Kılık değiştirerek Mekke'ye giren oryantalistler

İslam dinini kabul ettiler ve hacca gittiler

Mescid-i Haram'da Kabe’yi tavaf eden hacılar, 4 Ağustos 1987 (AFP)
Mescid-i Haram'da Kabe’yi tavaf eden hacılar, 4 Ağustos 1987 (AFP)
TT

Kılık değiştirerek Mekke'ye giren oryantalistler

Mescid-i Haram'da Kabe’yi tavaf eden hacılar, 4 Ağustos 1987 (AFP)
Mescid-i Haram'da Kabe’yi tavaf eden hacılar, 4 Ağustos 1987 (AFP)

Abdullah er-Reşid

Mekke, Müslümanları yüreklerinin ta derinliklerinden tutup çeken, kalplerin Beytullah’ı ziyaret etmek ve Kabe’yi tavaf etmek için can attığı şehir. Ancak bu şehir, hiçbir zaman sadece Müslümanların özlem duyduğu bir yer olmadı. Aynı zamanda Batılı gezginlerin dikkatlerini çeken ve oryantalistlerin hayallerini süsleyen bir yer oldu. Gayrimüslimlerin girmesinin yasak olduğu kutsal bir yer olduğundan, Avrupalıların zihinlerinde görüntüsünün olmaması onu cazip kılıyordu. Öyle ki, onların gözünde gizemli bir şehir, şaşkınlık ve hayal gücünün merkezi haline geldi.

Mekke, orta çağlardan bu yana Batılı gezginlerin gözünde keşif gezilerinin haritasındaki bir tacın en değerli mücevheri gibi görünüyordu. Macera tutkusu onu daha da çekici hale getirirken, maceraperestleri çok daha gizli yanları olduğuna ikna ediyordu. Mekke’yi çepeçevre saran gizem, direnilemeyecek kadar güçlüydü. Bir grup maceraperest, İslam dinine girmiş gibi yaparak bu şehrin hikayelerini, ritüellerini ve ziyaretçilerinin sırlarını keşfetmek için her an hayatlarına mal olabilecek tehlikeleri umursamadan ona doğru koştular. Böylece kutsallık merakla iç içe geçti ve mekânın verdiği maneviyat duygusu keşif tutkusuna karıştı. Artık onlar için şaşırtıcı bir bekleyiş, hemhal olma ve tezahür anları başlamıştı. Onları buna sadece bilgi edinmek motive etmiyordu, aynı zamanda siyaset ve sömürgecilik hırsı da bu tutkuyu besliyordu. Bazıları İslam dünyasının kalbinin attığı bu kutsal şehre dair coğrafi bilgiler ve istihbarat toplamaya çalıştı. Böylece maneviyat, istihbarat ve siyaset bir araya geldi. Mekke, onların gözünde seyahat edebiyatında ulaşılabilecek zirve, korku ve meydan okumayla dolu, kutsallıkla çevrili, ancak kılık değiştirerek yaklaşmaya cesaret edilebilecek bir menzil halini aldı.

Geçişin anahtarı olarak kılık değiştirme

Batılı gezginlerin Mekke ve Medine'ye gayrimüslimlerin girişini yasaklayan yasa karşısında kutsal mekanlara gizlice girip, manevi duyguları tatmak için kılık değiştirmekten başka çareleri yoktu. Müslümanlar gibi giyinen bu maceraperestler, Müslüman isimleri aldılar ve Arapça veya Doğu lehçelerini öğrendiler. Hatta bazıları Müslümanların görünüş ve davranışlarını taklit etmek için Kuran-ı Kerim’i ve İslam dininin emir ve yasaklarını öğrendiler.

İngiliz bilgin ve kaşif Richard Burton, 1853 yılında Afganistanlı bir doktor kılığında gizlice Mekke'ye girdi. Doğu lehçelerini beraberindeki ikna edecek kadar ustaca kullanabiliyordu.

Bu kişilerden biri olan İngiliz bilgin ve kaşif Richard Burton, 1853 yılında Afganistanlı bir doktor kılığında gizlice Mekke'ye girdi. Doğu lehçelerini beraberindeki ikna edecek kadar ustaca kullanabiliyordu. Diğerleri ise yüz hatlarının kabul edilebilir görünebileceği Asya veya Afrika'nın uzak bölgelerinden Müslüman kimliklerini benimsemeyi tercih etti. Bazıları, Müslüman olduklarını kanıtlamak için sünnet törenine bile katıldılar. Ancak gerçek kimliklerinin ortaya çıkmasının sonuçları, özellikle casusluk veya kutsal mekanların kutsallığını ihlal etme şüphesiyle bağlantılı olması halinde çok ağır olabiliyordu.

İngiliz kaşif ve bilgin Sir Richard Burton (Getty)İngiliz kaşif ve bilgin Sir Richard Burton (Getty)

Kılık değiştirenler, sınır kapılarından geçmek için gerçek bir Müslüman hacının giriş belgelerini veya kimliğini ödünç almak gibi cesaret isteyen yollara başvurdular. Alman baron Heinrich Karl Eckard Helmuth von Maltzan, 1860 yılında, Cezayirli arkadaşının kimliğini parayla satın alarak Mekke'ye girmeyi başardı. İsim olarak arkadaşının adı olan Abdurrahman'ı kullanan Alman baron, bu sayede sınır muhafızlarını kandırabildi. Bu tehlikeli yöntemlerle, bazıları Mekke'nin kapılarından geçmeyi başararak sahte yahut gerçekten hacı oldular. Bazıları amacına ulaşmak için geçici olarak İslam dinine girdiler. Bazıları ise İslam dinini gerçekten kabul etti ve yeni inançlarıyla farz ibadetlerini yerine getirdi.

Kılık değiştirmenin bazen bilimsel macera duygusuyla birleşmesi oldukça dikkat çekiciydi. Bu gezginlerin çoğu, bilgi edinme merakının kendilerini en uç noktaya ittiği oryantalistler, davranış bilimcileri ve dilbilimcilerdi. İslam dininin ayrıntılarını, namaz vakitlerini, tavaf ve sa'y gibi farizaların nasıl yapıldığını öğrendiler. Böylece Mekke'ye vardıklarında gerçek hacılar gibi davranabildiler. Çoğu kez, bir süre Mekkelilerin arasına karıştılar, pazarları, meclisleri ve genel ortamı gözlemleyerek notlar aldılar. Bu da kılık değiştirmeyi, sadece içeriye sızmak için değil, bilimsel keşif için de bir araç haline getirdi. Bu gizli maceraların sonucu, kutsal şehir Mekke-i Mükerreme halkının gelenekleri ve hacılar hakkında hazine niteliğinde bilgiler edinmek oldu. Bu bilgiler, yüzyıllar boyunca Avrupa'dan gizli kalmış olan bu şehir hakkında, seyahat kitapları aracılığıyla Avrupa'ya ulaştırıldı.

Richard Burton'ın 1855 tarihli ‘Personal Narrative of a Pilgrimage to al Madinah and Mecca’ adlı (iki ciltten oluşan) kitabının giriş sayfası (Getty)Richard Burton'ın 1855 tarihli ‘Personal Narrative of a Pilgrimage to al Madinah and Mecca’ adlı (iki ciltten oluşan) kitabının giriş sayfası (Getty)

Ludovico di Varthema nam-ı diğer Hacı Yunus el-Mısri

İtalyan gezgin Ludovico di Varthema, İslam araştırmaları tarihinin en heyecan verici maceracılarından biriydi ve Mekke'ye girip burada gördüklerini içeriden aktarmayı başaran ilk Müslüman olmayan Avrupalıydı. Yolculuğu, 16. yüzyılın başlarında, İslam dinini içeriden anlamak için dini bilgi merakı ve o dönemde İslam dünyasında nüfuzunu genişletmek isteyen Portekiz yetkilileri adına casusluk yapmak gibi iki amaçla başladı.

1503 yılında, Müslüman bir hacı kılığında Şam'a giden Varthema, sonradan İslam’ı kabul etmiş bir köle olduğunu söyleyerek, Şam’daki hac kafilesine katılmayı başardı.

Varthema, 1503 yılında, Hacı Yunus Mısri adında bir Müslüman hacı kılığına girerek Şam'a geldi ve sonradan İslam’ı kabul etmiş bir köle olduğunu iddia etti. Bu hileyi dikkatlice planlanmıştı. Hiçbir şüphe uyandırmayacak ve kervanlara kolayca karışmasını sağlayacak bir kimlik seçmişti. Şam'dan Mekke'ye yola çıkmaya hazırlanan hac kafilesine katılan Varthema, kafilenin muhafızlarından biri olduğunu öne sürdü. Kervan, uzun ve zorlu bir çöl yolculuğuna çıkarken Varthema, kaleme aldığı eserlerde Arap Yarımadası'nın yollarını, zorlu iklim koşullarını, su ikmal istasyonlarını, yolcuların alışkanlıklarını ve herkesin kutsal mekana yaklaşırken hissettiği huşuyu bizzat şahit olduğu şekilde aktardı.

Varthema, Mekke'de sadece birkaç gün geçirse de bu süre onun hayranlık ve şaşkınlıkla izlediği manzaraları kaydetmesi için yeterli olmuştu. Kabe'den, etrafında dönen ve siyah bir taşı öpmek için birbirini itip kakan kalabalıktan, Mescid-i Haram'daki tehlil ve tekbir seslerinden, kutsal mekanlara giden yolları dolduran satıcılardan bahsetti. Mekke'yi, sakinlerinin hayatının sadeliğine rağmen, imanla dolu bir şehir olarak tanımladı ve o dönemin Hicaz halkının günlük yaşantısını yansıtan pazar yerlerini ve alışveriş hallerini anlattı.

16. yüzyıldan kalma bir Portekiz el yazmasında Cambay (bugünkü adıyla Gucarat) Kralı (Wikipedia)16. yüzyıldan kalma bir Portekiz el yazmasında Cambay (bugünkü adıyla Gucarat) Kralı (Wikipedia)

Aynı zamanda Medine ve Hz. Muhammed'in mezarı hakkında oldukça ayrıntılı gözlemleri kalene alan ilk kişi olan Varthema, halkın kullandığı bazı ifadeleri de not aldı. Ayrıca, Arabistan yarımadasındaki diğer yerleri, örneğin Yenbu ve Cidde'yi ziyaret ettiğini de anlatan İtalyan gezgin, Arapçayı iyi bildiğini ve gelenekleri titizlikle uyguladığını göstermeye özen göstermiş, hatta kimliği açığa çıkmasın diye dindar gibi davranmıştı. Çünkü kimliğinin açığa çıkmasının hayatına mal olabileceğini çok iyi biliyordu.

Varthema, döndüğünde gördüklerini ‘Itinerario de Ludovico de Varthema Bolognese’ (Bolognalı Ludovico di Varthema’nın Seyahat Güzergâhı) adlı ünlü kitabında yayınladı. Daha sonra birçok Avrupa diline çevrilen ve Avrupalı okuyuculara Mekke ve hac hakkında doğrudan ve gerçekçi bilgiler sunan ilk kaynaklardan biri olan bu kitap, o zamana kadar Batı'dan tamamen gizlenmiş olan Mekke ve kutsal mekanların bir tasvirini ortaya koyarak, Avrupa'da büyük ses getirdi.

Varthema'nın yolculuğu, Avrupa'nın İslam dünyasına bakışında bir dönüm noktası oldu. Çünkü onun ardından benzer maceralara atılmak isteyen oryantalistlerin hayal güçlerini harekete geçirdi. Daha sonra Richard Burton, Domingo Badia Y Leblich ve Christiaan Snouck Hurgronje gibi kılık değiştirerek kutsal beldelere doğru yola koyulan gezginler ortaya çıktı. Onlar da aynı bilgi merakıyla ve bazen de bariz siyasi nedenlerle, sahte Müslüman isimleri alarak onun izinden Mekke'ye doğru yola çıktılar.

Varthema'nın Adem Tepesi’nde (Sri Pada) Buda'nın ayak izi olarak adlandırılan çöküntünün bulunduğu yeri ziyaretine dair bir tasvir (Wikipedia)Varthema'nın Adem Tepesi’nde (Sri Pada) Buda'nın ayak izi olarak adlandırılan çöküntünün bulunduğu yeri ziyaretine dair bir tasvir (Wikipedia)

Abbasi prensi kılığına giren İspanyol

İspanyol kaşif Domingo Badia Y Leblich, 19. yüzyılın başlarında, Ali Bey el-Abbasi takma adıyla Mekke'ye girerek olağanüstü bir maceraya atıldı. Leblich, İslam tarihinin en ünlü hanedanlarından birine mensup bir Arap prensi kılığına girmişti. Bu kimliği seçmesi tesadüf değildi ve sembolik bir anlam taşıyordu. Eski bir Abbasi unvanını ödünç alarak Avrupalı kimliğini gizleyen Leblich, bu sayede İslam dünyasının derinliklerine sızdı.Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Abbasi Devleti'nin bir Avrupalının kutsal beldelere ulaşması için bir geçiş noktası olması tarihi bir paradoks olarak büyük bir anlam ifade ediyordu.

İspanyol kaşif Domingo Badia Y Leblich, İslam tarihinin en ünlü hanedanlarından birine mensup bir Arap prensi kılığında Mekke'ye girerek olağanüstü bir maceraya atıldı.

Müslümanları taklit eden, ibadetlere katılan ve hac kafilelerine karışacak kadar Arapça öğrenen Leblich, 1807 yılında, kimliği ifşa olmadan kalabalıklar arasında dolaşarak hac ibadetini başarıyla yerine getirdi. Bu yolculuğu iki ciltlik büyük bir kitapta kaleme alan Leblich, kitapta coğrafi, sosyal ve dini gözlemlere, Mekke'nin, pazarlarının, coğrafyasının ve sakinlerinin ayrıntılı bir tanımına ve savaşların ve salgın hastalıkların şehir üzerinde bıraktığı derin izlere yer verdi.

İspanyol kaşif ve casus Domingo Badia Y Leblich nam-ı diğer Ali Bey el-Abbasi (Getty)İspanyol kaşif ve casus Domingo Badia Y Leblich nam-ı diğer Ali Bey el-Abbasi (Getty)

İnkar ve tezahür arasında Mekke'ye giden farklı yollar

Varthema ve Ali Bey'in izinden giden diğer oryantalistler, Mekke'ye girmek için İslam kimliğine bürünerek maceralarına devam ettiler. Bazıları bilimsel veya dini nedenlerle bu yola koyulurken, diğerleri sömürgeci emellerin aracı oldular. Fakat hepsinin ortak bir noktası vardı; o da İslam dünyasının başkentini ve Müslümanların ibadet ettikleri yeri tanıma merakıydı.

Bunlardan biri olan Hollandalı oryantalist Christiaan Snouck Hurgronje, 1885 yılında Hacı Abdulgafur adıyla Mekke'ye girdi. Altı ay boyunca gece pazarında gizlice yaşayan Hurgronje, alimlerin yanında dini eğitim aldı ve Mekkelilerin günlük yaşamlarını en ince detaylarına kadar kaydetti. Gizlediği kamerasıyla pazarları, hacıları ve evleri fotoğrafladı. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim tilavetinin 1885 yılına tarihli bilinen en eski ses kaydı da ona ait. Bu eşsiz kayıt, Harem-i Şerif’te o dönemde mevcut olan ilkel kayıt teknikleriyle özellikle Thomas Edison tarafından icat edilen fonograf silindiri ve balmumu plak kullanılarak yapıldı. Kültürel ve dini bir hazine niteliğindeki, o döneme ait Kur’an-ı Kerim tilavetinin nadir örneği olan bu tarihi kayıt, Hollanda'daki Leiden Üniversitesi arşivinde saklanılıyor.

Bu çerçevede İslam dinini kabul eden ve 1933 yılında hacca giden ilk İngiliz Müslüman kadın olan İskoç aristokrat Leydi Evelyn Cobbold’un deneyimi öne çıkıyor.

Christiaan Snouck Hurgronje, ‘Mekka in the Latter Part of the 19th Century’ (19. Yüzyılın Sonlarında Mekke) adlı ünlü kitabında gözlemlerini kaleme aldı. Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki şehir hakkında bilgilerin yer aldığı güvenilir bir kaynak haline geldi. Daha sonraları Hurgronje hakkında Endonezya'da, Hollanda sömürgeciliğine hizmet ettiğine dair tartışmalar yaşansa da kitabı Hicaz bölgesinde İslami yaşam tarzını nispeten tarafsız bir şekilde belgeleyen Batılı kaynaklar arasında önemli bir yer tutmaya devam etti.

Kılık değiştirerek Mekke'ye giren en önemli isimlerden biri de 1814 yılında Şeyh İbrahim adını alarak gerçek kimliğini gizleyen, İsviçreli oryantalist Johann Ludwig Burckhardt’tı. Burckhardt, Kabe'yi gören ve hac ibadetini yerine getiren ilk Batılılardan biriydi. Tanımlamaları doğru ve adil bakış açısıyla ön plana çıktı. Gözlemlerini alaycı veya küçümseyici bir dil kullanmadan kaleme aldı. Hacılar arasındaki kardeşlik ve ibadetlerde hakim olan birlik ruhundan etkilenmişti. Onun kitaplaştırdığı anıları, Batılı ülkelerde İslam dini hakkında daha sonra yapılan araştırmalarda son derece etkili oldu. 19. yüzyılın başlarında Hicaz bölgesindeki dini ve sosyal yaşamı tasvir eden temel bir kaynak oluşturdu.

​​​​​​​Leydi Evelyn Cobbold’un hac ibadetini yerine getirdiği sırada çekilen fotoğrafta, Kabe’ye ait genel bir görünüm (Getty)Leydi Evelyn Cobbold’un hac ibadetini yerine getirdiği sırada çekilen fotoğrafta, Kabe’ye ait genel bir görünüm (Getty)

İslam dini benimsemeden Mekke'ye giren gezginlerin yanı sıra İslam dinini içtenlikle kabul etmiş ve samimi bir inançla hac ibadetini yerine getirmiş başka Batılı isimler de vardı. İngiliz oryantalist William Richard Williamson bunlardan biriydi. 1895 ile 1936 yılları arasında Mekke'yi birçok kez ziyaret eden Williamson, hac ibadetine ve İslam toplumuna duyduğu hayranlığı büyük bir coşkuyla kaleme almış ve derin bir manevi dönüşüm yaşadığını itiraf etmişti.

Bu çerçevede İslam dinini kabul eden ve 1933 yılında hacca giden ilk İngiliz Müslüman kadın olan İskoç aristokrat Leydi Evelyn Cobbold’un (Leydi Zeynep) deneyimi de öne çıkıyor. ‘Pilgrimange To Mecca’ (Mekke'ye Kutsal Yolculuk) adlı kitabında Kabe'nin karşısında duyduğu huşu ve Arafat'ta yaptığı tefekkürleri duygusal bir dille aktaran Leydi Cobbold, Batı'dan Mekke'ye yapılan yolculuklarla ilgili edebiyatta farklı ve önemli bir kadın sesi oldu. Kitabında manevi ve insani boyutları birbiriyle harmanlayan Leydi Cobbold, Batı kültürüne mensup Müslümanların kalplerinde hac ibadetinin bıraktığı derin izleri de gözler önüne serdi.

Gizlice yapılan bu maceralar, Mekke tarihinin bir bölümünü aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bilgiye ulaşmanın bazı aşamalarında nasıl bir kılık değiştirme macerası olduğunu ve maskenin ardındaki öteki yüzü keşfetme sürecini de ortaya koyuyor.

En derin dönüşümü ise Yahudi asıllı Avusturyalı gazeteci, yazar ve araştırmacı Leopold Weiss yaşadı. İslam dinini kabul eden Weiss, Muhammed Esed adını aldı. 1926 ile 1932 yılları arasında Hicaz bölgesinde yaşayan Esed, Arap Yarımadası'nın siyasi ve entelektüel yaşamına aktif olarak katıldı. Kral Abdülaziz'in danışmanı olarak çalıştı. Esed, ‘The Road to Mecca’ (Mekke'ye Giden Yol) adlı ünlü kitabında sadece yolculuğunu belgelemekle kalmadı, aynı zamanda İslam dini Batı'nın yanlış izlenimlerine karşı felsefi olarak savundu ve duygusal tefekkür ile kültürel analizi Batılı özgün bir dille harmanladı.

Bilgi maskeleri ve oryantalizmin aynası

Yukarıda geçen tüm bu maceralar, Doğu ile Batı'yı birbirine bağlayan ince bir iplikten ibaret. Bu kişiler Mekke'ye Müslüman kılığında girdiler, ancak oradan çıktıklarında eski algıları sarsılmıştı. Bazıları hiç eskisi gibi olmadı. Bakış açıları değişmiş, hayranlıkları artmış, hatta İslam dinini kabul etmişlerdi.

Leydi Cobbold’un Mekke’ye yolculuğunu anlattığı kitabının kapağıLeydi Cobbold’un Mekke’ye yolculuğunu anlattığı kitabının kapağı

Mekke'ye yapılan tüm bu olağanüstü yolculuklar, oryantalizmin kalbinde yatan temel çelişkiyi de ortaya koyuyor. Bu batılı gezginlerin maceraları, sadece masum bir belgeleme ya da saf bilimsel araştırma değildi, çoğu zaman Avrupa bilincinin yükünü, beklentilerini ve korkularını, bazen samimi merakını, bazen de sömürgeci eğilimlerini taşıyordu. Bazıları bilgiye olan tutkusu ve keşfetmenin verdiği heyecanla hareket ederek, Mekke’de günlük hayatın detaylarını hayranlık ve şaşkınlıkla notlarına kaydetti. Bazıları ise üstün ve ihtiyatlı bir bakış açısıyla, kontrollü ve şüpheci bir bakış açısıyla ötekini anlamaya çalıştı. Bu yüzden kaleme aldıkları metinler, gözlemlerindeki kesinlikle hayal gücü, disiplinli olarak yapılan bir belgelendirmeyle öznel yorum, mekanın kutsallığına duyulan saygıyla onu bazen manevi derinliğinden uzaklaştıran yüzeysel bakış açısı arasında değişiyor. Bu ortaya çıkan karışım, çalışmalarının değerini ve ciddiyetini bir arada sunuyor. Bu yolculukları okumak, sadece Mekke'nin eski manzaralarına bir geçiş değil, Batı'nın bu kutsal şehri nasıl gördüğü ve kültürel hayal gücünde onu nasıl yeniden ürettiğine dair pencere açarken, aynı zamanda Batı'nın İslam ve Müslümanlar hakkında bilmek istediklerini ya da bilmek istemediklerini yansıtan bir ayna görevi de görüyor. Gizlice gerçekleşen bu maceralar, Mekke tarihinin bir bölümünü aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bilgiye ulaşmanın bazı aşamalarında nasıl bir kılık değiştirme macerası olduğunu ve maskenin ardındaki öteki yüzü keşfetme sürecini de ortaya koyuyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
TT

Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)

Tom Murray ABD Kültür Haberleri Editörü 

1980'lerin ünlü rockçısı Rick Springfield, Joe Rogan Experience podcast'inde bu hafta şoke edici bir itirafta bulunarak ABD askerlerine konser vermek üzere Vietnam'a gittiği sırada bir Vietkong askerini öldürdüğünü açıkladı.

Jessie's Girl'le üne kavuşmasından 10 yıldan uzun süre önceye denk gelen 1968'de Springfield, pek tanınmayan 17 yaşındaki bir müzisyen olarak Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı askerleri eğlendirmek üzere Güneydoğu Asya'ya seyahat etmişti.

Artık 77 yaşında olan Avustralyalı şarkıcı-bestekar, ABD Donanması'nın Da Nang yakınlarındaki kampında kaldığı sırada üssün aniden saldırıya uğradığını Rogan'a anlattı.

Müzisyen, "Oradaki adamlarla tanıştık ve gerçekten çok iyi anlaştık. Onlarla bir gece kaldık ve hepimiz sığınaklara, sınır sığınaklarına girdik; ben de telsiz odasında kaldım" diye konuştu. 

Sonra saldırıya uğradık ve telsiz odasının o lanet borusundan havan mermileri fırlatmaya başladım.

Springfield, havan mermisi fırlatıcısını doldurmakta zorlandığını anımsayarak bunu yaparken "bir elini rahatlıkla kaybedebileceğini" itiraf etti.

Springfield, "Tıpkı filmlerdeki gibiydi" dedi. 

Bana, 'Hey, borudan birkaç havan mermisi atmak ister misin?' dediler. Ve işte John Wayne anı gelmişti. Yani, genç bir çocuk olarak ne yaptığımı tam anlamıyordum.

Springfield, bir havan mermisini attığını ve bunun birine isabet ettiğini ertesi gün öğrendiğini söyledi.

"Ertesi gün geldiler ve 'Hey, birini vurdun! Birini vurdun!' dediler" diye anlattı.

Şarkıcı, "Bu, gerçekten de yanımda getirdiğim ve nereye koyacağımı bilemediğim tek şey" diyerek bu olay sanki "başka bir yerde" "başka bir adamın" başına gelmiş gibi hissettiğini ekledi.

Rogan'ın bu deneyimi ne kadar süredir içinde taşıdığını sorması üzerine Springfield, "Sanırım hâlâ içimde" dedi.

Springfield, "Bir hayatın sona ermesinden sorumlu olduğum gerçeğiyle yüzleşmek benim için zor" diye konuştu. 

Ne kadar uzak bir olay olsa da, savaş olsa da, benimle pek bir ilgisi olmasa da ve ne yaptığımı tam bilmesem de böyle.

Springfield ayrıca Vietnam'da konuşlanmış Amerikan askerleri arasında savaşın ne kadar sevilmediğini de paylaştı.

Müzisyen, "Tanıştığım herkes 'Abi, neden burada olduğumuzu bilmiyorum. Burada ne işim var bilmiyorum' diyordu" diye anımsadı.

Love Somebody ve Don't Talk to Strangers'la tanınan şarkıcı, 2010'da yayımlanan anı kitabı Late, Late at Night'ta Vietnam'daki bu olayla ilgili yazmıştı.

"Savaş ortamındaydık ama bugün bile tüylerimi diken diken eden bir olay" diye yazan Springfield, bunu en derin ve karanlık sırlarından biri diye nitelemişti.

Springfield büyük çıkışını, Vietnam gezisinden 13 yıl sonra 1981'de Working Class Dog albümünü yayımladığında yaptı. Albümün çıkış şarkısı Jessie's Girl, uluslararası çapta muazzam hit oldu ve ABD'deki Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yerleşti.

Aynı yıl General Hospital'da Dr. Noah Drake rolünü üstlenen Springfield, uzun soluklu pembe dizideki bu karakteri 2013'e kadar aralıklı olarak canlandırdı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment


Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
TT

Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)

Kevin E. G. Perry Kültür ve Yaşam Haberleri Yazarı 

Nicole Kidman, 2003'te Oscar kazandığı geceye dair yeni ayrıntılar paylaştı.

Aşkın Büyüsü 2'nin (Practical Magic 2) 59 yaşındaki yıldızı, Saatler'de (The Hours) yazar Virginia Woolf'u canlanarak En İyi Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazanmıştı.

Kamuoyunda çok ses getiren bir süreç sonunda Görevimiz Tehlike'nin (Mission: Impossible) yıldızı Tom Cruise'dan 2001'de boşanan Kidman, ödülünü kazandığı sırada hâlâ bekardı.

Therapuss podcast'inde konuşan Kidman, "Başarımın zirvesine ulaşmıştım ama eve döndüğümde kendimi çok yalnız hissettim" diye anlattı.

Oyuncu sözlerine, "Yani, evet, çılgıncaydı… 'Keşke…' dedirten türden bir olaylar zinciri yaşandı. Annem ve babam yanımdaydı ama ben 'Partnerim nerede, bunu paylaşabileceğim biri nerede?' diye düşünüyordum" diye devam etti.

Görsel kaldırıldı.
Nicole Kidman, Saatler'deki rolüyle 2003'te En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazanmıştı (AFP)

Kidman, Oscar ödülünü kazanmasının iş-yaşam dengesi üzerine düşünmesine neden olduğunu belirterek şunları ekledi: 

Bu, 'Artık bir hayatım olmalı' duygusunu en derinden hissettiğim anlardan biriydi. Aynı zamanda, 'İşte bu, tam da bu. Bu, sektörümüzde alınabilecek en büyük ödül' dediğimiz bu altın heykelciği elimde tutuyordum. Hem çok minnettardım hem de çok yalnız hissediyordum.

Sözlerini şöyle sürdürdü: 

O anda birinin beni sarıp sarmalamasını isterdim. Etrafımda, bana gerçekten 'Ah, tamam, işte bu benim gerçek hayatım' hissi veren bir şey olmasını çok isterdim.

Kidman, galibiyetini kutlamak için partiye gitme isteği duymadığını daha önce açıklamıştı. 2024'te yayımlanan 50 Oscar Nights kitabında şöyle anlatıyordu: 

Ben pek parti kızı sayılmam, bu yüzden Vanity Fair partisine gitmeyecektim ama herkes 'Gitmen lazım. Elinde Akademi Ödülü'nle partide dolaşmalısın' diyordu.

Ben de 'Bu böbürlenmek gibi geliyor ve hiç alçakgönüllü bir davranış değil' dedim. Ne yani? Ödülü elinde tutarak ortalıkta dolaşamazsın ki! Bu gerçekten çok yakışıksız bir hareket. Onlar da 'Bu böyle yapılır' dedi.

Sonraki parti hakkındaki tereddütlerine rağmen Kidman, yine de Oscar ödülünü elinde tutarak gitmeye karar verdiğini söylemişti. Ancak Big Little Lies yıldızına göre, etkinlikten pek keyif almamış.

Aktris, "Yani içeri girdim, ödülle dolaştım ve tamamen bunalmıştım, duygusallaşmıştım, titriyordum ve hiç keyif almadım" demişti. 

Adeta mahcup bir haldeydim, ki bu çok aptalca. Keşke daha çok keyif alabilseydim.

Kidman, 2006'da country şarkıcısı Keith Urban'la evlendi ancak çift geçen yıl boşandı. Oyuncu, Sandra Bullock'la birlikte rol aldığı 1998 tarihli hit filminin devamı Aşkın Büyüsü 2'de halihazırda izleyici karşısına çıkıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Gazze belgeseli ayakta alkış rekoru kırdı

Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
TT

Gazze belgeseli ayakta alkış rekoru kırdı

Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)

Ellie Muir Kültür ve Yaşam Haberleri Muhabiri @elliefmuir 

Gazze'de süregelen çatışmayı konu alan yeni belgesel, perşembe günü Venedik Film Festivali'ndeki prömiyerinde 24,5 dakika boyunca alkış yağmuruna tutularak festival tarihindeki en uzun ayakta alkışı aldı.

Oscar ödüllü Gidecek Yer Yok (No Other Land) belgeseliyle de tanınan Naza'nın yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor'un gözleri alkışlar sırasında yaşarırken, seyircilerse Filistin bayraklarını havaya kaldırdı. 

İsrail'in bölgeye düzenlediği hava saldırılarına ışık tutan film, sivil kayıplara yönelik tutum hakkında 24 İsrailli askeri istihbarat subayı ve askerin ifadelerine de yer veriyor.

Filmin adı Naza, İsrail istihbaratının sivil tali hasarı ifade etmek için kullandığı bir kısaltma; bu terim, bir hava saldırısında ölen veya ölmesi beklenen sivillerin sayısını belirtiyor.

Filmdeki kişiler, İsrail ordusu operasyonunda kullanılan gözetleme sistemlerini ve uzaktan bombalamayı ayrıntılarıyla anlatıyor.

Abraham perşembe günü düzenlenen basın toplantısında, "Bu subay ve askerlere sadece şunu söyledik: 'Lütfen bize ne yaptığınızı anlatın'" dedi. 

Elbette başka sorular da ortaya çıktı ancak asıl soru ayrıntılarla ilgiliydi; bize tasvir etmelerini, nasıl işlediğini öğrenmek istedik. Bazen sadece soruyu sormak bile cevap almaya yetiyor.

Film, İsrail-Filistin dergisi +972 Magazine, İbranice yayın yapan Local Call ve The Guardian'ın 2023 ila 2025 tarihli haberlerine dayanıyor.

Szor, "Bu tanıklıkları alıp bir filme dönüştürmenin hâlâ bir önemi olduğunu düşündük" dedi. 

Aslında bu sistemleri tasarlayan ve işleten kişilerin kamera karşısında bunu anlatmasını, tasvir etmesini ve göstermesini izlemek farklı bir deneyim.

Filmin yapımcılığını The Guardian ve James Wilson (JW Films) üstlenirken, yönetici yapımcılığını Jonathan Glazer yapıyor. Wilson ve Glazer, İlgi Alanı'nın (The Zone of Interest) arkasındaki Oscar ödüllü ekip.

Gazze'de yardım beklerken İsrail'in düzenlediği saldırıda öldürülen 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Rajab'ın ölümünü konu alan Hind Rajab'ın Sesi (The Voice of Hind Rajab), geçen yılki festivalde 22 dakika ayakta alkışlanmıştı. Film, Naza'dan önce en uzun süreli ayakta alkış rekorunu elinde tutuyordu.

Abraham ve Szor, topluluklarını İsrail ordusundan korumak için mücadele eden aktivistleri konu alan ve 2025'te En İyi Belgesel Oscar'ını kazanan Gidecek Yer Yok'un 4 yönetmeninden ikisiydi.

2019'la 2023 arasındaki 4 yılda çekilen belgeselin prodüksiyonu, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e düzenlediği ölümcül saldırıyla Gazze'deki savaşı başlatmasından birkaç gün önce tamamlanmıştı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment