Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
TT

Dünyanın dört bir yanından 10 çarpıcı seri katil filmi

Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)
Kayboluş, Hollandalı gazeteci ve yazar Tim Krabbé'nin 1984 tarihli The Golden Egg (Altın Yumurta) adlı romanından uyarlandı (Argos Films)

Yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen bütçesinin 44 katını kazanan Terrifier 3 bugün Türkiye'de de vizyona giriyor. Tartışmalı serinin gündemde olmasından hareketle Independent Türkçe'den Nazlı Erdol dünyanın dört bir yanından izlenmesi gereken seri katil filmlerini derledi.

Canavarlar ya da doğaüstü varlıklar filmlerde bolca yer alsa da hiçbiri bir seri katil kadar korkunç değildir. Ne de olsa zombiler, vampirler, uzaylılar veya boyutlar arası cirit atan iblisler bilinçaltımızdaki korkuların ete kemiğe bürünmüş halidir. 

Peki ya seri katiller? İşte onlar gerçektir. Kan donduran bir cinayetin suçunu doğaüstü bir güce ya da başka bir gezegenden gelen dünya dışı yaratığa atamazsınız. Ve maalesef yan komşunuz bile katil olabilir. İşte gerçekten korkutucu olan da budur.

Bugün insanların sinema salonlarında kusmasına ya da bayılmasına neden olduğunu iddia edilen Terrifier serisinin son halkası gösterime giriyor. Terrifier 3, yalnızca 2 milyon dolara çekilmesine rağmen 5 haftada bütçesinin 44 katını kazanmasıyla tarih yazıyor. İlk iki filmi izlemiş olanlar kendilerini neyin beklediğini aşağı yukarı tahmin ediyordur: Evet, bir kez daha kan gövdeyi götürecek. 

Biz de Terrifier 3'ü bahane ederek korku ve gerilim meraklılarına seçmece seri katil filmlerinden oluşan bir liste sunmak istedik. Bunu yaparken Yedi (Se7en), Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs), Sapık (Psycho), Taksi Şoförü (Taxi Driver) ve Koku (Perfume: The Story of a Murderer) gibi türün en bilindik örneklerinden sıyrılmak, dünya sinemasına da uzanmak ve bir nebze olsun kıyıda köşede kalmış yapımları hatırlatmak istedik.

Hazırsanız başlıyoruz...
 

Cinayet Günlüğü (Memories Of Murder)

Listedeki en meşhur filmlerin başında Cinayet Günlüğü geliyor. "Bu filmin adını hep duyuyorum ama bir türlü izleyemedim" diyenler varsa, tam sırası. Güney Koreli sinemacı Bong Joon-ho, 2020'de düzenlenen 92. Akademi Ödülleri'ne damgasını vuran Parazit'i (Parasite) çekmeden 16 yıl önce yönettiği Cinayet Günlüğü'yle, türün en iyilerinden birine çoktan imza atmıştı aslında. Bong, Cinayet Günlüğü'nde küçük bir kasabanın atmosferini, bürokrasinin aksaklıklarını ve insan doğasının karmaşıklığını ustalıkla işliyor.

gthyju
Güney Kore'deki bir dizi tecavüz ve cinayetle ilgili soruşturma yürüten iki dedektifi merkeze alan Cinayet Günlüğü, sadece türün değil 21. yüzyılın en iyilerinden biri kabul ediliyor (CJ Entertainment)

Toplumsal eleştiri yönüyle öne çıkan film, Güney Kore'de 1986'dan 1991'e kadar yaşanan cinayetlerin tüyler ürperten gerçek hikayesine dayanıyor. Adalet arayışı ve çaresizliğin getirdiği etik sorularla izleyiciyi düşündürürken, mizahı ve gerilimi ustaca dengeleyen Cinayet Günlüğü, suç ve neo-noir türlerini de başarıyla harmanlıyor. 

Zengin, rahatsız edici detayları ve etkileyici performanslarıyla Cinayet Günlüğü, zamansız bir klasik, küçük bir başyapıt ve insanın yanılma payını yüzüne vuran harika bir hiciv.  

Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil)

İnsana gözünü kırpma fırsatı bile vermeyen 2010 yapımı Şeytanı Gördüm, Kim Jee-woon imzalı bir kedi-fare oyunu.

Başrolleri İhtiyar Delikanlı'yla (Oldboy) tanınan Choi Min-sik ve Lee Byung-hun'un paylaştığı film, nişanlısı psikopat bir seri katil tarafından vahşice öldürülünce intikam arayışına giren bir özel ajanı merkeze alıyor. 

xhyju
Park Chan-wook'un İhtiyar Delikanlısı'yla devleşen Choi Min-sik, Şeytanı Gördüm'deki performansıyla izleyiciyi yerine mıhlıyor (Magnolia Pictures)

Güney Kore sinemasının sınırları zorlayan bir örneği olan film, intikamın ahlaki sonuçlarını sorgularken, avcı ve av arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor. 

Grotesk şiddet sahneleri ve rahatsız edici detaylarıyla insan doğasının karanlık yönlerini keşfe çıkan Şeytanı Gördüm, izleyicisini konfor alanından çıkarırken, aynı zamanda görsel estetiğiyle büyüleyici bir deneyim sunmayı da başarıyor.

Başroldeki iki aktörün muhteşem performanslarıyla hafızalara kazınan gerilim, hem psikolojik hem de fiziksel bir savaşı ustalıkla aktarıyor.

Harika yönetmenliği, ustalıklı senaryo yazımı, özenli sinematografisi ve şoke edici finaliyle Şeytanı Gördüm, insanın kusurlarını hatırlatan, türün kusursuz bir örneği. 

Kutsal Örümcek (Holy Spider)

İranlı sinemacı Ali Abbasi'nin 2016 yapımı ilk yönetmenlik denemesi Shelley ve 2018 tarihli ikinci filmi Sınır'ın (Gräns) ardından imza attığı Kutsal Örümcek (Holy Spider), gerçek olaylara dayanıyor. 

2000'de başlayan ve 11 ay boyunca 16 seks işçisi kadının cinayete kurban gitmesini işleyen film, izleyicisine "Katil kim?" sorusunu sordurma gereği duymuyor. Ama yine de kendimizi film boyunca tedirgin ve diken üstünde buluyoruz. 

trhyj
Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan Kutsal Örümcek'teki korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu (Tri Art Film)

Kutsal Örümcek, bir kadın gazetecinin, kendine "Örümcek Katili" diyen bir caninin işlediği cinayetleri araştırmak üzere İran'ın kutsal şehri Meşhed'e gelmesiyle hız kazanıyor. 

Abbasi, yalnızca bir suç hikayesi anlatmakla kalmıyor; toplumun ataerkil yapısını, kadınların maruz kaldığı sistematik baskıyı ve adaletin çarpıklığını cesur bir şekilde eleştiriyor.

Şiddet, ahlak ve adalet kavramlarını sorgulayan filmde korkusuz gazeteciyi canlandıran Zar Amir Ebrahimi, etkileyici performansıyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olmuştu.

Kutsal Örümcek'in sokakları günahkarlardan temizlediğine inanan katiliyle Martin Scorsese klasiği Taksi Şoförü'nün baş karakteri Travis Bickle arasındaki benzerlikler de dikkat çekici.

Bataklık (La isla mínima)

Mahkum 77 (Modelo 77) ve Grupo 7 gibi filmleriyle de tanınan Alberto Rodríguez imzasını taşıyan Bataklık, 1980'lerin İspanya'sında, ülkenin güney bölgelerindeki bataklıklarda işlenen korkunç cinayetlerin izini süren iki zıt karakterli dedektifin hikayesini anlatıyor. 

Siyasi ve toplumsal alt metinlerle dolu filmde başrol oyuncuları Javier Gutiérrez ve Raúl Arévalo'nun üstün performansları, ikilinin karakter dinamiklerini ve ahlaki gerilimlerini başarılı bir şekilde yansıtıyor. 

vfghy
Prömiyerini 62. San Sebastián Uluslararası Film Festivali'nde yapan Bataklık, 29. Goya Ödülleri'nde En İyi Film de dahil olmak üzere 10 ödül kazanmıştı (Warner Bros. Pictures)

Hem görsel hem de tematik olarak karanlık ve kasvetli bir atmosfer sunan 2014 yapımı filmdeki boğucu bataklık manzaraları, neredeyse bir karakter haline gelerek hikayenin sıkışmışlık duygusunu daha da derinleştiriyor. 

Franco sonrası İspanya'da otoriter geçmişin izlerini eleştirel bir şekilde işleyen gerilim; toplumsal eşitsizlik, yozlaşma ve adaletin karmaşıklığını da izleyicisine hissettiriyor. 

Özetle Bataklık'ı seyrederken sadece bir seri katil hikayesi değil, İspanya tarihine bir bakış sunarak, katmanlı anlatımıyla iz bırakan bir film de izliyoruz. Bu da onu listenin olmazsa olmazlarından biri haline getiriyor.

Derin Kırmızı (Profondo Rosso)

Seri katiller, vahşi cinayetler ve korku unsurlarıyla dolur bir seçki yaparken İtalyan usta Dario Argento'ya yer vermemek olmaz.

Argento'nun 1975 yapımı giallo klasiği, Roma'da yaşayan Britanyalı caz piyanisti Marcus Daly'nin, bir cinayete tanık olmasının ardından kurbanın gizemli geçmişine doğru sürükleyici bir soruşturma yürütmesini merkeze alıyor. 

İtalyan sinemacının türün kodlarını ustaca kullandığı Derin Kırmızı, izleyicisine görselliğiyle de büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Luigi Kuveiller'in etkileyici sinematografisi sayesinde renk kullanımını hikaye anlatımı için bir araç görevi görüyor. 

hyju
Argento, Derin Kırmızı'yı Federico Fellini ve Tinto Brass'la yaptığı işbirlikleriyle de tanınan senarist Bernardino Zapponi'yle birlikte kaleme aldı (Cineriz)

Argento'nun şiddeti estetik bir unsur olarak kullanması ve Goblin (1977'deki işbirlikleri Suspiria da tek kelimeyle muhteşemdir) tarafından bestelenen eşsiz müzikler, izleyici için akıllara zarar bir deneyim yaratıyor. 

Hikaye, yalnızca katili bulma amacı gütmediği için kendimizi aynı zamanda karmaşık karakterler ve beklenmedik olaylarla her daim şaşırırken buluyoruz. İşte bu yüzden türün meraklıları için Derin Kırmızı, kaçırılmaması gereken bir başyapıt ve Argento'nun hiç kuşkusuz en iyilerinden...

Yüksek Tansiyon (Haute Tension)

Slasher alt türüne yaptığı sert ve stilize yaklaşımıyla dikkat çeken Yüksek Tansiyon, Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes) ve Ölümcül Sular'la (Crawl) da tanınan Fransız sinemacı Alexandre Aja imzasını taşıyor.

Marie ve Alex adlı iki genç kızın hikayesine odaklanan film, ikilinin arasındaki dostluğu ve Alex'in ailesinin evindeki sıradan bir gecede başlayan korkunç katliamla gelişen olayları anlatıyor.

xvdf
Yüksek Tansiyon, 2003 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde gösterilmişti (EuropaCorp)

Hikaye, başından sonuna kadar yüksek tempoyla akarken, Aja da şiddeti çarpıcı şekilde gözler önüne sermekten çekinmiyor.

Aja'yla pek çok projede birlikte çalışan Maxime Alexandre'ın karanlık ve klostrofobik görüntü yönetimi, filmin ürkütücü atmosferine büyük katkı sağlıyor. 

Başrolü Maïwenn'le birlikte paylaşan Cécile de France'ın filme kattıklarına özellikle değinmeden olmaz. De France'ın Marie rolündeki performansı, karakterin psikolojik derinliğini etkileyici şekilde yansıtırken, filmin sürpriz finaliyle birleşip izleyiciyi allak bullak eden şoke edici bir deneyime sürüklüyor. 

Fransız ekstrem sinemasının çarpıcı örnekleri arasında başı çeken film, korku türüne yenilikçi bir yaklaşım sunarken, klişeleri de bilinçli şekilde kullanarak onları ters yüz ediyor. 

Ölüm Provası (Audition)

 

Bu filmle ilgili alışılagelmiş tek bir şey bile yok... Rahatsız edici filmleriyle izleyicisini allak bullak eden eden Japon sinemacı Takashi Miike imzasını taşıyan Ölüm Provası, eşini kaybettikten sonra yalnızlık çeken bir adamın, kendine eş bulma amacıyla düzenlediği sahte bir seçme sürecinde, Asami adlı gizemli bir kadınla tanışmasını konu alıyor. 

Masum bir romantizm hikayesi gibi başlayan film, biz ne olduğunu bile anlayamadan giderek daha karanlık ve rahatsız edici bir atmosfere bürünüyor.

gnhukı
Takashi Miike'nin unutulmaz filmi, finalinden önceki tedirgin edici atmosferine rağmen izleyicisini sonundaki şoke edici anlara hazırlamıyor (Omega Project)

Miike, yönetmenliğiyle izleyicisinin aldatıcı bir huzura kapılmasını sağlarken, şoke edici üçüncü perdeyle de hançeri indirerek sarsmayı başarıyor. 

Gerilimi ve şiddeti birer metafor olarak kullananan Miike cinsiyet rolleri, yalnızlık ve bastırılmış travmalar gibi temaları işliyor. Filmde Asami'yi canlandıran Eihi Shiina'nın unutulmaz performansı, hem narin hem de tehditkar enerjisiyle hikayeye damgasını vuruyor.

Ryu Murakami'nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, hiç kuşkusuz izleyiciyi konfor alanından çıkarıp en karanlık yerlere götürerek orada bırakıyor. 

Türler arasında cesur geçişler yapan Ölüm Provası, hiç kuşkusuz Japon korku sinemasının mihenk taşlarından biri ve bir meydan okuma.

Tez (Tesis)

Alejandro Amenábar'ın yazıp yönettiği Tez, medya öğrencisi Ángela'nın, "şiddet görüntüleri ve toplum üzerindeki etkisi" konulu bir tez hazırlarken karanlık bir dünyanın kapılarını aralamasını konu alıyor. En çarpıcı İspanyol gerilimleri arasında başı çeken yapımda hikaye, Ángela'nın bir snuff filmi keşfetmesiyle giderek tehlikeli bir hal alırken, izleyicisini de rahatsız edici sorularla yüzleştiriyor.

Amenábar, hem gerilimli hem de merak uyandıran bir atmosfer yaratırken, karakterlerin sırlarla dolu dünyasını da ustalıkla şekillendiriyor. Şiddetin izleyiciyi ne ölçüde etkilediğini sorgulayan katmanlı bir anlatı sunan Tez, izleyicisine karanlık üniversite koridorlarından ekranın ötesindeki ahlaki boşluğa kadar uzanan bir keşif vaat ediyor. 

xcdvf
1996 yapımı Tez, En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere 7 Goya Ödülü kazanmıştı (United International Pictures)

Ana Torrent'in Ángela rolündeki performansı, masumiyetle kararlılık arasındaki ince çizgiyi başarıyla yansıtıyor. 

Şiddeti, gerilim unsuru olmanın ötesinde, toplumsal bir fenomen olarak ele alan film, şaşırtıcı şekilde Amenábar'ın ilk uzun metrajlı filmi.

Güçlü hikaye anlatımı ve karanlık atmosferiyle Tez, hiç kuşkusuz izleyicisinde derin izler bırakan, cesur ve düşündürücü bir sinema deneyimi.

Karanlığın Gölgesi (Don't Look Now)

Britanyalı sinemacı Nicolas Roeg'in yönetmenliğini üstlendiği Karanlığın Gölgesi için gerilim ve korkuyu psikolojik derinlikle harmanlayan bir başyapıt dersek hiç de abartmış olmayız. 

Daphne du Maurier'in kısa öyküsünden uyarlanan film, kızlarını kaybetmenin yasını tutan bir çiftin, Venedik'in kasvetli kanalları ve daracık sokakları arasında gizemli ve rahatsız edici olaylar zincirine sürüklenmesini konu alıyor. Bir seri katilin işlediği vahşi cinayetler, aslında filmin merkezinde değil arka planında yer alsa da izleyicisini fazlasıyla tedirgin etmeye yetiyor da artıyor. Roeg, parçalı anlatım yapısı ve etkileyici görsel diliyle, 1973 yapımı film boyunca izleyicinin hem duyularını hem de duygularını hedef alıyor. 

xuıko9p0
Karanlığın Gölgesi, çekildiği döneme göre özellikle müstehcen kabul edilen seks sahnesiyle de tartışma yaratmıştı (British Lion Films)

Ustalıklı performanslarıyla Donald Sutherland ve Julie Christie, yas ve suçluluk duygusunun yıkıcı etkilerini çarpıcı bir gerçeklikle yansıtıyor. Sinematografi, Venedik'in gotik ve melankolik atmosferini güçlü bir şekilde hissettirerek mekanı adeta hikayenin bir karakteri haline getiriyor. Roeg'in kullandığı kırmızı renk motifi, film boyunca görsel ve anlatısal bir ipucu olarak gerilim unsurunu üst seviyeye çıkarıyor.

Karanlığın Gölgesi için yalnızca iyi bir korku filmi demek yetersiz kalıyor. Kayıp, iletişimsizlik ve kader temalarını irdeleyen film, şoke edici finali ve ustaca inşa edilen gerilim dolu yapısıyla, izleyiciyi hem duygusal hem de zihinsel olarak derinden sarsıyor. Sadede gelmek gerekirse Karanlığın Gölgesi, yalnızca 1970'ler sinemasının değil tüm zamanların en etkileyici gerilimlerinden biri.

Kayboluş (Spoorloos)

Hollandalı yönetmen George Sluizer imzasını taşıyan Kayboluş için gerilim türüne yenilikçi bir yaklaşım getiren psikolojik bir başyapıt desek yanlış olmaz. 1988 yapımı film, sevgilisi bir mola yerinde aniden ortadan kaybolan bir adamın hikayesini merkeze alıyor. Adam obsesif bir şekilde gerçeği ararken, izleyiciler de filmin soğukkanlı ve rahatsız edici psikolojik derinliğiyle sarsılıyor.

Kayboluş, insan doğasının karanlık yönlerini ve kötülüğün sıradanlığını keşfederken, kayıp ve saplantı temalarını işliyor. Filmdeki antagonist Raymond Lemorne, karizmatik ve sıradan görünümünün altında, unutulmaz ve sarsıcı bir kötülük portresi çiziyor. Film boyunca adım adım inşa edilen gerilim, hem kahramanın hem de izleyicinin çaresizlik duygusunu giderek daha da artırıyor.

xcvf
Yönetmen George Sluizer, Kayboluş'u 1993'te İngilizce olarak tekrar çekmişti (Argos Films)

Kayboluş, sarsıcı ve nihilist finaliyle izleyicisini dehşete düşürürken düşündürüyor. Tam olarak da türün diğer örneklerinden işte böyle ayrılıyor. 

Kayboluş, minimalist anlatımı, güçlü karakter çalışmaları ve ahlaken rahatsız edici alt metinleriyle yalnızca bir gerilim filmi değil, insan psikolojisinin karanlık bir keşfini sunuyor. Sluizer'in ustaca yönetimi, filmi zamanın ötesine taşırken, sinema tarihindeki en etkileyici gerilimlerden biri haline getiriyor.



Sevilen dizinin yaratıcıları, yeni filmdeki eksik oyuncularla ilgili konuştu

The Inbetweeners'ın oyuncu kadrosu (Channel 4)
The Inbetweeners'ın oyuncu kadrosu (Channel 4)
TT

Sevilen dizinin yaratıcıları, yeni filmdeki eksik oyuncularla ilgili konuştu

The Inbetweeners'ın oyuncu kadrosu (Channel 4)
The Inbetweeners'ın oyuncu kadrosu (Channel 4)

The Inbetweeners hayranları, popüler sitcomun gelecek yıl üçüncü bir sinema uyarlamasıyla geri döneceği haberini hâlâ kutluyor ancak oyuncu kadrosundan bir ismin eksikliği gündemden düşmüyor.

Orijinal dizinin 4 başrol oyuncusunun (Simon Bird, Joe Thomas, Blake Harrison ve James Buckley) filmde yer alacağı kesinleşirken, popüler karakter Charlotte Hinchcliffe'i canlandıran Emily Atack, katılımı henüz belli olmayan oyuncular arasında.

Dizinin yaratıcıları Iain Morris ve Damon Beesley, Instagram'da The Inbetweeners 3'le ilgili bir güncelleme paylaşarak bazı karakterlerin neden yer almayacağına dair ipucu verdi.

İkili, "Muhtemelen bildiğiniz gibi, yeni bir Inbetweeners macerasının çekimlerine başladık" diye yazdı. 

Herkesin gösterdiği ilgiden çok memnunuz ve bu 4 aptalın hâlâ haber değeri taşıması harika bir şey. Dedikodu kazanı bazen çığırından çıkabiliyor, bu yüzden basit bir tavsiyemiz var: Sizin için hazırladığımız sürprizlerin tadını tam anlamıyla çıkarmak istiyorsanız, hikayeyle ilgili fotoğraflardan ve spekülasyonlardan uzak durmanızı öneririz. Hiçbir şey bilmeden izlemenin çok daha keyifli olacağına söz veriyoruz.

İkili, bazı karakterlerin yeni filmde yer almayacağını doğrularken, bunun nedenleri hakkında spekülasyonlar olacağına da değindi.

"Şunu açıkça belirtmek isteriz ki, ne kadar uğraşırsak uğraşalım dizilerdeki tüm sevilen karakterleri bu yeni filme sığdıramadık" dediler. 

Bu bizim suçumuz, sadece bizim.

fvgthy
Emily Atack, The Inbetweeners'ta (Channel 4)

Ve evet, insanlar bu seçimleri neden yaptığımıza dair spekülasyonlar yürütecek ancak maalesef gerçek şu ki, senaryoda sevgili 'arkadaşlarımızın' hepsini geri getirebileceğimiz makul bir yol bulamadık.

Yeni film duyurulmadan önce çıkan bazı haberlerde yapımcıların Atack'i kadroya almaya çalıştığı öne sürülmüş, The Sun'a konuşan bir kaynak, aktrisin "oturtmak istedikleri projenin eksik parçalarından biri" olduğunu söylemişti.

Sosyal açıdan sıradan bir grup ergenin maceralarını anlatan The Inbetweeners, ilk olarak 2008'le 2010 arasında E4'te üç sezon boyunca yayımlanmıştı. Rekor izleyici rakamlarına ulaşan dizi, daha sonra iki sinema filmine uyarlanmıştı.

2011 yapımı Skor Sıfır (The Inbetweeners Movie) ve 2014 tarihli The Inbetweeners 2, toplamda 100 milyon sterlinin (yaklaşık 6,5 milyar TL) üzerinde hasılat elde ederek Birleşik Krallık komedi filmleri arasında gişe rekorları kırmıştı.

Yeni devam filmi dijital yayın platformu Netflix için geliştirilirken, sinemalarda gösterime girip girmeyeceği ise henüz kesinleşmedi.

Independent Türkçe


Tarihte tam maraton koşan ilk robot, yeni nesil teknolojilerin önünü açıyor

Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)
Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)
TT

Tarihte tam maraton koşan ilk robot, yeni nesil teknolojilerin önünü açıyor

Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)
Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'na katılan RAIBO2 (KAIST)

Tarihte ilk tam maratonu koşan robotu geliştiren araştırmacılar bulgularını açıkladı.

RAIBO2 adlı robot, Kasım 2024'te Güney Kore'de düzenlenen Sangju Kuru Hurma Maratonu'nun 42 bin 195 km'lik tam parkurunu 4 saat 20 dakikadan biraz daha kısa sürede tamamlamıştı. İlk kez böyle bir robot bu mesafeyi tamamlamış ve bataryasının değiştirilmesine gerek kalmamıştı.

Bilim insanları, dünyada ilk olma özelliği taşıyan bu başarıyı, diğer robotların uzun mesafelerde çalışmasını sağlayabilecek ve teknolojiyi daha işlevsel amaçlar için kullanılabilir hale getirecek faydalı bulgulara dönüştürdüklerini söylüyor.

Araştırmacılar, robotun öneminin sadece maraton koşma yeteneğiyle sınırlı olmadığını belirtiyor. Son zamanlarda makinelerin çeşitli ortamlarda kullanılmasına yönelik artan ilgi, robotların koşu hızlarında ve zorlu koşullarda hareket etme yeteneklerinde çığır açıcı gelişmelere neden oldu. Ancak araştırmacılar, çok fazla güç harcamadan, aşırı ısınmadan, bataryası tükenmeden veya dengesizleşmeden uzun süre çalışabilen bir robot üretmeyi mümkün kılmanın da en az bunun kadar önemli olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar, bu soruna daha büyük bataryalar veya daha verimli motorlar gibi tek tek bileşenler üzerinden yaklaşmak yerine, onu "bütünsel robot sistemi sorunu" olarak ele aldı. Dört ayaklı robotlar bacaklarını hareket ettirirken vücutlarının çeşitli kısımlarından enerji kaybettiği için bu tür çetin görevleri üstlenebilecek bir robot geliştirmek, bütün tasarımını optimize etmek anlamına geliyor.

Ekip, tasarımın işe yaradığından emin olmak için maraton boyunca robotla birlikte koştu ve voltaj, sıcaklık ve batarya durumunun yanı sıra diğer verileri de kaydetti. Robot ayrıca resmi bir katılımcı olarak kaydedildi ve yolculuğu boyunca görüntülendi.

Araştırmacılar bu tek robot araştırmasından elde edilen verileri, seri üretime uygun ve endüstriyel ortamlarda kullanılabilecek bir ürüne dönüştürmeyi umuyor. RAIBO2 robotu elle tasarlanıp üretildi ancak onu gerçek bir ürüne dönüştürmek için tasarımın birden fazla robotta güvenle kullanılabilir hale getirilmesi ve zorlu endüstriyel ortamlarda da güvenilirliğinin sağlanması gerekecek.

Robotun geliştirildiği Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden (KAIST) Jemin Hwang, "Bu çalışma, dört ayaklı bir robotun ne kadar uzağa koşabileceğini göstermenin ötesine geçiyor" diyor.

Hem yüksek hareket performansı hem de enerji verimliliği elde etmek için robotun tamamının nasıl tasarlanması gerektiğini gerçek maraton verilerini kullanarak gösterdik. Laboratuvarda elde edilen dünya standartlarındaki performansı, endüstriyel ortamlarda herkesin güvenle kullanabileceği ürünlere taşıyacağız.

Çalışma, hakemli dergi Nature'da yayımlanan "A quadruped robot designed to complete a marathon on a single battery charge" (Tek bir batarya şarjıyla maratonu tamamlamak üzere tasarlanmış dört ayaklı robot) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


Sarı koridorların ötesinde: Backrooms hayranlarına 5 dizi önerisi

Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
TT

Sarı koridorların ötesinde: Backrooms hayranlarına 5 dizi önerisi

Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)

Kimimiz sinemada izledi, kimimiz korsan sitelerde arayıp buldu. Ama kabul edelim ki Backrooms, tuhaf fragmanını gördüğümüz günden beri aklımızdaydı ve Saplantı'yla (Obsession) birlikte yazın korku fenomenine dönüştü.

A24'ün 10 milyon dolara çekilen filmi, dünya çapında 400 milyon dolar barajını aşıp bütçesinin katbekat fazlasını kazanınca bizim de aklımıza tek bir soru takıldı: Bu koridorlardan çıkmayı gerçekten istiyor muyuz? 

Ne yalan söyleyelim, biz istemedik. Ama belli ki yalnız da değiliz: Boş ofislerin, terk edilmiş odaların ve hiçbir yere varmayan daracık geçitlerin yarattığı huzursuzluk milyonlarca izleyicide karşılık buldu. 

Biz de Backrooms'un açtığı kapıdan girip gerçeklik duygumuzla benzer biçimde oynayan dizilerin peşine düştük.

Kimi kurumsal hayatı, kimi insan zihnini, kimi de doğrudan başka boyutları kurcalıyor ama hiçbiri izleyicinin kendisini güvende hissetmesine izin vermiyor. Bu dünyalarda duvarın, kapının veya asansörün ardında gerçekliğin başka bir sürümü bekliyor.

Koridor biraz uzun, ışıklar da pek güven vermiyor ama buyurun, liste bu tarafta. Dönüş yolunu sonra düşünürüz.

Severance (2022 - )

Bilindiği üzere Severance, Apple TV'nin en çok ses getiren dizileri arasında başı çekiyor. Başrollerinde Adam Scott, Zach Cherry, Britt Lower ve Tramell Tillman gibi isimleri buluşturan bilimkurgu, klostrofobik atmosferiyle Backrooms hayranlarını daha ilk bölümden içine çekebilecek netameli bir dünyaya sahip. 

Severance, Lumon adlı şirkette çalışan ve anıları, iş hayatlarıyla dışarıdaki yaşamları arasında kesin biçimde ayrılan bir grup insanı merkezine alıyor. Lumon'un beyaz ve gri tonlardaki soğuk odaları, sonu gelmeyecekmiş gibi birbirine açılan steril koridorları ve insanın yön duygusunu bozan tasarımı, işyerini psikolojik olduğu kadar fiziksel bir hapishaneye dönüştürüyor. 

yu
53 yaşındaki Adam Scott, Severance'ta eşinin ölümüyle başa çıkamayınca, iş ve özel hayatını cerrahi bir yöntemle birbirinden ayıran prosedüre başvuran Mark Scout rolünde (Apple TV)

Çalışanların yalnızca ofiste var olan benlikleri binanın dışına hiç çıkamadığı için Lumon, Backrooms'u andıran bir dekor olmanın ötesine geçerek kendi kuralları bulunan, sınırları ve çıkışı belirsiz gerçek bir ara mekan gibi işliyor.

İki yapım da sıradan görünen mekanları kabusa dönüştürürken Backrooms bilinmeyenin yarattığı korkuya, Severance ise kurumsal düzenin insan kimliğini nasıl parçaladığına odaklanıyor. 

Gizemini ağır ağır açan ve ofis hayatının zaten tanıdık gelen sıkışmışlığını gerçeküstü bir kabusa dönüştüren Severance, Backrooms'u sevenlerin kaçırmaması gereken dizilerden.

IMDb: 8,6
Nereden izlenir: Apple TV

Mr. Robot (2015 - 2019)

Son söylenecek şeyi ilk cümlede deyiverelim: Mr. Robot izlemek her zaman iyi bir fikir. 

Ama özellikle Backrooms'un tekinsiz dünyasında kaybolma hissini sevdiyseniz, bu kült gerilim listenin en güçlü seçeneklerinden biri. 

Mr. Robot'ta, henüz Freddie Mercury rolüyle Oscar'ı eve götürmemiş Rami Malek, insanlarla arası pek iyi olmayan Elliot Alderson'ı canlandırıyor. Elliot gündüzleri siber güvenlik uzmanı, geceleriyse dünyanın servetini ve gücünü elinde tutan seçkinlere karşı savaşan son derece yetenekli bir hacker. 

dfgthyju
Mr. Robot'ta Elliot rolünü canlandıran 45 yaşındaki Rami Malek, dizinin kendisini "epey paranoyak" yaptığını söylüyor (USA Network)

Depresyon, paranoya ve dissosiyatif kimlik bozukluğuyla yaşayan Elliot'ın gerçeklik algısı çözüldükçe izleyicinin neyin gerçek olduğuna dair güveni sarsılıyor, haliyle biz de neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Dizinin yaratıcısı Sam Esmail'in karakterleri kadrajın köşelerine sıkıştıran görsel dili ve her an kötü bir şey olacakmış duygusu yaratan boğucu atmosferi, en sıradan mekanları bile insanın kaçmak isteyeceği yerlere dönüştürüyor.

Bu akrabalık tesadüf değil: Kane Parsons, 2021'de keşfettiği üç Emmyli Mr. Robot'u Utopia ve Devs'le birlikte YouTube'daki Backrooms kısa filmlerinin başlıca esin kaynakları arasında gösteriyor.

Her iki yapım da gerçeklik algısı bozulan kahramanlarını klostrofobik dünyalara hapsediyor. Backrooms korkuyu boyutlar arasında uzanan sarı koridorlara bırakırken Mr. Robot aynı huzursuzluğu insan zihninde ve dijital çağın soğuk toplumsal düzeninde arıyor. 

Ne demiştik? Her zaman iyi bir fikir. 

IMDb: 8,5
Nereden izlenir: Prime Video

 

Twin Peaks (1990 - 1991)

Övmeye ne hacet? Ama yine de insan birkaç kelam etmeden geçemiyor. Malum, David Lynch'in başyapıtı Twin Peaks, televizyon tarihinin en tuhaf ve tekinsiz dünyalarından birini kurarken sıradan görünen bir kasabayı gerçeklikle kabusun arasına hiç zorlanmadan asıveriyor.

Dizi, aynı adlı kasabada yaşayan lise öğrencisi Laura Palmer'ın gizemli cinayetinin peşine düşen kahve tutkunu FBI ajanı Dale Cooper'ı izliyor. Genç kızın ölümüyle kasabanın usul usul çatırdamasını da... İlk bölümlerde melodramla absürt mizahı yan yana getiren anlatı, kartpostal kadar sevimli görünen bu yerde bir şeylerin hiç de yolunda olmadığı hissini usulca büyütüyor.

scdfrgthy
Kyle MacLachlan'ın canlandırdığı özel Ajan Dale Cooper, kahve sevgisi, ses kayıt cihazı ve mistik yöntemleriyle televizyon tarihinin en ikonik karakterlerinden biri (ABC)

Backrooms'un köklerini arayanlar için Twin Peaks, televizyonda sürrealizmin ve mekansal klostrofobinin ulaştığı zirve noktalardan biri. 
Kasabanın altında kıpırdayan doğaüstü güçler bu huzursuzluğu derinleştirirken, kadife perdeleri, zikzaklı zemini ve sonu yokmuş gibi görünen yapısıyla insanın yön duygusunu bozan meşhur Kırmızı Oda, dizideki araf hissinin en yoğunlaştığı yere dönüşüyor.  

Backrooms da Twin Peaks de bildiğimiz dünyanın kurallarını kapının dışında bırakıyor. Biri korkuyu boşluk ve yalnızlıktan çıkarırken diğeri onu kasabanın sakinleri, bastırılmış sırlar ve doğaüstü güçlerle besliyor.

Sarı koridorlar ya da kırmızı perdeler... Seçim sizin ama iki tarafta da çıkış pek mümkün görünmüyor.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: MUBI

Channel Zero (2016 - 2018)

Bir "korku evi" düşünün, simsiyah ve kocaman. Kapısında birazdan yaşayacakları dehşete meydan okumaya hazır heyecanlı gençler var, bir de gözyaşlarını ya da midelerini tutamayanlar... Channel Zero'dan bahsediyoruz, özellikle de Backrooms'a pek çok açıdan benzeyen ikinci sezonu No-End House'tan (Çıkışı Olmayan Ev).

Channel Zero'nun adını bile duymamış olabilirsiniz, şaşırmayız. Bu gözden kaçmış korku cevheri, internette kulaktan kulağa yayılan şehir efsanelerini ekrana taşıyarak Backrooms'la aynı dijital genetikten besleniyor. Hak ettiği ilgiyi görememiş bu antolojinin yukarıda da bahsettiğimiz ikinci sezonu, sonu gelmeyen ve içine girenleri bırakmaya hiç niyeti olmayan odalarıyla Backrooms'un karanlık kuzeni gibi.

cvfgbh
Channel Zero'nın ikinci sezonu, her biri bir öncekinden daha rahatsız edici ve tuhaf odalardan oluşan gizemli bir korku evini ziyaret eden Margot'nun hikayesini anlatıyor (Syfy)

No-End House, insana bir sonraki odayı görmek istemediği halde o kapıyı açtırıyor. Seyircinin payına da çaresizce çıkış aramak düşüyor.

2016'da başlayıp 4 sezon süren Channel Zero'ya, A24'ün YouTube'dan beyazperdeye taşıdığı dijital korku estetiğinin televizyondaki en somut öncülerinden biri demek mümkün. İki yapım da internetin karanlık köşelerinden çıkan efsaneleri insanı yutan mekanlara dönüştürüyor. Backrooms tek bir evrenin sarı koridorlarında ilerlerken Channel Zero her sezon başka bir kabusun kapısını açıyor.

Favorimiz ikinci sezon olsa da her hikayede bambaşka bir kabusun kapısını aralayan Channel Zero'ya hiç tereddütsüz bir şans vermenizi öneriyoruz. No-End House'a bir girin, çıkabilirseniz gerisine de bakarsınız.

IMDb: 7,1
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor​​​​​​

Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone / 1959 - 1964)

Backrooms'un sarı koridorlarında kaybolmamızdan yaklaşık 70 yıl önce Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone), bizi çıkışı olmayan gerçekliklere çoktan hapsetmişti. 1959'da başlayan dizi için bir kasabayı boşaltmak, bir duvarı başka boyuta açmak ya da sıradan bir odayı hakikatten koparmak yeterliydi. Büyük numaralara ihtiyacı yoktu; birkaç küçük dokunuşla insan kendi evindeki koridordan bile kuşku duyabiliyordu pekala.

Diziyi izlerken saatiniz hâlâ çalışır, hayat akmaya devam eder, eviniz yerli yerinde durur ama bunların hiçbirine güvenemezsiniz. Alacakaranlık Kuşağı işte izleyicisine bunu yapar. 

thyjuk
Her bölümde farklı oyuncular ve bambaşka hikayelerle ilerleyen, bilimkurguya korku ve gerilimi ekleyen bu 5 sezonluk antoloji, türün televizyon tarihindeki öncü işlerinden biri sayılıyor (CBS, UPN)

Dizinin daha ilk bölümü Herkes Nerede? (Where Is Everybody?) bizi, ortalıkta tek bir insanın bulunmadığı kasabaya bırakıyor. Boş sokaklar, terk edilmiş evler, dükkanlar ve insanın ensesinden ayrılmayan "Burada bir şeyler çok yanlış" hissi... Backrooms hayranları için gayet tanıdık bir manzara.

Üstelik Alacakaranlık Kuşağı bütün bunları "liminal mekan" ifadesi internetin sözlüğüne girmeden onlarca yıl önce yaptı.

Dizinin insanın hafızasına kıymık gibi saplanan bölümlerinden Kayıp Küçük Kız'da (Little Girl Lost) ise başka türden bir çıkışsızlık var. Küçük kız başka bir boyutta kayboluyor, ailesi onun sesini duvarın ardından duyuyor ama kendisini göremiyor. Birini birkaç santimetre ötede hissedip ona ulaşamamak, boş bir koridorda kaybolmaktan bile beter olabilir.

İki yapım da tanıdık mekanların ardında hiç bilmediğimiz başka bir gerçeklik bulunduğunu söylüyor. Backrooms tek bir kabusun çıkışını ararken Alacakaranlık Kuşağı her bölümde kapıyı açıp bizi başka bir tanesinin içine itiyor. Sağ olsun.

IMDb: 9,0
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

Independent Türkçe