Fransa’da ilk kez yapılan gırtlak nakli sayesinde bir hasta konuşma yetisine kavuştu

Ameliyatı gerçekleştiren sağlık ekibi (Arşiv - Reuters)
Ameliyatı gerçekleştiren sağlık ekibi (Arşiv - Reuters)
TT

Fransa’da ilk kez yapılan gırtlak nakli sayesinde bir hasta konuşma yetisine kavuştu

Ameliyatı gerçekleştiren sağlık ekibi (Arşiv - Reuters)
Ameliyatı gerçekleştiren sağlık ekibi (Arşiv - Reuters)

Fransa’da bir kadın Lyon’da bir sağlık ekibi tarafından gerçekleştirilen cerrahi operasyon ile ülkedeki ilk gırtlak nakli ameliyatını oldu. Sağlık ekibi bu nadir ‘başarıyı’ küresel düzeyde tekrarlayabilmeyi ümit ettiğini belirtti.

Sadece ismi paylaşılan 49 yaşındaki Karen, 1996 yılında geçirdiği kalp krizinin ardından uygulanan entübasyona bağlı komplikasyonlar nedeniyle yaklaşık 20 yıldır trakeostomiden nefes alıyordu ve konuşamıyordu.

2 - 3 Eylül tarihlerinde Lyon’da gerçekleştirilen ameliyattan birkaç gün sonra Karen birkaç kelime söyleyebildi. O zamandan beri, konuşma yeteneğini kalıcı olarak yeniden kazanma umuduyla bir konuşma terapisti ile ses telleri, yutma ve nefes almaya yönelik rehabilitasyon seanslarına katılıyor. Vücudun nakledilen organın reddetmesinin ardından bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavisi artırılan hasta, 26 Ekim’de Fransa’nın güneyindeki evine dönebildi.

Hasta bu nedenle dün ameliyatın detaylarının sunulacağı konferansa katılamadı. Ancak yazılı olarak 10 yıl önceki ‘normal hayatına dönmek’ için bu bilimsel deneye katılmaya gönüllü olduğunu belirtti. Yazdığı notta “Kızlarım benim konuştuğumu hiç duymadı” ifadelerine yer verirken, acılarla yüzleşmek ve yeniden öğrenme yolunda ilerlemek için cesaret ve sabırla donanmış olduğunu belirtti.

La Croix-Rousse Hastanesi Kulak Burun Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Profesör Philippe Seroz da Fransa’da benzeri görülmemiş bu nakli koordine etmeden önce ne kadar kararlı olduğuna da değindi..

‘Şans’ ameliyatı

Bu cerrahi müdahale fikri, 1998 yılında ABD’nin Cleveland kentinde bir motosiklet kazasında ses tellerini kaybeden adam için gerçekleştirilen dünyanın ilk gırtlak nakli sonrasında ortaya çıktı.

Cerrah bu ameliyat hakkında düşünse de 2010 yılında bir konferans sırasında tesadüfen, bu ameliyatı herhangi bir rapor yayınlamadan tekrarlayan Kolombiyalı bir meslektaşıyla tanışıncaya kadar uygulama kararı almadı.

Profesör Seroz’a göre, Kolombiyalı Doktor Luis Fernando Tentenago Londoño, bu organ ‘çok küçük sinirler içerdiği, kesişen çok küçük arterlerin olduğu ve kan damarları aracılığıyla kan beslendiği için’ ameliyatın ‘en karmaşık yönlerden biri olan’ gırtlağın nasıl yerleştirileceğini öğretmek için Seroz’u bir haftalığına Kolombiya’nın Cali şehrine davet etti.

Sonraki on yıl boyunca uzmanlardan oluşan bir ekiple eğitim aldı, onaylar aldı ve nitelikli hastalar aramaya başladı. 2019 yılında Karen ile tanıştı. Ancak Kovid salgını her şeyin durmasına neden oldu.

Bu arada, dünya genelindeki tıbbi kayıtlarda, biri 2010’da Kaliforniya’da, diğeri 2015’te Polonya’da olmak üzere iki gırtlak nakli olduğunu gösteriyor. Bu sayı çok fazla değil zira bu işlemlere herhangi bir öncelik verilmiyor. Laringeal disfonksiyon ciddi sakatlığa neden olsa da hastaların yaşamları için bir tehdit oluşturmuyor.

Rahim ve penis nakli

2022 yılında Fransız sağlık ekibi bu alanda başlattığı çalışmaları tamamlamak için geri döndü. Geriye sadece gırtlak için ‘cinsiyet, kilo, boy, kan grubu açısından alıcıyla tamamen uyumlu anatomik özellikleri karşılayan’ uygun donörü bulmak kalmıştı.

1 Eylül’de donör bulundu. Ailenin onayının ardından yaklaşık 10 saati gırtlağın alınması, 17 saati ise nakil olmak üzere 27 saat süren cerrahi müdahale gerçekleştirildi.

Fransa’da bir ilk olan bu operasyona, Edouard Hérieux Hastanesi Üroloji ve Transplant Cerrahisi Bölüm Başkanı Profesör Seroz ve meslektaşı Lionel Badet’in koordinatörlüğünde Lyon Üniversitesi Hastanesi’nden 12 cerrah ve yaklaşık 50 çalışan katıldı.

Bu tıbbi kahramanlıktan duyulan gurura rağmen Fransız sağlık ekibi temkinli davranıyor. Seroz, ‘ameliyatın başarılı olup olmayacağının hasta tarafından belirleneceğine’ dikkat çekerek, gırtlaktaki motor fonksiyonların yeniden kazanılmasının 12 ila 18 ay süreceğini, bu sürenin sinirlerin yeniden büyümesi için uygun olduğunu belirtti. Bu nedenle, Seroz diğer iki boğaz nakline geçmeden önce kadının ‘tamamen sağlıklı’ olmasını bekleyeceğini belirtti.

Lyon hastaneleri, daha önce 1998 yılında dünyanın ilk el nakline, 2000 yılında ise organ naklinin öncülerinden olan ve 2021 yılında hayatını kaybeden Profesör Jean-Michel Dubernar’ın iki elinin nakledilmesi ile ilk iki el nakline ev sahipliği yapmıştı.

Profesör Badet, yeni uzmanlıklara açılan bu ‘nakil serüvenine’ kendisinin de katıldığını belirterek, önümüzdeki dönemde kol ve boğazdan sonra rahim ve penis nakillerine de tanık olacağımızı düşünüyor.



Kan şekeri kontrolünde muz mu, tatlı patates mi daha faydalı?

Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).
Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).
TT

Kan şekeri kontrolünde muz mu, tatlı patates mi daha faydalı?

Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).
Olgunlaşmamış muzlarda dirençli nişasta daha yüksek miktarda bulunur (Pixabay).

Muz ve tatlı patates, sağlıklı ve dengeli beslenmeye katkı sağlayan çeşitli besin öğeleri içeriyor. Ancak kan şekerini dengede tutmayı hedefleyenler için tatlı patates daha iyi bir seçenek olabilir.

Tatlı patates kan şekerini dengelemek için neden daha iyi?

Tatlı patatesin içerdiği lif, protein ve kompleks karbonhidratlar, kan şekeri seviyelerinin kontrol altında tutulmasına yardımcı olabilir.

Meyve ve sebzelerde fruktoz ve glikoz olarak bilinen basit karbonhidratlar, yani şekerler bulunur. Vücut bu karbonhidratları parçalayarak hızla kullanır. Bu süreç, kan şekeri seviyelerinde geçici yükselişlere yol açabilir.

Muz, tatlı patatese kıyasla çok daha fazla basit karbonhidrat içerir.

Buna karşılık tatlı patates, sindirimi daha uzun süren kompleks karbonhidratlar açısından iyi bir kaynaktır. Bu özellik, kan şekerinin ani yükselmesini sınırlamaya yardımcı olabilir.

Bununla birlikte muz ve tatlı patatesin, diyabet hastaları veya kan şekerini dengede tutmaya çalışan kişiler için kötü seçenekler olmadığını belirtmek gerekir. Aşırı olgunlaşmış muzlardan kaçınıldığında, her iki besinin de glisemik indeksi düşük kabul edilir.

Kan şekeri kontrolüne yönelik faydaları artırmak için dirençli nişasta bakımından zengin muz ve tatlı patates tercih edilebilir. Dirençli nişasta, ince bağırsakta parçalanmayan ve sindirime direnç gösteren bir karbonhidrat türüdür.

Dirençli nişasta, olgunlaşmamış muzlarda ve pişirildikten sonra soğumaya bırakılan tatlı patateslerde daha yüksek miktarda bulunur.

Tatlı patates kilo vermek için daha avantajlı

Meyve ve sebzeler genel olarak düşük kalorili ve az yağlı oldukları için kilo vermek isteyenler açısından uygun seçeneklerdir.

Bununla birlikte tatlı patatesin içerdiği besin öğeleri, kilo kontrolü konusunda bu sebzeye avantaj sağlayabilir.

Protein ve lif tüketimi, tokluk hissinin artmasıyla ilişkilidir. Başka bir deyişle lif ve protein bakımından zengin besinler, fazla kalori almadan daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur.

Muzun lif içeriği olgunluk derecesine göre değişse de tatlı patates, bu açıdan genellikle daha avantajlıdır.

Muz ve tatlı patatesin besin değerleri karşılaştırması

Muz ve tatlı patates, sağlıklı beslenme açısından iyi seçeneklerdir. Ancak her biri farklı besin öğeleri ve sağlık yararları sunar.

Potasyum: Muz potasyum içeriğiyle tanınsa da tatlı patates bu mineral bakımından daha zengindir. Orta boy fırınlanmış bir tatlı patates yaklaşık 542 miligram potasyum içerirken orta boy bir muzda bu miktar 422 miligramdır. Potasyum, sağlıklı kan basıncının korunmasına ve vücudun sıvı dengesinin düzenlenmesine yardımcı olur.

C vitamini: Tatlı patates, muzun içerdiği C vitamininin yaklaşık iki katını sağlar. C vitamini bağışıklık sisteminin işleyişini destekler, kolajen üretimine katkıda bulunur ve vücutta antioksidan görevi görür.

A vitamini: Tatlı patatese turuncu rengini veren bitkisel pigment beta karoten, vücutta A vitaminine dönüştürülür. A vitamini, göz sağlığının ve bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olur. Tatlı patates, beta karoten bakımından muza kıyasla oldukça zengindir.

Folik asit: B grubu vitaminlerinden biri olan folik asit, DNA ve diğer genetik materyallerin oluşumu için gereklidir. Orta boy bir muz 23,6 mikrogram folik asit içerirken fırınlanmış bir tatlı patateste bu miktar 6,84 mikrogramdır.

Hangisini tercih etmelisiniz?

Muz ve tatlı patates, beslenme düzenine eklenebilecek faydalı gıdalardır. Kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutmak veya kilo vermek isteyenler için tatlı patatesi muzdan daha sık tüketmek daha uygun olabilir.

Bununla birlikte en doğru tercih, kişinin sağlık hedeflerine bağlıdır.

- Hızlı ve sağlıklı bir atıştırmalık için: Muz, kolay taşınması, doğal tatlılığı ve herhangi bir hazırlık gerektirmemesi nedeniyle oldukça popülerdir.

- Bağışıklık sistemini desteklemek için: Tatlı patates, C ve A vitaminleri açısından iyi bir kaynaktır. Orta boy fırınlanmış bir tatlı patates, kadınların günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 30'unu, erkeklerin ise yüzde 25'ini karşılar. Ayrıca yetişkinlerin günlük A vitamini ihtiyacının yüzde 100'ünden fazlasını sağlar. Her iki vitamin de bağışıklık sisteminin sağlıklı işleyişinde önemli rol oynar.

- Egzersiz sonrasında: Sağlıklı proteinler, karbonhidratlar ve potasyum içeren besinler, vücudun yoğun egzersiz sonrasında toparlanmasına yardımcı olur. Hem muz hem de tatlı patates bu amaçla tüketilebilir.

- Kalp sağlığını desteklemek için: Her iki besin de kalp sağlığı açısından faydalıdır. Fırınlanmış bir tatlı patates, günlük önerilen potasyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 12'sini karşılarken bir muz yaklaşık yüzde 9'unu sağlar. Potasyum tüketiminin artırılması ve beslenmede sodyum miktarının azaltılması, kalp ve damar hastalıkları riskinin düşürülmesine katkıda bulunabilir.

- Bağırsak sağlığını iyileştirmek için: Muz ve tatlı patates, lif ve dirençli nişasta içerir. Özellikle daha az olgunlaşmış muzlar bu açıdan öne çıkar. Lif ve dirençli nişasta sindirim sisteminde yavaş ilerleyerek bağırsaklardaki yararlı bakterilerin beslenmesine yardımcı olur.


Bir İtalyan köyünde uzun ömür araştırması: 100 yaşını aşanların ortak noktaları

İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)
İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)
TT

Bir İtalyan köyünde uzun ömür araştırması: 100 yaşını aşanların ortak noktaları

İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)
İtalya’nın Bolotana köyünde 100 yaşını aşmış çok sayıda kişi yaşıyor (Pixabay)

İtalya’nın Sardinya Adası’ndaki küçük bir köyde 100 yaşını aşan çok sayıda kişi yaşıyor. Bu durum, National Geographic’ten bir araştırma ekibini, ileri yaşlara kadar hayatta kalma oranlarının yüksekliğini açıklayabilecek etkenleri araştırmak üzere köy sakinlerinin yaşam biçimlerini incelemeye yöneltti. Uzun yaşam oranlarının yüksek olduğu bölgeler olarak bilinen “Mavi Bölgeler”e yönelik ilgi de giderek artıyor.

Şarku’l avsat’ın ABD merkezli Fox News kanalından aktardığı habere göre araştırmacılar, Bolotana köyünün “Mavi Bölgeler” listesine girmeye aday olduğunu belirtti. 2024 yılı verilerine göre, nüfusu 2 bin 262 olan köyde 100 yaşını doldurmuş veya bu yaşı aşmış 10 kişi bulunuyor. Bu oran, Sardinya ortalamasının yaklaşık 10, ABD ortalamasının ise 11 katı.

Araştırmacılar, Bolotana’daki asırlık çınarların günlük yaşamlarında ortak olan üç alışkanlık belirledi.

Ağır egzersizler yerine günlük hareketlilik

Bolotana sakinleri her gün yürümeye özen gösteriyor. Köyün yokuşlu sokakları, sakinleri mağazalara, kafelere, iş yerlerine ve arkadaşlarının evlerine ulaşmak için yürümeye yönlendiriyor. Köy içinde otomobil kullanımı da sınırlı kalıyor.

Uzun yaşam araştırmaları yapan Blue Zones şirketinin kurucusu ve National Geographic araştırmacısı Dan Buettner, gün içine doğal biçimde yayılan hareketliliğin spor salonlarına gitmekten daha önemli olabileceğini düşünüyor.

Buettner, “Bu tür kendiliğinden gerçekleşen yürüyüşler, uzun yaşam açısından spor salonuna gitmekten daha önemlidir” dedi.

Köy sakinlerinin bilinçli olarak ömürlerini uzatmaya çalışmadığını belirten Buettner, “Bunlar ortalama genetik özelliklere sahip sıradan insanlar. Olağanüstü bir disipline ya da daha iyi genlere sahip, insanüstü kişiler değiller” ifadelerini kullandı.

Buettner, sözlerini şöyle sürdürdü: “Onlar uzun yaşamın peşinden koşmuyor. Uzun yaşam, içinde bulundukları çevrenin bir sonucu.”

Ağırlıklı olarak bitkisel beslenme

Beslenme düzeni, Bolotana’daki yaşamın öne çıkan özelliklerinden biri. Köy sakinleri başta baklagiller, sebzeler, buğday, zeytin ve zeytinyağı olmak üzere bitkisel gıdalarla besleniyor; peynir ve eti ise daha sınırlı miktarlarda tüketiyor.

Buettner, köyde 100 yaşını aşan kişilerin beslenme düzeninin yaklaşık yüzde 90’ının bitkisel gıdalardan oluştuğunu belirterek, “Proteine odaklanmıyorlar, bunun yerine kompleks karbonhidratlara ağırlık veriyorlar” dedi.

Köy sakinleri genellikle ekmek, peynir, zeytin ve kahveden oluşan sade bir kahvaltı yapıyor. Öğleden sonra erken saatlerde yenilen öğle yemeği ise günün ana öğününü oluşturuyor. Bu öğünde çoğunlukla mevsim sebzeleri ve fasulyeyle hazırlanan minestrone çorbası gibi yemekler tüketiliyor.

Buettner, baklagillerin önemine dikkati çekerek, “Baklagiller, burada uzun yaşamla ilişkilendirilen beslenme düzeninin temel taşını oluşturuyor” dedi. Köy sakinlerinin nohut, mercimek ve beyaz fasulye gibi çeşitli baklagilleri tükettiğini belirtti.

Geçmişte köy halkı eti ayda yaklaşık beş kez, çoğunlukla kutlama ve özel günlerde tüketiyordu. Yemeklerin hazırlanmasında ise yaşlı zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağı kullanılıyordu.

Bilim insanları, bu yağda bulunan bazı nadir yağ asitlerinin yüksek seviyelerinin uzun yaşamla ilişkili olup olmadığını araştırıyor. Ancak şu ana kadar bu konuda kesin bir sonuca ulaşılmış değil.

Güçlü sosyal bağları korumak

Bolotana sakinlerinin ortak alışkanlıkları yalnızca hareketlilik ve beslenmeyle sınırlı değil. Aile üyeleri, arkadaşlar ve komşularla sürekli iletişim kurmak da günlük yaşamın önemli bir parçasını oluşturuyor. Birlikte yenilen yemekler ve toplumsal etkinlikler, bu ilişkilerin sürdürülmesine katkı sağlıyor.

Buettner, köydeki kadınların güçlü sosyal bağlara sahip olduğunu gözlemledi. Kadınlar düzenli olarak kütüphanede bir araya geliyor, birlikte ekmek ve tatlı yapıyor, dini ve sosyal etkinliklere katılıyor.

Buettner ayrıca erkeklerin ev işlerine daha fazla katılmasının kadınların üzerindeki yükü hafifletebileceğine dikkati çekti. Bunun kadınlar arasında uzun yaşam oranlarının yüksek olmasını açıklayabilecek olası etkenlerden biri olduğunu belirten Buettner, söz konusu değerlendirmenin bilimsel olarak kanıtlanmış bir sonuç olmadığını vurguladı.


Uzmanlar uyardı: Zayıflama iğneleri besin eksikliklerine yol açabilir

Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)
Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)
TT

Uzmanlar uyardı: Zayıflama iğneleri besin eksikliklerine yol açabilir

Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)
Bu yıl yayımlanan bir araştırmaya göre zayıflama amacıyla GLP-1 ilaçlarının kullanılması, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde temel besin maddelerinin eksikliğiyle ilişkilendirildi (AFP)

Julia Musto Bilim ve İklim Muhabiri

Giderek artan sayıda araştırmaya göre GLP-1 kullanıcıları, genel sağlıklarını etkileyebilecek besin yetersizlikleri yaşıyor.

Yaklaşık 30 milyon Amerikalı zayıflama veya diyabet tedavisi amacıyla bu ilaçları kullanıyor. Ancak iştahı bastıran bu iğneler birçok kişinin ciddi miktarda kilo vermesine yardımcı olsa da bazı olumsuz yan etkileri de var.

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu ve Kopenhag Üniversitesi'nin birden fazla araştırmayı inceleyerek ağustosta yayımladığı çalışma, GLP-1 kullanıcılarının sinirleri koruyan B12 vitamini, kaslarla organları onaran protein ve sindirim sistemini destekleyen lif açısından eksiklik yaşadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, "GLP-1 ilaçları, farklı ve çoğu zaman kaynakları yetersiz klinik ortamlarda milyonlarca hastaya reçete ediliyor. Bu nedenle beslenmeyi bu bakım modeline dahil etmek yalnızca önerilen bir yaklaşım değil, acil bir gereklilik" diye vurguluyor.

Ohio Eyalet Üniversitesi'nden araştırmacılara göre toplamda 10 milyon Amerikalı yeterli miktarda B12 almıyor.

B12 genellikle hayvansal gıdalarda bulunduğu için bitki bazlı beslenen kişilerin, GLP-1 ilaçları kullanıyorsa eksiklik yaşama riski daha yüksek.

İncelemede ayrıca GLP-1 kullanıcılarının yüzde 43'ünün yeterli protein tüketmediği ve düşük lif alımının mide bulantısı, şişkinlik ve kabızlığa yol açarak "hastaların daha da az yemek yediği bir döngü yaratabileceği" tespit edildi.

Mayo Clinic'e göre vücudun sağlıklı bir kiloyu koruması ve diyabet riskini artırabilecek, kan şekerindeki ani yükselmelerle mücadele etmesi için lifin yanı sıra proteine de ihtiyacı var. 

GLP-1 ilaçları kullanırken besin yetersizliği yaşayanlar sadece yetişkinler de değil. ABD'de 12 yaşından küçük çocukların obezite tedavisi için GLP-1 ilaçlarını kullanma oranı, 7 yıl öncekinin 300 katına çıktı. Northwestern Üniversitesi'nin eylülde yayımlanan araştırmasına göre, bir yıl boyunca GLP-1 ilaçları kullanan 10-17 yaşlarındaki çocukların neredeyse 6'da birinde besin eksikliği teşhis edildi.

En sık görülen komplikasyon D vitamini eksikliğiydi. Süt ve kahvaltılık gevreklere eklenen bu vitamin, kemiklerin sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor ve bağışıklık sistemini destekliyor.

Çalışmanın yazarları şu ifadeleri kullanıyor:

D vitamini, demir ve kalsiyum gibi besinler, ergenlik çağında özellikle önem taşır. Bu dönemde ortaya çıkan eksiklikler, iskelet sağlığı ve genel gelişim üzerinde kalıcı etkiler bırakabilir.

Orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde de benzer bir D vitamini eksikliği gözlemlendi. Bu besin maddesi, özellikle kemiklerin zayıflamaya başladığı yaşam evrelerinde kemiklerin sağlam kalması için gerekli olduğundan, bu da endişe verici bir durum.

Ocak ayında yayımlanan bir incelemede, bir yıl boyunca bu ilaçları kullanan 480 binden fazla yetişkinin yüzde 13,6'sında D vitamini eksikliği saptandı.

Sonuç olarak, bu besin maddelerinden herhangi birinin eksikliği, kilo kaybının ötesinde zarara yol açabilir. Daha fazla araştırmaya ihtiyaç var fakat Cleveland Clinic, GLP-1'lerle bağlantılı olmayan besin eksikliklerinin, kemiklerin yumuşamasına ve büyüme geriliğine yol açabildiğini belirtiyor.

Böyle bir durumdan etkilenmiş olabileceğinizi gösteren belirtiler arasında halsizlik, yorgunluk, dikkat dağınıklığı, kuru cilt veya kızarıklıklar, saç dökülmesi ve kırılgan saçlar, enfeksiyonlar, düşük vücut ısısı ve kalp atış hızında yavaşlama yer alıyor.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news