İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı
TT

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

Asr-ı Saadet'ten bugüne bütün İslam tarihi ve İslam coğrafyasını merkeze alan "İstanbul Mushafı", Kur'an-ı Kerim'in 10 cilt olarak el ile yazılmasını ihtiva ediyor.

İslam medeniyetinin 15 asırlık seyrine "Mushaf Sanatları Tarihi" yönünden bakmayı amaçlayan çalışma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teklif ve himayeleri ile gerçekleştirildi.

Ebadı 365'e 559 milimetre olan ve tamamı 850 sayfadan oluşan el yazma orijinal altın nüsha eser, ilim adamlarına ve İslam medeniyetlerine verdiği desteklerden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a takdim edilecek.

"Kur'an-ı Kerim etrafında nasıl bir medeniyet örgüsü var, bunu göstermeye çalıştık"

AA muhabirine esere ilişkin açıklamada bulunan Hüseyin Kutlu, projenin aslında 8 yıllık değil, 15 asırlık bir mesele olduğunun altını çizerek, "Biz 15 asrın birikimini ortaya koymuş oluyoruz. Bu 15 asrın birikimini yeni bir anlayışla, 10 ciltte gösterdik. Bizden önceki üstatların kanatlarıyla uçuyoruz." dedi.

İslam medeniyetinin bugün yok farz edildiğini belirten Kutlu, şöyle devam etti:

"Biz belli bir süre sonra İslam ümmetinden olduğumuzu inkar etmedik ama İslam medeniyetinden olmadığımızı veya böyle bir medeniyetin olmadığını farz ederek, 'Batı medeniyetindeniz' dedik. Oysaki İslam medeniyeti fonksiyonunu yitirmiş değil. Bunu göstermek ve buna işaret etmek için İslam ümmetinin ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim etrafında nasıl bir medeniyet örgüsü var, bunu göstermeye çalıştık. Dolayısıyla Asr-ı Saadet'ten, Efendimizin döneminden günümüze kadar ve bütün İslam coğrafyasını içine alan bir bakış açısıyla Kur'an-ı Kerim yazımı, tezhiplenmesi, cildi, rahlesi, muhafazası, mürekkebi, kağıt yapımı ile 'Mushaf Sanatları Tarihi' hüviyetini ortaya çıkaran bir eser ortaya koyduk. Bu çalışma ile işaret etmek istediğimiz şey 'İslam medeniyetinin farkına varınız. Bu hazineyi keşfediniz. Kendinize kendiniz gibi yol çiziniz. Başkalarını taklidi bırakınız.' hikaye budur."

Eserin belgeseli yapılacak ve her ciltteki çalışmalar birer kitap olarak kaleme alınacak

Usta sanatkar, projeyi 40 yıldır gönlünde demlediğini dile getirerek, "Bunun kuvveden fiile çıkması Cumhurbaşkanımızın işaretiyle, onun teşvik ve himayeleriyle oldu. Tabii yazmak için kağıda ihtiyaç vardı. Dünyanın her tarafından el yapımı kağıtlar getirttik. Fakat bunlar bizi tatmin etmedi. Çünkü eskitmeye konulduğu zaman bozulmalar gördük. Boyalarda da hakeza aynı şeyleri müşahede ettik. Dolayısıyla biz kağıt yapımına da karar verdik. Nasıl yapıldığını biliyoruz ama tecrübemiz yoktu. Allah'ın yardımıyla bu konuda da çok güzel neticeler aldık ve kendi yaptığımız kağıda Kur'an-ı yazdık." diye konuştu.

Eserde mürekkepleri de tamamen doğal malzemelerden kendilerinin hazırladığını aktaran Kutlu, şunları kaydetti:

"Baskıyı da burada gerçekleştirdik. Henüz bu baskı tekniği başka bir yerde yok. Bu ofset baskı falan değil. Çok özel bir baskı. Gördüğünüz gibi orijinaliyle tıpkıbasımı arasında çok uzman kişiler farkı anlayabilir. Çünkü aharlı, orijinal el yapımı kağıtlara baskı yapıyoruz. Kısa zamanda bu çalışmaları anlatmak çok zor. Çalışmanın belgeseli yapılacak. Ayrıca belki çalışmanın her sayfasını anlatan bir kitap çıkacak. İnşallah umduğumuz şeylere nail oluruz."

İslam diyarının önemli şehirlerinden getirilen bitki dalları eserin kağıt hamuruna katıldı

Hüseyin Kutlu, çalışmanın tüm aşamalarını 66 kişilik bir ekiple birlikte Bilim Kültür ve Sanat Derneğinde (BİKSAD) tamamladıklarına işaret ederek, "66 rakamının ebced hesabında rakamsal karşılığı İsmi Celal'in karşılığıdır. Yani Allah lafzı hesaplandığı zaman ebced karşılığı 66 tutar." dedi.

İstanbul Mushafı'nda kullanılan el yapımı kağıdın hamurunun da çok özel olduğunu vurgulayan Kutlu, şu bilgileri verdi:

"Çalışmaya ayrı bir ruhaniyet katsın diye Mekke'den, Medine'den, Kudüs'ten, Semerkant'tan, Buhara'dan yani İslam diyarının mukaddes bilinen makamlarından dut, gül dalları vesaire getirtildi. Kabukları soyuldu ve dövülerek Mushaf'ın hamuruna karıştırıldı. Bu bir teberrük. Yani bu farklı bitkilerin, ağaç dallarının bir araya gelip Mushaf'a hamur olması gibi, ümmetin de bir araya gelip bir güç oluşturması için fiili bir duadır. Ayrıca zemzem, Eyüp Sultan Hazretleri'nin kuyusundan alınmış su, İbrahim Aleyhisselam'ın doğduğu mağaradan su, Nil nehrinden Peygamber Efendimizin mübarek saçlarını yıkadığı suyun çoğaltılmışından boyalara suların katılmasıyla da bir teberrük yapılmış oldu."

"Hedefimiz İslam coğrafyasındaki önemli sanat merkezlerini ele almaktı"

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden Doç. Dr. Şehnaz Biçer ise eserin ortaya çıkmasında multidisipliner bir ekibin çalıştığına dikkati çekerek, "8 yıl boyunca içinde maceralar yaşadığımız, çok zorlandığımız uzun bir yol aldık. Geleneğimizden gelen bazı değerleri de bu projede yeniden canlandırdık diyebilirim. Örneğin el yapımı kağıt ve boyalarımız gibi." değerlendirmesini yaptı.

Biçer, geçmişte de Kur'an-ı Kerim'in farklı farklı Mushaflar olarak yazıldığını söyleyerek, "Bizim hedefimiz İslam coğrafyasındaki önemli sanat merkezlerini ele almaktı. En doğuda Babür'den en batıdaki Endülüs'e kadar bu geniş coğrafyada üslup geliştirmiş ve kitap sanatlarına önem vermiş sanat merkezlerini ele aldık. Tabii bunları ele alırken dünya müzelerinden dokümanlar topladık. Ayrıca Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesi de bize son derece desteklerini sundular. Oralarda da eserler üzerinde inceleme yapma şansımız oldu." dedi.

İslam sanat tarihindeki üsluplardan ilham alarak İstanbul Mushafı'na tezhipleri nakşettiklerini ifade eden Biçer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mushaf'ta ilk cildimiz Kur'an'ın indirildiği tarihten başlıyor. O süreçte İslam coğrafyasında henüz üslup oluşturulmadığından, biz her cildin başında zahriye ve serlevhası da yaptığımız için o dönemi nasıl değerlendirebiliriz diye çok düşündük. Hırka-i Şerif Camisi'ndeki Peygamber Efendimizin hırkası bir fikir olarak düşünüldü ve ilk iki sayfamız o hırkanın desenleri analiz edilerek tasarlandı. Hatta ayetler bittikten sonra konan durak dediğimiz işaretler de o hırkanın düğmelerine ait yapıldı. Böylelikle eseri ilk açtığınızda Peygamber Efendimizin hırkasıyla karşılaşacaksınız ve son ciltte de son sayfa Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Şerif'in bulunduğu mekanın çinilerinden esinlenilerek yapıldı."

Böyle bir projede yer almaktan dolayı kendini şanslı hissettiğini dile getiren Biçer, çalışmayı dünya müzelerinde de sergilemeyi arzu ettiklerini sözlerine ekledi.

İstanbul Mushafı hakkında

Mushaf'ın kağıtlarının yapımında 200 tabaka kağıt için toplamda 800 bin organik yumurtanın akı kullanıldı. Yapılan kağıtların aharlanması için de benzeri olmayan bir aharlama makinası icat edildi.

İstanbul Nakkaşhanesi'nde bin adet özel tıpkı basımı da yapılan Mushaf'ın ölçüleri orijinaliyle aynı olarak hazırlandı. Toplam 10 cilt olan eserde, her cildin dış kapak, iç kapak, zahriye ve serlevhası dönem özelliğini taşıyan farklı şekillerde tasarlandı.

Kufi, maşrık kufisi, tezyini kufi, kayrevan kufisi, mağribi, muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, ta'lik ve icaze olmak üzere 11 farklı hat çeşidi kullanılan eserde, yine her biri farklı olmak üzere 62 adet sayfa tasarımı yapıldı.

İslam sanatlarına katkı sunmayı amaçlayan eserin 59'a 45 milimetre ebadında aharlı el yapımı kağıtlara aynı baskı tekniğiyle tek cilt halinde de herkesle buluşması adına hazırlanacak.

Çalışma, 1. cilt Asr-ı Saadet'ten başlayarak, Emevi, Abbasi, Büyük Selçuklu, Gazneli, Anadolu Selçuklu, 1. dönem Anadolu Beylikleri ve Eyyubi, 2. cilt Memluk, 3. cilt Endülüs ve Mağrib, 4. cilt İlhanlı, 5. cilt Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmen, 6. cilt Timur dönemi, 7. cilt Delhi Sultanlığı ve Babürlü, 8. cilt Safevi, 9. cilt 2. dönem Anadolu Beylikleri ve 16. yüzyıla kadar Osmanlı, 10. cilt ise 16. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar Osmanlı üslubunu içeriyor.



Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
TT

Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Bir şehrin bin yıllık dönüşüm hikâyesi nasıl anlatılabilir? Tarihin önemli dönüm noktaları sınırlı bir sergi alanına nasıl sığdırılabilir? Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi, 7 Kasım Cumartesi günü ziyaretçilere açılacak “Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Tek Şehir, İki İmparatorluk” başlıklı sergiyle bu sorulara yanıt arıyor.

Tarih, sanat, din, siyaset ve toplumsal yaşamı tek bir mekânda buluşturmak kolay değil. Sergi, bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışırken daha önce hiç sergilenmemiş nadir tarihî eserlerin yanı sıra yurt dışındaki kurumlardan ödünç alınan parçalarla anlatımını zenginleştiriyor.

Başlangıç

Sergi alanına girildiğinde ziyaretçileri, bugünkü İstanbul'un canlı ve etkileyici görüntüleri karşılıyor. Kendine özgü mimarisi, Boğaz'ın dalgaları ve sokakların sesleriyle hazırlanan görsel sunum, ziyaretçileri doğrudan şehrin atmosferine taşıyor ve farklı yönlerini keşfetmeye hazırlıyor.

Tarihsel ayrıntılara odaklanan sergi, kentin kuruluşundan ve yüzyıllar boyunca değişen adlarından başlıyor. İmparator I. Konstantin, 330 yılında şehre “Yeni Roma” adını vermişti. Ancak bu isim kısa sürede yerini “Konstantinopolis”e bıraktı. “İstanbul” adı ise resmî olarak Türkiye Cumhuriyeti döneminde, 1930 yılında kabul edilmeden önce yüzyıllar boyunca halk arasında diğer adlarla birlikte kullanılıyordu.

Şehrin eski surlarını ve tarihî dokusunu betimleyen çizimlerin ardından, kentin sosyal ve siyasi merkezi olan Hipodrom'a geçiliyor. Hipodrom'dan günümüze kalan eserler arasında bronz bir kaz heykeli de bulunuyor. Bu eser, Venedik'teki San Marco Bazilikası'nın cephesiyle ilişkilendirilen ünlü bronz atlar ve bugün İstanbul'daki meydanlardan birinde bulunan Yılanlı Sütun ile birlikte eski at yarışları alanından günümüze ulaşan az sayıdaki kalıntı arasında yer alıyor.

Gökyüzünden yeryüzüne

İstanbul'un tarihini, dinin kültür, sanat ve mimari üzerindeki etkisine değinmeden anlatmak mümkün değil. Sergide bazı ikonalar ve küçük bir Hz. Meryem heykelini çevreleyen kaya kristalinden yapılmış etkileyici bir eser de dahil olmak üzere çok sayıda parça ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

Dini tasvirlerin figüratif anlatımdan sembolik anlatıma uzanan dönüşümü de sergide ele alınıyor. Bu değişim, Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesinin ardından kiliseden camiye dönüştürülen Ayasofya'nın tasvirlerinde de görülüyor.

Sergide aktarılan bilgilere göre Osmanlılar, Ayasofya'nın mimari özelliklerine ve tarihî geçmişine büyük değer verdi. Sultan Abdülmecid, 1847 yılında yapının restorasyonu için İtalyan mimarlar Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşleri görevlendirdi. Fossati kardeşlerin hazırladığı çizimler sayesinde Batılı ziyaretçiler Ayasofya'nın iç mekânını ilk kez görme imkânı buldu. Restorasyon çalışmaları sırasında, aralarında Hz. Meryem tasvirlerinin de bulunduğu, üzeri kapatılmış çok sayıda Bizans mozaiği ortaya çıkarıldı.

Ayasofya, sergide yalnızca simgesel bir yapı olarak değil, özellikle kentteki camiler başta olmak üzere farklı mimari eserlerin gelişimini etkileyen önemli bir örnek olarak da ele alınıyor.

xz xc
Ayasofya Camii'nin iç mekânını tasvir eden 1852 tarihli tablo (Şarku’l Avsat)

“Tek Şehir, Birden Fazla Din” başlıklı bölümde ise İstanbul'un farklı inançları bir arada barındıran tarihine ışık tutuluyor. Çok sayıda el yazması, Kur'an-ı Kerim ve farklı dinî eserlerin yer aldığı bölümde, müzenin koleksiyonunda bulunan 1650-1700 yılları arasına tarihlenen bir Kur'an-ı Kerim de sergileniyor.

 cs
Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini pano (Şarku’l Avsat)

Bu eserin yanında Kâbe'yi ve Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini bir pano ile çok sayıda parçadan oluşan bir Kur'an-ı Kerim'i muhafaza etmek üzere tasarlanmış, ahşap, fildişi ve sedef işlemeli büyük bir sandık bulunuyor. Sandığın, Sultan I. Mahmud'un Ayasofya Camii'ndeki kütüphanesi için özel olarak yaptırıldığı belirtiliyor.

İhtişam ve zenginlik

İstanbul tarihinin bir diğer önemli boyutunu ise sanat eserlerinde, kıyafetlerde ve mimaride kendini gösteren ihtişam ve zenginlik oluşturuyor. Bu dönemde altın, fildişi, mermer ve bronz gibi değerli malzemeler kullanan imparatorluk atölyeleri önemli eserler üretti. İpek ise nadirliği ve yüksek değeriyle kentin öne çıkan ürünlerinden biri haline geldi.

vbt
Haremeyn'e hediye edilmek üzere hazırlanan iki dokuma eser; kırmızı olan Mekke'deki Mescid-i Haram, yeşil olan ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yapıldı.

Sergi, saraylar, kıyafetler ve dokuma eserler üzerinden ziyaretçilere bu ihtişamlı dönemin izlerini sunuyor. Bizans yönetiminden Osmanlı dönemine uzanan anlatıda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin ve farklı saray koleksiyonlarının hazinelerinden seçilen eserler, dönemin zanaatkârlığını, gösterişini ve zenginliğini gözler önüne seriyor.

İmparatorluk atmosferini anlatmak için resmî törenler ve geçit alaylarına da yer veriliyor. Bu törenler, devletin gücünü ve egemenliğini sergilemenin önemli araçlarıydı. Sergide, ayrıntılı biçimde resmedilmiş Osmanlı imparatorluk alayını gösteren uzun bir resimli rulo da bulunuyor.

Resmî geçitlerden daha küçük ölçekli törenlere uzanan anlatıda, “Beşik Alayı” geleneği de ele alınıyor. Bu gelenek kapsamında, hükümdar ailesinde dünyaya gelen bir bebeğe hediye edilmek üzere mücevherlerle süslenmiş bir beşik saraydan çıkarılarak şehir sokaklarında törenle taşınıyordu. Sergide, İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonundan ceviz ağacından yapılmış ve sedef kakmalarla süslenmiş bir beşik örneği yer alıyor.

Serginin devamındaki vitrinlerde padişahlar ve haremdeki kadınlar için hazırlanan gösterişli kıyafetler sergileniyor. Altın ipliklerle dokunmuş ipek bir kaftanın yanı sıra kadife ve gümüş ipliklerle süslenmiş bir at örtüsü de dikkat çekiyor. Söz konusu örtü, 1600 yılı dolaylarında düzenlenen bir geçit töreninde kullanılan gösterişli bir at kıyafetinin parçasıydı ve Atina'daki Benaki Müzesi'nden ödünç alındı.

Bu bölümde ayrıca kutsal topraklara gönderilmek üzere hazırlanan dokuma eserler de bulunuyor. Bunlardan biri Mekke'deki Mescid-i Haram için kırmızı, diğeri ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yeşil renkte hazırlanmış.

Diplomasi ve kıyafetler

Diplomatik ilişkilerde saray kıyafetleri de önemli bir rol oynuyordu. Sergide yan yana yerleştirilen iki tablo, İngiliz büyükelçisinin İstanbul'da padişaha takdim edilmesi sırasında yaşananları tasvir ediyor.

İlk tabloda, Batılı kıyafetleri içindeki büyükelçi ve beraberindekiler, sadrazamla görüşürken görülüyor. Salonun bir köşesinde ise kendilerine hediye edilecek kaftanlardan oluşan bir yığın dikkat çekiyor. İkinci tabloda ise İngiliz heyetinin Osmanlı kıyafetleri giyerek padişahın huzuruna çıktığı sahne yer alıyor.

Serginin öne çıkan eserleri arasında, Venedikli ressam Gentile Bellini tarafından 1479 yılında yapılan Fatih Sultan Mehmed portresi de bulunuyor. Londra'daki National Gallery'den ödünç alınan portre, koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri.

Ayrıca 1574 yılında hayatını kaybeden Sultan II. Selim'in türbesinden getirilen, fildişi ve mücevherlerle süslenmiş bir kemer de Osmanlı giyim tarihinin önemli örnekleri arasında sergileniyor.

Şehir yaşamı

Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, İstanbul'daki gündelik hayatın ayrıntılarına odaklanıyor. Kentin farklı bir yüzünü yansıtan bu bölümde, toplumsal çeşitlilik ve dinî hoşgörü ön plana çıkıyor.

Kahvehaneler, hamamlar, müzik ve Batı kültürünün toplumsal beğeni üzerindeki etkisi ele alınıyor. Özellikle Paris modasının modern İstanbul'daki giyim ve tasarım anlayışına etkisi dikkat çekiyor. Diğer yandan Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyılda Avrupa üzerindeki etkisi de müzenin koleksiyonundan seçilen dokuma, mozaik ve benzeri eserler aracılığıyla anlatılıyor.

xsdvd
Türk ressam Osman Hamdi Bey'in tablosu (Şarku’l Avsat)

Bu bölümde Türk ressam Osman Hamdi Bey'in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu öne çıkıyor. Eserde, Sultanahmet Camii yakınlarında gezintiye çıkan, farklı renklerde kıyafetler giyen ve küçük şemsiyeler taşıyan bir grup kadın tasvir ediliyor.

Kadınların kıyafetlerinde kullanılan gösterişli kumaşlar, dönemin zenginliğine işaret ediyor. Osman Hamdi Bey'in diğer eserlerinde olduğu gibi tablodaki karakterler de izleyiciyle göz teması kuruyor. Bazı kadınlar doğrudan izleyiciye bakarken bir kadın giysisinin bir parçasıyla yüzünü gizliyor. Tablonun bir köşesinde ise çeşitli ürünlerini sergileyen tüccarlar görülüyor.

as csxd
Batı modasının Türk motifleriyle harmanlandığı kadın kıyafetleri (Şarku’l Avsat)

Tablodaki renkli kıyafetlerden hareketle ziyaretçiler, yakındaki vitrinlerde sergilenen kadın giysilerini inceleme fırsatı buluyor. Bunlar arasında, Osman Hamdi Bey'in akrabalarından biri için yapıldığı bilinen sarı renkli ipek bir kaftan da yer alıyor.

Sergide kadınların ev içinde ve dışında kullandıkları iki farklı kıyafet örneği sunulurken Paris modasının Osmanlı dönemi tasarımları üzerindeki etkisine de dikkat çekiliyor.

Hamamlar ve kahvehaneler

Sergi, İstanbul'un sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olan kahvehaneler ve hamamları ele alan bölümle sona eriyor.

Bu bölümde İstanbul'daki tarihî bir hamamdan getirilen renkli seramik örnekleri ile kentteki hamamlardan birini tasvir eden tablo sergileniyor. Kahvehane kültürünü yansıtan eserler arasında ise yaklaşık 1750 yılına tarihlenen, günümüze ulaşan en eski uzun saplı tanbur örneklerinden biri bulunuyor. Fildişi, kaplumbağa kabuğu ve sedefle süslenmiş enstrümanın yanı sıra ahşap ve sedef kakmalı bir tavla tahtası da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

Sanat ve kültürü merkeze alan sergi, tarih ve siyaset hikâyelerini ilgi çekici bir anlatımla bir araya getiriyor. Avrupa'nın en büyük şehirlerinden birinin ve iki imparatorluğun başkentinin tarihini özetleyen sergi, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında bir buluşma noktası olan İstanbul'un iki farklı medeniyetin izlerini nasıl taşıdığını gözler önüne seriyor.

ascsx
Sergide gündelik yaşam ve eğlence kültürüne ait eserlerden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Hristiyan bir imparatorluğun ardından İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline gelen İstanbul, bu sergide tek bir şehrin farklı dönemlerde kazandığı kimlikler üzerinden anlatılıyor.


Johnny Depp'ten açıklama: Karayip Korsanları'na dönecek mi?

Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde, Kaptan Jack Sparrow'un efsanevi Gençlik Pınarı'nı bulmak için çıktığı tehlikeli ve fantastik macerayı anlatıyordu (Buena Vista Pictures Distribution)
Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde, Kaptan Jack Sparrow'un efsanevi Gençlik Pınarı'nı bulmak için çıktığı tehlikeli ve fantastik macerayı anlatıyordu (Buena Vista Pictures Distribution)
TT

Johnny Depp'ten açıklama: Karayip Korsanları'na dönecek mi?

Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde, Kaptan Jack Sparrow'un efsanevi Gençlik Pınarı'nı bulmak için çıktığı tehlikeli ve fantastik macerayı anlatıyordu (Buena Vista Pictures Distribution)
Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde, Kaptan Jack Sparrow'un efsanevi Gençlik Pınarı'nı bulmak için çıktığı tehlikeli ve fantastik macerayı anlatıyordu (Buena Vista Pictures Distribution)

Johnny Depp, Karayip Korsanları (Pirates of the Caribbean) serisine Jack Sparrow rolüyle geri dönmeye sıcak bakıyor.

63 yaşındaki oyuncu, Entertainment Tonight'a verdiği yeni röportajda yapımcı Jerry Bruckheimer'la yeniden çalışmak istediğini söyledi.

Karayip Korsanları serisinin nasıl tamamlanacağı konusunda her şey yerli yerinde olursa... Gerçekten tek istediğim, serinin daha iyi bir şekilde noktalanmasına katkıda bulunmak.

Depp, Bruckheimer'a duyduğu güveni de şu sözlerle dile getirdi:

Proje ne olursa olsun, Jerry Bruckheimer'la yarın çalışmaya başlarım. Hiç fark etmez... İşin içinde Jerry varsa ona güvenirim. Aramızda çok güçlü bir dostluk var.

2022'de, eski eşi Amber Heard'a karşı açtığı iftira davasında konuşan Depp, kendisine milyonlarca dolar verilse bile Karayip Korsanları serisine geri dönmeyeceğini söylemişti.

Bruckheimer da ağustosta düzenlenen D23 etkinliğinde Deadline'a konuşarak Karayip Korsanları 6 üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı.

Johnny'yle görüşüyoruz, bir senaryo üzerinde çalışıyoruz. Umarım bunu hayata geçirebiliriz.

Depp, Kaptan Jack Sparrow'u ilk kez 2003 yapımı Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti'nde (Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl) canlandırmıştı. 

Oyuncu, 2006'da Ölü Adamın Sandığı (Dead Man's Chest), 2007'de Dünyanın Sonu (At World's End), 2011'de Gizemli Denizlerde (On Stranger Tides) ve son olarak 2017'de Salazar'ın İntikamı'nda (Dead Men Tell No Tales) karakteri yeniden canlandırmıştı.

Karayip Korsanları evrenini genişletecek iki film üzerinde çalışılıyor. Bruckheimer'ın 2024'te Entertainment Weekly'ye verdiği bilgiye göre, seriyi yeniden başlatacak filmin senaryosunu Jeff Nathanson yazıyor. Margot Robbie'nin başrolde yer alacağı diğer filmin senaryosunu ise Christina Hodson kaleme alıyor.

Yapımcı, seriyi yeniden başlatacak filmde Depp'i de görmek istediğini belirtmişti:

Seriyi yeniden başlatıyoruz ama bana kalsa o da filmde olurdu. Onu çok seviyorum. İyi bir dostum. Müthiş bir sanatçı ve kendine özgü bir görünümü var. Kaptan Jack'i o yarattı. Bu yorum senaryoda yoktu; biraz Pepé Le Pew, biraz da Keith Richards'tan esinlendi. Jack Sparrow'u böyle yorumladı.

Bruckheimer, geçen yıl Entertainment Weekly'ye verdiği başka bir röportajda da Depp'in dönüşünü senaryonun belirleyeceğini vurgulamıştı:

Rolün yazılışını beğenirse kabul edeceğini düşünüyorum. Hepimizin bildiği gibi, her şey senaryoya bağlı.

Serinin bir diğer yıldızı Orlando Bloom, eylülde Entertainment Weekly'ye verdiği röportajda yeni filmle ilgili bir haber almadığını söylemişti. Oyuncu, Depp'le zaman zaman görüştüğünü de belirtmişti.

Yüzüklerin Efendisi'nin (The Lord of the Rings) yıldızı, "Johnny'yle arada bir görüşüyorum çünkü harika biri" demişti.

Çok eğlenceliydi ve tam da dönemin ruhunu yakalayan bir şeydi. Yeni filmi nasıl ya da ne zaman yapacaklarını bilmiyorum ama bu konuda bir şey duymadım.

Beş filmin tamamında Hector Barbossa'yı canlandıran Geoffrey Rush da Entertainment Weekly'ye verdiği yakın tarihli röportajda, seriye hangi koşullarda dönebileceğini anlatmıştı:

Geri dönüşümün, 'Bir kez daha para kazanayım' demek kadar basit ve bayağı olmasını istemiyorum. Bu 20 yıllık süreçte neredeyse bir opera yaratıldı; bunun ulaştığı boyuta saygı duyuyorum. İyi bir senaryo gerekecek ama sırf Jack Sparrow'u bir kez daha sinir etmek için dönmek bile... Anlıyorsunuz, değil mi? Hatta hayranlardan neler olmasını istediklerini yazıp göndermelerini isteyin derim.

Independent Türkçe, Deadline, Entertainment Tonight, Entertainment Weekly 


The Pitt yıldızı, imza istediği Eddie Murphy'nin verdiği ters cevabı anlattı

Eddie Murphy tarafından geri çevrildiğini iddia eden Noah Wyle, çocuklara her zaman imza verdiğini söylüyor (AP)
Eddie Murphy tarafından geri çevrildiğini iddia eden Noah Wyle, çocuklara her zaman imza verdiğini söylüyor (AP)
TT

The Pitt yıldızı, imza istediği Eddie Murphy'nin verdiği ters cevabı anlattı

Eddie Murphy tarafından geri çevrildiğini iddia eden Noah Wyle, çocuklara her zaman imza verdiğini söylüyor (AP)
Eddie Murphy tarafından geri çevrildiğini iddia eden Noah Wyle, çocuklara her zaman imza verdiğini söylüyor (AP)

Kevin E. G. Perry Kültür ve Yaşam Haberleri Yazarı

Noah Wyle, henüz çocukken imza istediği Eddie Murphy'nin kaba bir şekilde kendisini reddettiğini öne sürerek bu deneyimin, hayranlarıyla mutlaka etkileşime geçmesini sağladığını söyledi.

Kısa süre önce People, 55 yaşındaki Wyle'ı Yaşayan En Seksi Erkek seçmişti.

Amy Poehler'ın Good Hang adlı podcast yayınında verdiği röportajda Wyle, o dönemde çoktan komedi süperstarı olan Murphy'yle henüz 9 yaşındayken tesadüfen karşılaştığını anlattı. 

Wyle, "Çocukken bir keresinde Eddie'yle tanıştım. Ondan imza isteyip 'SNL'de yaptıklarınızı çok seviyorum' dedim. O da 'O kadar geç saatte ne işin var?' diye sordu" diye konuştu.

The Pitt yıldızı şöyle devam etti: 

Ben de 'İmzanızı alabilir miyim?' dedim. O da 'S**tir git kardeşim' dedi.

The Independent cevap hakkı için Murphy'nin temsilcileriyle temasa geçti.

Wyle, bu deneyimin kendisini hayranlarına her zaman vakit ayırmaya teşvik ettiğini belirterek şunları söyledi: 

Her zaman imza veririm. Ne zaman 9 yaşındaki bir çocuk benden imza istese hemen imzalarım.

ER'ın eski oyuncusu ayrıca bu anının, çocuklarına da kendisine sevimli bir hediye hazırlama ilhamı verdiğini ekledi.

Wyle şöyle açıkladı: 

Bu hikayeyi evde anlattım ve geçen yıl doğum günümde kızım bana ne alacağını bilemedi. 10 yaşındaki kızım, Eddie Murphy'nin bir resmini bastırıp üzerine 'Sevgili Noah, sen harika bir çocuksun, Eddie Murphy' yazdı. Ve Eddie'yi 'Eddy' diye yazmıştı.

Aktör sözlerine, "Bunu çerçeveletip ofisime astım. Bu, 10 yaşındaki kızımın 'Bir dakika…' deyip bu hikayeyi uydurması sayesinde aldığım en harika hediye. Kızım, 'Baba, dün annemle kimi gördüğümüze asla inanmayacaksın. Eddie Murphy. Ve senin her zaman istediğin şeyi aldık: onun imzasını' dedi" diye devam etti.

Wyle, People'ın kendisini Yaşayan En Seksi Erkek seçme kararına çocuklarının kuşkuyla yaklaştığını önceki günlerde açıklamıştı.

Oyuncu, "Oğlum son derece gerçekçi biri. Bana, 'Ah, bu durum hayatımı artık çok daha zorlaştıracak. Ama sorun değil baba. Bir sürü düşman da edineceksin' dedi" diye anlatmıştı.

Büyük kızım ise sadece 'Yok artık, yok artık' dedi. Çünkü sanırım önümüzdeki 50 yıl boyunca bunu kullanarak benimle dalga geçecek... Arkadaşlarım ve ailem eminim çok fazla alay edecek.

ER'daki eski rol arkadaşı George Clooney, People tarafından daha önce iki kez Yaşayan En Seksi Erkek seçilmişti.

Clooney'nin buna nasıl tepki vereceğini düşündüğü sorulduğunda Noah şöyle demişti: 

Bence bu durumu eğlenceli bulacak ve umarım, benim de artık saçlarımın beyazladığı bir yaşa geldiğimi görünce gururlu bir baba gibi hissedecek.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment