İyi bir uyku için kaçınmamız gereken 5 yiyecek nedir?

Dünya çapında birçok insan uyku bozukluklarından muzdarip (Reuters)
Dünya çapında birçok insan uyku bozukluklarından muzdarip (Reuters)
TT

İyi bir uyku için kaçınmamız gereken 5 yiyecek nedir?

Dünya çapında birçok insan uyku bozukluklarından muzdarip (Reuters)
Dünya çapında birçok insan uyku bozukluklarından muzdarip (Reuters)

Uyku bozuklukları, dünya çapında birçok insanın yaşadığı sorunlardan biri.

Bu sorun stres, aşırı sıcak hava, ileri yaş ve bazı hastalıklara maruz kalmak gibi birçok faktörden kaynaklanabilir.

Ayrıca, birçok uyku uzmanına göre, insanların her gün yediği yiyecekler, uyku bozukluğunda önemli bir rol oynuyor olabilir.

Şarku’l Avsat’ın New York Post gazetesinden aktardığı haberde, geceleri uyutmayan beş gıdaya dikkat çekildi.

Çikolata

Çikolata yüksek düzeyde kafein içerir. Bu nedenle çikolata yemek, uyku kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir.

Uyku uzmanları, kafein tüketiminin, uykunun son aşamalarında hızlı göz hareketinin (REM) daha sık meydana gelmesine neden olabileceğine dikkat çekti. Uzmanlar, çok fazla çikolata yiyen kişilerin, sabah uyandıklarında baş dönmesi olasılığının daha yüksek olduğunu vurguladı.

Peynir ve işlenmiş etler

Bazı peynirler ile pastırma, jambon ve sucuk gibi işlenmiş etler yüksek düzeyde tiramin içerir.

Uzmanlar, tiraminin, adrenal bezin ‘savaş ya da kaç hormonu’ olarak bilinen ve birkaç saat boyunca stresi, konsantrasyonu ve uyanıklığı artıran bir hormon salgılamasına neden olduğunu bildirdi.

Köri ve baharatlı yiyecekler

Köri ve diğer baharatlı yiyecekler yüksek düzeyde kapsaisin içerir.

Bu kimyasal, vücudun termoregülasyon sürecine müdahale ederek vücut ısısını yükseltiyor ve bu da uykuyu bozuyor. 

Habere göre, buna baharatları sindirmek için gereken yüksek enerji seviyelerini de eklerseniz, derin bir uykuya veda edebilirsiniz.

FOTO: Bazı gıdalar uyku kalitesini etkiler (DPA)
Bazı gıdalar uyku kalitesini etkiler (DPA)

Dondurma ve şekerli yiyecekler

Uzmanlar, geceleri dondurma ve tatlı gibi şekerli yiyecekler yemenin kan şekerinin aniden yükselmesine, daha sonra da uyku sırasında düşmesine neden olduğunu söylüyor.

Kan şekerindeki düşüş, adrenalleri acil bir durum olduğu konusunda uyarıyor. Bu da kortizol seviyelerini yükselterek vücudu uykudan uyandırıyor.

Cips

Aşırı tuz tüketiminin dehidrasyona ve su tutulumunun (ödem) artmasına neden olduğu, bunun da yorgunluk ve bitkinliğe neden olabileceği biliniyor.

Bu, iyi bir gece uykusu için faydalı gibi görünse de Avrupa Endokrinoloji Derneği tarafından yürütülen bir araştırma, tuzlu atıştırmalıkların uyku bozukluğuna yol açtığını ortaya çıkardı.

Uzmanlar, yatmadan iki ila üç saat önce cips de dahil olmak üzere tuzlu yiyeceklerden kaçınılması gerektiği konusunda uyarıyor.



Lahana turşusu mucizesi ile tanıştınız mı?

Lahana turşusu mucizesi ile tanıştınız mı?
TT

Lahana turşusu mucizesi ile tanıştınız mı?

Lahana turşusu mucizesi ile tanıştınız mı?

Lahana turşusu, lahanadan yapılan geleneksel bir fermente gıdadır ve yüzyıllardır birçok kültürde temel gıda maddelerinden biri olarak kullanılmaktadır.

Lahana turşusu, ferahlatıcı tadı ve gevrek dokusuyla ünlüdür ve Şarku’l Avsat’ın sağlık portalı onlymyhealth’den aktardığı habere göre sadece yemeklere lezzetli bir katkı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sağlık açısından da birçok faydası vardır.

Lahana turşusu nedir?

Lahana turşusu laktik fermantasyon adı verilen bir işlemle yapılır. Taze lahana ince dilimler halinde kesilir, tuzla karıştırılır ve ardından bir kapta sıkıca paketlenir. Tuz lahanadan su çekerek sebzeleri kaplayan bir salamura oluşturur.

Birkaç gün ila hafta boyunca, doğal olarak oluşan bakteriler lahanadaki şekerleri fermente ederek lahana turşusuna dönüştürür. Bu fermantasyon süreci sadece lahanayı korumakla kalmaz, aynı zamanda onu probiyotikler, vitaminler ve minerallerle zenginleştirir.

Lahana turşusunun sağlığa faydaları:

Yüksek probiyotik içeriği

Lahana turşusunun en bilinen özelliği, bağırsak sağlığının korunmasında çok önemli bir rol oynayan yararlı bakteriler olan canlı probiyotikleri yüksek oranda içermesidir. Düzenli lahana turşusu tüketimi bağırsak mikrobiyomunu güçlendirebilir, sindirime yardımcı olabilir, besin emilimini artırabilir ve bağışıklık sistemini destekleyebilir.

Sindirim sağlığını destekler

Lahana turşusu, düzenli bağırsak hareketlerini destekleyen ve kabızlığı önleyen iyi bir diyet lifi kaynağı olduğu için probiyotiklere ek olarak sindirim sağlığını da destekler.

Lif ayrıca bağırsaklarda sağlıklı bir bakteri dengesinin korunmasına yardımcı olur.

Vitamin ve mineral bakımından zengin

Lahana turşusu iyi dozda C vitamini, K vitamini ve B vitamini sunan güçlü bir besin kaynağıdır. Ayrıca demir, manganez ve potasyum gibi temel mineralleri de içerir. Bu besinler vücutta bağışıklık sisteminin desteklenmesi, kemik sağlığı ve kan basıncının düzenlenmesi gibi farklı roller oynar.

Antioksidan özellikler

Fermente lahana, C vitamini ve karotenoidler de dahil olmak üzere antioksidanlar açısından zengindir.

Antioksidanlar vücuttaki oksidatif stresle mücadele eder, bu da kalp hastalığı ve kanser gibi kronik hastalıkların riskini azaltabilir.

Bağışıklık fonksiyonunu destekler

Lahana turşusundaki probiyotikler, vitaminler ve minerallerin kombinasyonu bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomu, bağışıklık sisteminin patojenlerle savaşmadaki etkinliği için gereklidir.

Kilo vermeye yardımcı olur

Düşük kalorili ve lif bakımından zengin olan lahana turşusu, kilo verme diyetine harika bir katkı sağlayabilir. Lif, tokluk hissini teşvik ederek toplam kaloriyi azaltmaya yardımcı olur.

Ruh sağlığını iyileştirir

Ortaya çıkan araştırmalar bağırsak sağlığı ile ruh sağlığı arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Lahana turşusunda bulunan probiyotikler beyin sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilir, bu da ruh halini iyileştirebilir ve anksiyete ile de depresyon riskini azaltabilir.

Lahana turşusunu diyetinize nasıl dahil edersiniz?

Lahana turşusu, garnitür olarak kullanılmasından sandviçlere, salatalara ve daha fazlasına lezzet katmasına kadar birçok şekilde tüketilebilir.

Canlı probiyotikler içerdiğinden emin olmak için çiğ, pastörize edilmemiş lahana turşusu seçmek önemlidir. Lahana turşusunu pişirmek, içindeki faydalı bakterilerin çoğunu yok edebilir.

Lahana turşusu, ekşi bir lezzetten çok daha fazlasına sahip olan çok yönlü ve besleyici bir yemektir. Yüksek probiyotik içeriği ve besin maddelerindeki zenginliği sindirime yardımcı olabilir, bağışıklık sistemini geliştirebilir ve çeşitli başka sağlık yararları sağlayabilir.

Lahana turşusu bu faydaları elde etmenin basit bir yoludur. Bununla birlikte, K vitamini konsantrasyonu nedeniyle, sodyuma duyarlı bir rahatsızlığınız varsa veya kan sulandırıcı ilaçlar kullanıyorsanız, diyetinize lahana turşusu eklemeden önce doktorunuza danışmalısınız.


Kovid aşısının iki yan etkisi keşfedildi

(Pexels)
(Pexels)
TT

Kovid aşısının iki yan etkisi keşfedildi

(Pexels)
(Pexels)

8 ülkeden 99 milyondan fazla kişi üzerinde yapılan küresel bir çalışma, Kovid-19 aşılarının çok nadir görülen ancak zararlı olan iki yeni yan etkisini tespit etti. Bu keşif, aşılanmış kişilerin sağlık durumlarının daha iyi izlenmesine yol açabilecek bir gelişme sağladı.

Auckland Üniversitesi'nin ev sahipliği yaptığı Küresel Aşı Veri Ağı (GVDN) adlı uluslararası işbirliğine katılan araştırmacılar, Kovid-19 aşısı olduktan sonra hastaların daha büyük bir risk taşıyıp taşımadığını görmek için nöroloji, kan ve kalple ilgili 13 tıbbi durumu değerlendirdi.

Çalışmada, kimlik bilgileri gizlenmiş milyonlarca Kovid-19 aşısı olan kişinin verilerini inceledi ve aşı olduktan sonrasıyla öncesi karşılaştırıldığında çeşitli dönemlerde daha büyük bir sağlık durumu geliştirme riski olup olmadığını inceledi.

Bazı hastaların mRNA aşılarından sonra miyokardit ve perikardit gibi kalp iltihabı rahatsızlıklarına yakalandığı, bazılarındaysa viral vektör aşılarından sonra kas zayıflatan Guillain-Barré sendromu ve beyinde bir tür kan pıhtılaşması oluştuğu tespit edildi.

Araştırmacılar ayrıca viral vektör aşılarından sonra omuriliğin bir kısmında iltihaplanma (transvers miyelit) ve bazı kişilerde hem viral vektör hem de mRNA aşısından sonra akut dissemine ensefalomiyelit diye de bilinen beyin ve omurilikte iltihaplanma ve şişme belirtileri buldu.

Ancak esas koronavirüs enfeksiyonundan sonra nörolojik bir rahatsızlık geçirme riskinin, Kovid-19 aşısından sonraki riske kıyasla yaklaşık 617 kat daha yüksek olduğunu belirten bilim insanları, "aşı olmanın faydalarının risklerinden önemli ölçüde daha ağır bastığını" öne sürüyor.

Bilim insanları, "Bu çok ülkeli analiz; miyokardit, perikardit, Guillain-Barré sendromu ve serebral venöz sinüs trombozu için önceden belirlenmiş sinyalleri doğruladı" diye yazdı ve daha fazla çalışma gerektiren "diğer potansiyel sinyallerin" de belirlendiğini ekledi

Çalışmanın ortak yazarı Kristina Faksová yaptığı açıklamada, "Bu çalışmadaki popülasyonun büyüklüğü, nadir görülen potansiyel aşı sinyallerinin tespit edilme olasılığını arttırdı. Tek bir merkez ya da bölgenin çok nadir sinyalleri tespit etmek için yeterince büyük bir popülasyona sahip olması pek mümkün değil" dedi.

Araştırmacılar, Kovid-19 aşılarının mevcut anlayışını geliştirmek ve büyük veriler kullanarak güvenirliğini daha iyi ortaya çıkarmak için daha fazla çalışma yürütüyor.

Çalışmanın bir diğer yazarı Helen Petousis-Harris, "Veri panellerini kamuya açık hale getirerek, daha fazla şeffaflığı, sağlık sektörü ve kamuoyuyla daha güçlü iletişimi destekleyebiliyoruz" dedi.

Çalışmada Kovid-19 aşısından sonra görülen nadir sinyalleri tespit edilse de bilim insanları bu bulguların "ilişkilerini doğrulamak ve klinik önemini değerlendirmek için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini" söylüyor.

Independent Türkçe


Uzun Kovid'de ortaya çıkan "beyin sisinin" nedeni belirlendi

Bilim insanları, beyin sisi semptomlarının nedeninin daha iyi anlaşılabilmesi için araştırmanın kapsamının genişletilmesini istedi (Unsplash)
Bilim insanları, beyin sisi semptomlarının nedeninin daha iyi anlaşılabilmesi için araştırmanın kapsamının genişletilmesini istedi (Unsplash)
TT

Uzun Kovid'de ortaya çıkan "beyin sisinin" nedeni belirlendi

Bilim insanları, beyin sisi semptomlarının nedeninin daha iyi anlaşılabilmesi için araştırmanın kapsamının genişletilmesini istedi (Unsplash)
Bilim insanları, beyin sisi semptomlarının nedeninin daha iyi anlaşılabilmesi için araştırmanın kapsamının genişletilmesini istedi (Unsplash)

Bilim insanları, uzun Kovid'de görülen "beyin sisinin" kan-beyin bariyerindeki sızıntıdan kaynaklanabileceğini ortaya koydu.

İrlanda'daki Trinity Koleji'nden araştırmacılar, unutkanlıktan zihinsel yorgunluğa kadar farklı semptomlara yol açan beyin sisinin kan-beyin bariyerindeki dengenin bozulması nedeniyle oluşabileceğini belirledi.

Bilimsel dergi Nature'da bugün yayımlanan çalışmada, Mart-Nisan 2020'de Kovid nedeniyle hastaneye yatırılan 74 kişiye ek olarak, pandemi öncesi hastanede tedavi gören 25 kişinin verilerini inceledi.

Araştırmada, beyin sisi şikayetiyle tedavi gören 14 Kovid hastasında S100β adlı proteinin miktarının, beyin sisiyle ilişkili semptomlar göstermeyen Kovid hastaları ve Kovid'e yakalanmamış kişilere kıyasla daha fazla olduğu gözlemlendi.

Çalışmada, bu proteinin beyin hücreleri tarafından üretildiğine ve normalde kanda görülmediğine işaret edildi. Dolayısıyla bazı hastalarda kan-beyin bariyerindeki sızıntı nedeniyle proteinin kana karışmış olabileceği ifade edildi.

Hastaların MR'ları çekildiğinde, uzun Kovid ve bununla ilişkili beyin sisi semptomlarından muzdarip kişilerde kan-beyin bariyerinde sızıntı oluştuğuna dair emareler görüldü. Ancak beyin sisi şikayeti olmayanlarda veya iyileşenlerde bariyerde bozulma belirtisi gözlemlenmedi.

Araştırmanın ortak yazarı Matthew Campbell, "Her şey beyinle kandaki madde oranı arasındaki dengeyi düzenlemekle ilgili" dedi. Campbell, bu dengenin bozulmasının nörolojik işlevleri etkilediği gibi beynin hafızayla ilişkili bölümlerinde tahribata yol açabileceğini vurguladı. Bilim insanı şunları söyledi: 

Beyin sisi de dahil bu nörolojik durumların çoğunun sadece kan-beyin bariyerinin bütünlüğünü düzenleyerek tedavi edilebileceği fikri gerçekten heyecan verici.

Diğer yandan Oxford Üniversitesi'nden Paul Harrison, çalışmadaki katılımcıların Kovid'in erken dönemlerindeki varyantlara yakalandığına işaret etti. Harrison, beyin sisinin oluşumunun daha detaylı anlaşılabilmesi için aşılanan kişilerle daha geç dönemdeki Kovid varyantlarına yakalananların incelenmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Independent Türkçe


Meyve temelli beslenmenin faydaları ve zararları nelerdir?

Meyve temelli beslenmenin faydaları ve zararları nelerdir?
TT

Meyve temelli beslenmenin faydaları ve zararları nelerdir?

Meyve temelli beslenmenin faydaları ve zararları nelerdir?

Vejetaryen yaşam tarzının bir uzantısı olan meyve diyeti, öncelikli olarak meyve tüketmeye bağlı olmasıyla dikkat çekiyor.

Diyetin savunucuları potansiyel sağlık yararlarını öne sürerken, eleştirenler ise besin yeterliliği ve potansiyel riskleri konusunda endişelerini dile getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın onlymyhealth’ten aktardığı habere göre Sharda Tıp Bilimleri ve Araştırma Fakültesinden Toksikoloji Bölümü Başkanı Profesör Dr. Pooja Rastogi, meyve diyetini, bunun sağlık açısından yararları ve zararlarına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Meyve bazlı beslenme nedir?

Meyve diyeti olarak bilinen bu diyet, çiğ meyve tüketimini vurgulayan oldukça kısıtlayıcı bir veganlık biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Bu diyeti uygulayanlar, süt ürünleri de dahil olmak üzere hiçbir hayvansal ürünü tüketmiyor ve beslenme ihtiyaçları için ağırlıklı olarak meyve tüketiyor.

Sebzeler, kurutulmuş meyveler, kabuklu yemişler ve tohumlar da ölçülü olarak diyete dahil edilebilirken, tahıllar, baklagiller ve köklü ürünlerden genellikle kaçınılır veya sınırlı oranda tüketiliyor. Meyve diyetinin temel prensibi, günlük kalorinin önemli bir kısmını çiğ meyvelerden elde edilen gıdaları doğal halleriyle tüketmeye dayanıyor.

Meyve diyetinin sağlığa faydaları:

1-Besin açısından zengin.

Meyveler genel sağlık ve refah için hayati önem taşıyan temel vitaminleri, mineralleri, antioksidanları ve bitkisel besinleri yoğun olarak içeriyor.

2-Yüksek lif

Mükemmel bir diyet lifi kaynağı olan meyveler, sindirim sağlığını desteliyor, bağırsak hareketlerini düzenliyor ve tokluğu teşvik ederek kilo yönetimine yardımcı oluyor.

3-Hidrasyon

Pek çok meyve yüksek oranda su içerir ve bu da vücuttaki genel hidrasyon seviyelerine katkıda bulunuyor. Yeterince sıvı alımı, vücut sıcaklığının düzenlenmesi ve besin unsurların vücut içinde taşınması da dahil olmak üzere çeşitli vücut fonksiyonları için fayda sağlıyor.

Meyve diyetiyle ilişkili riskler ise şöyle:

1-Beslenme eksiklikleri

Meyveler çeşitli besin maddeleri sunarken, beslenmek için sadece meyve tüketmek, protein, kalsiyum, demir, B12 vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi maddelerde eksikliklere yol açabilir.

2-Yeterli protein tüketilmemesi

Meyveler, baklagiller ve tahıllar gibi diğer besin gruplarına kıyasla protein bakımından nispeten düşük olduğundan, yetersiz protein alımı kasların durumuna, bağışıklık fonksiyonuna ve genel sağlığa zarar verebilir.

3-Kan şekeri düzeylerinin dengesiz olması

Özellikle doğal şeker oranı yüksek olan meyvelerin çok miktarda tüketilmesi kan şekeri seviyelerinde dalgalanmalara neden olabilir, bu da insülin direncini kötüleştirebilir ve diyabet riskini artırabilir.

4-Diş sağlığı endişeleri

Meyvelerde bulunan doğal şekerler, uygun ağız hijyeni uygulamaları sağlanmadığı takdirde diş erozyonuna ve diş çürümesine katkıda bulunabilir.

5-Sindirim sistemi sorunları

Bazı kişiler, bu diyeti uygulamaya başladıktan sonra yüksek lif içeriği ve meyve tüketiminin hızla artması nedeniyle meyve bazlı beslenmeye geçerken şişkinlik, gaz veya ishal gibi sindirim rahatsızlıkları yaşayabilir.

Meyve diyetine dikkatli yaklaşılması, besin kaynaklarının dikkatli planlanması ve çeşitlendirilmesi yoluyla beslenme ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor.

Ayrıca, özellikle mevcut tıbbi rahatsızlıkları veya beslenmeyle ilgili endişeleri olan kişilerin, herhangi bir kısıtlayıcı diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına veya diyetisyene danışmaları öneriliyor.

Meyve diyeti, besin açısından zengin gıdalar ve sıvı alımı gibi sağlık açısından yararlı etkiler sunarken, aynı zamanda sağlık sorunlarına da neden oluyor. Bu nedenle, söz konusu diyeti uygulayanların yeterli besin alımına öncelik vermeleri, sağlıklarını yakından takip etmeleri ve potansiyel riskleri azaltmak için profesyonel rehberlik almaları gerekiyor.

Herhangi bir diyette olduğu gibi, denge, ölçülülük ve bireysel özelliklerin, genel sağlık ve refahı geliştirmenin anahtarı olduğunu da hatırlamak gerekiyor.


Kırmızı ışık kan şekeri seviyesini düşürebilir!

Kırmızı ışığın kan şekeri seviyesi üzerindeki etkileri araştırıldı.
Kırmızı ışığın kan şekeri seviyesi üzerindeki etkileri araştırıldı.
TT

Kırmızı ışık kan şekeri seviyesini düşürebilir!

Kırmızı ışığın kan şekeri seviyesi üzerindeki etkileri araştırıldı.
Kırmızı ışığın kan şekeri seviyesi üzerindeki etkileri araştırıldı.

Araştırmacılar, 670 nanometre (nm) kırmızı ışığın, hücrelerin içindeki küçük güç santralleri olan mitokondride enerji üretimini uyardığını ve bunun da glikoz tüketiminin artmasına yol açtığını tespit etti.

Biophotonics dergisinde yayınlanan araştırmaya göre glikoz alımının ardından kan şekeri seviyelerinde yüzde 27,7’lik bir azalmaya yol açtığı, ayrıca maksimum glikoz artışını yüzde 7,5 oranında azalttığı gözlemlendi.

Medical Express internet sitesine göre araştırma her ne kadar sağlıklı bireylerde gerçekleştirilmiş olsa da invaziv ve farmakolojik olmayan teknikler, vücutta yaşlanmaya katkıda bulunan kan şekerinin zararlı dalgalanmalarını azaltabileceğinden, yemeklerden sonra diyabet kontrolü üzerinde etki sağlama potansiyelini taşıyor. Bu sonuç, vücutta yaşlanmaya katkıda bulunan zararlı kan şekeri dalgalanmalarını azaltabileceğine işaret ediyor.

Araştırma aynı zamanda mavi ışığa uzun süre maruz kalmanın kan şekerinin potansiyel düzensizliği de dahil olmak üzere insan sağlığı üzerindeki önemli uzun vadeli sonuçlarının olduğunu gösterdi. LED aydınlatmanın önemi ve LED’lerin çok az kırmızıyla birlikte spektrumun mavi ucuna doğru yayıldığı gerçeği göz önüne alındığında, araştırmanın yazarları bunun potansiyel bir halk sağlığı sorunu olabileceğini öne sürdü. Mitokondri, enerji açısından zengin nükleozid adenozin trifosfatı (ATP) üretmek amacıyla oksijen ve glikozu kullanarak hayati hücresel süreçlere enerji sağlıyor.

Önceki araştırmalar, yaklaşık 650-900 nm arasındaki (görünür bölgeden yakın kızılötesi aralığa kadar uzanan) uzun dalga boyundaki ışığın, mitokondriyal ATP üretimini artırabildiğini, bunun da kan şekerini düşürdüğünü ve aynı zamanda hayvanlarda sağlık/yaşam süresini iyileştirdiğini kanıtlamıştı.

City Sağlık ve Psikolojik Bilimler Okulu Nörobiyoloji Kıdemli Öğretim Görevlisi Dr. Michael Powner ve UCL Oftalmoloji Enstitüsü Nörobilim Profesörü Profesör Glen Jeffery konuya dair şu açıklamada bulundu:

“ATP üretimindeki bu gelişme, vücutta iletilen sinyallerde değişikliklere neden olabilir. Kanser tedavisinde birincil tümörün spesifik olarak ışın tedavisine maruz bırakılmasının vücudun farklı bir yerinde bulunan ikincil tümörlerin küçülmesine yol açabileceği olguyu ifade eden abskopal etkiye aracılık edebilir. Benzer şekilde, önceki çalışmalarda farelerin sırtına seçici olarak uygulanan 670 nm ışığın, hem Parkinson hastalığı modelinde hem de diyabetik retinopati modelinde semptomları iyileştiren ATP’de iyileşmelerle sonuçlandığı gösterildi.”

Bilim insanları, 670 nanometre kırmızı ışığın kan şekeri üzerindeki etkisini 30 sağlıklı katılımcıda araştırdı. Çalışmaya rastgele olarak 670 nm kırmızı ışık grubunda 15 ve plasebo (ışıksız) grubunda 15 kişi katıldı. Katılımcıların bilinen metabolik rahatsızlıkları yoktu ve ilaç kullanmıyorlardı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre katılımcılardan daha sonra oral glikoz tolerans testi yapmaları ve sonraki iki saat boyunca her 15 dakikada bir kan şekeri seviyelerini kaydetmeleri istendi. Şeker içmeden 45 dakika önce kırmızı ışığa maruz kalan kişilerde, iki saat boyunca kandaki en yüksek şeker seviyesinde azalma ve toplam kan şekerinde azalma görüldü.

Araştırmanın baş yazarı Dr. Powner konuya dair şunları söyledi:

“Işığın mitokondrinin çalışma şeklini etkilediği ve bunun vücudumuzu hücresel ve fizyolojik düzeyde etkilere yol açtığı net bir şekilde tespit edildi. Çalışmamız, yemekten sonra kan şekeri düzeylerini düşürmek için 15 dakikalık tek bir kırmızı ışığa maruz kalmanın kullanılabileceğini gösterdi. Bu araştırma sadece sağlıklı bireylerde yapılmış olsa da yemeklerden sonra vücutta potansiyel olarak zararlı glikoz artışlarının azaltılmasına yardımcı olabileceğinden, ileride diyabet kontrolünü etkileme potansiyeline sahip oluyor.”

Profesör Jeffrey’in değerlendirmesi ise şöyle oldu:

“Güneş ışığının kırmızı ve mavi arasında bir dengesi var ancak artık mavi ışığın hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Çünkü biz görmesek de LED ışıklarda mavi renk baskındır ve içinde neredeyse hiç kırmızı yoktur. Bu, mitokondriyal fonksiyonu ve ATP üretimini azaltır dolayısıyla iç ortamlar kızıl açlığa mahkum olur. Kırmızı olmadan mavi ışığa maruz kalmak potansiyel olarak toksiktir. Mavi ışık tek başına fizyoloji üzerinde kötü bir etkiye sahiptir ve uzun vadede diyabete katkıda bulunabilecek ve sağlık süresini zayıflatabilecek kan şekerlerinin bozulmasına yol açabilir. 1990'dan önce hepimizin ampul aydınlatması vardı ve bu sorun değildi. Çünkü güneş ışığına benzer bir mavi ve kırmızı dengesine sahipti. Ancak yaşlanan nüfuslar açısından, LED’lere geçişte potansiyel bir sağlık bombası bulunuyor. Bu durum güneş ışığında daha fazla zaman geçirilerek kısmen düzeltilebilir.”


Yağ yakmak için haftada kaç kez egzersiz yapılmalı?

Haftada iki gün yorucu egzersiz yapmak, her gün yapmakla aynı faydaları sağlayabilir (Reuters)
Haftada iki gün yorucu egzersiz yapmak, her gün yapmakla aynı faydaları sağlayabilir (Reuters)
TT

Yağ yakmak için haftada kaç kez egzersiz yapılmalı?

Haftada iki gün yorucu egzersiz yapmak, her gün yapmakla aynı faydaları sağlayabilir (Reuters)
Haftada iki gün yorucu egzersiz yapmak, her gün yapmakla aynı faydaları sağlayabilir (Reuters)

Yeni bir çalışma, haftada iki gün yorucu egzersiz yapmanın, yağ kaybı söz konusu olduğunda her gün yapmakla aynı faydalara sahip olabileceğini söylüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve diğer sağlık kuruluşlarının kılavuzları, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite, haftada 75 dakika şiddetli fiziksel aktivite veya her ikisinin kombinasyonunun yanı sıra bazı güç ve esneklik egzersizleri yapılmasını öneriyor.

Amerikan CNN kanalına göre, Çin'de yapılan çalışma, 20 ila 59 yaşları arasındaki 9 bin 600'den fazla kişi üzerinde gerçekleştirildi.

Araştırmacılar, karın yağının yanı sıra genel vücut yağ seviyelerini ölçmek için "dual-energy X-ray absorptiometry (DXA)" adı verilen bir araç kullandı. Bu da halk sağlığı için en tehlikeli yağ türlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Boy ve kiloya dayalı olarak kişinin vücut yağ oranının kaba bir tahmini olan BMI ölçümlerinin aksine, dual-enerji X-ray absorpsiyometri taramaları kemik yoğunluğu, yağ dokusu ve yağsız kütlenin daha doğru bir analizini veriyor.

Çalışma, hafta sonu egzersiz yapan 772 kişinin ve her gün düzenli olarak egzersiz yapan 3 bin 277 kişinin ölçülen karın yağının, bel çevresinin, toplam vücut yağ kütlesinin ve BMI değerinin daha düşük olduğunu ortaya koydu. Bu sayı, çok az egzersiz yaptığını söyleyen 5 bin 580 kişiyle karşılaştırıldı.

Bununla birlikte çalışma ekibi, yalnızca hafta sonu egzersiz yapıyorsanız, günlük egzersize kıyasla daha yüksek yoğunlukta ve daha uzun süreli olması gerektiğini vurguladı.

Araştırmacılar çalışmalarında, "Sonuçlar, hafta sonu boyunca güçlü ve mümkün olduğunca uzun süre egzersiz yapan kişilerin daha az karın yağına sahip olduğunu ortaya koydu" diye yazdı.

Bu sonuçların, herhangi bir egzersizin hiç egzersiz yapmamaktan daha iyi olduğunu doğruladığı kaydedildi. Ayrıca, insanların yaşam tarzlarına uygun herhangi bir egzersiz yapmaları gerektiği de belirtildi.


DEHB evrimsel bir avantaj olabilir mi?

(Pexels)
(Pexels)
TT

DEHB evrimsel bir avantaj olabilir mi?

(Pexels)
(Pexels)

Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu ya da DEHB'nin, avcı-toplayıcı toplumlardaki toplayıcılar arasında avantaj sağlayan bir adaptasyon olarak gelişmiş olabileceği yeni bir araştırmada belirtildi.

Çocukların yaklaşık yüzde 11'ini etkileyen ve toplumun yaklaşık yüzde 4'ünde yetişkinlikte de devam eden yaygın bir davranışsal bozukluk olan DEHB'nin dikkat dağınıklığı, huzursuzluk, unutkanlık, dürtüsellik ve hiperaktivite gibi belirtileri var.

Günümüzde bu semptomlar çocukların okulda zorlanmasına neden olabiliyor, özgüvenin düşmesine katkı sağlayabiliyor veya yetişkinler için ilişkilerde veya işte engellere yol açabiliyor.

DEHB'li çocuklar sınıflarda bilgi kaynakları arasında daha sık gidip gelebiliyor ya da evde yeni uyaran türleri arayabiliyor.

Öte yandan yeni çalışmada dürtüsellik gibi, bu özelliklerden bazılarının avcı-toplayıcı toplumlardaki ilk toplayıcıları, kaynakların azaldığı bölgelerden daha fazlasını sunan bölgelere hızla geçmeye teşvik etmiş olabileceği öne sürülüyor.

Araştırmacılar ilk toplumlarda DEHB'li bireylerin keşfetmeye yönelik bu davranışlarının onlara evrimsel bir avantaj sağlamış olabileceğinden şüpheleniyor.

Zor durumlarda yiyecek bulmanın insan zekasını geliştiren ana etkenlerden biri olduğu düşünülüyor.

Örneğin toplayıcılık yaparken bilinen bir toprak parçasına bağlı kalmakla oradan ayrılarak yeni otlaklar arama arasında karar vermek zorunda kalındı.

Araştırmacılar DEHB'li kişilerin mevcut kaynak bölgesini terk edip yeni bir yer arama eğiliminde olabileceğini düşünüyor.

Yeni çalışmada insan katılımcıların çevrimiçi bir toplayıcılık görevinde kaynak toplaması ve ardından DEHB öz bildirim tarama değerlendirmesini tamamlaması sağlanarak bu hipotez test edildi.

457 katılımcının yaklaşık 200'ünün DEHB taraması pozitif çıktı.

Katılımcılar kaynakları azalan bir bölgeden ödül toplamaya devam etme ya da bölgeyi yenilemeyi seçme imkanına sahipti.

Bilim insanları DEHB taraması pozitif çıkan kişilerin, negatif çıkanlara kıyasla kaynakları daha erken terk ettiğini ve daha yüksek ödül oranları kazandığını tespit etti.

Aslında bu durum Afrika'daki Ariaal kabilesi gibi, keşfetmeyi tercih eden ve DEHB'yle ilişkili genetik mutasyonlarla tanımlanan günümüzün göçebe topluluklarında da belgeleniyor.

Son bulgular DEHB nitekliklerinin toplayıcılık yaparken avantaj sağladığına ve bu rahatsızlığın keşif açısından faydalı bir adaptasyon olduğuna işaret ediyor.

Independent Türkçe


Vejetaryen beslenmenin 6 yan etkisi

Vejetaryen beslenmenin 6 yan etkisi
TT

Vejetaryen beslenmenin 6 yan etkisi

Vejetaryen beslenmenin 6 yan etkisi

Vejetaryen diyet de dahil olmak üzere her tür diyetin artıları ve eksileri vardır. Sağlıklı bir diyete geçmeyi planlıyorsanız, önce bu yan etkilere bakın.

Şarku’l Avsat’ın  sağlık web portalı healthshots’tan aktardığı habere göre Dr. Rohini Patel şöyle diyor: "Vejetaryen diyetler o kadar popüler hale geldi ki insanlar et ve süt ürünlerini ortadan kaldırmaya başladı. Vejetaryen diyetin kilo kaybı da dahil olmak üzere genel sağlığı desteklediği bilinmektedir. Ancak diğer tüm diyetler gibi vejetaryen diyetin de artıları ve eksileri vardır; hayvansal ürünlerde bulunan B12 vitamini, demir, kalsiyum ve omega-3 yağ asitleri gibi bazı temel besin maddelerinden yoksun olabilir. Bu besinlerin vücudunuzda yetersiz miktarda bulunması da beslenme yetersizliklerine, yorgunluğa ve zayıf bağışıklık fonksiyonuna yol açabilir. Bu nedenle, diyetinizi değiştirmeye karar vermeden önce vejetaryen diyetin yan etkileri hakkında bilgi edinin.

Vejetaryen diyet nedir?

Vegan beslenme; et, kümes hayvanları, balık, süt ürünleri, yumurta ve bal dahil olmak üzere hayvansal kaynaklı tüm ürünleri dışlayan bitki temelli bir beslenme şeklidir. Bunun yerine meyve, sebze, tahıl, baklagiller, kabuklu yemişler, tohumlar ve bitki bazlı alternatifleri tüketmeye odaklanır.

Veganlar bu beslenme biçimini etik, çevresel ve sağlık nedenleriyle tercih etmekte, hayvanlara verilen zararı azaltmayı, çevresel etkileri azaltmayı ve bitkisel kaynaklı gıdaların tüketimi yoluyla kişisel refahı teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

Beslenme uzmanı Dr. Rohini Patel'e göre, "Vejetaryen beslenmenin sağlık açısından birçok faydası olsa da, bazı yan etkilere yol açabilir."

Patel, vejetaryen diyetin 6 yan etkisi olduğunu açıkladı:

1. Besin eksikliği

Vejetaryen bir diyet uygularsanız, beslenme yetersizliği riski vardır; balık, et ve yumurta gibi hayvansal ürünler, vejetaryen bir diyette bulunmayabilecek B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein gibi temel besinlerle doludur. Sonuç olarak, yorgunluk, halsizlik, kabızlık ve hatta beklenmedik kilo kaybına yol açabilecek besin eksiklikleri riski artar.

2. Protein eksikliği riski

Protein, dokuların inşasında ve onarımında, bağışıklık fonksiyonunun desteklenmesinde ve kas kütlesinin korunmasında hayati bir rol oynayan önemli bir makro besindir.

Proteininizi fasulye, mercimek, tofu ve kinoa gibi bitkisel kaynaklardan alsanız da, bunlar bağırsak geçirgenliğini artırabilen ve sızıntıya neden olabilen fitatlar ve lektinler gibi birçok anti-besin içerir. Öte yandan, hayvansal protein kaynakları antinutrient içermez.

3. Sindirim sistemi sorunları

Bitki temelli beslenmede yeniyseniz, sindirim sisteminizin alışması zaman alabilir. Patel, "Aniden bitki temelli bir diyete geçmek bazen şişkinlik, gaz ve irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi sindirim sorunlarına yol açabilir. Bu durum özellikle meyve, sebze, tam tahıl ve baklagiller gibi yüksek lifli gıdaların alımını artırdığınızda ortaya çıkar. Lif sağlıklı bir sindirim sistemi için gerekli olsa da, aşırı tüketim aniden karın rahatsızlığına neden olabilir."

4. Kilo alımına yol açabilir

Birçok kişi kilo vermek veya kilo kontrolünü sağlamak için vegan beslenmeye yönelirken, gıda seçimlerinin yanlış olması durumunda vegan beslenmeyle kilo almak hala mümkündür.

Vegan diyetler, kalori, şeker ve sağlıksız yağ oranı yüksek olabilen vegan peynir, şekerli atıştırmalıklar ve rafine tahıllar gibi çok çeşitli işlenmiş gıdaları içerebilir; bu gıdaların aşırı tüketimi kilo alımına katkıda bulunabilir.

5. Yeme bozukluğu riskinde artış

Vegan bir diyet benimsemek doğru yapıldığında sağlıklı bir seçim olsa da, ortoreksiya veya vejetaryen ortoreksiya gibi bir yeme bozukluğu geliştirme riskinizi de artırabilir.

Patel, "Ortoreksiya nervoza, yalnızca saf veya temiz olduğu düşünülen yiyecekleri yemeye yönelik sağlıksız bir takıntı ile karakterize edilirken, vejetaryen ortoreksiya özellikle kişinin diyetini bitkisel gıdalarla sınırlandırmaya odaklanır" diye açıklıyor. Yani vejetaryen beslenme, doğru şekilde uygulandığı takdirde sağlıklı bir seçim olabilir.

6. Aşırı besin tüketimi

Vegan beslenme genellikle meyve, sebze, kuruyemiş ve tohumlarda bulunan vitamin, mineral ve antioksidanların bolluğu nedeniyle övülse de, bazı takviyeler veya aşırı güçlendirilmiş gıdalar tüketilirse aşırı besin yüklemesi riski de vardır; Örneğin, bitki bazlı süt alternatifleri gibi güçlendirilmiş gıdaların aşırı tüketilmesi, D vitamini veya A vitamini gibi vitaminlerin aşırı tüketilmesine yol açabilir ve bu da sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir.

Bu nedenle, herhangi bir diyete başlamadan önce, diyet hakkında her şeyi bildiğinizden emin olun. Ayrıca, vegan diyetinin potansiyel yan etkilerinin farkında olmak, bu diyeti uygulamayı bırakmanız gerektiği anlamına gelmez.


Hayvansal ve bitkisel protein: Kilo kaybı için hangisi daha iyi?

Hayvansal ve bitkisel protein: Kilo kaybı için hangisi daha iyi?
TT

Hayvansal ve bitkisel protein: Kilo kaybı için hangisi daha iyi?

Hayvansal ve bitkisel protein: Kilo kaybı için hangisi daha iyi?

Bitkisel protein seçenekleri genellikle hayvansal proteinlerden daha fazla lif içerir, bu nedenle sağlık açısından daha fazla fayda sağlar. 

Uzmanlar, balık veya tavuk gibi yağsız hayvansal proteinlere odaklanmanın yanı sıra, fasulye gibi en azından bazı bitkisel proteinlerin diyete dahil edilmesini öneriyor. Zira yediğiniz protein türü sağlıklı kilo kontrolünde önemli bir rol oynayabilir. İnsanlar artık protein hedeflerine ulaşmaya her zamankinden daha fazla odaklanmış durumda ancak önemli olan yalnızca aldığınız protein miktarı değil ve proteinin türü de önemli teşkil ediyor.

Protein vücudun çalışması için gereklidir ve az yağlı süt ürünlerinden tofuya kadar çeşitli gıdalarda bulunabilir.

Genel olarak proteini hayvansal kaynaklardan alabilirsiniz, tavuk, balık ve yumurta da buna dahildir. Ancak proteinler fındık, mercimek, fasulye veya tam tahıllar gibi bitkisel kaynaklardan da alınabilir.

Birçok insan proteini etle ilişkilendirse de uzmanlar, vejetaryen seçeneklerin özellikle kilo vermek veya kilolarını kontrol etmek isteyenler için en sağlıklı seçenek olabileceğini söylüyor.

Şarku’l Avsat’ın sağlık sitesi Health’den aktardığına göre, Cedars-Sinai obezite tıbbı direktörü Amanda Velazquez “Veriler, bitki proteininin insan vücudunun ihtiyaç duyduğu beslenmeyi sağlamada eşit derecede etkili olduğunu daha net bir şekilde göstermeye başladı” ifadelerini kullandı. “Bitkisel proteinin bir bütün olarak hayvansal proteine ​​göre daha fazla faydası var” ifadelerine de yer verdi.

Şimdi, kilo kaybı söz konusu olduğunda hayvansal proteinin bitki bazlı proteinle nasıl karşılaştırıldığından ve dengeli bir beslenmede proteine ​​nasıl öncelik verileceğinden bahsedeceğiz.

Protein kilo kaybında nasıl bir rol oynar?

Kaynağı ne olursa olsun protein, sağlıklı kilo kaybına veya kontrolüne yardımcı olmanın harika bir yoludur. Mayo Clinic Tıp ve Bilim Koleji'nde klinik beslenme uzmanı Dr. Amber Schaefer protein kişinin metabolizmasını iyileştirebildiği göz önüne alındığında, daha fazla miktarda protein tüketmek daha fazla tokluk hissine yol açabilir. Schaefer “Protein insanların yalnızca kendilerini tok hissetmelerine yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda daha uzun süre tok hissetmelerine de yardımcı olabiliyor” ifadelerini kullandı.

Velazquez “Her makrobesin, vücudu sindirim sistemindeki sindirim ve işlenme süresi açısından farklı şekilde etkiler. Proteinin parçalanması daha uzun sürer ve sonuç olarak daha fazla enerji gerekir” ifadelerine yer verdi.

Protein, kilo vermeye yardımcı olmasının yanı sıra, bireyler kalorileri azaltırken vücutlarını sağlıklı tutmalarının da hayati bir parçasıdır.

Velazquez bununla ilgili olarak “Bir kişi kilo verirken, yağ kütlesiyle birlikte istemeden bir miktar kas kütlesini de kaybedecektir.  Dolayısıyla kas kütlesini korumak için kişinin vücuduna yeterli miktarda protein tüketmesi önemlidir” açıklamasında bulundu.  

Her gün protein miktarı hedefime ulaşmalı mıyım?

Genel olarak protein kaynakları söz konusu olduğunda bitki proteini önde geliyor. Uzmanlar vejetaryen seçeneklerin bir bütün olarak vücut için daha sağlıklı olduğu konusunda hemfikir zira bitkisel protein kaynakları hayvansal proteinden daha fazla lif içeriyor.

Velazquez “Kilo vermek söz konusu olduğunda, diyette sadece yüksek oranda protein tüketmek değil, aynı zamanda lif açısından zengin bir diyet uygulamak da önem taşıyor. Hayvansal protein, bitki proteinleri gibi yüksek oranda lif içermeyecektir. Örneğin bir fincan siyah fasulye yaklaşık 42 gram protein ve yaklaşık 30 gram lif içerir. Yarım parça kemiksiz balık yaklaşık 43 gram protein içeriyor ancak lif içermiyor” ifadelerini kullandı.

Genellikle bitki proteinleriyle ilişkilendirilen lifin arttırılması, sağlığın diğer açılardan da destekleyebilir.

Schaefer “Bitki proteinleri elbette lif içerir, bu da daha uzun süre tok hissetmemize yardımcı olur, bağırsak sağlığına yardımcı olurken, düzenli bağırsak hareketlerini destekler. Bu durum başlı başına kilo yönetimine yardımcı olabilir” dedi.

Bu bağlamda bitkisel ürünler de genel olarak vücut için daha sağlıklı olma eğilimindedir ancak bu, spesifik protein türüne ve onu nasıl pişirdiğinize bağlıdır. Schaefer’a göre, genel olarak bitkisel proteinler, hayvansal proteinlere göre daha az doymuş yağ içerir. Uzman bu konuda “Aşırı işlenmiş seçeneklerden uzak durmanızı öneririz çünkü bu elbette doymuş yağdan ekstra kalori almanıza neden olabilir. Zira işlenmiş gıdalar sadece daha fazla kalori içermekle kalmaz, aynı zamanda daha fazla kalori tüketimine neden olarak vücudu olumsuz etkiler” ifadelerini kullandı.

Velazquez ise “Fazla et tüketmek bunun iyi bir örneğidir; çünkü genellikle kolorektal kanserle bağlantılı olan nitritleri beraberinde getirir. Daha geniş anlamda, büyük miktarlarda kırmızı et tüketmek (özellikle işlenmiş), daha yüksek tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve ölüm oranlarıyla ilişkilendirilmiştir” ifadelerine yer verdi. 

Bu nedenle Schaefer, “Eğer çok miktarda biftek yemek gibi, hayvansal ürünleri aşırı tüketiyorsak, zamanla bu durum vücutta baskının artmasına yol açabilir” dedi.

Vejetaryen beslenme kalp sağlığı için gerçekten daha mı iyi?

Bir çalışmada bu sorunun cevabı evet olduğu ve besleyici, protein dolu bir diyete öncelik vermek çok önemli olduğu belirtildi.

Genel olarak yetişkinlerin günlük ihtiyaç duyduğu protein miktarı vücut ağırlığının kilogramı başına yaklaşık 0,8 gramdır.  Bu, 150 kiloluk bir kişinin günde yaklaşık 55 gram proteine ​​​​ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Amaç ister kilo vermek ister sadece sağlıklı kalmak olsun, her gün doğru miktarda protein alımına dikkat edilmesi gerekiyor.

Bu proteinin nereden alınacağını seçmek zor olabilir. Protein tozu gibi ürünler kişinin protein hedeflerine ulaşmasına yardımcı olarak rutinine kolay bir şekilde eklenebilir. Ancak Velazquez “İşlenmiş bir içerik olduğundan, protein tozları söz konusu olduğunda ekstra dikkatli olmak ve besin etiketini okumak çok önemlidir. Bitki bazlı ürünlerin kullanılmasını teşvik ediyorum. Tozlar yoluyla protein alımınızı artırmak yerine yapabileceğiniz en iyi şey, diyetinize doğrudan daha fazla doğal protein eklemektir” dedi.

Schaefer “Bitki bazlı protein en sağlıklı seçenek olabilir ancak bu, kişinin bir gecede vejetaryen olması gerektiği anlamına gelmiyor. Bunun yerine mümkün olduğu kadar değişiklik yapın. Mercimek, nohut veya fasulye gibi baklagillerden birinden en az üç porsiyon yemenizi öneriyoruz. Bir hafta kırmızı etin yerine bunları yiyebilir, böylece aldığınız doymuş yağ miktarını azaltabilirsiniz” dedi. Ayrıca “Kilo vermek veya sağlığınızı korumak için tüm hayvansal proteinleri kısıtlamak da gerekli değil, dengeli bir diyet, hayvan ve bitki proteinlerini içerebilir” ifadelerini kullandı. Son olarak “Tipik tavsiyem her ikisinin bir kombinasyonunu sağlamaktır. Ancak genel olarak insanlar bitkisel proteinlere yönelmeye çalışmalı” ifadelerine yer verdi.

Velazquez, eğer insanlar hayvansal proteine ​​bağlı kalmak istiyorsa balık, deniz ürünleri, tavuk ve hindi gibi yağsız proteinlerin daha iyi seçeneklerin bulunduğunu belirterek ‘Bilinmesi gereken önemli şey de kalitenin önemli olduğudur’ ifadelerine yer verdi.


Araştırma: Kadınlar düzenli egzersizin faydalarını erkeklerden daha fazla görüyor

(AA)
(AA)
TT

Araştırma: Kadınlar düzenli egzersizin faydalarını erkeklerden daha fazla görüyor

(AA)
(AA)

ABD'de bilim insanları, fiziksel aktivitenin cinsiyete bağlı farklılıkları olup olmadığını tespit etmek amacıyla 1997 ile 2017 yılları arasında Ulusal Sağlık Görüşme Anketi'ne katılan 412 binden fazla kişinin egzersiz alışkanlıklarını inceledi.

Erkeklerin düzenli egzersizden kadınlarla aynı seviyede faydalanmaları için daha fazla çalışma yapmaya ihtiyaç duyduğunu belirleyen araştırmacılar, kadınların haftada 140 dakikalık orta-ağır düzeyde egzersizinin erkeklerin 300 dakikalık aynı düzeyde egzersiz yapması ile eşdeğer olduğunu kaydetti.

Araştırmada ayrıca, düzenli egzersiz yapan kadınların kardiyovasküler rahatsızlıklar, kalp krizi veya inmeden ölme oranının yüzde 36 daha az olduğu, düzenli egzersiz yapan erkeklerde ise bu oranın yüzde 14 daha az olduğu tespit edildi.

Çalışmada, incelenen yıllar arasında düzenli egzersiz yapan kadınların yapmayanlara oranla yüzde 24 daha az ölüm riskine sahip olduğu, bu oranın erkeklerde ise yüzde 15 olduğu bildirildi.

Araştırma "Journal of the American College of Cardiology" dergisinde yayımlandı.