19 Eylül 2008 gecesinin ayrıntılarına dönmek, ünlü Amerikalı davulcu ve müzisyen Travis Barker'ın hayatındaki sıradan bir olayı yeniden hatırlamasından çok daha fazlasıydı. Bu, adeta onun ve arkadaşlarının hayatını yutmaya ramak kalan bir felaketin küllerini yeniden karıştırmak gibiydi. İlahi takdirin onu ateş ve küllerin içinden yeni bir hayata taşıdığı o gece, Barker'ın hafızasında silinmez izler bıraktı.
Müzik dünyasından geniş bir kesim ve hayranları, 13 Ağustos'ta Hulu ve Disney Plus platformlarında yayımlanmaya başlayan yeni belgesel Travis Barker: Louder Than Fear’ı takip etmeye hazırlanırken, ünlü yıldız da kazaya ilişkin şimdiye kadar paylaşmadığı ayrıntıları kamuoyuyla paylaştı. Barker, korkunç kazanın hafızasında yıllar geçse de kapanmayan yaralar bıraktığını belirterek, alevlerin yalnızca uçağı değil, vücudunun yüzde 65'ini de yaktığını ve kendisini yıllarca süren ağır bir acı ve ölümle mücadele sürecine sürüklediğini anlattı.

Barker, yaklaşık 13 yıl boyunca uçuş korkusunun esiri olarak yaşadı. Herhangi bir uçağa binmeyi kesin biçimde reddeden sanatçı, seyahatlerinde gemi ve kara ulaşımını tercih etti. Bu durum, dünya çapındaki müzik turnelerini de önemli ölçüde sınırladı. Barker, sonunda eşi Kourtney Kardashian'ın desteğiyle bu korkuyu aşmayı başardı.
Belgeselin yayımlanmasıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkan yeni ayrıntılar, yaşam ile ölüm arasındaki mesafenin birkaç saniyeye indiği o trajik anlara yeniden ışık tutuyor. Aynı zamanda Barker'ın fiziksel ve psikolojik iyileşme sürecini ve insanın ateşlerin ortasından yeniden ayağa kalkarak hayatını nasıl baştan kurabileceğini gözler önüne seriyor.
Cehenneme dönüşen gece ve felaketin kronolojisi
Felaket, 19 Eylül 2008 Cuma gecesi, gece yarısına dakikalar kala, saat 23.53'te meydana geldi. Learjet 60 tipi özel uçak, Güney Carolina'daki Columbia Havalimanı'ndan Los Angeles'a gitmek üzere kalkışa hazırlanıyordu.
Resmi soruşturmalara göre uçak pistte saatte 150 mili aşan bir hızla ilerlerken lastikleri aniden patladı ve büyük bir gürültü meydana geldi. Bunun üzerine kokpit ekibi kalkışı iptal etme kararı aldı. Ancak artık çok geçti ve pistte kalan mesafe uçağın durmasına yetmedi. Uçak havalimanının güvenlik çitini aşarak yakındaki bir otoyola savruldu ve burada parçalanarak kısa sürede her şeyi yutan alevler içinde kaldı.

O korkunç anlarda uçağın kabini bir ateş hücresine dönüştü. Barker, kendisi ve yakın arkadaşı, hayatını kaybeden müzisyen DJ AM (Adam Goldstein) ile birlikte hareket halindeki ve alevler içindeki uçaktan atladıklarını anlattı. İkili, alevler kıyafetlerini ve vücutlarının çeşitli bölgelerini sararken asfalt üzerinde koştu. Gerçek hayatta yaşanan bu dehşet verici sahne, Güney Carolina gecesini aydınlatan alevlerle birlikte o yıl özel uçakların karıştığı en ağır kazalardan birinin izlerini bıraktı.
Dört can kaybı ve hafızalardan silinmeyen isimler
Korkunç kazada uçakta bulunan 6 kişiden 4'ü hayatını kaybetti. Uçağın kabin görevlisi 31 yaşındaki Sarah Lemmon ve 52 yaşındaki yardımcı pilot James Bland, şiddetli çarpışma ve ardından çıkan yangın nedeniyle kokpitte yaşamını yitirdi.
Can kayıpları uçak mürettebatıyla sınırlı kalmadı. Ünlü davulcunun yakın çalışma arkadaşı 29 yaşındaki kişisel asistanı Chris Baker ile 26 yaşındaki koruması Charles Still de yanan uçaktan zamanında çıkamadı ve hayatını kaybetti.

Bu cehennemden yalnızca Travis Barker ve Goldstein mucizevi biçimde sağ kurtuldu. Ancak hayatta kalmak hikâyenin sonu değil, başka bir acı sürecin başlangıcı oldu. Goldstein yangından kurtulmasına rağmen yaşadığı travmanın ağır psikolojik sonuçlarıyla başa çıkamadı. Bir yıl sonra, 2009'da, travma sonrası yaşadığı sorunlarla bağlantılı olduğu belirtilen bir ilaç doz aşımı sonucu hayatını kaybetti. Bu ölüm, Barker'ı hayatta kalan kişi olmanın beraberinde getirdiği ağır suçluluk duygusuyla baş başa bıraktı.
Acı dolu süreç ve 27 ameliyat
Barker, kazanın geride bıraktığı fiziksel yaraları büyük bir hüzün ve acıyla anlattı. Alevlerin vücudunun yüzde 65'ini yaktığını, ikinci ve üçüncü derece ağır yanıklara maruz kaldığını belirten sanatçı, uzun süre hastanede ve özel bir yanık merkezinde tedavi gördü. Bu süreç 4 aydan fazla sürdü ve Barker bu dönemin büyük bölümünü güçlü ilaçların ve tıbbi cihazların desteği altında geçirdi.

Müzisyen bu zorlu dönemde, derisinin yeniden yapılandırılması ve hasarlı dokuların onarılması amacıyla 27 karmaşık ameliyat geçirdi. Doktorlar, uzuvlarının kesilmesini önlemek ve birden fazla kez hayatını tehdit eden ağır enfeksiyonlarla mücadele etmek için zamanla yarıştı.
Ancak acı, ameliyatlarla sınırlı kalmadı. Barker, bedenindeki değişiklikle barışmak ve arkadaşlarının kaybıyla başa çıkmak için ağır bir psikolojik mücadele ve yoğun tedavi sürecinden geçti. Sanatçı, belgesel için yaptığı yeni açıklamalarda psikolojik yaraların cildinde kalan izlerden çok daha derin olduğunu belirtti.

Bu dönemi geride bırakmak, Barker için güçlü bir irade ve koşulsuz aile desteği gerektirdi. Ünlü davulcu bugün yalnızca bir uçak kazasından sağ kurtulan kişi olarak değil, hayatta kalmanın, iyileşmenin ve korku ne kadar büyük olursa olsun onun üstesinden gelmenin canlı bir sembolü olarak görülüyor.