İrritabl bağırsak sendromu ile zihinsel sağlık bozuklukları arasındaki bağlantı keşfedildi

İrritabl bağırsak sendromu ile zihinsel sağlık bozuklukları arasındaki bağlantı keşfedildi
TT

İrritabl bağırsak sendromu ile zihinsel sağlık bozuklukları arasındaki bağlantı keşfedildi

İrritabl bağırsak sendromu ile zihinsel sağlık bozuklukları arasındaki bağlantı keşfedildi

Yeni bir çalışma, irritabl bağırsak sendromu (BS) ile anksiyete, depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi zihinsel sağlık bozuklukları arasında önemli genetik bağlantılar olduğunu ortaya koydu.

Norveç’teki Oslo ve Bergen üniversiteleri ile ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılar, çalışma sonucunda elde ettikleri bulguların, beynimiz ile bağırsaklarımız arasındaki karmaşık ilişkiye daha fazla ışık tuttuğunu ve İBS tedavisi için daha fazla olasılığa kapı aralayabileceğini bildirdi.

Araştırmacılar, ekip üyelerinden birinin yakın zamanda geliştirdiği istatistiksel yöntemi kullanarak, İBS’li 53 bin 400 kişi ile kontrol grubundan 433 bin 201 kişiden elde edilen verileri analiz etti. Çalışmada, poligenik özellikler gibi genomik risk lokusları (genlerin belirli bir sağlık sorununa ilişkin artan riske işaret edebileceği bir DNA dizisi içindeki belirli konumları) araştırıldı. Bunun sonucunda İBS’nin çeşitli genler yoluyla zihinsel sağlığı güçlü bir şekilde etkilediği tespit edildi.

Science Alert sitesinin Genome dergisinden aktardığına göre, araştırmacılar 70 benzersiz nokta belirledi. Söz konusu noktalardaki genetik varyantlar İBS riskini gösteriyordu ve aynı genlerden 7’si genel anksiyete bozukluğu, 35’i majör depresyon, 27’si bipolar bozukluk ve 15’i şizofreniyle bağlantılıydı.

Araştırmacılar yayınlanan makalelerinde “İBS ile psikiyatrik bozukluklar ve daha az ölçüde de gastrointestinal hastalıklar arasında yaygın genetik bağlılık tespit ettik” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Dünya çapında yaklaşık 10 kişiden 1’inin kramplara, ağrıya ve ishale yol açabilen irritabl bağırsak sendromuna sahip olduğu düşünülüyor. Sebepleri bilinmese de genel olarak beynin bağırsaktaki sinirlere verdiği tepkiyle ilgili olduğu ön görülüyor” ifadelerine de yer verildi. Bu yeni çalışma, bu düşünceyi genetik düzeyde destekliyor ve araştırmacılara ve sağlık profesyonellerine bağırsak ile beyin arasında incelenecek yeni bağlantılar sağlıyor.

Çalışma ayrıca, sinir sistemiyle ilgisi olmayan ve tedavi için alternatif yollar sunabilecek irritabl bağırsak sendromuna yol açan faktörlere de ışık tutuyor.

Bu bağlamda araştırmacılar genetik müdahaleyle ilgili herhangi bir mekanizmayı daha derinlemesine incelemediler ancak bağırsak iltihabının bakterilerin kana karışarak beyne gitmesine neden olabileceğini, bunun da davranışsal ve bilişsel değişikliklere yol açabileceğini belirttiler. Bu da irritabl bağırsak hastalığının zihinsel bozukluklarla yüksek oranda birlikte görülmesini açıklayabilir.

Bilim insanları beynimizle bağırsaklarımızın nasıl bağlantılı olduğunu keşfetmeye devam ediyor. Bu, eğitimin bağırsaklarınızı nasıl daha iyi koruduğundan, belirli bakteri türlerinin Alzheimer hastalığının gelişimiyle nasıl bağlantılı olduğuna kadar birçok konuyu içeriyor.

Bu konuyla ilgili bir yorumda, Oslo Üniversitesi Klinik Tıp Enstitüsü’nden doktora

sonrası araştırmacı Dr. Markus Tesfaye’den geldi:

“Bu, İBS’nin genetiğine ve İBS’nin gastrointestinal ve psikiyatrik hastalıklarla ilişkili olarak nerede yattığına dair anlayışımızı genişletiyor”



Çocuklarda bademcik ameliyatı: Ebeveynlerin bilmesi gereken 7 yan etki

Bademciklerin alınması, çocuklarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan biridir (Pexels)
Bademciklerin alınması, çocuklarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan biridir (Pexels)
TT

Çocuklarda bademcik ameliyatı: Ebeveynlerin bilmesi gereken 7 yan etki

Bademciklerin alınması, çocuklarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan biridir (Pexels)
Bademciklerin alınması, çocuklarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan biridir (Pexels)

Çocuklarda sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan bademcik ameliyatı, özellikle tekrarlayan bademcik iltihabı, solunum güçlüğüne yol açan bademcik büyümesi veya obstrüktif uyku apnesi vakalarında tercih ediliyor.

Ameliyat, çocuğun uyku kalitesini, solunumunu ve günlük yaşamını iyileştirebilse de iyileşme sürecinde bazı yan etkiler ve komplikasyonlar görülebiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin ameliyat sonrasında ortaya çıkabilecek belirtiler konusunda bilinçli olması büyük önem taşıyor.

Şarku’l Avsat'ın bilimsel sağlık sitesi OnlyMyHealth'ten aktardığı habere göre, çocukların büyük bölümü uygun ağrı kesici tedavisi, yeterli sıvı tüketimi ve dinlenmeyle sorunsuz bir iyileşme süreci geçiriyor. Ancak ameliyat sonrasında hangi belirtilerin normal kabul edildiğini, hangilerinin acil tıbbi müdahale gerektirdiğini bilmek olası komplikasyonların önlenmesi açısından önem taşıyor.

Bademcik ameliyatı sonrası en sık görülen yan etkiler:

Boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü

Bademcik ameliyatı sonrasında çocuklarda en sık karşılaşılan sorunların başında şiddetli boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü geliyor. Çocuklar yemek yerken, su içerken hatta konuşurken bile rahatsızlık hissedebiliyor. Sinir yollarının bağlantısı nedeniyle ağrı zaman zaman kulaklara da yayılabiliyor.

Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı, Yeni Delhi'deki Medfirst Süper İhtisas Merkezi'nin kurucusu ve yöneticisi Dr. Rajesh Bhardwaj, boğaz ağrısının bademcik ameliyatı sonrasında en sık görülen yan etkilerden biri olduğunu belirtiyor.

Ağrının yaklaşık bir ila iki hafta sürebildiğini ifade eden Bhardwaj, şikâyetlerin ameliyattan sonraki beşinci ve yedinci günler arasında geçici olarak şiddetlenebileceğine dikkat çekiyor. Bu durumun tek başına ameliyat bölgesinde enfeksiyon bulunduğu anlamına gelmediğini vurguluyor.

Uzmanlar, çocuğun yaşına uygun ağrı kesicilerin yalnızca doktorun önerdiği dozlarda kullanılmasını, hekim onayı olmayan ilaçların ise verilmemesini tavsiye ediyor.

Ameliyat sonrası kanama

Kanama, bademcik ameliyatının en dikkat edilmesi gereken komplikasyonları arasında yer alıyor. Kanama ameliyattan sonraki ilk 24 saat içinde ortaya çıkabileceği gibi birkaç gün sonra da görülebiliyor. Özellikle yara bölgesinde oluşan kabuğun ayrılmaya başlamasıyla kanama riski artabiliyor.

Bazen az miktarda kan görülebilse de ağızdan veya burundan taze kan gelmesi ya da kusmukta kan bulunması acil tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Ebeveynlerin kanamanın kendiliğinden durmasını beklememesi gerekiyor.

Kanama durumunda çocuğun derhal acil servise götürülmesi gerektiğini belirten uzmanlar, şiddetli kan kaybının hayati tehlikeye yol açabileceğini ve bazı vakalarda yeniden cerrahi müdahale gerekebileceğini ifade ediyor.

Bulantı ve kusma

Bazı çocuklarda ameliyat sonrasında anestezi, ağrı kesiciler veya operasyon sırasında yutulan kan nedeniyle bulantı ve kusma görülebiliyor.

Tekrarlayan kusma, çocuğun yeterli miktarda sıvı almasını zorlaştırarak dehidrasyon (sıvı kaybı) riskini artırabiliyor.

Kusmanın devam etmesi, kusmukta kan görülmesi veya çocuğun aldığı sıvıları midesinde tutamaması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerekiyor.

Dehidrasyon ve sıvı kaybı

Ameliyat sonrasında karşılaşılabilecek sorunlardan biri de sıvı kaybı. Yutkunma sırasında yaşanan ağrı, çocuğun su içmekten kaçınmasına neden olabiliyor. Ateş ve kusma da dehidrasyon riskini artıran diğer faktörler arasında bulunuyor.

Ebeveynlerin özellikle şu belirtilere dikkat etmesi gerekiyor:

İdrara çıkma sıklığının azalması

İdrar renginin koyulaşması

Ağız kuruluğu

Ağlama sırasında gözyaşının azalması

Alışılmadık düzeyde halsizlik ve yorgunluk

Çocuğun sık aralıklarla küçük yudumlar halinde su ve uygun sıvılar tüketmesi teşvik edilmeli. Soğuk içecekler ve su bazlı buzlu dondurmalar da çocuk güvenli şekilde yutabiliyorsa boğazdaki rahatsızlığın hafiflemesine yardımcı olabiliyor.

Çocuğun yeterli sıvı alamaması veya dehidrasyon belirtileri göstermesi durumunda ise tıbbi yardım alınması gerekiyor.

Ağız kokusu ve ses değişikliği

Ameliyat sonrasında ebeveynleri endişelendirebilen bir diğer durum da ağız kokusu ve geçici ses değişikliği.

Bademciklerin alındığı bölgede beyaz veya sarı renkli bir tabaka oluşabiliyor. Bu tabaka iyileşme sürecinin doğal bir parçası olarak kabul ediliyor ve tek başına enfeksiyon belirtisi anlamına gelmiyor.

Özellikle bademcik büyümesi nedeniyle ameliyat öncesinde konuşma biçimi etkilenen çocuklarda ses tonunda değişiklik görülebiliyor. Bu değişiklikler genellikle iyileşme süreci ilerledikçe düzeliyor.

Ateş ve enfeksiyon riski

Ameliyat sonrasında çocuğun ateşinde hafif bir yükselme görülebiliyor. Ancak ateşin devam etmesi veya belirgin şekilde yükselmesi, ağrı ve şişliğin artması ya da çocuğun genel sağlık durumunun kötüleşmesi enfeksiyon ihtimaline karşı tıbbi değerlendirme gerektiriyor.

Uzmanlar, doktor önerisi olmadan çocuklara antibiyotik verilmemesi konusunda uyarıyor. İyileşme döneminde yaşanan ağrının her zaman enfeksiyon anlamına gelmediği ve mutlaka antibiyotik tedavisi gerektirmediği belirtiliyor.

Ameliyatın bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerine ilişkin olarak ise Aile Hekimliği ve Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Dergisi'nde yayımlanan bir araştırmada, bademciklerin alınmasının çocukların bağışıklık sistemi üzerinde uzun vadeli etkileri olabileceğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle ameliyat kararı verilmeden önce cerrahi işlemin gerekliliği, sağlayacağı faydalar ve olası risklerin doktorla ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi öneriliyor.

Solunum güçlüğü ve anestezi riskleri

Özellikle dikkat edilmesi gereken komplikasyonlar arasında solunum problemleri ve genel anesteziye bağlı riskler bulunuyor.

Genel anestezi altında gerçekleştirilen bademcik ameliyatının ardından çocuklarda geçici uyku hali, bulantı veya boğazda tahriş görülebiliyor.

Anesteziye bağlı ciddi komplikasyonlar nadir görülse de özellikle şiddetli obstrüktif uyku apnesi bulunan veya başka sağlık sorunları yaşayan çocuklarda ameliyat sonrasında solunum güçlüğü gelişebiliyor.

Uzmanlar, aşağıdaki belirtilerden herhangi birinin görülmesi halinde vakit kaybetmeden acil tıbbi yardım alınması gerektiğini vurguluyor:

*Nefes almada güçlük

*Dudaklarda mavi veya gri renk değişikliği

*Şiddetli şişlik

*Çocuğun alışılmadık şekilde zor uyandırılması

Bademcik ameliyatı sonrasında iyileşme sürecinin yakından takip edilmesi, normal kabul edilen belirtilerle acil müdahale gerektiren durumların ayırt edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Ebeveynlerin şüpheli belirtilerde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.


Yeni tedavi umudu: Beyin, uyanıkken de zararlı proteinlerden arındırılabilecek

Beynin atık maddeleri temizleme kapasitesini artırmak artık mümkün (Oulu Üniversitesi)
Beynin atık maddeleri temizleme kapasitesini artırmak artık mümkün (Oulu Üniversitesi)
TT

Yeni tedavi umudu: Beyin, uyanıkken de zararlı proteinlerden arındırılabilecek

Beynin atık maddeleri temizleme kapasitesini artırmak artık mümkün (Oulu Üniversitesi)
Beynin atık maddeleri temizleme kapasitesini artırmak artık mümkün (Oulu Üniversitesi)

Finlandiya'daki Oulu Üniversitesi araştırmacıları, beynin atık maddelerden arınmasını sağlayan doğal mekanizmaları güçlendiren bir ilacın etkilerini inceledi. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçları, yeni ilacın katılımcıların beyinlerindeki zararlı proteinlerin uzaklaştırılma hızını artırdığını ortaya koydu.

Araştırmacılara göre bu bulgular, beynin doğal temizleme mekanizmalarından yararlanarak Alzheimer gibi demansa neden olan nörodejeneratif hastalıkların erken teşhisi, önlenmesi ve tedavisi için yeni imkanlar sunuyor.

Beynin doğal temizleme mekanizmaları normalde uyku sırasında en yüksek düzeyde çalışıyor. Ancak yeni araştırma, bu doğal sürecin uyanıklık sırasında da güçlendirilebileceğini gösterdi.

Oulu Üniversitesi Fonksiyonel Nörogörüntüleme Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Vesa Kiviniemi dün yayımlanan açıklamasında, demansa yol açan hastalıkların beyinde zararlı proteinlerin onlarca yıl boyunca giderek birikmesine neden olduğunu belirtti.

Kiviniemi, beynin bu proteinleri kendi kendine temizleme sisteminin güvenli bir şekilde ve bireyler henüz sağlıklıyken güçlendirilebilmesi durumunda, gelecekte söz konusu hastalıkların önlenmesinin veya en azından ilerlemelerinin yavaşlatılmasının mümkün olabileceğini ifade etti.

Beynin zararlı proteinleri temizleyen doğal sisteminin etkinliğinin yaş ilerledikçe giderek azaldığı biliniyor.

Önceki araştırmalar yeni çalışmaya ışık tuttu

Daha önce yapılan araştırmalarda, kan basıncının geçici olarak düşürülmesinin beyin omurilik sıvısının ve bu sıvıda bulunan büyük moleküllerin beyinden uzaklaştırılmasını iyileştirebildiği gösterilmişti.

Yeni araştırma da bu bulgulardan yola çıkarak kan basıncını düşüren ilaçları, Piezo1 reseptörlerinin uyarılmasıyla birleştirdi.

Piezo1, fiziksel basınç ve sürtünmeyi vücut hücrelerinde kimyasal ve elektriksel sinyallere dönüştüren, mekanik uyaranlara duyarlı biyolojik kanallar olarak biliniyor.

Araştırmacılar, tedavinin etkilerini sağlıklı 29 yetişkin gönüllü üzerinde inceledi. Çalışmada çok modlu manyetik rezonans görüntüleme (MR), fizyolojik ölçümler ve kanda bulunan beyin kaynaklı biyobelirteçlerden yararlanıldı.

Ölçümler sonucunda, beyin kaynaklı birçok çözünür proteinin kandaki seviyesinin tedaviden sonra yükseldiği belirlendi. Bu proteinler arasında beta-amiloid 40, beta-amiloid 42 ve GFAP da yer aldı.

MR görüntülemeleri ayrıca özellikle büyük beyin toplardamarlarının çevresindeki bölgelerde beyin sıvısının akış hızında ve protein konsantrasyonlarında belirgin değişiklikler olduğunu, sıvı içeriğinin de farklılaştığını ortaya koydu.

Araştırmanın başyazarı ve Oulu Üniversitesi doktora öğrencisi Johanna Tonanen, sonuçların zararlı proteinlerin beyinden normalden daha etkili bir şekilde uzaklaştırılmış olabileceğine işaret ettiğini söyledi.

İlaç, uyku sırasında gerçekleşen doğal süreci taklit ediyor

Araştırmacılar, kan basıncını geçici olarak düşüren yeni ilacın, beyin içindeki sıvı hareketini sağlayan yavaş beyin damar nabızlarını güçlendirdiğini belirledi.

Bu etkinin, damarların geçici olarak genişlemesinden kaynaklandığı değerlendiriliyor. Aynı zamanda ilaç, özellikle kan damarlarının daralma ve genişleme süreçlerinin düzenlenmesinde rol oynayan Piezo1 kanallarını da harekete geçiriyor.

Tonanen, bu etkinin uyku sırasında gözlemlenen fizyolojik değişikliklere oldukça benzediğini belirterek, beynin kendi kendini temizleme mekanizmalarını güçlendirmek açısından bu bulgunun özellikle dikkat çekici olduğunu ifade etti.

Beynin atık maddelerden arınma mekanizmalarının uyku sırasında daha aktif çalıştığı biliniyor. Uykuya geçildiğinde kan basıncı genellikle düşerken damarların yavaş ritmik hareketleri ve solunum hareketleri güçleniyor. Bu değişiklikler, beyin omurilik sıvısının beyin dokusu içerisindeki akışını artırarak atık maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor.

Sıradaki hedef, hafıza sorunları yaşayan hastalar

Prof. Dr. Kiviniemi, yeni araştırmanın sonuçlarını oldukça umut verici olarak nitelendirdi.

Kiviniemi, bir sonraki aşamada tedavinin erken evre hafıza sorunları yaşayan hastalara sağlayabileceği yararların inceleneceğini belirterek, bu alandaki önde gelen uzmanlarla birlikte yeni takip çalışmaları gerçekleştirmeyi planladıklarını açıkladı.


Kreatin ve depresyon: Sporcuların kullandığı takviye ruh sağlığına da fayda sağlayabilir mi?

Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)
Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)
TT

Kreatin ve depresyon: Sporcuların kullandığı takviye ruh sağlığına da fayda sağlayabilir mi?

Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)
Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)

Brain Medicine dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma incelemesi, günümüzde dünya genelinde en yaygın kullanılan besin takviyelerinden biri olan kreatinin depresyon tedavisinde fayda sağlayabileceğini ortaya koydu. Kreatinin kas gücünü ve sportif performansı artırdığı bilimsel kanıtlarla desteklenirken, ruh sağlığını destekleme potansiyeli nedeniyle de giderek daha fazla gündeme geldiği belirtiliyor.

İngiltere'deki Londra Queen Mary Üniversitesinden Profesör Dr. Zudin Puthucheary, söz konusu araştırma incelemesinin sonuçlarını değerlendirdiği ve cuma günü The Conversation internet sitesinde yayımlanan makalesinde, kreatinin kullanımındaki değişime dikkat çekti.

Puthucheary, bir dönem yalnızca fitness meraklılarının kullandığı bir besin takviyesi olarak görülen kreatinin bugün dünya genelinde en yaygın kullanılan takviyelerden biri haline geldiğini belirterek, beynimiz ve ruh sağlığımız açısından faydalı olabileceğini düşündüren çok sayıda neden bulunduğunu ifade etti.

Kreatinin vücut tarafından doğal olarak üretilen bir bileşik olduğunu belirten Puthucheary, bu maddenin beyaz ve kırmızı etin yanı sıra somon, ton balığı ve ringa balığı gibi bazı balık türlerinde de bulunduğunu kaydetti.

Kreatin, enerji kaynağı olarak görev yapıyor ve özellikle fiziksel aktivite sırasında kaslara enerji sağlanmasına yardımcı oluyor. Vücuttaki kreatinin büyük bölümü kaslarda depolanırken, daha küçük miktarlarda beyin dokusunda bulunuyor.

Vücut ağırlığının yalnızca yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam vücut enerjisinin yüzde 20'sini tüketen beyin, en fazla enerji harcayan organlardan biri olarak öne çıkıyor.

Puthucheary, beyindeki enerji seviyesinin düşmesinin ruh halini düzenleyen biyokimyasal maddeleri etkileyebileceğini belirtti. Beyin enerjisindeki düşüşün depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni dahil olmak üzere çeşitli ruh sağlığı sorunlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor.

Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beynin ruh halinin düzenlenmesinde önemli rol oynayan ön bölgesinde kreatin seviyelerinin düşük olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle kreatinin, depresyon da dahil olmak üzere bazı psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde fayda sağlayabileceği fikri gündeme geldi.

Depresyon ve kreatin arasındaki ilişki

Şarku’l Avsat’ın The Conversation’ten yayınlanan makaleden aktardığı bilgilere göre bilim insanları yaklaşık 40 yıl önce intihar düşünceleri ile vücuttaki düşük kreatin seviyeleri arasında bir ilişki bulunduğunu keşfetti. O tarihten bu yana kreatin seviyeleri ile ruh sağlığı arasındaki bağlantıyı inceleyen çok sayıda araştırma gerçekleştirildi.

Geniş kapsamlı araştırmalar, daha fazla kreatin tüketen kişilerin depresyona yakalanma oranlarının daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Puthucheary'nin aktardığı araştırmalarda, tedaviye yanıt vermeyen depresyon yaşayan ergenlerin, mevcut ilaç tedavilerine ek olarak kreatin takviyesi kullanmaları sonucunda ruh hallerinde iyileşme görüldüğü de belirtildi.

Kreatinin ruh sağlığı üzerindeki olası faydalarını daha net ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilen sistematik incelemede, toplam 238 hastanın katıldığı beş klinik çalışma değerlendirildi.

Makaleye göre bu çalışmaların ikisinde kreatinin fayda sağladığı görülürken, diğer üçünde herhangi bir olumlu sonuç elde edilemedi.

Puthucheary, kreatinin zihinsel ve bilişsel sağlık üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmaların tamamının küçük ölçekli olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle henüz kesin bir bilimsel kanıt bulunmadığını vurguladı.

Kreatinin hangi dozda ve ne kadar süreyle kullanılması gerektiğinin de henüz bilinmediğini belirten Puthucheary, beyne yeterli miktarda kreatin ulaşmasının kolay olmadığını ifade etti.

Bu nedenle kişinin, yalnızca sportif amaçlarla kreatin kullandığı durumlara kıyasla beyin üzerindeki olası etkilerinden yararlanabilmesi için daha yüksek dozda ve daha uzun süre takviye alması gerekebileceği değerlendiriliyor.

Ancak beyin için uygun dozun belirlenmesi ve bu dozun güvenli olduğunun doğrulanması gerekiyor.

Puthucheary, mevcut aşamada en uygun yaklaşımın dengeli bir beslenme düzeni aracılığıyla vücudun yeterli miktarda kreatin almasını sağlamak olduğunu vurguladı.