Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Belirtileri, dünya çapında yaklaşık 65 milyon kişi için her gün aralıksız devam eden bir sorun haline geldi.

Uzun süreli koronavirüsün gizemi
TT

Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Kovid-19 beyni, kalbi, akciğerleri, bağırsakları ve eklemleri etkiliyor. Söz konusu etkiler bazen eş zamanlı da yaşanırken bazen aralıklı, bazen ise arka arkaya geliyor. Haziran 2022’de, Yale Üniversitesi’nden iç hastalıkları uzmanı olan doktorlar Lisa Sanders ile kardiyolog arkadaşı Erica Spatz arasındaki konuşmada, Spatz kendisi ve bir grup doktorun Yale’de ‘uzun süreli koronavirüs’ hastaları için özel bir klinik açmayı düşündüklerini ve kliniği yönetecek bir dahiliye uzmanı aradıklarını söyledi.

Kovid-19’un yıkıcı etkileri

Spatz’a göre bu konuda sorun hastaların sayısı ile ilgiliydi. Pandemiden bu yana kendisi ile göğüs hastalıkları ve nöroloji bölümlerindeki meslektaşları Yale’de ‘uzun süreli koronavirüs’ hastalarıyla görüşüyor. Bazı doktorlar, yardım arayan hastaların sayısından o kadar sıkışıyor ki randevu ayarlamada ve akciğer kanseri, astım, kalp hastalığı ve demans gibi başka sorunlarla gelen hastalarını tedavi etmede zorluk yaşıyor. Diğer yandan uzun süreli koronavirüs hastaları genel olarak uzun süredir sefalet içinde yaşıyor. Zira hastalık beyni, kalbi, akciğerleri, bağırsakları ve eklemleri bazen eş zamanlı, bazen aralıklı ve bazen de ardışık olarak etkilediği için hastalar bir uzmandan diğerine başvurmak durumunda kalıyor. Sorun şu ki hiçbiri onların acılarını tam olarak dinleyemiyor ya da tüm şikayetlerini çözemiyor. Bitmek bilmeyen ağrılar, sürekli yorgunluk, kafa karıştırıcı test sonuçları nedeniyle tek seferlik tedaviler uygulanıyor. Sanders yaptığı açıklamada “Hikayelerini yıllardır partnerleri veya ebeveynleri dışında kimseye anlatamayan insanlar var ve bu kişiler her doktorun kabusu” dedi.

Uzun süreli Kovid tüm sağlık sistemini tehdit ediyor

Dünya genelinde 65 milyon kişi bu tartışmaya konu oluyor. Söz konusu hastalar için pandemi her gün yaşadıkları, günlük eziyet olmaya devam ediyor. Bugüne kadar uzun süreli koronavirüsün ne olduğu ve nasıl tedavi edilebileceği konusunda doğrulanmış ve kapsamlı cevaplar veren bir çalışma bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu kişiler, kendilerini onlarla ilgilenmeye adayan birilerine ihtiyaç duyuyor.

Bu bağlamda Spatz ve meslektaşları alternatif bir model önerdi. Bu model, her hastayı dinlemek için tam bir saat ayırmayı, tedavi planı geliştirmeyi, hastayla ilgili birinci basamak sağlık ekibiyle sürekli iletişim halinde olmayı ve gerektiğinde uzman doktorlara yönlendirilmelerini içeren dahiliye uzmanının yönettiği bir kliniğe dayanıyor.

Sanders bu fikri arkadaşından duyduğunda heyecanlandı. Zira karmaşık sorunları olan hastaları dinlemek ve çözmek onun en sevdiği ve kariyeri üzerine inşa ettiği bir öncelik.

Sanders, Yale Üniversitesi’nde dahiliye dersleri veriyor ve New York Times Magazine’de popüler televizyon dizisi House’a ilham kaynağı olan ‘Tanı’ adlı aylık bir köşe yazısı kaleme alıyor. Bunların yanı sıra, tıbbi teşhis konusunda iki kitap yazan doktor, 2019 yılında Netflix platformunda Diagnosis adlı belgesel dizisinde de yer aldı.

Kovid gizemi

Sanders, koronavirüs kliniği teklifinde aradığını buldu. Bununla birlikte bilim insanlarının bazı keşifler yapmaya başlamasıyla birlikte çalışması onu bilinmeyenin tam ortasına yerleştirdi. Mayıs 2022’de yine Yale Üniversitesi’nden immünolog Akiko Iwasaki ve meslektaşları Nature Medicine dergisinde uzun süreli koronavirüsü ‘akut enfeksiyon sonrası sendromlar’ (post-acute-infection syndromes) ailesine dahil eden bir rapor yayınladı.

Pek çok yaygın viral enfeksiyondan (örneğin Ebola, dang humması, çocuk felci, grip ve Epstein-Barr) kurtulan insanlar arasında küçük bir yüzde, yıllarca aşırı yorgunluk, bilinç bulanıklığı, eklem ağrısı, iltihaplanma, baş dönmesi, aralıklı uyku ve duygudurum bozuklukları gibi uzun süreli kovide çok benzeyen semptomlar yaşıyor. Aynı durum giardia paraziti ile enfekte olanlar için de geçerli oluyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Iwasaki, bu sendromların sadece gerçek olduğunu değil, aynı zamanda patojenezlerinin (vücutta harekete geçme şekli ve nedeni, tam hücresel düzeydeki mekanizmaların) bir şekilde benzer olduğunu da öne sürdü. Bilim insanları yaygın enfeksiyonların bazı insanlarda nasıl kronik hastalıklara dönüştüğünü, bazılarında ise neden bunun söz konusu olmadığını öğrenebilirse, araştırmacılar semptomlardan ziyade temel nedenleri hedef alacak tedaviler geliştirebilir. Iwasaki, uzun süreli koronavirüsün bilime, enfeksiyon sonrası kronik hastalığın nasıl ortaya çıktığını öğrenme ve dolayısıyla yüz milyonlarca insana yardım etme fırsatı sağladığını söyledi.

Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir rapor Sanders'ın tanımlanamayan koşullara olan önceden var olan ilgisiyle örtüşüyordu. Dahiliye uzmanı, ‘birçok insanın ismini bilmediğimiz hastalıklardan muzdarip olduğunu ve elbette onlar için herhangi bir test bulunmadığını’ söyledi.

Uzun süreli koronavirüsü tanımlamanın zorluğu

Bilim insanlarının ve doktorların uzun süreli koronavirüs hakkında sahip olduğu bilgilerin azlığı nedeniyle Sanders bile çalışmaya hazır değildi. Zira uzun süreli koronavirüs için herhangi bir kan testi bulunmuyor. Bugüne kadar sağlık yetkilileri bunu ortak bir şekilde tanımlayamıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri bunu ‘şiddetli Kovid-19 enfeksiyonundan sonra da devam eden belirtiler, semptomlar ve durumlar’ olarak tanımlıyor.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin tanımı, orijinal enfeksiyondan sonra semptomların en az dört hafta devam etmesi durumunda hastaların ‘uzun süreli koronavirüs’ geçirdiğine dayanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü de (WHO) aynı tanımı, ancak farklı bir zaman aralığıyla benimsiyor. Uzun süreli koronavirüs hastasını, semptomları ilk enfeksiyondan başlayan ve üç ay sonra devam eden kişilerin durumu olarak kabul ediyor. Sanders bu farklılığın önemli olduğunu düşünüyor ve asıl hastalıktan kurtulmak için daha uzun süreye ihtiyacı olan hastaları değil, uzun süreli koronavirüs geçiren hastaları tanımlamak istediği için klinikte WHO’nun tanımını kullanıyor.

Uzun süreli koronavirüs belirtileri adeta bir ıstırap ansiklopedisi gibi karşımıza çıkıyor, ClinicalMedicine dergisindeki bir makalede hastalığın 200'den fazla farklı semptomu anlatılıyor.

Hastalar son zamanlarda nasıl hissettiklerini anlatırken sanki kendilerini ‘şeytanlar tarafından ele geçirilmiş’ gibi konuşabiliyor. Sanders hastalarından birinin arabasından ofis kapısına kadar 700 adım yürüyor ama bazen yürüyemediğini ve başka bir hastanın kulaklarındaki sinir bozucu çınlama olduğunu beliriyor. Dahiliye uzmanı açıklamasında “İnsanlar iç titreme gibi garip semptomlarla geliyorlar ve içlerinin titrediğini söylüyorlar. Bu bir kişi için değil birçok kişi için geçerli” ifadelerini kullandı.

Uzun süreli koronavirüsün neden olduğu sisli beyin, hafıza ve algıda karışıklık ve konsantre olma yeteneğinde bozulma en sık görülen semptomların arasında yer alıyor Bunun nedeni kısmen koronavirüs gibi uzun vadeli hastalıklarla birçok semptomu paylaşan ‘kronik yorgunluk sendromu’ olabilir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre semptom hücre anemisi, diyabet veya Alzheimer gibi başka bir hastalığa veya bir ilacın yan etkisine, yaşlanmaya, menopoza, strese ve hatta uyku eksikliğine de bağlı olabilir.

Bunların yanı sıra, ‘kronik yorgunluk sendromu’ terimi, tükenmişliği, pandemi yorgunluğu, can sıkıntısını, tatminsizlik duygularını ve hatta geç saatlere kadar ayakta kalmanın etkisini tanımlamak için de popüler hale geldi.

Sanders, teşhis koymak için hastaların sağladığı ayrıntılara her zamankinden daha fazla güveniyor. Bu olasılıklar arasında bazı ihtimalleri silmeyi ve çıkarmayı sağlıyor. Bu nedenle ‘susmayı ve dinlemeyi öğrendiğini’ belirtiyor.

Uzun süreli koronavirüsün nedenleri

Kovid-19, vakaların yaklaşık yüzde 10’unda uzun süreli koronavirüse dönüşüyor ve bilim insanları bunun nedenini bilmiyor. Giderek artan kanıtlar, virüsün (veya parçalarının) organ dokusundaki ‘rezervuarlarda’ çok uzun süre asılı kaldığını gösteriyor. Bu da virüsün kendisinin semptomlara neden olabileceği anlamına geliyor. Örneğin Epstein-Barr virüsünün MS Hastalığı (Multiple Skleroz) aktive etmekte olduğu düşünüldüğü gibi koronavirüs de bir otoimmün yanıtı tetikliyor olabilir.

Bilim insanları ayrıca Kovid-19’un vücutta onlarca yıldır uykuda olan diğer virüsleri harekete geçirip onları uyandırarak semptomlara neden olabileceğine inanıyor. Bu bazı enfeksiyonlara neden olabilir.  Iwasaki, ‘Kovid-19 ile küçük bir enfeksiyona maruz kalan laboratuvar farelerinin büyük beyin hasarıyla aynı zamanda akciğerlerinde hafif bir iltihaplanma yaşadığını’ da ortaya çıkardı.

Uzun süreli Kovid her konağın bulunduğu ortama göre kendini farklı şekilde gösterebildiği için teorik nedenler veya motivasyonlar dışlayıcı olmanın yerine sıralı, çelişkili ve hatta bireysel olabilir. Araştırmacıların hedefe yönelik tedaviler geliştirmede başarılı olabilmesi için Sanders’ın mevcut çözümleri keşfetmesi, reçeteler yazması ve karmaşık olmayan mevcut çözümleri önermesi gerekiyor.

Klinik şu an genel merkezini Yale’deki yara yönetimi ekibiyle paylaşıyor yani hastaları, silahla yaralanma ve köpek ısırıklarından iyileşen insanlarla birlikte bir bekleme odasında kalıyor ancak wkim ayında yeni, daha büyük alana taşınması planlanıyor.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından New York Magazine dergisinden (Tribune Medya Hizmetleri) çevrildi.



Farkında olmadan hafızanızı zayıflatan 5 günlük alışkanlık

Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)
Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)
TT

Farkında olmadan hafızanızı zayıflatan 5 günlük alışkanlık

Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)
Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)

Günlük hayatımızın rutinine farkına bile varmadan yerleşen bazı basit alışkanlıklar, zamanla zihinsel keskinliğimiz ve konsantrasyon kapasitemiz üzerinde belirgin etkiler bırakabiliyor.

Araştırmalar, hafızanın yalnızca yaşlanmadan etkilenmediğini, benimsenen yaşam tarzıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Yetersiz uyku, uzun süre oturmak, kronik stres, ekranların aşırı kullanımı ve fiziksel aktivitenin ihmal edilmesi gibi alışkanlıklar, beynin işlevlerini zaman içinde olumsuz etkileyebiliyor.

Neyse ki hafızanın sağlığını korumak ve bilişsel kapasiteyi desteklemek için büyük değişikliklere ihtiyaç yok. Yeterli uyumak, düzenli hareket etmek ve zihinsel performansı uzun vadede destekleyen dengeli bir yaşam tarzı benimsemek bu sürecin temelini oluşturuyor.

İşte hafızayı olumsuz etkileyebilen başlıca günlük alışkanlıklar ve bunların etkilerini azaltmaya yönelik bazı öneriler:

Yetersiz uyku

Yetersiz uyku, beynin yeni bilgileri düzenleyip depolamasını ve sinir hücrelerindeki atık maddeleri temizlemesini engelleyerek hafızayı doğrudan olumsuz etkiliyor.

Nörobilim ve psikiyatri alanındaki güncel araştırmalar, yetersiz uyku ile hafıza sorunları arasındaki ilişkinin yalnızca yorgunluk hissinden ibaret olmadığını, beynin yapısı ve işlevlerini doğrudan etkileyen hayati bir süreç olduğunu gösteriyor.

Uyku eksikliği, akıl yürütme, planlama ve dikkat gibi işlevlerden sorumlu prefrontal korteksi doğrudan etkiliyor. Bu bölgenin işlevlerinin bozulması seçici dikkatin azalmasına yol açıyor. Başka bir ifadeyle beyin, bazı ayrıntıları daha en başından yeterince algılayamadığı için bunları hafızaya aktaramıyor. Bu durum, kişinin yaşadığı “beyin sisi” hissini açıklıyor.

Araştırmalar, uyku düzeninin erken dönemde iyileştirilmesi, düzenli olarak yaklaşık 90 dakikalık şekerlemeler yapılması ve egzersiz uygulanmasının zihinsel performansın, konsantrasyonun ve hafıza oluşturma kapasitesinin önemli bir bölümünün yeniden kazanılmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Uzun süre oturmak

Uzun süre oturmak, kan akışının azalması ve öğrenme ile hafızadan sorumlu hipokampus bölgesinde meydana gelen olumsuz değişimler nedeniyle hafızayı ve bilişsel işlevleri zayıflatabiliyor.

Tıp ve nörobilim alanındaki araştırmalar, özellikle günün büyük bölümünü oturarak geçiren hareketsiz yaşam tarzı ile hafıza zayıflığı ve bilişsel gerileme arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğuna işaret ediyor.

Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi'nde (UCLA) manyetik rezonans görüntüleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen önemli bir araştırmada, uzun süre oturmanın medial temporal lobda incelme ve hasarla bağlantılı olduğu ortaya kondu. Beynin bu bölgesi yeni anıların oluşması ve hatırlanmasında rol oynuyor ve hipokampusu da içeriyor.

Araştırmada dikkat çeken bir başka bulgu ise egzersizin, kişinin günün geri kalanında uzun saatler boyunca oturması halinde bu incelmeyi tamamen önleyememesi oldu. Buna göre uzun süre kesintisiz oturmak başlı başına bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor.

Bu etkiyi azaltmak için bilimsel öneriler

Oturmaya ara verin: Her 30 dakikada bir 2-3 dakika ayağa kalkıp hareket etmek, beyne giden kan ve oksijen akışını artırmaya yardımcı oluyor.

Çalışırken hafif egzersiz yapın: Kısa yürüyüşler yapmak veya esneme hareketleri uygulamak uzun süre hareketsiz kalmanın etkilerini azaltabilir.

Kronik stres

Fizyolojik ve nörolojik araştırmalar, kronik stresin yalnızca psikolojik bir durum veya baskı ve tükenmişlik hissinden ibaret olmadığını, beyinde ve bilişsel işlevlerde belirgin değişikliklere yol açan sürekli bir hormonal ve kimyasal tepki olduğunu ortaya koyuyor. Hafıza da bu süreçten doğrudan etkileniyor.

Vücut sürekli stres altında kaldığında yüksek miktarda kortizol salgılıyor. Bu durum, anıların depolanmasında başlıca rol oynayan hipokampus üzerinde yoğun bir baskı oluşturuyor. Zamanla tekrarlanan bu hormonal etkiler sinir hücrelerinde gerilemeye ve zihinsel esnekliğin azalmasına yol açabiliyor.

Bunun sonucunda kişi, basit ayrıntıları hatırlamakta veya yeni bilgileri öğrenmekte zorlanırken sürekli bir “beyin sisi” yaşayabiliyor.

Hafızanızı stresten nasıl koruyabilirsiniz?

Kronik stresle mücadele etmek için bir anda köklü değişiklikler yapmak gerekmiyor. Beynin korunmasına yardımcı olacak günlük ve basit adımlarla başlanabilir.

Birkaç dakikayı nefes egzersizlerine ayırmak, düzenli olarak yürümek ve büyük görevleri küçük hedeflere bölmek, yüksek kortizol seviyelerinin oluşturduğu stres döngüsünün kırılmasına yardımcı olabilir. Bu alışkanlıklar yalnızca zihinsel rahatlama sağlamıyor, aynı zamanda beynin hafızadan sorumlu bölümünün kendini toparlama ve yenileme kapasitesini destekliyor.

Ekranlara aşırı maruz kalmak

Nörolojik ve davranışsal araştırmalar, akıllı telefon, bilgisayar ve televizyon gibi ekranlara aşırı maruz kalmanın beynin yapısı ve bilişsel işlevleri üzerinde, özellikle de hafıza ve bilgiyi kavrama kapasitesi açısından belirgin etkiler oluşturabileceğine işaret ediyor.

Ekranların ve akıllı cihazların olumsuz etkileri yalnızca göz yorgunluğuyla sınırlı kalmıyor. Uygulamalar arasında hızla geçiş yapmak zihni sürekli dikkat değiştirmeye alıştırarak çalışma belleğinin, dolayısıyla kavrama ve konsantrasyon kapasitesinin zayıflamasına yol açabiliyor.

Bunun yanı sıra günlük hayatın en küçük ayrıntılarını dahi cihazlarda saklamaya giderek daha fazla bağımlı hale gelmemiz, hafızanın daha az kullanılmasına neden olabiliyor.

Ekranlardan yayılan mavi ışık da derin uyku için gerekli olan uyku düzenini bozabiliyor. Mavi ışık, uykuya yardımcı olan melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayarak uykusuzluğa veya derin uyku süresinin azalmasına yol açabiliyor.

Araştırmalar, derin uykunun hipokampusun anıları pekiştirerek kalıcı depolamaya aktardığı temel aşamalardan biri olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ekran kullanımı nedeniyle bozulan uyku düzeni hafızayı da doğrudan olumsuz etkileyebiliyor.

Fiziksel aktiviteyi ihmal etmek

Tıp ve nörobilim alanındaki araştırmalar, hareketsizliğin ve fiziksel aktivitenin ihmal edilmesinin yalnızca fiziksel kondisyonu veya kalp sağlığını olumsuz etkilemediğini, aynı zamanda beynin yapısı ve öğrenme ile hafıza kapasitesi üzerinde de doğrudan etkiler oluşturduğunu gösteriyor.

Hareketsizlik ve uzun süre oturmak yalnızca bedensel sağlığı etkilemiyor, aynı zamanda beyin hücrelerinin gelişimini destekleyen doğal uyarıcılardan birinden mahrum bırakıyor. Hareket etmek ve egzersiz yapmak, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların esnekliğini destekleyen BDNF adlı proteinin salgılanmasını artırıyor. Bu protein, hafızanın merkezi olan hipokampusu küçülme ve işlev kaybına karşı korumaya yardımcı oluyor.

Buna karşılık fiziksel aktivitenin ihmal edilmesi, beyne ulaşan kan ve oksijen akışının azalmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda beynin yeni bilgileri öğrenme ve eski ayrıntıları hatırlama kapasitesi olumsuz etkilenebiliyor.

Hareketsizliğin üstesinden gelip hafızanızı nasıl koruyabilirsiniz?

Hareketsiz yaşam tarzını değiştirmek için ağır egzersizler yapmak veya spor salonunda saatler geçirmek gerekmiyor. Sürece basit ve sürdürülebilir davranış değişiklikleriyle başlanabilir.

Günlük programa 20 dakikalık tempolu bir yürüyüş eklemek veya çalışma sırasında her saat birkaç dakika hareket etmeye özen göstermek, kan dolaşımını canlandırarak beyin hücrelerine oksijen ve besin taşınmasını destekleyebilir.

Bu basit alışkanlıklar BDNF proteininin salgılanmasını da destekleyerek hafızanın merkezindeki hipokampusun korunmasına ve zihinsel berraklık ile konsantrasyonun desteklenmesine yardımcı olabilir.


Beslenme aynı kalsa bile kilo artıyor: 50 yaşından sonra vücutta ne değişiyor?

Yaş ilerledikçe birçok kişi kilosunda kademeli bir artış gözlemliyor (Pixabay)
Yaş ilerledikçe birçok kişi kilosunda kademeli bir artış gözlemliyor (Pixabay)
TT

Beslenme aynı kalsa bile kilo artıyor: 50 yaşından sonra vücutta ne değişiyor?

Yaş ilerledikçe birçok kişi kilosunda kademeli bir artış gözlemliyor (Pixabay)
Yaş ilerledikçe birçok kişi kilosunda kademeli bir artış gözlemliyor (Pixabay)

Yaş ilerledikçe metabolizmada, kas kütlesinde, hormonlarda ve yaşam tarzında meydana gelen değişiklikler nedeniyle kilo alma ihtimali artıyor.

Birçok kişi, alışkanlıklarında önemli bir değişiklik yapmasa bile yaş ilerledikçe kademeli olarak kilo aldığını fark ediyor. Yılda 2-3 pound (yaklaşık 1-1,5 kilogram) gibi bir artış ilk bakışta önemli görünmeyebilir ancak zaman içinde genel sağlık üzerinde etkili olabilir.

ABD'nin Stoneham kentindeki Tufts Medicine Weight and Wellness Center'da görev yapan yüksek lisanslı ve kayıtlı diyetisyen Jillian Rees, yaşla birlikte kilo alımının birçok nedeni bulunduğunu ve sağlıklı kilonun korunması için yapılabilecekleri anlattı. Şarku’l Avsat’ın Tufts Medicine'ın sağlık sitesinden aktardığı habere göre  Rees'in değerlendirmelerine yer verildi.

*İnsanlar yaşlandıkça kilo alır mı?

Evet. Birçok kişi yaş ilerledikçe kilo alıyor.

Bu durum çoğunlukla metabolizmanın yavaşlaması, kas kütlesinin azalması ve fiziksel aktivite düzeyindeki değişikliklerin yanı sıra iştahı, enerji düzeyini ve vücut kompozisyonunu etkileyebilen hormonal değişikliklerden kaynaklanıyor.

*İnsanlar yaşlandıkça neden kilo alıyor?

Başlıca neden metabolizmanın yavaşlaması. Bazal metabolizma hızı (BMR), yani vücudun dinlenme halindeyken yaktığı kalori miktarı, yaş ilerledikçe doğal olarak azalıyor.

Bunun temel nedenleri arasında kas kütlesinin kaybı, yaşa bağlı kas erimesi olarak bilinen sarkopeni, yağ dokusunun dağılımı ve işlevindeki değişiklikler, hormonal değişimler, fiziksel aktivitenin azalması ve yaşam tarzındaki değişiklikler bulunuyor.

Kas dokusu yağ dokusuna kıyasla daha fazla kalori yaktığı için kas kaybı, vücudun gençlik dönemine kıyasla daha az kaloriye ihtiyaç duymasına yol açıyor.

Dolayısıyla beslenme düzeni ve fiziksel aktivite düzeyi aynı kalsa bile zaman içinde kilo alma ihtimali artıyor.

*Kilo alımı erkekler ve kadınlar arasında farklılık gösterir mi?

Kilo alımı hem erkekleri hem de kadınları etkiliyor ancak vücutta ortaya çıkış biçimi farklılaşabiliyor.

Her iki cinsiyette de karın bölgesindeki yağlanma eğilimi artarken kadınlar, hormonal dalgalanmalar nedeniyle orta yaş döneminde daha belirgin değişiklikler yaşayabiliyor. Erkeklerde ise kas kütlesi daha kademeli bir şekilde azalabiliyor ancak karın bölgesindeki yağlanma da artıyor.

Genellikle “visseral yağ” olarak adlandırılan bu yağ türü, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon riskinin artmasıyla ilişkilendiriliyor.

*Menopoz kilo alımına neden olur mu?

Menopoz çoğunlukla kilo alımıyla ilişkilendirilse de bu ilişki karmaşık.

Menopoz, vücut kompozisyonu, iştah, uyku ve yağ dağılımında değişikliklere yol açarak kilo alımını daha olası hale getirebilir. Ancak kilo alımı genellikle yaşlanma, yaşam tarzı ve hormonal değişikliklerin bir araya gelmesinden kaynaklanıyor.

*Yılda 2-3 pound (yaklaşık 1-1,5 kilogram) kilo almak sağlık açısından endişe verici mi?

Zaman içinde değerlendirildiğinde evet.

Her yıl gerçekleşen küçük kilo artışları bile kan şekeri ve tansiyonun yükselmesine, düşük düzeyli kronik inflamasyona, eklem ağrılarına ve hareket kabiliyetinin azalmasına yol açabilir.

Günümüzde bu tür inflamasyonun diyabet, böbrek hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları da dahil olmak üzere çok sayıda kronik rahatsızlıkta rol oynadığı biliniyor.

*Yaş ilerledikçe kilo vermek neden zorlaşıyor?

Kilo vermenin zorlaşmasında birden fazla faktör rol oynuyor. Bunlar arasında metabolizmanın yavaşlaması, kas kütlesinin azalması, egzersiz yapma ve egzersiz sonrasında toparlanma kapasitesinin düşmesi ile açlık ve tokluk hormonlarındaki değişiklikler bulunuyor.

*Yaş ilerledikçe sağlıklı kiloyu korumak için neler yapılabilir?

Sürdürülebilir alışkanlıklar her zamankinden daha fazla önem taşıyor:

Proteini önceliklendirin: Protein, kas kütlesinin korunmasına yardımcı olurken metabolizmayı ve tokluk hissini destekliyor. Yumurta, yoğurt, yağsız et ve bitkisel kaynaklar gibi proteinleri her öğüne dahil etmek öneriliyor.

Düzenli beslenin: Öğün atlamamak, günün ilerleyen saatlerinde aşırı yemek yemeyi azaltmaya ve açlık hormonlarının düzenlenmesine yardımcı oluyor.

Kuvvet antrenmanlarını ihmal etmeyin: Hafif ağırlıklar veya direnç bantları kasların korunmasına yardımcı oluyor. Bu egzersizlerin haftada en az iki gün yapılması öneriliyor. Sadece kardiyo egzersizleri yeterli değil.

Yeterince su tüketin: Su, metabolizmayı ve iştah kontrolünü destekliyor. Şekerli içeceklerin tüketiminin azaltılması öneriliyor.

Ultra işlenmiş gıdaları azaltın: Bu gıdalar genellikle yüksek kalorili ve besin değeri açısından düşük oluyor ve aşırı yeme eğilimine katkıda bulunabiliyor.

Uykuya öncelik verin: Yetersiz uyku açlık, stres ve kilo üzerinde etkili olabiliyor. Geceleri 7-9 saat uyumaya özen gösterilmesi öneriliyor.

*Yaş ilerledikçe metabolizma neden yavaşlıyor?

Kas kaybı ve hormonal değişiklikler, vücudun dinlenme sırasında yaktığı kalori miktarının azalmasına yol açıyor.

*50 yaşından sonra kilo vermek mümkün mü?

Evet. Kilo verme süreci daha yavaş ilerleyebilir ancak doğru beslenme, kuvvet antrenmanları ve istikrarın bir arada uygulanmasıyla kilo vermek mümkün.

*Yaşlanma sürecinde kilo kontrolü için en önemli alışkanlık nedir?

Yeterli miktarda protein tüketimi ve kuvvet antrenmanları yoluyla kas kütlesinin korunması, sağlık açısından yapılabilecek en önemli adımlardan biri olarak öne çıkıyor.


Kolesterol sorununu tek dozda çözen iğne geliştirildi

Sağlık çalışanları, entübe edilmiş bir hastaya müdahale ediyor (AFP)
Sağlık çalışanları, entübe edilmiş bir hastaya müdahale ediyor (AFP)
TT

Kolesterol sorununu tek dozda çözen iğne geliştirildi

Sağlık çalışanları, entübe edilmiş bir hastaya müdahale ediyor (AFP)
Sağlık çalışanları, entübe edilmiş bir hastaya müdahale ediyor (AFP)

Yeni bir araştırmaya göre Çin'de yürütülen küçük çaplı bir gen düzenleme çalışmasında deneysel bir iğnenin tek dozunun, tedaviden sonraki 6 ay içinde "kötü" kolesterol düzeylerini yarı yarıya düşürdüğü tespit edildi.

Bu tedavi, kanda anormal derecede yüksek yağ seviyelerine yol açan ve yaşamı tehdit eden kalıtsal bir hastalık olan ailevi hiperkolesterolemi için geliştiriliyor.

Bu rahatsızlıktan muzdarip hastalar, normalden 10 ila 20 kat daha yüksek kalp krizi riskiyle yaşıyor ve ömür boyu ilaç tedavisine ihtiyaç duyuyor.

Çin'in Şanghay Jiao Tong Üniversitesi'nden araştırmacılar, teşhisi kesinleşmiş 34 ila 62 yaşlarındaki 6 gönüllü üzerinde tedaviyi test etti ve hastaların tedaviye başladıktan sonraki 6 ay içinde "kötü" kolesterol seviyelerinde kayda değer düşüş gösterdiğini saptadı.

Araştırmacılar, deneysel tedavinin tehlikeli yan etkilere de yol açmadığını söylüyor.

"Kötü" kolesterol diye de bilinen düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), trigliserid adı verilen yağ molekülleriyle birlikte kalp hastalıklarının başlıca etkenleri arasında yer alıyor.

Bugün dünya genelindeki çoğu kişi, bu molekülleri vücutta kontrol edilebilir seviyelerde tutmak için günlük statin hapları alıyor.

Bilim insanları, bu yağ moleküllerinin seviyelerini kontrol altına almak için son yıllarda gen düzenleme yöntemlerini araştırıyor.

Öncü yaklaşımlardan biri karaciğerdeki PCSK9 genini hedef alıyor. Bu gen aşırı aktif olduğunda karaciğerin kötü kolesterolü atma yeteneğini ciddi derecede zayıflatabiliyor. Çinli bilim insanlarının Hafnia paralvei bakterisinden geliştirdiği enzim, belirli genetik dizileri hedef alarak virüsleri etkisiz hale getiriyor.

Bu bakteriyel enzimi insan DNA'sını ve özellikle de karaciğer hücrelerindeki PCSK9 genini hedef alacak şekilde modifiye ederek bu genin kolesterol üretme yeteneğini zayıflattılar.

En yüksek dozu alan üç hastada, tedaviye başladıktan sonraki 6 ay içinde PCSK9 enziminin aktivitesinde kayda değer bir azalma (yüzde 74) ve "kötü" kolesterol seviyelerindeyse yüzde 52 düşüş gözlemlendi.

Bazı katılımcılar, ateş ve kas ağrıları gibi hafif yan etkiler yaşadığını ancak bunların 24 saat içinde ortadan kalktığını belirtirken başka herhangi bir yan etki bildirilmedi.

Deney protokolüne göre, hastaların 15 yıla varan uzun süreli bir takip sürecinden geçmesi de bekleniyor.

vfbgh
Hint şebeklerinde orak hücreli anemi tedavisine yönelik gen düzenleme çalışması (AFP)

ABD'deki Cleveland Clinic'in yürüttüğü bir başka yeni gen düzenleme deneyindeyse en yüksek dozu alan 4 gönüllüde kötü kolesterolde yüzde 52, trigliseridlerde de yüzde 48'lik düşüş gözlemlendi.

Bu tedavi, kanda dolaşan yağ miktarını düzenleyen ANGPTL3 adlı geni hedef alıyordu.

Deneysel tedavi, ANGPTL3'ü engelleyen bir mutasyonla doğan kişilerin kolesterol ve trigliserid düzeylerinin son derece düşük olduğunu ve nadiren kalp hastalığına yakalandığını gösteren önceki bir araştırmaya dayanıyor.

Bilim insanları yeni gen düzenleme iğnelerinin, başka tür lipit bozuklukları olan daha fazla hastayı kapsayacak şekilde daha da geliştirilebileceğini umuyor.

Independent Türkçe