İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı
TT

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

İslam sanatlarından izler taşıyan "İstanbul Mushafı" tamamlandı

Asr-ı Saadet'ten bugüne bütün İslam tarihi ve İslam coğrafyasını merkeze alan "İstanbul Mushafı", Kur'an-ı Kerim'in 10 cilt olarak el ile yazılmasını ihtiva ediyor.

İslam medeniyetinin 15 asırlık seyrine "Mushaf Sanatları Tarihi" yönünden bakmayı amaçlayan çalışma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teklif ve himayeleri ile gerçekleştirildi.

Ebadı 365'e 559 milimetre olan ve tamamı 850 sayfadan oluşan el yazma orijinal altın nüsha eser, ilim adamlarına ve İslam medeniyetlerine verdiği desteklerden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a takdim edilecek.

"Kur'an-ı Kerim etrafında nasıl bir medeniyet örgüsü var, bunu göstermeye çalıştık"

AA muhabirine esere ilişkin açıklamada bulunan Hüseyin Kutlu, projenin aslında 8 yıllık değil, 15 asırlık bir mesele olduğunun altını çizerek, "Biz 15 asrın birikimini ortaya koymuş oluyoruz. Bu 15 asrın birikimini yeni bir anlayışla, 10 ciltte gösterdik. Bizden önceki üstatların kanatlarıyla uçuyoruz." dedi.

İslam medeniyetinin bugün yok farz edildiğini belirten Kutlu, şöyle devam etti:

"Biz belli bir süre sonra İslam ümmetinden olduğumuzu inkar etmedik ama İslam medeniyetinden olmadığımızı veya böyle bir medeniyetin olmadığını farz ederek, 'Batı medeniyetindeniz' dedik. Oysaki İslam medeniyeti fonksiyonunu yitirmiş değil. Bunu göstermek ve buna işaret etmek için İslam ümmetinin ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim etrafında nasıl bir medeniyet örgüsü var, bunu göstermeye çalıştık. Dolayısıyla Asr-ı Saadet'ten, Efendimizin döneminden günümüze kadar ve bütün İslam coğrafyasını içine alan bir bakış açısıyla Kur'an-ı Kerim yazımı, tezhiplenmesi, cildi, rahlesi, muhafazası, mürekkebi, kağıt yapımı ile 'Mushaf Sanatları Tarihi' hüviyetini ortaya çıkaran bir eser ortaya koyduk. Bu çalışma ile işaret etmek istediğimiz şey 'İslam medeniyetinin farkına varınız. Bu hazineyi keşfediniz. Kendinize kendiniz gibi yol çiziniz. Başkalarını taklidi bırakınız.' hikaye budur."

Eserin belgeseli yapılacak ve her ciltteki çalışmalar birer kitap olarak kaleme alınacak

Usta sanatkar, projeyi 40 yıldır gönlünde demlediğini dile getirerek, "Bunun kuvveden fiile çıkması Cumhurbaşkanımızın işaretiyle, onun teşvik ve himayeleriyle oldu. Tabii yazmak için kağıda ihtiyaç vardı. Dünyanın her tarafından el yapımı kağıtlar getirttik. Fakat bunlar bizi tatmin etmedi. Çünkü eskitmeye konulduğu zaman bozulmalar gördük. Boyalarda da hakeza aynı şeyleri müşahede ettik. Dolayısıyla biz kağıt yapımına da karar verdik. Nasıl yapıldığını biliyoruz ama tecrübemiz yoktu. Allah'ın yardımıyla bu konuda da çok güzel neticeler aldık ve kendi yaptığımız kağıda Kur'an-ı yazdık." diye konuştu.

Eserde mürekkepleri de tamamen doğal malzemelerden kendilerinin hazırladığını aktaran Kutlu, şunları kaydetti:

"Baskıyı da burada gerçekleştirdik. Henüz bu baskı tekniği başka bir yerde yok. Bu ofset baskı falan değil. Çok özel bir baskı. Gördüğünüz gibi orijinaliyle tıpkıbasımı arasında çok uzman kişiler farkı anlayabilir. Çünkü aharlı, orijinal el yapımı kağıtlara baskı yapıyoruz. Kısa zamanda bu çalışmaları anlatmak çok zor. Çalışmanın belgeseli yapılacak. Ayrıca belki çalışmanın her sayfasını anlatan bir kitap çıkacak. İnşallah umduğumuz şeylere nail oluruz."

İslam diyarının önemli şehirlerinden getirilen bitki dalları eserin kağıt hamuruna katıldı

Hüseyin Kutlu, çalışmanın tüm aşamalarını 66 kişilik bir ekiple birlikte Bilim Kültür ve Sanat Derneğinde (BİKSAD) tamamladıklarına işaret ederek, "66 rakamının ebced hesabında rakamsal karşılığı İsmi Celal'in karşılığıdır. Yani Allah lafzı hesaplandığı zaman ebced karşılığı 66 tutar." dedi.

İstanbul Mushafı'nda kullanılan el yapımı kağıdın hamurunun da çok özel olduğunu vurgulayan Kutlu, şu bilgileri verdi:

"Çalışmaya ayrı bir ruhaniyet katsın diye Mekke'den, Medine'den, Kudüs'ten, Semerkant'tan, Buhara'dan yani İslam diyarının mukaddes bilinen makamlarından dut, gül dalları vesaire getirtildi. Kabukları soyuldu ve dövülerek Mushaf'ın hamuruna karıştırıldı. Bu bir teberrük. Yani bu farklı bitkilerin, ağaç dallarının bir araya gelip Mushaf'a hamur olması gibi, ümmetin de bir araya gelip bir güç oluşturması için fiili bir duadır. Ayrıca zemzem, Eyüp Sultan Hazretleri'nin kuyusundan alınmış su, İbrahim Aleyhisselam'ın doğduğu mağaradan su, Nil nehrinden Peygamber Efendimizin mübarek saçlarını yıkadığı suyun çoğaltılmışından boyalara suların katılmasıyla da bir teberrük yapılmış oldu."

"Hedefimiz İslam coğrafyasındaki önemli sanat merkezlerini ele almaktı"

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden Doç. Dr. Şehnaz Biçer ise eserin ortaya çıkmasında multidisipliner bir ekibin çalıştığına dikkati çekerek, "8 yıl boyunca içinde maceralar yaşadığımız, çok zorlandığımız uzun bir yol aldık. Geleneğimizden gelen bazı değerleri de bu projede yeniden canlandırdık diyebilirim. Örneğin el yapımı kağıt ve boyalarımız gibi." değerlendirmesini yaptı.

Biçer, geçmişte de Kur'an-ı Kerim'in farklı farklı Mushaflar olarak yazıldığını söyleyerek, "Bizim hedefimiz İslam coğrafyasındaki önemli sanat merkezlerini ele almaktı. En doğuda Babür'den en batıdaki Endülüs'e kadar bu geniş coğrafyada üslup geliştirmiş ve kitap sanatlarına önem vermiş sanat merkezlerini ele aldık. Tabii bunları ele alırken dünya müzelerinden dokümanlar topladık. Ayrıca Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesi de bize son derece desteklerini sundular. Oralarda da eserler üzerinde inceleme yapma şansımız oldu." dedi.

İslam sanat tarihindeki üsluplardan ilham alarak İstanbul Mushafı'na tezhipleri nakşettiklerini ifade eden Biçer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mushaf'ta ilk cildimiz Kur'an'ın indirildiği tarihten başlıyor. O süreçte İslam coğrafyasında henüz üslup oluşturulmadığından, biz her cildin başında zahriye ve serlevhası da yaptığımız için o dönemi nasıl değerlendirebiliriz diye çok düşündük. Hırka-i Şerif Camisi'ndeki Peygamber Efendimizin hırkası bir fikir olarak düşünüldü ve ilk iki sayfamız o hırkanın desenleri analiz edilerek tasarlandı. Hatta ayetler bittikten sonra konan durak dediğimiz işaretler de o hırkanın düğmelerine ait yapıldı. Böylelikle eseri ilk açtığınızda Peygamber Efendimizin hırkasıyla karşılaşacaksınız ve son ciltte de son sayfa Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Şerif'in bulunduğu mekanın çinilerinden esinlenilerek yapıldı."

Böyle bir projede yer almaktan dolayı kendini şanslı hissettiğini dile getiren Biçer, çalışmayı dünya müzelerinde de sergilemeyi arzu ettiklerini sözlerine ekledi.

İstanbul Mushafı hakkında

Mushaf'ın kağıtlarının yapımında 200 tabaka kağıt için toplamda 800 bin organik yumurtanın akı kullanıldı. Yapılan kağıtların aharlanması için de benzeri olmayan bir aharlama makinası icat edildi.

İstanbul Nakkaşhanesi'nde bin adet özel tıpkı basımı da yapılan Mushaf'ın ölçüleri orijinaliyle aynı olarak hazırlandı. Toplam 10 cilt olan eserde, her cildin dış kapak, iç kapak, zahriye ve serlevhası dönem özelliğini taşıyan farklı şekillerde tasarlandı.

Kufi, maşrık kufisi, tezyini kufi, kayrevan kufisi, mağribi, muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, ta'lik ve icaze olmak üzere 11 farklı hat çeşidi kullanılan eserde, yine her biri farklı olmak üzere 62 adet sayfa tasarımı yapıldı.

İslam sanatlarına katkı sunmayı amaçlayan eserin 59'a 45 milimetre ebadında aharlı el yapımı kağıtlara aynı baskı tekniğiyle tek cilt halinde de herkesle buluşması adına hazırlanacak.

Çalışma, 1. cilt Asr-ı Saadet'ten başlayarak, Emevi, Abbasi, Büyük Selçuklu, Gazneli, Anadolu Selçuklu, 1. dönem Anadolu Beylikleri ve Eyyubi, 2. cilt Memluk, 3. cilt Endülüs ve Mağrib, 4. cilt İlhanlı, 5. cilt Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmen, 6. cilt Timur dönemi, 7. cilt Delhi Sultanlığı ve Babürlü, 8. cilt Safevi, 9. cilt 2. dönem Anadolu Beylikleri ve 16. yüzyıla kadar Osmanlı, 10. cilt ise 16. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar Osmanlı üslubunu içeriyor.



Daniel Craig "hayaletli" bir pub satın aldı

Craig, ruhun gönlünü kazanmak için ona bir pint bırakmak zorunda kalabileceğini söyleyerek espri yaptı (AFP)
Craig, ruhun gönlünü kazanmak için ona bir pint bırakmak zorunda kalabileceğini söyleyerek espri yaptı (AFP)
TT

Daniel Craig "hayaletli" bir pub satın aldı

Craig, ruhun gönlünü kazanmak için ona bir pint bırakmak zorunda kalabileceğini söyleyerek espri yaptı (AFP)
Craig, ruhun gönlünü kazanmak için ona bir pint bırakmak zorunda kalabileceğini söyleyerek espri yaptı (AFP)

Rebecca Whittaker 

Eski James Bond oyuncusu Daniel Craig, Londra'da bira sever bir cellatın hayaletinin musallat olduğu rivayet edilen 250 yıllık bir pub satın aldı.

007 yıldızı artık Clerkenwell'deki Horseshoe'nun ortak sahibi. Küresel çapta faaliyet gösteren üye kulübü Soho House'u kuran 30 yıllık arkadaşı Nick Jones da mekanın ortaklarından. İkiliye, Flat Iron steakhouse'un kurucusu Charlie Carroll ve bira markası Bad Belze'nin yaratıcı direktörü Justin O'Shea da katıldı. Markayı Craig'le birlikte bu yıl piyasaya sürmüşlerdi.

Mekanın yeni sahiplerinin, barı güzelleştirmek için bir yıl sürecek bir yenileme projesi gibi büyük planları var. Ancak satış sırasında Craig ve arkadaşlarına bu tekinsiz varlıktan bahsedilmedi.

Efsaneye göre Gilbert adında bir cellat, Horseshoe pubının mahzeninde dolaşıyor ve hayaletin içki içen müşterileri korkutmasını engellemenin en iyi yolu, ruh için her gece bodruma bir pint (568 mililitre) bira bırakmak.

Craig, pubda bir hayalet de olduğunu mekanın eski sahibi Pauline Tucker'dan öğrendi. Tucker, cellatın hâlâ mahzende gizlendiğini söyleyerek "Onu görmezsiniz. Onu hissedersiniz" diye ekledi.
 

Clerkenwell'deki Horseshoe'ya bir cellatın hayaletinin musallat olduğu söyleniyor (Wikicommons)
Clerkenwell'deki Horseshoe'ya bir cellatın hayaletinin musallat olduğu söyleniyor (Wikicommons)

The Times'a konuşan Craig, "Ne içtiğini bilmiyorum ama 'Al bakalım Gilbert' diyerek oraya bir pint bırakmamız gerekebilir" dedi.

5 Bond filminin yıldızı ve iki çocuk babası Craig, ebeveynlerinin Cheshire'daki Frodsham'da yer alan Ring O'Bells'i işletmesi ve dedesiyle büyükannesinin de Chester'ın merkezinde başka bir pubı olması nedeniyle publarla bağı olduğunu açıkladı.

Ailesinin publarında yılbaşı gecesi mekanı kapattıktan sonra düzenlenen pek çok eğlence ve kutlamadan bahsetti.

Gazeteye yaptığı açıklamada, "Çocukken, özellikle öğle saatlerinde oraya gidip mahalleliyle sohbet ederdim; her zaman o günün olayları ve neler olup bittiği üzerine konuşurduk. Burası, insanların gelip çeşitli konulardan, belki de sorunlarından bahsedebilecekleri bir mekan" dedi.

Pubların iniş çıkışlarını bilirsiniz. Ben de bunun iyi ve kötü yanlarını biliyorum. Ama aynı zamanda bunların yerel topluluk için ne kadar önem taşıdığını ve bölgeye nasıl bir etkisi olduğunu da biliyorum. Buralarda harika publar var, bu yüzden iyi bir topluluğa katılacağız.

Artık oyuncu, Horseshoe'da bir yenileme projesine başlayarak dart tahtalarıyla dolu üst kattaki barı yemek salonu yapmayı planlıyor. Ayrıca bir teras ve geniş bir bira bahçesi de eklemeyi planlıyor.

Ancak mekanın, sadece gelip para harcayacak "havalı insanları" çekmesini değil herkes için erişilebilir bir yer olmasını istiyor.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Tom Cruise yeni filmindeki 6 saatlik dönüşümü nasıl bir saate indirdi?

Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)
Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)
TT

Tom Cruise yeni filmindeki 6 saatlik dönüşümü nasıl bir saate indirdi?

Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)
Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)

Tom Cruise, yeni filmi Digger'da zengin petrol patronu Digger Rockwell'i canlandırmak için tanınmaz hale geldi.

Rol için uygulanan protezlerle kendisini kilolu gösteren dolgulu kostümün hazırlanması başlangıçta her gün 6 saat sürüyordu. Cruise, makyaj ekibiyle geliştirdiği yeni çalışma düzeni sayesinde bu süreyi bir saatin altına indirdi.

Cuma günü Travis ve Jason Kelce'nin New Heights adlı podcast programına konuk olan Cruise, film için geçirdiği dönüşümün perde arkasını ve uzun makyaj sürecini nasıl hızlandırdığını anlattı.

İlk makyaj uygulamasının 6 saat sürdüğünü belirten Cruise, kısa bir hesap yaptığında bu programın çekim takvimiyle bağdaşmayacağını fark ettiğini söyledi.

Cruise, "Günde en az 6 saat uyumam lazım. Gerçi bana daha fazla uyumam gerektiğini söylüyorlar ama neyse... Etti 12 saat. Çekimler de günde 12 saat sürüyor. Makyajın çıkarılmasını ve diğer işleri de ekleyince geriye hiç zaman kalmıyordu" ifadelerini kullandı.

Süreci hızlandırmak için makyaj odasına bir karatahtayla giden aktör, her protezin uygulanma süresini kronometreyle ölçtürdüğünü anlattı:

Yanımda kronometre tutan biri vardı. Ekibe, 'Bu 6 saati görüyor musunuz? İşimiz bittiğinde bu süreyi bir saatin altına indireceğiz' dedim. Önce 'İmkansız, asla olmaz' dediler. Ben de 'Yapamayacağınızı söylerseniz zaten başaramazsınız. En azından bu süreyi biraz kısaltabileceğimiz konusunda anlaşabilir miyiz?' karşılığını verdim. Ardından her parçanın ne kadar sürede uygulandığını ölçtük; tekrar tekrar deneyip pratik yaptık.

Cruise'un bu yöntemi işe yaradı ve makyaj süresi bir saatin altına düştü. Başarılı aktör, "İşi sıkıştırmadan veya aceleye getirmeden süreyi kısalttığımızı görünce şaşkına döndüler. Bir sistemi inceleyip onu nasıl daha verimli ve daha iyi hale getirebileceğimi çözmeyi seviyorum. Yaptığım filmlerde her zaman 'Bunu nasıl daha iyi yapabilirim?' diye düşünürüm" dedi.

Makyaj süresini kısaltsa da dolgulu kostüm ve protezlerle çalışmanın son derece zor olduğunu söyleyen Cruise, "Uzun sahneler ve yoğun çekim temposu sırasında protezlerin altında sürekli terliyordum. Bununla başa çıkmak için taşınabilir soğutma sistemleri gibi farklı çözümler geliştirdim" açıklamasında bulundu.

Alejandro González Iñárritu'nun yönettiği ve oyuncu kadrosunda Riz Ahmed, John Goodman ve Sandra Hüller'in yer aldığı Digger, 2 Ekim'de sinemaseverlerle buluşacak. 

Iñárritu'yla film üzerinde 7 yıldır çalıştıklarını söyleyen Cruise, yönetmenin sanatsal vizyonu ve kendisini sınırlarını zorlamaya teşvik etmesinin projeyi kabul etmesinde büyük rol oynadığını belirtti.

Cruise, "Çok sayıda film yapmak, farklı yönetmenlerle çalışmak, onlardan bir şeyler öğrenmek ve onların bakış açılarını görmek istiyorum. Kendim yönetmenlik yaparsam bütün bu deneyimlerden mahrum kalırım. Yeni şeyler öğrenmeyi ve farklı tarzları harmanlamayı seviyorum" dedi.

Öte yandan Cruise, 1990 yapımı yarış filmi Yıldırım Günleri'nin (Days of Thunder) devam halkası için de hazırlıklarını sürdürüyor. 

Anne Hathaway'le başrolü paylaşacağı proje hakkında heyecanını dile getiren Cruise, "O film çok eğlenceli olacak, sabırsızlanıyorum. Lütfen beni yeniden o yarış arabasına bindirin!" ifadelerini kullandı.

Independent Türkçe, Variety, New Heights


Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
TT

Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)

Tom Murray ABD Kültür Haberleri Editörü 

1980'lerin ünlü rockçısı Rick Springfield, Joe Rogan Experience podcast'inde bu hafta şoke edici bir itirafta bulunarak ABD askerlerine konser vermek üzere Vietnam'a gittiği sırada bir Vietkong askerini öldürdüğünü açıkladı.

Jessie's Girl'le üne kavuşmasından 10 yıldan uzun süre önceye denk gelen 1968'de Springfield, pek tanınmayan 17 yaşındaki bir müzisyen olarak Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı askerleri eğlendirmek üzere Güneydoğu Asya'ya seyahat etmişti.

Artık 77 yaşında olan Avustralyalı şarkıcı-bestekar, ABD Donanması'nın Da Nang yakınlarındaki kampında kaldığı sırada üssün aniden saldırıya uğradığını Rogan'a anlattı.

Müzisyen, "Oradaki adamlarla tanıştık ve gerçekten çok iyi anlaştık. Onlarla bir gece kaldık ve hepimiz sığınaklara, sınır sığınaklarına girdik; ben de telsiz odasında kaldım" diye konuştu. 

Sonra saldırıya uğradık ve telsiz odasının o lanet borusundan havan mermileri fırlatmaya başladım.

Springfield, havan mermisi fırlatıcısını doldurmakta zorlandığını anımsayarak bunu yaparken "bir elini rahatlıkla kaybedebileceğini" itiraf etti.

Springfield, "Tıpkı filmlerdeki gibiydi" dedi. 

Bana, 'Hey, borudan birkaç havan mermisi atmak ister misin?' dediler. Ve işte John Wayne anı gelmişti. Yani, genç bir çocuk olarak ne yaptığımı tam anlamıyordum.

Springfield, bir havan mermisini attığını ve bunun birine isabet ettiğini ertesi gün öğrendiğini söyledi.

"Ertesi gün geldiler ve 'Hey, birini vurdun! Birini vurdun!' dediler" diye anlattı.

Şarkıcı, "Bu, gerçekten de yanımda getirdiğim ve nereye koyacağımı bilemediğim tek şey" diyerek bu olay sanki "başka bir yerde" "başka bir adamın" başına gelmiş gibi hissettiğini ekledi.

Rogan'ın bu deneyimi ne kadar süredir içinde taşıdığını sorması üzerine Springfield, "Sanırım hâlâ içimde" dedi.

Springfield, "Bir hayatın sona ermesinden sorumlu olduğum gerçeğiyle yüzleşmek benim için zor" diye konuştu. 

Ne kadar uzak bir olay olsa da, savaş olsa da, benimle pek bir ilgisi olmasa da ve ne yaptığımı tam bilmesem de böyle.

Springfield ayrıca Vietnam'da konuşlanmış Amerikan askerleri arasında savaşın ne kadar sevilmediğini de paylaştı.

Müzisyen, "Tanıştığım herkes 'Abi, neden burada olduğumuzu bilmiyorum. Burada ne işim var bilmiyorum' diyordu" diye anımsadı.

Love Somebody ve Don't Talk to Strangers'la tanınan şarkıcı, 2010'da yayımlanan anı kitabı Late, Late at Night'ta Vietnam'daki bu olayla ilgili yazmıştı.

"Savaş ortamındaydık ama bugün bile tüylerimi diken diken eden bir olay" diye yazan Springfield, bunu en derin ve karanlık sırlarından biri diye nitelemişti.

Springfield büyük çıkışını, Vietnam gezisinden 13 yıl sonra 1981'de Working Class Dog albümünü yayımladığında yaptı. Albümün çıkış şarkısı Jessie's Girl, uluslararası çapta muazzam hit oldu ve ABD'deki Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yerleşti.

Aynı yıl General Hospital'da Dr. Noah Drake rolünü üstlenen Springfield, uzun soluklu pembe dizideki bu karakteri 2013'e kadar aralıklı olarak canlandırdı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment