Baha el-Avam
İngiltere yaklaşık 90 üniversitesiyle uluslararası üniversite sıralamalarında ABD'nin ardından ikinci sırada geliyor. Bu durum onu dünyanın dört bir yanından akademik eğitim arayanların hayali haline getiriyor. Arap gençleri de bu tablodan nasibini alıyor. Bu üniversiteler; dil ve iletişim standartları, büyük çoğunluğu Müslüman olan öğrencilerin dini inançları ve sosyal yaşamın belirleyicileri olmak üzere üç boyutuyla özel bir araştırmaya konu olan kültürel zorlukları barındıran topluluklardır.
Görüştüğümüz üniversite öğrencisi Seyfeddin Mansur es-Seyf, İngiltere’ye geldiğinde İngilizce öğrenmede ciddi güçlüklerle karşılaştığını ancak azim, kararlılık ve günlük çalışma disipliniyle becerilerini geliştirebildiğini anlattı. Seyf, İngilizce'nin yalnızca bir ders değil, iletişim kurmanın, ilişkiler inşa etmenin ve akademik ile mesleki çevreye entegre olmanın temel anahtarı olduğunun farkına vardığını ifade etti.
İngiltere’de eğitimin en belirgin avantajları arasında eleştirel düşünce ve öğrenci özerkliğinin geliştirilmesinin yanı sıra araştırma, analiz ve öğrenme ortamına etkin katılımın teşvik edilmesini sıralayan Seyf, İngiliz toplumunun kültürel çeşitliliğinin öğrenciye farklı kültürlerle tanışma ve gelecekte işine yarayabilecek küresel bir ilişki ağı kurma fırsatı sunduğunu vurguladı.
Tablo elbette görece bir mesele, öğrencinin kişiliğinden tutun, barındığı üniversiteye ve şehre kadar pek çok etkene göre değişiyor.
Birmingham Üniversitesi öğrencisi Hamza el-Kahfe ise üniversitesinin Müslüman öğrencilere son derece açık olduğunu belirtti. Öyle ki kampüste birden fazla cami bulunduğunu ve cuma namazının birden fazla cemaatle kılındığını aktaran Kahfe, bin 500'den fazla üyesiyle Müslüman Öğrenciler Birliği'nin üniversitedeki en büyük öğrenci topluluğu olduğunu ve yıl boyu etkinlikler düzenlediğini söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Kahfe, Müslüman Öğrenciler Birliği'nin her Ramazan ayında düzenlediği toplu iftara 2 binden fazla kişinin katıldığını, bu etkinliğe üniversite rektörü ve rektör yardımcısının da konuşmacı olarak iştirak ettiğini ve üniversitenin bu büyük organizasyonu bizzat desteklediğini vurguladı.
Arap öğrencilerin genel olarak karşılaştığı ortak güçlük ise İngiltere genelinde yurt dışından gelenlerin karşılaştığı yüksek yaşam maliyetleri. Bunun tek çaresi ise mali kaynakların iyi yönetilmesi.
Londra Koleji öğrencisi Muhammed Ubeyyidat, mali kaynakların iyi yönetilmesinin, kendi parasıyla ya da bursla geçinen bir öğrenci için İngiltere’nin yüksek yaşam maliyetiyle başa çıkmanın tek çaresi olduğunu söylüyor. Ubeyyidat, öğrencinin üniversite yurtları dışında kiraların yüksekliği ile kampüste yedi-sekiz farklı kişiyle aynı odayı paylaşmanın güçlüğü arasında kaldığı çaresizliğe dikkati çekti.
Ekonomik koşullar nedeniyle Londra hükümeti yabancı öğrencilerin mali yeterliliğini daha titiz biçimde incelemeye başladı; eğitim süresince ve sonrasında dil ile ikamet koşullarını da sıkılaştırdı.
Göç hukuku uzmanı Avukat Ali el-Kadum, İngiliz hükümetinin son iki yılda yabancı öğrenci vizelerini hedef alan bir dizi tedbir aldığını; bunun, bu sürecin yıllık göç rakamlarının önemli bir parçasını oluşturur hale gelmesinden kaynaklandığını belirtti.
Kadum, söz konusu tedbirlerin en dikkat çekici olanının, öğrencilerin büyük çoğunluğunun aile bireylerini yanlarında getirme hakkının kısıtlanması olduğunu ve bu hakkın artık ağırlıklı olarak doktora ve ileri araştırma programı öğrencileriyle sınırlı tutulduğunu ifade etti. Kararın, son yıllarda uluslararası öğrencilere eşlik edenlerin sayısında belirgin bir artış gösteren istatistiklerin ardından alındığını ifade etti.
Kadum'a göre hükümet ayrıca mezuniyet sonrasında öğrencinin İngiltere’de kalabileceği süreyi de kısalttı. Bunun ardında öğrenci vizesinin temel amacının eğitim ve beceri kazanmak olduğu, kalıcı ikamet için dolaylı bir yol olarak kullanılmaması gerektiği yönündeki kararlı tutum yatıyor. Yetkililer ayrıca eğitim tamamlanmadan öğrenci vizesinden çalışma vizesine geçilmemesi kararını da sıkı biçimde uyguluyor.
İngiltere üniversitelerindeki eğitim yöntemleri, Arap dünyasının yükseköğretim kurumlarındaki uygulamalardan belirgin biçimde farklılaşıyor. Peki bu durum, o ülkelerden gelen öğrenciler için gerçek bir zorluk mu?
Eğitim ve işletme yönetimi alanında uzman akademisyen Husam el-Harahşe'ye göre Arap öğrencilerin İngiliz üniversitelerinde karşılaştığı güçlüklerin başında, ders ve müfredat sınırlarının dışında düşünememek geliyor. Bu öğrenciler ezberleme ve belirli bir müfredata odaklanma konusunda başarılı oldukları için sınavlarda üstün başarı elde etseler de araştırma söz konusu olduğunda yazma ve araştırma becerileri ile öne sürülen araştırma problemlerine çözüm üretmede güçlük çekiyorlar.
Harahşe yaptığı değerlendirmede, İngiltere’de ya da benzer bir eğitim sistemine sahip herhangi bir ülkede okumak isteyen öğrencilere, sınav başarısına odaklanmak yerine yazma ve sunum becerilerini keşfetmeye çalışmaları tavsiyesinde bulundu.
İngiliz üniversitelerinde büyük bir kültürel çeşitlilik var (Getty)
Suudi Arabistan, Arap ülkeleri arasında İngiliz üniversitelerine en fazla öğrenci gönderen ülke konumunda. Bu süreç gençlerin gurbete ayak bastığı andan itibaren kesintisiz bir şekilde sürdürülüyor.
Yüksek lisans öğrencisi Faysal el-Hayyid, Edinburg'da bulunan Suudi Arabistan Kulübü'ndeki deneyimini anlatarak eğitim ataşeliğinin öğrencilerin uyumunu ve ihtiyaçlarını yakından takip ettiğini söyledi. Hayyid, Suudi Arabistan'ın Londra Büyükelçisi'nden başlayarak ataşelik, öğrenci kulüpleri ve 7/24 açık elektronik kanallar aracılığıyla öğrencilerle sürekli iletişimin sağlandığını vurguladı.
Hayyid, kendi ülkesindeki burs kurumunun öğrenciyle kurduğu kesintisiz iletişimin, ihtiyaçların saptanmasına ve akademik başarı için en temel dayanak olan psikolojik desteğin sağlanmasına önemli katkı sunduğuna dikkati çekti.
İngiltere’deki üniversiteler, birkaç ay öncesine kadar Sudanlı öğrencileri memnuniyetle karşılıyordu. Ancak Londra, aralarındaki iltica başvurusu sahiplerinin sayısının artması nedeniyle Sudanlılara vize verilmesini askıya aldı. Yüksek lisans öğrencisi Muheyyeb İsmail, İngiltere’ye geçen yıl yapılan iltica başvurularının toplamının 110 bini aştığını, bunların arasında öğrenci vizesiyle gelen Sudanlıların da bulunduğunu belirtti.
İsmail, 2025 yılında Sudanlı öğrenci sayısının yaklaşık 260 olduğunu, bunların 120'sinin iltica başvurusunda bulunduğunu -ki bu yüzde 50'nin altında bir oran- ve tüm iltica başvurucularına oranlandığında Sudanlıların yalnızca binde birini oluşturduğunu söyledi. Açıklamalarını sürdüren İsmail, "Bu kadar küçük bir oran İngiliz toplumu için gerçekten bir yük oluşturabilir mi?" diye sordu.
Gayri resmi tahminlere göre bugün İngiltere’de 30 binden fazla Arap öğrenci eğitim görüyor. Diğer yabancı öğrenciler gibi onlar da bu deneyimi acısıyla tatlısıyla deneyimliyor.
Doktora öğrencisi Lemis Hüseyin el-Alevi ise şunları söyledi:
“Öğrenci, eğitim süresince neredeyse her gün sorunlar, güçlükler ve zorluklarla yüzleşiyor. Ancak her zaman başaracağına, başarısız olmayacağına dair inancını korumalı. Kendine İngiltere’ye net bir amaç ve hedef için geldiğini, zamanını boşa harcamaya gelmediğini sürekli hatırlatmalı. Buradaki konaklamadan keyif almanız elbette güzel ama odaklanmanızı korumak ve geldiğiniz amacı kendinize hatırlatmak çok daha önemli.”
Sonuç olarak İngiltere’deki eğitim yolculuğu tüm boyutlarıyla Arap öğrencinin kişisel ve akademik deneyimini zenginleştiren bir miras ve nerede çalışırsa çalışsın, nerede yaşarsa yaşasın mesleki mücadelesinde yaslanacağı bir temel taş niteliği taşıyor.



