Her sabah 4.00'te mi uyanıyorsunuz? Uzmanlar, bunu nasıl önleyebileceğinizi açıkladı

Kimi insanlar bu saatlerde sık sık uyanmaktan rahatsız olabilir. İşte uykunuzu bölebilecek nedenler

Genellikle gece 11.00 civarında uykuya dalarsanız sabah 4.00'te uyanma olasılığınız daha yüksek
Genellikle gece 11.00 civarında uykuya dalarsanız sabah 4.00'te uyanma olasılığınız daha yüksek
TT

Her sabah 4.00'te mi uyanıyorsunuz? Uzmanlar, bunu nasıl önleyebileceğinizi açıkladı

Genellikle gece 11.00 civarında uykuya dalarsanız sabah 4.00'te uyanma olasılığınız daha yüksek
Genellikle gece 11.00 civarında uykuya dalarsanız sabah 4.00'te uyanma olasılığınız daha yüksek

Imy Brighty-Potts 

Sabah saat  4.00'te uyanıp boşluğa baktığınız hiç oldu mu?

Bu sadece kötü bir alışkanlık mı yoksa arkasında daha kötü bir şey mi var?

Peki bu durum neden sabah saat  4.00'te tekrarlanıyor?

Yatak üreticisi Simba ile ortaklık kuran The Sleep Charity'nin Genel Müdür Yardımcısı Lisa Artis şunları söylüyor:

Uykunun en hafif evresine uykuya daldıktan dört beş saat sonra giriyoruz. O hafif uyku evresine geldiğimizde çok daha rahat uyanabiliyoruz.

Genellikle gece 11.00 civarında uykuya dalıyorsanız -ki birçok kişi o saatte yatıyor- sabah saat 4.00'te uyanma olasılığınız daha yüksek.

Bu uyku bozukluğuna yol açan birçok faktör var.

Hormon seviyesine dikkat

Artis, "İç saatimiz veya sirkadiyen ritmimiz uykumuzu kontrol altında tutuyor. En önemli ve en iyi bilinen sirkadiyen ritimlerden biri uyku-uyanıklık döngüsü" dedi.

Artis, açıklamalarına şöyle devam etti:

Uykumuz iki tür hormon tarafından düzenlenir. Bunlar 24 saatlik düzenli bir düzeni takip eden melatonin ve kortizoldur. Melatonin rahatlamanıza ve uykuya dalmanıza yardımcı olurken kortizol sizi uyandırır, uyarır ve uyanık kalmanıza yardımcı olur.

Gece yarısı uyanmamak için hormon seviyelerimize dikkat etmemiz önemli.

Pall Mall Medical'da halk sağlığı doktoru olan Dr. Meryem H. Malik, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

Yatmadan önce kitap okumak, sakinleştirici müzik dinlemek veya derin nefes alma veya meditasyon gibi rahatlama tekniklerini uygulamak gibi sakinleştirici ve rahatlatıcı bir aktivite yapın. Ayrıca telefonlarınızdan da uzak durun.

Malik, sözlerine şöyle devam etti:

Elektronik cihazlardan gelen mavi ışık melatonin salgısını azaltabilir. Yatmadan en az iki saat önce ekranlardan uzak durmaya çalışın veya mavi ışık filtreleme teknolojisini kullanın. Ayrıca gece boyunca telefonlarınızı başka bir odada şarj etmeniz daha iyi olur.

Beslenme düzeni önemli

Malik'e göre çok fazla kafein, ağır yemekler, alkol ve şeker tüketimi ve magnezyum veya B vitamini eksikliği, uyku bozukluklarının artmasına neden olabilir. Özellikle şekerler ve nişastalar vücudu etkiler.

Doktor Malik, "Aşırı şeker ve nişasta tüketimi kandaki şeker seviyesinde dalgalanmalara neden olabilir ve bu da kişinin gece uyanmasına neden olabilir" dedi.

Artis ise açıklamasında, "Kan şekeri seviyeniz düşükse gecenin ortasında kendinizi aç hissetme olasılığınız azalır. Ancak gece uyanma sayınızı azaltmak istiyorsanız gece yediğiniz son öğün veya atıştırmalık için alternatif seçenekler denemelisiniz. Örneğin nişastaları veya şekerli atıştırmalıkları, haşlanmış yumurta, süzme peynir, kabak çekirdeği, ıspanak, bitter çikolata, kaju fıstığı, tavuk butları veya hindi gibi protein veya magnezyum açısından zengin gıdalarla değiştirmeyi seçin" ifadelerine yer verdi.

Artis, "proteinin gece açlığını bastırabildiğini, magnezyumun ise uykuya yardımcı olduğunun bilindiğini" söyledi.

Uyku saatinizden iki saat önce hiçbir şey içmeyin

Her gece aynı saatte tuvalete gitmeniz gerektiği için mi uyanıyorsunuz?

Malik, yatmadan önce çok miktarda sıvı içmemeye çalışmanızı tavsiye ediyor.

Vücudunuzu sulu tutmak önemli ancak normal yatma saatinizden iki saat önce hiçbir şey içmemeye çalışın.

Yatmadan önce mesanenizi boşaltmak için tuvalete gidin.

Yaş ve yaşam evreleri de etkili

Malik, "Uyku genellikle yaşla birlikte daha da bozulur. Uyku düzenleri yaşla birlikte değişir ve çeşitli faktörler yaşlı yetişkinlerde uyku bozukluklarına katkıda bulunabilir. Yaşlılarda uyku bozukluklarının yaygın nedenlerinden bazıları sirkadiyen ritimdeki değişiklikler, artan melatonin üretimi, bazı tıbbi durumlar veya ilaçlar ve olası uyku bozuklukları" açıklamasında bulundu.

Örneğin, menopoz öncesi dönemdeki kadınlar bu durumdan etkilenebilir.

Artis, "Seks hormonları- östrojen ve progesteron- uyku ve rahatlamayı etkileyen hormonlarla, yani melatonin ve serotoninle ilişkili… Menopoz öncesinde ve menopoz sırasında östrojen seviyeleri düşmeye başladığında, uykuyu tetikleyen melatonin hormonu bozulabilir. Artık kortizolü tam olarak dengeleyemez ve bu gerçekleştiğinde uyku yeteneği de etkileniyor" dedi.

Düşük östrojen belirtileri arasında sıcak basması, gece terlemesi, kuru cilt ve libido azalması yer alır.

Artis, bu soruna yardımcı olmak için fitoöstrojen içeriği yüksek gıdaları günlük beslenmenize dahil etmenizi öneriyor.

Bununla ilgili olarak Artis şunları söyledi:

Vücutta bulunan fitoöstrojenler ile doğal östrojenlerin etkisi benzer. Sonuç olarak vücudunuzdaki östrojen reseptörlerine bağlanarak benzer bir etki yaratabilir.

Mercimek, fasulye, nohut, tofu, soya fasulyesi, ıspanak, karnabahar ve brokoliyi deneyin.

Stres/endişe oldukça etkili

Stres uykuya iyi gelmez. Sağlık sigortası şirketi Bupa'nın yaptığı bir araştırma bile 32 milyon Britanyalının her gece sabah 4-5'te uyandığını ve bu nedenler sağlıklarından endişe duyduğunu ortaya çıkardı.

4 bin İngiliz yetişkinle anket yapılarak ortaya konan rapor, Britanyalıların 5'te 1'inden fazlasının gece yarısı uyandığını gözlemledi.

Ayrıca, eğer endişeli bir şekilde uyanık kalıyorsanız ya da kötü rüyalardan uyanıyorsanız, birkaç şeyin size faydası olabilir.

Yatağınızın yanında bir günlük tutmanız ve uyumadan önce sizi endişelendiren her şeyi yazmanız gerektiği tavsiyesinde bulunan Malik, "Bu aktivite tüm endişelerinizi aklınızdan çıkarıp kağıda dökmenize yardımcı olur ve geçici olarak onlardan kurtulmanızı kolaylaştırır" dedi.

Malik, "Yatmadan önce farkındalık egzersizlerini veya meditasyon denemek de isteyebilirsiniz. Farkındalık egzersizleri, şu andaki ana odaklanmanıza yardımcı olur ve bu da geçmişe veya geleceğe dair kaygıyı azaltır" ifadelerini kullandı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Bilim insanlarından uzun mesafe koşusu uyarısı

ABD'li ultra maraton koşucusu Courtney Dauwalter, Kolorado'da yer alan Twin Lakes yakınlarındaki bir barajın üzerinde koşuyor (AFP)
ABD'li ultra maraton koşucusu Courtney Dauwalter, Kolorado'da yer alan Twin Lakes yakınlarındaki bir barajın üzerinde koşuyor (AFP)
TT

Bilim insanlarından uzun mesafe koşusu uyarısı

ABD'li ultra maraton koşucusu Courtney Dauwalter, Kolorado'da yer alan Twin Lakes yakınlarındaki bir barajın üzerinde koşuyor (AFP)
ABD'li ultra maraton koşucusu Courtney Dauwalter, Kolorado'da yer alan Twin Lakes yakınlarındaki bir barajın üzerinde koşuyor (AFP)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Bir araştırmaya göre yoğun seviyede uzun mesafe koşusu yapmak alyuvarlara zarar vererek yaşlanmayı hızlandırabilir.

Vücut genelinde, özellikle de kalp ve kan dolaşımı üzerinde kanıtlanmış faydalar sağlayan ve dolaylı olarak yaşlanma sürecimizi de etkileyen koşu, en çok araştırılan egzersiz türlerinden biri.

Daha önce yapılan büyük ölçekli araştırmalar, haftada 150 dakika orta yoğunlukta koşmanın sağlığı iyileştirdiğini ve ömrü önemli ölçüde uzattığını göstermişti.

Ancak son araştırma, yoğun tempolu uzun mesafe koşularının alyuvarların bozulmasına yol açarak anemiye neden olma potansiyeli taşıdığını öne sürüyor.

Öte yandan bu olgunun nedenleri ve uzun vadeli etkileri belirsizliğini koruyor.

Bilim insanları, ultra maraton atletlerinin alyuvarlarının uzun bir yarıştan sonra esnekliğini kaybettiğini ve bu durumun oksijeni verimli bir şekilde taşıma yeteneklerini azaltabileceğini kanıtladı.

Ayrıca vücut genelinde iltihaplanma belirtileri ve DNA hasarını önleyen moleküllerin azaldığı da görüldü.

Hakemli dergi Blood Red Cells & Iron'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Travis Nemkov, "Bu tür etkinliklere katılmak vücutta genel iltihaplanmaya yol açabilir ve alyuvarlara zarar verebilir" diye açıklıyor.

Bilim insanları araştırmada, dünya çapında düzenlenen 40 kilometrelik Martigny-Combes à Chamonix yarışı ve 171 kilometrelik Ultra Trail de Mont Blanc yarışına katılmadan önce ve sonra sporcuların alyuvarlar sağlığını inceledi.

Araştırmacılar uzun mesafe yarışlarından hemen önce ve sonra 23 koşucudan kan örnekleri alarak plazma ve alyuvarlardaki binlerce protein, lipit, metabolit ve eser elementi analiz etti.

Bilim insanları koşucuların alyuvarlarında istikrarlı bir şekilde hasar belirtileri görüldüğünü söylüyor.

Muhtemelen vücuttaki iltihaplanma nedeniyle meydana gelen molekül düzeyindeki değişikliklere dair kanıt buldular.

Araştırmacılar, 40 kilometrelik yarışlardan sonra sporcularda görülen bu değişikliklerin, 171 kilometrelik daha zorlu yarışlara katılanlarda daha da arttığını ve yaşlanmayı hızlandırabileceğini belirtiyor.

Bilim insanları, koşu mesafesi arttıkça sporcuların daha fazla kan hücresi kaybedeceğini ve daha fazla hasar birikeceğini dile getiriyor.

Dr. Nemkov, "Maraton ve ultra maraton mesafeleri arasındaki bir noktada hasar gerçekten etkisini göstermeye başlıyor" diyor.

Vücudun bu hasarı onarmasının ne kadar sürdüğünü, uzun vadeli bir etkisi olup olmadığını ve bu etkinin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilmiyoruz.

Bilim insanları daha sonraki çalışmaların atletik performansı iyileştirme veya direnç egzersizlerinin potansiyel olumsuz etkilerini azaltma yönünde stratejiler geliştirmeye katkı sağlamasını umuyor.

Araştırmacılar, ultra maraton koşucuları üzerine yapılacak gelecekteki araştırmaların, depolanan kanın raf ömrünü uzatmaya da yardımcı olabileceğini söylüyor.

Araştırma makalesinin Colorado Anschutz Üniversiteli diğer başyazarı Angelo D'Alessandro "Bu çalışma, yoğun direnç egzersizlerinin, kan depolama sırasında gözlemlediklerimizi yansıtan mekanizmalar yoluyla alyuvarların yaşlanmasını hızlandırdığını gösteriyor" diyor.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe