir mesele) nasıl farklılaştığını veya benzediğini belirlemek için gelecekte daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç var.

Independent Türkçe, IFLScience, Live Science, PNAS



Yeni çikolata tatları yolda: 4 yeni kakao türü bulundu

Bilim insanları yüksek kalitede yeni çikolataların üretilebileceğini söylüyor (West Indies Üniversitesi)
Bilim insanları yüksek kalitede yeni çikolataların üretilebileceğini söylüyor (West Indies Üniversitesi)
TT

Yeni çikolata tatları yolda: 4 yeni kakao türü bulundu

Bilim insanları yüksek kalitede yeni çikolataların üretilebileceğini söylüyor (West Indies Üniversitesi)
Bilim insanları yüksek kalitede yeni çikolataların üretilebileceğini söylüyor (West Indies Üniversitesi)

Bilim insanları Peru'da 4 yeni yerli kakao türü keşfetti. Bulguların, tehlike altındaki kakao bitkisinin korunmasına katkı sağlaması ve yeni çikolata lezzetlerinin geliştirilmesine kapı aralaması bekleniyor.

İklim krizi, hastalıklar ve ormansızlaşma gibi etkenler nedeniyle kakao ciddi tehdit altında. Üstelik birçok kakao çiftçisinin geçimini sağlamakta zorlanması da genç kuşakların bu alana yönelmesini engelliyor.

Tek tip ürün yetiştirilmesi, ekinleri hastalık ve iklim krizi gibi tehditlere karşı daha savunmasız hale getirdiğinden, uzmanlar farklı türler arayışına giriyor.

Dünyanın en büyük 8. kakao üreticisi Peru'da genellikle, yapay seçilim veya genetik mühendisliği gibi yöntemlerle değiştirilmemiş yabani ve yarı yabani kakao çeşitleri yetiştiriliyor.

Önceki araştırmalar, Peru ve diğer ülkelerde yetişen yerli kakao ağaçlarının genetik benzerliklerine göre 10 ayrı gruba ayrılabileceğini göstermişti.

Jamaika'daki West Indies Üniversitesi'nden Lambert Motilal liderliğindeki ekip, kakao türlerinin Peru'daki genetik çeşitliliğini ortaya koymak amacıyla yürüttükleri çalışmada Peru'nun pek çok bölgesindeki yerli çiftliklerde yetiştirilen 390 yabani ve yarı yabani kakao ağacının genetik çeşitliliğini analiz etti.

Bilim insanları her bir ağacın DNA'sındaki tek harflik farklılıklara bakarak bitkilerin birbiriyle ilişkisini belirlemeye çalıştı.

Bulguları hakemli dergi PLOS One'da dün (6 Temmuz) yayımlanan çalışmada daha önce bilinmeyen 4 yeni kakao türü daha tespit edildi. 

Araştırmacılar bunlardan özellikle ikisinin yüksek kaliteli ve lezzetli kakao çekirdekleri üretebileceğini düşünüyor.

Bilim insanları makalede "Araştırmamız, Peru'nun kakao ağaçlarının ülke genelinde ortak bir genetik iz taşıdığını ortaya koyarken, her bölgenin kendine özgü bir genetik imzaya sahip olduğunu ve tamamen yeni 4 kakao soyunu başarıyla belirlediğimizi gösteriyor" diyerek ekliyor:

Bu model, Peru'nun genetik ortamına ilişkin anlayışımızı yeniden şekillendirmekle kalmıyor, aynı zamanda koruma çalışmaları ve kaliteli çikolata endüstrisi için yeni ve somut bir kaynak sağlıyor.

Çalışmada ayrıca yüksek verimliliği ve hastalıklara karşı dirençli olması nedeniyle son yıllarda gittikçe popülerleşen CCN 51 isimli kakao çeşidinin soy geçmişi de ortaya çıkarıldı. CCN 51'in daha önce bilinen 4 soyun karışımından oluştuğu saptanırken, her birinin genetik katkı yüzdesi de belirlendi.

Araştırmacılar yeni bulguların hem koruma çabalarında hem de Peru kakao endüstrisinin iyileştirilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini söylüyor.

Independent Türkçe, Phys.org, IFLScience, Food Navigator, PLOS One


Trump portreli pasaportlar Amerikalıları ikiye böldü

ABD Dışişleri Bakanlığı 26 Haziran'da yaptığı açıklamada resmi belgeyi "vatansever pasaportu" diye tanımladı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanlığı 26 Haziran'da yaptığı açıklamada resmi belgeyi "vatansever pasaportu" diye tanımladı (AFP)
TT

Trump portreli pasaportlar Amerikalıları ikiye böldü

ABD Dışişleri Bakanlığı 26 Haziran'da yaptığı açıklamada resmi belgeyi "vatansever pasaportu" diye tanımladı (AFP)
ABD Dışişleri Bakanlığı 26 Haziran'da yaptığı açıklamada resmi belgeyi "vatansever pasaportu" diye tanımladı (AFP)

ABD'nin bağımsızlığının 250. yıldönümü kutlamaları kapsamında basılan, Başkan Donald Trump portreli özel pasaportlar dağıtılmaya başlandı.

Başkent Washington'daki pasaport biriminden randevuyla 6 Temmuz'dan itibaren alınabilen belge, Trump destekçilerini sevindirdi.

40 bine yakın Trump resimli pasaportu dağıtmaya hazırlanan ABD Dışişleri Bakanlığı, bu belge için ekstra ücret istemiyor. 

Sert bakışlar atan Trump'ın arkasında Bağımsızlık Bildirgesi görünüyor. Ayrıca ABD'nin kurucularının bildirge etrafında toplandığı bir görsel de bu özel baskıda var. 

İlk kez bir ABD pasaportunda, görevdeki bir başkan yer aldı. 

Yeni pasaportunu daha dağıtıldığı ilk günden alıp ailesi ve arkadaşlarıyla Meksika tatiline çıkmaya hazırlanan Oklahoma sakini Jennifer Pham, "Trump'a bayılıyorum" dedi.

New York Times'ın (NYT) konuştuğu 69 yaşındaki Vietnamlı, 1975'ten beri ABD'de yaşadıklarını söyledi. Pasaportu torunlarına miras bırakacağını belirtip "Böylece büyükannelerinin bu ülkeye aşık olduğunu anlayabilecekler" ifadesini kullandı. 

61 yaşındaki Blake Marnell, tatil planını bu pasaporta göre yaptığını söyledi. Coşkuyla ofisten çıkan Marnell, "Çok heyecanlıyım" deyip yeni belgesini etraftakilere gösterdi.

19 yaşındaki Jadyn Afante ise pasaportunu yeniletmek için başvurduğu sırada Trumplı versiyonun kendisine verileceğine dair herhangi bir şey görmediğini ya da duymadığını vurguladı:

Göçmenleri önemsemeyen biri, pasaportta yer almamalı. Bu beni üzdü. Keşke bir hafta önce başvursaydım.

21 yaşındaki Jackson Baselice de son dakikada pasaport almaya gelenlerden biri olduğu gerekçesiyle Trumpsız pasaport için uğraşamayacağını söyledi.

Baselice, Trump'ın resminin pasaportta olmasının kendisine saçma geldiğini ifade etti:

Sırf bu yüzden yurtdışındakilerin benim hakkımda önyargılara sahip olması beni rahatsız eder.

Pasaportlarını yeniletmek için büroya giden iki kişi, ekstra sayfaları olan pasaportlar istemeleri halinde Trumpsız versiyonu alabileceklerinin kendilerine çalışanlar tarafından söylendiğini NYT'ye aktardı. 

Independent Türkçe, NYT, BBC


"Hobbit insanı" Komodo ejderinin artıklarıyla besleniyormuş

"Hobbit insanı" Komodo ejderinin artıklarıyla besleniyormuş
"Hobbit insanı" Komodo ejderinin artıklarıyla besleniyormuş
TT

"Hobbit insanı" Komodo ejderinin artıklarıyla besleniyormuş

"Hobbit insanı" Komodo ejderinin artıklarıyla besleniyormuş
"Hobbit insanı" Komodo ejderinin artıklarıyla besleniyormuş

"Hobbit" diye bilinen eski insan türü Homo floresiensis'in daha önce sanıldığı kadar becerikli avcılar olmadığı ve Komodo ejderlerinin avlarından artakalanlarla beslendiği tespit edildi.

Endonezya'nın Flores adasında 2003'te keşfedilen H. floresiensis, yaklaşık bir greyfurt büyüklüğündeki kafatası ve 1 metre civarındaki boyuyla küçük bir türdü. 

Ancak hobbit diye anılan hominin türünün, büyük hayvanları avladığına dair belirtiler nedeniyle küçük beyinlerine rağmen yetenekli avcılar olduğu öne sürülüyordu.

Daha önceki kazılarda H. floresiensis'in yakınlarında taş aletler ve fillerin soyu tükenmiş akrabası stegodon adlı hayvana ait kemikler ortaya çıkarılmıştı. Bu nedenle hobbitlerin, ağırlığı 570 kilograma ve boyu 1,5 metreye varan bu devasa hayvanları aletlerle avladığı düşünülüyordu.

Daha küçük hayvanlara ait yanmış kemikler de hobbitlerin ateş kullanabildiğinin kanıtı kabul ediliyordu.

Smithsonian Enstitüsü'nden Dr. Elizabeth Grace Veatch ve ekibi, H. floresiensis'in yaklaşık 190 bin ila 50 bin yıl önce bu izole adada nasıl hayatta kaldığını anlamak için bu varsayımları yeni bir çalışmada ele aldı.

Araştırmacılar Liang Bua Mağarası'nda bulunan 3 bin 100 stegodon kemik parçasıyla kemirgenlere ait yaklaşık 7 bin kalıntıyı inceledi.

Daha sonra kemiklerdeki izlerin nasıl oluştuğunu belirlemek için ABD'nin Georgia eyaletindeki Atlanta Hayvanat Bahçesi'ne giderek esaret altındaki bir Komodo ejderinin bir keçi leşini yemesini izlediler.

Ardından üç boyutlu tarama teknikleri kullanarak bu keçinin kemiklerini, insanların taş aletlerle yaptığı kesik izleriyle ve Liang Bua Mağarası'nda keşfedilen stegodon kemikleriyle karşılaştırdılar.

Bulguları hakemli dergi Science Advances'ta 3 Temmuz Cuma günü yayımlanan çalışmaya göre, keçideki yeni izlerle stegodon kemiklerindeki izler son derece benzerdi. 

Buna karşılık hobbitlerin taş aletlerinden kaynaklanan kesik izleri genellikle hayvanın kaburga ve ayak kemikleri gibi daha "değersiz" kısımlarında gözlemlendi.

Bilim insanları Komodo ejderlerinin, stegodonun etli kısımlarını yediğini ve hobbitlerin de artakalan kısımlarla beslendiğini düşünüyor. 

Veatch, CNN'e yaptığı açıklamada şunları söylüyor:

Stegodon kemiklerindeki izleri, Komodo ejderi diş izleri ve kesik izlerinden oluşan örneğimizle karşılaştırınca, izlerin çoğunun Komodo ejderi örneğimize bu kadar benzemesine şaşırdım.

Araştırmacılar hobbitlerin ateş kullanımı hakkında bilgi sahibi olmak için kemirgen kalıntılarını da analiz etti. 

Mağarada ocaklar inşa edilseydi alttaki kemiklerde kömürleşme izleri görülmesi gerektiğini söyleyen ekip, incelenen kemiklerin hiçbirinde böyle bir işaret saptayamadı. Benzer şekilde stegodon kemiklerinde de kömürleşme izi bulunmadı.

Bilim insanları mağaradaki birkaç yanmış kemiğin, stegodon ve Homo floresiensis'in ortadan kaybolmasından çok sonra, yaklaşık 46 bin yıl önce mağarayı kullanan Homo sapiens tarafından bırakılmış olabileceğini düşünüyor.

Ancak burada ateş kullanımı kanıtı bulunmaması, H. floresiensis'in ateşi başka yerlerde kullanmadığı anlamına gelmiyor.

Yine de bulgular, hobbitlerin bir zamanlar düşünüldüğü kadar gelişmiş bir tür olmadığına dair bulgulara yenisini ekliyor.

Veatch, bu türün ada ekosistemindeki rolünü daha iyi anlamak için başka hayvanları tüketip tüketmediklerini araştırmaya devam ediyor.

Independent Türkçe, CNN, Phys.org, Science Advances