Uyku sağlığı uzmanı açıkladı: Tam dalacakken üşüşen düşünceler nasıl susturulur?

Bilim insanları, 6 yöntem sıralıyor

Uzmanlara göre uykusuz kalmak, diyabete, insülin direncinde artışa, tansiyona, strese ve hatta hafıza problemlerine neden olabilir (Unsplash)
Uzmanlara göre uykusuz kalmak, diyabete, insülin direncinde artışa, tansiyona, strese ve hatta hafıza problemlerine neden olabilir (Unsplash)
TT

Uyku sağlığı uzmanı açıkladı: Tam dalacakken üşüşen düşünceler nasıl susturulur?

Uzmanlara göre uykusuz kalmak, diyabete, insülin direncinde artışa, tansiyona, strese ve hatta hafıza problemlerine neden olabilir (Unsplash)
Uzmanlara göre uykusuz kalmak, diyabete, insülin direncinde artışa, tansiyona, strese ve hatta hafıza problemlerine neden olabilir (Unsplash)

Birçok kişi uykuya dalmak için ışığı söndürdüğünde zihninde hızla hareket eden düşüncelerle baş başa kalıyor.

Son teslim tarihleri, gecikmiş taksitler, yakın zamanda geçirilecek bir ameliyat veya başkalarıyla gün içinde girilen tartışmalar bu hızlı düşüncelerden bazıları olabilir.

Zihni meşgul eden bu tür düşünceler bireylerin saatlerce uyuyamamasına sebebiyet verebilir.

Avustralya'daki Flinders Üniversitesi Tıp ve Halk Sağlığı Fakültesi'nden araştırma görevlisi Alexander Sweetman, uykudan önce üşüşen bu düşüncelerden kurtulmanın bazı yolları olduğunu söylüyor.

The Conversation'da konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Sweetman, "İyi haber şu ki, bu düşünceleri azaltmanın ve biraz uyumanızı sağlamanın etkili yolları var" diyor.

Bu zorluğun herkesin başına gelebileceğini vurgulayan bilim insanı, uyumayı kolaylaştıracak ve düşüncelerden kurtulmayı sağlayacak 6 yöntem sıralıyor:

1. Yatağı uykuyla ilişkilendirin

Sweetman'e göre uyaran kontrol terapisi, yatak ve uyku arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasını sağlayarak uyumanıza yardımcı olabilir. Bu terapiyi uygulamak için şu adımları izlemek gerekiyor:

- Yatağınızı sadece uyumak için kullanın. Diğer tüm aktiviteler yatak dışında, tercihen başka bir odada yapılmalı. Sadece uykunuz geldiğinde (gözleriniz ağırlaştığında ve kolayca uykuya dalabileceğinizde) yatağa gidin. Kendinizi uykulu hissetmiyorsanız, yatağa girmeyi erteleyin.

- Yatakta yaklaşık 15 dakika kaldıktan sonra halen uyanıksanız yataktan kalkın ve başka bir odaya geçin. Tekrar uykunuz gelene kadar kitap okumak, radyo dinlemek, bazı ev işlerinizi halletmek veya çapraz bulmaca çözmek gibi rahatlatıcı başka bir şey yapın. İş veya bilgisayar oyunları gibi uyanık kalmaya çok teşvik edici şeylerden kaçının.

- Yaklaşık 15 dakika içinde uyuyamıyorsanız yukarıdaki iki adımı tekrarlayın. Yatağa girip çıktığınız birkaç döngü olabilir. Ancak bu süre zarfında vücudunuzun doğal uyku ihtiyacı artacak ve sonunda yatağa girdikten 15 dakika içinde uykuya dalacaksınız.

- Önceki gece ne kadar uyumuş olursanız olun, her sabah aynı saatte yataktan kalkın. O gece uykuya dalmayı zorlaştırabilecek uzun gündüz şekerlemelerinden kaçının.

2. Güzel düşüncelerle dikkatinizi dağıtın

Bilim insanı, düşüncelerin üşüştüğünü hisseden bireylerin "bilişsel yeniden odaklanma" denen bir yöntem denemesini tavsiye ediyor.

Bu yöntemde bireyler kendilerini olumsuz düşüncelerden uzaklaştırmak için güzel bir anıyı, filmi veya diziyi zihninde yeniden canlandırıyor.

Sweetman, "Bu, çok net bir şekilde hatırlayabileceğiniz, nötr veya biraz olumlu duyguları ortaya çıkaran bir anı olmalı. Aşırı derecede olumlu veya olumsuz olan anılar, uyanıklığa ve zihinsel aktivitede artışa neden olabilir" diyor.

3. Uyku yaklaşırken rahatlayın

Uykusuzluk için gevşeme terapisi, uyanıklığı azaltmayı ve uykuyu iyileştirmeyi amaçlıyor. Sweetman'e göre bunun bir yolu, vücudunuzdaki kas gruplarını aşamalı olarak germek ve gevşetmek.

Ayrıca nefes egzersizleri, yatıştırıcı müzik, görsel imgeler veya size uygun olan diğer rahatlama egzersizlerini deneyebilirsiniz.

Bilim insanı ayrıca, akşam geç saatlerde çalışmaktan veya yatmadan hemen önce ekrana dayalı etkinliklerden kaçınmayı tavsiye ediyor.

4. Günün erken saatlerinde endişelenin

Bireylerin günün erken saatlerinde kendisine "endişe zamanı" ayırması iyi olabilir. Böylece bu düşünceler gece gelmemeye başlar.

Sweetman "Sizi endişelendiren bazı şeyleri yazmak da yardımcı olabilir. Gece bir şeylere dair endişelenmeye başlarsanız, kendinize onları zaten yazdığınızı ve ertesi günkü 'endişelenme saatinizde' üzerine düşüneceğinizi hatırlatabilirsiniz" ifadelerini kullanıyor.

5. Gece uyanmanın normal olduğunu bilin

Uykunun kısa süreli bölünmesinin tamamen normal olduğunu ve bir hastalık belirtisi olmadığını bilmek de iyi gelebilir.

Uyku, gece boyunca farklı "döngülerde" gerçekleşir. Her döngü yaklaşık 90 dakika sürer ve hafif, derin ve rüya görme (REM) evrelerini içerir.

Derin uykunun büyük kısmı gecenin ilk yarısında, hafif uykunun önemli kısmı ise ikinci yarısında gerçekleşir.

Sweetman, "Herkes kısa süreli uyanışlar yaşar ama çoğu insan ertesi sabah bunları hatırlamaz" diyor.

6. Ya bunlar işe yaramazsa?

Akademisyene göre bunlar işe yaramazsa, sonraki en etkili adım "uykusuzluk için bilişsel davranışçı terapi" almak.

Bu ilaçsız tedavi, uykusuzluğun altında yatan nedenlerin belirlenmesini sağlayabilir. Aynı zamanda uyku, ruh sağlığı ve gündüz faaliyetlerinde uzun süreli iyileşmeler sunabilir.

 

Independent Türkçe, The Conversation



Bilim insanları hastanede zatürreye yakalanmayı önleyecek basit yöntemi açıkladı

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

Bilim insanları hastanede zatürreye yakalanmayı önleyecek basit yöntemi açıkladı

(Unsplash)
(Unsplash)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Yeni bir araştırmaya göre her gün diş fırçalamak, hastanede yatan hastaların zatürreye yakalanma riskini kayda değer derecede azaltabiliyor.

Hastaneye yattıktan en az 48 saat sonra ortaya çıkan yaygın bir enfeksiyon olan hastane kaynaklı zatürre, hastanede daha uzun yatma, sağlık masraflarının artması ve özellikle yaşlılarda ölüm oranlarının yükselmesiyle ilişkili.

Bilim insanları bu enfeksiyonun solunum cihazı kullanımından kaynaklanan zatürre kadar tehlikeli olabileceğini ve daha sık görüldüğünü ancak çok daha az araştırmaya konu olduğunu belirtiyor.

Avustralya'daki üç hastanenin 9 servisinin 12 ay boyunca takip edildiği yeni klinik çalışma, ağız hijyeninin iyileştirilmesinin hastane kaynaklı zatürre riskini yaklaşık yüzde 60 azaltabileceğini ortaya koydu.

Toplam 8 bin 870 hastanın yer aldığı çalışma, kısa süre önce Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve Bulaşıcı Hastalıkları Derneği'nin 2026 Küresel Kongresi'nde sunuldu.

Sözkonusu çalışma, bu yaklaşımı hastane ortamında değerlendiren, bu büyüklükteki çok merkezli tek klinik araştırma.

Doktorlar her hastaya yatış sırasında diş fırçası, diş macunu, eğitim materyali ve diğer çevrimiçi kaynaklara erişim imkanı sağladı. Sağlık çalışanları, hastaların günlük ağız bakımını iyileştirmesine yardımcı olurken kontrol gruplarının kendi rutinlerini sürdürmesine izin verildi.
 

Görsel kaldırıldı.Ağız hijyeninin iyileştirilmesi, hastane kaynaklı zatürre riskini yaklaşık yüzde 60 azaltabilir (AFP)

Araştırmacılar, müdahale programındaki hastaların ağız hijyeninde ciddi iyileşme kaydettiğini saptarken, denetimler ise ağız bakımının günde ortalama 1,5 kez yapıldığını gösterdi.

Çalışmaya göre müdahale programına katılım, hastane kaynaklı zatürre vakalarında istatistiksel açıdan anlamlı bir azalmayla ilişkilendirildi ve normalde 100 hastada 1 olan vaka sıklığı 0,41'e düştü.

Avustralya'daki Avondale Üniversitesi'nden ve araştırmanın yazarlarından Brett Mitchell, "Bu çalışmanın en cesaret verici bulgularından biri, elde edebildiğimiz iyileşmenin boyutu oldu" diyor.

Hastane kaynaklı zatürre vakaları genellikle ağız veya boğazdan gelen sıvıların akciğerlere girmesiyle ortaya çıkıyor. Ağız salgılarını temizleyemeyen hastalarda daha sık teşhis ediliyor.

Araştırmacılar, hastane kaynaklı zatürre vakalarını azaltmak için daha iyi eğitim, pratik kaynaklar ve hastalarla ağız bakımı hakkında konuşulmasını talep ediyor. Dr. Mitchell, "Bu enfeksiyonların kişiden kişiye bulaşmaktan ziyade büyük ölçüde hastanın kendi mikrobiyotasından kaynaklandığı düşünülüyor" diye açıklayarak oral hijyenin iyileştirilmesinin ağızdaki bu patojenleri azaltmaya fayda sağladığını ekliyor.

Çalışmamız, artık hastane ortamından elde edilen sağlam kanıtlar sunuyor. Bir sonraki adım, yapılandırılmış programların hastane servislerinde nasıl etkili bir şekilde uygulanabileceğini ve sürdürülebileceğini daha iyi anlamak.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Dil yalan söylemez… Hastalıklara yönelik öngörücü bir parmak izi

Dil yalan söylemez… Hastalıklara yönelik öngörücü bir parmak izi
TT

Dil yalan söylemez… Hastalıklara yönelik öngörücü bir parmak izi

Dil yalan söylemez… Hastalıklara yönelik öngörücü bir parmak izi

Mezopotamya uygarlıklarında, sistematik tıbbın ilk örneklerinin ortaya çıktığı dönemlerde teşhis, cihazlara veya laboratuvar testlerine değil, doğrudan bedenin gözlemlenmesine dayanıyordu. Hekim, bedeni dikkatle inceler, küçük ayrıntıları bile değerlendirirdi. Bu ayrıntılardan biri de dildi.

Dilin incelenmesi

Hekimin hastadan dilini çıkarmasını istemesi sadece rutin bir işlem değil, vücudun iç durumu hakkında bilgi edinmenin temel yollarından biriydi. Dilin rengindeki değişiklikler, kuruluk veya anormal tabaka oluşumu gibi bulgular, sağlık durumuna dair önemli işaretler olarak yorumlanıyordu.

Günümüzde ise bu kadim yaklaşım farklı bir biçimde geri dönüyor. Artık hekimin yanında yapay zekâ algoritmaları da yer alıyor; dilin görüntüsü dijital olarak analiz ediliyor ve insan gözünün fark edemeyeceği desenler araştırılıyor. Böylece eski teşhis yöntemi, modern teknolojinin araçlarıyla yeniden yorumlanıyor.

Küçük bir biyolojik harita

Dil, vücuttaki en zengin biyolojik bilgi kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Kan dolaşımı, vücut hidrasyonu, ağız mikrobiyotası dengesi ve bazı sistemik hastalıklar hakkında ipuçları verebiliyor. Soluk bir renk anemiyle, aşırı kızarıklık iltihapla, beyaz veya sarı tabaka ise ağız mikrobiyotasındaki değişimlerle ilişkilendirilebiliyor.

Bu anlamda dil yalnızca konuşma ve tat alma organı değil, aynı zamanda içsel sağlık dengesini yansıtan bir pencere olarak değerlendiriliyor.

Mikrobiyom ve algoritmaların buluşması

Son yıllarda araştırmacılar, dili ağız mikrobiyotası ile ilişkili karmaşık bir ekosistem olarak ele alıyor. Bu yapı; diyabet, kalp hastalıkları ve metabolik bozukluklar gibi kronik hastalıklarla bağlantılı olabiliyor.

Karaciğer hastalıkları ve kronik rahatsızlıklar

Şarku’l Avsat’ın Chinese Medicine dergisinden aktardığı habere göre 2025 yılında yayımlanan bir çalışmada, Çinli araştırmacılar yapay zekâ ile dil görüntülerinin analiz edilmesinin ve mikrobiyom verileriyle birleştirilmesinin karaciğer fonksiyon bozukluklarıyla ilişkili örüntüleri tespit edebildiğini ortaya koydu.

gfbgf

Daha yeni bir gelişmede ise 2026 yılında araştırmacılar “dil yaşı” (Tongue Age) kavramını önerdi. Bu yaklaşım, dilin görünümü ile mikrobiyom yapısını birleştirerek biyolojik yaş ve kronik hastalık riskini tahmin etmeyi amaçlıyor.

Dil bir “öngörücü parmak izi”

Bu çalışmalar, dilin insan sağlığına dair yalnızca yüzeysel değil, öngörücü bir işaret taşıyabileceğini gösteriyor. Stanford Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalar, tıbbi görüntüler ile biyolojik verilerin birleştirilmesinin, hastalıkların belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce tespit edilmesine olanak sağlayabileceğini ortaya koyuyor.

Burada algoritmalar klasik teşhis diliyle değil, gizli örüntülerin diliyle çalışıyor; daha önce fark edilmeyen bağlantıları ortaya çıkarıyor.

Gözlemden örüntüye

Geleneksel hekim ile yapay zekâ arasındaki temel fark, prensipten çok kapsamdır. Hekim tek bir işareti değerlendirirken, yapay zekâ aynı anda binlerce veriyi analiz eder ve bunlar arasındaki ilişkileri belirler.

Bu nedenle teşhis, sezgiye dayalı gözlemden veri temelli algoritmalara evrilmiştir.

Klinikten telefona: sürekli teşhis dönemi

Bu teknolojiler artık yalnızca laboratuvarlarla sınırlı değil. Dil analiz sistemleri akıllı telefonlara kadar entegre edilmeye başlamıştır. Böylece dil muayenesi, klinik bir işlem olmaktan çıkıp sürekli çalışan bir izleme sistemine dönüşebilir.

Bu durum teşhisin anlamını da değiştiriyor: artık tek seferlik bir işlem değil, sürekli bir süreç haline geliyor.

Bilginin sınırları ve yorumlama sorunu

Tüm bu ilerlemelere rağmen temel bir ayrım devam ediyor: “görmek” ile “anlamak” arasındaki fark. Yapay zekâ desenleri tespit edebilir, ancak bu desenlerin insan bağlamındaki anlamını kavrayamaz.

sdfrgt

Dil üzerindeki bir değişiklik hastalık belirtisi olabileceği gibi, beslenme veya geçici bir durumdan da kaynaklanabilir. Bu nedenle hekimin rolü hâlâ kritiktir: yalnızca işareti görmek değil, onu doğru bağlamda yorumlamak.

Mezopotamya’dan yapay zekâya

Mezopotamya hekimleri, bedenin gizli sinyaller verdiğini ve bunların okunması gerektiğini anlamıştı. Bugün yapay zekâ bu fikri daha geniş veri ve daha yüksek hassasiyetle yeniden canlandırıyor. Ancak temel soru değişmiyor: İşareti kim okuyor ve kim gerçekten anlıyor?

Sonuç: Henüz okumayı öğrenmediğimiz şey nedir?

Telefonların bile dil analizi yapabildiği bir çağda teşhis artık yalnızca kliniklerle sınırlı değil. Ancak bu gelişme daha derin bir soruyu gündeme getiriyor: Daha mı fazla görüyoruz, yoksa daha mı az anlıyoruz?

Dil, binlerce yıl önce olduğu gibi bugün de yalan söylemiyor. Ancak asıl mesele onun ne söylediği değil, bizim onu nasıl yorumladığımız. Bu nedenle soru artık “Dil bize ne söylüyor?” değil; “Algoritmalar onun içinde ne görüyor ve biz bunu nasıl okumayı öğreneceğiz?” haline geliyor.


Doğal yolla kan şekerini düşürmeye yardımcı 4 içecek

Bir kişi kan şekeri ölçümü yapıyor (Arşiv - Reuters)
Bir kişi kan şekeri ölçümü yapıyor (Arşiv - Reuters)
TT

Doğal yolla kan şekerini düşürmeye yardımcı 4 içecek

Bir kişi kan şekeri ölçümü yapıyor (Arşiv - Reuters)
Bir kişi kan şekeri ölçümü yapıyor (Arşiv - Reuters)

Son yıllarda kan şekeri seviyelerini doğal yollarla dengelemeye yönelik ilgi artarken, bazı basit günlük içeceklerin de beslenme düzenini destekleyici rol oynayabileceğine dair sağlık raporları öne çıkıyor. Bu içecekler, diyabet hastaları için tıbbi tedavi ve doktor takibinin yerine geçmemekle birlikte, vücudun insüline verdiği yanıtı iyileştirmeye ve kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak etkileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.

Şarku’l Avsat’ın Health’ten aktardığı habere göre bu içecekler tedavi yerine geçmez, yalnızca destekleyici rol oynayabilir.

Su

Yeterli miktarda su tüketimi, genel sağlığı destekleyen en önemli faktörlerden biri olarak kabul ediliyor ve kan şekerinin dengede kalmasına yardımcı olabilir.

Yetişkinlerde günlük su ihtiyacı yaş, kilo ve fiziksel aktiviteye bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 2 ila 3,7 litre arasında olduğu belirtiliyor. Ancak aşırı su tüketimi, nadir görülen “su zehirlenmesi” riskini doğurabilir. Bu durum mide bulantısı, kusma ve bilinç bulanıklığı gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.

Yeşil çay

Yeşil çay, kateşin adı verilen bitkisel bileşenler içerir. Bu maddeler, kan şekerini düzenleyen insüline karşı vücudun duyarlılığını artırmaya yardımcı olabilir.

Kafein içerdiği için aşırı tüketiminden kaçınılması önerilir.

Domates suyu

Araştırmalar, domateste bulunan likopen adlı bileşiğin kan şekerini düşürmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor. Likopen, güçlü bir antioksidan olan karotenoid grubuna aittir. Antioksidanlar, diyabet komplikasyonlarının ve insülin direncinin önlenmesine katkı sağlayabilir.

Şeker eklenmeden tüketilen domates suyu, kan şekeri seviyesinin korunmasına yardımcı olabilir.

Siyah çay

Siyah çay da antioksidanlar açısından zengin bir içecektir ve iltihaplanmayı azaltmaya ve kan şekeri düzenlenmesine katkı sağlayabilir.

Bazı araştırmalar, düzenli siyah çay tüketiminin diyabet riskini azaltabileceğini öne sürse de, bu konuda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.