Churchill faşizme karşı mücadelede sanatta nasıl bir sığınak buldu?

Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)
Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)
TT

Churchill faşizme karşı mücadelede sanatta nasıl bir sığınak buldu?

Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)
Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)

Yeni bir sergi, Winston Churchill’in daha az bilinen yönlerinden birine ışık tutuyor. Churchill için resim yalnızca bir hobi değil, aynı zamanda psikolojik bir sığınak ve yumuşak gücünün önemli araçlarından biriydi.

Ziyaretçileri karşılayan nadir bir otoportrede Churchill, keskin bakışlarıyla tuvalden izleyiciye bakıyor. Kel başını çevreleyen kumral saçlar, sonraki yıllarda alışılan görüntüsünden daha gür; vücudu da yaşlılık dönemine kıyasla daha ince. Ancak güçlü çene yapısı ve buldogu andıran yüz hatları onu hemen ele veriyor. Bu eser, Churchill’in 1915 yılında yaptığı öz portrelerden biri.

Londra’daki Wallace Collection tarafından düzenlenen yeni sergi, Churchill’in siyasi kariyerinin hem içinde hem de dışında sürdürdüğü resim çalışmalarına odaklanıyor. Sergi, onun sanatla kurduğu ilişkiyi yalnızca kişisel bir uğraş olarak değil, siyaset ve devlet yönetiminin baskılarından uzaklaşmasını sağlayan bir terapi ve nefes alma alanı olarak ele alıyor. Ayrıca tablolarının, savaş yıllarında müttefiklerine ve siyasi dostlarına verdiği hediyeler aracılığıyla diplomatik bir işlev de gördüğüne dikkat çekiliyor.

Sergi, Churchill’i aynı anda siyasetçi, yazar ve ressam olarak tanıtıyor. Bu çok yönlü profil, yıllar sonra Boris Johnson’ın da örnek almaya çalıştığı bir model olarak değerlendiriliyor.

Resimle geç tanıştı

Churchill, resim yapmaya 1915 yılında, 40 yaşındayken başladı. Bu dönemde, Gelibolu Harekâtı’nın başarısızlığının ardından siyasi açıdan gözden düşmüş durumdaydı. Kardeşinin eşi tarafından teşvik edilen Churchill, kısa sürede resimde yeni bir enerji ve motivasyon kaynağı buldu.

dfbrtbg
Kutubiyye (Koutoubia) Camii Minaresi" (1943), 2021 yılında Christie's müzayedesinde 8,28 milyon sterlinlik rekor fiyatla satıldı (Churchill Heritage Ltd.)

Portre ressamı dostu John Lavery ona rehberlik ederek açık havada çalışmasını tavsiye etti. Churchill, 1916’da yeniden askeri göreve döndüğünde Belçika’daki cephe hattında dahi resim yapmaya devam etti. Ardından Britanya’ya ve aktif siyasete geri döndü.

İlk eserleri arasında doğduğu yer olan Blenheim Palace’daki iç mekân sahneleri ve natürmortlar yer aldı. Daha sonra dostlarının evlerinde ve 1922’de satın aldığı kırsal konutu Chartwell’de yaptığı manzara resimleri geldi. İlerleyen yıllarda İtalya, Fransa ve Fas’tan ilham alan daha canlı ve cesur renkler kullanmaya başladı.

Churchill, Lavery’nin ardından ressamlar William Nicholson ve Walter Sickert’tan da teknik destek aldı. Onlardan, görüntüyü tuvale yansıtarak çalışma gibi yöntemler öğrendi.

“Resim bir eğlencedir”

Churchill, resim yapmanın zorlukları ve keyfi üzerine 1921 ve 1922 yıllarında makaleler kaleme aldı. Bu yazılar daha sonra 1948’de yayımlanan Painting as a Pastime adlı kitapta toplandı.

Buna rağmen eserlerine karşı oldukça mütevazıydı. Tablolarını sık sık “karalamalar” veya “boya lekeleri” olarak nitelendiriyordu. Hatta bazı çalışmalarını 1921’de Paris’teki bir sergiye ve 1947’de Kraliyet Akademisi’ne takma isimlerle göndermişti.

Savaşın ortasında yapılan tek tablo

Serginin merkezindeki eserlerden biri, “Koutoubia Camii Kulesi” tablosu. Bu çalışma, Churchill’in II. Dünya Savaşı sırasında başbakanlığı döneminde tamamladığı tek tablo olma özelliğini taşıyor.

Churchill, bu eseri, dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’e, kritik öneme sahip Casablanca Konferansı’nın anısına hediye etti. Rivayete göre Churchill, çocuk felci nedeniyle hareket kabiliyeti kısıtlı olan Roosevelt’in Marakeş manzarasını görebilmesi için özel çaba göstermişti.

  v vf
"Cap d'Ail, Deniz Alpleri" (1952) (Churchill Heritage Ltd.)

Tablo daha sonra Angelina Jolie’nin koleksiyonuna geçti. Eser, 2021 yılında Christie's müzayedesinde 8,28 milyon sterline satılarak Churchill’in eserleri arasında rekor fiyatla el değiştirdi.

“Üzerinde durulmayı hak eden bir hikâye”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Wallace Collection Direktörü Xavier Bray, sergiyi küratör Lucy Davis ile birlikte hazırladı. Bray, sergi fikrinin pandemi sırasında Chartwell’deki stüdyoyu ziyaret etmesiyle ortaya çıktığını belirtiyor.

Churchill’in yaklaşık 600 tablosu arasından seçilen 60 eser, onun sanatsal gelişimini ve yeteneğini gözler önüne seriyor. Bray’e göre bazı tablolar açıkça zayıf olsa da, onlar bile sanatçının öğrenme sürecini göstermesi açısından ilgi çekici.

“Ünlü bir amatörden fazlası”

Sanat taciri ve yazar Philip Mould ise serginin Churchill’i yalnızca “ünlü bir amatör” olarak değil, ciddi bir ressam olarak değerlendirmeye imkân verdiğini söylüyor.

Churchill’in uluslararası şöhreti sayesinde dönemin önemli ressamlarıyla yakın ilişkiler kurabildiğini ve onlardan doğrudan öğrenme fırsatı bulduğunu belirten Mould, serginin kendi kendini yetiştirmiş tutkulu bir sanatçının gelişimini ortaya koyduğunu ifade ediyor.

Bray, Churchill’in siyasi olarak muhafazakâr olmasına rağmen post-empresyonist ressamlara ilgi duyduğunu, Paul Cézanne’ı tanıdığını ve Claude Monet’nin bir eserine sahip olduğunu aktarıyor. Ancak modernizme mesafeli duran Churchill, Pablo Picasso’yu büyük bir sanatçı olarak görmüyordu.

Buna karşın Picasso, 1948’de Churchill’in “La Dragonière” adlı eserini gördüğünde, onun Avrupa’yı faşizmden kurtarmakla meşgul olmasaydı ressam olarak da rahatlıkla geçinebileceğini söylemişti.

Sanat bir terapi aracıydı

Philip Mould’a göre Churchill, liderlik baskısının ve depresyona yatkın ruh hâlinin etkilerini hafifletmek için sanatı kullandı.

Mould, “Zihnini meşgul eden yüklerden kurtulmak, dengesini yeniden kazanmak ve kendini toparlamak için resim yapıyordu” diyor ve ekliyor:

“Winston Churchill sanatı bir psikolojik tedavi yöntemi olarak kullandı. Hatta daha ileri giderek, sanatın ona sağladığı faydalar olmasaydı Nazi tehdidinin galip gelebileceğini söyleyebilirim.”

Siyasetçinin kültürel yüzü

Bray’e göre Churchill yalnızca resim yapmayı sevmiyordu; aynı zamanda başkalarını da mutluluk veren uğraşların peşinden gitmeye teşvik etmek istiyordu. Kendisini mütevazı bir amatör olarak sunması, halkla daha yakın bir bağ kurmasına yardımcı oldu.

1945’te iktidarı kaybettikten sonra ve 1951’de yeniden başbakan olana kadar geçen dönemde, ressam Churchill imajının neredeyse bir halkla ilişkiler kampanyasına dönüştüğü belirtiliyor. Bu imaj sayesinde Churchill, savaş sonrası barışın ve kültürel canlanmanın sembollerinden biri olarak görülmek istedi.

Sergi ayrıca siyaset ve sanat arasındaki ilişkiyi de gündeme getiriyor. Churchill’in resim tutkusundan etkilenen isimler arasında Dwight D. Eisenhower ve George W. Bush bulunuyor. Buna karşılık Tony Blair ve Keir Starmer müzikle ilgilerini daha geri planda tutuyor.

Öte yandan Boris Johnson’ın da resme ilgi duyduğu biliniyor. Ancak eleştirmenleri, 2021’de şövale başında verdiği pozların Churchill’le bilinçli bir benzerlik kurma çabası olduğunu savunuyor.

Sonuç olarak Wallace Collection’daki sergi, Churchill’in yalnızca savaş zamanı lideri değil, aynı zamanda sanatı kişisel dayanıklılık, zihinsel denge ve kamusal imaj oluşturma aracı olarak kullanan yetenekli bir amatör ressam olduğunu ortaya koyuyor.

“Winston Churchill: The Painter” sergisi, 23 Mayıs – 29 Kasım tarihleri arasında Wallace Collection’da ziyaret edilebilecek.



Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
TT

Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)

Tom Murray ABD Kültür Haberleri Editörü 

1980'lerin ünlü rockçısı Rick Springfield, Joe Rogan Experience podcast'inde bu hafta şoke edici bir itirafta bulunarak ABD askerlerine konser vermek üzere Vietnam'a gittiği sırada bir Vietkong askerini öldürdüğünü açıkladı.

Jessie's Girl'le üne kavuşmasından 10 yıldan uzun süre önceye denk gelen 1968'de Springfield, pek tanınmayan 17 yaşındaki bir müzisyen olarak Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı askerleri eğlendirmek üzere Güneydoğu Asya'ya seyahat etmişti.

Artık 77 yaşında olan Avustralyalı şarkıcı-bestekar, ABD Donanması'nın Da Nang yakınlarındaki kampında kaldığı sırada üssün aniden saldırıya uğradığını Rogan'a anlattı.

Müzisyen, "Oradaki adamlarla tanıştık ve gerçekten çok iyi anlaştık. Onlarla bir gece kaldık ve hepimiz sığınaklara, sınır sığınaklarına girdik; ben de telsiz odasında kaldım" diye konuştu. 

Sonra saldırıya uğradık ve telsiz odasının o lanet borusundan havan mermileri fırlatmaya başladım.

Springfield, havan mermisi fırlatıcısını doldurmakta zorlandığını anımsayarak bunu yaparken "bir elini rahatlıkla kaybedebileceğini" itiraf etti.

Springfield, "Tıpkı filmlerdeki gibiydi" dedi. 

Bana, 'Hey, borudan birkaç havan mermisi atmak ister misin?' dediler. Ve işte John Wayne anı gelmişti. Yani, genç bir çocuk olarak ne yaptığımı tam anlamıyordum.

Springfield, bir havan mermisini attığını ve bunun birine isabet ettiğini ertesi gün öğrendiğini söyledi.

"Ertesi gün geldiler ve 'Hey, birini vurdun! Birini vurdun!' dediler" diye anlattı.

Şarkıcı, "Bu, gerçekten de yanımda getirdiğim ve nereye koyacağımı bilemediğim tek şey" diyerek bu olay sanki "başka bir yerde" "başka bir adamın" başına gelmiş gibi hissettiğini ekledi.

Rogan'ın bu deneyimi ne kadar süredir içinde taşıdığını sorması üzerine Springfield, "Sanırım hâlâ içimde" dedi.

Springfield, "Bir hayatın sona ermesinden sorumlu olduğum gerçeğiyle yüzleşmek benim için zor" diye konuştu. 

Ne kadar uzak bir olay olsa da, savaş olsa da, benimle pek bir ilgisi olmasa da ve ne yaptığımı tam bilmesem de böyle.

Springfield ayrıca Vietnam'da konuşlanmış Amerikan askerleri arasında savaşın ne kadar sevilmediğini de paylaştı.

Müzisyen, "Tanıştığım herkes 'Abi, neden burada olduğumuzu bilmiyorum. Burada ne işim var bilmiyorum' diyordu" diye anımsadı.

Love Somebody ve Don't Talk to Strangers'la tanınan şarkıcı, 2010'da yayımlanan anı kitabı Late, Late at Night'ta Vietnam'daki bu olayla ilgili yazmıştı.

"Savaş ortamındaydık ama bugün bile tüylerimi diken diken eden bir olay" diye yazan Springfield, bunu en derin ve karanlık sırlarından biri diye nitelemişti.

Springfield büyük çıkışını, Vietnam gezisinden 13 yıl sonra 1981'de Working Class Dog albümünü yayımladığında yaptı. Albümün çıkış şarkısı Jessie's Girl, uluslararası çapta muazzam hit oldu ve ABD'deki Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yerleşti.

Aynı yıl General Hospital'da Dr. Noah Drake rolünü üstlenen Springfield, uzun soluklu pembe dizideki bu karakteri 2013'e kadar aralıklı olarak canlandırdı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment


Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
TT

Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)

Kevin E. G. Perry Kültür ve Yaşam Haberleri Yazarı 

Nicole Kidman, 2003'te Oscar kazandığı geceye dair yeni ayrıntılar paylaştı.

Aşkın Büyüsü 2'nin (Practical Magic 2) 59 yaşındaki yıldızı, Saatler'de (The Hours) yazar Virginia Woolf'u canlanarak En İyi Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazanmıştı.

Kamuoyunda çok ses getiren bir süreç sonunda Görevimiz Tehlike'nin (Mission: Impossible) yıldızı Tom Cruise'dan 2001'de boşanan Kidman, ödülünü kazandığı sırada hâlâ bekardı.

Therapuss podcast'inde konuşan Kidman, "Başarımın zirvesine ulaşmıştım ama eve döndüğümde kendimi çok yalnız hissettim" diye anlattı.

Oyuncu sözlerine, "Yani, evet, çılgıncaydı… 'Keşke…' dedirten türden bir olaylar zinciri yaşandı. Annem ve babam yanımdaydı ama ben 'Partnerim nerede, bunu paylaşabileceğim biri nerede?' diye düşünüyordum" diye devam etti.

Görsel kaldırıldı.
Nicole Kidman, Saatler'deki rolüyle 2003'te En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazanmıştı (AFP)

Kidman, Oscar ödülünü kazanmasının iş-yaşam dengesi üzerine düşünmesine neden olduğunu belirterek şunları ekledi: 

Bu, 'Artık bir hayatım olmalı' duygusunu en derinden hissettiğim anlardan biriydi. Aynı zamanda, 'İşte bu, tam da bu. Bu, sektörümüzde alınabilecek en büyük ödül' dediğimiz bu altın heykelciği elimde tutuyordum. Hem çok minnettardım hem de çok yalnız hissediyordum.

Sözlerini şöyle sürdürdü: 

O anda birinin beni sarıp sarmalamasını isterdim. Etrafımda, bana gerçekten 'Ah, tamam, işte bu benim gerçek hayatım' hissi veren bir şey olmasını çok isterdim.

Kidman, galibiyetini kutlamak için partiye gitme isteği duymadığını daha önce açıklamıştı. 2024'te yayımlanan 50 Oscar Nights kitabında şöyle anlatıyordu: 

Ben pek parti kızı sayılmam, bu yüzden Vanity Fair partisine gitmeyecektim ama herkes 'Gitmen lazım. Elinde Akademi Ödülü'nle partide dolaşmalısın' diyordu.

Ben de 'Bu böbürlenmek gibi geliyor ve hiç alçakgönüllü bir davranış değil' dedim. Ne yani? Ödülü elinde tutarak ortalıkta dolaşamazsın ki! Bu gerçekten çok yakışıksız bir hareket. Onlar da 'Bu böyle yapılır' dedi.

Sonraki parti hakkındaki tereddütlerine rağmen Kidman, yine de Oscar ödülünü elinde tutarak gitmeye karar verdiğini söylemişti. Ancak Big Little Lies yıldızına göre, etkinlikten pek keyif almamış.

Aktris, "Yani içeri girdim, ödülle dolaştım ve tamamen bunalmıştım, duygusallaşmıştım, titriyordum ve hiç keyif almadım" demişti. 

Adeta mahcup bir haldeydim, ki bu çok aptalca. Keşke daha çok keyif alabilseydim.

Kidman, 2006'da country şarkıcısı Keith Urban'la evlendi ancak çift geçen yıl boşandı. Oyuncu, Sandra Bullock'la birlikte rol aldığı 1998 tarihli hit filminin devamı Aşkın Büyüsü 2'de halihazırda izleyici karşısına çıkıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Gazze belgeseli ayakta alkış rekoru kırdı

Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
TT

Gazze belgeseli ayakta alkış rekoru kırdı

Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)
Naza, Venedik Film Festivali'nde en uzun süre ayakta alkışlanan film olunca yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, gözyaşlarını tutamadı (Reuters)

Ellie Muir Kültür ve Yaşam Haberleri Muhabiri @elliefmuir 

Gazze'de süregelen çatışmayı konu alan yeni belgesel, perşembe günü Venedik Film Festivali'ndeki prömiyerinde 24,5 dakika boyunca alkış yağmuruna tutularak festival tarihindeki en uzun ayakta alkışı aldı.

Oscar ödüllü Gidecek Yer Yok (No Other Land) belgeseliyle de tanınan Naza'nın yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor'un gözleri alkışlar sırasında yaşarırken, seyircilerse Filistin bayraklarını havaya kaldırdı. 

İsrail'in bölgeye düzenlediği hava saldırılarına ışık tutan film, sivil kayıplara yönelik tutum hakkında 24 İsrailli askeri istihbarat subayı ve askerin ifadelerine de yer veriyor.

Filmin adı Naza, İsrail istihbaratının sivil tali hasarı ifade etmek için kullandığı bir kısaltma; bu terim, bir hava saldırısında ölen veya ölmesi beklenen sivillerin sayısını belirtiyor.

Filmdeki kişiler, İsrail ordusu operasyonunda kullanılan gözetleme sistemlerini ve uzaktan bombalamayı ayrıntılarıyla anlatıyor.

Abraham perşembe günü düzenlenen basın toplantısında, "Bu subay ve askerlere sadece şunu söyledik: 'Lütfen bize ne yaptığınızı anlatın'" dedi. 

Elbette başka sorular da ortaya çıktı ancak asıl soru ayrıntılarla ilgiliydi; bize tasvir etmelerini, nasıl işlediğini öğrenmek istedik. Bazen sadece soruyu sormak bile cevap almaya yetiyor.

Film, İsrail-Filistin dergisi +972 Magazine, İbranice yayın yapan Local Call ve The Guardian'ın 2023 ila 2025 tarihli haberlerine dayanıyor.

Szor, "Bu tanıklıkları alıp bir filme dönüştürmenin hâlâ bir önemi olduğunu düşündük" dedi. 

Aslında bu sistemleri tasarlayan ve işleten kişilerin kamera karşısında bunu anlatmasını, tasvir etmesini ve göstermesini izlemek farklı bir deneyim.

Filmin yapımcılığını The Guardian ve James Wilson (JW Films) üstlenirken, yönetici yapımcılığını Jonathan Glazer yapıyor. Wilson ve Glazer, İlgi Alanı'nın (The Zone of Interest) arkasındaki Oscar ödüllü ekip.

Gazze'de yardım beklerken İsrail'in düzenlediği saldırıda öldürülen 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Rajab'ın ölümünü konu alan Hind Rajab'ın Sesi (The Voice of Hind Rajab), geçen yılki festivalde 22 dakika ayakta alkışlanmıştı. Film, Naza'dan önce en uzun süreli ayakta alkış rekorunu elinde tutuyordu.

Abraham ve Szor, topluluklarını İsrail ordusundan korumak için mücadele eden aktivistleri konu alan ve 2025'te En İyi Belgesel Oscar'ını kazanan Gidecek Yer Yok'un 4 yönetmeninden ikisiydi.

2019'la 2023 arasındaki 4 yılda çekilen belgeselin prodüksiyonu, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e düzenlediği ölümcül saldırıyla Gazze'deki savaşı başlatmasından birkaç gün önce tamamlanmıştı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment