Şekerli içeceklerin mide kanseri riskini artırdığı kanıtlandı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Şekerli içeceklerin mide kanseri riskini artırdığı kanıtlandı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Yeni bir araştırma, her gün şekerli içecek tüketen kişilerin mide kanserine yakalanma riskinin daha yüksek olduğu uyarısında bulunurken yapay tatlandırıcıların bu riski azaltabileceğine de işaret ediyor. 

Önceki araştırmalar, şekerli içecekleri yaygın olarak kolorektal, meme ve karaciğer kanseri riskinin artmasıyla ilişkilendirmişti ancak mide kanseriyle ilgili kanıtlar sınırlıydı.

Yeni çalışma günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketen kişilerin, ayda bir porsiyondan daha az tüketenlere kıyasla mide kanserine yakalanma riskinin iki kat daha fazla olduğunu buldu.

Gastro Hep Advances adlı akademik dergide yayımlanan çalışmanın yazarı Andrew Chan, "Bu, ABD nüfusunda şekerli içecek tüketimiyle mide kanseri arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışma" dedi.

Mide kanseri dünya çapında kanserden ölümlerin 5. önde gelen nedeni ancak beslenme düzeninin bu kansere nasıl katkıda bulunabileceği hakkında çok az şey biliyoruz.

dfrgt
Yüksek fruktozlu mısır şurubuyla tatlandırılmış gazlı içecek (Amerikan Kimya Derneği)

Onlarca yıla yayılan çalışmada 112 bin kişinin sağlık ve yaşam tarzı verileri değerlendirildi. Bu kişilerden 278'inin mide kanserine yakalandığı belirlendi. Bu bağlantı hem kadınlarda hem de erkeklerde gözlemlendi.

Katılımcıların tükettiği içeceklerdeki ana tatlandırıcı fruktozdu ve bunun mide kanseri görülme sıklığının artmasıyla ilişkili olduğu bulundu.

Kadınlarda, günde birden fazla şekerli içecek (meyveli kokteyl, limonata, spor içecekleri) tüketimi, nadiren tüketenlere kıyasla mide kanseri riskini neredeyse üç kat artırdı.

Buna karşılık yapay tatlandırıcılı, düşük kalorili gazlı içeceklerin daha fazla tüketilmesiyle mide kanseri görülme sıklığının artması arasında bağlantı bulunmadı.
 

rtgyu
Portakal suyu yüksek miktarda C vitamini içeriyor (Leonid Mamchenkow/Eurekalert)

Önceki araştırmalar, Helicobacter pylori bakterisinin yol açtığı enfeksiyonun mide kanseri riskini artırdığını göstermişti. Son çalışma, 940 katılımcıdan oluşan bir alt grupta H. pylori durumunu değerlendirdi ve şekerli içecek tüketimiyle bu bakterinin yol açtığı enfeksiyon arasında ilişki bulunmadığını ortaya koydu.

Çalışmanın temel sınırlamasını belirten araştırmacılar, bulguların gözlemsel olduğunu ve sebep-sonuç ilişkisi kurmadığını söyledi.

Ayrıca katılımcıların H. pylori durumu ve ailelerindeki mide kanseri geçmişi hakkında sınırlı bilgi bulunuyordu.

Çalışmaya katılanların çoğunluğu beyazdı, bu da araştırmacıların ırk ve etnik gruplar arasındaki farklılıkları inceleme kabiliyetini kısıtladı.

Ancak analiz edilen veriler uzun yıllar boyunca toplanan yaşam tarzı bilgilerini içerdiğinden, araştırmacılar, mide kanseriyle bağlantılı pek çok olası risk faktörünün etkisini analizlerinde hesaba katabildiklerini belirtti. Bulguları doğrulamak ve şekerli içeceklerin mide kanseri riskini neden artırdığını araştırmak için daha fazla çalışma yapılması çağrısında bulundular.

Independent Türkçe



Alzheimer ilacı, semptom göstermeyen kişilerde denenecek

Alzheimer Derneği'ne göre BK'de yaklaşık 982 bin kişinin demansla yaşadığı tahmin ediliyor (Unsplash)
Alzheimer Derneği'ne göre BK'de yaklaşık 982 bin kişinin demansla yaşadığı tahmin ediliyor (Unsplash)
TT

Alzheimer ilacı, semptom göstermeyen kişilerde denenecek

Alzheimer Derneği'ne göre BK'de yaklaşık 982 bin kişinin demansla yaşadığı tahmin ediliyor (Unsplash)
Alzheimer Derneği'ne göre BK'de yaklaşık 982 bin kişinin demansla yaşadığı tahmin ediliyor (Unsplash)

Avrupa'da daha önce benzeri yapılmamış bir Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi (NHS) deneyinde, Alzheimer hastalığı riski yüksek olan ancak semptom göstermeyen kişilere bir Alzheimer ilacı verilecek. 

Deneyde, Alzheimer hastalığının geciktirilip geciktirilemeyeceği veya önlenip önlenemeyeceği araştırılacak. Bu amaçla hastalık açısından yüksek risk taşıyan kişilere Trontinemab verilecek. 

BBC'nin haberine göre Surrey ve Borders Partnership NHS Foundation Trust, Avrupa'da bu deneye katılan ilk kurum olacak. Deneye, uluslararası düzeyde 55 ila 80 yaşındaki 1600 sağlıklı yetişkinin katılımıyla gerçekleştirilecek.

Birleşik Krallık'taki katılımcılar, hafıza kaybı belirtileri göstermediklerinden emin olmak için test edilecek ve Alzheimer gelişimini öngörebilen p-tau217 biyobelirtecinin tespiti için de kan tahlilinden geçecekler. 

İsviçreli ilaç şirketi Roche'un geliştirdiği Trontinemab, serumla doğrudan damara veriliyor. 

Alzheimer Derneği'nin belirttiğine göre ilaç, amiloid proteininin beyinde kümelenmesiyle oluşan amiloid plaklarını hedef alıyor.

Dernek, bu proteinin birikiminin beyin hücrelerinin işlevini yavaşlatabileceğini ve sonunda onları öldürebileceğini söyledi.

Roche'un yayımladığı önceki deney sonuçları, Trontinemab'ın hastalarda amiloidi temizleyebildiğini gösteriyor.

Deneyin baş araştırmacısı Profesör Ramin Nilforooshan, The Telegraph'a şunları söyledi:

Onlarca yıldır araştırmalar, Alzheimer hastalığının belirtileri ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesine odaklandı. PrevenTron (deneyin adı) farklı bir soruyu ele alıyor: Belirtiler başlamadan önce müdahale edebilir miyiz?

Nilforooshan, tedaviyle ilgili hâlâ belirsizlik olduğunu da ekleyerek şunları söyledi:

Bu deneyin mucize yaratacağını söylemiyorum. Bu deneysel bir ilaç. İşe yarayıp yaramayacağını bekleyip görmemiz gerekiyor.

Alzheimer, BK'de demansın en yaygın nedeni ve ilerleyici bir hastalık. Yani semptomlar zamanla kötüleşiyor. 

NHS'e göre en sık 65 yaş üzerindeki kişilerde görülüyor ve bu yaş grubundaki her 14 kişiden birini etkiliyor.

Bu oran 80 yaş üstünde altıda bire kadar yükseliyor. Alzheimer Derneği'ne göre BK'de yaklaşık 982 bin kişinin demans hastası olduğu tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


Evde yapılan test, mesane kanserini yüzde 90 doğrulukla tespit ediyor

Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin 900 yeni mesane kanseri vakası saptanırken, bunlar genellikle sistoskopi adı verilen bir işlemle teşhis ediliyor (Unsplash)
Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin 900 yeni mesane kanseri vakası saptanırken, bunlar genellikle sistoskopi adı verilen bir işlemle teşhis ediliyor (Unsplash)
TT

Evde yapılan test, mesane kanserini yüzde 90 doğrulukla tespit ediyor

Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin 900 yeni mesane kanseri vakası saptanırken, bunlar genellikle sistoskopi adı verilen bir işlemle teşhis ediliyor (Unsplash)
Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin 900 yeni mesane kanseri vakası saptanırken, bunlar genellikle sistoskopi adı verilen bir işlemle teşhis ediliyor (Unsplash)

Evde yapılan bir idrar testinin, mesane kanseri vakalarının 10'da 9'undan fazlasını tespit edebildiği bir araştırmada ortaya kondu.

Birleşik Krallık (BK) Ulusal Sağlık Servisi'nin (NHS) deneylerini yürüttüğü invaziv olmayan test, 7 farklı NHS üroloji bölümünde 964 hasta üzerinde uygulandı.

Cancer Research'e göre BK'de her yıl yaklaşık 10 bin 900 yeni mesane kanseri vakası teşhis ediliyor.

Çoğu hastanın teşhis için üretradan mesaneye küçük bir kamera sokulmasını içeren, sistoskopi adlı invaziv bir işlemden geçmesi gerekiyor.

Yılda 300 binden fazla sistoskopi yapılıyor ancak invaziv olmayan bu yeni test sayesinde binlerce kişi bu işlemden kurtulabilir.

Test, sistoskopinin yerini almasa da doktorların yüksek risk taşıyan ve acil tetkiklerde öncelik verilmesi gereken hastaları belirlemesine yardımcı olabilir.

Çalışmanın ortak yazarlarından, Nonacus Kurucu Ortağı ve Ürün Direktörü Lee Silcock, "En önemlisi, kanser olma ihtimali en yüksek kişileri daha erken belirlemek ve hekimlerin hangi hastaların sistoskopi için güvenle bekleyebileceğine karar vermesini sağlamak" diyor.

Birmingham Üniversitesi ve tanı şirketi Nonacus'un yürüttüğü çalışmanın bulguları, hakemli dergi European Urology Oncology'de yayımlandı.

GALEAS Bladder adıyla satılan idrar testinin, mesane kanseri nedeniyle idrara karışan genomik materyali kontrol ederek yaklaşık bin hasta arasındaki 77 kanser vakasının 71'ini (yüzde 92,2) saptadığı bulundu.

Test, 23 gen üzerinde mesane kanseriyle ilişkili 450'den fazla DNA mutasyonunu tarıyor.

Birmingham Üniversitesi Mesane Kanseri Araştırma Merkezi Direktörü ve çalışmanın ortak yazarı Profesör Richard Bryan, "Bu sonuçlar klinik uygulama açısından çok önemli" diyor.

Çalışmadaki hastaların sadece yüzde 8'ine nihayetinde mesane kanseri teşhisi kondu. Bu durum, çoğu kanser olmamasına rağmen aynı acil tanı sürecinde çok sayıda hastanın bulunduğu NHS hematüri hizmetlerinin karşılaştığı zorluğu vurguluyor. Umut vadeden ve daha az invaziv bir test olan GALEAS'in uygulanması daha kolay ve mesane kanserinin test ve taramalarını çok daha basit hale getirebilir.

Çalışma, evde yapılabilen testlerin kullanılmasının üroloji departmanları üzerindeki yükü azaltabileceğini savunuyor.

Hastaların triyajında GALEAS Bladder'ın kullanılmasıyla, herkese acil sistoskopi uygulanmasına kıyasla her bin hastada 730 daha az acil sistoskopi yapılacağı tahmin ediliyor.

GALEAS Bladder, İngiltere ve Galler'deki NHS süreçleri kapsamında halihazırda kullanılıyor.

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç


Tek doz gen tedavisi kolesterolü bir yıl boyunca yarı yarıya düşürdü

Tek dozluk enjeksiyon, kötü kolesterol ve trigliserit düzeylerini yaklaşık yüzde 50 oranında düşürebilir. (Reuters)
Tek dozluk enjeksiyon, kötü kolesterol ve trigliserit düzeylerini yaklaşık yüzde 50 oranında düşürebilir. (Reuters)
TT

Tek doz gen tedavisi kolesterolü bir yıl boyunca yarı yarıya düşürdü

Tek dozluk enjeksiyon, kötü kolesterol ve trigliserit düzeylerini yaklaşık yüzde 50 oranında düşürebilir. (Reuters)
Tek dozluk enjeksiyon, kötü kolesterol ve trigliserit düzeylerini yaklaşık yüzde 50 oranında düşürebilir. (Reuters)

Yeni bir bilimsel çalışma, kolesterol seviyelerini düşürmeyi amaçlayan gen düzenleme temelli bir tedavinin umut verici sonuçlar verdiğini ortaya koydu. Bulgulara göre tek doz tedavi, kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterol ile trigliserit düzeylerini yaklaşık yüzde 50 oranında düşürdü. En yüksek dozu alan hastalarda bu düşüşün bir yıl boyunca devam ettiği görüldü.

New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre çalışmaya tek doz olarak farklı miktarlarda lipit nanopartikülleri içeren enjeksiyon uygulanan 15 hasta dahil edildi. Yağdan oluşan bu küçük parçacıklar, gen düzenleme mekanizmalarını hastaların karaciğerlerine taşıdı. Tedavide, kolesterol metabolizmasında rol oynayan ANGPTL3 genini keserek devre dışı bırakacak şekilde programlanan bir gen düzenleme mekanizması kullanıldı.

Bilim insanları daha önce, bu genin doğal olarak işlevsiz kopyalarını taşıyan kişilerin çok düşük kolesterol ve trigliserit seviyelerine sahip olduğunu ve kalp-damar hastalıklarına yakalanma risklerinin daha düşük olduğunu gözlemlemişti.

Şarku’l Avsat’ın NYT’den aktardığına göre çalışmada, en yüksek dozda enjeksiyon uygulanan hastaların LDL kolesterol ve trigliserit seviyelerinde yaklaşık yüzde 50 oranında belirgin düşüş görüldü. Bu düşüşün tedaviden bir yıl sonra da devam ettiği belirlendi.

Çalışmayı yöneten Cleveland Clinic kardiyoloğu Dr. Luke Laffin, “Kalp hastalıklarının önlenmesi alanında uzman bir doktor olarak hastaları yıllarca sürekli tedavi etmeyi düşünürsünüz. Oysa tek seferlik bir tedavi sunabilme ihtimali, cerrahi gibi diğer uzmanlık alanlarında uygulanan yaklaşıma daha yakın” dedi.

Çalışmaya katılmayan Colorado Üniversitesi kardiyoloğu Dr. Amrüt Ambardikar ise, “Bir kez tedavi oluyorsunuz ve bitiyor. Bununla ilgili endişe etmeniz gerekmiyor. Bence heyecan verici olan tarafı bu. Ancak güvenliğinin ne ölçüde olduğunu hâlâ anlamaya çalışıyoruz ve şu ana kadarki çalışmalar çok küçük” değerlendirmesinde bulundu.

Pennsylvania Üniversitesi kardiyoloğu Dr. Kiran Musunuru da “Veriler iyi görünüyor” değerlendirmesinde bulunmakla birlikte, sonuçların henüz erken aşamada olduğunu ve çok daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Onlarca hastayı kapsayacak bir sonraki klinik aşamanın sonuçlarının yıl sonundan önce açıklanması bekleniyor. Ardından, tedavinin güvenliği ve etkinliğini geniş kapsamlı bir klinik çalışmayla değerlendirecek 3. aşama denemesi için düzenleyici kurumlarla görüşmelerin başlaması planlanıyor.

Gen düzenleme teknolojisi henüz yeni olduğu ve güvenliği ile etkilerinin ne kadar süre devam edeceği konusunda birçok bilinmeyen bulunduğu için düzenleyici kurumlar, tedavi gören hastaların 15 yıl boyunca takip edilmesini şart koşuyor.