Diyabet hastalarına elektrik stimülasyonu ile yeni tedavi

Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.
Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.
TT

Diyabet hastalarına elektrik stimülasyonu ile yeni tedavi

Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.
Yeni tedavi yöntemleri ile ağrıların yüzde 50 azaldığı belirtiliyor.

Amerikan Nöroloji Akademisi’nin 22-27 Nisan tarihleri arasında düzenlenen AAN 2023 konferansı kapsamında yapılan bilimsel bildiriler büyük ilgi uyandırdı. Bu kapsamdsa Little Rock’taki Arkansas Üniversitesi’nde beyin cerrahı olan Dr. Erika Petersen, spinal kord stimülasyonu tekniği ile diyabete bağlı nöropati vakalarının tedavisine ilişkin çalışmasını sundu.

Konferansta ele alınan en önemli çalışmalardan alıntılar sunan Cleveland Clinic dergisi, diyabetli 36 milyon ABD’liden yaklaşık 8,5 milyonunun diyabetik nöropatinin ağrılı semptomlarından muzdarip olduğunu, bu acı verici ve rahatsız edici durumun diyabetin en önemli yan etkilerinden ve komplikasyonlarından sayıldığını kaydetti. Bununla birlikte, geleneksel tedavi olan medikal tedavinin, birçok hasta için gece saatlerinde artan, dinlenmelerini ve uyumalarını engelleyen ağrılarının giderilmesinde etkisiz kaldığını da vurguladı.

Spinal kord stimülasyonu

Farklı bir tedavi yöntemiyle yapılan bir klinik çalışmada, spinal kord stimülasyonu bir tedavi seçeneği olarak önerildi ve omuriliğe elektrik stimülasyonu sağlamak için deri altına implant edilen bir cihaz kullanıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre 10 kilohertz frekanslardaki bu elektriksel uyarının amacı, vücuttan beyne giden ağrı sinyallerinin yolunu kesmekti. 24 ay süren bu çalışmanın sonuçlarında, söz konusu müdahalenin, geleneksel ilaç tedavilerine kıyasla hastaların acılarını azaltmadaki etkinliği kanıtlandı.

Dr. Erika Petersen konuya dair şu açıklamaada bulundu:

Diyabetik nöropati, genellikle düşük yaşam kalitesine, depresyona, kaygıya ve kötü uykuya yol açar. Halihazırda mevcut ilaçlar birçok hasta için etkisizdir veya hastaların tahammül edemediği yan etkileri olabilir. Daha etkili tedavilere acilen ihtiyaç duyulduğu için, 24 aylık çalışmadan aldığımız sonuçlar dikkat çekiyor.

Araştırmacılar çalışma kapsamındai 24 aylık takipten sonra, spinal kord stimülasyonu alıcılarının yüzde 50’sinin orta derecede ağrıda yüzde 50 oranında bir iyileşme olduğunu buldu. Ayrıca şiddetli ağrılardan muzdarip olanların yüzde 90’ında yüzde 65 oranında iyileşme görüldü. Bu tedavi aynı zamanda ağrının uykuya dalma üzerindeki etkisini de yüzde 66 oranında azalttı. Petersen şu açıklamada bulundu:

“Bu, spinal kordu uyararak ağrının giderilmesinin kalıcı bir etki olduğunu gösteriyor. Sonuçlar, 10 kHz spinal kord stimülasyonunun ağrılı diyabetik nöropati için güvenli, etkili ve uzun süreli tedavi sağladığını ve nörolojik işlevi iyileştirme potansiyeli olduğunu gösteriyor.

Çalışmada ayrıca, yüksek frekanslı stimülasyonun, düşük frekanslı stimülasyona kıyasla daha fazla ağrı kesici sağladığı da gözlemlendi.

Deri altına yerleştirilen bir cihazla spinal kordun elektrik uyarılıyor ve vücuttan beyne giden ağrı sinyalleri kesiliyor.  
Deri altına yerleştirilen bir cihazla spinal kordun elektrik uyarılıyor ve vücuttan beyne giden ağrı sinyalleri kesiliyor.  

Diyabetik nöropati

Diyabetik nöropati, diyabete eşlik edebilecek bir tür sinir hasarı durumu olarak açıklanıyor. Sağlık kaynaklarına göre diyabetik nöropati, diyabetin ciddi bir komplikasyonudur ve değişen derecelerde, bu hastalığa sahip kişilerin yaklaşık yüzde 50’sini etkileyebilir. İyi haber şu ki diyabeti olanlar iyi ve tutarlı kan şekeri kontrolü ve sağlıklı bir yaşam tarzı ile diyabetik nöropatiyi önleyebilir veya ilerlemesini yavaşlatabilir.

Kandaki yüksek glikoz seviyesi, diyabetik nöropatide vücudun çeşitli organlarında sinir hasarına neden olur. Bu durum genellikle bacak ve ayakların sinirlerinde görülür. Ancak bu nöropati vücutta bu sistemlerin sinirlerini besleyen otonom nöropati ağına (Autonomic Neuropathy) zarar vererek sindirim sistemi, idrar yolları, kan damarları ve kalbin işleyişinde bozukluklara da neden olabilir. Mayo Clinic doktorları şu açıklamada bulundu:

“Semptomlar genellikle kademeli olarak ortaya çıkar ve ciddi bir sinir hasarı meydana gelene kadar bir şeylerin ters gittiğini fark etmeyebilirsiniz. Nöropati türlerinin kesin nedeni bilinmiyor. Araştırmacılar, kontrolsüz yüksek kan şekerinin zamanla sinirlere zarar verdiğine ve sinyalleri gönderme yeteneklerini bozarak diyabetik nöropatiye yol açtığına inanıyor. Aynı zamanda yüksek kan şekeri, sinirlere oksijen ve besin sağlayan küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) duvarlarının da zayıflamasına neden oluyor.”

Tıp topluluğu bu vakaları dört ana tip diyabetik nöropati olarak sınıflandırıyor. Hastada bir veya daha fazla nöropati türü olabiliyor, semptomlar bozukluğun türüne ve hasar görmüş sinirlerin konumuna bağlı olarak görülüyor.

Amerikan Diyabet Derneği, diyabetik nöropati taramasının hastaya tip 2 diyabet teşhisi konulduktan hemen sonra veya tip 1 diyabet teşhisi konulduktan beş yıl sonra başlamasını bundan sonra da muayenenin yıllık olarak yapılmasını öneriyor.

Mayo Clinic doktorları, şu belirtilerin görülmesi halinde doktorla iletişime geçilmesini öneriyor:

Ayakta iltihaplanan veya iyileşmeyen bir yara.

Ellerinizde veya ayaklarınızda günlük aktivitelerinizi veya uykunuzu etkileyen yanma, karıncalanma, halsizlik veya ağrı.

Sindirim, idrara çıkma veya cinsel işlevlerdeki değişiklikler.

Baş dönmesi ve bayılma.

Diyabetik nöropatinin 7 olası komplikasyonu

Sağlık kaynakları, diyabetik nöropatinin olası komplikasyonlarının listesini 7 madde altında özetliyor:

-Eşlik eden herhangi bir semptom olmaksızın kan şekerinin düşük olması

Litrede 3,9 milimol veya desilitrede 70 miligramın altındaki kan şekeri düzeylerinin kişinin titremesine, terlemesine ve hızlı kalp atışına neden olduğu biliniyor. Ancak otonom nöropatisi olan kişiler bu uyarı işaretlerini hissetmeyebiliyor.

- Bir ayak parmağının veya aynı ayak veya bacağın ampütasyonu

Sinir hasarı ayaklarda his kaybına neden olabilir. Bu nedenle en basit kesikler, diyabetik nöropatisi olan kişi farkına varmadan mikrobiyal olarak enfekte yaralara dönüşebilir. Sinir hasarı ayaklarda his kaybına neden olabilir. Bu nedenle en basit kesikler, diyabetik nöropatisi olan kişi farkına varmadan mikrobiyal olarak enfekte yaralara dönüşebilir. Mikrobiyal enfeksiyon kemiğe yayılabilir veya doku ölümüne yol açabilir ve bu durumda ayak parmağının veya ayağın, hatta bacağın alt kısmının ampütasyonu gerekebilir.

- İdrar yolu enfeksiyonları ve idrar kaçırma

Mayo Clinic doktorları bu durumu şöyle açıklıyor:

Mesaneyi kontrol eden sinirler hasar görürse idrar yaparken mesane tam olarak boşalmayabilir. Bakteriler mesane ve böbreklerde birikerek idrar yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Sinir hasarı aynı zamanda idrara çıkma dürtüsünü hissetme yeteneğini veya idrarı serbest bırakan kasları kontrol etme yeteneğini etkileyerek sızıntıya (idrar kaçırmaya) neden olabilir.

- Aşırı düşük kan basıncı

Arterlerden kan akışını kontrol eden sinirlerin hasar görmesi, vücudun kan basıncını normal oranlarda tutma veya yüksek olması gereken durumlarda ılımlı hale getirme yeteneğini etkileyebilir. Bu, kan basıncında keskin bir düşüşe yol açabilir ve ardından uzun süre oturduktan sonra ayağa kalktığınızda veya uyandığınızda baş dönmesi veya bayılma hissine neden olabilir.

- Gastrointestinal bozukluklar

Mayo Clinic doktorları bu durum için şunları söylüyor:

Sindirim sisteminizdeki sinirler hasar görürse kabızlık, ishal veya her ikisini birden yaşayabilirsiniz. Diyabete bağlı sinir hasarı, midenin çok yavaş boşaldığı veya hiç boşalmadığı bir durum olan gastropareziye de yol açabilir. Bu durum ise şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabilir.

- Cinsel zayıflık

Doktorlara göreotonom nöropati genellikle cinsel organları etkileyen sinir hasarıyla sonuçlanır. Erkekler ereksiyon bozukluğundan muzdarip olabilir ve kadınlar vajinal kuruluk ve cinsel tahriş yaşayabilir.

- Artan terleme veya ter üretme yeteneğinin azalması

Özellikle sıcak havalarda ve yaşlılarda önemli ve etkili bir komplikasyondur. Sinir hasarı ter bezlerinin işlev bozukluğuna yol açar ve bu da vücudun ısısını düzgün bir şekilde kontrol etmesini zorlaştırır.

Gerçekler

Diyabetle bağlantılı farklı sinir hasarı türleri

Tıp camiasının sınıflandırmasına göre birkaç ana diyabetik nöropati türü bulunuyor. Her tipe göre semptomlar, komplikasyonlar ve yan etkiler hasta için farklılık gösteriyor. Ancak en önemlileri olarak şunlar gösteriliyor:

- Yüzeysel nöropati

Şeker hastalarında en sık görülen tiptir. Önce ayakları ve bacakları, ardından kolları ve elleri etkiler. Yüzeysel diyabetik nöropatinin belirtileri ve semptomları genellikle geceleri kötüleşir. Semptomları ise şunları içerir:

- Uyuşma, acıyı veya sıcaklık değişimlerini hissetmede zayıflama.

- Ciltte karıncalanma veya yanma hissi.

- Keskin ağrılar veya ağrılı kas spazmları.

- Kas güçsüzlüğü.

- Dokunmaya karşı aşırı duyarlılık. Bu ayağa herhangi bir ağırlık, hatta çarşafın ağırlığının bile çok ağrı yapması anlamına gelir.

- Otonom nöropati:

Kan basıncını, nabzı, terlemeyi, göz hareketlerini, mesane fonksiyonunu, sindirim sistemini ve üreme organlarını kontrol eden sinir sistemi zarar görür ve şu semptomlara neden olabilir:

- Düşük kan şekeri seviyesinin farkında olunmaması nedeniyle bilinç kaybı.

- Oturma veya yatma pozisyonundan kalkarken baş dönmesi veya bayılma hissine yol açan düşük kan basıncı.

- İdrara çıkma kontrolünde mesane bozuklukları veya bağırsağın çalışmasında sorunlar.

- Mide bulantısı, kusma, dolgunluk hissi ve iştah kaybına neden olan yavaş mide boşalması.

- Yutma güçlüğü.

- Gözlerin aydınlık bir ortamdan karanlık bir ortama veya uzaktaki nesnelerden yakına geçişte uyum sağlama biçimindeki değişiklikler.

- Artan veya azalan terleme.

- Kadınlarda vajinal kuruluk ve erkeklerde ereksiyon bozukluğu gibi cinsel sorunlar.



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature