Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Belirtileri, dünya çapında yaklaşık 65 milyon kişi için her gün aralıksız devam eden bir sorun haline geldi.

Uzun süreli koronavirüsün gizemi
TT

Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Kovid-19 beyni, kalbi, akciğerleri, bağırsakları ve eklemleri etkiliyor. Söz konusu etkiler bazen eş zamanlı da yaşanırken bazen aralıklı, bazen ise arka arkaya geliyor. Haziran 2022’de, Yale Üniversitesi’nden iç hastalıkları uzmanı olan doktorlar Lisa Sanders ile kardiyolog arkadaşı Erica Spatz arasındaki konuşmada, Spatz kendisi ve bir grup doktorun Yale’de ‘uzun süreli koronavirüs’ hastaları için özel bir klinik açmayı düşündüklerini ve kliniği yönetecek bir dahiliye uzmanı aradıklarını söyledi.

Kovid-19’un yıkıcı etkileri

Spatz’a göre bu konuda sorun hastaların sayısı ile ilgiliydi. Pandemiden bu yana kendisi ile göğüs hastalıkları ve nöroloji bölümlerindeki meslektaşları Yale’de ‘uzun süreli koronavirüs’ hastalarıyla görüşüyor. Bazı doktorlar, yardım arayan hastaların sayısından o kadar sıkışıyor ki randevu ayarlamada ve akciğer kanseri, astım, kalp hastalığı ve demans gibi başka sorunlarla gelen hastalarını tedavi etmede zorluk yaşıyor. Diğer yandan uzun süreli koronavirüs hastaları genel olarak uzun süredir sefalet içinde yaşıyor. Zira hastalık beyni, kalbi, akciğerleri, bağırsakları ve eklemleri bazen eş zamanlı, bazen aralıklı ve bazen de ardışık olarak etkilediği için hastalar bir uzmandan diğerine başvurmak durumunda kalıyor. Sorun şu ki hiçbiri onların acılarını tam olarak dinleyemiyor ya da tüm şikayetlerini çözemiyor. Bitmek bilmeyen ağrılar, sürekli yorgunluk, kafa karıştırıcı test sonuçları nedeniyle tek seferlik tedaviler uygulanıyor. Sanders yaptığı açıklamada “Hikayelerini yıllardır partnerleri veya ebeveynleri dışında kimseye anlatamayan insanlar var ve bu kişiler her doktorun kabusu” dedi.

Uzun süreli Kovid tüm sağlık sistemini tehdit ediyor

Dünya genelinde 65 milyon kişi bu tartışmaya konu oluyor. Söz konusu hastalar için pandemi her gün yaşadıkları, günlük eziyet olmaya devam ediyor. Bugüne kadar uzun süreli koronavirüsün ne olduğu ve nasıl tedavi edilebileceği konusunda doğrulanmış ve kapsamlı cevaplar veren bir çalışma bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu kişiler, kendilerini onlarla ilgilenmeye adayan birilerine ihtiyaç duyuyor.

Bu bağlamda Spatz ve meslektaşları alternatif bir model önerdi. Bu model, her hastayı dinlemek için tam bir saat ayırmayı, tedavi planı geliştirmeyi, hastayla ilgili birinci basamak sağlık ekibiyle sürekli iletişim halinde olmayı ve gerektiğinde uzman doktorlara yönlendirilmelerini içeren dahiliye uzmanının yönettiği bir kliniğe dayanıyor.

Sanders bu fikri arkadaşından duyduğunda heyecanlandı. Zira karmaşık sorunları olan hastaları dinlemek ve çözmek onun en sevdiği ve kariyeri üzerine inşa ettiği bir öncelik.

Sanders, Yale Üniversitesi’nde dahiliye dersleri veriyor ve New York Times Magazine’de popüler televizyon dizisi House’a ilham kaynağı olan ‘Tanı’ adlı aylık bir köşe yazısı kaleme alıyor. Bunların yanı sıra, tıbbi teşhis konusunda iki kitap yazan doktor, 2019 yılında Netflix platformunda Diagnosis adlı belgesel dizisinde de yer aldı.

Kovid gizemi

Sanders, koronavirüs kliniği teklifinde aradığını buldu. Bununla birlikte bilim insanlarının bazı keşifler yapmaya başlamasıyla birlikte çalışması onu bilinmeyenin tam ortasına yerleştirdi. Mayıs 2022’de yine Yale Üniversitesi’nden immünolog Akiko Iwasaki ve meslektaşları Nature Medicine dergisinde uzun süreli koronavirüsü ‘akut enfeksiyon sonrası sendromlar’ (post-acute-infection syndromes) ailesine dahil eden bir rapor yayınladı.

Pek çok yaygın viral enfeksiyondan (örneğin Ebola, dang humması, çocuk felci, grip ve Epstein-Barr) kurtulan insanlar arasında küçük bir yüzde, yıllarca aşırı yorgunluk, bilinç bulanıklığı, eklem ağrısı, iltihaplanma, baş dönmesi, aralıklı uyku ve duygudurum bozuklukları gibi uzun süreli kovide çok benzeyen semptomlar yaşıyor. Aynı durum giardia paraziti ile enfekte olanlar için de geçerli oluyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Iwasaki, bu sendromların sadece gerçek olduğunu değil, aynı zamanda patojenezlerinin (vücutta harekete geçme şekli ve nedeni, tam hücresel düzeydeki mekanizmaların) bir şekilde benzer olduğunu da öne sürdü. Bilim insanları yaygın enfeksiyonların bazı insanlarda nasıl kronik hastalıklara dönüştüğünü, bazılarında ise neden bunun söz konusu olmadığını öğrenebilirse, araştırmacılar semptomlardan ziyade temel nedenleri hedef alacak tedaviler geliştirebilir. Iwasaki, uzun süreli koronavirüsün bilime, enfeksiyon sonrası kronik hastalığın nasıl ortaya çıktığını öğrenme ve dolayısıyla yüz milyonlarca insana yardım etme fırsatı sağladığını söyledi.

Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir rapor Sanders'ın tanımlanamayan koşullara olan önceden var olan ilgisiyle örtüşüyordu. Dahiliye uzmanı, ‘birçok insanın ismini bilmediğimiz hastalıklardan muzdarip olduğunu ve elbette onlar için herhangi bir test bulunmadığını’ söyledi.

Uzun süreli koronavirüsü tanımlamanın zorluğu

Bilim insanlarının ve doktorların uzun süreli koronavirüs hakkında sahip olduğu bilgilerin azlığı nedeniyle Sanders bile çalışmaya hazır değildi. Zira uzun süreli koronavirüs için herhangi bir kan testi bulunmuyor. Bugüne kadar sağlık yetkilileri bunu ortak bir şekilde tanımlayamıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri bunu ‘şiddetli Kovid-19 enfeksiyonundan sonra da devam eden belirtiler, semptomlar ve durumlar’ olarak tanımlıyor.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin tanımı, orijinal enfeksiyondan sonra semptomların en az dört hafta devam etmesi durumunda hastaların ‘uzun süreli koronavirüs’ geçirdiğine dayanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü de (WHO) aynı tanımı, ancak farklı bir zaman aralığıyla benimsiyor. Uzun süreli koronavirüs hastasını, semptomları ilk enfeksiyondan başlayan ve üç ay sonra devam eden kişilerin durumu olarak kabul ediyor. Sanders bu farklılığın önemli olduğunu düşünüyor ve asıl hastalıktan kurtulmak için daha uzun süreye ihtiyacı olan hastaları değil, uzun süreli koronavirüs geçiren hastaları tanımlamak istediği için klinikte WHO’nun tanımını kullanıyor.

Uzun süreli koronavirüs belirtileri adeta bir ıstırap ansiklopedisi gibi karşımıza çıkıyor, ClinicalMedicine dergisindeki bir makalede hastalığın 200'den fazla farklı semptomu anlatılıyor.

Hastalar son zamanlarda nasıl hissettiklerini anlatırken sanki kendilerini ‘şeytanlar tarafından ele geçirilmiş’ gibi konuşabiliyor. Sanders hastalarından birinin arabasından ofis kapısına kadar 700 adım yürüyor ama bazen yürüyemediğini ve başka bir hastanın kulaklarındaki sinir bozucu çınlama olduğunu beliriyor. Dahiliye uzmanı açıklamasında “İnsanlar iç titreme gibi garip semptomlarla geliyorlar ve içlerinin titrediğini söylüyorlar. Bu bir kişi için değil birçok kişi için geçerli” ifadelerini kullandı.

Uzun süreli koronavirüsün neden olduğu sisli beyin, hafıza ve algıda karışıklık ve konsantre olma yeteneğinde bozulma en sık görülen semptomların arasında yer alıyor Bunun nedeni kısmen koronavirüs gibi uzun vadeli hastalıklarla birçok semptomu paylaşan ‘kronik yorgunluk sendromu’ olabilir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre semptom hücre anemisi, diyabet veya Alzheimer gibi başka bir hastalığa veya bir ilacın yan etkisine, yaşlanmaya, menopoza, strese ve hatta uyku eksikliğine de bağlı olabilir.

Bunların yanı sıra, ‘kronik yorgunluk sendromu’ terimi, tükenmişliği, pandemi yorgunluğu, can sıkıntısını, tatminsizlik duygularını ve hatta geç saatlere kadar ayakta kalmanın etkisini tanımlamak için de popüler hale geldi.

Sanders, teşhis koymak için hastaların sağladığı ayrıntılara her zamankinden daha fazla güveniyor. Bu olasılıklar arasında bazı ihtimalleri silmeyi ve çıkarmayı sağlıyor. Bu nedenle ‘susmayı ve dinlemeyi öğrendiğini’ belirtiyor.

Uzun süreli koronavirüsün nedenleri

Kovid-19, vakaların yaklaşık yüzde 10’unda uzun süreli koronavirüse dönüşüyor ve bilim insanları bunun nedenini bilmiyor. Giderek artan kanıtlar, virüsün (veya parçalarının) organ dokusundaki ‘rezervuarlarda’ çok uzun süre asılı kaldığını gösteriyor. Bu da virüsün kendisinin semptomlara neden olabileceği anlamına geliyor. Örneğin Epstein-Barr virüsünün MS Hastalığı (Multiple Skleroz) aktive etmekte olduğu düşünüldüğü gibi koronavirüs de bir otoimmün yanıtı tetikliyor olabilir.

Bilim insanları ayrıca Kovid-19’un vücutta onlarca yıldır uykuda olan diğer virüsleri harekete geçirip onları uyandırarak semptomlara neden olabileceğine inanıyor. Bu bazı enfeksiyonlara neden olabilir.  Iwasaki, ‘Kovid-19 ile küçük bir enfeksiyona maruz kalan laboratuvar farelerinin büyük beyin hasarıyla aynı zamanda akciğerlerinde hafif bir iltihaplanma yaşadığını’ da ortaya çıkardı.

Uzun süreli Kovid her konağın bulunduğu ortama göre kendini farklı şekilde gösterebildiği için teorik nedenler veya motivasyonlar dışlayıcı olmanın yerine sıralı, çelişkili ve hatta bireysel olabilir. Araştırmacıların hedefe yönelik tedaviler geliştirmede başarılı olabilmesi için Sanders’ın mevcut çözümleri keşfetmesi, reçeteler yazması ve karmaşık olmayan mevcut çözümleri önermesi gerekiyor.

Klinik şu an genel merkezini Yale’deki yara yönetimi ekibiyle paylaşıyor yani hastaları, silahla yaralanma ve köpek ısırıklarından iyileşen insanlarla birlikte bir bekleme odasında kalıyor ancak wkim ayında yeni, daha büyük alana taşınması planlanıyor.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından New York Magazine dergisinden (Tribune Medya Hizmetleri) çevrildi.



Dünya Sağlık Örgütü’nün “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilanı ne anlama geliyor?

Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü’nün “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilanı ne anlama geliyor?

Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)

Dünya Sağlık Örgütü, bugün yaptığı açıklamada Ebola virüsü salgını nedeniyle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda için “uluslararası halk sağlığı acil durumu” ilan etti.

Peki bu ilan ne anlama geliyor?

Şarku’l Avsat’ın Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi internet sitesinden aktardığı bilgilere göre “uluslararası halk sağlığı acil durumu” ifadesi, “küresel sağlık tehdidi oluşturan olağanüstü bir olay” anlamına geliyor. Bu mekanizma, örgütün bir riskin tek bir ülkenin sınırlarını aşabileceğini ve uluslararası düzeyde eş güdümlü bir müdahale gerektirdiğini düşündüğü durumlarda kullanılıyor.

Örgütün açıklamalarına göre bu ilan, olayın “ciddi, ani, alışılmadık veya beklenmedik” olması ve hastalığın uluslararası yayılım yoluyla diğer ülkeler için sağlık riski oluşturması halinde devreye giriyor.

fvvf
Kongo'daki bir Ebola tedavi merkezindeki sağlık çalışanları (Arşiv - AP)

Bu ilan, Dünya Sağlık Örgütü’ne uluslararası çabaları koordine etmek için daha geniş yetkiler sağlıyor. Bunlar arasında seyahat ve ticarete ilişkin geçici tavsiyeler yayımlamak, ülkeleri bilgileri hızlı şekilde paylaşmaya teşvik etmek ve tarama, izolasyon ile sağlık gözetimi önlemlerini güçlendirmek yer alıyor. Ayrıca hükümetleri tıbbi ve mali kaynakları acil şekilde seferber etmeye yönlendiriyor.

Bu durum hastalığın küresel salgına dönüştüğü anlamına mı geliyor?

Her ne kadar bu ilan hastalığın mutlaka küresel salgına dönüştüğü anlamına gelmese de, durumun hızlı şekilde kontrol altına alınmaması halinde kontrolden çıkabileceğine dair uluslararası topluma verilen en üst düzey uyarı olarak kabul ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü daha önce bu sınıflandırmayı Koronavirüs hastalığı ve maymun çiçeği hastalığı gibi krizlerde de kullanmıştı.

Uluslararası halk sağlığı acil durumu ilanı ne zaman sona erer?

Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Acil Durum Komitesi, sağlık durumunu düzenli olarak, genellikle yaklaşık her üç ayda bir gözden geçirerek krizin acil durum statüsünün sürdürülmesini gerektirip gerektirmediğini değerlendiriyor.

İlan, örgütün genel direktörünün uzman tavsiyelerine dayanarak hastalığın kontrol altına alındığına veya uluslararası yayılma riskinin büyük ölçüde azaldığına karar vermesiyle resmen sona eriyor.


Kruvaziyer tatillerinde sağlık riskleri: Enfeksiyonlardan korunmak için neler yapılmalı?

Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)
Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)
TT

Kruvaziyer tatillerinde sağlık riskleri: Enfeksiyonlardan korunmak için neler yapılmalı?

Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)
Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)

Kruvaziyer seyahatleri, eğlence, dinlenme ve farklı destinasyonları tek yolculukta keşfetme imkânını bir araya getiren özel deneyimler arasında yer alıyor. Ancak bu tür seyahatler, tüm cazibesine rağmen özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda enfeksiyon ve hastalık riskini artırabiliyor.

Uzmanlar, kruvaziyer gemilerini “yüzen şehirler” olarak tanımlıyor. Dünyanın farklı bölgelerinden binlerce yolcunun aynı alanları ve havayı uzun süre paylaşması, bazı bulaşıcı hastalıkların yayılma ihtimalini yükseltiyor.

Bu hastalıklar arasında grip, Kovid-19, RSV olarak bilinen solunum sinsityal virüsü, norovirüs ve lejyonella bakterisi öne çıkıyor.

Son dönemde Hollanda bandıralı bir kruvaziyer gemisinde hantavirüs vakalarının görülmesi de deniz yolculuklarındaki sağlık risklerini yeniden gündeme taşıdı.

Riskler yalnızca enfeksiyonlarla sınırlı değil. Deniz tutması, susuz kalma ve güneş yanıkları da yolcuların konforunu etkileyebilen yaygın sorunlar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre, seyahat öncesinde doğru hazırlık yapmak ve yolculuk sırasında temel sağlık kurallarına uymak, bu riskleri büyük ölçüde azaltabiliyor. Şarku’l Avsat’ın Healthline sitesinden aktardığı habere  göre alınacak basit önlemler, daha güvenli ve rahat bir tatil sağlayabiliyor.

Sağlıklı bir kruvaziyer yolculuğu için nasıl hazırlanmalı?

Sağlık planlamasının, seyahatten haftalar hatta aylar önce başlaması öneriliyor. Böylece yolculuk sırasında yaşanabilecek olası sağlık sorunlarının önüne geçilebiliyor.

Seyahatten 4-6 hafta önce aşı yaptırın

Centers for Disease Control and Prevention (CDC), seyahatten en az 4 ila 6 hafta önce doktora başvurulmasını tavsiye ediyor.

Uzmanlar, grip ve COVID-19 aşılarının güncel olmasının önemine dikkat çekerken, risk grubundaki yolcular için RSV aşısının da gerekli olabileceğini belirtiyor.

Doktorlar ayrıca seyahat edilen bölgeye göre ek aşılar veya koruyucu ilaçlar önerebiliyor.

Uyku düzeninizi önceden ayarlayın

Kruvaziyer limanına ulaşmak için çoğu zaman uçak yolculuğu gerekiyor. Özellikle farklı saat dilimlerine yapılan seyahatler “jet lag” olarak bilinen biyolojik ritim bozukluğuna yol açabiliyor.

Bu durum yorgunluk, sindirim sorunları ve uyku düzensizlikleri gibi problemlere neden olabiliyor.

Uzmanlar, etkileri azaltmak için seyahatten 2-3 gün önce uyku saatlerinin gidilecek ülkenin saatine göre kademeli olarak değiştirilmesini öneriyor.

Sağlık çantası hazırlayın

Gemilerde bazı ilaçların sınırlı olması veya yüksek fiyatla satılması nedeniyle kişisel sağlık çantası hazırlamak önem taşıyor.

Önerilen temel malzemeler şunlar:

  • Reçeteli ilaçlar
  • Deniz tutması ilaçları
  • İbuprofen gibi ağrı kesici ve ateş düşürücüler
  • Mide asidi gidericiler
  • İshal önleyici ilaçlar
  • Yara bandı gibi ilk yardım malzemeleri

Sık deniz tutması yaşayan kişilerin, kulağın arkasına yapıştırılan ve birkaç gün etkili olabilen özel bantlar için doktora danışması tavsiye ediliyor.

Doğru kabin seçimi önemli

Bütçe belirleyici unsur olsa da gemideki kabinin konumu sağlık açısından da önem taşıyabiliyor.

Geminin orta bölümünde ve alt katlarda bulunan kabinlerin daha az sallandığı, bu nedenle deniz tutmasını azaltabildiği belirtiliyor.

Seyahat sigortasını ihmal etmeyin

Seyahat sigortası zorunlu olmasa da kruvaziyer tatillerinde önemli bir güvence olarak görülüyor.

Gemilerde sağlık hizmetlerinin pahalı olabileceği, acil hava ambulansı maliyetlerinin ise 200 bin doları aşabildiği ifade ediliyor.

Yolculuk sırasında dikkat edilmesi gereken sağlık alışkanlıkları

Kabin yüzeylerini temizleyin

Uzmanlar, kabine girildiğinde kapı kolları, ışık düğmeleri ve uzaktan kumandalar gibi sık temas edilen yüzeylerin dezenfektan mendille silinmesini öneriyor.

Ellerinizi düzenli yıkayın

Araştırmalar, kruvaziyer yolcularının yalnızca 20’de 1’inin el hijyenine tam olarak dikkat ettiğini gösteriyor.

Uzmanlar şu durumlarda mutlaka el yıkanmasını tavsiye ediyor:

  • Yemekten önce
  • Liman gezilerinden gemiye dönüldüğünde
  • Kabine girerken
  • Asansör düğmeleri ve merdiven korkulukları gibi sık kullanılan yüzeylere temas sonrası

Sabun ve suyun, el dezenfektanına göre daha etkili olduğu belirtiliyor. Ancak su bulunmayan durumlarda dezenfektan önemli bir alternatif olarak görülüyor.

Dengeli beslenin

Tatilde aşırı yemek tüketimi yaygın olsa da uzmanlar ölçülü olunması gerektiğini vurguluyor.

Öneriler arasında şunlar yer alıyor:

  • Açık büfede aşırı yemekten kaçınmak
  • Deniz tutması yaşayanların ağır ve baharatlı yiyeceklerden uzak durması
  • Limanlarda tüketilen yiyeceklerde hijyen koşullarına dikkat edilmesi

Yeterince su için

Uzmanlar, yolculuk boyunca yeterli sıvı tüketiminin bağışıklık sistemini desteklediğini, mide bulantısını azalttığını ve cildi güneşin etkilerine karşı koruduğunu belirtiyor.

Modern kruvaziyer gemilerinde genellikle özel su dolum istasyonları bulunuyor. Ancak hijyen amacıyla şişelerin doğrudan musluğa temas ettirilmemesi isteniyor.

Sağlıklı bir kruvaziyer tatili için önerilen malzemeler

  • El dezenfektanı
  • Dezenfektan mendil
  • En az SPF 15 korumalı güneş kremi
  • Özellikle tropikal bölgeler için böcek kovucu
  • Kapalı alanlar için N95 veya KN95 maske
  • Uzun yürüyüşler için rahat ayakkabı
  • Yeniden kullanılabilir su şişesi
  • Kabin içindeki havalandırmayı artırmak ve nemi azaltmak için küçük taşınabilir vantilatör

Sabahları kahve içmenin bağırsak sağlığına etkisi nedir?

Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)
Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)
TT

Sabahları kahve içmenin bağırsak sağlığına etkisi nedir?

Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)
Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)

Sabah içilen bir fincan kahvenin yalnızca güne zinde başlamaya yardımcı olmadığı, aynı zamanda sindirim sisteminde yaşayan milyarlarca faydalı bakteriyi de destekleyebileceği belirtiliyor. Artan sayıda araştırmaya göre kahvenin bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğine dair bulgular bulunuyor; bu durumun genel sağlık üzerinde iyileştirici etkileri olabileceği ve hatta yaşam süresine katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Beslenme uzmanı ve fonksiyonel tıp uygulayıcısı Nicola Shubrook, mikrobiyomun insan sağlığını destekleyen çok sayıda ‘iyi bakteri’ türünü barındırdığını ve bunların birlikte işlev gördüğünü ifade ediyor.

Shubrook, bu mikroorganizmaların giderek artan biçimde metabolik sağlığın iyileştirilmesi, kilo yönetimi ve hatta ruh sağlığının desteklenmesiyle ilişkilendirildiğini belirtiyor. Ayrıca kahvenin prebiyotik özellik taşıyan bileşikler içerdiğini, yani bağırsaktaki faydalı bakterileri besleyerek onların çoğalmasına ve işlevlerini daha iyi yerine getirmesine yardımcı olduğunu söylüyor.

Kahve bağırsak sağlığı için neden faydalı?

Kahvenin bağırsak mikrobiyotası üzerindeki etkisinin birden fazla mekanizma üzerinden gerçekleştiği düşünülüyor.

İlk olarak, uyarıcı etkisiyle bilinen kafeinin, bağırsaktaki faydalı bakteri çeşitliliğini artırmaya yardımcı olabileceği belirtiliyor. Bunun da genellikle daha sağlıklı bir sindirim sistemiyle ilişkilendirildiği ifade ediliyor. Shubrook, bağırsak bakterilerindeki çeşitliliğin artmasının, bağırsak sağlığının olumlu bir göstergesi olduğunu söylüyor.

2023 yılında yayımlanan bir araştırmada, düzenli kahve tüketen kişilerin bağırsak bakterilerinde daha yüksek çeşitlilik görüldüğü, bazı faydalı bakteri türlerinin arttığı ve sindirim sorunlarıyla ilişkilendirilebilen bazı türlerin ise azaldığı tespit edildi. Daha önceki çalışmalar da kahve tüketiminin, liflerin sindirimine yardımcı olan ve bağışıklık sistemini destekleyen yararlı bakteri türlerini artırabileceğini gösteriyor.

Kahvenin etkisi yalnızca kafeinle sınırlı değil. İçeriğinde bulunan polifenoller, antioksidan özellik gösteren bitkisel bileşikler olarak iltihaplanmayı azaltmaya ve hücreleri hasara karşı korumaya yardımcı olabiliyor.

Bu bileşikler arasında öne çıkan klorojenik asit, yapılan bazı araştırmalara göre tip 2 diyabet ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması riskini azaltmaya yardımcı olabilir; ayrıca kilo kontrolünü destekleme potansiyeli de taşıyor.

Buna ek olarak çalışmalar, kafeinin kolon hareketlerini uyarabileceğini ve bazı kişilerde bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine katkı sağlayabileceğini de gösteriyor.

Günde kaç fincan kahve içilmesi tavsiye edilir?

‘Mavi bölgeler’ olarak bilinen ve uzun ömürlü insanların yaşadığı bölgeleri inceleyen son bir araştırma, İtalya’daki Sardinya ve Yunanistan’daki İkarya gibi yerlerde yaşayan birçok kişinin günde iki ila üç fincan kahve tükettiğini ortaya koyuyor.

Uzmanlar, günde iki ila üç fincan kahve tüketiminin ideal aralık olabileceğini, sağlıklı yetişkinler için ise beş fincanın genellikle üst sınır olarak kabul edildiğini belirtiyor.

Bununla birlikte uzmanlar, kafein miktarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Günlük önerilen maksimum kafein alımının yaklaşık 400 mg olduğu, 600 mg’ın üzerine çıkılmasının ise uykusuzluk ve yüksek tansiyon gibi sorunlarla ilişkilendirilebileceği ifade ediliyor.

Kafein miktarının kahvenin türüne ve hazırlanış şekline göre değiştiği belirtiliyor. Evde hazırlanan bir fincan kahvede genellikle 70 ila 140 mg kafein bulunurken, bazı hazır veya ticari kahve türlerinde bu miktarın daha yüksek olabileceği ifade ediliyor.

Dikkat çekici bir diğer nokta ise yoğun aroması nedeniyle yaygın bir yanılgının aksine espresso kahvenin, bazı diğer kahve türlerine kıyasla çoğu zaman daha düşük miktarda kafein içerebilmesi.