2023’ün en önemli tıbbi başarıları

2023’ün en önemli tıbbi başarıları
TT

2023’ün en önemli tıbbi başarıları

2023’ün en önemli tıbbi başarıları

Her yılın sonunda, yakın zamanda veya gelecekte halk sağlığının iyileştirilmesinde önemli etkisi olacak tıbbi olayları ele alıyoruz. Söz konusu olaylar arasında, hastalıkların nedenlerini, nasıl teşhis edileceğini bilmek, en iyi tedavi yöntemlerinin bulunması ve hastalıklara karşı koruma sağlayacak aşıların keşfedilmesi gibi gelişmeler yer alıyor. Gelişmeler halk sağlığının iyileştirilmesine olumlu bir şekilde yansıyor.

Yapay zeka başta olmak üzere modern teknolojilerin kullanımındaki hızlı gelişmenin milyonlarca insanın hayatının kurtarılmasına katkı sağladığına şüphe yok. Şimdi bu büyük başarıları inceleyeceğiz:

Öncü başarılar

• Alzheimer hastalığına karşı etkili bir ilaç.

Şu ana kadar Alzheimer hastalığını tedavi etmek için kullanılan ilaçların çoğunun hastalığı tamamen iyileştirmeyi başaramadığı, sadece hafızayı ve mantıksal düşünmeyi mümkün olduğu kadar uzun süre korumaya çalıştığı biliniyor. Bu yılın temmuz ayında Leqembi adlı ilaç, klinik araştırmalarda tedavinin, özellikle hastalık evrelerinin başlangıcında, hafıza bozukluğunun fark edildiği anda kullanılması durumunda, hastaların durumunun kötüleşmesini net bir şekilde yavaşlatmada etkinliğini gösterdikten sonra ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı.

Yeni ilaç, ilaçla aynı formda olan ancak hasta üzerinde psikolojik etki yaratacak etken madde içermeyen plasebodan yüzde 27 daha iyi performans gösterdi. Hastalar daha uzun süreler boyunca mümkün olduğu kadar normale yakın bir şekilde hastalıkla başa çıkabildi ve büyük ölçüde bağımsızlıklarına kavuştu. Bu ilaç hastalığa çare olmasa da, Alzheimer hastalığının altında yatan nedeni tedavi eden, beyinde zayıf hafızaya yol açan beta-amiloid plak tabakasını ortadan kaldıran ve erken evrelerde hastalığın seyrini değiştiren ilk onaylanmış ilaç oldu. Söz konusu ilaç, hastanelerde iki haftada bir, birer saat süreyle intravenöz damlama yoluyla uygulanıyor.

• Yapay insan embriyoları.

Birleşik Krallık’taki Cambridge Üniversitesi ve ABD’deki Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları, yalnızca kök hücreleri kullanarak yumurta veya sperm içermeyen yapay insan embriyoları oluşturmayı başardı.

Kök hücreler daha önce vücuttaki organların yerini almak üzere kullanılmış olsa da, tamamen işlevsel bir embriyo oluşturma başarısı ilk kez gerçekleşti. Bu embriyo, genellikle milyonlarca hücreye bölünen ve tam bir embriyo olmaya devam eden hücreleri içerdiğinden, oluşumunun erken aşamalarında normal embriyolara benziyor. Şimdiye kadar modelde atan bir kalp ya da beyin aşamasına ulaşılamadı.

Ancak aynı hücreler, oluşumunun başlangıcında plasentayı ve fetüsü çevreleyen keseyi, yolk kesesini oluşturur ve anne rahmine yerleşir ve bölünme tam bir fetüs haline gelinceye kadar devam eder.

Büyük bilimsel başarıya rağmen çoğu bilim insanı bu deneylere etik, yasal ve dini nedenlerden dolayı karşı çıktı. Ancak bu embriyoları yapan araştırmacılar, öncelikli amaçlarının gelecekte genetik hastalıklardan kaçınmak, tekrarlayan düşüklerin biyolojik nedenlerini ortadan kaldırmak ve embriyoları tehlike altında bırakmadan üzerinde çalışma yapabilme imkanı sağlamak olduğunu açıkladı.

• Hamile kadınlar için RSV’ye (Respiratuar Sinsityal Virus) karşı aşı.

Bu yılın Ağustos ayında, FDA bebekleri doğum sonrası dönemde 6 aylık olana kadar RSV enfeksiyonundan korumak için hamile kadınlarda kullanılacak ilk aşıyı onayladı. Zira bu dönemdeki enfeksiyon çok ciddi olur ve ölüme yol açabilir.

Abrysvo adı verilen aşı hamileliğin sonunda yani 32 ila 36 hafta arasında kadınlara yapılıyor ve kas içine bir kez uygulanan bir enjeksiyondan oluşuyor. Yapılan klinik çalışmalarda aşı, alt solunum yolu hastalıklarının (LRTD) görülme sıklığını 90 gün içinde yüzde 81,8, doğumdan sonraki ilk 6 ayda ise yüzde 69,4 oranında azaltmayı başardı.

Genel olarak, solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığını yüzde 57,3, çok şiddetli semptomları ise yüzde 76,5 oranında azaltmayı başaran ilacın yan etkileri basit ve enjeksiyon yerindeki ağrı, baş ağrısı, kas ağrısı ve mide bulantısından fazlası olmuyor.

Göz nakli ve gen tedavileri

• Dünyanın ilk tam göz nakli.

Bu yıl, New York Üniversitesi’ndeki cerrahlar, sol göz de dahil olmak üzere yüzün sol tarafını tahrip eden bir kaza yaşayan 40’lı yaşlarındaki bir hastaya ilk kez başarılı bir şekilde tam göz nakli ve yüz nakli yapmayı başardı.

Cerrahlar, o zamana kadar en büyük başarı, sadece oftalmi vakalarında kornea nakliyken, bu ameliyatın büyük ve benzeri görülmemiş bir bilimsel başarı olduğunu söyledi. Şu anda hastanın gözü yeniden görmese de doktorlar bunun önümüzdeki aylarda gerçekleşeceğini umuyor. Ameliyat 21 saat sürdü. Cerrahlar gözü besleyen kan damarlarının da retina gibi verimli çalıştığını belirtti.

Hasta, doktorların başlangıçta estetik nedenlerden dolayı yüz nakli kapsamında sadece göz küresini yerleştirmeyi planladıklarını ancak daha sonra gözün tamamını nakletmeye çalıştıklarını ve bunun başarılı olduğunu söyledi. Cerrahlar, iyileşmeyi ve görme yeteneğinin yeniden kazanılması olasılığını teşvik etmek için donörün iliğinden hastanın optik sinirine kök hücreleri nakletti ve bu süreç, binlerce hastaya gelecek için büyük umut verdi.

•Anemi için CRISPR teknolojisi kullanan ilk gen terapisi.

Bu yıl, düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri (CRISPR) gen terapisi (2020'de Nobel Ödülü'nü kazanan teknoloji) orak hücreli anemi ve talasemi gibi kan hastalıklarını tedavisinde kullanılmak üzere İngiltere’de onaylandı. Söz konusu hastalıklar, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobini etkileyen ve bunların bozulmasına aneminin ve orak hücreli anemi durumunda şiddetli ağrı gibi diğer birçok semptomun ortaya çıkmasına neden olan kalıtsal hastalıklardır. Hemoglobini, bir kan hücresi orağa benzer ve bu nedenle diğerine yapıştığı için kanın dolaşım yetersizliği sonucu pıhtılaşması sonucunda oluşur.

Yeni gen terapisi, kemik iliğindeki kök hücrelerde hemoglobin üretiminden sorumlu genlerdeki kusuru düzeltmek ve sağlıklı ve aktif hemoglobin üretmesini sağlamak için çalışıyor. Genler ilikten alınıp laboratuvarda işlendikten sonra hastaya tekrar enjekte ediliyor. Bu da, hayatının geri kalanında mevcut kan nakli tedavisine ve anemi dışındaki diğer semptomların tedavisine gerek duymamasını sağlıyor.

Bu tekniğin geniş çapta yaygınlaştırılmasındaki tek sorun, bir hastayı tedavi etmenin maliyeti yaklaşık bir milyon dolar olması göz önüne alındığında yüksek fiyatlı, ancak araştırmacılar gelecekte daha yaygın hale geldikçe maliyetin düşeceğini umuyor.

Beyin elektrotları ve yapay pankreas

• İnme hastalarında hareket yeniden sağlanıyor. Nöronların yenilenmediği biliniyor, bu nedenle felçli bir kişi hayatının geri kalanında uzuvlarını hareket ettiremiyor. Çoğu zaman beyinde oluşan kan pıhtıları vücudun bir uzvunda hareket kaybına neden oluyor ve bir el veya bacakta hareket kaybı yaşayanların yaklaşık üçte biri hareketlerini geri kazanamıyor.

Bu yıl, 2012 yılında meydana gelen birkaç felç nedeniyle vücudunun sol tarafı felç olan genç bir kadın, boynuna elektrotlar yerleştirildikten sonra elindeki hareket kabiliyetini yeniden kazandı. Bilim insanları, beyinden gelen sinir sinyallerini motor nöronlara iletmek için duyu nöronlarını uyaran elektrotlar aracılığıyla hareketi yeniden sağlamaya çalıştıklarını ve böylece etkilenen uzvun hareket ettirilebileceğini açıkladı. Yaralı genç kadın Heather Rendulic, sakatlığından bu yana ilk kez bıçak ve çatalla biftek keserken elini verimli bir şekilde kullanabildiğini söyledi. Araştırmacılar, yeni teknolojilerinin kalıcı engelli insanlar için yeni bir umut sunduğunu belirtti.

• Akıllı yapay pankreas.

Her ne kadar bilim adamları birkaç yıl önce yapay bir pankreas yaratmış olsalar da, bu yıl yapay zekanın kullanılması, insülin salgılayabildiği için bu modellerin oldukça verimli çalışmasını sağladı. Temel olarak eksik veya tam insülin sekresyonu olan hastalarda tip 1 diyabette kullanıyor, bu da kan şekerinin kontrol edilememesine yol açıyor.

Cihaz, cebe sığabilecek küçük bir kitapçık boyutunda, her kişinin bireysel ihtiyaçlarına, kilosuna ve her yemekten sonra kanda bulunan glikoz miktarına göre insülin miktarının belirlenmesini sağlayan özel bir sistemle programlanmış insülin pompasıdır.  Ayrıca aç kalınması durumunda hastaya bağlanan bir cihaz aracılığıyla kan şekerini (CGM) Bluetooth teknolojisi ile sürekli olarak ölçerek kan şekerini artırarak veya azaltarak düzenli kalmasını sağlayabiliyor.

Artık 6 yaşına kadar olan çocukların kullanılabiliyor. Cihaz, vücut ağırlığına bağlı olarak insülin dozunu otomatik olarak veriyor ve manuel giriş veya doz ayarlaması gerektirmiyor.

Cihaz aynı zamanda yemeklerin akıllı bir şekilde yönetilmesi özelliğine sahip bu, hastanın karbonhidrat miktarına dayalı olarak insülin miktarını doğru bir şekilde hesaplamasına gerek olmadığı anlamına geliyor. Ancak bunları küçük, orta veya büyük olarak cihaza yerleştirmeniz yeterli ve cihaz FDA onaylandı.

Beyin okuma ve sanal eğitim

• Beyindeki düşünceleri okumaya yarayan bir cihaz.

Bu yıl boyunca ABD’deki Texas Üniversitesi'nden araştırmacılar, muayene sırasında ses, statik veya hareketli görüntü gibi farklı şeylere yanıtları izlemek ve beyne sunulan her şeye karşı sinirsel etkileşimi görmek için fonksiyonel MR kullanılarak, beyindeki sinirsel aktiviteyi izleyen sonra insan düşüncelerini tercüme edebilen yapay zeka (AI) teknolojisine sahip bir cihaz geliştirdiler. Sonrasında yapay zeka algoritmalarının dili (AI dil algoritmaları) kullanılarak, her tepki için bir tür sözlük oluşturuldu ve konuşma gibi bir ifade biçimi haline getirildi.

Bu teknoloji ile konuşma yeteneğini kaybetmiş hastalar kendilerini açık ve kesin bir şekilde ifade edebilirler. Bu teknoloji henüz kullanım aşamasının başlarında olmasına rağmen konuşma yeteneğini kaybeden, söylemek istediklerini net bir şekilde ifade edebilen felçli hastalar için geleceğe dair büyük bir umut veriyor.

• Cerrahların eğitimi için sanal gerçeklik.

 Sanal gerçeklik teknolojisinin modernliğine ve herkesin zihninde oyun ve eğlence programlarıyla ilişkilendirilmesine rağmen, bu yıl hastayı incelemek ve karmaşık cerrahi prosedürlere hazırlanmak için harika bir görsel fırsat sağlayan olağanüstü bir eğitim aracı, cerrahların işe başlaması veya yeni ameliyatlar gerçekleştirmesi konusundaki verimliliğinin artırılmasına önemli ölçüde katkıda bulundu.

Örneğin bir cerrahın belirli bir cerrahi teknikte ustalık kazanması için en az 75 ameliyat yapması gerekiyor. Sanal eğitimde bunu sağlıyor ve hastanın hayatının tehlikeye atılması önlenerek ameliyatlar tekrarlanıyor. California Üniversitesi’ndeki David Geffen Tıp Fakültesi tarafından yürütülen bir klinik çalışması, sanal gerçeklik eğitiminin, geleneksel eğitim tekniklerine kıyasla katılımcıların cerrahi performansını yüzde 230 oranında artırdığını ortaya çıkardı.

Araştırmacılar, sanal gerçeklik teknolojilerinin, insan vücudunun ve anatomisinin 360 derecelik kapsamlı bir görünümünü sağladığını ve MRI veya CT taraması gibi geleneksel teşhis araçlarının 3 boyutlu bir modelle kullanılmasına olanak tanıdığını ve gelecekte hastalara faydası olacağını belirtti.

• Nobel tıp ödülü.

Bu yıl Nobel Ödülü, araştırmaları koronavirüs salgınıyla mücadelede de kullanılan belirli mRNA aşı teknolojilerinin temellerinin atılmasına katkıda bulunan bilim insanlarına verildi. Söz konusu aşılar salgının kontrol altına alınmasında en büyük katkıyı sağladı. Bu teknoloji esas olarak aşının, hücrelerin RNA’yı çözmesine, tanımasına, ona karşı antikor oluşturmasına ve vücudun tekrar maruz kalması durumunda onunla başa çıkmasına olanak tanıyacak şekilde yağ yoluyla vücut hücrelerine iletilmesine dayanıyor.

Yeni teşhis ve tedaviler

• Pankreas kanserinin öngörülmesi.

Pankreas kanseri nadir görülmesine rağmen en agresif kanser türlerinden biridir. Genel olarak kansere bağlı ölümlerin yaklaşık üçüncü önde gelen nedeni pankreas kanseridir ve çoğunlukla vücudun çeşitli bölgelerine yayıldıktan sonra son aşamalarında keşfedilir. Bu yıl bilim insanları, yatkınlığı olan kişilerde enfeksiyonu tam üç yıl önce tahmin edebilen, yapay zekaya (AI) dayalı bir cihaz geliştirdi. Bu, risk faktörlerinden kaçınmaya ve tedaviye erken başlamaya katkıda bulunabilir.

Araştırmacılar, uzun yıllar boyunca takip edilen milyonlarca insan hakkında, bu kişilerin alışkanlıkları, durumları, hastalık geçmişleri ile ilgili her türlü tıbbi bilgiyi cihaza girdiler. Bazıları hastalandı ve model, teşhis öncesindeki vakaların sırasını inceleyerek hastalanma riski en yüksek olanları belirlemeyi öğrendi. Model, deneyler aracılığıyla, üç milyon vakadan yaklaşık dört bin vakayı, enfekte olmadan üç yıl önce doğru ve kesin bir şekilde tanımladı.

• Parkinson hastalığında el titremesi için tedavi.

Parkinson hastaları ellerinde sürekli istemsiz titremeler yaşar ve bu onların hiçbir şeyi kavrayamamalarına neden olur. Tekrarlayan bu titremelerin kontrol altına alınması tedavide oldukça önemlidir. Çoğu durumda ağızdan alınan ilaçlar bunu tamamen durduramaz.

Son zamanlarda ister Parkinson hastalığı ister başka herhangi bir nörolojik hastalığın belirtisi olsun, el titremesini tedavi etmek için bileğe takılabilen elektronik cihazlar geliştirildi. Söz konusu cihazlar bu titremelerin kontrolünde etkinlik gösterdi. Bu yılın haziran ayında FDA, Cala kIQ sistemi adlı özel bir cihazı onayladı. Bu cihaz, şu ana kadar bu konuda kullanım için onaylanmış tek cihaz ve her hastada gücüne bağlı olarak eldeki titremeyi önleyen sinir uyarımı yoluyla çalışıyor. Doktorlar gelecekte bu cihazın kullanımının yaygınlaşmasını umuyor.

• Ülseratif koliti tedavisi.

Kesin nedenleri henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, ülseratif kolitin büyük olasılıkla bağışıklık sistemindeki bir bozukluk sonucu vücut hücrelerinin birbirine saldırması sonucu ortaya çıkıyor. Kolonda yara ve ülserlere neden olurken bu da genelde kanama nöbetlerine, karın ağrısına ve ishale yol açıyor. Hastalık gençleri de etkiliyor. Ancak her yaşta görülebilir. Hastalığın henüz kesin bir tedavisi yok ancak hastalara semptomların şiddetli olduğu dönemde bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar ve kortizon uygulanıyor. Bu yıl FDA, semptomları kontrol edebilen ve bağışıklık reaksiyonlarını durdurabilen etkili bir ilacı onayladı. Bilimsel adı Etrasimod olan ilaç, günde yalnızca bir kez alınıyor. Klinik çalışmalarda iyi sonuçlar veren ilacın hastaların hayatını daha iyi yönde değiştirmesi bekleniyor.



Kanser tedavisinde yeni umut: Otoantikor proteinler

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Kanser tedavisinde yeni umut: Otoantikor proteinler

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Bilim insanları, bağışıklık sistemindeki bir protein sınıfının, ömür boyu risklere maruz kalmalarına rağmen bazı kişileri kanserden korumada rol oynayabileceğini söylüyor.

İnsan vücudunda, bakteri, virüs, mantar, toksin veya alerjenlerde bulunan moleküllere bağlanmak üzere bağışıklık sistemi tarafından rastgele üretilen milyarlarca farklı antikor proteini bulunuyor.

Antikorlar, patojenleri bağışıklık hücreleri tarafından yok edilmek üzere işaretleyerek veya doğrudan nötralize ederek vücudun enfeksiyonlarla savaşmasını sağlıyor.

Ancak bazı kişilerde antikorlar yanlışlıkla kendi vücutlarındaki normal moleküllere bağlanabiliyor ve bağışıklık sistemlerinin sağlıklı hücrelere ve dokulara saldırmasına neden olabiliyor.

Önceki araştırmalar, bu "otoantikorların" veya oto-Ab'lerin bağışıklık sisteminin bulaşıcı hastalıklarla savaşmak için kullandığı molekülleri hedefleyebildiğini gösterdi.

Bu tür oto-Ab'ler ayrıca bulaşıcı hastalıklar ve iltihaplı rahatsızlıklarla da ilişkilendirildi.

Artık bilim insanları kanserde otoantikorları kontrol etme yolları geliştirmenin hastaların hastalık şiddetini azaltmalarını sağlayabileceğini düşünüyor.

UT Southwestern'daki Çocuk Tıp Merkezi Araştırma Enstitüsü'nden (CRI) Profesör Laurent Casanova, "Bağışıklık sisteminin kanserde önemli rol oynadığına dair bol miktarda kanıt var" dedi.

Dr. Casanova, "Görevimiz, kansere karşı koruma sağlayabilecek veya kanser sonuçlarını etkileyebilecek otoantikorların varlığını belirlemek olacak" dedi.

Bilim insanları şimdiye kadar, sitokin adı verilen ve bağışıklık sisteminde rol oynayan yaklaşık 50 molekülden bir düzinesine bağlanan oto-Ab'ler keşfetti.

Bu keşifler günümüzde popüler olan kontrol noktası inhibitörü ilaçları ve kimerik antijen reseptörü (CAR)-T hücreleri de dahil immünoterapiler adı verilen tedavi yöntemlerine yol açtı.

Bu tedaviler, otoantikorların kanserin gelişimini ve ilerlemesini etkileyebileceği teorisini güçlendirirken bazı kişilerin ömür boyu risk altında olmalarına rağmen neden kansere yakalanmadığı sorusuna da ışık tuttu.

Bilim insanları, "İmmün yolları hedefleyen otoantikorlar da dahil antikor repertuarları, kanser immün gözetimini şekillendirebilir" diye yazdı.

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda, geniş ve çeşitli bir gönüllü grubunda otoantikorları kataloglamayı ve incelemeyi umuyor.

Katılımcılar arasında çok sigara içenler, 100 yaşını aşanlar ve kanser riskini artırdığı bilinen genetik sendromlara sahip kişiler yer alacak.

Bilim insanları, bu kişilerde oto-Ab'leri inceleyerek, hastaların kanser riskini azaltmalarına veya mevcut hastalığı daha etkili tedavi etmelerine yardımcı olacak yeni yollar geliştirmeyi umuyor.

Cell adlı akademik dergide yayımlanan makalelerinde, "Kansersiz, risk altındaki ve kanserden etkilenmiş bireylerde antikor profillerinin haritalandırılması, kanser duyarlılığı ve hastalık sonucu üzerindeki rollerini açıklığa kavuşturabilir" diye yazdılar.

Araştırmacılar ayrıca, mutasyona uğradıklarında vücudun grip ve Kovid-19 gibi enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini bozan ve doğuştan bağışıklık sistemi kusurlarıyla ilişkili 80'den fazla gen tespit etti.

Bu mutasyonları daha ayrıntılı inceleyerek kanser gelişimi üzerindeki etkilerini anlamayı umuyorlar.

Independent Türkçe


Araştırma: Egzersizi azaltmak kanser riskini artırıyor

İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS), yetişkinlere haftada en az iki gün kas güçlendirme egzersizleri yapmalarını öneriyor. (AFP)
İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS), yetişkinlere haftada en az iki gün kas güçlendirme egzersizleri yapmalarını öneriyor. (AFP)
TT

Araştırma: Egzersizi azaltmak kanser riskini artırıyor

İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS), yetişkinlere haftada en az iki gün kas güçlendirme egzersizleri yapmalarını öneriyor. (AFP)
İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS), yetişkinlere haftada en az iki gün kas güçlendirme egzersizleri yapmalarını öneriyor. (AFP)

Araştırmalar, günlük egzersiz süresinin yalnızca birkaç dakika azaltılmasının bile kanser riskini artırabileceğine işaret ediyor.

Uzmanlar, aktif hareketin yerine televizyon izlemek veya masa başında oturmak gibi hareketsiz davranışların konulmasının kansere yakalanma olasılığını artırdığını belirtiyor.

BMC Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmada, yaşamları boyunca aktif olan kişilerin egzersiz yapmayı sürdürmek için ellerinden geleni yapmaları gerektiği belirtildi. Araştırmaya göre fiziksel aktivitedeki küçük bir düşüş dahi sağlık üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Hareketsizlikle geçirilen yalnızca 15 dakikanın hareketle değiştirilmesi, kanser riskinde yüzde 2'lik düşüşle ilişkilendirildi.

Daha önce yapılan araştırmalar da fiziksel aktivitenin artırılmasının mesane, meme, bağırsak, böbrek ve mide kanseri dahil olmak üzere birçok kanser türüne yakalanma riskinin azalmasıyla güçlü biçimde bağlantılı olduğunu ortaya koymuştu.

Araştırmada yaklaşık 60 bin kişinin verileri incelendi

Araştırmacılar, tıbbi araştırmalara katılan yaklaşık yarım milyon gönüllünün verilerini içeren İngiltere Biyobankası'ndan 59 bin 218 kişinin verilerini analiz etti. Matematiksel modeller kullanılarak fiziksel aktivite ile kanser riski arasındaki ilişki incelendi.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz The Times gazetesinden aktardığı habere göre analizde yer alan grubun yüzde 55'ini kadınlar oluşturdu ve katılımcıların ortalama yaşı 61,7 olarak kaydedildi. Sekiz yıl süren takip döneminde bu grupta 2 bin 385 kanser vakası tespit edildi.

Araştırmacılar uyku süresi, televizyon izlemek ve oturmak gibi hareketsiz davranışların yanı sıra yapılan hareketlerin türü ve yoğunluğu gibi faktörleri de inceledi. Bulgular, hareket düzeyindeki artışın kanser riskini azalttığını gösterdi.

Araştırmada, uyku veya hareketsiz geçirilen sürenin 15 dakikasının 15 dakikalık fiziksel aktiviteyle değiştirilmesinin kanser riskinde yüzde 2'lik düşüşle ilişkili olduğu belirlendi.

Hareketsizlik kanser riskini artırabilir

Uzmanlar, insanların yaşlandıkça fiziksel aktivite düzeylerini korumalarını tavsiye ediyor. Araştırmaya göre 30 dakikalık fiziksel aktivitenin 30 dakikalık hareketsizlikle değiştirilmesi kanser riskini yüzde 8 artırırken, aynı sürenin uykuyla değiştirilmesi riskte yüzde 7'lik artışla ilişkilendirildi.

Araştırmanın başyazarı ve University College London'dan (UCL) Dr. John Mitchell, konuya ilişkin değerlendirmesinde, uzun süre oturarak vakit geçiren kişilerde kanser riskinin arttığını belirtti.

Mitchell, "Araştırmamız, uzun süre oturarak vakit geçiren kişilerde kanser riskinin arttığını gösterdi. Ayrıca aktif bir yaşam süren insanların fiziksel aktivite düzeylerini azaltmaları halinde ne olacağını da inceledik ve onların da daha yüksek kanser riskiyle karşı karşıya kaldığını gördük" dedi.

Mitchell, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çalışmamız, otobüse yetişmek için koşmak gibi yoğun fiziksel aktivitelerde günlük yalnızca 2-3 dakikalık bir kaybın bile oturma, uyuma veya hafif fiziksel aktiviteyle değiştirilmesi halinde kanser riskini artırdığını gösterdi."

İngiltere Ulusal Sağlık Servisi'nin (NHS) yönergeleri, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite veya 75 dakika yüksek yoğunlukta fiziksel aktivite yapmasını tavsiye ediyor.

Haftada 150 dakika fiziksel aktivite öneriliyor

NHS yönergelerine göre yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmayı hedeflemesi gerekiyor. Ayrıca tüm ana kas gruplarını çalıştıran kas güçlendirme egzersizlerinin haftada en az iki gün yapılması öneriliyor.

Mitchell, yoğun fiziksel aktiviteye örnek olarak kalp atış hızını artıran ve terlemeye yol açan her türlü faaliyetin yanı sıra spor yapmayı, merdivenleri hızlı şekilde çıkmayı ve ağır market poşetlerini eve taşımayı gösterdi.

Araştırmanın temel sonucu, halihazırda fiziksel olarak aktif bir yaşam süren kişilerin yaşlandıkça bu aktivite düzeyini korumalarının büyük önem taşıdığı yönünde.

Orta yoğunlukta fiziksel aktiviteye saatte 4 mil (yaklaşık 6,4 kilometre) veya daha hızlı tempoda yürümek, saatte 10-12 mil (yaklaşık 16-19 kilometre) hızla bisiklete binmek ve badminton oynamak örnek gösteriliyor.

Yoğun fiziksel aktiviteler arasında ise uzun mesafeli yürüyüş, saatte 6 mil (yaklaşık 9,7 kilometre) veya daha hızlı tempoda koşmak, hızlı bisiklet sürmek, basketbol ve tenis yer alıyor.


Kanser hastalarına umut veren yeni tedavi… Bunu ilk alan kişi bir İngiliz kadın

(foto altı) Yeni tedavi, kanserle mücadelede etkili olan iki mekanizmayı birleştirmeye dayanıyor. (Reuters)
(foto altı) Yeni tedavi, kanserle mücadelede etkili olan iki mekanizmayı birleştirmeye dayanıyor. (Reuters)
TT

Kanser hastalarına umut veren yeni tedavi… Bunu ilk alan kişi bir İngiliz kadın

(foto altı) Yeni tedavi, kanserle mücadelede etkili olan iki mekanizmayı birleştirmeye dayanıyor. (Reuters)
(foto altı) Yeni tedavi, kanserle mücadelede etkili olan iki mekanizmayı birleştirmeye dayanıyor. (Reuters)

Kanser tedavisinin geleceğinde önemli bir dönüm noktası olabileceği belirtilen bir adımla, İngiliz bir kadın hastaya dünyada ilk kez deneysel bir hücresel tedavi uygulandı. Araştırmacılar, tedavinin mevcut seçenekleri sınırlı olan ileri evre kanserler için yeni umutlar sunmasını hedefliyor. Şarku’l Avsat’ın The Independent’tan aktardığına göre söz konusu tedavi, güvenilirlik ve etkinliğin değerlendirilmesi amacıyla yürütülen bir klinik araştırmanın parçası olarak gerçekleştirildi.

İngiltere’nin Manchester kentindeki Ulusal Sağlık Servisine (NHS) bağlı Christie Hastanesi’nde uygulanan ZI-MA4-1 kodlu deneysel tedaviyi alan ilk hasta, 58 yaşındaki Tracy Tomlinson oldu. Klinik çalışma; yumurtalık, akciğer, baş-boyun kanserleri ile sarkom gibi çeşitli kanser türleri üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlıyor.

Mevcut tedavi seçeneklerini tüketmiş hastalar için yeni bir umut kaynağı olarak görülen araştırma, Christie NHS Foundation Trust öncülüğünde ve Londra’daki Royal Marsden Hastanesi’nin katılımıyla yürütülüyor.

2020 yılında yumurtalık kanseri teşhisi konulmasından bu yana bir ameliyat ve çok sayıda kemoterapi seansı geçiren Tomlinson’ın, hastalık sürecinde tüm beklentileri aşarak mücadeleye devam ettiği bildirildi.

Yeni tedavi nasıl işliyor?

Yeni tedavi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini artırmayı hedefleyen iki etkili mekanizmanın bir araya getirilmesine dayanıyor.

Sürecin ilk aşamasında, kanser hücrelerine doğal olarak saldırma ve onları yok etme yeteneğine sahip özelleşmiş bağışıklık hücreleri olan doğal öldürücü (NK) hücrelerden yararlanılıyor. İkinci aşamada ise genetik mühendisliği teknikleri kullanılarak bu hücrelerin yüzeyindeki T-hücre reseptörleri (TCR) değiştiriliyor. Böylece hücrelerin, Mage-A4 adlı protein aracılığıyla tümörleri tanıyıp hedef alması sağlanıyor.

Çeşitli kanser türlerinde bulunan Mage-A4 proteininin, sağlıklı hücrelere zarar vermeden bağışıklık sistemini doğrudan kanserli hücrelere yönlendirmek için ideal bir hedef olduğu değerlendiriliyor.

Kişiye özel hazırlanan bazı hücresel tedavilerin aksine, ZI-MA4-1 tedavisinin donörlerden alınan bağışıklık hücreleriyle geliştirilerek kullanıma hazır bir formda üretildiği belirtildi. Tedavinin her bir hasta için ayrı ayrı üretilmek yerine donör hücreleriyle önceden hazırlanması, tek bir üretim serisinden yüzlerce doz elde edilmesine olanak tanıyor.

Uzmanlar, bu mekanizma sayesinde gelişmiş hücresel tedavilerin daha geniş hasta kitlelerine ulaşabileceğini, bekleme sürelerinin kısalacağını ve üretim ile tedavi maliyetlerinin düşeceğini öngörüyor.

ZI-MA4-1 ilacını geliştiren Norveç merkezli Zelluna şirketinin CEO’su Namir Hassan, Tomlinson’a ilk dozun uygulanmasını ‘dönüm noktası’ olarak nitelendirdi. Hassan, “Bu gelişme, yıllar süren laboratuvar araştırmalarının kliniğe taşındığı ve kısıtlı tedavi seçeneği bulunan ileri evre kanser hastaları için potansiyel yeni bir seçeneğin sunulduğu anı temsil ediyor” ifadesini kullandı.

Yumurtalık kanseri teşhisi konulan kadınların yalnızca yaklaşık yüzde 15’inin teşhisten sonra beş yıl veya daha uzun süre yaşayabildiği belirtilirken, bu durum söz konusu kanser türü için daha etkili tedavi seçeneklerinin geliştirilmesindeki aciliyete dikkat çekiyor.