Metan üretmek için mikrop kullanılan mekanizma

‘Benzersiz’ olarak nitelenen mekanizmanın yaygınlaştırılmasının daha düşük maliyet ve güvenlikle üretimi artırması bekleniyor.

Metan üretmek için mikrop kullanılan mekanizma
TT

Metan üretmek için mikrop kullanılan mekanizma

Metan üretmek için mikrop kullanılan mekanizma

Almanya’nın Bremen kentindeki Max Planck Deniz Mikrobiyolojisi Enstitüsü’nden bilim insanları, biyoyakıt üretiminde heyecan verici fırsatlara kapı aralayan bir keşfe imza attılar. Metan üreten bir mikrobun moleküler açıdan gizemlerini ortaya çıkardılar.

Söz konusu keşif, tüm dünyada metanın yarısını üreten ‘metanojen’ mikroplarından birinin kükürt elde etmek için kullandığı mekanizmaya dayanıyor.

Mikrobiyal eğitim

Kükürt, yaşamın temel bir unsurudur ve tüm canlı organizmaları buna ihtiyaç duyuyor. Bitkiler ve algler gibi ototrofik maddeler, sülfatı sülfide dönüştürerek kükürt elde ediyor. Ancak bu süreç çok fazla enerji gerektiriyor ve hemen dönüştürülmesi gereken zararlı ara ürünler ve yan ürünler ortaya çıkarıyor. Daha önce metanojenler olarak bilinen ve genellikle enerjileri kısa olan mikropların sülfatı sülfide dönüştüremeyeceğine inanılıyordu. Bu nedenle tüm dünyadaki metan gazının yarısını üreten bu mikropların, sülfür gibi diğer kükürt formlarına dayandıkları varsayılıyordu.

Bu inanç, 1986 yılında tek kükürt kaynağı olarak sülfat üzerinde büyüyen metanojen ‘Methanothermococcus thermolithotrophicus’un keşfiyle yok oldu. Ardından şu sorular ortaya çıktı: Enerji maliyetleri ve toksik ara maddeler dikkate alındığında bu nasıl mümkün olabilir? Neden bu mikrop, bu tür kükürtler üzerinde büyüyebilen tek metanojen? Bu organizma sülfat asimilasyonuna izin vermek için kimyasal hileler mi yoksa henüz bilinmeyen bir strateji mi kullanıyor?

Max Planck Deniz Mikrobiyolojisi Enstitüsü’nden Marion Jespersen ve Tristan Wagner, bu soruların yanıtlarını buldu ve 5 Haziran’da Nature Microbiology dergisinde yayımladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre araştırmacıların karşılaştığı ilk zorluk, mikrobun yeni kükürt kaynağında büyümesini sağlamak oldu. Araştırmacılar, methanothermococcus thermolithotropicus mikrobunu sülfitler yerine sülfatları yemesi için yönlendirmek zorunda kaldı. Besleme ortamını iyileştirmek için yapılan birkaç deneyden sonra mikrop, sülfit yetiştiren mikroplara benzer bir hücre yoğunluğuna sahip olan sülfat yetiştirmeye başladı.

Jespersen enstitünün internet sitesinde çalışmayla eş zamanlı olarak yayınlanan bir raporda konuya ilişkin şu açıklamaya yer verildi:

“Organizma büyüyüp, araştırmacıların mikrobu büyük ölçekli biyoreaktörlerde güvenli bir şekilde görüntülemeye imkan sağladığı sırada sülfatın yok oluşunu ölçtüğümüzde işler gerçekten heyecan verici bir hal aldı. Artık büyümek zehirli, patlayıcı hidrojen sülfit gazını kullanmak zorunda olmayan araştırmacılar, artık temel süreçlerin ayrıntılarını araştırmaya hazır hale geldi.”

İlk moleküler anatomi

Sülfat asimilasyonunun moleküler mekanizmalarını anlamak için bilim adamları methanothermococcus thermolithotrophicus’un genomunu analiz etti. Bunun sonucunda sülfat indirgeme ile ilişkili enzimleri kodlama potansiyeline sahip 5 gen tespit edildi. Max Planck Araştırma Grubu Başkanı ve araştırmaya katılan bilim insanlarından Tristan Wagner yaptığı açıklamada, “Bu enzimlerin her birini karakterize edebildik ve tam yolu keşfettik” dedi.

Bilim insanları, enzimleri birer birer karakterize ederek, bir metanojenden ilk sülfat asimilasyon yolunu bir araya getirdi. Yolun ilk iki enzimi iyi bilinmesine ve birçok mikropta ve bitkide bulunmasına rağmen, sonraki enzimler yeni bir türdendi. Jespersen “Methanothermococcus thermolithotrophicus’un sülfat indirgeyen bir organizmadan bir enzimi kaçırmış ve onu kendi ihtiyaçlarına göre hafifçe değiştirmiş gibi göründüğünü tespit edince şaşırdık” açıklamasında bulundu.

Bazı mikropların sülfatı hücresel bir yapı taşı olarak özümlerken, bazıları oksijeni solurken insanların yaptığı gibi, onu disimilasyon sürecinde enerji elde etmek için kullandığı görüldü. Jespersen konuya ilişkin şunları söyledi:

“Burada incelenen metanojen, bu trans-enzimlerden birini meta-enzimlere dönüştürdü. Basit ama oldukça etkili bir strateji ve büyük olasılıkla bu metanojenin sülfat üzerinde büyüyebilmesinin nedenidir. Şimdiye kadar, bu özel enzim yalnızca methanothermococcus thermolithotropicusta bulundu ve başka hiçbir metanojende bulunmadı.”

Ancak Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bununla birlikte, bu mikrop sülfatın özümsenmesi sırasında oluşan iki zehirle de baş etmek zorunda kalıyor. Yolun son iki enziminden ilki, bir yine disimilasyon enzime benzer, sülfitten sülfit ortaya çıkarıyor. İkincisi ise kısaca PAP olarak bilinen diğer zehri hidrolize etmede güçlü etkinliğe sahip yeni bir fosfataz türü üretiyor.

Wagner açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Methanothermococcus thermolithotropicus’un mikrobiyal ortamından sülfat üzerinde gelişmesini sağlayan genetik bilgileri topladığı sonrasında asimilasyon ve aralayıcı enzimleri karıştırıp eşleştirerek, kendi sülfat azaltıcı fonksiyonel mekanizmasını yarattığı görülüyor.”

Methanothermococcus thermolithotropicus, hidrojen ve karbon dioksiti metana dönüştürme konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahip görünüyor. Bu da sera gazını (karbondioksit) örneğin evlerimizi ısıtmak için kullanılabilen biyoyakıta (metan) dönüştürebileceği anlamına geliyor.

Wagner açıklamasını şöyle sonlandırdı:

“Diğer metajenlerin bunu yapabilmeleri için büyük biyoreaktörler yetiştirilmesi gerekir. Metanojenlerin yetiştirilmesine yönelik diğer bir sıkıntı, bir kükürt kaynağı olarak oldukça tehlikeli ve patlayıcı hidrojen sülfit gazına ihtiyaç duyulmasına dayanır. Bir mikropta (Methanothermococcus thermolithotropicus) sülfat emilim yolunun keşfedilmesi ile, biyoteknolojide zaten kullanılan metanojenleri genetik olarak tasarlamak mümkün olur, bu da daha güvenli ve daha uygun maliyetli biyogaz üretimine kapı aralar.”



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature