İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı
TT

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

Asr-ı Saadet'ten bugüne bütün İslam tarihi ve İslam coğrafyasını merkeze alan "İstanbul Mushafı", Kur'an-ı Kerim'in 10 cilt olarak el ile yazılmasını ihtiva ediyor.

İslam medeniyetinin 15 asırlık seyrine "Mushaf Sanatları Tarihi" yönünden bakmayı amaçlayan çalışma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teklif ve himayeleri ile gerçekleştirildi.

Ebadı 365'e 559 milimetre olan ve tamamı 850 sayfadan oluşan el yazma orijinal altın nüsha eser, ilim adamlarına ve İslam medeniyetlerine verdiği desteklerden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a takdim edilecek.

"Kur'an-ı Kerim etrafında nasıl bir medeniyet örgüsü var, bunu göstermeye çalıştık"

AA muhabirine esere ilişkin açıklamada bulunan Hüseyin Kutlu, projenin aslında 8 yıllık değil, 15 asırlık bir mesele olduğunun altını çizerek, "Biz 15 asrın birikimini ortaya koymuş oluyoruz. Bu 15 asrın birikimini yeni bir anlayışla, 10 ciltte gösterdik. Bizden önceki üstatların kanatlarıyla uçuyoruz." dedi.

İslam medeniyetinin bugün yok farz edildiğini belirten Kutlu, şöyle devam etti:

"Biz belli bir süre sonra İslam ümmetinden olduğumuzu inkar etmedik ama İslam medeniyetinden olmadığımızı veya böyle bir medeniyetin olmadığını farz ederek, 'Batı medeniyetindeniz' dedik. Oysaki İslam medeniyeti fonksiyonunu yitirmiş değil. Bunu göstermek ve buna işaret etmek için İslam ümmetinin ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim etrafında nasıl bir medeniyet örgüsü var, bunu göstermeye çalıştık. Dolayısıyla Asr-ı Saadet'ten, Efendimizin döneminden günümüze kadar ve bütün İslam coğrafyasını içine alan bir bakış açısıyla Kur'an-ı Kerim yazımı, tezhiplenmesi, cildi, rahlesi, muhafazası, mürekkebi, kağıt yapımı ile 'Mushaf Sanatları Tarihi' hüviyetini ortaya çıkaran bir eser ortaya koyduk. Bu çalışma ile işaret etmek istediğimiz şey 'İslam medeniyetinin farkına varınız. Bu hazineyi keşfediniz. Kendinize kendiniz gibi yol çiziniz. Başkalarını taklidi bırakınız.' hikaye budur."

Eserin belgeseli yapılacak ve her ciltteki çalışmalar birer kitap olarak kaleme alınacak

Usta sanatkar, projeyi 40 yıldır gönlünde demlediğini dile getirerek, "Bunun kuvveden fiile çıkması Cumhurbaşkanımızın işaretiyle, onun teşvik ve himayeleriyle oldu. Tabii yazmak için kağıda ihtiyaç vardı. Dünyanın her tarafından el yapımı kağıtlar getirttik. Fakat bunlar bizi tatmin etmedi. Çünkü eskitmeye konulduğu zaman bozulmalar gördük. Boyalarda da hakeza aynı şeyleri müşahede ettik. Dolayısıyla biz kağıt yapımına da karar verdik. Nasıl yapıldığını biliyoruz ama tecrübemiz yoktu. Allah'ın yardımıyla bu konuda da çok güzel neticeler aldık ve kendi yaptığımız kağıda Kur'an-ı yazdık." diye konuştu.

Eserde mürekkepleri de tamamen doğal malzemelerden kendilerinin hazırladığını aktaran Kutlu, şunları kaydetti:

"Baskıyı da burada gerçekleştirdik. Henüz bu baskı tekniği başka bir yerde yok. Bu ofset baskı falan değil. Çok özel bir baskı. Gördüğünüz gibi orijinaliyle tıpkıbasımı arasında çok uzman kişiler farkı anlayabilir. Çünkü aharlı, orijinal el yapımı kağıtlara baskı yapıyoruz. Kısa zamanda bu çalışmaları anlatmak çok zor. Çalışmanın belgeseli yapılacak. Ayrıca belki çalışmanın her sayfasını anlatan bir kitap çıkacak. İnşallah umduğumuz şeylere nail oluruz."

İslam diyarının önemli şehirlerinden getirilen bitki dalları eserin kağıt hamuruna katıldı

Hüseyin Kutlu, çalışmanın tüm aşamalarını 66 kişilik bir ekiple birlikte Bilim Kültür ve Sanat Derneğinde (BİKSAD) tamamladıklarına işaret ederek, "66 rakamının ebced hesabında rakamsal karşılığı İsmi Celal'in karşılığıdır. Yani Allah lafzı hesaplandığı zaman ebced karşılığı 66 tutar." dedi.

İstanbul Mushafı'nda kullanılan el yapımı kağıdın hamurunun da çok özel olduğunu vurgulayan Kutlu, şu bilgileri verdi:

"Çalışmaya ayrı bir ruhaniyet katsın diye Mekke'den, Medine'den, Kudüs'ten, Semerkant'tan, Buhara'dan yani İslam diyarının mukaddes bilinen makamlarından dut, gül dalları vesaire getirtildi. Kabukları soyuldu ve dövülerek Mushaf'ın hamuruna karıştırıldı. Bu bir teberrük. Yani bu farklı bitkilerin, ağaç dallarının bir araya gelip Mushaf'a hamur olması gibi, ümmetin de bir araya gelip bir güç oluşturması için fiili bir duadır. Ayrıca zemzem, Eyüp Sultan Hazretleri'nin kuyusundan alınmış su, İbrahim Aleyhisselam'ın doğduğu mağaradan su, Nil nehrinden Peygamber Efendimizin mübarek saçlarını yıkadığı suyun çoğaltılmışından boyalara suların katılmasıyla da bir teberrük yapılmış oldu."

"Hedefimiz İslam coğrafyasındaki önemli sanat merkezlerini ele almaktı"

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden Doç. Dr. Şehnaz Biçer ise eserin ortaya çıkmasında multidisipliner bir ekibin çalıştığına dikkati çekerek, "8 yıl boyunca içinde maceralar yaşadığımız, çok zorlandığımız uzun bir yol aldık. Geleneğimizden gelen bazı değerleri de bu projede yeniden canlandırdık diyebilirim. Örneğin el yapımı kağıt ve boyalarımız gibi." değerlendirmesini yaptı.

Biçer, geçmişte de Kur'an-ı Kerim'in farklı farklı Mushaflar olarak yazıldığını söyleyerek, "Bizim hedefimiz İslam coğrafyasındaki önemli sanat merkezlerini ele almaktı. En doğuda Babür'den en batıdaki Endülüs'e kadar bu geniş coğrafyada üslup geliştirmiş ve kitap sanatlarına önem vermiş sanat merkezlerini ele aldık. Tabii bunları ele alırken dünya müzelerinden dokümanlar topladık. Ayrıca Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesi de bize son derece desteklerini sundular. Oralarda da eserler üzerinde inceleme yapma şansımız oldu." dedi.

İslam sanat tarihindeki üsluplardan ilham alarak İstanbul Mushafı'na tezhipleri nakşettiklerini ifade eden Biçer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mushaf'ta ilk cildimiz Kur'an'ın indirildiği tarihten başlıyor. O süreçte İslam coğrafyasında henüz üslup oluşturulmadığından, biz her cildin başında zahriye ve serlevhası da yaptığımız için o dönemi nasıl değerlendirebiliriz diye çok düşündük. Hırka-i Şerif Camisi'ndeki Peygamber Efendimizin hırkası bir fikir olarak düşünüldü ve ilk iki sayfamız o hırkanın desenleri analiz edilerek tasarlandı. Hatta ayetler bittikten sonra konan durak dediğimiz işaretler de o hırkanın düğmelerine ait yapıldı. Böylelikle eseri ilk açtığınızda Peygamber Efendimizin hırkasıyla karşılaşacaksınız ve son ciltte de son sayfa Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Şerif'in bulunduğu mekanın çinilerinden esinlenilerek yapıldı."

Böyle bir projede yer almaktan dolayı kendini şanslı hissettiğini dile getiren Biçer, çalışmayı dünya müzelerinde de sergilemeyi arzu ettiklerini sözlerine ekledi.

İstanbul Mushafı hakkında

Mushaf'ın kağıtlarının yapımında 200 tabaka kağıt için toplamda 800 bin organik yumurtanın akı kullanıldı. Yapılan kağıtların aharlanması için de benzeri olmayan bir aharlama makinası icat edildi.

İstanbul Nakkaşhanesi'nde bin adet özel tıpkı basımı da yapılan Mushaf'ın ölçüleri orijinaliyle aynı olarak hazırlandı. Toplam 10 cilt olan eserde, her cildin dış kapak, iç kapak, zahriye ve serlevhası dönem özelliğini taşıyan farklı şekillerde tasarlandı.

Kufi, maşrık kufisi, tezyini kufi, kayrevan kufisi, mağribi, muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, ta'lik ve icaze olmak üzere 11 farklı hat çeşidi kullanılan eserde, yine her biri farklı olmak üzere 62 adet sayfa tasarımı yapıldı.

İslam sanatlarına katkı sunmayı amaçlayan eserin 59'a 45 milimetre ebadında aharlı el yapımı kağıtlara aynı baskı tekniğiyle tek cilt halinde de herkesle buluşması adına hazırlanacak.

Çalışma, 1. cilt Asr-ı Saadet'ten başlayarak, Emevi, Abbasi, Büyük Selçuklu, Gazneli, Anadolu Selçuklu, 1. dönem Anadolu Beylikleri ve Eyyubi, 2. cilt Memluk, 3. cilt Endülüs ve Mağrib, 4. cilt İlhanlı, 5. cilt Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmen, 6. cilt Timur dönemi, 7. cilt Delhi Sultanlığı ve Babürlü, 8. cilt Safevi, 9. cilt 2. dönem Anadolu Beylikleri ve 16. yüzyıla kadar Osmanlı, 10. cilt ise 16. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar Osmanlı üslubunu içeriyor.



Spielberg, Dune'un yönetmenini göklere çıkardı

Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)
Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)
TT

Spielberg, Dune'un yönetmenini göklere çıkardı

Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)
Denis Villeneuve, Dune: Çöl Gezegeni'ndeki çöl sahnelerini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de çekti (Warner Bros.)

Bu yaz İfşa Günü'yle (Disclosure Day) bilimkurguya dönen Steven Spielberg, filmin basın turunun başlangıcında Denis Villeneuve'e övgüler yağdırdı.

Empire dergisine konuşan Spielberg, Villeneuve imzalı Dune: Çöl Gezegeni (Dune) serisini tüm zamanların en iyi bilimkurgu yapımları arasında gösterdi.

Spielberg'ün 12 Haziran'da vizyona girecek yeni filmi merakla beklenirken usta yönetmen, meslektaşı Villeneuve hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Villeneuve'ün Dune serisini "tüm zamanların en iyileri" arasına koyan Spielberg, özellikle ikinci filmi yönetmenin kariyerindeki en iyi iş diye tanımladı.

"Çölü sıvı gibi göstermeyi başardın"

Spielberg, daha önce Amerikan Yönetmenler Birliği (DGA) panelinde de dile getirdiği hayranlığını şu sözlerle detaylandırdı: 

Denis, Frank Herbert'ın eserine öyle bir saygı gösterdi ki, bu bana Guillermo del Toro'nun Mary Shelley'ye Frankenstein'la sunduğu saygı duruşunu hatırlattı. Özellikle Paul Atreides'in kum solucanı üzerinde ilerlediği sahne, hayatımda gördüğüm en muazzam şeylerden biriydi. Çölü adeta bir sıvı gibi göstermeyi başardın!

Spielberg'e göre sinemanın "dünya kurucuları"

Spielberg, Villeneuve'ü sinema tarihindeki çok dar bir yönetmenler halkasının yeni üyesi olarak gördüğünü söyledi. Spielberg'e göre bu "dünya kuran yönetmenler" listesinde şu isimler yer alıyor: Georges Méliès, Walt Disney, Stanley Kubrick, George Lucas, Federico Fellini, Tim Burton, James Cameron, Ridley Scott, Christopher Nolan, Peter Jackson, Wes Anderson ve Guillermo del Toro.

Nolan da hayranlar arasında

Villeneuve'e bir övgü de çağdaş sinemanın bir diğer devi Christopher Nolan'dan gelmişti. 2024'te Nolan, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki'nin (Dune: Part 2) uyarlama başarısını "mucizevi" diye nitelendirerek, filmin olayları basitleştirmek yerine kitaptaki karmaşıklığı daha da derinleştirdiğini ve dünyayı genişlettiğini vurgulamıştı.

Spielberg'in merakla beklenen filmi İfşa Günü, 12 Haziran'da vizyona giriyor. Filmin oyuncu kadrosunda Emily Blunt, Josh O'Connor, Colin Firth, Eve Hewson ve Colman Domingo gibi yıldızlar yer alıyor.

Filmin tanıtım metninde şu ifadeler kullanılıyor: 

Yalnız olmadığımızı öğrenseniz... Biri size bunu gösterse, kanıtlasa, korkar mıydınız? Bu yaz, gerçek 7 milyar insana ait. İfşa Günü'ne yaklaşıyoruz.

Herbert'ın 1969 tarihli romanı Dune Mesihi'ne (Dune: Messiah) dayanan Dune: Çöl Gezegeni Bölüm Üç (Dune: Part Three) ise 18 Aralık'ta izleyiciyle buluşacak.

Öte yandan, kariyerinde bilimkurguyla devleşen Villeneuve, rotayı şaşırtıcı bir yöne çeviriyor. 

Başarılı sinemacı, 2015 yapımı Sicario'dan bu yana ilk aksiyon denemesi olacak olan yeni James Bond filminin yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanıyor. 

Henüz yeni 007'nin kim olacağı bilinmese de bir "dünya kurucusunun" Bond evrenine neler katacağı şimdiden merak konusu.

Independent Türkçe, Variety, GamesRadar, Empire


Euphoria için veda vakti: Zendaya doğruladı

Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)
Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)
TT

Euphoria için veda vakti: Zendaya doğruladı

Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)
Euphoria'nın ilk iki sezonunda Zendaya'nın canlandırdığı lise öğrencisi Rue Bennett'ın uyuşturucuyla mücadelesi işlenmişti (HBO)

HBO'nun dünya çapında ses getiren gençlik draması Euphoria için yolun sonu görünüyor. 

Dizinin başrol oyuncusu Zendaya, katıldığı sohbet programında hayranlarını üzecek bir açıklamada bulunarak üçüncü sezonun muhtemelen final olacağını söyledi.

4 yıllık uzun bir aranın ardından ekranlara dönmeye hazırlanan Euphoria cephesinden çarpıcı bir haber geldi. Dizinin yıldızı Zendaya, konuk olduğu The Drew Barrymore Show'da yaptığı açıklamada, yeni sezonun aynı zamanda dizinin finali olup olmayacağı sorusuna "Sanırım öyle, evet" yanıtını verdi. 

HBO konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmaktan kaçınsa da Zendaya'nın "O veda anı yaklaşıyor" sözleri dizinin final yapacağı yönündeki beklentileri güçlendirdi.

Karakterler artık yetişkin

Dizinin yaratıcısı Sam Levinson, yeni sezonda hikayeyi lise döneminden çıkarıp karakterlerin yetişkinlik yıllarına taşıyor.

Üçüncü sezonda hikaye 5 yıl ileri saracak; çocukluk arkadaşlarının yetişkinlik hayatlarıyla birlikte inanç, kurtuluş ve kötülükle sınanması anlatılacak.

Yeni sezonda Zendaya'nın canlandırdığı Rue karakteri, Meksika'daki uyuşturucu baronlarından kaçarken izleyici karşısına çıkacak.

Kadroya yeni yıldızlar katılıyor

Dizinin ana kadrosunda yer alan Sydney Sweeney, Jacob Elordi ve Hunter Schafer gibi isimlerin Hollywood'un en çok aranan oyuncuları haline gelmesi, çekim takvimlerini zorlaştırsa da ekip son kez bir araya geldi. 

Yeni sezonda kadroya Sharon Stone, Rosalía, Danielle Deadwyler ve Natasha Lyonne gibi dev isimler dahil oluyor.

Yeni sezona hüzün de eşlik ediyor

Yeni sezon, hem yapım ekibi hem de izleyiciler için hüzünlü bir anlam taşıyor. 2023'te hayatını kaybeden, Fezco rolündeki Angus Cloud'un yokluğu hissedilecek. Şubatta ALS nedeniyle yaşamını yitiren Eric Dane'in dizideki son performansı da bu sezonda yer alacak.

8 bölümden oluşan Euphoria'nın merakla beklenen üçüncü sezonu, 13 Nisan'dan itibaren HBO Max'te izleyiciyle buluşacak.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety, The Drew Barrymore Show


Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
TT

Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)

Meriç Şenyüz 

Başlıktaki sorunun ağırlığı son yıllarda giderek artıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD’nin belirleyici olduğu tek kutuplu dünya düzeni artık o kadar da tek kutuplu değil. Çin Halk Cumhuriyeti, ekonomik kapasitesi, teknolojik atılımları, jeopolitik etkisi ve kurduğu yeni ilişkiler ağıyla her geçen gün "tek süper gücün" rakibi haline geliyor.

Ne var ki, ülkemizde bu iki kutba dair bir bilgi asimetrisi mevcut. 1950'lerden beri "küçük Amerikalılaşma" sürecinde oluşumuzun da etkisiyle ABD'yi; hamburgerinden Trump'ına, ekonomisinden blue jean'ine, Hollywood'undan Patriot füzesine kadar gayet yakinen tanıyoruz. Öyle ki bu bilgi yığınını diğer kutup hakkında bildiklerimizle karşılaştırırsak Çin hakkında kara cahil olduğumuzu söylemek mümkün. Zira bildiğimizi sandıklarımız da çoğu zaman önyargı, ezber ve kulaktan dolma temelsiz kanaatlerden ibaret.

Prof. Dr. Çağdaş Üngör’ün Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz adlı çalışması işte tam da bu bilgi eksiğinin yarattığı boşluğa doğuyor. 176 sayfadan ibaret bu özet çalışma, Çin’i merak eden ama nereden başlayacağını bilmeyen okura kolay anlaşılır, bir solukta okunan, akıcı ve olabildiğince dengeli bir giriş metni sunuyor. 

Yerli literatürde üç ana damar

Türkçede Çin üzerine çıkan "kültür kitaplarını" (akademik çalışmaları hariç tutuyoruz) incelediğimizde literatürde üç ana damar göze çarpıyor:

Bunlardan birincisi Çin'i bütünüyle Batı'nın kavramları ve endişeleri üzerinden okuyan çizgi… Anaakım yayınevlerinin bastığı Çin kitaplarının büyük bir kısmı bu kategoride değerlendirilebilir.

İkinci yaklaşımda mevcut Çin yönetimine hayırhah yaklaşan ve ABD-Çin rekabetini, emperyalizmle ezilen dünya ya da kapitalizmle sosyalizm arasındaki bir çelişme gibi okuyan kitapları görüyoruz. Bunlarda genellikle Çin'deki "serbest pazar sosyalizminin" başarıları anlatılıyor. Canut Yayınları'ndan çıkan kuramsal çalışmaları ya da Kırmızı Kedi'nin daha hafif Çin kitaplarını bu kategoride değerlendirmek mümkün.

Bir üçüncü damar olarak Marksist eleştirel literatürden söz edebiliriz. Fakat bu yaklaşım da çoğu zaman başlangıç düzeyindeki okur için bir ilk duraktan ziyade ikinci aşama okumalara daha elverişli. Yordam Yayınları'nın kimi Çin kitaplarıyla Patika Yayınları'nın bastıklarını bu kategoride sayabiliriz.

Bu üç kategoriden azade objektif değerlendirmeye yakın hiç mi kitap yok diye soracak olursanız olumlu bir örnek olarak Fatih Oktay'ın İş Bankası Yayınları'ndan çıkan Çin - Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri adlı epeyce hacimli yapıtı sayılabilir. Ancak konuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayan bir okurun kaynakça hariç büyük boy 572 sayfalık, yoğun iktisat ve kamu yönetimi terminolojisi içeren bir çalışmayı okumasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. 

Bu durumda Çağdaş Üngör’ün çalışması benzersiz bir nitelik kazanıyor. Bu üç hattın hiçbirine tam olarak yerleşmeyen ve bir solukta okunan ideal bir başlangıç kitabı… İletişim Yayınları'ndan çıkan kitap, belki Batılı perspektife bir miktar daha yakın duruyor ancak yine de kesinlikle tek taraflı bir ideolojik metin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Berrak, yetkin ve sürükleyici

Kitabın en büyük avantajlarından biri yazarın yetkinliği kadar anlatımındaki açıklık. Çağdaş Üngör, Marmara Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir akademisyen ve Türkiye’de sayıları çok fazla olmayan Çin uzmanlarından biri. Vuhan ve Pekin'de Çince eğitimi ve araştırma deneyimi bulunuyor. Yani karşımızda yalnızca masa başından konuşan bir akademisyen değil, sahaya temas etmiş bir araştırmacı var.

Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)

Buna rağmen kitap akademik jargona boğulmuş değil. Metin ne kuru, ne de gösterişçi. Aksine, yer yer kişisel bir tını taşıyan, rahat okunan bir üsluba sahip. Özellikle yazarın Çin’le kendi ilişkisinin izlerini taşıyan önsöz, kitabın tonunu belirleyen güçlü bir başlangıç işlevi görüyor. Bu önsöz karşımızda yalnızca akademik bir kalem değil edebi hasletlere sahip gerçek bir yazarın bulunduğunu göstermeye yetiyor.

Kitap her biri bu ilginç ülkeye dair farklı bir boyutu ele alan 5 bölümden oluşuyor.

"Çin rüyası" gerçek mi, pazarlama sloganı mı?

İlk bölüm Asya devinin yükselişini tartışmaya açıyor. “Çin rüyası gerçek olur mu?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, Çin’in dünya ekonomisi ve siyaseti içindeki büyüyen ağırlığını ve bu yükselişin sınırlarını tartışıyor. Burada özellikle Çin’in “zengin olmadan yaşlanan” ilk büyük ülke olabileceği tespiti dikkat çekici. Bu saptama, yalnızca büyüme rakamlarına bakarak Çin’i anlamanın yetersiz olduğunu hatırlatıyor. Demografi, üretim modeli, refah düzeyi ve toplumsal maliyetler birlikte düşünülmeden sağlıklı bir Çin okuması yapmak zor.

İkinci bölüm Çin’in siyasal yapısına odaklanıyor. Komünist Parti, devlet aygıtı, muhalefet biçimleri, milliyetçilik ve toplumsal kontrol mekanizmaları bu bölümün ana başlıkları. Üngör burada Çin’i yekpare bir yapı gibi sunmaktan kaçınıyor. Parti-devlet ilişkisi, etnik meseleler, muhalif aydınlar ve bölgesel gerilimler daha geniş bir çerçeve içinde ele alınıyor. Yazarın en net tezlerinden biri de bugünkü Çin’in sosyalist olarak tanımlanmasının giderek güçleştiği yönünde. Bunu da artan toplumsal eşitsizlikler ve piyasa mantığının belirleyici hale gelmesi üzerinden tartışıyor.

Bölümde dikkat çeken bir başka nokta, Deng Şiaoping için kullanılan “Çin’in Turgut Özal’ı” benzetmesi. Bu tür karşılaştırmalar özellikle Türkiye’deki okur açısından Çin’in dönüşümünü anlamayı kolaylaştırıyor.

Bilmediğimiz Çin

Kitabın belki de en güçlü kısmı, üçüncü bölüm: “Çin’de Yaşam, Toplum ve Kültür”. Zira Türkiye’de Çin’e dair en büyük bilgi boşluğu tam da burada başlıyor. Çin denince çoğu kişinin aklına devlet, ekonomi, teknoloji veya jeopolitik geliyor; oysa gündelik hayat, aile yapısı, din, inanç, dil ve kültürel çeşitlilik neredeyse hiç bilinmiyor.

Üngör bu alanda hem akademik bilgisini hem de kişisel gözlemlerini devreye sokarak son derece değerli bir panorama çiziyor. Çin’in tek biçimli bir yapı değil, farklı bölgelerin, iklimlerin, tarihsel deneyimlerin ve toplumsal dokuların bir arada bulunduğu devasa bir ülke olduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Çin’i değişmez bir “stratejik akıl”la açıklamaya çalışan oryantalist yaklaşımlara karşı da önemli bir panzehir niteliğinde.

Dördüncü bölüm medya ve propaganda meselesine odaklanıyor. Üngör burada Çin’in ekonomik ve teknolojik gücüne rağmen kültürel ve ideolojik cazibe üretmekte Batı’nın oldukça gerisinde kaldığını savunuyor. Bu tespit ikna edici görünüyor. Çin güçlü olabilir, zengin olabilir, etkili olabilir; ancak bu, onun dünya ölçeğinde taklit edilen bir ideolojik model oluşturduğu anlamına gelmiyor.

Mao Zedong döneminde, Çin’in radikal eşitlik fikri üzerinden küresel sol üzerinde 1960'larda kurduğu ideolojik etkinin bugün büyük ölçüde kaybolmuş olması da bu açıdan dikkat çekici bir gözlem.

Son bölüm ise dış politikaya ayrılmış. “Çin dünyayı ele mi geçirecek?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, güncel jeopolitik tartışmalarla doğrudan bağlantı kuruyor ve kitabın genel çerçevesini tamamlıyor.

Bütün bunlara rağmen kitabın eksiksiz olduğu söylenemez. Bana göre en önemli eksikliklerden biri, Çin’in bugünkü yükselişini mümkün kılan tarihsel temelin, özellikle Mao döneminin kurucu rolünün biraz yüzeysel geçilmesi. Deng sonrası reformların ekonomik gelişimde oynadığı role hiç şüphe yok ancak bu sıçramanın önkoşullarını hazırlayan ilk 30 yılın tarihsel ağırlığı daha derin işlenebilirdi sanki… 

Yine de bu eleştiri kitabın değerini hiçbir şekilde azaltmıyor. Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, adının tersine, Çin hakkında gerçekten bilmemiz gereken temel çerçeveyi berrak ve okunabilir bir özet sunuyor.

Giderek iki kutuplu hale gelen dünyada yalnızca bir kutbu tanıyıp diğerine karşı cehaletle yetinmek mümkün değil. Çin’i anlamak isteyen ama propaganda metinleriyle ideolojik polemikler arasında kaybolmak istemeyen okur için bu kitap güçlü bir başlangıç sunuyor. Özellikle konuya ilk kez eğilecek genç okurlar için yerinde, faydalı ve sahici bir giriş kapısı niteliğinde.

*Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, İletişim Yayınları, 2025, 176 sf.

© The Independentturkish